T.C. KONYA . ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ ... Esas - ... Karar
T.C. TÜRK MİLLETİ ADINA
KONYA . ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ GEREKÇELİ KARAR
ESAS NO :
KARAR NO :
HAKİM : ... ...
KATİP : ... ...
DAVACI : ... - (T.C. Kimlik No: ...)
VEKİLİ : Av. ... -
DAVALI : ... - (T.C. Kimlik No: ...)
VEKİLİ : Av. ... -
DAVA : Menfi Tespit (Kıymetli Evraktan Kaynaklanan)
DAVA TARİHİ :
KARAR TARİHİ :
GEREKÇELİ KARARIN
YAZILDIĞI TARİH :
Mahkememizde görülmekte olan Menfi Tespit (Kıymetli Evraktan Kaynaklanan) davasının yapılan açık yargılaması sonunda,
GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ:
Davacı vekili dava dilekçesinde özetle; davacının ... doğumlu ilkokul mezunu ev hanımı iken yeğeni ...'nın ısrarı ile ... adı altında okul formaları imalat ve satış şeklinde 2010 yılında bir iş yeri açtığını, açılan iş yerinde Milli Eğitim Bakanlığı'na ait okullarda okuyan öğrencilerin okul formalarını fason imal edilip satış yapılması şeklinde olup ilerlemiş yaşı nedeniyle iş yerini idaresi için yeğeni ...'ya genel vekaletname verdiğini, davacı yönünden kamu haczi tatbik edilince davacının vergi dairesi ve SGK kurumuna giderek borç durumunu sorguladığını, ... adı altında kamu haczi olduğunu öğrenince vekalet verdiği yeğeni ...'ye durumu sorduğunu, ...'yi vekaletten azletmiş ve ... adı altına açtığı iş yerini kapattığını, davalı ... tarafından davacı aleyhine Konya . İcra Müdürlüğü ... E sayılı takip dosyası ile icra işlemleri başlatıldığını, takip dayanağı senet 01/01/2016 keşide tarihli 20/05/2020 vade tarihli 850.000 TL tutarlı senet olup senetteki imza davacıya ait olmadığından dolayı Konya .İcra hukuk mahkemesi ... imza itirazı davasında takip dayanağı senedin davacının vekalet verdiği ... tarafından imzalandığı için davanın reddine karar verildiğini, karar temyiz süreci sonrasında kesinleştiğini, davacı takip dayanağı senette imza bulunmadığından borca ve ferilerine ayrıca ve açıkca itiraz ettiklerini, davacının verdiği vekaletnamede kambiyo senedi düzenleme yetkisi ancak kendisine mal satışı yapılması halinde düzenleme yetkisi bulunduğundan sınırlı yetki verilen vekaletname ile düzenlenen senette davacının borçlu olmadığını, Konya . İcra hukuk Mahkemesi ... E sayılı davada davacının imza itirazında bulunduğunu, davalı tarafından sunulan vekaletname ile senedin vekil ... tarafından düzenlendiği belirtilerek davanın reddi istendiğini, davalının davacıya hiç bir mal ve hizmet satışı yapmadığı için senet sahte ve geçersiz olduğunu belirterek davacının verdiği vekaletnamenin kötüye kullanıldığı ve sahte düzenlenen senet ile başlatılan icra takibi sonrasında davacı yönünden telafisi mümkün olmayacak zararların oluşmaması, HMK 209 ve savcılık soruşturmasının takibi durdurmayacağı ve istikbalde haklı olma ihtimalinin kuvvetle muhtemel olması nedeniyle takibin tedbiren durdurulmasına, davalının davacının verdiği vekalet görevini kötüye kullandığı bildiği vekaletnamede mal ve hizmet satışı karşılığında senet düzenleme yetkisi olduğu bildiği halde senedi bilerek kötü niyetle iktisap ettiği cihetiyle davacının takip dayanağı senetten sorumlu olmayacağından dolayı davanın kabulü ile davacının davalıya borçlu olmadığının tespitine, davalının kötü niyetli olması nedeniyle % 20 inkar tazminatına hükmedilmesini talep ve dava etmiştir.
Davalı vekili cevap dilekçesinde özetle; takip çıkışı üzerinden harç yatırılmadığını, harçta eksiklik bulunduğunu, önceleri vekaleten atılan imzayı da inkar eden davacı tarafın eldeki davada vekaleti ve vekaleten atılan imzayı da ikrar ettiğini, takibe dayanak senedin bu vekaletnameye istinaden imzalandığını, davanın reddine ve %20'den az olmamak üzere icra inkar tazminatına hükmedilmesini talep etmiştir.
Dilekçeler aşaması tamamlanmış, taraflara duruşma gününü bildirir davetiye tebliğ edilerek duruşma açılmıştır.
Mahkememizce Esnaf ve Sanatkarlar Odası Başkanlığı'na, Konya Ticaret Sicil Müdürlüğü'ne, Konya . İcra Müdürlüğü'ne, Vergi Dairesi Başkanlığı'na yazılar yazılarak gerekli bilgi ve belgeler getirtilerek dosyamız arasına alınmıştır.
DELİLLERİN DEĞERLENDİRİLMESİ VE GEREKÇE:
Dava; takip konusu bonodan dolayı davacının davalıya borçlu olmadığının tespiti için açılan "Menfi Tespit" davasına ilişkindir.
Konya . İcra Müdürlüğü'nün ... sayılı takip dosyasının incelenmesinde, alacaklısının ..., borçlusunun ..., ..., ..., ... olduğu, borcun 01/01/2016 tanzim tarihli, 29/05/2020 vade tarihli, 850.000 TL bedelli bonodan kaynaklandığı, toplam 976.219,10 TL üzerinden takip başlatıldığı görülmüştür.
Konya . Noterliği'nin ... yevmiye numaralı 02/10/2010 tarihli vekaletnamenin incelenmesinde; ''...........Adıma işyerleri açmaya, ruhsatlarını almaya, açılmış ve açılacak işyerlerimle ilgili her türlü ticari işleri yürütmeye, namıma ticari mal almaya, satmaya, siparişler vermeye, siparişleri kabule, yazılı ve sözlü anlaşmalar yapmaya, taahhütlerde bulunmaya, işyerime satın alacağım mallarla ilgili olarak adıma emre muharrer senetler düzenlemeye, kambiyo taahhüdünde bulunmaya, fatura, fiş, makbuz kesmeye, bedellerini ve hak edişlerimi ilgili özel ve tüzel kişilerden, resmi dairelerden ve bankalardan tahsil etmeye, ciro etmeye, vadelerini uzatmaya, adıma gelmiş ve gelecek olan para, her türlü koli, eşya ve kıymetli evrakları posta dairelerinden, bankalardan, gümrüklerden, ilgili mercilerden özel ve tüzel kişilerden teslim almaya, ahzu kabza, harç, ücret ve vergilerini yatırmaya tebliğ ve tebellüğe işyerimle İlgili olarak tüm resmi dairelerde, vergi dairelerinde işlemleri yürütmeye gerekli beyan ve belgeleri vermeye, imzalamaya, teslim almaya , gerektiğinde işyerinin işletme hakkını demirbaşları ile birlikte dilediğine dilediği bedel ve şartlarla devir etmeye, devir sözleşmelerini imzalamaya, bedellerini almaya, birlikte veya ayrı ayrı ifayı vekalete, mezun olmak üzere ... * TC.Kimlik numaralı, ... ve ... 'den olma, ... doğumlu, ... tarafımdan vekil tayin edildi.'' şeklinde düzenlendiği görülmüştür.
Dosya arasında mevcut senet fotokopisinin incelenmesinde: keşidecinin ... vekili ..., vade tarihinin 29/05/2020 , düzenleme tarihinin 01/01/2016 bedelin, 850.000,00 TL, lehtarın ... olduğu anlaşılmıştır.
T.C. Yargıtay Hukuk Genel Kurulu'nun 15.02.2022 tarih, ... esas, ... karar sayılı ilamında; '' Dava konusu vekâletname ve senedin düzenlendiği tarihte yürürlükte bulunan mülga 818 sayılı Borçlar Kanunu’nun (BK) 453. maddesinin birinci ve ikinci fıkralarında ticarî vekil;
“Ticari vekil, ticari mümessil sıfatını haiz olmaksızın bir ticarethane veya fabrika veya ticari şekilde işletilen diğer bir müessese sahibi tarafından müessesenin bütün işleri veya muayyen bazı muameleleri için temsile memur edilen kimsedir.
Bu salahiyet, müessesenin mutad olan muamelelerinin cümlesine şamildir. Şu kadar ki ticari vekil kendisine sarih mezuniyet verilmedikçe istikraz edemez ve kambiyo taahhütlerinde ve muhakeme ve murafaada bulunamaz.” ifadeleri ile açıklanmıştır.
Aynı husus 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu (TBK)’nun 551. maddesinde ise;
“Ticari vekil, bir ticari işletme sahibinin, kendisine ticari temsilcilik yetkisi vermeksizin, işletmesini yönetmek veya işletmesinin bazı işlerini yürütmek için yetkilendirdiği kişidir.
Bu yetki, işletmenin alışılmış bütün işlemlerini kapsar. Ancak, ticari vekil açıkça yetkili kılınmadıkça, ödünç olarak para veya benzerlerini alamaz, kambiyo taahhüdünde bulunamaz, dava açamaz ve açılmış davayı takip edemez” şeklinde düzenlenmiştir.
Ticarî mümessil ise mülga 818 sayılı BK’nın 449. maddesinin birinci fıkrasında;
“Ticari mümessil, bir ticarethane veya fabrika veya ticari şekilde işletilen diğer bir müessese sahibi tarafından işlerini idare ve müessesenin imzasını kullanarak bilvekâle imza vazetmek üzere sarih veya zımni kendisine mezuniyet verilen kimsedir” şeklinde tanımlanmıştır.
Türk Borçlar Kanunu’nun 547. maddesinin birinci fıkrasında ise ticarî temsilci adı altında düzenlenmiş ve;
“Ticari temsilci, işletme sahibinin, ticari işletmeyi yönetmek ve işletmeye ilişkin işlemlerde ticaret unvanı altında, ticari temsil yetkisi ile kendisini temsil etmek üzere, açıkça ya da örtülü olarak yetki verdiği kişidir” şeklinde tanımlanmıştır.
Ticarî mümessillik; bir sözleşme olmayıp, tek taraflı bir hukukî işlemle verilen temsil yetkisini içerir. Buna bağlı olarak, ticarî mümessillik işletme sahibinin iradesine dayanır. Dolayısıyla burada söz konusu olan temsil yetkisi kanuni değil, iradi temsil yetkisidir.
Ticarî mümessilin temsil yetkisinin kapsamı Kanun’da tam olarak belirlenmiştir. Bu hâliyle ticarî mümessillik, sınırı kanunla çizilmiş iradî bir temsil yetkisidir. Ticarî mümessil, iyi niyetli üçüncü kişilere karşı, işletme sahibi adına kambiyo taahhüdünde bulunmaya ve onun adına işletmenin amacına giren her türlü işlemleri yapmaya yetkili olup açıkça yetkili kılınmadıkça, taşınmazları devredemez veya bir hak ile sınırlandıramaz (BK m. 450; TBK m. 548).
Ticarî mümessillik ticaret siciline tescil olunur. Ancak işletme sahibi tescilden önce de temsilcinin yaptığı işlemden sorumludur (BK. m. 449/2; TBK. m. 542/2).
Geniş bir faaliyet alanı ve iş hacmine sahip ticarî işletmelerde, bu işletmeyi kendi adına işleten kişinin (tacir), bütün işleri tek başına yürütmesine imkân yoktur. Bu nedenle tacir, ticarî işletmesiyle ilgili faaliyetleri yürütürken, başka kişilerin (tacir yardımcıları) emek ve mesailerinden de yararlanır. Tacir yardımcılarının bir kısmı, tacire bağımlı olarak çalışır; bunlar, tacirin verdiği talimat çerçevesinde ve onun nezaret-denetimi altında faaliyet gösterirler. Tacire yardımcı olan kişilerin diğer bir bölümü ise, çalışma yöntem ve zamanını serbestçe belirleme yetkisine sahip, bağımsız yardımcılardan oluşur (... : Ticari İşletme Hukuku, Ankara 2015, s.169).
Borçlar Kanunu’nda tanımı yapılan bağımlı tacir yardımcılarından olan ticarî vekil ve ticarî mümessil arasında ana hatları itibari ile bazı farklılıklar bulunmaktadır.
Ticarî mümessilin, bir işletmenin tüm işlerini idareyle görevlendirilmesine ve böylece, işletmenin belirli yetkilere sahip “idarecisi” niteliğinde olmasına ve adeta işletmenin sahibiymiş gibi işletme konusuna giren tüm işlemleri (BK’nın 451. maddesindeki sınırlamalar dışında) yapabilme yetkisine sahip bulunmasına karşın, ticarî vekilin temsil yetkisi, işletmenin olağan işleriyle sınırlıdır; ticarî vekil, işletmenin yönetimine ve yürütülmesine ilişkin yetkilere sahip değildir. Dolayısıyla, ticarî mümessil işletmenin olağan ve olağanüstü nitelikteki bütün işlerini yapma yetkisine sahip olduğu hâlde, ticarî vekil, kural olarak sadece olağan işleri yapabilir; ticarî vekilin, olağan işler dışında kalan alanlarda işletmeyi temsilen işlem yapabilmesi, ancak işletme sahibince o konuda özel olarak yetkilendirilmesiyle mümkündür. Bir başka fark da şudur; 6762 sayılı TTK hükümlerine göre ticarî temsilcinin tersine ticarî vekil, ticaret siciline tescil edilemez.
818 sayılı Borçlar Kanunu’nun 453/2. maddesindeki açık hükme göre de, ticarî vekilin müvekkilini borç altına sokabilmesi için, bu konuda kendisine açıkça yetki verilmiş olması şarttır. Oysa ticarî mümessilin borç altına sokan işlem yapabilmesi, bu yönde açık ve ayrıca verilmiş bir yetkinin varlığına bağlı değildir (Tacir yardımcıları, ticari mümessil ve ticari vekil kavramları hakkında, bu kararın yazımında da yararlanılan ayrıntılı açıklamalar için, bkz: ... , Ticari Mümessiller ve Diğer Ticari Vekiller, ... ’nın Anısına Armağan, İstanbul 1978, s. 407 ve devamı; ... , Ticari İşletme Hukuku, 6. Baskı, Ankara 2001, s. 167 ve devamı; ... , Kambiyo Senetlerinde Temsile İlişkin Bazı Sorunlar, Temsil ve Uygulamada Vekalete İlişkin Sorunlar Sempozyumu, 14-16 Haziran 1976, İstanbul 1977, s. 35 ve devamı; Dr. ... , Ticari Mümessillik, Ankara 1996, s. 33 ve devamı).
Önemle vurgulanmalıdır ki; yukarıda yapılan açıklamalardan da anlaşılacağı gibi öncelikle bir kişinin ticarî vekil mi, yoksa ticarî mümessil mi olduğunun çekişmeli bulunduğu hâllerde, o kişiye işletme sahibi (veya işletmeyi temsile yetkili kişi) tarafından verilen yetkilerin içerik ve kapsamları dikkate alınarak bir değerlendirme yapılmalıdır.
Eğer verilen yetkiler, işletmenin hem olağan ve hem de olağanüstü nitelikteki bütün işlerinin idare edilmesine olanak tanıyan bir içerik ve genişlikte ise, ortada ticarî mümessilin bulunduğu; buna karşılık, sadece olağan işlerle sınırlı bir yetki verilmiş ise, ticarî vekilden söz edilmesi gerektiği kabul edilmelidir.
Bu aşamada şu husus da belirtilmelidir ki; olağan işlerin neler olduğunun belirlenmesinde, hem işletmenin niteliği, iş hacmi gibi unsurlar, hem de yapılacak işlemlerin türü ve değeri göz önüne alınmalıdır. Örneğin, işletmenin satış politikasında değişikliğe gitmek, işletmede kullanılan makineleri daha yeni teknolojiyle üretilmiş olanlarla değiştirmek konusunda sözleşmeler yapmak, olağanüstü nitelikteki işlemlerden sayılmaktadır. Nitekim Hukuk Genel Kurulunun 19.04.2006 tarihli ve ... E., ... K.; 29.11.2006 tarihli ve ... E., ... K.; 05.11.2008 tarihli ve ... E., ... K. ve 16.05.2018 tarihli ve ... E., ... K. sayılı sayılı kararlarında da aynı ilkeler benimsenmiştir.
Açıklamalardan da anlaşılacağı üzere ticarî temsilci ile ticarî vekil arasında; atanması, temsil yetkisinin kapsamı, mahiyeti, niteliği vs. açılarından farklılıklar vardır. Ticarî temsilcinin temsil yetkisi, iyiniyet sahibi üçüncü şahıslara karşı sınır ve kapsam bakımından emredici hükümlerle tanzim edilmişken; ticarî vekillerde, vekilin temsil yetkisini düzenleyen hükümler daha ziyade tamamlayıcı mahiyettedir. Ticarî vekilin temsil yetkisinin sınır verilen hizmetin niteliğinden doğar; temsil yetkisinin sınırı ve kapsamı da dış ilişkideki görünüşe göre belirlenir. Ticarî vekil, ticarî işletmenin olağan işlerini görmek amacıyla tayin edildiğinden, temsil yetkisi de bu çerçevede olacaktır (... /... ... : Ticari İşletme Hukuku Genel Esaslar, Ankara 2014, s.355 vd.).
Tüm bu açıklamalar ışığında somut olay değerlendirildiğinde; eldeki dava bonoya dayalı menfi tespit istemine ilişkin olup, mahkemece öncelikle vekâletnamede verilen yetkilerin tamamı incelendiğinde işyerinin idaresi hususunda tüm yetkileri içerdiği, vekilin 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu’nun (TBK) 547. maddesi gereğince ticarî temsilci kabul edilmesi gerektiğinden vekâletnamesinde açıkça kambiyo düzenleme yetkisi içermese dahi temsilcinin kambiyo düzenleme yetkisinin bulunduğu gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir.
Söz konusu 23.05.2012 tarihli vekâletnameye göre davacı dava dışı Orkun Bakar’ı; davacının resmî makam ve mercilerde tam yetkili olarak temsile; ticarî defter ve belgeleri sunmaya; her türlü vergi ve cezalardan dolayı işlem yapmaya; fiş, fatura, gider pusulası gibi belge tasdik veya basım izinlerini almaya; ilgili SSK veya vergi dairesine müracaatta bulunmaya; e-bildirge ve e-beyanname sözleşmelerini imzalamaya; kullanıcı kodu ve kullanıcı kodu zarfını ilgili Kurumdan imza karşılığında teslim almaya; bu konularla ilgili yapılması gereken her türlü yasal işlemleri resmî makam ve merciler önünde yapmaya ve imzalamaya; dava ve takiplerde temsile; ahz-u kabza; sahip olduğu ve sahip olacağı motorlu araçlarla ilgili her türlü işlemi yapmaya; banka hesaplarından para çekmeye, bankadan kredi kullanmaya yetkili kılmıştır.
Borçlar Kanunu’nun 449. maddesi gereğince dava dışı Orkun Bakar’ın yukarıda belirtilen vekâletname uyarınca tanınan yetkiler kapsamında davacının ticarî mümessili olduğunun kabulü gerekir. Ayrıca, BK’nın 450. maddesinde belirtildiği üzere ticarî mümessil, iyi niyetli üçüncü kişilere karşı, işletme sahibi adına kambiyo taahhüdünde bulunmaya ve onun adına işletmenin amacına giren her türlü işlemleri yapmaya yetkili olduğundan, davacı ticarî mümessil olan dava dışı Orkun Bakar tarafından düzenlenen bonodan dolayı borçlu olmadığını ileri süremez. Zira, ticarî mümessil iyi niyetli üçüncü kişilere karşı işletme sahibi adına kambiyo taahhüdünde bulunma yetkisine sahiptir.
Hâl böyle olunca, mahkemenin az yukarıda belirtilen maddi ve hukukî olguları gözeterek karar vermesinde bir isabetsizlik bulunmadığından, usul ve yasaya uygun direnme kararının onanması gerekir.'' denilmiştir.
Tüm dosya kapsamı üzerinden yapılan değerlendirmede; uyuşmazlık; davacı tarafından dava dışı ...'ya verilen vekâletnameye göre “kambiyo senetlerini düzenlemeye, kambiyo taahhüdünde bulunmaya” açık yetkisinin bulunup bulunmadığı, bu yetkiyle vekilin bir kambiyo senedi olan bono keşide edip edemeyeceği, ayrıca dava dışı kişinin ticarî temsilci olarak kabul edilip edilemeyeceği, buradan varılacak sonuca göre dava konusu bonodan dolayı vekâlet veren davacının sorumlu tutulup tutulamayacağı noktasında toplanmaktadır. Yukarıda yapılan açıklamalardan da anlaşılacağı gibi öncelikle bir kişinin ticarî vekil mi, yoksa ticarî mümessil mi olduğunun çekişmeli bulunduğu hâllerde, o kişiye işletme sahibi (veya işletmeyi temsile yetkili kişi) tarafından verilen yetkilerin içerik ve kapsamları dikkate alınarak bir değerlendirme yapılmalıdır. Eğer verilen yetkiler, işletmenin hem olağan ve hem de olağanüstü nitelikteki bütün işlerinin idare edilmesine olanak tanıyan bir içerik ve genişlikte ise, ortada ticarî mümessilin bulunduğu; buna karşılık, sadece olağan işlerle sınırlı bir yetki verilmiş ise, ticarî vekilden söz edilmesi gerektiği kabul edilmelidir. Bu aşamada şu husus da belirtilmelidir ki; olağan işlerin neler olduğunun belirlenmesinde, hem işletmenin niteliği, iş hacmi gibi unsurlar, hem de yapılacak işlemlerin türü ve değeri göz önüne alınmalıdır. ticarî temsilci ile ticarî vekil arasında; atanması, temsil yetkisinin kapsamı, mahiyeti, niteliği vs. açılarından farklılıklar vardır. Ticarî temsilcinin temsil yetkisi, iyiniyet sahibi üçüncü şahıslara karşı sınır ve kapsam bakımından emredici hükümlerle tanzim edilmişken; ticarî vekillerde, vekilin temsil yetkisini düzenleyen hükümler daha ziyade tamamlayıcı mahiyettedir. Ticarî vekilin temsil yetkisinin sınır verilen hizmetin niteliğinden doğar; temsil yetkisinin sınırı ve kapsamı da dış ilişkideki görünüşe göre belirlenir. Ticarî vekil, ticarî işletmenin olağan işlerini görmek amacıyla tayin edildiğinden, temsil yetkisi de bu çerçevede olacaktır. Konya . Noterliği'nin ... yevmiye numaralı 02/10/2010 tarihli vekaletnamede; ''Adıma işyerleri açmaya, ruhsatlarını almaya, açılmış ve açılacak işyerlerimle ilgili her türlü ticari işleri yürütmeye, namıma ticari mal almaya, satmaya, siparişler vermeye, siparişleri kabule, yazılı ve sözlü anlaşmalar yapmaya, taahhütlerde bulunmaya şeklinde verilen yetkiler, işletmenin hem olağan ve hem de olağanüstü nitelikteki bütün işlerinin idare edilmesine olanak tanıyan bir içerik ve genişlikte olduğundan ortada ticarî mümessilin bulunduğu kanaatine varılmıştır. Borçlar Kanunu’nun 449. maddesi gereğince dava dışı ... yukarıda belirtilen vekâletname uyarınca tanınan yetkiler kapsamında davacının ticarî mümessili olduğunun kabulü gerekir. Ayrıca, BK’nın 450. maddesinde belirtildiği üzere ticarî mümessil, iyi niyetli üçüncü kişilere karşı, işletme sahibi adına kambiyo taahhüdünde bulunmaya ve onun adına işletmenin amacına giren her türlü işlemleri yapmaya yetkili olduğundan, davacı ticarî mümessil olan dava dışı ... tarafından düzenlenen bonodan dolayı borçlu olmadığını ileri süremez. Zira, ticarî mümessil iyi niyetli üçüncü kişilere karşı işletme sahibi adına kambiyo taahhüdünde bulunma yetkisine sahip olacağından davanın reddine karar vermek gerekmiş, yasal şartları oluşmadığından davalının tazminat talebinin de reddine karar verilerek ve aşağıdaki şekilde hüküm kurulmuştur.
HÜKÜM: Yukarıda açıklanan gerekçelerle ;
1-Davanın REDDİNE,
2-Davalı tarafından icra inkar tazminatı talebinin REDDİNE,
3-Karar tarihi itibariyle alınması gereken 615,40 TL nispi karar ve ilam harcından, peşin alınan 14.515,88 TL harcın mahsubu ile kalan 13.900,48 TL fazla harcın karar kesinleştiğinde talep halinde davacıya iadesine,
4-Davacı tarafından yapılan yargılama giderlerinin kendi üzerinde bırakılmasına,
5-Karar tarihi itibariyle yürürlükte bulunan Avukatlık Asgari Ücret Tarifesi uyarınca (reddedilen dava değerinin TL olduğunun kabulü ile) davalı vekilleri için 131.000 TL nispi vekalet ücretinin davacıdan alınarak davalıya verilmesine,
6-Arabuluculuk görüşmelerinden dolayı Hazine tarafından (suçüstü ödeneğinden) yapılan 3.120 TL yargılama giderinin, davacıdan alınarak Hazine'ye gelir kaydına, bu amaçla 492 s. Harçlar Kanunu'nun 28/a maddesi gereğince harç tahsil müzekkeresi yazılmasına,
7-Davacı tarafından yatırılan gider avansından artan kısmının 6100 s. HMK.nun 333. maddesine göre karar kesinleştiğinde re'sen davacı tarafa iadesine,
Dair, davacı vekilinin ve davalı vekilinin yüzüne karşı verilen kararın, gerekçeli kararın tebliğinden itibaren iki haftalık süre içerisinde mahkememize veya başka bir yer Asliye Ticaret Mahkemesine verilecek dilekçe ile Konya Bölge Adliye Mahkemesine İSTİNAF yolu açık olmak üzere verilen karar açıkça okunup usulen anlatıldı. 06/02/2025
Katip ... Hakim ...
Bu belge 5070 sayılı kanun uyarınca Elektronik İmza ile imzalanmıştır.