T.C.
KAYSERİ
BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ
6. HUKUK DAİRESİ
ESAS NO: 2024/2263
KARAR NO: 2024/2366
T Ü R K M İ L L E T İ A D I N A
B Ö L G E A D L İ Y E M A H K E M E S İ K A R A R I
İNCELENEN KARARIN
MAHKEMESİ: KAYSERİ 2. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ
TARİHİ: 18/09/2024
ESAS NO: 2022/571
KARAR NO: 2024/794
DAVANIN KONUSU: İtirazın İptali (Kefalet Sözleşmesinden Kaynaklanan)
İSTİNAF KARAR TARİHİ: 27/11/2024
İSTİNAF KARAR
YAZIM TARİHİ: 28/11/2024
Kayseri 2. Asliye Ticaret Mahkemesi'nin 18/09/2024 tarih ve 2022/571 Esas - 2024/794 sayılı kararı davacı vekili ile davalı vekili tarafından istinaf incelemesi için Dairemize gönderilmekle dosyadaki tüm bilgi ve belgeler incelendi;
TARAFLARIN İDDİA VE SAVUNMALARININ ÖZETİ:
Davacı vekili dava dilekçesinde özetle; Genel Kredi Sözleşmesi nedeni ile sözleşmeye kefil olan davalıdan alacaklı olduğunu, alacağın tahsili için başlatılan icra takibine davalının itiraz ettiğini belirterek itirazın iptali ile takibin devamına, takibe konu alacağın %20’sinden aşağı olmamak üzere icra inkar tazminatına hükmedilmesini ve yargılama gideri ve avukatlık ücretinin de davalıya yükletilmesine karar verilmesini talep ve dava etmiştir.
Davalı vekili cevap dilekçesinde özetle; Davalı aleyhine başlatılan icra takibi ve açılan işbu dava haksız ve mesnetsiz olduğundan reddi gerektiğini, davacı tarafından davaya dayanak yapılan 17.01.2017 tarihli genel kredi sözleşmesi davalı yönünden geçerli olmadığını, TBK md. 584/I uyarınca, evlilik sürdüğü sürece eşlerden birinin kefalet altına girmesi diğerinin yazılı onay vermesine bağlı olduğunu, bu sebeple kefalet sözleşmesinin kurulması bakımından evli eşlerin fiil ehliyetlerinin sınırlandığı ifade olunmakta olduğunu, yasanın bu hükmüne göre eşin rızası olmaksızın yapılmış olan kefalet sözleşmesi, fiil ehliyetinin olmaması sebebiyle geçersiz olduğunu, eşin rızası her bir münferit kefalet sözleşmesi için aranacak olduğunu, eşin, genel olarak gelecekte doğacak tüm borçlara kefil olacağına dair taahhüdü geçerli olmadığını, Kanun koyucu, evli kişinin kefil olabilmesi için eşinin rızasının aranması koşulunu emredici nitelikte düzenlediğinden, taraflarca bunun aksine anlaşmalar yapılamaz veya eşler bundan feragat edemez olduğunu, eşin rızasının alınması kefalet sözleşmesinin tamamlayıcı unsuru değil geçerlilik unsuru olduğundan ve bahsi geçen sözleşmenin geçerli olarak kurulabilmesi için eşin rızasının mutlaka alınması gerektiğinden, bu rızanın alınmaması, kefalet sözleşmesinin kesin hükümsüzlüğü (butlanı) sonucunu doğuracağını, davaya dayanak yapılan 17.01.2017 tarihli genel kredi sözleşmesindeki davalının eşi ... adına atılmış olan imza ve yazılar davalının eşine ait olmadığını, bu husus mahkemece yapılacak inceleme ile de sübuta erecek olduğunu, öncelikle bu hususun nazara alınarak davalı yönünden geçerli olman bir kredi sözleşmesine istinaden açılan işbu davanın reddine karar verilmesini talep ettiklerini, Yargıtay 19.Hukuk Dairesinin 2016/4714 Esas 2017/2324 Karar sayılı ilamı ile Yargıtay 19. Hukuk Dairesinin 2016/2645 Esas 2016/12602 Karar sayılı ilamının bu kapsamda dikkate alınması gerektiğini, Davaya dayanak yapılan 17.01.2017 tarihli genel kredi sözleşmesi incelendiğinde kredinin asıl borçlusu olan ...Ltd Şti ye 150.000,00 TL limitli kredi açılmasına ilişkin olduğu görülmekte olduğunu, her ne kadar sözleşmede asıl borçluya sadece 150.000,00 TL kredi açılması hususunda sözleşme imzalanmış ise de davalıdan 165.000,00 TL ye kefil olduğu hususunda imza alınmış olduğunu, asıl borçluya verilmesi kararlaştırılan bedelin çok üstünde davalıdan kefalet alındığını, Sözleşmede asıl borçluya ne kadar kredi verildiği hususunda bir açıklık olmadığını, sadece kredinin üst limiti ile ilgili bir açıklama mevcut olduğunu, bu haliyle kefil olan davalı yönünden sözleşmenin geçerli olmadığını, bu yönüyle de davaya dayanak yapılan sözleşme davalı yönünden geçersiz olduğundan davalı aleyhine açılan davanın reddine karar verilmesi gerektiğini, davacı tarafından davaya dayanak yapılan 18.01.2017 tarihli sözleşme ' Kredi Sözleşmesi Limitinin Artırılması ' başlıklı olup genel bir kredi sözleşmesi olmadığını, bu sözleşme ile sadece 17.01.2017 tarihinde imzalanan sözleşmede 150.000,00 TL olan kredi limiti 250.000,00 TL ye yükseltilmiş olduğunu, yukarıda ayrıntılı olarak açıklandığı üzere 17.01.2017 tarihli sözleşmede kefil olan davalının, bu kefalet sözleşmesindeki imzanın davalının eşine ait olmaması sebebiyle ve yine bu sözleşmede kefil olan davalının sorumluluğunun tam bir şekilde belirli olmaması sebebiyle bu sözleşmenin hükümsüz olduğunu, hükümsüz olan 17.01.2017 tarihli sözleşmeye istinaden tanzim edilen 18.01.2017 tarihli sözleşmenin de geçerli olamayacağını, bu sebeple 18.01.2017 tarihli Kredi sözleşmesi limitinin artırılmasına dair sözleşmeye istinaden de davalının sorululuğundan söz edilmeyeceğini, davalının sadece bir krediye kefil olduğu inancıyla kredi sözleşmesini imzalamış olduğunu, sözleşme tarihi itibariyle davalı şirkette işçi olarak çalışmakta olduğunu, işyeri sahibi tarafından, işyerine kullandırılacak bir krediye kefil olunması istenmiş davalının da işini kaybetmemek için işvereni ile birlikte bir krediye kefil olmuştur. İşveren tarafından da bu kredinin tamamen ödendiğinin davalıya beyan edilmiş olduğunu, kefil, sadace kendi temerrüdünün hukuki sonuçları ve kefalet limiti ile sorumlu olacağını, her ne kadar 17.01.2017 tarihli sözleşme davalı yönünden hükümsüz ise de bu sözleşme ile kullanılan kredi tamamen ödenmiş olup davalının herhangi bir sorumluluğu kalmamış olduğunu, Yargıtay 19. Hukuk Dairesi 2012/15421 Esas 2013/1789 Karar nolu ilamının bu kapsamda dikkate alınması gerektiğini, davacının asıl borçlular yönünden alacağını tahsil edemediğine dair aciz vesikası almadan kefil olan davalı aleyhine dava ikame etmesi de doğru olmadığını, Kefalet sözleşmesinde kefilin borcu tali, ikinci derecede bir borç olduğunu, asıl borçluya takip yapılıp bu takip semeresiz kalmadan ve rehne başvurulmadan kefile gidilemeyeceğini, bu kapsamda Yargıtay 13. Hukuk Dairesi 06.04.2015 Tarih 2015/10551 Esas 2015/10693 Karar sayılı ilamının dikkate alınması ile davanın reddine karar verilmesi gerektiğini, davacı tarafından davalı aleyhine açılan dava haksız ve yersiz olduğundan davanın reddine karar verilmesi ile dava konusu alacağın %20 sinden az olmamak üzere tazminatın davacıdan alınarak davalıya ödenmesine karar verilmesinin talep edildiği görülmüştür.
İLK DERECE MAHKEMESİ KARARININ ÖZETİ:
İlk derece mahkemesi tarafından yapılan yargılama sonucunda; "....Mahkememizce yapılan yargılama sonucunda; her ne kadar davalı tarafça davacı bankaya borçlarının bulunmadığı ve sözleşmelerde kefil olmasına rağmen eşi adına atılan imzaların eşine ait olmadığı belirtilerek davanın reddine karar verilmesi talep edilmiş ise de, davalının gelen yazı cevabı ile kredi asıl borçlusu ...Ltd Şti’nin ortağı/yetkilisi olmadığı anlaşılarak bu durumda kefaleti halinde eş rızasının gerekli olması nedeni ile davalı tarafın eş rızasına yönelik imza itirazı yönünden belge asılları toplanarak imza incelemesi yaptırılmış ve 21/12/2023 Tarihli raporda, 165.000 TL kefalet bedeline yönelik imzanın davalının eşi ...’a ait olduğu ancak 275.000 TL’ye yönelik imzanın yapıştırılarak belgeye eklenmiş olduğunun belirtildiği görülmekle ve bu ekleme çıplak gözle dahi anlaşılmakla, bu şekilde davalının eşinin kefalet belgesinde eş rızası kısmına atmış olduğu bir imzanın bulunmadığı, ekleme evrakı davalının kabul etmediği ve davacının da bu şekilde davalının bilgisi dahilinde imzanın belgeye eklendiğini ispat edemediği görülerek imza teyidi yapılan 165.000 TL’lik miktar yönünden davalının kefaletinin bulunduğu Mahkememizce kabul edilmiş ve bilirkişi heyetinden alınan 29/07/2024 tarihli rapor ile de davalının kefil olduğu sözleşme yönünden kefalet bedelinin üzerinde borcun bulunduğu ve davalının 165.000 TL için borcunun varolduğunun belirtilmesi karşısında davalının takip nedeni ile kefaletinin geçerli olduğu 165.000 TL için sorumlu olduğu değerlendirilmiş ve böylece, davanın kısmen kabulü kısmen reddi ile, Kayseri Banka Alacakları İcra Dairesi’nin ...Esas sayılı dosyası üzerinden yapılan takipte davalı borçlunun itirazının kısmen iptali ile takibin davalı kefil yönünden 165.000 TL kefalet miktarı ile sınırlı alacak üzerinden kaldığı yerden devamına, fazlaya ilişkin talebin reddine, İtirazın iptaline ve takibin devamına karar verilen alacak miktarı olan 165.000,00 TL’nin %20'si oranında icra inkâr tazminatının İİK mad 67 gereğince davalı borçludan tahsili ile davacı alacaklıya verilmesine, Davalı tarafça takibin haksız ve kötüniyetle yapıldığı ispatlanamadığından davalı tarafın tazminat talebinin İİK madde 67/2 gereğince reddine karar vermek gerekmiş ve aşağıdaki şekilde hüküm kurulmuş..." gerekçesiyle DAVANIN KISMEN KABULÜ KISMEN REDDİ İLE, Kayseri Banka Alacakları İcra Dairesi’nin ... Esas sayılı dosyası üzerinden yapılan takipte davalı borçlunun itirazının kısmen iptali ile takibin davalı kefil yönünden 165.000 TL kefalet miktarı ile sınırlı alacak üzerinden kaldığı yerden devamına, fazlaya ilişkin talebin reddine, İtirazın iptaline ve takibin devamına karar verilen alacak miktarı olan 165.000,00 TL’nin %20'si oranında icra inkâr tazminatının İİK mad 67 gereğince davalı borçludan tahsili ile davacı alacaklıya verilmesine, Davalı tarafça takibin haksız ve kötüniyetle yapıldığı ispatlanamadığından davalı tarafın tazminat talebinin İİK madde 67/2 gereğince reddine karar verilmiştir.
İşbu kararı davacı vekili ile davalı vekili süresinde istinaf etmiştir.
İSTİNAF SEBEPLERİ :
Davacı vekili istinaf başvuru dilekçesinde özetle; Müvekkili banka tarafından 17.01.2017 tarihli Genel Kredi Sözleşmesi ile dava dışı borçlu ... Ltd. Şti.' ye ticari kredi kullandırıldığını, davalının kefil olmak istediğini ve kendisine müvekkili banka personelince bilgilendirme yapıldığını, ilgili belgenin davalı tarafından yazılıp imzalanarak, genel kredi sözleşmesini okuduğu, anlamadığı hükümleri sorduğu, mutabık kalarak sözleşmeyi imzalamak istediğinin ifade edildiğini, borçlu ...' nın bir dönem işçisi olan davalı ...'ın, bu kredi sözleşmesine kefil olarak imza attığını, artırımı kabul ederek tekrar imza attığını ve bu imzalara da itiraz edilmediğini, 275.000 TL. lik kefalet için de davalı ve eşinin müvekkili Bankada hazır olduğunu, dolayısıyla ticari hayatın olağan akışına göre, müvekkili Banka'nın kamu bankası olması da düşünülerek, kanunen zorunlu olan eş rızası için ...' ın imza attığı gün, eşinin de orada olması ve imza atmış olmasının dikkate alınması gerektiğini, nitekim ...'ın kendi işvereninin talimatı ile bu kefaleti kabul ettiğini, bir nevi işveren firmasının risklere karşı kendisine güven vermesi ile bu yola girdiğini, ticari hayatın olağan akışına göre bir kamu bankasının kefalet için imza alırken son derece hassas davranacağının aşikar olduğunu, Adi yazılı şekil ve noter onayı gerektirmeyen bir imzalama durumu kanunen kabul edildiğine göre kabul anlamına gelmemek üzere, 275.000 TL.'lik kısımda yapıştırma kağıt üzerine atıldığı öne sürülen eş rızası imzasının altındaki imzanın da tetkik edilmesi ve üstteki imzanın da testlere tabi tutulması zorunlu iken, raporlara itiraz süreçlerinde talep etmiş olmalarına rağmen, bu konuda inceleme yaptırılmamasının kanuna aykırı olduğunu, borçlu kendisine gönderilen ihtarnameye rağmen borcunu ödemeyerek temerrüde düştüğünü ve hakkında yapılan icra takibine de haksız olarak itiraz ettiğini, Kayseri 1. Asliye Ticaret Mah.'nin 2021/478 D. İş E., 2021/480 D. İş sayılı dosyasındaki talep dilekçesinde belirtmiş olduğu üzere, müvekkili bankanın istihbarat birimlerince davalının çok sayıda kurum ve kuruluşa yüklü miktarda borcu bulunduğu, mallarını kaçırma çabası içinde olduğu, adresini boşalttığı ve icralık olduğu öğrenilmiş olduğundan, davalının itirazının kötü niyetle yapıldığının tespiti ile davanın tamamen kabulü ile davalının itirazının iptaline ve %20 icra inkar tazminatı ile yükümlenmesine karar verilmesini, davalı ve eşinin ... için diğer bankalarda kefil olup olmadığı, orada atılan imzaların durumu ve oradaki kredi sözleşmelerinden doğan borca itiraz edip etmedikleri gibi hususlar da değerlendirilerek davalının gerçek niyetinin TMK. m.2' ye aykırı olduğunun tespit edilebileceğini, bu sebeple diğer bankalardan bu belgelerin istenilmesini talep etmiş olmalarına rağmen, mahkemece bu konuda bir karar verilmediğini, eksik inceleme ile karar verildiğinden kararın müvekkili Banka lehine bozulmasını, istinaf dilekçesinde arz ettiği ve re’sen dikkate alınacak sebeplerle; tehiri icra talepli istinaf başvurusunun kabulüne, davanın kısmen reddi kararının istinaf incelemesi neticesinde kaldırılmasına ve yeniden yargılama yapılmak üzere mahkemesine gönderilmesine, davanın kabulüne, yargılama giderleri ve vekalet ücretinin davalı tarafa yükletilmesine karar verilmesini talep etmiştir.
Davalı vekili istinaf başvuru dilekçesinde özetle; Davacı tarafından davaya dayanak yapılan genel kredi sözleşmesinin müvekkili yönünden geçerli olmadığını, Yargıtay 19.Hukuk Dairesinin 2016/4714 Esas 2017/2324 Karar sayılı ilamı, Yargıtay 19. Hukuk Dairesinin 2016/2645 Esas 2016/12602 Karar sayılı ilamının emsal olduğunu, yargılama aşamasında mahkemece alınan ve dosya içerisinde mevcut Bilirkişi ...'ın 21.12.2023 tarihli raporunda da dile getirdiği üzere 18.01.2017 tarih ve 275.000,00 TL kredi miktarlı kredi sözleşmesindeki '... Sözkonusu imzanın bulunduğu bölümün alt kısmında başka bir imza olup bu bölüme üzerine imza olan bir kağıt parçası yapıştırıldığı müşahade ve tespit edilmiştir...) hususu nazara alındığında 18.01.2017 tarihli 275.000,00 TL bedelli krediye geçerli bir eş muvafakatinin bulunmadığının aşikar olduğunu, 18.01.2017 tarih 275.000,00 TL'lik krediye ilişkin evrak asıllarının dosya içerisinde mevcut olduğunu, bu kredideki eş onayı imzasının, müvekkilinin eşine ait olmadığını bilirkişi raporu ve mahkemece yapılan gözlemlemeyle de sabit olduğunu, bu sebeple davanın reddi gerekirken kısmen kabulüne karar verilmesinin hatalı olduğunu, kefaletin, belirli veya en azından kefaletin verildiği anda belirlenebilir olması halinde geçerli olduğunu, bu hususa öğretide, Yargıtay ve Kaynak İsviçre Borçlar kanunu'nun uygulaması ile ilgili İsviçre Fedaral Mahkemesi kararlarında açıkça değinildiğini, "Kefalet borcunun feri karakteri, ferdileştirilmiş belli bir borç için tekeffülü zaruri kılmaktadır. Asıl borç belli olmaksızın sadace kefilin sorumlu olacağı en yüksek meblağ gösterilmek süretiyle verilmiş olan kefalet geçerli olmaz. Örneğin kefilin - borçlunun doğmuş veya doğacak herhangi bir borcuna ....TL ye kadar kefil oluyorum- şeklindeki tekeffülü geçersizdir." Yargıtay 13 HD. 1991/7229 E sayılı kararında aynen "Asıl borcun sözleşmede yeteri kadar tanımlanmış veya belli edilebilir olması gereklidir. Herhangi bir borç için verilmiş soyut bir kefalet geçerli olmaz" ifadelerine yer verildiğini, davaya dayanak yapılan 17.01.2017 tarihli genel kredi sözleşmesi incelendiğinde kredinin asıl borçlusu olan ...Ltd Şti ye 150.000,00 TL limitli kredi açılmasına ilişkin olduğu görüldüğünü, her ne kadar sözleşmede asıl borçluya sadece 150.000,00 TL kredi açılması hususunda sözleşme imzalanmış ise de müvekkilinden 165.000,00 TL ye kefil olduğu hususunda imza alındığını, asıl borçluya verilmesi kararlaştırılan bedelin çok üstünden müvekkilinden kefalet alındığını, sözleşmede asıl borçluya ne kadar kredi verildiği hususunda bir açıklık olmadığını, sadece kredinin üst limiti ile ilgili bir açıklama mevcut olduğunu, bu haliyle kefil olan müvekkili yönünden sözleşmenin geçerli olmadığının ortada olduğunu, bu yönüyle de davaya dayanak yapılan sözleşmenin müvekkili yönünden geçersiz olduğundan müvekkili aleyhine açılan davanın reddine karar verilmesi gerektiğini, müvekkilinin sadece bir krediye kefil olduğu inancıyla kredi sözleşmesini imzaladığını, sözleşme tarihi itibariyle müvekkilinin davalı şirkette işçi olarak çalıştığını, işyeri sahibi tarafından, işyerine kullandırılacak bir krediye kefil olunması istendiğini, müvekkilinin de işini kaybetmemek için işvereni ile birlikte bir krediye kefil olduğunu, Yargıtay 19. Hukuk Dairesi 2012/15421 Esas 2013/1789 Karar nolu ilamının emsal olduğunu, müvekkilinin kefil olarak imzaladığı 17.01.2017 tarihli sözleşmeden dolayı herhangi bir borç kalmadığından ve asıl borçlunun diğer borçlarından da müvekkilinin sorumlu tutulması mümkün olmadığından da müvekkili aleyhine açılmış olan bu haksız davanın reddine karar verilmesi gerektiğini, davacının asıl borçlular yönünden alacağını tahsil edemediğine dair aciz vesikası almadan kefil olan müvekkiline dava ikame etmesinin de doğru olmadığını, Yargıtay 13. Hukuk Dairesi 06.04.2015 Tarih 2015/10551 Esas 2015/10693 Karar sayılı ilamı bu yönüyle de müvekkili aleyhine açılan davanın haksız ve yersiz olduğundan reddi gerektiğini, mahkemece davacı için asıl alacağın %20 si oranında tazminat vermesi ve red edilen kısım için müvekkili lehine %20 oranında tazminata karar verilmemiş olması sebebiyle de mahkeme kararının usul ve yasaya aykırı olduğunu belirterek; istinaf dilekçesinde arz edilen ve resen nazara alınacak sebeplerle usul ve yasaya aykırı olarak tesis edilmiş olan Kayseri 2.Asliye Ticaret Mahkemesinin 2022/571 Esas 2024/794 K. sayılı kararının kaldırılarak davanın reddine karar verilmesini, dava konusu alacağın %20 sinden az olmamak üzere tazminatın davacıdan alınarak müvekkiline ödenmesine karar verilmesini, yargılama giderleri ile ücreti vekaletin davacıya yükletilmesine karar verilmesini talep etmiştir.
HUKUKİ NİTELENDİRME, DELİLLERİN VE İSTİNAF SEBEPLERİNİN DEĞERLENDİRİLMESİ:
Dairemizce HMK'nın 355. maddesi uyarınca istinaf nedenleriyle ve resen kamu düzeniyle sınırlı olarak istinaf incelemesi yapılmıştır.
Dava, davalının kefil olduğu genel kredi sözleşmesinden kaynaklanan icra takibine vaki itirazın iptali istemine ilişkindir.
Mahkemece yazılı gerekçeyle, davanın kısmen kabulüne karar verilmiştir.
Kefalet sözleşmesiyle kefil, asıl borçlunun borcunu ödememesi durumda, söz konusu borçtan şahsen sorumlu olacağını taahhüt etmektedir. 6098 sayılı Kanun'un 583 üncü maddesinde, kefalet sözleşmesinin yazılı şekilde yapılmadıkça ve kefilin sorumlu olacağı azamî miktar ile kefalet tarihi belirtilmedikçe geçerli olmayacağı, kefilin, sorumlu olduğu azamî miktarı, kefalet tarihini ve müteselsil kefil olması durumunda, bu sıfatla veya bu anlama gelen herhangi bir ifadeyle yükümlülük altına girdiğini kefalet sözleşmesinde kendi el yazısıyla belirtmesinin şart olduğu düzenlenmiştir.
6102 sayılı Kanun'un “Teselsül karinesi” başlıklı 7 nci maddesinde de, iki veya daha fazla kişinin, içlerinden yalnız biri veya hepsi için ticari niteliği haiz bir iş dolayısıyla, diğer bir kimseye karşı birlikte borç altına girerse, kanunda veya sözleşmede aksi öngörülmemişse müteselsilen sorumlu olacağı düzenlenmiştir.
Görüldüğü üzere adi işlerde borçlular arasındaki teselsül, kural olarak ancak borçluların alacaklıya karşı borcun tamamından sorumlu olduğunu beyan etmeleri hâlinde mümkün iken, ticarî işlerde iki veya daha fazla kimse içlerinden yalnız biri veya hepsi için ticarî nitelikteki bir iş dolayısıyla alacaklıya karşı müştereken borç altına girerlerse, bu yönde bir irade açıklamaları olmasa dahi, kanunen müteselsilen sorumlu olurlar. Teselsül karinesi uyarınca müteselsil sorumluluk ticarî borçlara kefalet hâlinde, hem asıl borçlular ile kefiller hem de kefillerin kendi arasındaki ilişkilerde de söz konusu olur. Karinenin uygulanması için, borcun ayrıca kefil bakımından da ticarî olmasına gerek yoktur. Buna göre ticarî bir borca kefalet hâlinde, dış ilişkideki sözleşmede aksi kararlaştırılmadığı sürece, yani müteselsil kefalet açıkça bertaraf edilmediği takdirde, kefiller borçlu ile birlikte müteselsilen sorumlu olurlar. Dolayısıyla alacaklı bu durumda önce asıl borçluya başvurmak veya taşınmaz rehnini paraya çevirmek yoluyla takip yapmak zorunda olmaksızın alacağın tamamı için asıl borçlu ve kefillere başvurabilir. Ancak bu durumda kefil veya kefillerden temerrüt faizi istenebilmesi için, taahhüdün yerine getirilmediğinin veya ödemenin yapılmadığının ihbar edilmesi gerekir.
Kefalet sözleşmelerinde eşin rızası TBK'nın 584.maddesinde "Eşlerden biri mahkemece verilmiş bir ayrılık kararı olmadıkça veya yasal olarak ayrı yaşama hakkı doğmadıkça, ancak diğerinin yazılı rızasıyla kefil olabilir; bu rızanın sözleşmenin kurulmasından önce ya da en geç kurulması anında verilmiş olması şarttır.Kefalet sözleşmesinde sonradan yapılan ve kefilin sorumlu olacağı miktarın artmasına veya adi kefaletin müteselsil kefalete dönüşmesine ya da kefil yararına olan güvencelerin önemli ölçüde azalmasına sebep olmayan değişiklikler için eşin rızası gerekmez.(Ek fıkra: 28.03.2013 - 6455/77 md.) Ticaret siciline kayıtlı ticari işletmenin sahibi veya ticaret şirketinin ortak ya da yöneticisi tarafından işletme veya şirketle ilgili olarak verilecek kefaletler, mesleki faaliyetleri ile ilgili olarak esnaf ve sanatkârlar siciline kayıtlı esnaf veya sanatkârlar tarafından verilecek kefaletler, 27/12/2006 tarihli ve 5570 sayılı Kamu Sermayeli Bankalar Tarafından Yürütülen Faiz Destekli Kredi Kullandırılmasına Dair Kanun kapsamında kullanılacak kredilerde verilecek kefaletler ile tarım kredi, tarım satış ve esnaf ve sanatkârlar kredi ve kefalet kooperatifleri ile kamu kurum ve kuruluşlarınca kooperatif ortaklarına kullandırılacak kredilerde verilecek kefaletler için eşin rızası aranmaz." şeklinde düzenleme mevcuttur.
İlk derece mahkemesince Dr. ...'dan rapor alınmış ve 165.000,00 TL meblağlı genel kredi sözleşmesinde davalının eş imzasının bulunduğu, diğer 275.000,TL meblağlı genel kredi sözleşmesinde kefalet evrakında ise eşin imzasının yapıştırma olduğuna kanaat edilmişse de tarafların rapora itirazları dikkate alındığında mahkemece her iki kredi yönünden de kefaletteki imzanın sıhhati bakımından üç kişilik grafolog bilirkişi heyetinden taraf itirazlarını karşılar nitelikte heyet raporu aldırılmadan hüküm kurulması usul ve yasaya aykırı olup davacı ve davalının istinaf talebinin kabulüne karar vermek gerekmiştir.
Yukarıda belirtilen gerekçelerle sonuç olarak HMK'nın 355. Maddesi uyarınca istinaf başvurusu sebepleriyle sınırlı olarak yapılan inceleme sonunda istinaf eden davacı vekili ile davalı vekilinin istinaf sebepleri yukarıda belirtilen yönlerden yerinde görüldüğünden HMK'nın 353/(1)-a.6. maddesi gereğince istinafa konu edilen yerel mahkeme kararın kaldırılmasına, 6100 sayılı HMK'nın 353/(1)-a.6. maddesi gereğince Mahkemece, uyuşmazlığın çözümünde etkili olabilecek ölçüde önemli delillerin toplanmamış ve değerlendirilmemiş olması nedeniyle yukarıda belirtilen eksiklikler giderildikten sonra sonucuna göre bir karar verilmek üzere davanın yeniden görülmesi için dosyanın kararı veren mahkemeye geri gönderilmesine karar vermek gerekmiş ve aşağıdaki hüküm kurulmuştur.
HÜKÜM: Yukarıda açıklanan nedenlerle;
1-Davacı vekili ile davalı vekilinin istinaf başvurusunun ayrı ayrı KABULÜ ile;
2-HMK'nın 353/1-a.6 md. gereğince, KAYSERİ 2. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ'nin istinafa konu edilen 18/09/2024 tarih ve 2022/571 Esas - 2024/794 sayılı nihai kararın KALDIRILMASINA,
3-HMK'nın 353/1.a.6 maddesi gereğince Mahkemece, uyuşmazlığın çözümünde etkili olabilecek ölçüde önemli delillerin toplanmamış ve değerlendirilmemiş olması nedeniyle yukarıda belirtilen eksiklikler giderildikten sonra sonucuna göre bir karar verilmek üzere davanın yeniden görülmesi için dosyanın kararı veren mahkemeye GÖNDERİLMESİNE,
4-Davacı ile davalı tarafından yatırılan istinaf karar harcının talepleri halinde kendilerine iadesine,
5-İstinaf incelemesi duruşmalı olarak yapılmadığından vekalet ücreti takdirine yer olmadığına,
6-Davacı ile davalı tarafından yapılan istinaf yargılama giderlerinin ve istinaf yoluna başvurma harcının ilk derece mahkemesince verilecek nihai kararda dikkate alınmasına,
7-HMK. 302/5 maddesi gereğince iş bu ilamın kesinleşme kaydı ve kesinleşme kaydı yapılan kararın yerine getirilmesi için gerekli bildirilmlerin, HMK. 359/4 maddesi gereğince iş bu kararın taraflarına tebliği işlemlerinin yapılması ve varsa artan gider avansının ilgili tarafa iadesi işlemlerinin İlk Derece Mahkemesi tarafından yapılmasına,
Dair, dava dosyası üzerinden yapılan inceleme sonucunda, HMK'nın 353/1-a.6 maddesi gereğince, KESİN olarak oybirliği ile karar verildi. 27/11/2024