T.C. KONYA . ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ Esas-Karar No: ... Esas - ...
T.C.
KONYA TÜRK MİLLETİ ADINA
. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ GEREKÇELİ KARAR
ESAS NO :
KARAR NO :
HAKİM :
KATİP :
DAVACILAR : 1-
2-
3-
VEKİLİ :
DAVALI :
VEKİLİ :
DAVA : Tazminat (Haksız Fiilden Kaynaklanan)
DAVA TARİHİ :
KARAR TARİHİ :
KARAR YAZMA TARİHİ :
Mahkememizde görülmekte olan Tazminat (Haksız Fiilden Kaynaklanan) davasının yapılan açık yargılaması sonunda,
GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ:
Davacı vekilinin mahkememize sunmuş olduğu dava dilekçesinde özetle; ...'in kullandığı ... plaka numaralı kamyonet ile ...'nun kullandığı ... plakalı otomobilin ... Kavşağı civarında kaza yaptığını, bu kaza sonucunda ... oğlu ... doğumlu muris Mustafa'nın basit tıbbi müdahale ile giderilemeyecek ve yaşamını tehlikeye sokacak, kemik kırığına, yüzünde sabit iz bırakarak ve duyularında sürekli zayıflamaya sebebiyet verecek şekilde yaralandığı için, Kadınhanı Asliye Hukuk Mahkemesinin ... Esas ve ... Karar sayılı dosyası ile tazminat davası açtığımız açtıklarını, zararın tespitinin teknik bir husus olması sebebiyle, zarar tutarını tam olarak bilemedikleri için Kadınhanı Asliye Hukuk Mahkemesinin ... Esas sayılı dava ile fazlaya ilişkin haklarının mahfuz tutarak maddi tazminat davası açtıklarını, devamında bilirkişiden gelen rapor çerçevesinde dosyanın ıslah edildiği, rapora ve kusura yapılan itiraz sonucunda ikinci ve üçüncü bilirkişi raporlarının alındığı, ikinci ve üçüncü raporlardaki değerlerin ilk rapora ve ıslah değerlerine göre daha fazla olduğunun görüldüğü, fakat ikinci bir ıslah yolu olmadığı için, davanın değerinin artırımı için yeni bir ıslah yapılamadığını, bir dava içinde iki aşamalı ıslah olmaması sebebiyle bakiye alacak için borçlu hakkında Ilgın İcra Müdürlüğünün ... Esas sayılı dosyasıyla icra takibi başlatıldığı, davalı kurumun borcu bulunmadığı gerekçesiyle ödeme emrine itiraz edildiği ve takibin durduğunun açık olduğunu, davalıya karşı Ilgın Asliye Hukuk Mahkemesinin ... Esas ve ... Karar sayılı ilamı ile itirazın iptali davası açtıklarını, açtıkları davanın ... doğumlu ... TC kimlik no'lu muris ... yönünden 15.448 TL maddi tazminata hükmedilerek sonuçlandığı, bu karanın huzurdaki davalı kurum tarafından istinaf edildiği, dosyanın geldiği TC. Konya Bölge Adliye Mahkemesi . Hukuk Dairesinin ... Esas ve ... Karar sayılı ilamı ile usule ilişkin bazı eksikliklerin bulunmasına dayalı olarak ortadan kaldırdığını, ortadan kaldırma ilamı doğrultusunda Ilgın Asliye Hukuk Mahkemesinin ... Esas sayılı dosyası ile yapılan ikinci yargılama sonrası davalarının yine aynı şekilde tam bedele yakın olarak kabul edildiğini, davalı kurumun 2009 yılı için kişi başı 150.000-TL, kaza başı 750.000-TL ve sakatlanma için kişi başı 150.000-TL kaza başı 750.000-TL -ana para- sigorta limiti sorumluluğu olduğu, talebimizin de limit dahilinde olduğunu, gelinen aşamada 14 yıldan fazla süren eldeki davada, alacaklarının halen kesinleşmediği, uğradıkları maddi zararların giderilmesi adına açılan davanın 14 yıl sürmesi, alacağın tahsili için yasal yani yıllık % 9 oranlı olarak belirlenmesi sebebiyle, hükmedilen 15.448 TL alacağa %9 yasal faiz uygulanacak şekilde icra takibi başlatıldığı, alacak hakkının halen devam ettiği için, alacağın geç tahsili nedeniyle oluşan munzam zararın tespiti ve tazmini için munzam zarar davası açma gereği hasıl olduğunu, haksız fiil (kaza) tarihi olan 09/10/2009 tarihinde muaccel olan tazminatın, borçlunun temerrütü ve inkarı sebebiyle uzun yıllar yargılama sürecinden sonra kesinleştiği, asıl alacak olan 15.448 TL alacağının, yaklaşık 14 yıl süren yargılama sonrasında çok büyük değer kaybettiğini, icra dosyasında 14 yıllık faizi ile birlikte toplam alacağın 48.955,07 TL olduğu görülmekle, gelinen aşamada %9 yıllık adi kanuni faiz ile hesaplanan alacağın müvekkilinin mal varlığında oluşan eksilmeyi gidermediği, aradaki bu farkın munzam zararı oluşturduğu açık olduğunu, oluşan munzam zararın bilirkişilerce hesaplanarak davalı-borçludan tahsilini taleple iş bu dava açıldığını, tüm bu nedenlerle Asıl tazminat alacağımızın kalan kısmı olan 15.448 TL tazminatın Haksız fiil (kaza) tarihi olan 09/10/2009 tarihi ile eldeki davanın dava tarihi arasındaki değeri arasındaki fark hesaplanarak munzam zarar olarak tespitini, TEFE, TÜFE-ÜFE oranları, Banka vadeli mevzuat faiz oranları, Altın kurları, Döviz kurları, Devlet tahvil faiz oranları,. değerinden oluşan bir sepet yapılarak, işlemiş yasal faiz ile aradaki farkın munzam zarar olarak tespit edilmesini, Uğranılan zararın bedelinin dava tarihi itibarıyla ve en yüksek mevduat faiziyle (mümkün olmadığı taktirde yasal faiziyle birlikte tüm davacı mirasçılar için eşit yani 1/3 oranda ödenmesini talep ve dava etmiştir.
Davalının vekilinin Mahkememize sunmuş olduğu cevap dilekçesinde özetle; Dava dilekçesinin içeriği 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun 119. Maddesinde sıralandığını, ilgili maddenin (b.) bendi gereğince, dava dilekçesinde davacının adresinin yazılı olması gerektiğini, davacı yan zararını 3.000,00 TL olarak net şekilde belirtmiş olduğundan belirsiz alacak davası açamayacağından hukuki yarar yokluğundan davanın reddine karar verilmesini talep ettiklerini, davanın yetkisiz mahkemede ikame edildiğini, yetki itirazında bulunduklarını, müvekkilinin adresinin Levent/İstanbul olduğunu, bu hukuki esaslar gereğince takip ve davalar için İstanbul-Merkez Mahkemeleri ve İcra Mahkemeleri yetkili olduğunu, 31.05.2024 tarihli dava ile talep edilen alacak, tazminat tutarları zamanaşımına uğradığını, davanın esasına girilmeden davanın zamanaşımı sebebiyle reddine karar verilmesi talep olunduğunu, vekil eden tarafından yasal hakkı olan kanun yollarına başvurulması söz konusu olduğunu, bu yöndeki taleplerde kabul görerek yeniden yargılama yapıldığını, davacı yanın TBK 122 maddesine dayanarak ileri sürdüğü taleplerinin kabul edilemeyeceğini, davacının bir takım soyut iddialar ileri sürerek tazminat isteminde bulunduğunu, bilindiği üzere ...5684 sayılı yasanın 14. Maddesi ve ...Yönetmeliği gereğince olay tarihinde geçerli ZMMS Trafik sigorta poliçesi olmayan araçların verdiği bedensel zararın, yine kaza tarihinde geçerli teminat limitleri ile karşılanması ile sınırlı olduğunu, mahkemece hükmedilen alacak kalemleri hükmün kesinleşmesi ile birlikte zamanında ödenmiş olduğundan herhangi bir temerrüt söz konusu olmadığını, tüm bu nedenlerle dava dilekçesindeki noksanlıkların tamamlanması için kesi süre verilmesi, aksi halde davanın açılmamış sayılmasına, belirsiz alacak davası açmakta hukuki yarar olmadığından reddine, İstanbul Mahkemeleri yetkisiz olduğundan yetkisizlik nedeniyle davanın reddine, zamanaşımı sebebiyle davanın reddine, esas bakımından dahi haksız ve mesnetsiz açılmış bulunan davanın reddi ile avukatlık ücreti dahil her türlü yargılama giderlerinin davacılara yükletilmesine karar verilmesini talep etmiştir.
Ilgın Asliye Hukuk Mahkemesinin 17/01/2024 tarihi ... Esas ... Karar sayılı görevsizlik kararı verilerek, mahkememizin ... Esasına kaydı yapılmış ve yargılamaya devam olunmuştur.
ÇEKİŞMELİ HUSUSLAR, DELİLLERİN DEĞERLENDİRİLMESİ VE GEREKÇE:
Taraflar arasındaki uyuşmazlığın 09/10/2009 tarihinde ...'in kullandığı ... plakalı kamyonet ile ... ... kullandığı ... plakalı otomobilin karıştığı kaza sonunda davacıların murisi Mustafa Kuyucu'nun yaşamı tehlikeye sokacak şekilde yaralanması nedeniyle Kadınhanı Asliye Hukuk Mah. ... E. ... K. Sayılı dosyasından sonra oluşan munzam zararın ve murisin torunu olan Mustafa Kuyucu'nun yaralanması nedeniyle Ilgın Asliye Hukuk Mah. ... E. ... K. Sayılı dosyasından sonra torun ... oluşan munzam zararı tazmini talepli dava olduğu anlaşılmıştır.
Kadınhanı Asliye Hukuk Mah. ... Esas ... Karar (Kaldırma sonrası ... Esas) sayılı dosyası fiziken celp edilerek dosya kapsamına kazandırılmıştır.
Ilgın Asliye Hukuk Mahkemesinin ... Esas sayılı dosyası Uyap üzerinden dosya kapsamına kazandırılmıştır.
Ilgın İcra Dairesinin ... Esas sayılı icra takip dosyası Uyap üzerinden dosya kapsamına kazandırılmıştır.
Muris ... 'ya ait olan veraset ilamı davacı vekilince dosya kapsamına kazandırılmıştır.
Dava; Munzam zarara ilişkindir.
Mahkememizin davaya bakmaya görevli ve yetkili olduğu anlaşılmıştır.
Uyuşmazlığın çözümü için öncelikle konuya ilişkin yasal düzenlemeler ile hukukî kavram ve kurumların ortaya konulmasında yarar bulunmaktadır.
Borcun ifasının geciktirilmesi borçlunun temerrüdü sonucunu doğuracaktır. Borçlunun temerrüdü hâlinde ise ortaya çıkacak olan hukukî sonuçlar TBK’nın 117 ve devamındaki maddelerde düzenlenmiştir. Bu sonuçlar arasında uyuşmazlığın niteliği itibariyle önem arz edenlerden ilki; TBK’nın 122. maddesinde düzenlenen aşkın (munzam) zarar kavramıdır. Öte yandan aşkın (munzam) zararın anlaşılabilmesi için öncelikle, borçlu temerrüdünün bir diğer sonucu olan temerrüt faizinin hukuksal niteliği üzerinde durulmasında yarar bulunmaktadır.
Temerrüt faizi, borçlunun para borcunu zamanında ödememesi ve temerrüde düşmesi üzerine TBK’nın 120. maddesi gereği kendiliğinden işlemeye başlayan ve temerrüdün devamı süresince varlığını sürdüren bir karşılık olması itibariyle zamanında ifa etme olgusuyla doğrudan bir bağlantı içerisindedir. Bu kapsamda borçlu, kusurlu olsun veya olmasın borcunu zamanında ifa etmemiş olması durumunda temerrüt faizi ödemekle yükümlü olup bu durum ve temerrüt faiz oranları, 3095 sayılı Kanuni Faiz ve Temerrüt Faizine İlişkin Kanun’un (3095 sayılı Kanun) 2. maddesinde “Bir miktar paranın ödenmesinde temerrüde düşen borçlu, sözleşme ile aksi kararlaştırılmadıkça, geçmiş günler için 1 inci maddede belirlenen orana göre temerrüt faizi ödemeye mecburdur.
Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankasının önceki yılın 31 Aralık günü kısa vadeli avanslar için uyguladığı faiz oranı, yukarıda açıklanan miktardan fazla ise, arada sözleşme olmasa bile ticari işlerde temerrüt faizi bu oran üzerinden istenebilir. Söz konusu avans faiz oranı, 30 Haziran günü önceki yılın 31 Aralık günü uygulanan avans faiz oranından beş puan veya daha çok farklı ise yılın ikinci yarısında bu oran geçerli olur.
Temerrüt faizi miktarının sözleşmede kararlaştırılmamış olduğu hallerde, akdi faiz miktarı yukarıdaki fıkralarda öngörülen miktarın üstünde ise, temerrüt faizi, akdi faiz miktarından az olamaz.” şeklinde düzenlenmiştir.
Buna göre hukukumuzda alacaklıya, zararın varlığını, miktarını ve borçlunun kusurunu ispat zorunda kalmaksızın temerrüt faizini talep edebilme hakkı tanınmıştır. Ayrıca temerrüt faizi yükümlülüğünün doğumu için borçlunun alıkoyduğu paradan yarar sağlaması şart olmadığı gibi bu yararların iadesi amacı da bulunmaz. Temerrüt faizi talep edebilmek için borçlunun temerrüde düşmekte kusurlu olması şart değildir. Borçlu, bu konuda kendisine hiçbir kusur yüklenemeyeceğini ileri sürerek ve bunu kanıtlayarak faiz ödeme yükümlülüğünden kurtulamaz.
Bunun yanında temerrüt faizi, sözleşmeden doğan para borçlarının yanı sıra, sözleşme dışı hukukî ilişkiden kaynaklanan para borçlarında da uygulama alanı bulur (... ; Para Borçlarının İfasında Borçlunun Temerrüdü ve Temerrüt Açısından Düzenlenen Genel Sonuçlar, İstanbul 1992, s. 127).
Uyuşmazlık konusunun temelini oluşturan aşkın (munzam) zarara ilişkin olarak ise TBK’nın 122. maddesi “Alacaklı, temerrüt faizini aşan bir zarara uğramış olursa, borçlu kendisinin hiçbir kusuru bulunmadığını ispat etmedikçe, bu zararı da gidermekle yükümlüdür.
Temerrüt faizini aşan zarar miktarı görülmekte olan davada belirlenebiliyorsa, davacının istemi üzerine hâkim, esas hakkında karar verirken bu zararın miktarına da hükmeder.” hükmünü haizdir. Bu hükümle uygulamada munzam zarar, kanunî tanımı ile aşkın zarar olarak adlandırılan hukukî kurum düzenleme altına alınmış olup mülga 818 sayılı Borçlar Kanunu’nun (BK) 105. maddesi de bu hususta aynı yönde düzenleme içermektedir.
Aşkın (munzam) zarar, para borcunun ifasında borçlunun kusuruyla temerrüde düşmesi nedeniyle alacaklı nezdinde ortaya çıkan zararın temerrüt faiziyle karşılanamaması hâlinde söz konusu olan bir zarar olup bu zarar, borçlunun temerrüdü ile borcun ödendiği tarih aralığındaki dönemi kapsamaktadır. Bu anlamda aşkın (munzam) zarar, temerrüt faizini aşan ve kusur sorumluluğuna dair ilkelere bağlı bir zarar türü olarak kabul edilir (... : 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu Şerhi, Cilt I, 2012, s. 810). Aşkın (munzam) zarar, borçlu temerrüde düşmeden borcunu ödemiş olsaydı, alacaklının mal varlığının kazanacağı durum ile temerrüt sonucunda ortaya çıkan ve oluşan durum arasındaki farktır.
Aşkın (munzam) zararın varlığı için gereken ilk koşul, bir para borcunda borçlunun temerrüdünün varlığıdır. Bu para borcunun kaynağının, aşkın (munzam) zararın talep edilebilirliği için herhangi bir önemi bulunmamaktadır. Bu anlamda TBK’nın 122. maddesi, kaynağı ne olursa olsun temerrüt faizi yürütülebilir nitelikte olmak koşuluyla bütün para borçlarında uygulanma olanağına sahiptir. Borcun dayanağı haksız fiil, sözleşme, sebepsiz zenginleşme, kanun yahut vekâletsiz iş görme olabilir. Öte yandan hemen belirtilmelidir ki; aşkın (munzam) zarar borcunun hukukî sebebi, asıl alacağın temerrüde uğraması ile oluşan hukuka aykırılıktır. Bu nedenle borçlunun aşkın (munzam) zararı tazmin yükümlülüğü, asıl borç ve temerrüt faizi yükümlülüğünden tamamen farklı, temerrüt ile oluşmaya başlayan asıl borcun, ifasına kadar geçen zaman içinde artarak devam eden, asıl borçtan tamamen bağımsız yeni bir borçtur.
Aşkın (munzam) zararın varlığı için gereken ikinci koşul; borçlunun temerrüdü nedeniyle temerrüt faiziyle karşılanamayan alacaklı zararının mevcudiyetidir. Ancak alacaklının zararının temerrüt faizinden az yahut temerrüt faizine eşit olması durumunda, zararın temerrüt faiziyle karşılanacak olması sebebiyle aşkın (munzam) zararın varlığından söz edilemez. Bu aşamada önemle belirtilmelidir ki; TBK’nın 122. maddesi kapsamına kanunî temerrüt faizinin yanında akdi temerrüt faizinin uygulandığı borç ilişkileri de dâhildir. Eş söyleyişle alacaklının, borçlu ile arasındaki hukukî ilişkiden doğan temerrüt faizinin akdi yahut yasal olması, aşkın (munzam) zararın talep edilebilirliğine engel teşkil etmez. Burada önem arz eden husus alacaklının temerrüt faiziyle karşılanamayan zararının mevcudiyetinin ispatıdır.
Aşkın (munzam) zararın varlığı için gereken üçüncü koşul; borçlunun temerrüde düşmede kusurlu olmasıdır. Zira aşkın (munzam) zarar sorumluluğu, temerrüt faizinden sorumluluktan farklı olarak kusur sorumluluğuna dayanmakta olup burada aranan kusur, borçlunun temerrüde düşmekteki kusurudur. Ancak aşkın (munzam) zarar iddiasının ileri sürüldüğü durumlarda sorumluluk için, diğer koşulların varlığı durumunda borçlunun temerrüde düşmedeki kusurunun varlığı asıldır. Başka bir anlatımla temerrüt sonrasında borçlunun temerrüde düşmedeki kusurunun alacaklı tarafından ispatı gerekmez. Aksine borçlu, temerrüde düşmede kusursuz olduğunu ispatlamadıkça ortaya çıkan aşkın (munzam) zarardan sorumludur.
Aşkın (munzam) zararın varlığı için gereken son koşul ise; borçlunun temerrüdü ile alacaklının aşkın (munzam) zararı arasındaki illiyet bağının mevcudiyetidir. Bu çerçevede alacaklı, borçlunun temerrüde düşmesi ile ileri sürdüğü aşkın (munzam) zarar olgusu arasındaki illiyet bağını ispatla yükümlüdür.
Aşkın (munzam) zarar bu hukukî niteliği ve karakteri itibariyle, asıl alacak ve faizleri yönünden icra takibinde bulunulması veya dava açılmasıyla sona ermeyeceği gibi, icra takibi veya dava açılması sırasında asıl alacak ve temerrüt faizi yanında talep edilmemiş olması hâlinde dahi (TBK m. 122/2) takip veya davanın konusuna dâhil bir borç olarak da kabul edilemez. Bu nedenle asıl alacağın faizi ile birlikte tahsiline yönelik icra takibinde veya davada munzam zarar hakkının saklı tutulduğunu gösteren bir ihtirazî kayıt dermeyanına da gerek bulunmamakta olup ayrı bir dava ile de zamanaşımı süresi içerisinde her zaman istenmesi mümkündür.
Uyuşmazlık çerçevesinde üzerinde durulması önem arz eden bir diğer husus ise, aşkın (munzam) zararın ispatı olup esasen aşkın zararın ispatına ilişkin yükümlülük, bu zararın varlığını iddia eden alacaklının üzerindedir. Bu bağlamda aşkın (munzam) zarar alacaklısı, TBK’nın 122. maddesine dayalı olarak tazminat talebinde bulunabilmesi için öncelikle kaynağı ne olursa olsun evvela bir alacağı olduğunu, borçlunun temerrütte bulunduğunu, illiyet bağını ve bu alacağını tahsil edememesinden veya geç ödeme yapılmasından doğan ve duruma göre malvarlığında azalma veya engellenen kazançlardan oluşan zararını kanıtlamak durumundadır.
Aşkın (munzam) zararın talebinde varlığı iddia olunan zararın, yine alacaklı tarafından yasal ispat vasıtalarıyla somut, inanılır ve açık bir biçimde ispatlaması gerekir. Başka bir anlatımla alacaklı tarafça aşkın (munzam) zarar olgusu, 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun (HMK) 194. maddesi gereğince ispata elverişli şekilde somutlaştırılarak ileri sürülen iddianın ispatı için gerekli tüm deliller somut olarak ortaya konulmalıdır. Bu itibarla salt ülkenin ve piyasanın içinde bulunduğu ekonomik olumsuzluklardan olan enflasyon, yüksek faiz, para değerindeki düşüş gibi olgulara dayalı olarak ileri sürülen aşkın (munzam) zarar talebi, alacaklının bu sebeple zarara uğradığını açık ve somut bir biçimde iddia ve ispat etmediği müddetçe, TBK’nın 122. maddesi kapsamında aşkın (munzam) zararın kanıtı olarak ileri sürülemez ve anılan şartlar sebebiyle ortaya çıkan olumsuzluklar alacaklı zararı olarak kabul edilemez. Dolayısıyla TBK’nın 122. maddesinde karşılanması öngörülen faizi aşan aşkın zararın, genel ekonomik olumsuzlukların (ülkede cari enflasyon oranı, yüksek ve değişken döviz kurları, mevduat faizleri, paranın satın alma gücünde meydana gelen azalma) dışında davacının durumuna özgü somut vakıalarla ispatlanması gerekir. Başka bir anlatımla yüksek enflasyon, dolar kurundaki artış, serbest piyasadaki faiz oranlarının yüksek oluşu, paranın satın alma gücünde meydana gelen azalma, davacıyı ispat yükünden kurtarmayacağı gibi herhangi bir ispat kolaylığı da sağlamaz. Bu itibarla ülkenin içinde bulunduğu ekonomik olumsuzluklardan hareketle ileri sürülen soyut ve varsayıma dayalı zarar iddiaları hükme esas alınamaz (... . 816).
Ayrıca bir para borcunun ödenmesinde temerrüde düşülmesinden dolayı alacaklının zarara uğrayacağı kabul edilerek bu zararın, ülkenin içinde bulunduğu ekonomik durum dikkate alınarak belli bir oranda olacağı benimsenmiş ve TBK’nın 120. maddesi yollaması ile 3095 sayılı Kanun’un hükümleri çerçevesinde temerrüt faiz oranları belirlenmiştir. Buradan hareketle kanun koyucu tüm bu ekonomik olumsuzlukları değerlendirip, bunların doğuracağı zarar dolayısıyla tazminat oranını T.C. Anayasası’ndan aldığı yasa yapma yetkisine dayanıp temerrüt faizi olarak belirlemiş iken, zımnen bu takdirin yerinde olmadığı ileri sürülüp sadece aynı ekonomik göstergelere dayanılarak tazmin edilecek zararın geçmiş günler faizinden fazla olduğu kabul edilemez.
Uğranıldığı iddia olunan zararın, yetkili merciin belirlediğinden fazla ve bu nedenle TBK’nın 122. maddesine dayanılarak aşkın (munzam) zarar istenilmesi hâlinde ise artık açılmış olan davaya özgü somut vakıalara dayanılması gerekir. Bunlar da yasal, elverişli ve geçerli delillerle, geçerli ispat kuralları dairesinde kanıtlanmalıdır. Burada kanıtlanacak olgular geç ödeme ile davacının maruz kaldığı zararı doğuran vakıalar ve bu vakıalar nedeniyle uğranılan fiili zarardır.
Dava dilekçesi özünde; davacı tarafından talep edilen aşkın (munzam) zararın dayanağı olarak ileri sürülen iddia, geç ödeme nedeniyle kendisince, bizzat ve somut olarak uğranılan zarar iddiasından ziyade ekonomik koşullardaki olumsuzluklar nedeniyle paranın satın alma gücündeki meydana gelen azalmanın aşkın (munzam) zararı oluşturduğu yönündedir. Başka bir anlatımla davacı tarafından, ülkemizdeki belirli dönemlerdeki ekonomik koşullarda mevcut olumsuzluklardan hareketle, kendi durumuna özgü şekilde açık ve somut olarak oluşan bir zarar olgusuna dair bir iddiada bulunulmadığı gibi bu yönde ispata yeter herhangi bir delil de sunulmamıştır. Açılan davada sadece, ekonomik koşullardaki olumsuzluklardan hareketle davacının durumunda olan bir bireyin elindeki varlığını koruma amacıyla belirli yatırımlara yönlendireceğine dair faraziyeye dayalı olarak aşkın (munzam) zararın ortaya çıktığı ileri sürülmüştür.
Türk Borçlar Kanunu’nun 122. maddesi kapsamında aşkın (munzam) zararın talep edilebilirliğinin bir koşulu da alacaklı yönünden mevcut olan zararın açık ve somut bir biçimde ispatıdır. Bu bağlamda ekonomik koşullardaki olumsuzluklar nedeniyle paranın satın alma gücünde meydana gelen azalma, alacaklı yönünden aşkın (munzam) zarar olarak nitelendirilemeyeceği gibi salt bu olguya dayanılması neticesinde zararın ispatına dair koşulun gerçekleştiği söylenemez. Zira burada zararın olgusunun, HMK’nın 194. maddesi kapsamında ispata elverişli bir şekilde somutlaştırılarak zarar iddiasının ispatı için gerekli tüm deliller ortaya konulmalıdır.
Bu itibarla davacı tarafından ileri sürülen, ülkemizdeki belirli dönemlerde mevcut olan ekonomik olumsuzluklardan enflasyon, yüksek faiz, para değerindeki düşüş gibi olgulara dayalı aşkın (munzam) zarar talebi, zarar olgusunun delili olarak kabul edilemez. Zira ülkemizdeki belirli dönemlerde var olan ekonomik koşullardaki olumsuzluklar nedeniyle paranın satın alma gücünde meydana gelen azalma, tek başına davacının temerrüt faizi dışında bir zararının varlığının ispatı değildir. Dolayısıyla ekonomik şartlar sebebiyle ortaya çıkan yüksek enflasyon, döviz kurlarındaki dalgalanma, serbest piyasadaki faiz oranlarının yüksek oluşu, paranın satın alma gücünde meydana gelen azalma gibi olumsuzluklar, bir karine olarak kabul edilip davacıyı, kendi somut durumuna özgü vakıalarla oluştuğu iddia olunan zararı ispat yükümlülüğünden kurtarmayacağı gibi davacıya bu yönde herhangi bir ispat kolaylığı da sağlamaz.
Hâl böyle olunca, TBK’nın 122. maddesinde karşılanması öngörülen faizi aşan aşkın (munzam) zararın, genel ekonomik olumsuzlukların (ülkede cari enflasyon oranı, yüksek ve değişken döviz kurları, mevduat faizleri, paranın satın alma gücünde meydana gelen azalma) dışında davacının durumuna özgü somut vakıalarla ispatlanması gerekir. Burada kanıtlanacak olgular; ekonomik şartlar sonucu ortaya çıkan olumsuzluklar gibi genel ve soyut hususlardan ziyade geç ödeme nedeniyle davacının kendisinin, şahsen ve somut olarak uğradığı zarardır. Ancak yapılan yargılama sırasında, davacı tarafından yukarıda belirtildiği şekilde bir zarar olgusunun ileri sürülüp yasal çerçevede ispatlandığı söylenemez. Kaldı ki dava dilekçesi içeriğinde hiçbir şekilde bu yönde bir iddia bulunmamaktadır. Yukarıda anlatıldığı gibi bu iddialar olsa dahi somut olarak ortaya konulmamış ve ispatlanamamıştır.
Son olarak, bir an için davanın bu haliyle kabulüne karar verileceği düşünüldüğünde eldeki karar bakımından da yine başka bir munzam zarar davasının açılmasının önünde bir engel bulunmayacağı açıktır.
Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun ... E. ... sayılı ve 29/03/2022 tarihli aynı konuda oybirliği ile vermiş olduğu karar ve eldeki dava bakımından emsal niteliktedir.
Yine Yargıtay . HD Esas No : ... Karar No : ... sayılı kararı eldeki dava bakımından emsal niteliktedir.
Yine Yargıtay . HD Esas No: ... Karar No : ... sayılı kararı eldeki dava bakımından emsal niteliktedir.
Yine Yargıtay . HDEsas No : ... Karar No : ... sayılı kararı eldeki dava bakımından emsal niteliktedir.
HÜKÜM:Yukarıda açıklanan nedenlerle;
1-Davanın REDDİNE,
2-Harçlar Kanunu uyarınca alınması gereken 615,40-TL karar ve ilam harcından peşin alınan 269,85-TL harcın mahsubu ile bakiye 345,55-TL harcın davacılardan müştereken ve müteselsilen tahsili ile hazineye gelir kaydına,
3-Hazine tarafından karşılanan 3.200,00 TL arabuluculuk ücretinin davacılardan müştereken ve müteselsilen alınarak hazineye gelir kaydına,
4-Davacılar tarafından yapılan yargılama giderlerinin kendileri üzerinde bırakılmasına,
5-Davalı tarafından yapılan 60,80-TL vekalet harcının davacılardan müştereken ve müteselsilen alınarak davalıya verilmesine,
6-Davalı kendini vekille temsil ettirdiğinden dolayı karar tarihinde yürürlükte bulunan AAÜT uyarınca 3.000,00 -TL vekalet ücretinin davacılardan müştereken ve müteselsilen alınarak davalıya verilmesine,
7-6100 Sayılı HMK'nın 323–333. maddeleri gereğince hükmün verilmesinden kesinleşmesine kadar olan dönemde davacının sorumlu olduğu yargılama giderleri de ödendikten sonra var ise karar kesinleştiğinde; Kullanılamayan ve bakiye kalan gider avansının Hukuk Muhakemeleri Kanunun Gider Avansı Tarifesinin 5. Maddesi gereğince hükmün kesinleşmesinden sonra talep eden tarafından hesap numarası bildirilmiş ise iade elektronik ortamda hesaba aktarmak suretiyle, talep eden tarafından hesap numarası bildirilmemiş ise masrafı avanstan karşılanmak suretiyle PTT merkez ve işyerleri vasıtasıyla adreste ödemeli olarak İADESİNE,
Dair; davacı vekilinin yüzüne karşı, kararın taraflara tebliğinden itibaren iki haftalık yasal süre içerisinde Konya Bölge Adliye Mahkemesinde İstinaf yasa yolu açık olmak üzere yapılan yargılama sonunda karar verildi. 10/07/2025
Katip Hakim