AVRUPA İNSAN HAKLARI MAHKEMESİ
İKİNCİ BÖLÜM
KABUL EDİLEBİLİRLİK HAKKINDA KARAR
Başvuru no. 22625/10
Ahmet KÖLGE / Türkiye
Başkan
Aleš Pejchal,
Hâkimler
Egidijus Kūris,
Carlo Ranzoni,
ve Bölüm Yazı İşleri Müdür Yardımcısı Hasan Bakırcı’nın katılımıyla 18 Mayıs 2021 tarihinde Komite olarak toplanan Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (İkinci Bölüm),
30 Mart 2010 tarihinde yapılan yukarıda anılan başvuruyu dikkate alarak,
Davalı Hükümet tarafından ibraz edilen görüşleri ve bu görüşlere cevaben başvuran tarafından ibraz edilen görüşleri dikkate alarak,
Gerçekleştirilen müzakerelerin sonucunda aşağıdaki kararı vermiştir:
OLAYLAR
1. Başvuran Ahmet Kölge 1954 doğumlu bir Türk vatandaşı olup, Batman’da ikamet etmektedir. Başvuran, Mahkeme önünde, Batman barosuna bağlı avukatlar A. Çakan ve A.Ş. Deniz tarafından temsil edilmiştir.
2. Türk Hükümeti (“Hükümet”) ise kendi görevlisi tarafından temsil edilmiştir.
Davanın Koşulları3. Dava konusu olaylar, taraflarca ibraz edildiği şekliyle, aşağıdaki gibi özetlenebilir:
Davanın arka planı4. Başvuran, 2005 yılında özelleştirilinceye dek bir Kamu İktisadi Teşekkülü olan Tüpraş Batman Petrol Rafinerisi (“Tüpraş Rafinerisi” veya “Tüpraş”) ve Milli Savunma Bakanlığı tarafından işletilen bir yakıt depo ve ikmal tesisi (bundan böyle “ANT” olarak anılacaktır) yakınlarındaki Batman Toptancılar Sitesi içerisindeki bir taşınmazın sahibidir.
5. 3 Mayıs 2004 tarihinde, Toptancılar Sitesi’nin altında büyük bir patlama meydana gelmiş ve sonucunda 3 kişi ölmüş, çok sayıda kişi de yaralanmıştır. Patlama ve devamında çıkan yangın, bölgede içlerinde başvuranın taşınmazının da olduğu iddia edilen birçok taşınmaza zarar vermiştir.
6. Patlama olayına dair daha geniş arka plan bilgileri ile devamında gelen idari ve yargı nezdindeki gelişmeler, Kurşun/Türkiye (no. 22677/10, §§ 7-45, 30 Ekim 2018) kararında ortaya konmuştur.
Başvuran tarafından açılan birinci dava7. Başvuran, 8 Nisan 2005 tarihinde Batman Asliye Hukuk Mahkemesi nezdinde hem Tüpraş hem de ANT aleyhine tazminat davası açmıştır. Başvuran, patlamadan sonra taşınmazında oluşan değer kaybı ve kira gelirinden yoksun kaldığı gerekçesiyle, fazlaya ilişkin hakkı saklı kalmak kaydıyla toplamda 6.000 Türk lirası talep etmiştir.
8. Batman Asliye Hukuk Mahkemesi tarafından atanan bilirkişilerce 8 Haziran 2006 tarihinde hazırlanmış bir raporda başvuranın zararına aşağıdaki şekilde değer biçilmiştir:
(i) taşınmazında oluşan değer kaybına ilişkin % 50’lik bir orana karşılık gelen 66.490,5 Türk lirası;
(ii) taşınmazın maruz kaldığı yapısal zararla ilgili 27.426,263 Türk lirası;
(iii) kira gelirinden yoksun kalmasına ilişkin 3.850 Türk lirası.
Aynı raporda, bilirkişiler özellikle, patlamanın taşınmaz üzerindeki görünmez etkilerinin belirlenmesi için daha fazla inceleme gerektirdiğinden, taşınmazın maruz kaldığı görünür zararı tespit edebildiklerini özellikle belirtmişlerdir.
9. Tüpraş ve ANT’ın 20 Aralık 2006 tarihinde yukarıda anılan rapora yapmış oldukları itirazın ardından bilirkişiler ek bir rapor hazırlamışlardır. Bilirkişiler diğerlerinin yanı sıra, yapısal zarara ilişkin olarak başvuranın zararının 27.426,263 Türk lirası olduğunu yinelemişlerdir.
10. Başvuran 21 Aralık 2006 tarihinde mahkemeden bilirkişilerin değerlendirmeleri ışığında ilk iddialarını 84.937,16 Türk lirası olarak arttırmıştır.
11. Batman Asliye Hukuk Mahkemesi 23 Şubat 2007 tarihinde başvuranın Tüpraş aleyhine olan tazminat talebini, patlama sonucunda taşınmazında meydana gelen değer kaybı ile ilgili olduğu kadarıyla kabul etmiştir. Ancak Batman Asliye Hukuk Mahkemesi yeterli kanıt bulunmadığından, başvuranın kira geliri kaybına ilişkin iddialarını reddetmiştir. İddia edilen yapısal zarara ilişkin olarak, mahkeme özellikle başvuranın ilk dilekçesinde bu başlık altında herhangi bir talepte bulunmadığını kaydetmiştir.
12. Yargıtay, 18 Mart 2008 tarihinde bu kararı bozmuştur.
13. Taraflar tarafından, ilk davaki gelişmelere ilişkin herhangi bir bilgi verilmemiştir.
Başvuran tarafından açılan ikinci dava14. Başvuran 29 Mart 2007 tarihinde Batman Asliye Hukuk Mahkemesi nezdinde Tüpraş aleyhine ek bir dava açmıştır. Başvuran 8 Haziran ve 20 Aralık 2006 tarihli raporlara (bk. yukarıda 8 ve 9. paragraflar) dayanarak taşınmazının maruz kaldığı yapısal zarar için 27.426 Türk lirası (söz konusu zamanda yaklaşık 14.675 avro) talep etmiştir. Başvuran, dilekçesinde, Batman Asliye Hukuk Mahkemesince 2004/966 Esas sayılı davada karar verildiği ve Yargıtayca onandığı üzere, patlamayla ilgili sorumluluğun doğrudan Tüpraş’a ait olduğunun artık kesin olarak tespit edildiğini vurgulamıştır (Tüpraş Rafinerisinin sızıntının kaynağı olduğunun ilk defa bir mahkemece alenen tespit edildiği ve Yargıtay tarafından aynı kararın onandığı 30 Ocak 2007 tarihli karara ilişkin daha fazla ayrıntı için bk. yukarıda anılan Kurşun, §§ 42-45).
15. Batman Asliye Hukuk Mahkemesi, 16 Mayıs 2008 tarihinde söz konusu davayı zamanaşımına uğraması nedeniyle reddetmiştir. Yerel mahkeme, başvuranın talebinin Borçlar Kanunu’nun 60 § 1 maddesi kapsamına giren bir haksız fiil ile ilgili olduğunu; ilgili hükümde de zarar görenin zararı ve zararın failini öğrenmesinden itibaren bir yıl içerisinde tazminat taleplerini gerçekleştirmesi gerektiğinin öngörüldüğünü belirtmiştir. Başvuranın hâlihazırda söz konusu patlamayla ilgili olarak açmış olduğu bir tazminat davasının bulunduğunu göz önüne alan yerel mahkeme, başvuranın en geç ilk tazminat davasını açmış olduğu tarih itibari ile söz konusu fiilden ve failinden haberdar olduğuna kanaat getirmiştir (bk. yukarıda 7. paragraf). Bu doğrultuda yerel mahkeme, ek tazminat davasının somut olayda geçerli olan bir yıllık süre sınırı içerisinde açılmadığını tespit etmiştir.
16. Yargıtay, 11 Mayıs 2009 tarihinde, ilk derece mahkemesinin kararını onamış ve 19 Kasım 2009 tarihinde başvuranın karar düzeltme talebini reddetmiştir.
İlgili İç Hukuk17. Olay tarihinde yürürlükte bulunan 818 sayılı Borçlar Kanunu’nun 60 § 1 maddesine göre (“Mülga Borçlar Kanunu”), maddi zarar nedeniyle açılan tazminat davası, zarar gören tarafın zararı ve failini öğrendiği tarihten itibaren bir sene ve en geç zarara neden olan eylemin işlenmesinden itibarına on yıl sonra zamanaşımına uğrayacaktır.
HUKUKİ DEĞERLENDİRME
Başvurunun Kapsamı18. Mahkeme, başvuranın başvuru formunda, söz konusu zamanda halen derdest olan ilk yargılamalarla ilgili herhangi bir şikâyette bulunmamış olduğunu, yalnızca ikinci yargılamalarda verilen kararlardan şikâyetçi olmuş olduğunu gözlemlemektedir.
19. Bu koşullar altında Mahkeme, ilk yargılamaların arka plan bilgisi açısından ilgili olmasına rağmen, bunların mevcut başvurunun kapsamı dışında kaldığını düşünmektedir.
Sözleşme’nin 6 § 1 maddesi kapsamındaki şikâyetler20. Başvuran, mülga Borçlar Kanunu’nun 60 § 1 maddesinin yanlış bir yorumuna ve olayların hatalı bir değerlendirmesine dayanılarak, ek tazminat davasının zamanında açılmadığı gerekçesiyle reddedilmesi nedeniyle adil yargılanma hakkından mahrum bırakıldığından şikâyet etmiştir. Ayrıca yerel mahkemelerin ikinci yargılamalardaki ilgili kararlarının gerekçeden yoksun olduğunu ve aynı patlama sonucunda taşınmazlarında zarar meydana gelen başka kişiler hakkında verilen kararlarla çeliştiğini iddia etmiştir.
Ek davanın reddine ilişkin şikâyetler(a) Tarafların Beyanları
21. Başvuran, mülga Borçlar Kanunu’nun 60 § 1 maddesi kapsamında bir tazminat davasının hem sorumluların tespitinden hem de mağdurun gördüğü zarardan haberdar olmasından itibaren bir yıl içinde açılması gerektiğini ileri sürmüştür.
22. Başvuran, yalnızca dava açma eyleminin söz konusu zaman sınırını tetikleyemeyeceğini, çünkü davacının ilgili tarihte sorumluların kimliğini kesin olarak bildiğini kanıtlamadığını iddia etmiştir. Başvuran bu bağlamda söz konusu bir yıllık süre sınırının sorumluların kesin bir şekilde tespit edilmesinden önce başlamayacağının ve sadece sorumluluğa yönelik şüphelerin bulunmasının süre sınırının başlatılması için yeterli olmadığını ileri sürmüştür. Başvuran, ayrıca, bir bilirkişi incelemesi gerektiren zararın niteliğini ve miktarını yargılamanın başında bilmesinin beklenemez olduğunu öne sürmüştür. Başvuran bu bağlamda, ilk yargılamalarda hazırlanan bilirkişi raporlarının, taşınmazda görünmez yapısal zarar olduğunu ortaya koyduğunu ileri sürmüştür. Dolayısıyla başvuran, ilk davasını açtığında bu tür bir zarardan haberdar olmadığını ileri sürmüştür.
23. Başvuran ayrıca, söz konusu zararın “devam eden” nitelikte olması nedeniyle, tazminat taleplerine dair zamanaşımının işlememesi gerektiğini ileri sürmüştür. Başvuran bu bağlamda, bölgedeki petrol sızıntısının durmadığını gösteren çok sayıda bilirkişi raporu bulunduğunu, bunun da taşınmazında halen devam eden zarar olduğu anlamına geldiğini iddia etmiştir.
24. Hükümet, iç hukuk uygulamasını yorumlama görevinin ulusal hâkimlere düştüğünü belirtmiştir. Mülga Borçlar Kanunu’nun 60 § 1 maddesi tarafından öngörülen süre sınırı kuralının yorumlanmasında ilgili yerel mahkemeler tarafından yapılan bir keyfilik olmadığından başvuranın bu yöndeki şikâyeti dördüncü derece mahkemesi şikâyeti niteliğindedir.
25. Hükümet, haksız fiili işleyen kimsenin kimliğinin belirlenebilir olmasının dava açmak için yeterli olduğunu ileri sürmüştür. Görülen zarardan haberdar olma konusundaki ikinci kritere ilişkin olarak Hükümet, zararın kapsamına ve tazminatın hesaplanmasına ilişkin tüm ayrıntıların bilinmesinin ilgili süre sınırını tetiklemek için gerekli olmadığını savunmuş; zararın varlığının, mahiyetinin ve ana unsurlarının bilinmesinin yeterli olduğunu ileri sürmüştür. Hükümet, ayrıca söz konusu kazanın süreklilik arz eden bir olay olmadığını da eklemiştir. Hükümete göre, başvuranın tazminat için ilk davayı açtığı tarihe kadar taşınmazının maruz kaldığı yapısal zararın farkında olmaması hayatın olağan akışına aykırıdır.
26. Hükümet ayrıca, söz konusu yapısal zararın patlama tarihi itibariyle objektif olarak tespit edilebileceğini vurgulamıştır.
(b) Mahkemenin değerlendirmesi
27. Mahkeme, başvuranın şikâyetlerini, Sözleşme’nin 6 § 1 maddesiyle güvence altına alınan mahkemeye erişim hakkı açısından incelemeyi uygun görmektedir (bk. yukarıda anılan Kurşun, § 93). Bu anlamda Mahkeme, mahkemeye erişim hakkına ilişkin Zubac/Hırvatistan ([BD], no. 40160/12, §§ 76-79, 5 Nisan 2018) kararında yaptığı içtihata atıfta bulunmuştur.
28. Mahkeme, somut şikâyetlerin mülga Borçlar Kanunu’nun 60 § 1 maddesince öngörülen sürenin işlemeye başlama noktasının belirlenmesi konusuyla ilgili olduğunu not etmektedir. Bu maddeye göre, bütün haksız fiil iddiaları, zararın ve bu zarardan sorumlu olanların kimliklerinin mağdur tarafından öğrenildiği andan itibaren bir yıl içerisinde ortaya konulmalıdır. Başvuran bu bağlamda, ilk davasını açtığı tarihte haksız fiilin sorumlusu ve zarar hakkında gerekli bilgileri edinmiş olmasının kendisinden beklenemeyeceğini ileri sürmüştür. Başvuran ayrıca somut davada “devam eden” bir zarar olduğunu iddia etmiştir.
29. Mahkeme, usule ilişkin kuralların yorumuna yönelik anlaşmazlıkların çözümünün öncelikle ulusal makamları ve mahkemeleri ilgilendirdiğini yinelemektedir (bk. Tejedor García/İspanya, 16 Aralık 1997, § 31, Karar ve Hükümler Derlemesi 1997-VIII). Sonuç olarak, somut davada Mahkemenin esas olarak görevi, yerel mahkemelerin ilgili bir yıllık süre sınırını başvuranların mahkemeye erişim hakkına halel getirmeksizin öngörülebilir ve makul bir şekilde uygulayıp uygulamadığını belirlemektir (bk., yukarıda anılan Kurşun, § 95).
30. Somut davanın koşullarına dönüldüğünde Mahkeme, yerel mahkemelerin ikinci yargılama sürecinde, başvuranın iddia edilen yapısal zarara ilişkin taleplerinin zamanaşımına uğradığına ilişkin karar verdiğini gözlemlemektedir. Yerel mahkemeler, bu bağlamda, başvuranın en geç ilk davasını açtığı tarihte gerekli bilgilere sahip olduğunu değerlendirmiştir (bk. yukarıda 15. paragraf).
31. Başvuranın haksız fiil sorumlusunun kim olduğuna dair yeterli bilgiye sahip olmadığı argümanıyla ilgili olarak Mahkeme, olaydan sorumlu olan Tüpraş’ın başvuran tarafından açılan ilk davalardaki iki karşı taraftan biri olduğunu gözlemlemektedir (bk. yukarıda 7. paragraf). Bu nedenle, başvuranın 8 Nisan 2005 tarihinde Tüpraş aleyhine tazminat davası açma imkânından faydalanmış olduğu göz önüne alındığında, başvuranın en geç o tarihte sorumlu taraftan haberdar olmuş olduğu sonucu, yerel mahkemelerin mevcut davanın koşullarında aşırı şekilci bir yaklaşım olarak görünmemektedir (bk., karşıt yönde, yukarıda anılan Kurşun, § 101).
32. Söz konusu taşınmazın başvuranın bilmediği görünmez bir zarara uğradığı iddiasına ilişkin olarak Mahkeme, 8 Haziran 2006 tarihli ilk bilirkişi raporunun görünmez zarar olasılığını dışlamadığını ancak bu raporun, bilirkişilerin değerlendirmesinin taşınmazın maruz kaldığı görünür zarara dayandığını açıkça belirttiğini kaydetmektedir (bk. yukarıda 8. paragraf). Dolayısıyla, başvuran en geç ilk tazminat davasının açıldığı tarihte bu tür görünür yapısal zararın farkındaydı veya en azından farkında olması gerekirdi. Ancak başvuran, Batman Asliye Hukuk Mahkemesinde açtığı ilk davada bu başlık altında tazminat talebinde bulunmamış ve ilgili zamanda bu iddiada bulunmasının neden beklenemeyeceğine ilişkin herhangi bir açıklama yapmamıştır. Başvuran, bunun yerine, bilirkişilerin görünür yapısal zarara ilişkin vardığı sonuçlara dayanmasına rağmen, ilk dava tarihinden neredeyse iki yıl sonra bu zarar için ek bir dava açmıştır. Bu nedenle Mahkeme, görünmeyen zararın olası varlığının, başvuranın taşınmazının uğradığı yapısal zararın farkında olmadığını nasıl gösterebileceğini görememektedir.
33. Zararın “devam eden” niteliği iddiasına ilişkin olarak Mahkeme, ikinci davaya konu olan yapısal zararın kendi başına devam eden nitelikte olmadığını kaydetmektedir. Mahkeme ayrıca, başvuranın böyle devam eden bir zararın varlığını gösteremediğini kaydetmektedir. Başvuran sadece bölgedeki petrol sızıntısının durmadığını iddia etmiştir. Ancak, başvuranın ek davadaki iddiası, doğrudan iddia edilen petrol sızıntısından kaynaklanan zararla değil, patlama sonucunda taşınmazının maruz kaldığı yapısal zararla ilgiliydi. Bu zarar da devam eden bir niteliğe sahip değildi. Dolayısıyla başvuranın bölgedeki petrol sızıntısının durmadığına ilişkin iddiasının söz konusu şikâyetlerle bir bağlantısı yoktur.
34. Yukarıda belirtilenlerin ışığında, iç hukukun yorumlanması ve uygulanmasına dair sınırlı rolünü de göz önünde bulunduran Mahkeme, başvuranın ek davasının zamanaşımı gerekçesiyle reddedilmesinin, somut davanın koşulları çerçevesinde makul veya öngörülebilir olmadığının söylenemeyeceği kanaatine ulaşmaktadır.
35. Dolayısıyla, Mahkeme, başvurunun bu kısmının, açıkça dayanaktan yoksun olduğu ve Sözleşme’nin 35 §§ 3 (a) ve 4 maddesi uyarınca reddedilmesi gerektiği sonucuna varmıştır.
Sözleşme’nin 6 § 1 maddesi kapsamındaki diğer şikâyetler36. Başvuran, söz konusu yerel mahkeme kararlarının gerekçeden yoksun olduğunu ve aynı patlama sonucunda taşınmazlarında zarar meydana gelen başka kişiler hakkında verilen kararlarla çeliştiğini iddia etmiştir. Başvuran bu bağlamda, bölgedeki diğer taşınmaz sahipleri hakkında ilk derece mahkemesi tarafından verilen iki karara atıfta bulunmuştur.
37. Mahkeme, söz konusu ilk derece mahkemesi kararının usulüne uygun olarak gerekçelendirildiğini gözlemlemektedir (bk. yukarıda 15. paragraf). Yargıtayın kararında yeterli gerekçelerin sunulmadığı iddiasına ilişkin olarak Mahkeme, kanun yolu (temyiz vb.) incelemeleri söz konusu olduğunda Sözleşme’nin 6. maddesinin, alt derece mahkemesince sunulan gerekçelere atıfta bulunmak suretiyle kanun yolu başvurusunu reddeden bir mahkemenin kendi kararına da ayrıntılı gerekçeler eklemesini gerekli kılmadığını hatırlatmaktadır (Kabasakal ve Atar/Türkiye (k.k.), no. 70084/01 ve 70085/01, 1 Temmuz 2003 ve Feryadi Şahin/Türkiye, no. 33279/05, § 22, 13 Eylül 2011).
38. Söz konusu kararlar ile aynı olaya ilişkin diğer kararlar arasındaki iddia edilen çelişkiye ilişkin olarak Mahkeme, başvuran tarafından atıfta bulunulan iki kararın nihai olmadığını gözlemlemektedir.
39. Dolayısıyla, Mahkeme, başvurunun bu kısmının, açıkça dayanaktan yoksun olduğu ve Sözleşme’nin 35 §§ 3 (a) ve 4 maddesi uyarınca reddedilmesi gerektiği sonucuna varmıştır.
Sözleşme’ye Ek 1 No.lu Protokol’ün 1. maddesi kapsamındaki şikâyetler40. Başvuran, 3 Mayıs 2004 tarihli patlama sonucunda uğradığı zararlar nedeniyle mülkiyet hakkının ihlal edildiğinden; Devlet makamlarının ise bu hakkı korumak için Sözleşme’ye Ek 1 No.lu Protokol’ün 1. maddesi kapsamındaki pozitif yükümlülüklerini yerine getirmemiş olduğundan şikâyet etmiştir. Başvuran ek olarak, zararının mahkeme tarafından atanan bilirkişiler tarafından açıkça tespit edilmiş olmasına rağmen, açtığı tazminat davasının zamanaşımına uğradığı gerekçesiyle reddedildiğinden şikâyetçi olmuştur. Başvuran ayrıca, taşınmazının bulunduğu alanda yapılan inşaat yasağı nedeniyle taşınmazını dilediği gibi kullanmaktan alıkonulduğunu ileri sürmüştür.
41. Başvuran ayrıca Sözleşme’nin 13. maddesi kapsamında olaydan sonra başlatılan ceza yargılamalarının etkili olmadığını ve özellikle Öneryıldız/Türkiye ([BD], no. 48939/99, AİHM 2004‑XII) davasında Mahkeme tarafından ortaya konulan kriterlerle uyumlu olmadığını ileri sürmüştür.
42. Hükümet, diğer argümanlarının yanı sıra, başvuranın bu başlık altındaki şikâyetlerinin, Sözleşme’nin 35 § 1 maddesi uyarınca iç hukuk yollarının tüketilmediği gerekçesi ile kabul edilemez bulunması gerektiğini iddia etmiştir. Hükümet bu bağlamda, söz konusu yargılamaların zamanaşımına uğradığı gerekçesiyle reddedildiğini ve bunun yerel mahkemelerin başvuranın şikâyetlerinin esasını belirlemesini engellediğini ileri sürmüştür.
43. Mahkeme, başvuranın bu başlık altındaki ilgili olarak şikâyetlerinin yalnızca Sözleşme’ye Ek 1 No.lu Protokol’ün 1. maddesi kapsamında incelenmesi gerektiği kanısındadır (bk. yukarıda anılan Kurşun, § 109).
44. Başvuranın sadece olayın ardından başlatılan ceza yargılamalarında bulunduğunu iddia ettiği eksikler dolayısıyla telafi edici önlemlerden yoksun bırakıldığına dair şikâyeti yönünden Mahkeme, benzer bir şikâyeti hâlihazırda incelemiş ve açıkça dayanaktan yoksunluk nedeniyle kabul edilemez bulmuş olduğunu hatırlatır (bk. yukarıda anılan Kurşun, § 125). Mahkeme, somut davada farklı bir sonuca varmasını gerektirecek herhangi bir sebep bulunmadığı kanısındadır. Dolayısıyla, Mahkeme, başvurunun bu kısmının, açıkça dayanaktan yoksun olduğu ve Sözleşme’nin 35 §§ 3 (a) ve 4. maddesi uyarınca reddedilmesi gerektiği sonucuna varmıştır.
45. Başvuranın bu başlık altındaki diğer şikâyetlerine ilişkin olarak Mahkeme, başvuran tarafından kullanılan tek iç hukuk yolunun söz konusu hukuk yargılaması olduğunu gözlemlemektedir. Ancak, Hükümet tarafından da belirtildiği üzere, başvuran, ilgili süre sınırına uymayarak yerel makamlara bu yargılamalardaki şikâyetlerinin esasını inceleme fırsatı vermemiştir.
46. Bu nedenle, iç hukuk yollarının tüketilmemesi nedeniyle, başvurunun bu kısmının Sözleşme’nin 35 §§ 1 ve 4. maddesi uyarınca reddedilmesi gerektiği sonucuna varmıştır.
Bu gerekçelerle, Mahkeme, oy birliğiyle,
Başvurunun kabul edilemez olduğuna karar vermiştir.
İşbu karar, İngilizce olarak tanzim edilmiş ve 17 Haziran 2021 tarihinde yazılı olarak bildirilmiştir.
{signature_p_2}
Hasan Bakırcı Aleš Pejchal
Yazı İşleri Müdür Yardımcısı Başkan