AVRUPA İNSAN HAKLARI MAHKEMESİ
İKİNCİ BÖLÜM
KABUL EDİLEBİLİRLİK HAKKINDA KARAR
Başvuru No. 2769/11
Güler KÖMÜRCÜ/Türkiye
17 Şubat 2015 tarihinde,
Başkan
András Sajó,
Yargıçlar
Işıl Karakaş,
Nebojša Vučinić,
Paul Lemmens,
Egidijus Kūris,
Robert Spano,
Jon Fridrik Kjølbro
ve Bölüm Yazı İşleri Müdürü Stanley Naismith’in katılımıyla oluşturulan Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (İkinci Bölüm) Daire olarak toplanarak, 24 Kasım 2010 tarihinde yapılan başvuruya ilişkin gerçekleştirilen müzakerelerin ardından, aşağıdaki kararı vermiştir:
OLAY
1. Başvuran Güler Kömürcü T.C. vatandaşı olup 1963 doğumludur ve İstanbul’da ikâmet etmektedir. Başvuran, Mahkeme önünde, İstanbul Barosuna bağlı olan Avukat M. Çetinbaş ve D. Çetinbaş Söner tarafından temsil edilmiştir.
I. Davanın Koşulları
2. Başvurunun kendine özgü koşulları, başvuran tarafından ifade edildiği şekilde aşağıdaki gibi özetlenebilir.
A. Başvuranın Mesleki Geçmişi
3. Başvuran gazetecidir. Başvuran özellikle günlük gazeteler Akşam ve Meydan için (1990-1996) çalışmıştır. Öte yandan başvuran, 2001 ve 2006 yıllarında ard arda yayımlanan iki eserin yazarıdır.
B. Başvuran Hakkında Açılan Ceza Davası
4. 2007 yılında, İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı, “Ergenekon” isimli suç örgütü üyesi oldukları iddia edilen kişiler hakkında hükümeti cebir ve şiddet kullanarak devirmeyi amaçladıkları iddiasıyla soruşturma başlatmıştır. Savcılığa göre, sanıklar, toplumda tanınmış kişilere yönelik suikast, yüksek yargı organlarının binaları veya kutsal mekanlar gibi hassas yerlere bombalı suikastlar düzenlemek gibi provokatif eylemleri planlamış ve gerçekleştirmişlerdir. Sanıklar, bu yolla toplum genelinde bir korku ve panik atmosferi yaratmayı amaçlamış ve bu sayede bir güvensizlik ortamı oluşturarak, askeri darbe yolunu açmayı hedeflemişlerdir.
5. Ergenekon örgütüne üye olmaktan suçlanan başvuran 22 Ocak 2008 tarihinde, yakalanmış ve gözaltına alınmıştır.
6. Başvuran, 25 Ocak 2008 tarihinde, serbest bırakılmasına karar veren nöbetçi hâkim önüne çıkarılmıştır. Diğer yandan nöbetçi hâkim başvurana yurtdışına çıkış yasağı getirilmesine karar vermiştir.
7. İstanbul Cumhuriyet Başsavcısı, 14 Temmuz 2008 tarihli bir iddianameyle, başvuranın da aralarında bulunduğu örgütün iddia edilen üyeleri hakkında Ağır Ceza Mahkemesi önünde ceza davası açmıştır. Özellikle İstanbul Cumhuriyet Başsavcısı, ilgilinin Ergenekon örgütüne üye olduğu gerekçesiyle mahkûm edilmesini talep etmiştir. Cumhuriyet Başsavcısı, başvuranın örgütün faaliyetlerini gizleyerek ve kamuoyunun görüşünü yönlendirerek yukarıda belirtilen örgüte yardım sağladığı kanaatindedir.
8. Başvuran, 18 Nisan 2011 tarihinde, hakkında uygulanan yurtdışına çıkış yasağının kaldırılmasına ilişkin bir itirazda bulunmuştur.
9. İstanbul Ağır Ceza Mahkemesi, 28 Nisan 2011 tarihli bir kararla bu başvuruyu reddetmiştir.
10. İstanbul Ağır Ceza Mahkemesi, 5 Ağustos 2013 tarihli bir kararla, Ergenekon davasında kararını vermiş ve 3 Nisan 2014 tarihinde 16.798 sayfa uzunluğunda gerekçeli bir karar sunmuştur. İstanbul Ağır Ceza Mahkemesi, başvuranı yukarıda belirtilen yasadışı örgüte üye olma suçundan Terörle Mücadeleye ilişkin 3713 sayılı Kanunun 5. maddesi ile birlikte 314. maddesinin 2. fıkrası gereğince yedi yıl ve altı ay hapis cezasına mahkûm edilmesine karar vermiştir.
11. Dosyada içeren bilgilere göre, başvuran hakkında açılan ceza davası Yargıtay önünde halen derdesttir.
II. İlgili İç Hukuk ve Uygulanması
12. Yasadışı örgüte üye olma suçunun öngörüldüğü Ceza Kanunun 314. maddesindeki iki fıkra şu şekildedir:
“ (1) Bu kısmın dördüncü ve beşinci bölümlerinde yer alan suçları işlemek amacıyla, silahlı örgüt kuran veya yöneten kişi, on yıldan onbeş yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır.
(2) Birinci fıkrada tanımlanan örgüte üye olanlara, beş yıldan on yıla kadar hapis cezası verilir.”
13. Terörle Mücadeleye ilişkin 3713 sayılı Kanunun 5. maddesinde, 3 ve 4 üncü maddelerde yazılı suçları işleyenler hakkında ilgili kanunlara göre tayin edilecek hapis cezaları veya adlî para cezaları yarı oranında artırılarak hükmedildiği öngörülmektedir.
14. Ceza Muhakemesi Kanununun 91. maddesinin 2. fıkrası şu şekildedir:
“Gözaltına alma, bu tedbirin soruşturma yönünden zorunlu olmasına ve kişinin bir suçu işlediğini düşündürebilecek emarelerin varlığına bağlıdır.”
15. CMK’nun 109. maddesi uyarınca tutukluluk gerekçeleri bir araya getirilirse dahi hâkimin ilgili hakkında yurtdışına çıkış yasağı tedbirinin konulmasına karar verme imkânı bulunmuştur. Aynı Kanunun 100. maddesine göre, kişi, hakkında suç işlediğine dair kuvvetli şüphelerin varlığını gösteren olguların bulunması ve tutukluluğun bu maddede sıralanan gerekçelerden biri ile haklı gösterilmesi durumunda kişi tutuklanabilmektedir. Şüphelinin kaçma veya kaçma riskinin bulunması ve delilleri yok etme, gizleme veya tanıkları etkileme riski bulunduğunda tutukluluk hali haklı kabul edilmektedir. Aynı zamanda şüphelinin özellikle Devletin güvenliğine ve anayasal düzene karşı bazı suçları işlediğine dair kuvvetli şüphelerin bulunması, tutukluluk durumunu haklı göstermek için yeterlidir.
ŞİKÂYETLER
16. Başvuran, Sözleşme’nin 5. maddesini ileri sürerek, gözaltına bulunduğu sırada ceza gerektiren yasadışı örgüt üyesi olmaktan kendisini suçlamak için makul nedenlerin olduğuna dair hiçbir delil unsurunun bulunmadığını iddia etmektedir.
17. Başvuran, Sözleşme’nin 1, 5, 6, 7, 8, 9, 11 ve 13. maddelerini ileri sürerek, hakkında açılan ceza davasının hakkaniyete uygun olmamasından şikâyet etmektedir. Başvuran, genel bir şekilde savcılığın suçlamalarına dayanarak sunduğu delil unsurlarının geçerli olmadığını iddia etmektedir.
18. Başvuran, Sözleşme’nin 6. maddesi açısından masumiyet karinesi ilkesinin ihlal edilmesinden şikâyet etmektedir.
19. Başvuran, Sözleşme’nin 5. maddesini ve Sözleşme’ye Ek 4. No.’lu Protokolün 2. maddesini ileri sürerek, yurtdışına çıkma yasağını oluşturan serbest dolaşım özgürlüğüne getirilen kısıtlamanın gerekli bir tedbir teşkil etmediğini iddia etmektedir.
20. Başvuran, Sözleşme’nin 8. maddesini ileri sürerek, bazı bilgilerin özellikle özel hayatı ile ilgili telefon dinlemelerine ilişkin bilgilerin aynı zamanda bu telefon dinlemelerinin içeriğinin iddianamede belirtildiği ancak söz konusu ceza davasıyla hiçbir şekilde ilgisinin bulunmadığı kanaatinde olup bu durumun kamuoyuna açıklanmasından şikâyet etmektedir.
21. Başvuran, Sözleşme’ye Ek 1. No.’lu Protokolün 1. maddesini ileri sürerek, ceza davasının açılmasının akabinde konut kredisi ödemelerini karşılayacak durumu olmamasından evini satmak durumunda kalması nedeniyle hakkında açılan bu davanın mülkiyet haklarını ihlal ettiğini savunmaktadır.
22. Sonuç olarak, başvuran genel bir şekilde Sözleşme’nin 14. maddesinin ihlal edilmesinden şikâyet etmektedir.
HUKUKÎ DEĞERLENDİRME
A. Gözaltı Hakkında
23. Başvuran, Sözleşme’nin 5. maddesini ileri sürerek, suç işlediğine dair hakkında şüphe duyulması için makul nedenler olduğunu düşündürecek ve dolayısıyla gözaltına alınmasını haklı gösterecek hiçbir delil unsurunun bulunmadığını savunmaktadır.
24. Mahkeme, başvuranın gözaltı süresinin 25 Ocak 2008 tarihinde yani mevcut başvurunun yapılmasından yaklaşık altı aya akşın bir süre önce sona erdiğini tespit etmektedir. Mahkeme, öte yandan davanın incelenmesinde altı aylık sürenin ertelenmesine veya askıya alınmasına imkân verecek hiçbir özel koşulun bulunmadığını gözlemlemektedir.
25. Dolayısıyla başvurunun bu kısmı vaktinden sonra yapılmış olup Sözleşme’nin 35. maddesinin 1. ve 4. fıkraları uyarınca reddedilmelidir.
B. Başvuran Aleyhine Açılan Ceza Davasının Hakkaniyeti Hakkında
26. Başvuran, Sözleşme’nin 1, 5, 6, 7, 8, 9, 10, 11 ve 13. maddelerini ileri sürerek, savcılık tarafından sunulan aleyhteki delil unsurlarının uygun olmadığını iddia ederek hakkında açılan ceza davasının hakkaniyete uygun olmamasından şikâyet etmektedir.
27. Olay ve olguların hukuki nitelendirilmesi konusunda takdir yetkisine sahip olan Mahkeme, bu şikâyeti yalnızca Sözleşme’nin 6. maddesi açısından incelemenin uygun olacağı kanaatindedir (Glor/İsviçre, No. 13444/04, § 48, AİHM 2009).
28. Derhal Mahkeme, başvuran hakkında açılan ceza davasının Yargıtay önünde halen derdest olduğunu tespit etmektedir. Dolayısıyla Mahkeme başvuran hakkında açılan davayı tamamen inceleme durumunda değildir.
29. Dolayısıyla ulusal mahkemeler nezdinde yürütülen davanın mevcut aşamasında, başvuranın ceza yargılamasının hakkaniyetten yoksun olduğu konusuyla ilgili olarak Mahkeme önünde şikâyette bulunamayacağı sonucuna varılmaktadır. Bununla birlikte, başvuran, hakkında yürütülen ceza davası sonunda iddia ettiği ihlallerden dolayı mağdur olduğunu düşündüğü takdirde, yeniden Mahkeme’ye başvurabilir. Dolayısıyla, başvurunun bu kısmının incelenmesi için henüz erkendir (bk. diğer kararlar arasında, Baltacı/Türkiye, (kabul edilebilirlik hakkında karar) No. 495/02, 14 Haziran 2005 ve Doğan, (kabul edilebilirlik hakkında karar) No. 28484/10, §§ 95-97, 10 Nisan 2012).
30. Dolayısıyla, Sözleşme’nin 35. maddesinin 4. fıkrası uyarınca, başvurunun bu kısmının reddedilmesi gerekmektedir.
C. Masumiyet Karinesi Hakkında
31. Başvuran, Sözleşme’nin 6. maddesini ileri sürerek, masumiyet karinesinin ihlal edilmesinden şikâyet etmektedir.
32. Mahkeme, başvuranın Sözleşme’nin 6. maddesinin 2. fıkrası ile güvence altına alınan masumiyet karinesinin somut olayda yerel makamlar tarafından ihlal edildiğini gösteren hiçbir unsur sunmadığını tespit etmektedir.
33. Dolayısıyla bu şikâyet desteklenmemiş olup Sözleşme’nin 35. maddesinin 3. fıkrasının a) bendi ve 4. fıkrası uyarınca reddedilmelidir.
D. Seyahat Özgürlüğü Hakkında
34. Başvuran, Sözleşme’nin 5. maddesini ve Sözleşme’ye Ek 4. No.’lu Protokolün 2. maddesini ileri sürerek, seyahat özgürlüğüne getirilen kısıtlamanın yani yurtdışına çıkma yasağının gerekli bir tedbir teşkil etmediğini iddia etmektedir.
35. Öncelikle Mahkeme, Sözleşme’ye Ek 4. No.’lu Protokole taraf olmadığını tespit etmektedir. Dolayısıyla bu Protokolün hükümleri somut olaya uygulanmamakta ve başvuran tarafından ileri sürülen şikâyet bu Protokolün hükümleriyle kişi yönünden ratione personae uyumlu olmamaktadır.
36. Mahkeme, Sözleşme’nin 5. maddesine ilişkin şikâyet ile ilgili olarak, “özgürlük hakkını” belirterek Sözleşme’nin 5. maddesinin 1. fıkrasında kişinin fiziki özgürlüğünün öngörüldüğünü hatırlatmaktadır. Akabinde Mahkeme, bu hükümde kimsenin keyfi bir şekilde yoksun bırakılmayacağının amacı taşıdığını ve seyahat özgürlüğüne getirilen tek kısıtlama ile ilgisinin bulunmadığını hatırlatmaktadır. Bu kısıtlamalar, Türkiye’nin onaylamadığı Sözleşme’ye Ek 4. No.’lu Protokolün 2. maddesi ile korunmaktadırlar (Guzzardi/İtalya, 6 Kasım 1980, § 92, A serisi No. 39).
37. Somut olayda Mahkeme, başvuran hakkında uygulanan kısıtlama tedbirinin Sözleşme’nin 5. maddesi anlamında özgürlükten yoksun bırakıcı olarak değerlendirilmediğini gözlemlemektedir. Sonuç olarak bu şikâyet, Sözleşme’nin 35. maddesinin 3. fıkrasının a) bendi anlamında Sözleşme hükümleri ile konu bakımından ratione materiae uyumlu değildir.
E. Sözleşme’ye Ek 1. No.’lu Protokolün 1. Maddesine İlişkin Şikâyet Hakkında
38. Başvuran, Sözleşme’ye Ek 1 No.’lu Protokolün 1. maddesi anlamında mülkiyetlerine saygı gösterilmesi hakkının ihlal edilmesinden şikâyet etmektedir. Bu bağlamda başvuran, konut kredisi ödemelerini karşılayacak durumu olmamasından evini satmak durumunda kaldığını belirtmektedir. Başvuran, bu durumun hakkında açılan ceza davasından kaynaklandığı kanaatindedir.
39. Öncelikle Mahkeme, dosyada içeren unsurlardan başvuranın ulusal mahkemeler önünde şikâyetini ileri sürmediğinin anlaşıldığını kaydetmektedir. Bununla birlikte başvuranın iç hukuk yollarını tüketmiş olması varsayılsa bile, Mahkeme bu şikâyeti ilgili tarafından sunulduğu şekliyle incelemiştir. Elde ettiği bütün delil unsurlarını dikkate alarak ve ileri sürülen iddiaları değerlendirmekle yetkili olması nedeniyle Mahkeme, söz konusu iddiaların desteklenmeksizin çok genel bir şekilde ileri sürüldüğünü tespit etmektedir.
40. Sonuç olarak başvurunun bu kısmı, Sözleşme’nin 35. maddesinin 4. fıkrası uyarınca reddedilmelidir.
F. Başvuranın Özel Hayatı Hakkında
41. Başvuran, özel hayatı ile ilgili ortaya çıkan bazı bilgilerin hakkında yürütülen ceza davası ile çok az ilgisinin bulunduğunu ancak bu bilgilerin iddianamede belirtilmesinden şikâyet etmektedir. Bu bağlamda başvuran Sözleşme’nin 8. maddesinin ihlal edilmesinden şikâyet etmektedir.
42. Mahkeme, dosyada içeren unsurlara göre, başvuranın bu tür bir şikâyetle ulusal mahkemelere başvurmadığını gözlemlemektedir. Mahkeme, başvuranın hiçbir etkin başvuru yolundan yararlanmasa bile altı aylık süre kuralının bu tür bir durumda ileri sürülen eylem veya tedbirin gerçekleştiği ya da ilgilinin bilgi edindiği veya etkilerini ya da zararını hissettiği tarihten itibaren başladığını hatırlatmaktadır (Varnava ve diğerleri/Türkiye [BD], No. 16064/90, 16065/90, 16066/90, 16068/90, 16069/90, 16070/90, 16071/90, 16072/90 ve 16073/90, § 157, AİHM 2009).
43. Somut olayda Mahkeme, Sözleşme’nin 8. maddesine ilişkin şikâyetle ilgili olarak, başvuranın şikâyet ettiği iddianame tarihinin 14 Temmuz 2008 olduğunu kaydetmektedir. Dolayısıyla, altı aylık süre kuralı bu tarihten itibaren işlemeye başlamaktadır. Dolayısıyla başvuranın özel hayatına saygı gösterilmesi hakkına ilişkin şikâyeti vaktinden sonra yapılmış olup Sözleşme’nin 35. maddesinin 1. ve 4. fıkraları uyarınca reddedilmelidir.
G. Ayrımcılık Hakkında
44. Başvuran, genel bir şekilde Sözleşme’nin 14. maddesinin ihlal edilmesinden şikâyet etmektedir.
45. Mahkeme, bu şikâyeti başvuran tarafından sunulduğu şekliyle incelemiştir. Elde ettiği bütün delil unsurlarını dikkate alarak ve ileri sürülen iddiaları değerlendirmekle yetkili olması nedeniyle Mahkeme, söz konusu iddiaların desteklenmeksizin çok genel bir şekilde ileri sürüldüğünü tespit etmektedir.
46. Sonuç olarak başvurunun bu kısmı, Sözleşme’nin 35. maddesinin 4. fıkrası uyarınca reddedilmelidir.
Bu gerekçelerle, Mahkeme, Oybirliğiyle,
Başvurunun kabul edilemez olduğuna karar vermiştir.
İşbu karar Fransızca dilinde tanzim edilerek, 19 Mart 2015 tarihinde yazılı olarak tebliğ edilmiştir.
Stanley NaismithAndrás Sajó
Yazı İşleri Müdürü Başkan
Full & Egal Universal Law Academy