AVRUPA İNSAN HAKLARI MAHKEMESİ
İKİNCİ BÖLÜM
KABUL EDİLEBİLİRLİK HAKKINDA KARAR
Başvuru No. 10959/07
Yalçın KAZAN / Türkiye
Başkan,
Valeriu Griţco,
Hâkimler,
Arnfinn Bårdsen,
Peeter Roosma,
ve Bölüm Yazı İşleri Müdür Yardımcısı Hasan Bakırcı’nın katılımıyla 24 Mart 2020 tarihinde Komite olarak toplanan Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (İkinci Bölüm), 6 Şubat 2007 tarihinde sunulan yukarıda belirtilen başvuruyu, davalı Hükümet tarafından sunulan görüşleri ve başvuran tarafından cevap olarak sunulan görüşleri dikkate alarak gerçekleştirdiği kapalı oturumdaki müzakereler sonucunda aşağıdaki kararı vermiştir:
USUL
1. Türkiye Cumhuriyeti aleyhine açılan davanın temelinde, Türk vatandaşı olan Yalçın Kazan’ın (“başvuran”) 6 Şubat 2007 tarihinde, İnsan Hakları ve Temel Özgürlüklerin Korunmasına İlişkin Sözleşme’nin (“Sözleşme”) 34. maddesi uyarınca yapmış olduğu başvuru (No. 10959/07) bulunmaktadır.
2. Türk Hükümeti (“Hükümet”) kendi görevlisi tarafından temsil edilmiştir.
3. Sözleşme’nin 6. maddesinin 1. fıkrasına ve Sözleşme’ye Ek 1 No.lu Protokol’ün 1. maddesine ilişkin şikâyetler, 26 Ekim 2018 tarihinde Hükümete bildirilmiş ve başvurunun geri kalan kısmının Mahkeme İç Tüzüğü’nün 54. maddesinin 3. fıkrası uyarınca kabul edilemez olduğuna karar verilmiştir.
OLAY ve OLGULAR
4. Başvuran, 1954 doğumlu olup, Aydın’da ikamet etmektedir.
5. Denizli Valiliğinde kamu görevlisi olan başvuran, 22 Kasım 1994 tarihinde, düşerek yaralandığı gerekçesiyle Aydın’da özel bir hastaneye gitmiştir.
6. Başvurana, 23 Kasım 1994 tarihinde, hastanede gerçekleştirilen tıbbi muayenelerin ve tedavilerin ardından, iki hafta iş göremezlik raporunun verilmesi gerektiği belirtilmiştir.
7. Başvuran, 30 Kasım 1994 tarihinde, işverenine iş göremezlik raporunu iletmiştir.
8. Denizli Valiliği, 1 Aralık 1994 tarihinde, bir devlet hastanesi tarafından düzenlenmemiş olan söz konusu iş göremezlik raporunun kabul edilemeyeceği kanısına varmıştır. Söz konusu Valilik, ilgiliyi derhal işine yeniden başlamaya davet etmiştir, aksi takdirde, ilgili istifa etmiş sayılacaktır.Başvuranın İşten Çıkarılmasına İlişkin Yargılama
9. Valilik, 2 Aralık 1994 tarihinde, başvurana herhangi bir tazminat ödemeksizin ilgilinin iş sözleşmesini sona erdirmiştir.
10. Başvuran, Valilik kararının iptali talebiyle İdare Mahkemesine başvurmuştur.
11. 17 Ekim 1995 tarihli kararla, başvuranın İş Göremezliğe İlişkin Kanun’da öngörülen prosedüre uymadığı ve dolayısıyla, işten çıkarılmanın hukuka uygun olduğu gerekçesiyle, ilgilinin talebi reddedilmiştir.
12. Danıştay, 6 Mayıs 1999 tarihli kararla, başvurana usulüne uygun olarak iş göremezlik raporunun verildiği ve dolayısıyla, ilgilinin istifa etmiş olarak değerlendirilemeyeceği kanaatine vararak, bu kararı bozmuştur.
13. İdare Mahkemesi, 25 Ekim 1999 tarihinde, bu karara uymuş ve itiraz edilen idari işlemi yasaya aykırılık nedeniyle iptal etmiştir.
14. İlgili, 25 Ağustos 2000 tarihinde, görevine iade edilmiştir.
15. İdare, 14 Eylül 2000 tarihinde, ilgiliye geçmiş maaşlarını ödemiştir. Bununla birlikte, söz konusu ödeme, herhangi bir gecikme faizi içermemekteydi.
16. İdare, 6 Ekim 2000 tarihinde, başvurana, kendisine herhangi bir gecikme faizi ödemeyeceğini açıkça bildirmiştir.Gecikme Faizine İlişkin Birinci Yargılama
17. Başvuran, 15 Aralık 2000 tarihinde, İdarenin kendisine gecikme faizi ödemeyi reddettiğini belirten kararın iptali talebiyle İdare Mahkemesine başvurmuştur.
18. Başvuran, 3 Mayıs 2001 tarihinde, davayı kısmen kazanmıştır. İdare Mahkemesi, İdare tarafından başvurana 6 Ekim 2000 tarihinden itibaren gecikme faizinin ödenmesine karar vermiştir.
19. Yasal gecikme faizinin miktarı, 10 Temmuz 2001 tarihinde, İdare Mahkemesinin kararına uygun olarak, 6 Ekim 2000 ile 10 Temmuz 2001 tarihleri arasındaki süre için başvurana ödenmiştir. Bu miktar, 465.200.000 eski Türk lirası (TRL) tutarındadır (olayların meydana geldiği dönemde yaklaşık 400 avro (EUR)). İlgili daha önce, 1994 ve 2000 yılları arasındaki süre için geçmiş maaşları bağlamında 2.882.310.000 TRL (olayların meydana geldiği dönemde yaklaşık 2.400 avro (EUR)) tutarında bir meblağ almıştır.
20. Başvuran, İdare Mahkemesinin 3 Mayıs 2001 tarihli kararına karşı temyiz başvurusunda bulunmuştur. Başvuran, davalı İdarenin aynı zamanda kendisine 1994 ile 2000 yılları arasındaki süre için gecikme faizini ödemesi gerektiğini ileri sürmüştür.
21. Danıştay, 8 Nisan 2002 tarihinde, başvuranın temyiz başvurusunu reddetmiş ve itiraz edilen kararı tüm hükümleriyle onamıştır.
22. Başvuran, 8 Nisan 2002 tarihli karara ilişkin düzeltme başvurusunda bulunmuş ve gecikme faizinin 23 Kasım 1994 tarihinden itibaren işlemeye başlaması gerektiğini yeniden ileri sürmüştür.
23. Danıştay aynı zamanda, 17 Ekim 2003 tarihinde, karar düzeltme başvurusunu reddetmiştir.Gecikme Faizine İlişkin İkinci Yargılama
24. Karar düzeltme talebine ilişkin yargılamanın Danıştay önünde derdest olmasına rağmen, 24 Temmuz 2002 tarihinde, başvuran, İdareye bir yazı göndermiş ve bu yazısında, 1994 ile 2000 yılları arasındaki süre için gecikme faizinin ödenmesini talep etmiştir.
25. İdare bu yazıya cevap vermemiştir ve bu durum, talebin reddi yönündeki zımni karara karşılık gelmiştir.
26. Başvuran, bu kararın iptali talebiyle İdare Mahkemesine yeniden başvurmuştur.
27. İdare Mahkemesi, 31 Ekim 2002 tarihli kararla, idare mahkemeleri önünde daha önce derdest olan taleple aynı olan talep hakkında karar verilmesinin gerekmediğine karar vermiştir.
28. Danıştay, 30 Ocak 2006 tarihinde, söz konusu kararı onamıştır.
29. Danıştayın kararı, başvurana 11 Eylül 2006 tarihinde bildirilmiştir.
HUKUKİ DEĞERLENDİRME
30. Başvuran, davaya ilişkin koşulların, geçmiş maaşlarına ilişkin gecikme faizinin İdare tarafından ödenmemesinden ve enflasyonun etkilerinden kaynaklanan parasal değer düşüklüğü nedeniyle, Sözleşme’nin 6. maddesini ve Sözleşme’ye Ek 1 No.lu Protokol’ün 1. maddesini ihlal ettiğini ileri sürmektedir.
31. Hükümet, Mahkemenin ilgili içtihatlarının farkında olduğunu ifade etmekte (bk., bu davaya uygulanabildiği ölçüde (mutatis mutandis), Akkuş/Türkiye, 9 Temmuz 1997, Karar ve Hükümlerin Derlemesi 1997-IV, ve Aka/Türkiye, 23 Eylül 1998, Derleme 1998–VI) ve Sözleşme’nin hükümlerinin ihlal edilip edilmediğine ilişkin değerlendirmeyi Mahkemenin takdirine bırakmaktadır.
32. Mahkeme, davalı Devletin altı ay süre kuralına dayalı herhangi bir itiraz ileri sürmediğini tespit etmektedir. Bununla birlikte, söz konusu kuralın kamu düzeniyle ilgili olması nedeniyle, Mahkeme, bu kuralı resen uygulama yetkisine sahiptir (Sabri Güneş/Türkiye [BD], No. 27396/06, § 29, 29 Haziran 2012).
33. Mahkeme, Sözleşme’nin 35. maddesinin 1. fıkrası tarafından öngörülen altı aylık sürenin, Sözleşme bakımından sorunların ileri sürüldüğü davaların makul bir süre içinde incelenmesini ve geçmiş kararların, süresiz olarak, sorgulanabilecek nitelikte olmamalarını güvence altına alarak, hukuki güvenliği sağlamayı amaçladığını hatırlatmaktadır. Bu kural, Sözleşme organları tarafından yapılan denetimin süre sınırını göstermekte ve Devlet makamlarına olduğu gibi kişilere de hangi süre geçtikten sonra bu denetimin artık yapılmayacağını belirtmektedir (ibidem, §§ 39 ve 40).
34. Bu bağlamda, Mahkeme, iç hukuk yollarının tüketilmesine ve altı aylık süreye ilişkin Sözleşme’nin 35. maddesinin 1. fıkrasında belirtilen kuralların birbiriyle yakından ilişkili olduğunu vurgulamaktadır (Jeronovičs/Letonya [BD], No. 44898/10, § 75, AİHM 2016).
35. Böylelikle, genel kural olarak, altı aylık süre, iç hukuk yollarının tüketilmesi süreci kapsamında verilen kesinleşmiş karar tarihinden itibaren işlemeye başlamaktadır (Blokhin/Rusya [BD], No. 47152/06, § 106, AİHM 2016). Sözleşme’nin 35. maddesinin 1. fıkrası, bir başvuranın, söz konusu soruna ilişkin durumun iç hukukta kesinleşmiş bir karara konu edilmesinden önce, şikâyeti hakkında Mahkemeye başvuruda bulunmasını gerektirdiği şeklinde yorumlanamayacaktır; aksi takdirde, bu durumda ikincillik ilkesi ihlal edilebilecektir (Mocanu ve diğerleri/Romanya [BD], No. 10865/09, 45886/07 ve 32431/08, § 260, AİHM 2014 (özetler)). Bununla birlikte, bu hüküm kapsamında, yalnızca olağan ve etkin hukuk yolları dikkate alınabilmektedir, zira bir başvuran, Sözleşme bağlamındaki şikâyete ilişkin etkin bir tazminat ödenmesine karar verilmesi için gereken güç veya yetkiye sahip olmayan makam ya da kuruluşlara uygunsuz ya da usulsüz başvurular sunmaya çalışarak, Sözleşme tarafından belirlenen katı süreyi uzatamaz (bk., örnek olarak, Fernie/Birleşik Krallık (k.k.), No. 14881/04, 5 Ocak 2006, Beiere/Letonya, No. 30954/05, § 38, 29 Kasım 2011, ve, aksi yönde bir kararla ilgili olarak (a contrario), Hizb ut-tahrir ve diğerleri/Almanya (k.k.), No. 31098/08, §§ 58‑59, 12 Haziran 2012, ve Petrović/Sırbistan, No. 40485/08, § 60, 15 Temmuz 2014).
36. Bu bağlamda, Mahkeme, iç hukuktaki yargılamanın, Sözleşme’nin 35. maddesinin 1. fıkrası uyarınca, başvuranların kullanmaları gereken ve dolayısıyla altı aylık sürenin hesaplanması için dikkate alınması gereken etkin bir hukuk yolu teşkil edip etmediğinin belirlenmesi için, başvuranın şikâyetinin, söz konusu Sözleşme hükmünün Devlete yüklediği yükümlülüklerin kapsamının, davalı Devlette mevcut olan hukuk yollarının ve davaya özgü koşulların da aralarında bulunduğu bazı faktörlerin göz önünde bulundurulması gerektiğini vurgulamaktadır.
37. Somut olayda, gecikme faizine ilişkin birinci yargılama (yukarıda 17-23. paragraflar), Türk hukuk sisteminin başvurana sunduğu tek hukuk yoludur. Mahkemenin kanaatine göre, davaya ilişkin koşullarda, başvuran tarafından başlatılan ikinci yargılamanın (yukarıda 24-29. paragraflar), aynı taleple ilgili birinci yargılamanın Danıştay önünde daha önce derdest olması nedeniyle, uygunsuz bir şekilde yöneltildiği kabul edilebilmektedir. Ayrıca, bu nedenle, idare mahkemeleri, kendileri önünde daha önce derdest olan taleple aynı olan talep hakkında karar verilmesine gerek olmadığına karar vermişlerdir (yukarıda 27-29. paragraflar).
38. Böylelikle, mevcut başvuruya konu edilen gecikme faizine ilişkin sorun, birinci yargılama sırasında idare mahkemeleri tarafından incelenmiş ve Danıştay, 17 Ekim 2003 tarihli kararla başvuranın talebini reddetmiştir. Başvuranın 6 Şubat 2007 tarihinde, yani altı aylık sürenin sona ermesinin ardından Mahkemeye başvurması nedeniyle, ilgilinin başvurusu, Sözleşme’nin 35. maddesinin 1. fıkrası anlamında süresinden sonra sunulmuştur.
Bu gerekçelerle, Mahkeme, oy birliğiyle,
Başvurunun kabul edilemez olduğuna karar vermiştir.
İşbu karar, Fransızca dilinde tanzim edilmiş olup, 28 Mayıs 2020 tarihinde yazılı olarak bildirilmiştir.
Hasan Bakırcı Valeriu Griţco
Yazı İşleri Müdür Yardımcısı Başkan
Full & Egal Universal Law Academy