T.C.
KAYSERİ
BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ
6. HUKUK DAİRESİ
ESAS NO: 2025/1432
KARAR NO: 2025/1439
T Ü R K M İ L L E T İ A D I N A
B Ö L G E A D L İ Y E M A H K E M E S İ K A R A R I
İNCELENEN KARARIN
MAHKEMESİ: KAYSERİ 2. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ
TARİHİ: 04/06/2025 ARA KARAR
NUMARASI: 2024/474 Esas
DAVANIN KONUSU: Ticari Şirket (Tasfiyeye İlişkin)|Tazminat (Şirket Yöneticilerinin Sorumluluğundan Kaynaklanan)
İSTİNAF KARAR TARİHİ: 16/07/2025
İSTİNAF KARAR YAZIM
TARİHİ: 16/07/2025
Kayseri 2. Asliye Ticaret Mahkemesi 'nin 2024/474 Esas sayılı ve 04/06/2025 tarihli ara karara karşı , davacı vekili tarafından istinaf kanun yoluna başvurulması üzerine dosya dairemize gelmekle dosya üzerinden yapılan inceleme sonucunda ;
TARAFLARIN İDDİA VE SAVUNMALARININ ÖZETİ: Davacı vekili dilekçesinde özetle; müvekkili ile ...'ın 21/09/2016 tarihinde ...'ni kurduklarını, 02/05/2024 tarihinde ... ile müvekkilinin fikir ayrılığına düştüğünü, müvekkilinin bu şirkette %50 sermaye oranında ortak olduğunu, herhangi bir temsil ve ilzam ile yönetme yetkisine sahip olmadığını, davalı ...'ın uzun yıllardır şirketi idare ve temsil ettiğini, bu süreçte müvekkilini sürekli gerçeğe aykırı beyanlarla aldattığı gibi şirket işleri hakkında herhangi bir bilgi vermediğini, son olarak salon içerisinde canına kast ettiğini, ayrıca şirketin üçüncü kişilere borçlanmasını gerektirecek bir durumda bulunduğunu, davalının kötü niyetli hareketleri nedeniyle mezkur şirketin araçlarından birisinin satıldığını, birisinin hacizli olup yine tüm spor aletlerinin de hacizli olduğunu, ancak hacizli bu spor aletlerinin de davalı ...'ın yeni açtığı spor salonunda kullanmakta olup bu noktada da haksız menfaat elde ettiğini bildirerek davalı şirkette temsil yetkisi olan davalı ...'ın temsil yetkisinin kısıtlanmasına ve ...'ne yönetim kayyımı atanmasına, ayrıca dava devam ederken şirketin gelirlerinin mahkemece belirlenecek bir banka hesabına ödenmesine ve bu hesap üzerinde haciz ve sair işlemlerin uygulanmasının engellenmesine ve şirketin kullanmış olduğu İş Bankası, Denizbank ve Finansbank hesaplarına tedbir konulmasına karar verilmesini talep etmiştir.
İLK DERECE MAHKEMESİ KARARININ ÖZETİ : İlk derece Mahkemesi kararı ile; Somut uyuşmazlık, yapılan genel açıklamalar ve bahse konu yasa maddeleri ile bir bütün halinde değerlendirildiğinde; asıl dosya olan mahkememizin 2024/474 Esas sayılı dosyasında bilirkişi raporunun alındığı, ancak alınan bilirkişi raporu ile, davalı şirketin kötü yönetildiği, şirketin zararına hareket edildiği, davalı şirket müdürünün kanundan ve esas sözleşmeden doğan yükümlülüklerini ağır bir şekilde ihlal ettiği yaklaşık da olsa ispatlanamadığından davacı vekilinin, davalı şirkette temsil yetkisi olan davalı ...'ın temsil yetkisinin kısıtlanmasına ve ...'ne yönetim kayyımı atanmasına yönelik ihtiyati tedbir talebinin reddine karar verilmesi gerekmiştir. (Benzer İstanbul BAM 13. HD'nin 2019/1399 Esas - 2021/842 Karar sayılı kararı)
Bunun yanı sıra davacı vekilince, dava devam ederken şirketin gelirlerinin mahkemece belirlenecek bir banka hesabına ödenmesine ve bu hesap üzerinde haciz ve sair işlemlerin uygulanmasının engellenmesine ve şirketin kullanmış olduğu İş Bankası, Denizbank ve Finansbank hesaplarına tedbir konulmasına dair talepte bulunulmuş olup ise de, eldeki dava, şirket yöneticilerinin sorumluluğundan kaynaklanan tazminat davası olup, şirketin taşınır ve taşınmaz malları ile banka hesaplarının bizatihi uyuşmazlık konusu olmadığı, 6100 sayılı HMK'nın 389. maddesi uyarınca ancak uyuşmazlık konusu hakkında ihtiyati tedbir kararı verilebileceği, ayrıca şirket faaliyetlerini engelleyecek şekilde tedbir kararı verilmesi de mümkün olmadığından davacı vekilinin bu husustaki ihtiyati tedbir taleplerinin de reddine karar vermek gerekmiş "1-Davacının İHTİYATİ TEDBİR TALEPLERİNİN AYRI AYRI REDDİNE, " şeklinde ara karar verilmiştir.
Davacı vekili işbu ara kararı yasal süresi içerisinde istinaf etmiştir.
İLERİ SÜRÜLEN İSTİNAF SEBEPLERİ : Davacı vekili istinaf dilekçesinde özetle ;Müvekkil ile ... 21.09.2016 tarihinde ...'ni kurduğunu, Türkiye Ticaret Sicil Gazetesinin ... tarih ... sayılı ve 506. Sayfasında yayınlanmış olup ...Sicil numarası ile Kayseri Ticaret Sicil Müdürlüğüne şirket kayıtlı göründüğünü, Şirket ... tarihinde ... ilan sıra numarasıyla Türkiye Ticaret Sicil Gazetesine ilan edildiğini, Şirketin sermayesi 100 paya ayrılmış olup taraflara eşit olarak 50 pay olarak dağıtıldığını, müvekkil ile ... isimli ortağı eşit paya sahip olduğunu, Ticaret Sicil Gazetesi ilan bilgisi Ek-1'de sunulduğunu, 02.05.2024 tarihinde ... isimli şahıs şirket ile ilgili konularda müvekkille fikir ayrılığına düştüğünü ve işletme içerisinde müvekkilin boğazına bıçak dayayarak kendisini yaraladığını, müvekkil bu olaydan hemen sonra darp raporu alarak ... Amirliğinde kendisinden şikayetçi olduğunu, davalı şirketin toplam sermayesi 100.000 TL olup, 100 adet paya ayrıldığını ve müvekkil bu şirkette %50 sermaye oranında ortak olduğunu, müvekkil, davalı şirkette sadece %50 sermaye oranında ortak olup herhangi bir temsil ve ilzam ile yönetme yetkisine sahip olmadığını, davalı ... ise, uzun yıllardır şirketi idare ve temsil ettiğini, bu süreçte, müvekkili sürekli gerçeğe aykırı beyanlarla aldattığı gibi şirket işleri hakkında herhangi bir bilgi vermediğini, son olarak salon içerisinde canına kast ettiğini, şirketin üçüncü kişilere borçlanmasını gerektirecek bir durum da bulunmadığını, görüldüğü üzere yaşanan ve davalı gerçek kişi tarafından oluşturulan bu sebepler, şirketin feshi için haklı sebep oluşturduğunu, müvekkil ile davalı gerçek kişinin, artık bu aşamadan sonra ortak olarak bir araya gelmeleri mümkün olmadığından TTK m. 636’daki şartlar oluşmuş olmakla, davalı şirketin haklı nedenle feshine ve tasfiyesine veya karar tarihindeki gerçek değeriyle müvekkilin ortaklıktan çıkarılmasına karar verilmesi için Kayseri 2. Asliye Ticaret Mahkemesi 2024/474 Esas sayılı numarasıyla şirketin tasfiyesine yönelik dava açıldığını, gelinen noktada ve dosyada alınan bilirkişi raporlarında görüldüğü üzere davalı kendisi zenginleşirken mezkur ortak şirket borca batık konumuna geldiğini, bu nedenle müvekkilin payı veya şirket tasfiyesi sonrası alacağı alacakları davalı tarafından zarara uğratıldığını, savcılığa da yansıdığı şekilde davalı...ın müvekkilin boğazına bıçak dayamak suretiyle canına kast ettiği ve aralarında açıkça husumet bulunduğu , husumet sonrası açılan huzurdaki dava sırasında birden iki yakın arkadaş olan davalı ve arkadaşının, ortaya önceden düzenlendiğini iddia ettikleri bir senet çıkardıkları ve bu senet ile müşterek şirket aleyhine icra takibi yapıldığı,ki şirketi borçlandıran tüm işlemler tasfiye dosyasından sonra yapıldığını, senetin düzenlenme tarihinde tarafların birlikte bile olmadıklarının müvekkil tarafından kesin olarak bilindiği , müvekkilden habersiz icra takibinin kesinleştirildiği ve dosyada hiçbir ödeme çabasının bulunmadığı, müşterek şirkete uygulanan bu hacizle şirketin özellikle borçlandırıldığı ve borcu tahsil edebilecek başka yollar varken , bankalara bile müzekkere yazdırılmadan müşterek şirketin adına olup müvekkil tarafından kullanılan aracının ihale yoluyla sattırıldığı, şirketin iki aracı varken ve iki aracın satışıyla borç tam tahsil edilebilecek iken yalnızca müvekkilin kullandığı aracın sattırıldığı ve halen kasıtlı olarak şirketin icralık halde bırakıldığı ve bu danışıklı dövüş neticesinde davalı...ın şirket aracını kullanmaya devam ettiği, şirket üzerinde mal varlığı bulunmasına rağmen yalnızca müvekkile 89/1 gönderildiği , işlemin açıkça müvekkile yönelik yapıldığı, müşterek şirketin bu senet karşılığında hiçbir hizmet almadığı , bu konuda herhangi bir fatura kesilmediği ,ticari defterlere işleme yapılmadığı görülürken kaldı ki, művekkil ve davalının sosyal ekonomik durum incelemesi yapılırsa müşterek işyerleri borçlandırılan ortaklar olan művekkilin de, davalı ...'ın da ilgili seneti en geç icra aşamasında dahi ödeme gücü bulunduğu açıkça ifade edilmekte olup icra dosyasının celbiyle işbu davamızın haklılığı ortaya çıkacağını, şirketin 2,4 milyon TL borçlandırıldığı ve borca batık hale getirildiği senedin alacaklısı konumunda görülen ve tasfiye dosyasına da 3. Kişi olarak eklenen ... hakkında Maliye'ye şikayette de bulunulmuş olup mahkemenizce akıbetinin sorulmasını talep ettiğini, şirketin imza yetkisi ...'a ait olup dava tarihi ile bu yetkinin kısıtlanmasını talep ettiğini, şirket adına yapılan tüm işlemlerde imza yetkisi davalı tarafa ait olduğu için şirketin aktif olarak devam ettiği yıllarda yapmış olduğu kar/zarar durumunu müvekkil bilemediğini, arz ve izah edilenler ile sayın mahkemece resen gözetilecek sebeplerle ve fazlaya ilişkin her türlü talep ve dava haklarımız mahfuz kalmak kaydıyla; öncelikle istinaf başvurusunun kabulüne; ilgili şirkete yönetim kayyımı tayinine, dava devam ederken şirketin gelirlerinin mahkemece belirlenecek bir banka hesabına ödenmesine ve bu hesap üzerinde haciz ve sair işlemlerin uygulanmasının engellenmesine, şirketin kullanmış olduğu iş bankası, denizbank ve finansbank hesaplarına tedbir konulmasına, şirketin imza yetkisi ...'a ait olup dava tarihi ile bu yetkinin kısıtlanmasına, yargılama harç ve masrafları ile ücreti vekaletin davalılar üzerine bırakılmasına karar verilmesini talep etmiştir.
Davalı vekili istinaf dilekçesine karşı sunduğu cevap dilekçesinde özetle ; Davacı tarafın, istinaf dilekçesinde ileri sürmüş olduğu, müvekkilin, davaya konu şirketi kötü niyetli şekilde borçlandırdığı, bu sebeple sorumluluğunun doğduğu iddiaları kesinlikle kabul edilemez nitelikte olduğunu, nitekim davaya konu... Ltd. Şti. unvanlı şirket, müvekkil ... ile davacı tarafından ... tarihinde kurulduğunu ve ... Sicil numarası ile Kayseri Ticaret Sicil Müdürlüğü'ne tescil edildiğini, şirket ... tarihinde ... ilan sıra numarasıyla Türkiye Ticaret Sicil Gazetesinde ilan edildiğini, şirketin sermayesi 100 paya ayrıldığını, müvekkil ve davacı ...'a eşit şekilde 50 pay olarak dağıtıldığını, söz konusu şirketin açıldığı andan günümüze kadar ortaklar beraber hareket ederek şirketin yönetimini sağladığını, davacı şahsın daha önce matematik öğretmeni olması ve memur olma ihtimalleri dikkate alınarak davacının da onayı dahilinde resmiyette şirketin temsili ...'a bırakıldığını, şirketin kuruluşundan sonra davacının matematik öğretmeni geçmişi olması da dikkate alınarak şirketin muhasebe kısmının idaresi ise davacı ...'a bırakıldığını, hatta şirketin kuruluşundan itibaren ilk başta kullanılan Finansbank nezdindeki banka hesabının bütün kontrolü davacıda olduğu gibi daha sonra kullanılmaya başlanılan İş Bankası nezdinde bulunan hesabı üzerinden işlem yapabilmesi için davacıya ayrı internet bankacılığı şifresi tanımlandığını ve davacı bu şifre ile bankadaki hesabı tek başına yönettiğini, bu hususa ilişkin olarak da 23.09.2016 tarihli Müdürler Kurulu kararı ile davacı ..., şirketin tüm finans, vergi ve banka işlemleri hususunda yetkilendirildiğini, davacı ...'ın, 2024 yılının Nisan ayında şirketin mali durumlarının kötüye gittiği ve kredi kullanmaları gerektiğini diğer ortak müvekkile bildirmesi üzerine, müvekkil tarafından şirketin İş Bankası hesabı incelemeye alındığını, yapılan incelemelerde, davacı ...'ın şirkete ait banka hesaplarından şahsi banka hesabına para transfer ettiği tespit edildiğini, işbu husus davacı şahsa sorulduğunda ise, çeşitli bahanelerle olay geçiştirildiğini ve böyle bir durumun söz konusu olmadığının belirtildiğini, ancak dosya kapsamında mevcut, şirketin Türkiye İş Bankası hesabının hareketlerini gösteren belgelerden de açıkça anlaşılacağı üzere, şirkete ait olan paranın davacı ... tarafından şahsi banka hesabına aktarıldığı ve davacının 2024 yılında şirkete 561.135,00 TL, 2023 yılında 1.257.723,00-TL, 2022 yılında 563.936,00-TL 2021 yılında 57.039,00-TL olmak üzere toplamda 2.439.833,00-TL borçlu duruma geldiği açıkça görüleceğini, yine davacı kontrolünde bulunan, şirket kuruluşundan itibaren ilk başta kullanılan Finansbank nezdindeki banka hesabında da davacı tarafından benzer eylemler gerçekleştirilmiş olup, Mahkemenizce yapılacak incelemelerle de bu husus açıkça ortaya konulacağını, işbu eylemler sonucunda ise şirket, ağır şekilde zarara uğradığını, söz konusu eylemlerin, şirketi zarara uğratmasının yanı sıra, 5237 sayılı sayılı TCK'nın 155. Maddesi gereğince güveni kötüye kullanma suçuna vücut verdiğinden, tarafımızca Kayseri Cumhuriyet Başsavcılığı’na suç duyurusunda bulunulmuş olup, 2024/50501 S. Sayılı dosyasında yapılan soruşturma işlemleri neticesinde 25.11.2024 tarihli iddianame ile ...'ın güveni kötüye kullanma suçunu işlediği kanaatine varılarak cezalandırılması talep ettiğini, söz konusu iddianamenin kabulü üzerine ise Kayseri 7. Asliye Ceza Mahkemesi'nin 2024/988 E. Sayılı dosyasıyla kovuşturma aşamasına geçilmiş olup, yargılama hali hazırda devam ettiğini, belirtilen hususlara ek olarak, şirkete 06.11.2024 tarihinde tebliğ edilen Kayseri Defterdarlığı Erciyes Vergi Dairesi Müdürlüğü'nün... tarihli yazısı da dosya kapsamında mevcut olduğunu, şirkete Kayseri Defterdarlığı Erciyes Vergi Dairesi Müdürlüğü tarafından tebliğ edilen bahse konu evraklardan da anlaşılacağı üzere, davacı ..., şirkete ait spor salonu işletmesinin üyeleri tarafından ödenen üyelik ücretleri olarak toplam 3.388.745,00-TL'yi İş Bankası nezdinde bulunan şahsi hesabına aldığını, şirket hesabına göndermediğini ve üstüne üstlük söz konusu ücretleri de vergilendirmediğini, görüleceği üzere davacı taraf, yukarıda belirtilen hususlar kapsamında şirket hesabından şahsi hesabına geçirmiş olduğu 2.439.833,00 TL'ye ek olarak, müvekkil şirkete ait olan spor salonu üyelik ücretleri olarak tespit edilen 3.388.745,00 TL'yi şirketten habersiz şekilde uhdesine geçirdiğini ve şirketin toplamda 5.828.578,00 TL zarara uğramasına neden olduğunu, bunun yanı sıra davacı taraf Devletin de zarara uğramasına yol açtığını, gelinen aşamada ise söz konusu ücretlerin vergilendirilmemiş olması sebebiyle müvekkil şirkete 339.049,50-TL Özel Usulsüzlük Cezası kesilmiş olup, söz konusu cezanın ödenmemesi halinde işbu cezanın katlanarak takibe konu edileceği izahtan vareste olduğunu, sonuç olarak; açıklanan hususlar neticesinde, davacı tarafından dosyaya sunulan istinaf dilekçesinde ileri sürülen iddiaların gerçeği yansıtmadığı, soyut ve asılsız iddialar üzerine kurulmuş olduğu, ileri sürülen iddialar hakkında herhangi bir somut delile dayanılamadığı açıkça ortaya konulduğunu, bu sebeplerle, davacı tarafın haksız, yersiz ve yasal dayanaktan yoksun istinaf başvurusunun reddine karar verilmesi gerektiğini, davacı tarafın işbu hükme karşı ileri sürmüş olduğu istinaf gerekçelerini kabul etmediğini bildirir, davacı tarafın istinaf başvurusunun reddine karar verilmesini talep etmiştir.
H.M.K 355. Maddesi gereğince inceleme Kamu Düzenine aykırılık halleri dışında istinaf dilekçesinde belirtilen sebeplerle sınırlı olarak yapılmıştır.
HUKUKİ NİTELENDİRME, DELİLLERİN VE İSTİNAF SEBEPLERİNİN DEĞERLENDİRİLMESİ :
Yapılan inceleme sonunda; Derdest dava , davalı şirketin feshi ve tasfiyesine , bu mümkün olmadığı takdirde davacının davalı şirketten haklı nedenlerle ortaklıktan çıkarılmasına, karar tarihine yakın hesaplanacak çıkma payının , davalı ...'ın diğer davalı şirketi ve davacı ortağı zarara uğrattığından dolayı tazminatın tahsiline karar verilmesi taleplerine ilişkindir.
Davacı vekili dilekçesinde özetle; müvekkili ile ...'ın 21/09/2016 tarihinde ...'ni kurduklarını, 02/05/2024 tarihinde ... ile müvekkilinin fikir ayrılığına düştüğünü, müvekkilinin bu şirkette %50 sermaye oranında ortak olduğunu, herhangi bir temsil ve ilzam ile yönetme yetkisine sahip olmadığını, davalı ...'ın uzun yıllardır şirketi idare ve temsil ettiğini, bu süreçte müvekkilini sürekli gerçeğe aykırı beyanlarla aldattığı gibi şirket işleri hakkında herhangi bir bilgi vermediğini, son olarak salon içerisinde canına kast ettiğini, ayrıca şirketin üçüncü kişilere borçlanmasını gerektirecek bir durumda bulunduğunu, davalının kötü niyetli hareketleri nedeniyle mezkur şirketin araçlarından birisinin satıldığını, birisinin hacizli olup yine tüm spor aletlerinin de hacizli olduğunu, ancak hacizli bu spor aletlerinin de davalı ...'ın yeni açtığı spor salonunda kullanmakta olup bu noktada da haksız menfaat elde ettiğini bildirerek davalı şirkette temsil yetkisi olan davalı ...'ın temsil yetkisinin kısıtlanmasına ve ...'ne yönetim kayyımı atanmasına, ayrıca dava devam ederken şirketin gelirlerinin mahkemece belirlenecek bir banka hesabına ödenmesine ve bu hesap üzerinde haciz ve sair işlemlerin uygulanmasının engellenmesine ve şirketin kullanmış olduğu İş Bankası, Denizbank ve Finansbank hesaplarına tedbir konulmasına karar verilmesini talep etmiştir.
Mahkeme 04/06/2025 tarihli gerekçeli ara kararıyla:
" ...HMK 389/1 maddesine göre mevcut durumda meydana gelebilecek bir değişme nedeniyle bir hakkın elde edilmesi önemli ölçüde zorlaşacak ya da tamamen imkansız hale gelecek ise veya gecikme sebebiyle bir sakıncanın yahut ciddi bir zararın doğacağından endişe edilmesi hallerinde uyuşmazlık konusu hakkında ihtiyati tedbir kararı verilebilir.
HMK 390/2 maddesi göre de talep edenin haklarının derhal korunmasında zorunluluk bulunan hallerde hakim karşı tarafı dinlemeden de tedbire karar verebilir. HMK 392 göre ise mahkemem gerekçesini açıkça belirtmek şartıyla teminat alınmaksızın ihtiyati tedbire karar verebilir.
İhtiyati tedbir kesin hükme kadar devam eden yargılama boyunca tarafların dava konusu ile ilgili olarak hukuki durumunda meydana gelebilecek zararlara karşı öngörülmüş geçici nitelikte geniş veya sınırlı hukuki korumadır.
İhtiyati tedbir talebinin kabul edilebilmesi için "Yaklaşık İspat" yeterlidir yani çekişmeli vakanın gerçeğe yakın bir derecede kanıtlanması esastır. Mahkeme mevcut delillere göre tedbir isteyenin hakkını muhtemel görmeli ve tedbir verilmesini icap ettiren sebeplerinde varit görülmesi gerekir.
Anonim şirketlere kayyım atanmasına ilişkin düzenleme TTK'da mevcut olmayıp, 4721 sayılı TMK'nun "Temsil" başlıklı 426. maddesinin 3. bendinde "Yasal temsilcinin görevini yerine getirmesine bir engel varsa" ve TMK'nun "Yönetim" başlıklı 427. maddesinin 4. bendine göre ise; "Bir tüzel kişi gerekli organlardan yoksun kalmış ve yönetimi başka yoldan sağlanamamışsa" kayyım atanabilir.
TMK 403/2 maddesine göre kayyım belirli işlemi görmek ve mal varlığını yönetmek için atanır. Kayyım tayinini gerektiren haller başlıklı TMK 426/3 maddesine göre "yasal temsilcisinin görevini yerine getirmesine engel olmaz."
TMK 427/4 maddesinde de "bir tüzel kişi gerekli organlarından yoksun kalırsa ve yönetim başka yoldan sağlanamazsa" kayyım atanabilir.
Organlar iş başında olduğu sürece TMK m. 403 hükmünün uygulama alanı yoktur. Çünkü bu durumda TMK m. 427/4 hükmü uygulanacaktır. Şirket organları (genel kurul, yönetim kurulu, denetçiler) TMK 426/3 kapsamında olmadığından madde hükmü bu organları kapsamaz. Çünkü bu organlar temsilci değil şirketin bir parçasıdırlar.
Ticarî faaliyetlerine hali hazırda devam etmekte olan ve görünen durum itibariyle hali hazırda müdürleri bulunan şirketi, geçerli temsil yetkisi sınırlamaları ile birlikte ve mevcut hali ile yönetmesi ve şirketin faaliyetlerine devam etmesi kolay olan ve normal olandır. O halde ölçüsüz ve orantısız şekilde, en önemlisi şirketin amacını sekteye uğratacak sonuçlara yol açabilecek bir tedbir kararı ile şirketin yönetimine bu aşamada müdahale edilmesi, şirket müdürlerinin yönetim ve temsil yetkisinin sınırlandırılması telafisi imkansız veya zor durumlara dahi yol açabilecektir. Elbette açıklanan ölçüler çerçevesinde tedbir kararının verilmesini gerektirir delillerin toplanması, yaklaşık ispat koşulunun oluşması durumunda ise ve talep halinde tedbir talebi yeniden ele alınabilecektir. (Benzer İstanbul BAM 43. HD'nin 16.04.2021 tarih, 558-509 sayılı kararı) Dolayısıyla şirkete "yönetim kayyımı" atanması, dosyada mevcut delil ve belge durumu gözetildiğinde olanaklı gözükmemektedir.
Somut uyuşmazlık, yapılan genel açıklamalar ve bahse konu yasa maddeleri ile bir bütün halinde değerlendirildiğinde; asıl dosya olan mahkememizin 2024/474 Esas sayılı dosyasında bilirkişi raporunun alındığı, ancak alınan bilirkişi raporu ile, davalı şirketin kötü yönetildiği, şirketin zararına hareket edildiği, davalı şirket müdürünün kanundan ve esas sözleşmeden doğan yükümlülüklerini ağır bir şekilde ihlal ettiği yaklaşık da olsa ispatlanamadığından davacı vekilinin, davalı şirkette temsil yetkisi olan davalı ...'ın temsil yetkisinin kısıtlanmasına ve ...'ne yönetim kayyımı atanmasına yönelik ihtiyati tedbir talebinin reddine karar verilmesi gerekmiştir. (Benzer İstanbul BAM 13. HD'nin 2019/1399 Esas - 2021/842 Karar sayılı kararı)
Bunun yanı sıra davacı vekilince, dava devam ederken şirketin gelirlerinin mahkemece belirlenecek bir banka hesabına ödenmesine ve bu hesap üzerinde haciz ve sair işlemlerin uygulanmasının engellenmesine ve şirketin kullanmış olduğu İş Bankası, Denizbank ve Finansbank hesaplarına tedbir konulmasına dair talepte bulunulmuş olup ise de, eldeki dava, şirket yöneticilerinin sorumluluğundan kaynaklanan tazminat davası olup, şirketin taşınır ve taşınmaz malları ile banka hesaplarının bizatihi uyuşmazlık konusu olmadığı, 6100 sayılı HMK'nın 389. maddesi uyarınca ancak uyuşmazlık konusu hakkında ihtiyati tedbir kararı verilebileceği, ayrıca şirket faaliyetlerini engelleyecek şekilde tedbir kararı verilmesi de mümkün olmadığından davacı vekilinin bu husustaki ihtiyati tedbir taleplerinin de reddine karar vermek gerekmiştir.
KARAR :Gerekçesi yukarıda açıklandığı üzere;
1-Davacının İHTİYATİ TEDBİR TALEPLERİNİN AYRI AYRI REDDİNE,..." Karar vermiştir.
Davacı vekili 23/06/2025 tarihli dilekçesiyle işbu ara kararını süresinde istinaf etmiştir.Ön inceleme yönünden bir eksikliğin bulunmadığı anlaşıldığından davacı vekilince ileri sürülen istinaf sebepleri esastan incelenmiştir.
İstinaf dilekçesinde ileri sürülen istinaf sebepleri , mahkemece verilen ve istinaf edilen gerekçeli ara kararda yazılı ayrıntılı açıklamalar ile bu aşamadaki mevcut derdest dava dosyası kapsamı birlikte incelenip değerlendirildiğinde ; Davacı vekilince istenen söz konusu ihtiyati tedbirlere talebinin kabulü için HMK 389.vd. Maddeleri gereğince aranan gerekli ve yaklaşık ispata dair yeterli koşulların bu aşamadaki mevcut derdest dava dosyası kapsamına göre bulunmadığı anlaşıldığından , söz konusu ihtiyati tedbir talebinin reddi gerektiği sonucuna varılmıştır.
Açıklanan nedenlerle ve mahkemece de, istinaf edilen gerekçeli ara kararı ile ihtiyati tedbir talep eden tarafın söz konusu ihtiyati tedbirlere ilişkin talebinin reddine karar verilmiş olduğundan, istinaf edilen ara kararda mahkemece yazılı ayrıntılı açıklamalar, yasal sebep ve gerekçeler de birlikte gözetildiğinde, istinaf edilen ara kararda usul, yasa ve bu aşamadaki mevcut derdest dava dosyası kapsamı yönlerinden herhangi bir isabetsizlik ve aykırılığın bulunmadığı, ara kararının hukuka uygun olduğu , bu nedenlerle de tedbir talep eden davacı tarafın yukarıda yazılı istinaf sebeplerinin yerinde olmadığı anlaşıldığından, istinaf başvurusunun HMK 353/1-b-1 maddesi gereğince reddine karar vermek gerekmiş ve aşağıdaki gibi hüküm kurulmuştur.
HÜKÜM : Yukarıda açıklanan nedenlerle ;
KAYSERİ 2.ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ'nin 04/06/2025 tarihli, 2024/474 Esas sayılı ara kararının hukuka uygun olduğunun anlaşılması nedeniyle ihtiyati tedbir talep eden davacı vekilinin istinaf başvurusunun H.M.K. 'nın 353/1-b.1 maddesi gereğince ESASTAN REDDİNE,
Alınması gereken istinaf karar ve ilam harcı istinaf eden davacı taraftan peşin olarak alındığından hakkında harçla ilgili yeniden bir karar verilmesine yer olmadığına,
İstinaf eden davacı tarafından yapılan istinaf yoluna başvuru harcı ve istinaf posta giderlerinin derdest dava sonunda ilk derece mahkemesince verilecek nihai kararda değerlendirilmesine,
İstinaf incelemesi aşamasında duruşma yapılmadığından vekalet ücreti takdirine yer olmadığına ,
HMK 302/5 maddesi gereğince işbu ilamın kesinleşme kaydı yapılan kararın yerine getirilmesi için gerekli bildirimlerin , harç tahsil işlemlerinin, HMK 359/4 Maddesi gereğince bu kararın taraflarına tebliği işlemlerinin yapılması ve artan gider avansının ilgili tarafa iadesi işlemlerinin İlk Derece Mahkemesi tarafından yapılmasına,
Dair, dosya üzerinden yapılan inceleme ile HMK 362/1-f ile 391/3 bendi uyarınca KESİN olarak oy birliği ile karar verildi. 16/07/2025