AVRUPA İNSAN HAKLARI MAHKEMESİ
İKİNCİ BÖLÜM
KABUL EDİLEBİLİRLİK HAKKINDA KARAR
Başvuru no.70478/16
Gökhan KÖKSAL / Türkiye
Başkan,
Robert Spano,
Yargıçlar,
LediBianku,
IşılKarakaş,
NebojšaVučinić
ValeriuGriţco,
Jon FridrikKjølbro,
Stéphanie Mourou-Vikström,
ve İkinci Bölüm Yazı İşleri Müdürü Stanley Naismith’in katılımıyla, 6 Haziran 2017 tarihinde, Daire olarak toplanan Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (İkinci Bölüm) heyeti, yukarıda belirtilen 4 Kasım 2016 tarihinde yapılan başvuruyu dikkate alarak gerçekleştirdiği müzakerelerin ardından aşağıdaki kararı vermiştir:
.
OLAY
1. Başvuran Gökhan Köksal, 1978 doğumlu ve Ankara’da ikamet eden bir Türk vatandaşıdır.
A. Somut olayın koşulları
2. Dava konusuolaylar başvuran tarafından ifade edildiği şekilde aşağıdaki gibi özetlenebilir.
3. Başvuran, olaylar döneminde Erzurum « 1071 Malazgirt » İlkokulu’nda öğretmendir.
4. 15 Temmuz’u 16 Temmuz 2016’ ya bağlayan gece, FETÖ/PDY («Fetullahçı Terör Örgütü / Paralel Devlet Yapılanması»)’na bağlı olmakla suçlanan Türk Silahlı Kuvvetlerine mensup kişilerden oluşan bir grup, başarısızlıkla sonuçlanan bir darbe girişiminde bulunmuştur. Gece boyunca çoğunluğu sivil 200’den fazla kişi darbecilere karşı koyarken hayatını kaybetmiştir. Makamlar, izleyen günlerde ordu ve yargı bünyesinde görev yapanlardan çok sayıda tutuklama yapmışlar ve görevden ilişik kesme yoluna gitmişlerdir.
5. 21 Temmuz 2016 tarihinde olağanüstü hal kararı alınmıştır. Cumhurbaşkanı başkanlığında toplanan Bakanlar Kurulu, Anayasa’nın 121. maddesi gereğince olağanüstü hal boyunca yirmi dört (667 sayılı ila 690 sayılı arası) kanun hükmünde kararname çıkarmıştır.
6. Başvuran, 25 Temmuz 2016 tarihinde açığa alınmıştır.
7. 1 Eylül 2016 tarihinde çıkarılan 672 sayılı Kanun Hükmünde Kararname ile Milli Güvenlik Kurulu tarafından Devletin milli güvenliğine karşı faaliyetlerde bulunduğuna karar verilen yapı, oluşum veya gruplara üyeliği, mensubiyeti, iltisakı olduğu değerlendirilen (kanun hükmünde kararnamenin 2. maddesi) 50.875 kamu görevlisi ihraç edilmiştir. Bu metne ekli listenin 9.228’nci sırasında başvuranın da görüldüğü 28.163 Milli Eğitim Bakanlığı personeli (çoğunluğu öğretmen) ihraç edilen kamu görevlileri arasında yer almıştır.
İhraç edilen kamu görevlileri, aynı Kanun Hükmünde Kararnamenin 2. maddesinin 2 ve 3. fıkraları uyarınca, kamu görevine dönemeyeceklerdir ve bununla birlikte pasaportları da iptal edilmiştir.
8. Başvuran 28 Eylül 2016 tarihinde aleyhine yapılan görevden ilişik kesme işlemine itiraz etmek için Anayasa Mahkemesine bireysel başvuru yapmıştır. Bu başvuru Yüksek Mahkeme önünde halen devam etmektedir.
B. İlgili iç hukuk ve uygulaması
9. Anayasanın somut olaydaki olağanüstü hal ile ilgili hükümleri Zihni / Türkiye ((kabul edilebilirlik kararı) no. 59061/16, §§ 8-11, 29 Kasım 2016) kararında yer almaktadır.
1. Anayasa Mahkemesi tarafından alınan 9 Ağustos 2016 tarihli karar
10. Genel Kurul halinde toplanan Anayasa Mahkemesi, 9 Ağustos 2016 tarihli bir karar ile Milli Güvenlik Kurulu tarafından Devletin milli güvenliğine karşı faaliyetlerde bulunduğuna karar verilen yapı, oluşum veya gruplara üyeliği, mensubiyeti, iltisakı olduğu değerlendirilen üyelerinden ikisinin, 23 Temmuz 2016 tarihli Resmi Gazete’de yayımlanan 667 sayılı Kanun Hükmünde Kararname’nin 3. maddesinin 1. fıkrası uyarınca ihraç edilmesine karar vermiştir.
2. Olağanüstü hal sürecinde yayımlanan Kanun Hükmünde Kararnamelerin yargısal denetimi
11. Olağanüstü hal sürecinde yayımlanan kanun hükmünde kararnameler ve bu kararnameler uyarınca yapılan işlemlerin yargısal denetimi, Türk hukuk bilimi ve doktrininde halen tartışmalıdır. Anayasa Mahkemesi geçmişte kendi incelemesine tabi eylemlerin hukuki nitelendirilmesinde takdir yetkisine sahip olduğu ve Anayasanın 121. maddesi ile düzenlenen usule göre çıkarılan bir kararnamenin, yukarıda anılan hüküm anlamında olağanüstü hallerde yayımlanan bir kanun hükmünde kararname olarak değerlendirilip değerlendirilmeyeceğini söylemenin kendisine ait olduğu kanaatiyle bu kanun hükmünde kararnamelerin Anayasaya uygunluğunun denetlenmesine karar vermişti. Anayasa Mahkemesi bu bağlamda özellikle makamlara olağanüstü hale tabi olmayan bir alan ile ilgili işlem yapma yetkisi veren bu kararnamelerin belli başlı hükümlerini iptal etmiştir. Diğer taraftan, bu tür kararnamelerin olağanüstü hal boyunca onaylanan bazı işlemlerinin geçici karakteri nedeniyle bir kanunu değiştirebileceğini de belirtmişti ( E.1990/25, K.1991/1, E.1991/6, K.1991/20, E.1992/30, K.1992/36 et E.2003/28, K.2003/42 sayılı kararlar).
12. Ardından Türk milletvekilleri tarafından yapılan Anayasaya aykırılık başvurusu vesilesiyle, 12 Ekim 2016 tarihinde ( 668 ve 669 sayılı Kanun Hükmünde Kararnamelere ilişkin olarak) ve 2 Kasım 2016 tarihinde (670 ve 671 sayılı Kanun Hükmünde Kararnamelere ilişkin olarak) alınan dört ilke kararıyla Anayasa Mahkemesi bir içtihat değişikliğine gitmiş ve olağanüstü hal sürecinde yayımlanan kanun hükmünde kararnamelerin Anayasaya uygunluğunu inceleme yetkisinin olmadığına karar vermiştir. 668 sayılı Kanun Hükmünde Kararnameye ilişkin aldığı 12 Ekim 2016 tarihli ilke kararında bilhassa Anayasanın 148. maddesinde, olağanüstü hallerde çıkarılan kanun hükmünde kararnamelerin, Anayasa Mahkemesi önünde ne şekil ne esas bakımından Anayasaya aykırılık başvurusunun konusu olamayacağının belirtilmiş olduğunu değerlendirmiştir. Öte yandan bahse konu Kanun Hükmünde Kararnamelerin denetiminin Anayasanın 121. maddesi uyarınca yasama erkinin sorumluluğunda olduğunu da vurgulamıştır.
13. 15 Temmuz 2016 tarihli hadiselerin ardından Anayasa Mahkemesine 60.000’den fazla bireysel başvuru yapılmıştır. Bu mahkeme şu ana kadar yargılanabilir bir etki bırakan kanun hükmünde kararnameler vasıtasıyla yapılan işlemleri inceleme yetkisinin olup olmadığının anlaşılması sorunu ile ilgili olarak henüz karar vermemiştir.
14. Danıştay kendi bünyesinde verdiği 4 Kasım 2016 tarihli kararında, 667 sayılı Kanun Hükmünde Kararname uyarınca Hâkim ve Savcılar Yüksek Kurulu tarafından alınan bir karar ile görevden ilişiği kesilen bir hâkim tarafından yapılan iptal başvurusunun esasını inceleme yetkisine sahip olmadığını beyan etmiştir. Danıştay, karar gerekçesinde özellikle kalıcı ve « olağanüstü bir işlem » muhteva eden şikâyet konusu işlemin, yargı denetimine tabi bir disiplin cezası olarak kabul edilemeyeceğini değerlendirmiştir. Bu tür başvuruların incelenmesinin tamamen idare mahkemelerinin sorumluluğuna girdiğini değerlendiren Danıştay, dosyayı ilk derece mahkemesine göndermiştir. Söz konusu başvuru, şu ana kadar halen ulusal mahkemelerde derdesttir.
15. Bunun yanı sıra idare mahkemeleri verdikleri çoğu kararda, olağanüstü hallerde çıkarılan kanun hükmünde kararnamelerle doğrudan görevden ilişiği kesilen kamu görevlileri tarafından yapılan iptal başvurularını esastan inceleme yetkilerinin olmadığını beyan etmişlerdir. Bu başvurular, şu ana kadar halen ulusal mahkemelerde incelenmektedir.
3. 685 sayılı Olağanüstü Hal İşlemleri İnceleme Komisyonu Kurulması Hakkında Kanun Hükmünde Kararname (« 685 sayılı Kanun Hükmünde Kararname»)
16. 685 sayılı Kanun Hükmünde Kararname, Anayasanın 121. maddesi uyarınca Cumhurbaşkanı başkanlığında toplanan Bakanlar Kurulu tarafından 2 Ocak 2017 tarihinde onaylanmıştır. 685 sayılı Kanun Hükmünde Kararname 23 Ocak 2017 tarihli Resmi Gazete’de yayımlanmıştır. Kararnamenin somut olayla ilgili kısımları şu şekildedir:
« Komisyonun oluşumu
Madde 1
1) Anayasanın 120 nci maddesi kapsamında ilan edilen ve 1116 sayılı Türkiye Büyük Millet Meclisi Kararıyla onaylanan olağanüstü hal kapsamında, terör örgütlerine veya Milli Güvenlik Kurulunca Devletin milli güvenliğine karşı faaliyette bulunduğuna karar verilen yapı, oluşum veya gruplara üyeliği, mensubiyeti, aidiyeti, iltisakı veya bunlarla irtibatı olduğu gerekçesiyle başka bir idari işlem tesis edilmeksizin doğrudan kanun hükmünde kararname hükümleri ile tesis edilen işlemlere ilişkin başvuruları değerlendirmek ve karara bağlamak üzere Olağanüstü Hal İşlemleri İnceleme Komisyonu kurulmuştur.
2) Komisyon, yedi üyeden oluşur. Üyelerin üçü kamu görevlileri arasından Başbakan tarafından, bir üye Adalet Bakanlığının merkez teşkilatı ile bağlı ve ilgili kuruluşlarında çalışan hâkim ve savcılar arasından Adalet Bakanınca, bir üye mülki idare amirleri sınıfına mensup personel arasından İçişleri Bakanınca, birer üye Yargıtayda ve Danıştayda görev yapan tetkik hâkimleri arasından Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulu tarafından belirlenir. Komisyon, kendi üyeleri arasından yapacağı seçimle bir başkan ve bir başkanvekili seçer.
3) Komisyonun toplantı ve karar yeter sayısı dörttür. Oylamalarda çekimser oy kullanılamaz.
Komisyonun görevleri
Madde 2
1) Komisyon, olağanüstü hal kapsamında doğrudan kanun hükmünde kararnameler ile tesis edilen aşağıdaki işlemler hakkındaki başvuruları değerlendirip karar verir:
a) Kamu görevinden, meslekten veya görev yapılan teşkilattan çıkarma ya da ilişiğin kesilmesi;
b) Öğrencilikle ilişiğin kesilmesi;
c) Dernekler, vakıflar, sendika, federasyon ve konfederasyonlar, özel sağlık kuruluşları, özel öğretim kurumları, vakıf yükseköğretim kurumları, özel radyo ve televizyon kuruluşları, gazete ve dergiler, haber ajansları, yayınevleri ve dağıtım kanallarının yasaklanması / dağıtılması ya da kapatılması;
d) Emekli personelin rütbelerinin alınması.
2) Olağanüstü hal kapsamında yürürlüğe konulan kanun hükmünde kararnamelerle gerçek veya tüzel kişilerin hukuki statülerine ilişkin olarak doğrudan düzenlenen ve birinci fıkra kapsamına girmeyen işlemler de Komisyonun görev alanındadır.
3) Bu maddede belirtilen işlemlere bağlı olarak olağanüstü hal kapsamında yürürlüğe konulan kanun hükmünde kararnamelerde yer alan ilave tedbirler ile kanun yollarının açık olduğu işlemler hakkında ayrıca başvuru yapılamaz.
Komisyonun görev süresi
Madde 3
1) Komisyon, bu Kanun Hükmünde Kararnamenin yürürlüğe girdiği tarihten itibaren iki yıl süreyle görev yapar. Bakanlar Kurulu, gerek görmesi halinde bu süreyi bitiminden itibaren birer yıllık sürelerle uzatabilir.
2) Komisyonun ilk seçilen üyeleri, iki yıllık sürenin sonuna kadar görev yapar. Sürenin uzatılmasına karar verilmesi halinde 1 inci maddenin ikinci fıkrasındaki usule göre yeni üyeler belirlenir. Daha önce görev yapan üyeler de yeniden görev alabilir.
(...)
Bilgi ve belge talep etme yekisi
Madde 5
1) Komisyon, [görev alanı ile ilgili] her türlü bilgi ve belgeyi ilgililerden talep edebilir.
2) Soruşturmanın gizliliğine ve Devlet sırlarına ilişkin ilgili mevzuat hükümleri saklı kalmak kaydıyla kamu kurum ve kuruluşları ile yargı mercileri, Komisyonun görevi kapsamında ihtiyaç duyduğu her türlü bilgi ve belgeyi gecikmeksizin Komisyona göndermek veya yerinde [incelenmesine] imkân sağlamak zorundadır.
Gizlilik
Madde 6
1) Üyeler ve Komisyon çalışmalarında görevlendirilenler, görevlerini yerine getirmeleri sırasında edindikleri, kamuya, ilgililere ve üçüncü kişilere ait gizlilik taşıyan bilgileri, kişisel verileri, ticari sırları ve bunlara ait belgeleri, bu konuda kanunen yetkili kılınan mercilerden başkasına açıklayamaz, kendilerinin veya üçüncü kişilerin yararına kullanamaz. Bu yükümlülük görevden ayrılmalarından sonra da devam eder.
Başvurularda usul ve süre
Madde 7
1) Komisyona başvurular valilikler aracılığıyla yapılır. Kamu görevinden, meslekten veya görev yapılan teşkilattan çıkarılanlar ya da ilişiği kesilenler, en son görev yaptıkları kuruma da başvurabilir. Başvuru tarihi, valiliklere veya ilgili kurumlara başvurunun yapıldığı tarih olarak kabul edilir. Valilikler ve ilgili kurumlar kendilerine yapılan başvuruları gecikmeksizin Komisyona iletir. Mükerrer başvurular işleme alınmaz.
2) Bu Kanun Hükmünde Kararname kapsamında yapılan başvurular hakkında 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanununun 10 uncu maddesinin ikinci fıkrası hükümleri uygulanmaz.
3) Komisyonun başvuru almaya başladığı tarihten önce yürürlüğe konulan kanun hükmünde kararnamelerle ilgili olarak başvuru alma tarihinden itibaren altmış gün içinde; bu tarihten sonra yürürlüğe konulan kanun hükmünde kararnamelerle ilgili olarak ise Resmi Gazetede yayımlanma tarihinden itibaren altmış gün içinde yapılmayan başvurular işleme alınmaz.
Ön inceleme
Madde 8
1) Komisyona yapılan başvurular, aranan şartlara uygunluk bakımından ön incelemeye tabi tutulur. (...)
İnceleme ve karar
Madde 9
1) Komisyon incelemelerini dosya üzerinden yapar. Komisyon, inceleme sonucunda başvurunun reddine veya kabulüne karar verebilir.
Kararların uygulanması
Madde 10
1) Kamu görevinden, meslekten veya görev yapılan teşkilattan çıkarılan ya da ilişiği kesilenlere ilişkin başvurunun kabulü halinde karar Devlet Personel Başkanlığına bildirilir. (...) personelin atama teklifleri; (...) Devlet Personel Başkanlığı tarafından (...) onbeş gün içinde yapılır. (...)
2) Kapatılan kurum ve kuruluşlara ilişkin başvurunun kabulü halinde ilgili kanun hükmünde kararname hükümleri, söz konusu kurum ve kuruluş bakımından tüm hüküm ve sonuçlarıyla birlikte söz konusu kanun hükmünde kararnamenin yayımı tarihinden geçerli olmak üzere ortadan kalkmış sayılır. Buna ilişkin işlemler ilgisine göre İçişleri Bakanlığı, Maliye Bakanlığı, Sağlık Bakanlığı veya Vakıflar Genel Müdürlüğü tarafından yerine getirilir.
Yargı denetimi
Madde 11
1) Komisyon kararlarına karşı Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulunca belirlenecek Ankara idare mahkemelerinde iptal davası açılabilir.
(...)
Geçiş hükümleri
Madde 1
1) Komisyonun ilk üyeleri, bu maddenin [yayımından itibaren] bir ay içinde seçilir
2) [Bu Kanun Hükmünde Kararname] kapsamında Komisyon tarafından başvuruların alınmaya başlanacağı tarih, bu maddenin [yayımlandığı tarihten] itibaren altı ayı geçmemek üzere Başbakanlık tarafından ilan edilir.
3) Komisyonun görev alanına giren konularda daha önce herhangi bir yargı merciine başvurmuş veya dava açmış olanlar için de 7 nci maddedeki usul ve süreler uygulanır.
(...) »
17. Öte yandan 29 Nisan 2017 tarihinde yayımlanan 690 sayılı Kanun Hükmünde Kararnamede belirtilen komisyon üyelerinin statüsü (52. madde) ve bu komisyonun izlemesi gereken usulün bazı koşulları (53 ve 57. maddeler) ile ilgili hükümler içeren bir başlık bu komisyona ayrılmıştır. Son olarak, Hükümet 24 Mayıs 2017 tarihli bir yazı ile yedi üyenin Başbakanlık tarafından 16 Mayıs 2017 tarihinde komisyonda görevlendirilmiş olduğunu Mahkeme’ye bildirmiştir.
C. 15 Temmuz 2016 darbe girişimi sonrası olağanüstü hal kapsamında yayımlanan 667-676 sayılı Kanun Hükmünde Kararnameler hakkında 815/2016 sayılı Avrupa (« Venedik Komisyonu») Hukuku Yoluyla Demokrasi Komisyonu Görüşü
18. Venedik Komisyonu, 109’uncu Genel Oturumunda (9-10 Aralık 2016), 15 Temmuz 2016 tarihinde yapılan darbe girişiminin ardından olağanüstü hal kapsamında çıkarılan 667-676 sayılı Kanun Hükmünde Kararnameler hakkındaki 867/206 sayılı görüşü (CDL-AD(2016)037) kabul etmiştir. Bu belgede, 86. Genel Oturumunda (25-26 Mart 2011) kabul edilen hukukun üstünlüğüne dair rapora (CDL‑AD(2011)003rev) atıfta bulunan komisyon, bilhassa keyfi yasaklamanın, hukukun üstünlüğü ilkesinin en önemli unsurlarından (133. paragraf) biri olduğunu vurgulamış ve kalıcı nitelikte olan söz konusu işlemlerin, uygulamada ihtilaf konusu bazı kararların sonradan yargı denetimine girmesini imkânsız kılan (140. paragraf) bir bireyselleştirme gerekçesine dayanmamaları nedeniyle 15 Temmuz 2016 tarihli darbe teşebbüsünün ardından kamu görevlilerinin görevlerinden uzaklaştırılmaları amacına yönelik karar verme sürecinin eksik olduğu sonucuna varmıştır. Komisyon ayrıca ilgili usullerin, idari usul konusunda asgari birtakım güvencelere bağlı kalması gerektiğini belirtmiştir (141-143. paragraflar).
Venedik Komisyonu problemin boyutunu göz önünde bulundurarak, Türk makamlarını diğer başvurular arasında, kamu görevlilerinin görevden ilişiğinin kesilmesine yönelik işlemler hakkında yapılan başvuruları incelemekle görevli ad hoc (geçici olarak) bir makam ihdas etmeyi düşünmeye davet etmiştir. Komisyon, bu makamın, her durumda bireyselleştirilmiş bir muamele yapması, hukukun üstünlüğü ilkesinin temel unsurlarına bağlı kalması, somut delil unsurlarını incelemesi ve gerekçeli kararlar vermesi gerektiğini dile getirmiştir. Bu organ, aynı zamanda bağımsız ve tarafsız olmalıdır ve statu quo ante (önceki durumun) yeniden tesis edilmesi ve/veya gerektiğinde uygun bir tazmin sağlamayı teminen yeterli güce sahip olmalıdır. Bu organ tarafından alınan kararlar, daha sonra yargı denetimine de tabi olabilmelidir (221-223. paragraflar).
ŞİKÂYETLER
19. Sözleşme’nin 6. maddesini ileri süren başvuran, aleyhine yapılan ilişik kesme işlemine bağlı olarak haklarının değerlendirilmesi için bir mahkemeye erişim hakkına sahip olamamaktan şikâyet etmiştir.
Başvuran, Sözleşme’nin 6. maddesi alanında masumiyet karinesi ilkesinin ihlal edildiğini ileri sürmüştür. Başvuran, Milli Güvenlik Kurulu tarafından Devletin milli güvenliğine karşı faaliyetlerde bulunduğuna karar verilen yapı, oluşum veya gruplara üyeliği, mensubiyeti, iltisakı olduğu gerekçesiyle kendi ifadeleriyle herhangi bir cezai işlem tesis edilmeksizin görevden uzaklaştırıldığını belirtmiştir.
Başvuran, Sözleşme’nin 6. maddesinin 3. fıkrası a) bendini ileri sürerek, üzerine atılı suçun nedeni ve niteliğinin bildirilmemesinden şikâyet etmiştir.
Başvuran, ayrıca Sözleşme’nin 7. maddesine dayanarak, işlendiği zaman suç teşkil etmeyen fiiller nedeniyle görevden uzaklaştırıldığını iddia etmektedir.
Başvuran buna ek olarak, yukarıda anılan yapı, oluşum veya gruplara üyeliği, mensubiyeti, iltisakı olması nedeniyle görevden uzaklaştırılmasının Sözleşme’nin 8. maddesi tarafından korunan özel yaşama saygı hakkını ihlal ettiğini ileri sürmektedir.
Bununla birlikte başvuran, Sözleşme’nin 14. maddesi alanında, aleyhine yapılan ihtilaf konusu görevden uzaklaştırma işlemi nedeniyle bir ayrımcılığa maruz kaldığından şikâyet etmektedir.
Son olarak başvuran, aynı olayları dayanak göstererek, Sözleşme’nin 10, 11 ve 13. maddelerinin ihlal edildiğini ileri sürmektedir.
HUKUKİ DEĞERLENDİRME
20. Başvuran, Sözleşme’nin 6. maddesinin 1 ve 2. fıkraları ve 3. fıkrasının a) bendinden, ayrıca Sözleşmenin 7, 8, 10, 11, 13 ve 14. maddelerinin ihlal edildiğinden yakınmaktadır.
21. Mahkeme, öncelikle başvuranın Anayasa Mahkemesine yaptığı bireysel başvurunun bu mahkeme önünde incelenmesine devam edilmesine rağmen, Mahkeme’ye de başvuru yapmış olduğunu belirlemektedir. Bu bağlamda ilgili, bu başvurunun kendisine ihtilaf konusu ilişik kesme işlemine itiraz imkânı sağlayabilecek etkide bir hukuk yolu olarak değerlendirilemeyeceğini savunmaktadır. Bu iddiasını desteklemek için de iki Anayasa Mahkemesi hâkiminin yakalanıp tutuklandıklarını ve hemen ardından bu Yüksek Mahkeme tarafından verilen bir karar ile görevden uzaklaştırıldıklarını belirtmektedir (yukarıdaki 10. paragraf). Başvuran ayrıca bu tür bir ortamda Anayasa Mahkemesinin tarafsız bir karar verecek durumda olmadığı ve bu mahkemeye kendisi tarafından yapılan başvurunun hiçbir başarı şansı olmadığı kanaatindedir.
22. Mahkeme, iç hukuk yollarının tüketilmesi kuralının, bu ihlal iddiaları kendisine sunulmadan önce Sözleşmeci Devletlere kendileri hakkında ileri sürülen ihlalleri önleme veya telafi etme olanağı vermeyi hedeflediğini hatırlatmaktadır (bkz., diğer birçok karar arasında, Selmouni / Fransa [BD], no. 25803/94, § 74, AİHM 1999‑V). Bu kural, Sözleşme’nin 13. maddesinin konusunu oluşturduğu –birbirleri ile yakın ilişkilere sahip olduğu- ve iç hukuk sisteminin iddia edilen ihlal konusunda etkili bir başvuru yolu sunduğu varsayımına dayanmaktadır. Bu anlamda iç hukuk yollarının tüketilmesi kuralı, Sözleşme ile düzenlenen koruma mekanizmasının, insan haklarını güvence altına alan ulusal hukuk sistemlerine kıyasla ikincil bir karaktere sahip olduğu anlamına gelen ilkenin önemli bir görünümünü oluşturur. (Vučković ve diğerleri / Sırbistan [BD], no. 17153/11, §§ 69-70, 25 Mart 2014 ; bkz. ayrıca Brusco / İtalya (kabul edilebilirlik kararı), no. 69789/01, AİHM 2001‑IX ve Demopoulos ve diğerleri / Türkiye (kabul edilebilirlik kararı) [BD], no. 46113/99, 3843/02, 13751/02, 13466/03, 10200/04, 14163/04, 19993/04 ve 21819/04, § 69, AİHM 2010).
23. Bu itibarla Mahkeme, Sözleşme’nin 35. maddesi hükümlerinin, ihlal suçlamalarına ilişkin olarak yalnızca mevcut, yeterli başvuru yollarının tüketilmesini gerekli kıldığını hatırlatmaktadır. Bu başvuru yollarının, hem uygulamada hem teoride yeterli bir netlikte mevcut olmaları gerekir ki aksi takdirde istenilen etkililik ve erişilebilirlikten yoksun olacaklardır (bkz., özellikle, Akdivar ve diğerleri / Türkiye, 16 Eylül 1996, § 66, Derlenen hüküm ve kararlar 1996‑IV ve Dalia / Fransa, 19 Şubat 1998, § 38, Derleme 1998‑I). Ayrıca « genelde kabul gören uluslararası hukuk ilkeleri » doğrultusunda özel bir takım koşullar, başvuranı kendisine sunulan iç hukuk yollarını tüketmekten muaf tutabilmektedir (yukarıda anılan Selmouni kararı§ 75). Bununla birlikte Mahkeme, olumsuz olarak sonuçlanacağı açık olmayan herhangi bir başvurunun başarıya ulaşıp ulaşamayacağına dair şüphe duyulması olgusunun, bu iç hukuk yolunun tüketilmemesini gerekçelendirecek geçerli bir sebep olmayacağının altını çizmektedir (yukarıda anılan Brusco kararı).
24. Mahkeme, aynı zamanda iç hukuk yollarının tüketilip tüketilmemesinin gerekliliğini, doğal olarak başvurunun Mahkeme’ye sunulduğu tarih dikkate alınarak değerlendirildiğini hatırlatmaktadır. Bununla birlikte, Mahkemenin de birçok defa ifade ettiği gibi, bu kuralın her davanın kendine has koşullarına göre gerekçelendirilebilecek istisnaları olacaktır (Baumann / Fransa, no. 33592/96, § 47, 22 Mayıs 2001). Mahkeme, böylelikle özellikle tüketme koşulu olarak, yargılamaların aşırı süresini konu yapan başvurularla ilgili bazı üye Devletlere karşı yürütülen davalarda başvurunun yapıldığı tarihin değerlendirilmesi gerektiğine ilişkin genel kuralın dışına çıkmıştır (Fakhretdinov ve diğerleri / Rusya (kabul edilebilirlik kararı), no. 26716/09, 67576/09 et 7698/10, 23 Eylül 2010, Taron / Almanya (kabul edilebilirlik kararı), no. 53126/07, 29 Mayıs 2012 ve Turgut ve diğerleri / Türkiye (kabul edilebilirlik kararı), no. 4860/09, 26 Mart 2013). Mahkeme, mülkiyet hakkı ile ilgili sorunları ortaya koyan Türkiye hakkında açılan bazı davalarda da aynı ifadelerde bulunmuştur (İçyer / Türkiye (kabul edilebilirlik kararı), no. 18888/02, §§ 73‑87, 12 Ocak 2006, Altunay / Türkiye (kabul edilebilirlik kararı), no. 42936/07, 17 Nisan 2012 ve Arıoğlu ve diğerleri / Türkiye (kabul edilebilirlik kararı), no. 11166/05, 6 Kasım 2012).
25. Mahkeme, somut olayda mevcut başvurunun yapılışının ardından 2 Ocak 2017 tarihinde onaylanan ve 23 Ocak 2017 tarihli Resmi Gazete’de yayımlanan ( yukarıdaki 16. paragraf) 685 sayılı Kanun Hükmünde Kararnamenin, diğerler işlemler arasında ilişik kesme işlemleri de dâhil olağanüstü hal kapsamında çıkarılan kanun hükmünde kararnamelerle doğrudan yapılan işlemlere ilişkin başvurular hakkında karar vermeye yetkili bir komisyon kurulmasını öngördüğünü gözlemlemektedir. Söz konusu metinden, bu yönde yapılan işlemlerden etkilenen kamu görevlilerinin, kanun hükmünde kararnamenin yürülüğe girişini izleyen en fazla altı aylık süre içinde Başbakanlık tarafından belirlenecek olan başvuru kabul tarihinden itibaren altmış gün içinde yani en geç 23 Temmuz 2017 tarihine kadar (kanun hükmünde kararnamenin 7. maddesinin 3. fıkrası ve geçiş hükümlerinin 1. maddesi) anılan komisyona başvuru yapma imkânına sahip olacakları anlaşılmaktadır. Daha da önemlisi aynı kanun hükmünde kararnamenin 11. maddesinin 1. fıkrası uyarınca komisyon kararlarına idare mahkemeleri önünde iptal davası açılabilecektir. Bu nedenle, yürütmenin, olağanüstü hal sırasında çıkarılan kararnamelerle yapılan işlemlerin yargısal denetimi ile ilgili ulusal mahkemelerin yetkisi hakkında yapılan tartışmalara son verdiğini ve anılan komisyon kararlarına karşı idari uyuşmazlık başvurularını kabul etmesi için idare mahkemelerini görevlendirdiğini belirtmek gerekir.
26. Mahkeme, ayrıca, idare mahkemelerinin kararlarına sırasıyla Anayasa Mahkemesinde bireysel başvuru yoluyla itiraz edebileceklerini ve bu yüksek mahkemeye yapılan başvuru ve sonucunda alınan mahkeme kararına göre, herkesin, gerekirse, Sözleşme bağlamında bir başvuru yapabileceğini tespit etmektedir.
27. Mahkeme burada, insan haklarını güvence altına alan ulusal hukuk sistemlerine kıyasla ikincil bir göreve sahip olduğunu hatırlatarak (Handyside / Birleşik Krallık, 7 Aralık 1976, § 48, A serisi no. 24), böylelikle başvuranın kendisine Sözleşme hükümlerinin ihlal edildiği iddiasına ulusal seviyede çözüm bulma imkânı sunacak yeni bir başvuru yoluna sahip olacağını değerlendirmektedir (bkz., mutatis mutandis, OvidiuTrailescu / Romanya (kabul edilebilirlik kararı), no. 5666/04 ve 14464/05, § 72). Mahkeme, 685 sayılı Kanun Hükmünde Kararname’nin, yukarıda belirtilen komisyonun olağanüstü hal bağlamında yapılan işlemleri incelemesinin yolunu anlaşılabilir şekilde açtığı gerçeğine özellikle önem verilmesi gerektiğini ve bu komisyon tarafından alınan kararların daha sonra da bir yargı denetimine tabi olmasını sağladığını gözlemlemektedir. Aslında bu kanun hükmünde kararname, Venedik Komisyonu tarafından 865/2016 sayılı görüşünde belirtildiği şekilde (yukarıdaki 18. paragraf) sadece şikâyete konu yapılan işlemlere ilişkin karar verme sürecindeki hatalardan değil aynı zamanda bu işlemlerin yargısal denetimi ile ilgili belirsizlikten de doğan büyük çaplı bir sorunsal duruma çözüm bulmak amacıyla kabul edilmiştir.
28. Önceki belirtilenler ışığında, 685 sayılı Kanun Hükmünde Kararnamenin niteliğini ve kararnamenin çıkarıldığı bağlamı göz önünde bulunduran Mahkeme, iç hukuk yollarının tüketilmesi koşulunun başvurunun yapıldığı tarih olarak değerlendirilmesi gerektiğine ilişkin genel kuralına bir istisna yapılmasının gerekçelendirildiğini değerlendirmektedir (Scordino / İtalya (no. 1) [BD], no. 36813/97, § 144, AİHM 2006‑V). Bu bağlamda Mahkeme, temel hakların kanunla korunduğu bir hukuk düzeninde, ilgili kişinin ulusal mahkemelere bu başvuru yollarının geliştirilmesi imkânı vermesi gerektiği için, bu derece korumadan muzdarip olmak da ihlal mağduru kişiye düşmektedir (bkz., mutatis mutandis, yukarıda anılan Vučković ve diğerleri kararı, § 84). Bu nedenle söz konusu yeni başvuru yolunun sınırlarını kontrol etmek, kendisini Sözleşme hükümlerinin ihlal edildiği varsayımının mağduru olarak değerlendiren kişiye düşmektedir (bkz., mutatis mutandis, Şefik Demir / Türkiye (kabul edilebilirlik kararı), no. 51770/07, § 32, 16 Ekim 2012 ve Hasan Uzun / Türkiye (kabul edilebilirlik kararı), no. 10755/13, § 69, 30 Nisan 2013).
29. Ayrıca Mahkeme, 685 sayılı Kanun Hükmünde Kararname tarafından düzenlenen başvuru yolunun, a priori erişilebilir bir başvuru yolu oluşturduğunu tespit etmiştir. Bununla birlikte Mahkeme’nin elinde bu başvuru yolunun, başvuranın Sözleşme hükümleri bağlamındaki şikâyetlerine yeterli bir telafi sağlayamacağının ve makul başarı beklentileri sunmadığının söylenmesine imkân sağlayacak herhangi bir unsur bulunmamaktadır. Aslında söz konusu komisyon her ne kadar yargı organı sıfatı taşımasa da, kararları yagı denetimine tabidir. Mahkeme, bununla birlikte bu sonucun, söz konusu komisyon ve ulusal yargı makamları tarafından alınan kararlar ve bu kararların etkili bir şekilde uygulanması ışığında, 685 sayılı Kanun Hükmünde Kararname ile hem teorik ve uygulama olarak düzenlenen başvuru yolunun gerektiğinde gerçeklik ve etkililik sorununun yeniden incelenmesi ihtimalini hiçbir biçimde etkilemediğini vurgulamaktadır. Mahkeme, öte yandan Kanun Hükmünde Kararname’nin 7. maddesinin 3. fıkrası ve geçiş hükümlerinin 1. maddesine ilişkin olarak Başbakanlığın, ihtilaflı işlemlerden etkilenen kamu görevlileri için itiraz başvurusu kabul tarihini 23 Temmuz 2017 tarihine kadar belirlemesi gerektiğini kaydetmektedir. Bu başvuru yolunun etkililiğine dair ispat külfeti her halükarda davalı Devletin üzerinde olacaktır (bkz., bu anlamda, Taron / Almanya (kabul edilebilirlik kararı), no.53126/07, § 45, 29 Mayıs 2012). Mahkeme, bununla birlikte iç hukuk başvuru yollarını tüketen başvuranlar tarafından sunulan her türlü şikâyet için, ikincillik ilkesinin gerektirdiği şekilde son denetim yetkisini saklı tutmaktadır (RadoljubMarinković / Sırbistan (kabul edilebilirlik kararı), no.5353/11, §§ 49-61, 29 Ocak 2013).
30. Sonuç olarak, ihtilaf konusu görevden ilişik kesme işlemi ile Sözleşme tarafından güvence altına alınmış haklarının ihlal edildiğinden şikâyet eden başvuranın, Sözleşme’nin 35. maddesinin 1. fıkrası uyarınca bu başvuru yolunu kullanması gerekir. Buradan başvurunun iç hukuk yollarının tüketilmemesi nedeniyle Sözleşme’nin 35. maddesinin 1 ve 4. fıkraları uyarınca reddedilmesi gerektiği anlaşılmaktadır.
Bu gerekçelerle, Mahkeme, oybirliğiyle,
Başvurunun kabul edilemez olduğunu beyan eder.
İşbu karar, Fransızca dilinde tanzim edilmiş olup, 12 Haziran 2017 tarihinde yazılı olarak tebliğ edilmiştir.
Stanley NaismithRobert Spano
Yazı İşleri MüdürüBaşkan
Full & Egal Universal Law Academy