AVRUPA İNSAN HAKLARI MAHKEMESİ
İKİNCİ BÖLÜM
KABUL EDİLEBİLİRLİK HAKKINDA KARAR
Başvuru no. 63400/16
Feyziye KILIÇ ve diğerleri / Türkiye
Başkan
Egidijus Kūris,
Hâkimler
Pauliine Koskelo,
Frédéric Krenc,
ve Bölüm Yazı İşleri Müdür Yardımcısı Dorothee von Arnim’in katılımıyla oluşturulan Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (İkinci Bölüm), 13 Aralık 2022 tarihinde Komite halinde toplanarak,
Batman Barosuna bağlı Avukat F. Bayındır tarafından temsil edilen ve listesi ve ilgili bilgileri ekteki tabloda yer alan 14 Türk vatandaşının (“başvuranlar”), 26 Eylül 2016 tarihinde, Türkiye Cumhuriyeti aleyhine, İnsan Hakları ve Temel Özgürlüklerin Korunmasına İlişkin Sözleşme’nin (“Sözleşme”) 34. maddesi uyarınca Mahkemeye yapmış olduğu 63400/16 no.lu başvuruyu,
Başvurunun, Türkiye temsilcisi olan, Adalet Bakanlığı İnsan Hakları Dairesi Başkanı Hacı Ali Açıkgül tarafından temsil edilen Türk Hükümetine (“Hükümet”) bildirilmesine ilişkin kararı,
Tarafların görüşlerini dikkate alarak,
Gerçekleştirilen müzakerelerin ardından aşağıdaki kararı vermiştir:
DAVANIN KONUSU
1. Başvuru, birinci başvuranın eşi ve diğer başvuranların babası olan, başvuranların bir yakınının bilinmeyen bir kişi tarafından öldürülmesiyle ilgilidir.
2. Süleyman Kılıç, 3 Ağustos 1999 tarihinde, Batman’da ateşli silahla vurularak öldürülmüştür.
3. Cumhuriyet savcısı, düzenlediği iddianameyle, maktulün ödenmemiş bir borç nedeniyle öldürüldüğü kanısına vararak, cinayet işlediklerine dair haklarında şüphelenilen beş kişinin mahkûm edilmesini talep etmiştir.
4. Ağır Ceza Mahkemesi, 23 Mayıs 2000 tarihinde, sanıkların delil yetersizliğinden beraat etmelerine karar vermiştir.
5. Ağır Ceza Mahkemesinin kararına karşı herhangi bir temyiz başvurusunun sunulmaması nedeniyle, söz konusu karar, 13 Eylül 2001 tarihinde kesinleşmiştir.
6. Başvuranlar, 5233 sayılı Terör ve Terörle Mücadeleden Doğan Zararların Karşılanması Hakkında Kanun’a dayanarak, avukatları aracılığıyla, yakınlarının ölümü nedeniyle maruz kaldıklarını belirttikleri zarara ilişkin tazminat talebiyle, sırasıyla 1 Kasım 2004 ve 1 Haziran 2005 tarihlerinde, Batman Valiliği Zarar Tespit Komisyonuna (“Komisyon”) başvurmuşlardır.
7. Komisyon, 24 Haziran 2005 tarihinde, tazminat talebinin ileri sürülen Kanun’un uygulama alanına girmediği kanısına vararak, bu talebi reddetmiştir.
8. Başvuranlar tarafından ret kararının iptaline ilişkin talebin sunulduğu, Danıştay da dâhil olmak üzere idare mahkemeleri, 17 Temmuz 2013 tarihinde kesinleşen bir karar çerçevesinde, 5233 sayılı Kanun’un terör eylemleri veya terörle mücadele tedbirlerinden doğan zararların tazmin edilmesiyle ilgili olduğunu hatırlatmışlar ve Süleyman Kılıç’ın öldürülmesinin bir terör eylemine bağlı olduğunun mevcut davada tespit edilmediğini saptamışlardır. Dolayısıyla, idare mahkemeleri, başvuranların talebinin söz konusu Kanun’un uygulama alanına girmemesi nedeniyle reddedilmesi gerektiği kanaatine varmışlardır.
9. Böylelikle başvuranlar, özellikle bir yandan, idare mahkemeleri tarafından tazminat taleplerinin reddedilmesi ve diğer yandan, kendi ifadelerine göre, Komisyon ve idare mahkemeleri nezdinde yürütülen yargılamanın makul olmayan süresi nedeniyle adil yargılanma gerekliliğinin ihlal edildiğini ileri sürerek, Anayasa Mahkemesi nezdinde bireysel başvuruda bulunmuşlardır.
10. Anayasa Mahkemesi, 31 Mart 2016 tarihinde, yargılamanın uzunluğuna ilişkin şikâyetle ilgili olarak, başvuranların lehinde bir karar vermiştir. Başvuranlar tarafından ileri sürülen ikinci iddiaya ilişkin olarak, Anayasa Mahkemesi, ilgililerin ceza soruşturmasından şikâyet etmediklerini, ancak yalnızca tazminat taleplerinin Tazminat Komisyonu tarafından reddedilmesinden şikâyet ettiklerini kaydetmiş ve bireysel başvurunun idare mahkemeleri önünde görülen yargılamanın adilliği açısından incelenmesi gerektiği sonucuna varmıştır. Bu bağlamda, Anayasa Mahkemesi bir yandan, idare mahkemelerinin 5233 sayılı Kanun’un hükümlerine ilişkin doğru bir uygulama yaptıkları ve diğer yandan, esasen yalnızca yargılamanın adil olmamasına ilişkin delil sunmaksızın, yargılamanın sonucundan şikâyet eden ilgililerin şikâyetlerinin açıkça dayanaktan yoksun olduğu kanısına varmıştır.
11. Başvuranlar, yakınları olan Süleyman Kılıç’ın ölüm koşullarını belirlemek için yürütülen soruşturma bağlamında Sözleşme’nin 2 ve 13. maddelerine ilişkin gerekliliklere saygı gösterilmediğini ve kendi ifadelerine göre adil olmayan, Anayasa Mahkemesi tarafından verilen kararın Sözleşme’nin 6. maddesine ihlal teşkil ettiğini iddia etmektedirler.
MAHKEMENİN DEĞERLENDİRMESİ
12. Mahkeme, Hükümetin iç hukuk yollarının tüketilmemesi ve altı ay süre kuralına uyulmaması da dâhil olmak üzere, birçok kabul edilemezlik itirazı ileri sürdüğünü gözlemlemektedir. Hükümet ayrıca, yargılamanın adilliğine ilişkin olarak Anayasa Mahkemesi tarafından yapılan incelemenin etkinliğine yönelik herhangi bir eleştirinin bulunmadığını ve dolayısıyla, başvuranların şikâyetlerinin açıkça dayanaktan yoksun olduğunu ileri sürmektedir.
13. Mahkeme, başvuranların şikâyetlerinin, aşağıda belirtilen gerekçelerle her hâlükârda kabul edilemez olduğuna karar verilmesinin gerekmesi nedeniyle, Hükümet tarafından ileri sürülen kabul edilemezlik itirazlarının tamamı hakkında karar vermesinin gerekli olmadığı kanaatine varmaktadır.
14. Sözleşme’nin 2 ve 13. maddelerine ilişkin iddialarla ilgili olarak, Mahkeme, her şeyden önce, “Hâkim hukuku kendiliğinden uygular” (“jura novit curia”) ilkesi gereğince, Sözleşme ve Protokolleri uyarınca başvuranlar tarafından ileri sürülen hukuki gerekçelere bağlı kalmadığını ve bir şikâyeti, başvuranlar tarafından ileri sürülenler dışındaki Sözleşme maddeleri ya da hükümleri kapsamında inceleyerek, bu şikâyete konu edilen olaylara ilişkin yapılacak hukuki nitelendirme hususunda karar verebileceğini hatırlatarak, başvuranların şikâyetlerinin yalnızca Sözleşme’nin 2. maddesinin usul yönü açısından incelenmesi gerektiği kanısına varmaktadır (Radomilja ve diğerleri/Hırvatistan [BD], no. 37685/10 ve 22768/12, § 126, 20 Mart 2018).
15. Bu bağlamda, Mahkeme ardından, başvuran tarafın Ağır Ceza Mahkemesinin 23 Mayıs 2000 tarihli kararına karşı herhangi bir temyiz başvurusunda bulunmadığını tespit etmektedir (yukarıda 5. paragraf).
16. Mahkeme, başvuranların yakınlarının öldürülmesi ile herhangi bir terör girişimi arasında herhangi bir bağın tespit edilmemesine rağmen, ihtilaf konusu olayların ardından beş yıldan fazla bir süre sonra, terör eylemlerinden veya terörle mücadele tedbirlerinden doğan zararların tespiti ve tazminine ilişkin Komisyona başvurduklarını kaydetmektedir. İlgililer ayrıca, Komisyona başvurulduğu tarihten önce herhangi bir zamanda bir terör eylemi varsayımını ileri sürmemişlerdir. Yukarıda belirtilen hususlardan, bu hukuk yolunun davanın koşullarında kesinlikle yeterli olmadığı anlaşılmaktadır. Her hâlükârda, bu hukuk yolu mevcut davada, Mahkemeye başvurmak için altı aylık süreyi durduracak nitelikte değildir (Lopes de Sousa Fernandes/Portekiz [BD], no. 56080/13, § 132, 19 Aralık 2017 kararıyla karşılaştırınız).
17. Son olarak, Anayasa Mahkemesi gibi, Mahkeme, başvuranların kendisi huzurunda, ceza soruşturmasına ilişkin herhangi bir şikâyet ileri sürmediklerini ve Tazminat Komisyonu tarafından verilen kararı eleştirmekle yetindiklerini gözlemlemektedir.
18. Dolayısıyla, başvurunun bu kısmına ilişkin olarak, başvuranların iç hukuk yollarını tükettikleri kabul edilemez ve bu nedenle, söz konusu kısım, Sözleşme’nin 35. maddesinin 1 ve 4. fıkraları uyarınca reddedilmelidir.
19. Başvuranlar, Sözleşme’nin 6. maddesine ilişkin iddialarla ilgili olarak, Anayasa Mahkemesi nezdinde yürütülen yargılamanın sonucunu eleştirmektedirler. Hâlbuki Mahkeme, söz konusu mahkeme tarafından verilen kararda keyfi veya açıkça makul olmayan herhangi bir unsur görmemektedir. Mahkeme, Anayasa Mahkemesi tarafından verilen kararın, yeterince gerekçeli olduğunu ve başvuranların idare mahkemeleri nezdinde görülen yargılamanın adil olmamasına ilişkin iddialarının reddedilmesinin gerçek nedenlerini kesin olarak belirlemelerine imkân verdiğini gözlemlemektedir. Dolayısıyla, başvuranların şikâyetleri, açıkça dayanaktan yoksundur ve Sözleşme’nin 35. maddesinin 3. fıkrasının a) bendi ve 4. fıkrası uyarınca reddedilmelidir.
Bu gerekçelerle, Mahkeme, oy birliğiyle,
Başvurunun kabul edilemez olduğuna karar vermiştir.
İşbu karar, Fransızca dilinde tanzim edilmiş olup, 19 Ocak 2023 tarihinde yazılı olarak bildirilmiştir.
Dorothee von Arnim Egidijus Kūris
Yazı İşleri Müdür Yardımcısı Başkan
EK
Başvuranların Listesi:
No.
Adı SOYADI
Doğum / Kayıt Yılı
Uyruğu
İkamet Yeri
1.
Feyziye KILIÇ
1959
Türk
Batman
2.
Aydın KILIÇ
1976
Türk
Batman
3.
Bahar KILIÇ
1992
Türk
Batman
4.
Fırat KILIÇ
1998
Türk
Batman
5.
Halil KILIÇ
1996
Türk
Batman
6.
Hogir KILIÇ
1993
Türk
Batman
7.
İhsan KILIÇ
1994
Türk
Batman
8.
Mahsum KILIÇ
1991
Türk
Batman
9.
Medet KILIÇ
1986
Türk
Batman
10.
Nimet KILIÇ
1985
Türk
Batman
11.
Özgün KILIÇ
1980
Türk
Batman
12.
Rozelin KILIÇ
1997
Türk
Batman
13.
Ulmiye KILIÇ
1982
Türk
Batman
14.
Vehbi KILIÇ
1977
Türk
Batman