T.C. KONYA . ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ Esas-Karar No: ... Esas - ...
"TÜRK MİLLETİ ADINA"
T.C. GEREKÇELİ KARAR
KONYA
. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ
ESAS NO :
KARAR NO :
BAŞKAN :
ÜYE :
ÜYE :
KATİP :
DAVACILAR : 1-
2-
VEKİLİ :
DAVALI :
VEKİLİ :
DAVA : Tazminat
DAVA TARİHİ :
KARAR TARİHİ :
GEREKÇELİ KARARIN
YAZILDIĞI TARİH :
Konya Bölge Adliye Mahkemesi . Hukuk Dairesi'nin 14/04/2023 tarih ... Esas ... Karar sayılı ilamı ile Mahkememizin ... Esas ... Karar sayılı kararı kaldırılarak yeniden hüküm kurulmasına karar verilmesi üzerine mahkememize gönderilmekle ve dava dosyası mahkememizin ... Esas sırasına kaydedilmekle; yapılan açık yargılaması sonunda,
GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ:
Davacılar vekili dava dilekçesi ile özetle; müvekkil şirket tarafından yapılıp hizmete alınan Tatil Kentinin tasarrufunun davalı Belediyeye geçmesi üzerine mahrum kalınan 1952 adet devre mülkün rayiç değerinden şimdilik 100.000 TL'in dava tarihinden itibaren işleyecek en yüksek ticari faiziyle birlikte, söz konusu 1952 adet devre mülkün kira kaybından şimdilik 80.000 TL'nin ifanın imkansız hale geldiği 25.02.2004 tarihinden itibaren en yüksek ticari faiziyle birlikte; davalı Belediyenin engeli nedeniyle yapılamayan projede yer alan 3.540 adet devre mülk satışından elde edilecek gelirden şimdilik 5.000 TL. ile, söz konusu devre mülklerin kira kaybından şimdilik 5.000 TL., yine projede yer almasına rağmen yapılamayan sosyal tesislerin işletme gelirinden şimdilik 5.000 TL. ile otelin işletme gelirinden 5.000 TL. olmak üzere toplamda; 200.000 TL. yoksun kalınan kazancın ifanın imkansız hale geldiği 25.02.2004 tarihinden itibaren en yüksek ticari faiziyle birlikte müvekkil şirket lehine hüküm altına alınmasına, diğer müvekkil ... yönünden; iyi niyet haricinde herhangi bir kusuru olmayan, kaybettiği itibarını yeniden kazanabilmek için 30 yıldır mücadele veren müvekkilin zararı maddiyatla ölçülemeyeceğinden sembolik olarak sadece 1.923 TL. manevi tazminatın hüküm altına alınmasına, Yargılama giderleri ve vekalet ücretinin davalı üzerinde bırakılmasına karar verilmesini talep ve dava etmiştir.
Davalı vekili cevap dilekçesi ile özetle; davaya müvekkilinin yerleşim yeri mahkemesinin yetkili olacağını, yetki itirazında bulunduklarını, halihazırda iş bu dava ile aynı talep ve içeriğe sahip başka davaların görülmekte olduğunu, iş bu davanın derdestlik sebebi ile usulden reddi gerektiğini, dava süresinde açılmadığını ve zamanaşımı itirazında bulunduklarını, davanın zamanaşımına uğramış olması sebebi ile de davanın usulden reddine karar verilmesi gerektiğini, davaya konu tapunun davalı adına kaydının iptali ve müvekkili belediye adına tesciline dair 25.02.2024 tarihli kararın kesinleşme tarihi itibariyle ile davaya konu alacak iddialarının zamanaşımına uğradığını, davacı aynı konuda devamlı dava açmakta olup aynı mahiyetteki davaları yıllar önce reddedildiğini, davacı şirket, açmış olduğu çeşitli davalardan herhangi bir sonuç alamadığını, davacı şirketin, bahse konu uyuşmazlık ile ifa imkansızlığına kendi kusurlu ve kötü niyetli davranışlarının neden olduğunu, davacının dava konusu hukuki ilişkinin iyi niyetli davranmayarak müvekkili belediyeyi zarara uğrattığını, dava konusu tatil kentine konu taşınmazın davacı şirkete usulsüz olarak ihale edildiğini, ihaleye fesat karıştırıldığını, ihalenin feshinde müvekkili belediyenin kusurunun bulunmadığını, davacı şirket tarafından iddia edilen devre mülklerin ihaleye konu taşınmaza yapılabilmesi mümkün olmadığını, izah olunan nedenlerle ve re’sen gözetilecek sebeplerden dolayı huzurdaki haksız ve mesnetsiz davanın usulden reddine, aksi kanaatte olunması halinde esastan reddine, yargılama giderleri ile vekalet ücretinin karşı tarafa yükletilmesine karar verilmesini talep etmiştir.
DELİLLERİN DEĞERLENDİRİLMESİ VE GEREKÇE:
Dava, tazminat isteminden ibarettir.
Açılan dava ilk önce Konya . Asliye Ticaret Mahkemesi'nin ... E. Sırasına kaydedilmiş, bu sıra üzerinden yapılan yargılama neticesinde verilen 07.09.2022 gün ve ... E. ... K. Sayılı karara karşı istinaf başvurusunda bulunulması üzerine Konya BAM . Hukuk Dairesi'nin 14.04.2023 gün ve ... E. ... K. Sayılı ilamı ile "... Davacı ... ile davalı belediye, davacı şirketin ortağı olup dava, belediyenin şirket ortaklığından kaynaklı sorumluluğuna dayalı maddi ve manevi tazminat talebine ilişkindir.
Dosyaya sunulan belgeler incelendiğinde;
-Davalı Belediye Meclisinin 18/05/1995 tarihli kararıyla belediye başkanına, belediyece turistik tesis kurmak, otel- motel yapmak ve işletmek amacıyla şirket kurulması hususunda yetki verildiği, yapılan başvuru üzerine Bakanlar kurulunun 13/10/1995 tarihli kararıyla davalı belediyenin kurulacak şirkete %20 oranında sermaye koyarak ortak olmasına izin verildiği,
-Davacı şirketi temsilen diğer davacı ... ile davalı belediye arasında, belediyeye ait arsa üzerine turistik tesis kurmak ve işletmek amacıyla belediyenin %25, ...'in %75 ortağı olacağı şirket kurulması hususunda protokol düzenlendiği, belediyenin sermaye olarak arsa tahsis edeceğinin kararlaştırıldığı,
-Belediye Encümenin 30/10/1995 tarihli kararıyla belediye başkanına şirket kurma ve ortak olma konusunda yetki verdiği ve bu yetkiye dayanılarak 07/11/1995 tarihinde davacı ... ile davalı belediyenin ortağı olduğu davacı şirketin kurulduğu,
-Belediyenin açtığı ihale ile şirkete sermaye olarak konulması kararlaştırılan arsanın şirkete satışının sağlandığı ve tapuda şirket adına tescil edildiği,
-Davalı belediye ile davacı şirket arasında, kurulacak turistik tesisin alt yapı işlerinin, şirketin ortağı sıfatıyla davalı belediye tarafından yapılacağı hususunda protokol düzenlendiği,
-Daha sonra taraflar arasında bir takım uyuşmazlar çıktığı, aynı zamanda Belediyenin avukatlığını da yapan ... tarafından, belediyenin şirkete sermaye olarak koyduğu arsanın davacı şirkete yapılan ihalesinin feshi için idare mahkemesinde dava açıldığı, mahkemece davacının hukuki yararı olmadığından (ihaleye katılmadığından) davanın reddine karar verildiği, karara karşı Danıştay'a temyiz başvurusu yapıldığı, bu sırada davalı belediye tarafından davanın kabul edildiğinin bildirildiği ve kararın bozulduğu, idare mahkemesine yeniden gelen dosyada mahkemece davalının davayı kabul etmesi nedeniyle karar verilmesine yer olmadığına karar verildiği,
-Belediyenin açtığı tapu iptali ve tescil, el atmanın önlenmesi, ecrimisil talepli davada Asliye Hukuk Mahkemesince davanın kabulü ile ihale ile satışı yapılan arsanın şirket adına olan tapusunun iptali ile belediye adına tesciline karar verildiği, kararın tescil hükmü yönünden Yargıtayca onanarak kesinleştiği,
-Son olarak incelemeye konu davada davacıların , belediyenin şirket ortaklığından doğan sorumluluğuna dayalı maddi ve manevi tazminat talebinde bulundukları anlaşılmıştır. ... Yukarıda yapılan açıklamalardan sonra somut olaya gelindiğinde, tarafların davacı ... ile davalı belediyenin, diğer davacı ... İnşaat Ticaret Ltd. Şti.'nin ortağı oldukları, uyuşmazlığın şirket ortağının sorumluluğundan kaynaklı maddi ve manevi tazminat talebine ilişkin olduğu, Limited Şirketlerin 6102 Sayılı TTK'da düzenlendiği ve davanın mutlak ticari dava olduğu anlaşılmakta olup, şirket ortağının özel veya tüzel kişi ya da kamu tüzel kişisi olmasının bir önemi bulunmamaktadır. Buna göre ilk derece mahkemesince davanın esasına girilerek yargılamaya devam edilmesi gerekirken, hatalı değerlendirme ile Asliye Hukuk Mahkemesinin görevli olduğu gerekçesiyle görevsizlik kararı verilmesi yerinde olmamıştır. ..." gerekçeleriyle kararın kaldırılmasına karar verilmiştir.
Kaldırma kararı sonrasında dava Konya . Asliye Ticaret Mahkemesi'nin ... E. Sırasına kaydedilmiş ve yargılamaya bu sıra üzerinden devam edilmiştir.
Taraflar arasındaki ihtilaf; şirket ortağı davalının eylemleriyle şirketi zarara uğratıp uğratmadığı, hangi eylemlerin hangi zararlara neden olduğu, oluşan zarar tutarının ne kadar olduğu, davalının bu zarardan sorumlu olup olmadığı, davacı ...'in davalının haksız eylemleri nedeniyle manevi bütünlüğünün zarar görüp görmediği, bu davacı lehine manevi tazminata hükmedilmesinin gerekip gerekmediği davada zamanaşımı süresinin dolup dolmadığı hususlarından ibarettir.
Yargıtay . Hukuk Dairesi'nin ... E. ... K. Sayılı ilamı; "... 818 sayılı Borçlar Kanunu'nun (818 sayılı Kanun) 11.01.2011 tarihinde kabul edilen 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun (TBK) 647. maddesi ile yürürlükten kaldırılmış, TBK ise 01.07.2012 tarihinde yürürlüğe girmiştir. 6101 sayılı Türk Borçlar Kanununun Yürürlüğü ve Uygulama Şekli Hakkında Kanun’un 5. hükmüı; “Türk Borçlar Kanununun yürürlüğe girmesinden önce işlemeye başlamış bulunan hak düşürücü süreler ile zamanaşımı süreleri, eski kanım hükümlerine tabi olmaya devam eder. Ancak, bu sürelerin henüz dolmamış kısmı, Türk Borçlar Kanununda öngörülen süreden uzun ise, yürürlüğünden haşlayarak Türk Borçlar Kanununda öngörülen sürenin geçmesiyle, hak düşürücü süre veya zamanaşımı süresi dolmuş olur” hükmünü haizdir. Buna göre 818 sayılı Kanun hükümlerinin uygulanması gerekmektedir. Haksız fiilden doğan tazminat davasının tabi olduğu zamanaşımı süreleri ve başlangıçları 818 sayılı Kanun'un 60. maddesinde genel zamanaşımı hükümlerinden ayrı olarak düzenlenmiştir. Zamanaşımı sürelerinin ve başlangıçlarının düzenlendiği 818 sayılı Kanun'un 60. maddesinin ilk iki fıkrası; “Zarar ve ziyan yahut manevi zarar namiyle nakdi bir meblağ tediyesine müteallik dava, mutazam olan tarafın zarara ve failine ıttıla tarihinden itibaren bir sene ve her halde zararı müstelzim fiilin vukuundan itibaren on sene mürurundan sonra istima olunmaz. Şu kadar ki zarar ve ziyan davası, ceza kanunları mucibince müddeti daha uzun müruru zamana tabi cezayı müstelzim bir fiilden neşet etmiş olursa şahsi davaya da o müruru zaman tatbik olunur.” şeklinde düzenleme içermektedir. Görüldüğü üzere 818 sayılı Kanun'un 60. maddesinde haksız fiillerle ilgili olarak üç farklı zamanaşımı süresi öngörülmüştür. Bunlardan ilki zarar görenin zararı ve faili (sorumlu kişiyi) öğrendiği tarihten itibaren işlemeye başlayan bir yıllık zamanaşımı süresidir. Bir yıllık sürenin işlemeye başlaması açısından “öğrenme” ölçütü esas alınmış, bu ölçüt hem zarar hem de fail açısından aranmıştır. Bu nedenle bir yıllık zamanaşımı süresi bu iki husustan hangisi daha sonra öğrenilmişse o hususun öğrenilme tarihinden itibaren işlemeye başlar. Başka bir deyişle bu iki hususun birlikte gerçekleşmesi gerekmekte olup sadece birinin öğrenilmesi zamanaşımı süresinin işlemeye başlaması için yeterli olmamaktadır. Bir yıllık zamanaşımı süresinin başlangıcı öğrenme gibi subjektif bir ölçüte bağlı olduğundan, bu süre öğreti ve uygulamada “nispi zamanaşımı süresi” olarak adlandırılmaktadır. Öte yandan bir yıllık sürenin başlaması bakımından zararın öğrenilmiş sayılması için zararın varlığını, niteliğini ve temel unsurlarını belirleyecek bilgilerin dava açacak derecede öğrenilmiş olması yeterlidir. 818 sayılı Kanun'un 60. maddesi ile öngörülen zamanaşımı sürelerinden ikincisi ise bir yıllık nispi zamanaşımı süresini, herhalde zarar verici fiilin gerçekleştiği (vuku bulduğu) tarihten itibaren on yıl ile sınırlandıran on yıllık zamanaşımı süresidir. On yıllık zamanaşımı süresinin başlangıcı objektif nitelikte olan zarar verici fiilin gerçekleştiği tarihtir. Bununla birlikte eğer zarar verici fiil süregelen bir nitelik taşıyorsa on yıllık zamanaşımı süresinin de fiilin tamamlandığı tarihten itibaren işlemeye başlaması gerekir. On yıllık zamanaşımı sürenin başlangıcı haksız fiilin gerçekleştiği (veya tamamlandığı) tarih gibi objektif bir ölçüte bağlı olduğundan, bu süre öğreti ve uygulamada “mutlak zamanaşımı süresi” olarak adlandırılmaktadır. On yıl içinde zarar ve sorumlu kişi öğrenilemediği için bir yıllık zamanaşımı süresi işlemeye başlamamış olsa dahi haksız fiilin gerçekleştiği tarihten itibaren on yıl geçmişse tazminat davası açma hakkı zamanaşımına uğrar. Buna karşılık on yıllık süre içinde zararın ve failin öğrenilmesinden itibaren bir yıllık süre dolmuşsa artık azami nitelikteki on yıllık mutlak zamanaşımı süresinin bir önemi kalmaz, bir yıllık süre dolduğunda zamanaşımı gerçekleşmiş olur. (... : Haksız Fiil Sorumluluğunda Zamanaşımı Sürelerinin Başlangıcı, Dokuz Eylül Üniversitesi Hukuk Fakültesi Dergisi, 2012, C.12, s. 58.) Görüldüğü üzere bir yıllık zamanaşımı süresi ile on yıllık zamanaşımı süresi arasındaki en önemli fark sürelerin başlama anlarıdır. Bir yıllık zamanaşımı süresi zararın ve failin öğrenildiği tarihten itibaren işlemeye başlarken on yıllık zamanaşımı süresi zararın ve failin öğrenilip öğrenilmediğine bakılmaksızın haksız fiilin gerçekleştiği tarihten itibaren işlemeye başlamaktadır. Zararın sonradan meydana gelmesi de sürenin işlemeye başladığı anı değiştirmemektedir. 818 sayılı Kanun'un 60. maddesi ile öngörülen zamanaşımı sürelerinden bir diğeri ise ceza davası zamanaşımı süresidir. Buna göre cezayı gerektiren haksız fiiller bakımından ceza kanunlarında daha uzun bir zamanaşımı süresi öngörülmüşse tazminat talepleri için de bu zamanaşımının uygulanması gerekmektedir. Ancak haksız fiillere ceza kanunlarındaki zamanaşımının uygulanabilmesi için haksız fiilin cezalandırılabilir olması ve bu fiil için ceza kanunlarında öngörülen zamanaşımının haksız fiillere uygulanan nispi veya mutlak zamanaşımından uzun olması gerekmektedir. Buradaki ceza kanunlarındaki zamanaşımı ifadesinden anlaşılması gereken ise ceza kanunlarındaki dava zamanaşımıdır. Zira 818 sayılı Kanun'un 60. maddesinin ikinci fıkrasının düzenlenme amacı, ceza yargılaması yapılabildiği sürece aynı fiilden kaynaklanan zararların tazmininin istenebilmesidir. Bir fiilin ceza yargılamasına konu olup olmamasında belirleyici olan süre ise dava zamanaşımı süresidir. Haksız fiil olarak nitelendirilen davranışlar içerdikleri hukuka aykırılık ve kusur unsurlarına bağlı olarak ceza kanunlarına göre de suç teşkil edebilirler. Dolayısıyla aynı davranış hem ceza yargılamasının hem de tazminat davasının konusunu oluşturabilir. 818 sayılı Kanun'un 60. maddesinin ikinci fıkrasındaki düzenleme ile fail, hukuka aykırı bir fiilinden dolayı ceza kanunlarına göre cezalandırılabildiği sürece bu fiil nedeniyle uğranılan zararın telafisi de failden istenebilir. Gerçekten de fail için daha ağır sonuçlar doğuran ceza yargılamasına izin verilirken aynı fiil nedeniyle faile karşı tazminat davası açılamaması yerinde olmayacaktır. Ceza davası zamanaşımının uygulanabilmesi için tazminat sorumluluğuna neden olan fiilin ceza kanunlarına göre suç oluşturması ve cezayı gerektirmesi yeterli olup ayrıca haksız fiilin faili hakkında ceza davası açılmış olması veya mahkumiyet kararı verilmiş olması, hatta soruşturma yapılması gerekli değildir. Bu nedenle tazminat davasına bakan hakim zamanaşımı defi ile karşılaştığında, davanın esasına girmeden önce fiilin cezayı gerektirir bir fiil olup olmadığını ceza hukuku ilkelerine göre kendisi değerlendirecek, fiilin suç niteliğinde olduğu kanaatine ulaşırsa ceza zamanaşımını dikkate alacaktır (... ... ... ... Borçlar Hukuku Genel Hükümler, İstanbul 1993, s. 723.) Hemen belirtilmelidir ki ceza davası zamanaşımı süresinin başlangıcı 818 sayılı Kanun hükümlerine göre değil, ceza kanunu hükümlerine göre belirlenir. Buna göre ceza davası zamanaşımının uygulandığı durumlarda zamanaşımı süresi, zararın ve failin öğrenildiği tarihten itibaren değil, suç teşkil eden fiilin işlendiği (veya fiilin tamamlandığı) tarihten itibaren işlemeye başlayacaktır. Ceza kanunu hükümleri, sadece ceza davasının zamanaşımının süresi ve başlangıç noktası bakımından uygulanacak olup zamanaşımın durması ve kesilmesine ilişkin nedenler ve sonuçları hakkında 818 sayılı Kanun hükümleri uygulanacaktır (... : Borçlar Hukuku Genel Hükümler, C. II, İstanbul 2017, s. 515). Ceza davası zamanaşımı süresinin amacı gözetildiğinde, daha uzun olmak şartıyla bu sürenin hem bir yıllık nispi zamanaşımı süresi hem de on yıllık mutlak zamanaşımı süresi açısından uygulanması gerekir. On yıldan fazla ceza davası zamanaşımı süresinin söz konusu olduğu bir durumda artık nispi ve mutlak zamanaşımı süresi dikkate alınmayacaktır. Bu durumda ceza davası zamanaşımı süresi hem bir yıllık nispi zamanaşımı süresinin hem de on yıllık mutlak zamanaşımı süresinin yerini alacak, tazminat davası en geç bu sürenin sonuna kadar açılabilecektir. Öte yandan ceza davası zamanaşımı süresi bir yıllık nispi zamanaşımı süresinden uzun ancak on yıllık mutlak zamanaşımı süresinden kısa ise bu durumda sadece nispi zamanaşımı süresinin yerine uygulanma imkanına sahip olacaktır. (... ... , s. 725.). Zarar gören, zarar ve faili ne zaman öğrenmiş olursa olsun on yıllık mutlak zamanaşımı süresinin geçmemiş olması şartıyla ceza davası zamanaşımı süresi içinde tazminat davası açabilecektir. Bununla birlikte ceza davası zamanaşımı süresi dolmuş olsa dahi zarar gören on yıllık mutlak zamanaşımı süresi içerisinde zarar ve faili öğrendiği tarihten itibaren işlemeye başlayan bir yıllık nispi zamanaşımı süresi içinde tazminat davası açabilecektir...." şeklindedir.
Taraflarca delil olarak dayanılan dosyalar getirtilerek incelenmiş ve Konya . Asliye Hukuk Mahkemesi'nin ... E, ... E.,... E., Konya . Asliye Hukuk Mahkemesi'nin ... E., ... E., Konya . Asliye Hukuk Mahkemesi'nin ... E., ... E. ve Konya . Asliye Hukuk Mahkemesi'nin ... E. Sayılı davalarının dava dışı üçüncü kişiler ile olan ihtilaflara ilişkin olduğu ve eldeki dava ile bağlantılarının bulunmadığı anlaşılmıştır. Konya . Asliye Hukuk Mahkemesi'nin ... E. Sayılı davasının davacı şirket tarafından belediye aleyhine sebepsiz zenginleşme iddiasına dayalı olarak açıldığı, dosyanın derdest olduğu, eldeki dava ile dava sebeplerinin farklı olduğu, Gazipaşa Asliye Hukuk Mahkemesi'nin ... E sayılı dosyasında davacı şirket tarafından belediye aleyhine TMK m. 723'e dayalı olarak tazminat isteminde bulunulduğu, davanın zamanaşımı nedeniyle reddine karar verildiği ve kararın temyiz incelemesinden de geçerek kesinleştiği, davacının belediye aleyhine açtığı tapu iptali ve tescili davasının yargılamasının Gazipaşa Asliye Hukuk Mahkemesi'nin ... E. Sayılı dosyasında yapıldığı, yapılan yargılama neticesinde davanın reddine karar verildiği, kararın temyiz incelemesinden geçerek kesinleştiği, bunların dışında bahsi geçen dosyaların eldeki dava ile doğrudan bir bağlantısının bulunmadığı anlaşılmıştır.
Davacılar, davalının şirket çalışanlarına müdahale ettiğini, 1648 adet devre mülkün alıcılara teslim edilmesine rağmen tapularının devredilemediğini, kalan 1952 adet devre mülkün ise kullanılamadığını, şirkete devredilen taşınmazın ihale bedelinin sonradan 250 milyara çıkardığını, şirketi aşağılayıcı beyan ve haberler yayınlattığını, suyun kullanımını engelleyerek tatilcilerin su kullanmasına mani olduğunu, davalının haksız eylemleri nedeniyle şirkete ait devre mülklerin ve sosyal tesisin belediyeye intikal ettiğini, tüm bu eylemler nedeniyle şirketin zarara uğradığını, yine bu eylemler nedeniyle davacı ...'in de manevi zarara uğradığını iddia ederek tazminat isteminde bulunmuş, davalı ise zamanaşımı definde bulunmuştur.
İsnat edilen eylemlerden şirket çalışanlarına müdahale eyleminin 04.09.1997 ve 01.12.1997 tarihli yazılar ile gerçekleştirildiği, ihale bedelinin 14.04.1997 tarihli encümen kararı ile yükseltildiği, şirket aleyhine yapılan beyan ve haberlerin 18.12.1995 yılında yayınlandığı, suyun kesilmesi eyleminin 26.05.2000 tarihi öncesi döneme ilişkin olduğu, zira 26.05.2000 tarihli dilekçe ile suyun bağlanması isteminde bulunulduğu, devremülk tapularının verilmemesi, devremülklerin kullanılamaması ve tapunun belediyeye intikaline yönelik eylemin en son 25.02.2004 tarihine ilişkin olduğu, zira bu tarihte intikalin gerçekleştiği, dolayısıyla haksız fiil olarak isnat edilen eylemlerin tamamının 25.02.2004 tarihi ve öncesine ilişkin olduğu sonucuna varılmıştır.
Her ne kadar taraflar arasındaki benzer uyuşmazlığa ilişkin olarak Yargıtay . Hukuk Dairesi ... E. ... K. Sayılı ilamı ile zamanaşımı süresinin dolmadığına hükmetmiş ise de, bu davanın şirket tarafından ödenen bedelin sebepsiz zenginleşme hükümlerine göre tahsiline ilişkin olduğu, bu dava ile eldeki davanın sebeplerinin farklı olduğu, eldeki davada haksız fiil hükümlerine dayalı olarak oluşan zararın tahsilinin talep edildiği, dolayısıyla bu ilamın eldeki dava yönünden emsal kabul edilemeyeceği sonucuna varılmıştır.
Somut olaya uygulanması gereken zamanaşımı süresi 6101 sayılı Türk Borçlar Kanununun Yürürlüğü ve Uygulama Şekli Hakkında Kanun’un 5. maddesi ve 818 sayılı BK.'nın 60. maddesine istinaden 1 ve 10 yıldır. 1 yıllık süre failin ve zararın öğrenildiği tarihten itibaren işlemeye başlarken, 10 yıllık süre eylem tarihinden itibaren işlemeye başlar. İsnat edilen eylemelerin tamamının 25.02.2004 tarihi öncesine ilişkin olması karşısında 10 yıllık sürenin 25.02.2014 tarihi itibariyle sona erdiği açıktır. Eldeki dava ise son eylem tarihinden 18 yıl sonra 30.08.2022 tarihinde açılmış olup, son eylem tarihi ile dava tarihi arasında her iki davacının davası yönünden de zamanaşımı süresinin dolduğu, zamanaşımını durduran ya da kesen sebeplerinin bulunmadığı, davanın zamanaşımı süresinin dolmasından sonra açıldığı sonucuna varılmıştır. Davalının da süresi içinde zamanşımı definde bulunduğu anlaşılmakla, davanın zamanaşımı nedeniyle reddine karar vermek gerekmiş ve aşağıdaki şekilde hüküm kurulmuştur.
HÜKÜM : Yukarıda açıklanan gerekçelerle ;
1-DAVANIN ZAMANAŞIMI NEDENİYLE REDDİNE,
2-Peşin alınan 3.448,35 TL harçtan, karar tarihi itibariyle alınması gereken 615,40 TL. harcın mahsubu ile bakiye 2.832,95 TL. fazla harcın karar kesinleştiğinde istek halinde DAVACIYA İADESİNE,
3-Davacı tarafından yapılan yargılama giderlerinin kendi üzerinde bırakılmasına,
4-Davalı tarafından yapılan yargılama gideri bulunmadığından karar verilmesine yer olmadığına,
5-Arabuluculuk görüşmelerinden dolayı Hazine tarafından (suçüstü ödeneğinden) yapılan 1.560,00 TL yargılama giderinin davacı ... İnş. Tic. Ltd. Şti.'den alınarak Hazine'ye gelir kaydına, bu amaçla 492 s. Harçlar Kanunu'nun 28/a maddesi gereğince harç tahsil müzekkeresi yazılmasına,
6-Davalı kendisini vekille temsil ettirdiğinden karar tarihi itibariyle yürürlükte olan A.A.Ü.T.'nin 13/4. maddesine göre tayin ve takdir olunan 30.000,00 TL vekâlet ücretinin davacı ... İnş. Tic. Ltd. Şti.'den alınarak davalıya verilmesine,
7-Davalı kendisini vekille temsil ettirdiğinden karar tarihi itibariyle yürürlükte olan A.A.Ü.T.'ye göre tayin ve takdir olunan 1.923,00 TL vekâlet ücretinin davacı ...'den alınarak davalıya verilmesine,
8-Taraflarca yatırılan gider avansından arta kalan kısmının HMK 333.maddesine göre karar kesinleştiğinde TARAFLARA İADESİNE,
9-Dosya arasında yer alan Konya . Asliye Hukuk Mahkemesi'nin ... E. ve ... E. sayılı dava dosyasının, Konya . Asliye Hukuk Mahkemesi'nin ... E. ve ... E. sayılı dava dosyasının, Konya . Asliye Hukuk Mahkemesi'nin ... E. sayılı dava dosyasının, Konya . Asliye Hukuk Mahkemesi'nin ... E. sayılı dava dosyasının ve Konya . Asliye Hukuk Mahkemesi'nin ... E. sayılı dava dosyasının ilgili mahkemelere iadesine,
10-Karar kesinleştiğinde, Gazipaşa . Asliye Hukuk Mahkemesi'nin ... E. sayılı dava dosyası, Gazipaşa Asliye Hukuk Mahkemesi'nin ... E. ve ... E. sayılı dosyasının, Gazipaşa Sulh Hukuk Mahkemesi'nin ... Diş. sayılı dosyasının ve Alanya Ağır Ceza Mahkemesi'nin ... E sayılı dosyasının ilgili mahkemelere iadesine,
11-Dosya arasında yer alan ticari defter ve belgelerin talep halinde ilgilisine iadesine,
Dair ; davacılar vekili ile davalı vekilinin yüzüne karşı, gerekçeli kararın tebliğinden itibaren 6100 s. HMK'nın 345. maddesi gereğince ( 2 ) hafta içerisinde, ilgili BAM Hukuk Dairesi Başkanlığına sunulmak üzere Mahkememize verilecek dilekçe ile istinaf yolu açık olmak üzere ve oy birliğiyle verilen karar açıkça okunup, usulen anlatıldı. 15/10/2025
Başkan Üye Üye Katip