Koçintar / Türkiye- 77429/12 - 01.07.2014 tarihli Karar [II. Bölüm]
Olaylar — Başvuran, 16 Şubat 2009 ila 6 Mart 2014 tarihleri arasında tutuklu kalmıştır. Serbest bırakılma talebiyle Ağır Ceza Mahkemesine birkaç kez başvuruda bulunan başvuranın söz konusu talepleri reddedilmiştir.
Hukuki Değerlendirme — Madde 35 § 1: Eylül 2012’de yürürlüğe giren Anayasa değişikliklerinin ardından, Türk hukuk sisteminde Anayasa Mahkemesine bireysel başvuru hakkı getirilmiştir. Böylece, Anayasa Mahkemesine, Anayasa’da güvence altına alınmış temel hak ve özgürlüklerinden, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi ve buna ek protokoller kapsamındaki herhangi birinin ihlal edildiğini iddia eden kişilerin başvurularını inceleme yetkisi tanınmıştır. Mahkeme, söz konusu yeni hukuk yolunu, somut davayla alakalı olmayan bir şikâyete ilişkin bir dava[1] kapsamında incelemiş ve etkin olduğu sonucuna varmıştır. Mahkeme, bahsi geçen yeni hukuk yolunun yeniden her yönüyle incelenmesine gerek olmadığı kanısındadır. Ancak, somut davaya konu olan şikâyetin niteliği dikkate alındığında, söz konusu hukuk yolunun bazı yönlerinin, erişilebilirlik, Anayasa Mahkemesinin zaman bakımından yetkisi ve şikâyet konusu hürriyeti kısıtlayıcı cezayla ilgili olarak verilen kararların etkisi gibi davanın kendine özgü koşullarında yeniden incelenmesi gerekmektedir.
Hukuk yolunun erişebilirliğiyle ilgili olarak, sadece kesinleşmiş olan kararların bireysel başvuruya konu olabileceğini belirtmek gerekir. Tutuklulukla ilgili davalarda, Sözleşme’nin 5 § 3 maddesinde belirtilen sürenin son günü, suçlamayla ilgili olarak ilk derece mahkemesi tarafından bir karara varıldığı veya tutuklunun serbest bırakıldığı gündür. Ayrıca, tutukluluğunun uzunluğundan şikâyet eden bir kişinin, tutukluluğu sırasında dilediği bir tarihte Anayasa Mahkemesine başvurabileceği ve şikâyette bulunmak için tutukluluğunun sona ermesini beklemek zorunda olmadığı hususuna dikkat çekilmelidir. Bu nedenle, söz konusu hukuk yolu erişilebilir niteliktedir.
Türk Anayasa Mahkemesinin zaman bakımından yetkisi, 23 Eylül 2012 tarihinde başlamış ve hali hazırda verilmiş olan kararlardan, Anayasa Mahkemesinin zaman bakımından yetkisinin, bireysel başvuru hakkı getirilmeden önce başlayan ve söz konusu tarihten sonra devam eden ihlal durumlarını kapsayacak şekilde genişletildiği anlaşılmaktadır. Dolayısıyla, başvuranın 23 Eylül 2012 tarihi öncesi dönemdeki tutukluluğu dahi Anayasa Mahkemesinin zaman bakımından yetkisi kapsamına girmektedir.
Tutukluluğun uzunluğuna ilişkin bir hukuk yolunun Sözleşme’nin 5 § 3 maddesi anlamında etkin olabilmesi için, şikâyet konusu özgürlükten mahrumiyet durumunu sona erdirme olasılığı sunması gerekmektedir. Anayasa Mahkemesi, Anayasa’nın 19. maddesi ile güvence altına alınan özgürlük hakkının ihlal edildiğini tespit ettiği ve bu sırada başvuranın tutuklu bulunduğu davalarda, söz konusu ihlal kararını gereğinin yapılması için ilgili mahkemeye tebliğ etmiştir. Mahkeme, söz konusu kararın bağlayıcı olduğunu gözlemlemektedir. Mahkeme, Hükümet tarafından sunulan bazı örnekler dışında, Anayasa Mahkemesinin ihlal kararının ardından serbest bırakılan kişilerle ilgili şu an itibariyle herhangi bir bilgi sahibi olmamakla birlikte, söz konusu kararların etkin bir şekilde icra edileceği konusunda şüphe duyulmasına neden olacak herhangi bir durumun söz konusu olmadığı kanısındadır. Dolayısıyla, Türk Anayasa Mahkemesine yapılan bir başvurunun, tutuklunun serbest bırakılmasını sağlayabileceği sonucuna varılabilir.
Bu nedenle, Mahkeme, söz konusu hukuk yolunun, başvuranın Sözleşme’nin 5 § 3 maddesi kapsamındaki şikâyeti bakımından yeterli tatmin sağlayacak nitelikte olmadığını veya sonuç alınabilmesi açısından makul bir olasılık sunmadığını gösteren herhangi bir delil bulunmadığı kanısına varmıştır. Dolayısıyla, başvuranın, Anayasa Mahkemesine bireysel başvuruda bulunması gerekirdi.
Sonuç: kabul edilemez (iç hukuk yolları tüketilmediği gerekçesiyle).
[1]Uzun /Türkiye (k.k.), 10755/13, 30 Nisan 2013, 163 sayılı Bilgi Notu.
Full & Egal Universal Law Academy