AVRUPA İNSAN HAKLARI MAHKEMESİ
İKİNCİ BÖLÜM
KABUL EDİLEBİLİRLİK HAKKINDA KARAR
Başvuru no. 63013/11
Meltem KOÇAK ve Vedat KOÇAK / Türkiye
Başkan
Julia Laffranque,
Yargıçlar
Işıl Karakaş,
Nebojša Vučinić,
Paul Lemmens,
Jon Fridrik Kjølbro,
Stéphanie Mourou-Vikström,
Georges Ravarani,
ve Bölüm Yazı İşleri Müdürü Stanley Naismith’in katılımıyla 21 Mart 2017 tarihinde Daire halinde toplanan Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (İkinci Bölüm), yukarıda anılan 12 Eylül 2011 tarihli başvuruyu göz önünde bulundurarak, gerçekleştirilen müzakerelerin ardından aşağıdaki kararı vermiştir.
OLAYLAR
1. Başvuranlar Meltem Koçak ve Vedat Koçak, Türk vatandaşları olup 1986 doğumludurlar ve Aksaray’da ikamet etmektedirler. Başvuranlar, Mahkeme önünde, Aksaray barosuna bağlı Avukat H.A. Elibol tarafından temsil edilmişlerdir.
2. Başvurunun kendine özgü koşulları, başvuranlarca ifade edildiği şekilde, aşağıdaki gibi özetlenebilir.
3. Başvuran dokuz aylık hamile olduğu sırada, yaşadığı kasılmalar nedeniyle, 13 Eylül 2008 tarihinde saat 6.50’de Aksaray-Şammas Vehbi Ekecik Kadın Doğum ve Çocuk Hastalıkları Hastanesine ("Hastane") gitmiştir. Başvuran, bir uzman tarafından muayene edilmeden evine gönderildiğini iddia etmektedir. Dosyada yer alan unsurlara göre, muayenesi nöbetçi ebe M.A. tarafından yapılmış ve başvuran hastaneden ayrılmadan önce bir belgeye "Kasılmalar daha sıklaştığında tekrar geleceğim." notunu düşmüştür.
4. Başvuran Meltem Koçak, aynı gün saat 21.45’te tekrar hastaneye gitmiştir. Başvuran, kasılmaların yoğunluğundan yakındığını ve hastane personelinin kendisine "doğum için çok erken olduğunu, buradan [çıkması gerektiğini] ve hastaneyi otel olarak gördüğünü" söylediğini ifade etmiştir. Başvuran Meltem Koçak, kusmaya başladığından, ebeler N.Ö. ve N.A. saat 21.58’de ekografi çekmişler ve hemşireler bebeğin kalp atışlarını duymaya çalışmışlardır. Ertesi sabah saat 5.00 sıralarında, hemşireler, nöbetçi doktor E.İ.’yi aramışlar, E.İ. hastaneye 5.10’da gelmiş ve başvuranı muayene etmiştir; personel, başvuranın giriş kaydını resmi olarak o esnada yapmışlardır.
5. Başvuran Meltem Koçak ile 14 Eylül 2008 tarihinde saat 9.00 sıralarında, doktor S.T., ebeler D.Ç. ve Ş.I.dan oluşan bir ekip ilgilenmiştir. Saat 10.45’te D.Ç., ölü bir çocuğun doğumunu sağlamıştır. Göbek kordonunun bebeğin boynuna dolandığı kaydedilmiştir.
6. Aynı tarihli tutanakta, Doktor E.İ.nin beyanlarına yer verilmiştir. İlgilinin ifadesi şu şekildedir:
"[E.İ.] nöbetçi olduğu gün doğum ünitesiyle görüşmüştür, (...) daha açık bir ifadeyle 14 Eylül 2008 günü saat 5.00’te; [doğum ünitesi] fetüsün kalp atışlarının düzensiz olduğu konusunda kendisine [haber vermiştir]; E.İ. saat 5.10’da hastaneye gelmiştir; ekografi muayenesi sırasında [bebeğin] kalp atışının olmadığını, 3 ila 4 cm. çapında açılma ve vajinal muayenede [boynun] % 70’inin görünmediğini ve vajinal kanama olmadığını tespit etmiştir; hasta kendiliğinden doğum yapması [amacıyla] düzenli takip edilmiştir; tüm laboratuar takipleri ve kanama (profili) [testleri] talep edilmiştir; hastanın yaşam bulguları stabil olup, [hasta] daha sonra nöbetçi ekibe [bırakılmıştır]; hasta [13 Eylül günü] saat 22.00’de doğum salonuna geldiğinde tek bir NST (non stres test) yapılmıştır; [Doktor E.İ. ile] görüşülünceye kadar, hastanın kesin olarak hastaneye yatışı yapılmamıştır; [bebeğin] kalp atışları görülmemiştir; E.İ.’ye göre, sağlık görevinin görevini yapmada ihmali bulunmaktaydı."
Başvuran Meltem Koçak aynı gün hastaneden taburcu olmuştur.
1. Hastane soruşturması
7. Doktor E.İ. 15 Eylül 2008 tarihinde, hastane yönetiminden resmi olarak, in utero (rahim içinde) bebeğin ölümünün, 13 ila 14 Eylül 2008 gecesi başvuran Meltem Koçak’ın takibiyle görevli ebelerin ve hemşirelerin ihmaline bağlı olup olmadığının araştırılması talebinde bulunmuştur.
8. Başhekim Yardımcısı O.Ş. 19 Eylül 2008 tarihinde, konuyla ilgili araştırma yapmış ve ebeler N.Ö. ve N.A.’nın kusurlu oldukları, ancak Doktor E.İ. ile ebeler D.Ç. ve Ş.I.’nın olayda sorumluluğu bulunmadığı sonucuna vardığı bir rapor sunmuştur.
9. N.Ö. ve N.A. hakkında verilen muhtemel disiplin cezalarıyla ilgili olarak Mahkeme’ye bilgi verilmemiştir.
2. Suç duyurusu
10. Başvuranlar, 2008 yılı Eylül ayında belirtilmeyen bir tarihte, hastanenin sağlık personeli hakkında Aksaray Savcılığına ("savcılık") suç duyurusunda bulunmuşlardır.
11. Savcılık, 2008 yılı Eylül ayında yine belirtilmeyen bir tarihte, kanuna uygun olarak, Aksaray Valisinden, söz konunu memurlar hakkında kovuşturma izni istemiştir.
12. Ölümün nedeninin tespit edilmesi için 17 Eylül 2008 tarihinde Ankara Adli Tıp Kurumunda otopsi yapılmıştır. Adli Tıp Kurumu, bebeğin vücudundan alınan numuneleri analiz edilmek üzerek toksikoloji ve histopatoloji laboratuvarlarına göndermiş ve cesedin defnedilmesini istemiştir.
13. Sağlık Bakanlığı İş Müfettişliği 20 Ekim 2008 tarihinde, Müfettiş Y.A.’yı, savcılık tarafından yapılan kovuşturma izni talebine yanıt vermek amacıyla iç soruşturma yürütmekle görevlendirmiştir.
14. Müfettiş Y.A. 18 Ekim 2008 tarihinde raporunu sunmuştur. Müfettiş, doktorlar E.İ ve S.T. ile ebeler N.Ö., N.A., D.Ç. ve Ş.I. hakkında kovuşturma açılması yönünde yapılan talebe olumsuz görüş bildirmiştir. Müfettiş bunun yanı sıra, hastaneye yatış kaydında yapılan gecikme ile hastanın takibine ilişkin bilgilerin kaydedilmemesinin konuyla ilgili yönetmeliğe aykırı olduğu gerekçesiyle eş zamanlı olarak bir disiplin soruşturması yapacağını belirtmiştir.
15. Aksaray Valisi 2 Aralık 2008 tarihinde, suçlanan personel hakkında kovuşturma izni vermeyi kabul etmemiştir.
16. Başvuranlar 19 Ocak 2009 tarihinde Konya Bölge İdare Mahkemesinde ("İdare Mahkemesi") kovuşturma izni verilmemesine itiraz etmişlerdir. Mahkeme’ye, bu itirazın akıbetiyle ilgili olarak açıkça bilgi verilmemiştir. Ancak görünüşe göre, olayların devamından anlaşıldığı üzere (bk. aşağıda 21. paragraf), idare mahkemesi, valiliğin ret kararını bozmuş ve bu durum savcıya soruşturmasını yeniden ele almasına imkân vermiştir.
17. Adli Tıp Kurumu 7 Ocak 2009 tarihli bir raporla, bebeğin ölüm nedeninin kesin olarak tespit edilemediği ve İstanbul Adli Tıp Kurumuna başvurulması gerektiğini bildirmiştir.
18. İstanbul Adli Tıp Kurumu 1. İhtisas Kurulu 17 Şubat 2010 tarihinde, bebeğin ölümünün, göbek kordonunun boynunun etrafında dolanması sonucu gelişen hipoksi neticesinde meydana geldiğini açıklamıştır.
19. İstanbul Adli Tıp Kurumu 3. İhtisas Kurulu 31 Mayıs 2010 tarihinde, suçlanan personele atfedilebilir hata ya da ihmal olup olmadığı konusuyla ilgili olarak kararını açıklamıştır. Bilirkişiler, ölü doğan bebekle ilgili hastane kaydının olmaması nedeniyle, hipoksinin ne zaman başladığını bilemeyeceklerini, bu durumun, kendilerini, bebeğin ölümünde ebeler N.Ö. ve N.A.nın sorumluluğunu değerlendirme konusunda yetersiz kıldığını belirtmişlerdir.
20. Bilirkişiler bunun yanı sıra, hastane kaydının olmamasının, söz konusu iki ebenin ihmalinden kaynaklandığını ve bu nedenle ebeler hakkında , disiplin soruşturması yapılabileceğini belirtmişlerdir.
21. Savcılık 10 Kasım 2010 tarihinde yukarıda sıralanan sonuçlara dayanarak kovuşturmaya yer olmadığına dair karar vermiştir. Savcılık, yeterli delil olmaması nedeniyle, bebeğin ölümü ile söz konusu personelin tutumu arasında herhangi bir nedensellik bağı kurulamayacağını belirtmiştir.
22. Nevşehir Ağır Ceza Mahkemesi 10 Ocak 2011 tarihinde başvuranlar tarafından, kovuşturmaya yer olmadığına dair karara yapılan itirazı reddetmiştir. Söz konusu karar, 15 Mart 2011 tarihinde ilgililere tebliğ edilmiştir.
23. Mahkeme’ye, herhangi bir hastane personeli hakkında disiplin soruşturması açılıp açılmadığı konusunda bilgi verilmemiştir (yukarıda 14 ila 20. paragraflar).
3. İdari dava
24. Başvuranlar 7 Mayıs 2009 tarihinde İdareye başvurmuşlar ve bebeklerinin ölümü nedeniyle yaşadıkları manevi zarar nedeniyle, gecikme faiziyle birlikte 15.000 Türk lirası (TRY) ön tazminat talebinde bulunmuşlardır.
25. İdare 17 Haziran 2009 tarihinde bu talebi reddetmiştir.
26. Bu kararın ardından, 2009 yılında belirtilmeyen bir tarihte, başvuranlar İdare Mahkemesinde tam yargı davası açmışlardır.
27. Ankara İdare Mahkemesi 25 Kasım 2010 tarihinde, İstanbul Adli Tıp Kurumunun 31 Mayıs 2010 tarihli bilirkişi raporuna dayanarak başvuranların taleplerini reddetmiştir.
28. Başvuranlar 30 Aralık 2010 tarihinde Danıştay’a temyiz başvurusunda bulunmuşlardır.
29. Danıştay 22 Nisan 2016 tarihinde, kanuna ve hakkaniyete uygun olmadığı gerekçesiyle ilk derece mahkemesinin kararını bozmuş ve dosyayı, yeniden başvuranlara manevi zarar olarak ödenecek tazminat miktarının hesaplanması amacıyla aynı heyete göndermiştir.
30. Dava halen idare mahkemeleri önünde derdesttir.
ŞİKÂYETLER
31. Başvuranlar, Sözleşme’nin 2. maddesine dayanarak, çocuklarının yaşam hakkının ihlal edildiğinden yakınmaktadırlar.
32. Başvuranlar, Sözleşme’nin 3. maddesine dayanarak, şikâyet konusu olayların başvuran Meltem Koçak için insanlık dışı ve aşağılayıcı muamele teşkil ettiğini ileri sürmektedirler.
33. Başvuranlar son olarak, ceza sorumluluğu bulunduğunu iddia ettikleri sağlık personeline ceza verilmemesi nedeniyle, Sözleşme’nin 6. maddesiyle güvence altına alınan adil yargılanma haklarının ihlal edildiğini ileri sürmektedirler.
HUKUKİ DEĞERLENDİRME
34. Başvuranlar, Sözleşme’nin 2. maddesine dayanarak, sağlık personeli tarafından doğum sırasında yapılan ihmaller nedeniyle çocuklarının yaşam hakkına riayet edilmediğinden yakınmaktadırlar.
35. Mahkeme, öncelikle, başvuru yapıldıktan sonra yaşanan gelişmeleri dikkate almakla yetkili olduğunun altını çizerek, tazminat davasının halen ulusal mahkemeler önünde derdest olduğunu kaydetmektedir (yukarıda 29 ve 30. paragraflar). Mahkeme, bu itibarla, mevcut başvurunun aşağıda açıklanan nedenlerden ötürü vaktinden önce yapılmış olduğunu tespit ederek, somut olayda, Sözleşme’nin 2. maddesinin uygulanabilirliği sorunuyla ilgili olarak karar vermemesi gerektiği kanaatine varmaktadır.
36. Bu maddeyle ilgili olarak, Mahkeme, ölümün kasten ya da bir saldırı ve yahut kötü muamele neticesinde meydana geldiği davalar ile ihmal suretiyle istemeyerek meydana geldiği davalar arasında bir ayrım yapılmasının uygun olduğunu hatırlatmaktadır.
37. Mahkeme, ceza davalarının seyri ve sonucu Sözleşme’nin 2. maddesinden kaynaklanan usuli gereklilikleri karşılamadığında bir sorun doğurabileceğini kabul etmektedir. Her şey, şikâyet edilen durumun niteliğine bağlıdır. Bu nedenle, kamu sağlığı alanında, ölümün kaynağındaki olaylar, belli bir hastaya mahsus tedaviyle ilgili olarak sağlık personelinin yaptığı bir "değerlendirme hatası" ya da sağlık personeli arasında "koordinasyon eksikliği" gibi ihmallerin ötesine vardığında cezai bir tepki gerekebilmektedir (Powell/Birleşik Krallık (kabul edilebilirlik hakkında karar), No. 45305/99, AİHM 2000-V, Calvelli ve Ciglio/İtalya [BD], No. 32967/96, § 49, AİHM 2002‑I ve Asiye Genç/Türkiye No. 24109/07, § 67 in fine, 27 Ocak 2015).
38. Bu şekilde belirlenen çerçeve dışında, ölüme kasten sebebiyet verilmediğinde, Mahkeme, suçlamaya konu olan sağlık hizmetinin kamu sektörüne veya özel sektöre bağlı olmasına göre, Türk hukukunda, başvuranlar tarafından tüketilmesi gereken yolun, ilke olarak, hukuki ya da idari nitelikte olduğunu daha önce ifade etmiştir (Karakoca/Türkiye (kabul edilebilirlik hakkında kararı), No. 46156/11, 21 Mayıs 2013 ve Bilsen Tamer ve diğerleri/Türkiye (kabul edilebilirlik hakkında karar), No. 60108/10, 26 Ağustos 2014).
39. Somut olayda, Mahkeme, başvuranlar tarafından şikâyet edilen olayların, kamu hizmetine bağlı olan hastane personeline yüklenen "tıbbi ihmallerden" kaynaklandığını gözlemlemektedir. Dolayısıyla, idari yargı yolunun, tek başına veya ceza mahkemeleri önünde kullanılan başvuru yolu ile birlikte değerlendirilmesi gerekmektedir (yukarıda anılan Calvelli ve Ciglio, § 51 ve yukarıda anılan Karakoca kararı).
40. Mahkeme, mevcut davada, başvuranların iki hukuk yolunu kullandıklarını kaydetmektedir: Başvuranlar öncelikle, ceza davası açmış olup, bu dava kovuşturmaya yer olmadığına dair kararla sonuçlanmıştır; sonrasında başvuranlar Aksaray İdare Mahkemesinde tazminat almak amacıyla tam yargı davası açmış, İdare Mahkemesi, başvuranların tüm taleplerini reddetmiştir. Ancak, daha sonra verilen bir kararla, Danıştay bu kararı bozmuş ve dosyayı ilk derece mahkemesine göndermiştir. Mahkeme’nin sahip olduğu bilgilere göre, ödenecek tazminat miktarıyla ilgili görülen dava halen derdesttir. Başka bir ifadeyle, başvuranlar, suçlanan kamu görevlilerinin sorumluluğu konusunda karar vermeye ve gerektiği takdirde tazminat almaya imkân veren idari bir yargılamaya erişebilmişlerdir.
41. Bu koşullarda, Sözleşme’nin 2. maddesinin somut olaya uygulanabilir olduğu varsayılsa bile, mevcut dava, ulusal mahkemelerin mevcut davayı gereğince ele almış oldukları ve dolayısıyla Sözleşme’nin iddia edilen ihlalini telafi edecek durumda oldukları sürece, Mahkeme konuyla ilgili olarak karar veremeyecektir. .
42. Yukarıda açıklanan hususlar göz önüne alındığında, Mahkeme, başvurunun bu kısmının vaktinden önce yapıldığına karar vermekte ve Sözleşme’nin 35. maddesinin 1 ve 4. fıkraları uyarınca iç hukuk yollarının tüketilmemesi nedeniyle reddetmektedir.
43. Başvuranlar gerektiği takdirde, açtıkları dava sonunda, halen Sözleşme’nin ihlal edilmesi nedeniyle mağdur olduklarını düşünmeleri halinde yeniden Mahkeme’ye başvuruda bulunabilirler.
44. Ceza yargılamasının kovuşturmaya yer olmadığına dair kararla sonuçlanması nedeniyle Sözleşme’nin 6. maddesi bağlamında adil yargılanma haklarının ihlal edilmesi nedeniyle başvuranların yaşamış oldukları sıkıntıyla ilgili olarak, Mahkeme, yukarıda açıkladığı üzere, tıbbi ihmaller konusunda, tüketilmesi gereken yolun hukuki ya da idari tazmin yolu olduğunu hatırlatmaktadır. Dolayısıyla Mahkeme, olayın bu yönüyle ilgili olarak daha önce incele yapmıştır. Üstelik, her halükarda, başvuranların "bir suçun sanıkları" olmadıklarını ve bu sayede, başvuranların, medeni haklarının korunmasını ya da telafi edilmesini değil, yalnızca suçlanan sağlık personelinin mahkûmiyetini istediklerini tespit etmek yeterlidir. Bu nedenle, Sözleşme’nin 6. maddesi somut olaya uygulanmaz (Beyazgül/Türkiye, No. 27849/03, §§ 35, 43 ve 44, 22 Eylül 2009).
45. İşbu şikâyet, Sözleşme hükümleriyle ratione materiae (konu yönünden) bağdaşmaması nedeniyle, Sözleşme’nin 35. maddesinin 3 ve 4. fıkraları uyarınca reddedilmelidir.
46. Hastane personelinin, sağlık durumuyla ilgili şikâyetlerine rağmen başvuranla ilgilenmeyi reddetmelerinin Sözleşme’nin 3. maddesi anlamında kötü muamele teşkil ettiği yönündeki iddialarla ilgili olarak, Mahkeme, başvuranların bu şikâyeti Mahkeme önünde ilk kez gündeme getirdiklerini tespit etmektedir. Bu nedenle, başvurunun bu kısmının da, iç hukuk yollarının tüketilmemesi nedeniyle, Sözleşme’nin 35. maddesinin 1 ve 4. fıkraları uyarınca kabul edilemez olduğuna karar vermektedir.
Bu gerekçelerle, Mahkeme, oybirliğiyle,
Başvurunun kabul edilemez olduğuna karar vermiştir.
İşbu karar Fransızca dilinde tanzim edilerek, 13 Nisan 2017 tarihinde yazılı olarak tebliğ edilmiştir.
Stanley NaismithJulia Laffranque
Yazı İşleri MüdürüBaşkan
Full & Egal Universal Law Academy