AVRUPA İNSAN HAKLARI MAHKEMESİ
İKİNCİ BÖLÜM
KABUL EDİLEBİLİRLİK HAKKINDA KARAR
Başvuru no. 29601/05
Celal KILIÇ / Türkiye
Başkan
Robert Spano,
Hâkimler
Paul Lemmens,
Işıl Karakaş,
Julia Laffranque,
Stéphanie Mourou-Vikström,
Ivana Jelić,
Darian Pavli,
ve Bölüm Yazı İşleri Müdürü Hasan Bakırcı’nın katılımıyla 5 Mart 2019 tarihinde Daire olarak toplanan Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (İkinci Bölüm),
3 Ağustos 2005 tarihinde yapılan yukarıdaki başvuruyu göz önüne alarak,
Davalı Hükümet tarafından ibraz edilen görüşleri ve bu görüşlere karşılık olarak başvuran tarafından ibraz edilen görüşleri dikkate alarak,
Gerçekleştirilen müzakerelerin sonucunda aşağıdaki kararı vermiştir:
OLAYLAR Başvuran Celal Kılıç, 1975 doğumlu bir Türk vatandaşı olup, Kayseri’de ikamet etmektedir. Türk Hükümeti (“Hükümet”), kendi görevlisi tarafından temsil edilmiştir.
A. Davanın Koşulları Davanın konusu, taraflarca ifade edildiği şekliyle aşağıdaki gibi özetlenebilir: Başvuran 1993 yılında meteoroloji meslek lisesinden mezun olmuştur. Aynı yıl üniversite sınavına girdikten sonra, Yüzüncü Yıl Üniversitesi Ziraat Fakültesi Bahçe Bitkileri Bölümüne kabul edilmiştir. Başvuran bu üniversiteden 1997 yılında mezun olmuştur. 1994 ve 1997 yıllarında tekrar üniversite sınavlarına giren başvuran, bu sınavlarda başarılı olamamıştır. Yükseköğretim Kurulu, 1999 yılında 2547 sayılı Kanun’a dayalı yeni bir genelge yayınlamış ve üniversiteye giriş şartlarının değiştiği yeni bir sistemi uygulamaya koymuştur. Sistem, iki aşamalı bir prosedür yerine tekrardan tek bir sınavdan oluşacak ve öğrencinin ortalama okul notunun üniversite sınavı sonucu ile birlikte değerlendirileceği şekilde düzenlenmiştir. Bu sisteme göre, öğrencinin üniversitede lisedeki alanı ile ilgili bir bölüm seçmesi durumunda, okul notu 0,5 katsayısı ile çarpılarak üniversite sınavında aldığı sonuca eklenmekteydi. Öğrencinin üniversitede başka bir alan tercih etmesi durumunda, ortalama okul notu 0,2 katsayısı ile çarpılarak sınav sonucuna eklenmekteydi. Başvuran, 1999’da üniversite sınavına tekrar girmiş ve tercihlerini, Ankara Üniversitesi Eczacılık Fakültesi, Atatürk Üniversitesi Eczacılık Fakültesi, Çukurova Üniversitesi Diş Hekimliği Fakültesi, Ankara Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesi Çalışma Ekonomisi ve Endüstri İlişkileri Bölümü, Selçuk Üniversitesi Diş Hekimliği Fakültesi ve Yüzüncü Yıl Çukurova Üniversitesi Tıp Fakültesi şeklinde yapmıştır. Başvuranın sınav sonucu şu şekilde olmuştur: Sözel puanı: 163,855 (alan içi) ve 144,111 (alan dışı); Sayısal puanı: 176,722 (alan içi) ve 156,154 (alan dışı); Eşit Ağırlık puanı: 173,064 (alan içi); 152,908 (alan dışı). Sonuç olarak başvuran, tercih listesinde belirtilen üniversitelerden birine kabul edilmesi için gerekli olan puanı alamamıştır. 2000 yılında tekrar üniversite sınavına giren başvuran Niğde Üniversitesi Bilgisayar Programcılığı bölümünde okumaya hak kazanmıştır. Sırasıyla 2004 ve 2006 yıllarında gerçekleştirilen üniversite sınavlarına girmiş, ancak üniversite tercih listesini göndermemesi sebebiyle herhangi bir üniversiteye kabul edilmemiştir. Başvuran 2011 yılında girdiği sınavda başarılı olmuş; Anadolu Üniversitesi Açık Öğretim Fakültesine girmiştir. Bu okuldan mezun olduktan sonra bir sınava daha girip Erciyes Üniversitesi Hukuk Fakültesine kaydolma hakkı kazanmıştır. Hukuk Fakültesinden 2016 yılında mezun olan başvuran, hâlihazırda aynı üniversitede yüksek lisans öğrencisidir. Başvuran, 1999 yılında girdiği sınavın sonuçlanmasının ardından, Yükseköğretim Kurulunun sınav sonucunu düzeltmeyi reddetme kararının iptali için Danıştay nezdinde idari yargılamaları başlatmıştır. Başvuran, yerel mahkemeler nezdinde, farklı alanlara göre yapılan farkı ağırlıklandırma yöntemlerinin kullanılmasının ayrımcı olduğunu ve adil olmadığını iddia etmiştir. Danıştay, 12 Şubat 2001 tarihinde başvuranın davasını reddetmiştir. Kararında, 1999 yılında yürürlüğe giren değişikleri detaylı olarak açıklamış ve düzenlemenin, ülkenin ekonomik ve sosyal gelişiminin gerekliliklerini karşılamak için zaruri olduğunu belirtmiştir. Sistem, tüm eğitim hayatları boyunca başarılı olan öğrencilere bir fırsat sunmuş ve yükseköğrenimden faydalanacak öğrencilerin eşit şartlara sahip olmasını sağlamıştır. Dolayısıyla, Danıştay, üniversiteye giriş sınavı şartlarındaki değişikliğin, daha verimli bir üniversite eğitimi sağlamak için gerekli olduğuna ve başvuranın haklarına halel getirilmediğine karar vermiştir. Danıştay İdari Dava Daireleri Genel Kurulu, 20 Kasım 2003 tarihinde verdiği kararda, 12 Şubat 2001 tarihli kararda belirtilen görüşleri kabul etmiş ve başvuranın temyiz talebini reddetmiştir. Başvuranın karar düzeltme talebi 20 Temmuz 2005 tarihinde reddedilmiştir.
B. İlgili İç Hukuk ve Uygulama ve Uluslararası Belgeler
1. İç Hukuk Anayasa’nın 42. maddesi, kimsenin eğitim ve öğrenim hakkından yoksun bırakılamayacağını öngörmektedir. 1981 tarihli ve 2547 sayılı Yükseköğretim Kanunu’nun 10. maddesinde, Öğrenci Seçme ve Yerleştirme Merkezinin (ÖSYM), Yükseköğretim Kurulunun belirlediği esaslar çerçevesinde yükseköğretim kurumlarına öğrenci adaylarının seçilmeleri amacıyla sınavları hazırlayan, uygulayan ve değerlendiren, başarılı adayların yaptıkları tercihlere göre üniversitelere ve diğer yükseköğretim kurumlarına yerleştirilmelerini sağlayan bir kuruluş olduğu belirtilmektedir. 1982 tarihli değişikliğe göre 2547 sayılı Kanun’un 45. maddesinin ilgili hükümleri aşağıdaki gibidir:
Öğrenciler, yükseköğretim kurumlarına, kuralları Yükseköğretim Kurulu tarafından belirlenen seçme sınavıyla girerler. Yerleştirme puanlarının hesaplanmasında ilgili adayların ortaöğretimde aldıkları notların ortalaması dikkate alınır.
2. İlgili uluslararası belgeler Avrupa Konseyi Bakanlar Komitesi, Üye Devletlere, Yükseköğretime erişim ile ilgili R (98) 3 sayılı Tavsiye Kararının ekinde, hükümetlere ve yükseköğretim kurumlarına aşağıdakileri önermiştir:
“2. Amaçlar ve Hedefler
...
2.1. Yükseköğretimden faydalanmak isteyen ve bu yetiye sahip her aday, eşit ve adil şartlara sahip olmalıdır.
...
4. Kabul
...
4.1. Kabul kriterleri ve usulleri, başvuranların eğitim hayatlarına farklı noktalardan başladıklarını ve farklı kültürel geçmişe sahip olduklarını göz önünde bulundurmalı ve fayda sağlama potansiyeli olan her adayın kabulünü amaçlamalıdır.
4.2. Yükseköğretime erişim yollarının kapsamı, kabul kriterlerinin genişletilmesiyle, klasik lise diplomasına alternatif olacak yolları da içerecek şekilde genişletilmelidir. Özellikle:
- üst düzey mesleki nitelikler, yükseköğretime yönelik yeterli hazırlık olarak kabul edilmelidir;
- mesleki deneyim yeterince dikkat alınmalıdır;
- genel olarak iyi niteliklere sahip ancak eğitimlerinde belirli birtakım eksiklikler olan adaylara, yükseköğretim veya diğer öğretim yolları aracılığıyla bu eksiklikleri gidermelerini sağlayacak fırsatlar sunulmalıdır.
ŞİKÂYETLER Başvuran, Sözleşme’ye Ek 1 No.lu Protokol’ün 2. maddesine dayanarak, 1999 yılında getirilen, ortalama lise notlarının farklı ağırlık katsayılarıyla değerlendirilme yönteminin uygulanmaya başlandığı yeni sistem nedeniyle, meslek lisesinden mezun olmasının kendisinin dezavantajlı olmasına yol açmasından şikâyetçi olmuştur. Başvuran ayrıca, davasını inceleyen idare mahkemelerinin etkili olmadığını ve davasındaki olguları yanlış değerlendirdiğinden şikâyetçi olmuştur. Ek olarak, hakkındaki yargılamanın aşırı uzun sürdüğüne ilişkin şikâyette bulunmuştur.
HUKUKİ DEĞERLENDİRME
A. Eğitim Hakkı Sözleşme’nin 6. maddesi ve Sözleşme’ye Ek 1 No.lu Protokol’ün 2. maddesine dayanarak, meslek lisesi mezunu olan başvuran, üniversiteye giriş sınavında yeni bir puanlama sisteminin kullanılmaya başlanması sebebiyle önemli ölçüde dezavantajlı bir duruma düştüğünden şikâyet etmiştir. Başvuran ayrıca, 1993 yılında ortaöğretimini tamamlamış olması dolayısıyla, öğrencilerin meslek lisesinden düz liseye geçişini öngören geçiş önlemlerinden faydalanamadığını belirtmiştir. Ayrıca yerel mahkemelerin davasını yanlış incelediği iddiasında da bulunmuştur. Hükümet, başvuranın iddialarına itiraz etmiştir. Hükümet, başvuranın iddia edilen ihlalin mağduru olarak görülemeyeceğini ve 1999 yılında uygulamaya konulan sistemin orantısız olmadığını ve üniversite eğitiminin standardını yükseltmeyi amaçladığını öne sürmüştür. Mahkeme, aşağıda belirtilen gerekçeler dolayısıyla davanın kabul edilemez olması sebebiyle söz konusu ilk itirazı ayrıntılı olarak incelemeyi gerekli görmemektedir. Mahkeme ilk olarak, bireysel başvuruda bulunma hakkının kullanılmasına ilişkin olarak Mahkemede açılan davanın kapsamının başvuranın şikâyeti tarafından belirlendiğini yineler. Hangi hukuk kuralının uygulanacağını bulmak, jura novit curia ilkesi uyarınca mahkemenin görevidir. Buna göre Mahkeme, başvuranlar tarafından Sözleşme ve Protokolleri kapsamında öne sürülen hukuki gerekçeler ile sınırlı değildir; aynı şekilde taraflarca belirtilen Sözleşme maddeleri ve hükümlerinden farklı olan hüküm ve maddeler kapsamında şikâyeti inceleme ve şikâyet konusu olayların hukuki nitelendirmesini yapma yetkisi vardır (bk. Radomilja ve Diğerleri/Hırvatistan, no. 37685/10, § 126, 28 Haziran 2016). Davanın kendine özgü koşulları dâhilinde Mahkeme, söz konusu şikâyeti, sadece aşağıda belirtilen Sözleşme’ye Ek 1 No.lu Protokol’ün 2. maddesi kapsamında incelemeyi uygun görmektedir:
“Hiç kimse eğitim hakkından yoksun bırakılamaz. Devlet, eğitim ve öğretim alanında yükleneceği görevlerin yerine getirilmesinde, ana ve babanın bu eğitim ve öğretimin kendi dini ve felsefi inançlarına göre yapılmasını sağlama haklarına saygı gösterir.” Mahkeme, herhangi bir zamanda mevcut olan herhangi bir yükseköğretim kurumuna erişimin, Sözleşme’ye Ek 1 No.lu Protokol’ün 2. maddesinin ilk cümlesinde belirtilen hakkın temel bir parçası olduğunu hatırlatmaktadır (bk., Leyla Şahin/Türkiye [BD], no. 44774/98, §§ 134‑142, AİHM 2005-XI; Mürsel Eren/Türkiye, no. 60856/00, §§ 40‑41, AİHM 2006‑II ve Altınay/Türkiye, no. 37222/04, § 31, 9 Temmuz 2013). Dolayısıyla, başvurunun bu kısmı Sözleşme’ye Ek 1 No.lu Protokol’ün 2. maddesi kapsamına girmektedir. Ancak ne kadar önemli olursa olsun, Sözleşme’ye Ek 1 No.lu Protokol’ün 2. maddesinin ilk cümlesi kapsamında güvence altına alınan eğitim hakkı mutlak değildir; zira, “bu hakkın, niteliği gereği, devletin düzenlemesine tabi olması” sebebiyle, zımnen kabul edilmiş sınırlamalara tabi olabilir (bk., “Belçika’da Eğitim Dil Rejiminin Bazı Yönleri” İle İlgili Dava/Belçika (esas), 23 Temmuz 1968, § 5, Seri A no. 6). Şüphesiz, eğitim kurumları ile ilgili kurallar, toplumun ihtiyaçları ve kaynakları ve farklı seviyelerde öğretimin belirli özelliklerine göre zaman içerisinde değişebilir. Dolayısıyla, Sözleşme’nin gerekliliklerinin yerine getirilmesi hususunda nihai karar yine Mahkeme tarafından verilecek olsa da, ulusal makamlar bu alanda belirli bir ölçüde takdir payına sahiptir (bk., yukarıda anılan Leyla Şahin [BD], § 154 ve Ali/Birleşik Krallık, no. 40385/06, § 53, 11 Ocak 2011). Mahkeme, getirilen kısıtlamaların söz konusu hakkın özüne zarar verecek ve bu hakkı etkililikten yoksun bırakacak derecede engellememesini sağlamak amacıyla, bu kısıtlamaların ilgili şahıslar için öngörülebilir olduğuna ve meşru bir amaç izlediğine kanaat getirmelidir. Ancak, Sözleşme’nin 8-11. maddeleri hususundaki durumun aksine, Ek 1 No.lu Protokol’ün 2. maddesi uyarınca kapsamlı bir “meşru amaç” listesinin bu madde üzerinde bağlayıcılığı yoktur. Ayrıca, kısıtlamalar, kullanılan yol ve ulaşılması hedeflenen amaç arasında makul bir orantılılık ilişkisi olduğu sürece, Ek 1 No.lu Protokol’ün 2. maddesi ile uyumlu olur (bk., yukarıda anılan Leyla Şahin [BD], § 154; Catan ve Diğerleri/Moldova ve Rusya [BD], no. 43370/04 ve diğer 2 başvuru, § 140, AİHM 2012 (alıntılar)). Somut davanın koşullarına dönüldüğünde, Mahkeme, 2547 sayılı Kanun’a dayalı olarak 1999 yılında uygulamaya koyulan Yükseköğretim Kurulu genelgesinde yer alan söz konusu kısıtlamanın, yasal bir dayanağı olduğuna kanaat getirmiştir. Sonuç olarak, şikâyet konusu önlemler ilgili şahıslar için öngörülebilir olmuştur. Mahkeme ayrıca, söz konusu tarihte (1998‑1999 akademik yılı) ulusal yükseköğretime geçiş sınavında, öğrencilerin lisede aldıkları ortalama notlar ve ayrım yapılmaksızın tüm adayların girdiği sınavdan aldıkları puanlar olmak üzere iki sonucun dikkate alındığını gözlemlemektedir. Ek olarak Mahkeme, yeni sistemle birlikte adayların lisede aldıkları ortalama notların, genelgeye göre, ilgili alanların fakültelerinde öğretilenlere tekabül eden konularda eğitim almış öğrenciler için 0,5 katsayısı ile çarpıldığını ve fakültelerde öğretilenlere “tekabül etmeyen” konularda eğitim almış öğrenciler için 0,2 katsayısı ile çarpıldığını gözlemlemektedir. Meteoroloji meslek lisesinden mezun olan başvuranın üniversite puanı seçtiği alana göre hesaplanmıştır (bk., yukarıdaki 7. paragraf). Mahkeme ayrıca, yükseköğretim kurumları olan üniversitelere veya yüksekokullara erişim değerlendirilirken, üye Devletlerin, yükseköğretim çalışmaları sırasında başarılı olma eğilimi olan adayları seçmek için gerekli olan nitelikler hususunda geniş bir takdir payına sahip olduğunu değerlendirmektedir. Ancak, Mahkeme, kullanılan seçme sisteminin, Ek 1 No.lu Protokol’ün 2. maddesini ihlal etmemesi için eğitim hakkının özüne zarar vermemesi gerektiği kanaatindedir. Somut davada, Mahkeme, Yükseköğretim Kurulunun üniversite eğitiminin standartlarını iyileştirmek amacıyla üniversiteye kabul sistemini değiştirdiğini gözlemlemektedir. Mahkeme ayrıca, somut davada Danıştay’ın, üniversiteye erişime yönelik yeni öğrenci seçme sisteminin, üniversite öğrencilerinin nitelikleri ile bağlantılı olarak ülkenin ekonomik ve sosyal koşullarında meydana gelen değişiklikler sonucu ortaya çıkan gereklilikleri göz önünde bulundurduğuna ve sistemin yükseköğretim standartlarını yükselttiğine karar verdiğini kaydetmektedir. Danıştay, gerekçeli bir kararla düzeltmenin gerekli olduğuna ve yeni sistemin başvuranın haklarına halel getirmediğine karar vermiştir. Dolayısıyla Mahkeme, öğrencinin kendi alanının daha çok katsayıya sahip olduğu seçme sisteminin, üniversite standartlarını iyileştirmeye yönelik meşru bir amaç taşıdığı görüşündedir. Uygulanan yöntemlerin ulaşılmak istenen amaçla orantılı olup olmadığı hususunda ise, Mahkeme, üniversiteye giriş sınavında uygulanmaya başlanan katsayı sisteminin, adayların liseye giriş aşamasında seçtikleri alana göre uygulanmış olduğunu gözlemlemektedir. Mahkeme ayrıca, meslek lisesi mezunlarının, düz lise mezunu adaylarla birlikte yükseköğrenim görmek amacıyla uygulanan öğrenci seçme sınavında, eşit bir biçimde rekabet ettiklerini ve adayların sınav sonuçlarının aynı şekilde değerlendirildiğini belirtmektedir. Bu nedenle seçme kriterlerinin orantısız olduğuna kanaat getirilemez. Ayrıca, başvuranın durumunda, farklı tür liselerden mezun olanlara uygulanan katsayı sisteminin, başvuranın ortalama okul puanı 0,5 ile çarpılmış olsa bile sınavdan aldığı puanın üniversiteye kabul için yetersiz olması sebebiyle, 1999 yılında üniversiteye kabul edilmesi hususunda bir etkisi olmamıştır (bk. yukarıdaki 7. paragraf). Ek olarak, başvuran, üniversite sınavlarında iki defa başarılı olmuş ve sırasıyla Yüzüncü Yıl Üniversitesi Ziraat Fakültesi Bahçe Bitkileri Bölümü ve sonrasında da Anadolu Üniversitesi Açıköğretim Fakültesine kabul edilmiştir. Ayrıca, başka sınavlara girebilmiş ve Erciyes Üniversitesinden hukuk diploması alabilmiştir. Sonuç olarak, davanın mevcut koşullarında, Mahkeme başvuranın yükseköğretime erişim hakkından mahrum kalmadığı sonucuna varmıştır. Yukarıdaki hususlar ışığında, Mahkeme, başvurunun bu kısmının, Sözleşme’nin 35 § 3 maddesi kapsamında açıkça dayanaktan yoksun olduğunun beyan edilmesi ve Sözleşme’nin 35 § 4 maddesi kapsamında reddedilmesi gerektiği görüşündedir.
B. Yargılamaların uzunluğu Başvuran, idari yargılamaların süresinin, Sözleşme’nin 6. maddesinin 1. fıkrasında öngörülen “makul süre” gerekliliğine uygun olmadığından şikâyet etmiştir. Hükümet, 6384 sayılı Kanun uyarınca, yargılamaların uzunluğuna ve kararların icra edilmemesine ilişkin başvuruların ele alınması amacıyla yeni bir Tazminat Komisyonunun kurulduğunu belirtmiştir. Hükümet, başvuranın Tazminat Komisyonuna başvurması gerektiği için başvurunun bu kısmının iç hukuk yollarının tüketilmediği gerekçesiyle kabul edilemez ilan edilmesi gerektiğini ileri sürmüştür. Mahkeme, Ümmühan Kaplan/Türkiye (no. 24240/07, 20 Mart 2012) davasında uygulanan pilot karar usulünü müteakip Türkiye’de yeni bir iç hukuk yolunun oluşturulduğunu gözlemlemiştir. Ardından, Mahkeme yukarıda anılan Turgut ve Diğerleri/Türkiye ((k.k.), no. 4860/09, 23 Mart 2013) davasındaki kararında, başvuranların iç hukuk yollarını, yani yeni hukuk yolunu tüketmedikleri gerekçesiyle yeni bir başvuruyu kabul edilemez bulmuştur. Bu kararı verirken Mahkeme özellikle, bu yeni hukuk yolunun muhtemel surette (a priori) erişilebilir olduğunu ve yargılamanın uzunluğuna ilişkin şikâyetler için makul bir tazmin imkânı sunabildiğini değerlendirmiştir. Mahkeme, Ümmühan Kaplan (yukarıda anılan, § 77) davasında vermiş olduğu kararda, yine de, olağan prosedür uyarınca, Hükümete önceden bildirilmiş olan bu türden başvuruları yine de inceleyebileceğini vurguladığını kaydetmektedir. Ancak, Mahkeme, Hükümetin başvuranın 6384 sayılı Kanun ile tesis edilmiş olan yeni iç hukuk yoluna başvurmamış olmasına ilişkin ilk itirazını göz önünde bulundurarak, yukarıda anılan Turgut ve Diğerleri davasında varmış olduğu sonucu yinelemektedir. Dolayısıyla Mahkeme, iç hukuk yollarının tüketilmemesi nedeniyle, başvurunun bu kısmının da Sözleşme’nin 35 §§ 1 ve 4. hükümleri uyarınca reddedilmesi gerektiği sonucuna varmıştır.
Bu gerekçelerle, Mahkeme, oy birliğiyle,
Başvurunun kabul edilemez olduğuna karar vermiştir.
İşbu karar, İngilizce olarak tanzim edilmiş ve 28 Mart 2019 tarihinde yazılı olarak bildirilmiştir.
Hasan BakırcıRobert Spano
Yazı İşleri Müdür YardımcısıBaşkan
Full & Egal Universal Law Academy