Keena ve Kennedy / İrlanda - 29804/10 - 30.09.2014 tarihli Karar [V. Bölüm]
Olaylar –Birinci başvuran, Irish Times gazetesinin muhabiri, ikinci başvuran ise editörüdür. Gazetede 2006 yılında, bir yolsuzluk iddiasının soruşturulması amacıyla kurulan soruşturma mahkemesi tarafından, üçüncü tarafa gönderilen gizli bir mektuba atıflar içeren bir makale yayımlanmıştır. Soruşturma mahkemesi başvuranların, makalenin dayandırıldığı belgeleri teslim etmelerini istemiş; ancak ikinci başvuran, gazete kaynaklarının korunması amacıyla bu belgelerin yok edildiği yanıtını vermiştir. Sonrasında soruşturma mahkemesi, başvuranları mahkeme kararına uymaya ve belgelerin kaynağı ve yerlerine ilişkin soruları yanıtlamak üzere mahkeme önüne çıkmaya mecbur bırakan kararlara ilişkin olarak, İrlanda mahkemeleri önünde dava açmıştır. Yüksek Mahkeme, başvuranların lehine bir karar vermesine rağmen; delilleri kasıtlı olarak yok ederek, mahkemeleri, soruşturma mahkemesinin verdiği kararı yürürlüğe koyma yetkisinden mahrum bırakmalarından dolayı, başvuranları mahkeme masraflarını ödemeye mahkûm etmiştir.
Başvuranlar AİHM önünde, yerel mahkeme masraflarının kendilerine ödetilmesinin, gazetecilik kaynaklarının korunması hakkına müdahale teşkil ettiği hususunda şikâyette bulunmuşlardır.
Hukuki Değerlendirme – Madde 10: Yüksek Mahkemenin masraflar hakkındaki kararı, başvuranların gazetecilik kaynaklarının gizliliğini koruma hakkına müdahale olarak görülmemelidir. Soruşturma mahkemesinin, bilgi sızdırma olayının kaynağını tespit etme konusunda menfaati bulunup bulunmadığı hususu; çatışan kamu menfaatlerinin dengelenmesini kapsamakta olup; ilgili Sözleşme içtihatları doğrultusunda yerel mahkemelerce çözüme kavuşturulması gereklidir. Başvuranlar ilgili belgeleri yok etmeselerdi, yerel mahkemeler bunu gerçekleştirecek durumdaydı. Çatışan kamu menfaatlerinin söz konusu olması halinde, izlenecek en doğru yol, meselenin bütünüyle adli incelemeye tabi tutulmasıdır. Üst derece mahkemelerine ve sonrasında ise Yüksek Mahkeme’ye, konuyu karara bağlama hususunda olanak tanımak; yalnızca 10. maddeyle değil, aynı zamanda Sözleşme’nin tamamının temel bir ilkesi olan hukukun üstünlüğü ilkesiyle bağdaşacaktır.
Mevcut davada başvuranların takındığı tavır, 10. madde kapsamındaki, gazetecilik kaynaklarını ifşa etmeme haklarının meşru bir uygulaması niteliğini taşımamaktadır. Mahkemeler tarafından, başvuranların haklarının korunması yönünde bir güvence sunulmuştur. Sözleşme mahkemelere verilen rolü, bireylerin üstlenmeleri hususunda bir hak tanımamaktadır. Yerel mahkemelerin de altını çizdiği gibi, başvuranlar soruşturma mahkemesi açısından önem teşkil eden belgeleri kasıtlı olarak yok ederek, bahsedilen eylemi gerçekleştirmişlerdir.
Mahkeme, masrafların ödenmesine dair kararın, ifade özgürlüğü üzerinde caydırıcı bir etkisi olabileceğini kabul etmemektedir. Masraflar, genel bir kural olarak, yerel mahkemelerin takdir yetkisi kapsamına girmektedir. Ayrıca, başvuranların davasına ilişkin koşullarda, masrafların ödenmesine dair söz konusu kararın, kaynaklarını sıkı bir şekilde koruyan gazeteciler üzerinde herhangi bir etkisi bulunmamaktadır. Aksine bu kararla, hukukun üstünlüğü ilkesi tanınmış ve bu ilkeye saygı gösterilmiştir. Mahkeme, masrafların ödenmesi hakkındaki kararın; kamu yararını ilgilendiren bir makalenin yayımlanması konusunda kısıtlama getirdiği, kaynakların ifşa edilmesi konusunda zorlama içerdiği veya gazetecilik mesleğine başka türlü müdahalede bulunduğu yönünde herhangi bir bulgu tespit edememiştir. Bu kararın vurguladığı mesaj, herkesin mahkemelerin rolüne saygı göstermesi gerektiği ve gazeteciler de dâhil olmak üzere hiç kimsenin yargının işlevlerini üstlenemeyeceği ile ilgilidir. Yüksek Mahkeme’nin kararının esas amacı; hiçbir tarafın, kanunun üzerinde ve mahkemelerin adil yargı yetkisi dışında olmadığı mesajını vermiştir.
Sonuç: kabul edilemez (açıkça dayanaktan yoksun).
Full & Egal Universal Law Academy