T.C. KONYA . ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ Esas-Karar No: ... Esas - ...
"TÜRK MİLLETİ ADINA"
T.C. GEREKÇELİ KARAR
KONYA
. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ
ESAS NO :
KARAR NO :
BAŞKAN :
ÜYE :
ÜYE :
KATİP :
DAVACI :
VEKİLİ :
DAVALI : 1-
VEKİLİ :
DAVALILAR : 2-
3-
VEKİLİ :
DAVA : TAPU İPTALİ VE TESCİL
DAVA TARİHİ :
KARAR TARİHİ :
GEREKÇELİ KARARIN
YAZILDIĞI TARİH :
Mahkememizde görülmekte olan Tapu İptali Ve Tescil davasının yapılan açık yargılaması sonunda,
GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ:
Davacı vekili dava dilekçesiyle özetle; müvekkilinin davalı ... Ltd. Şti.'nin kurucusu ve hissedarı olduğunu, müvekkilinin oğlu olan ...' ın 02/04/2021 tarihinde vefat ettiğini, şirketlerde kayıtlı hisselerinin oğlunun mirasçıları ..., ... ve ... ' a intikal ettiğini, mirasçıların şirkette ortak konuma geldiklerini ve çocuklara da kayyım atandığını, şirketin müdürü olan ...' ın görevini kötüye kullanarak herhangi bir genel kurul kararı almaksızın ve diğer iki hissedarların hisselerini yönetmekte olan kayyıma bilgi vermeksizin tek başına yaptığı işlemler ile şirketin aktif malvarlığını gerçek değerinden düşük bir bedele satmak suretiyle şirkete zarar verdiğini, davalılardan ...' ın haricen öğrendikleri kadarıyla şirketin taşınmazlarını satışa çıkardığını, şirketin önemli miktarda malvarlığını oluşturan taşınmazlarının genel kurul kararı olmaksızın satıldığının tespit edildiğini, müvekkilinin bir kısım hisselerini inançlı işleme dayalı olarak müteveffa ...' a devrettiğini, hisselerin iadesi için müvekkili tarafından açılan Konya . Asliye Ticaret Mahkemesinin ... Esas sayılı dosyasında görülen davanın derdest olduğunu, şirkete ait iki katlı ahşap dubleks iş yerinin satışının önlenmesi için Konya . Asliye ticaret Mahkemesinin... D. İş sayılı dosyası ile tedbir kararı alındığını, Konya BAM . HD tarafından yerel mahkemece verilen tedbir kararının kaldırıldığını, sözü geçen tedbir kararının kaldırılmasının ... İlçesi ... Mahallesi ... ada ... parselde yer alan iki katlı ahşap dubleks işleri ve arsasının davalı ... tarafından piyasasının altında 7.150.000,00 TL ye diğer davalı ... Ltd. Şti.'ne satıldığını, bu durumun davalının kötü niyetini açıkça ortaya koyduğunu, ayrıca davalı ...' ın şirkete ait Kayseri ilinde bulunan taşınmazı 1.648.148,15 TL bedel ile dava dışı şirkete sattığını, taşınmazı alan dava dışı şirket tarafından ise alım tarihinden iki gün sonra 4.500.000,00 TL bedelle yeniden satışa sunulduğunu, genel kurul kararı olmaksızın taşınmazın gerçek bedelinden oldukça altında bir rakama üçüncü kişiye satıldığını, görüldüğü üzere davalı ... ' in davalı şirketin piyasa değerleri toplamı 20.000.000,00 TL olan iki taşınmazını genel kurul onayı olmaksızın piyasa değerinin kat ve kat aşağında satarak şirketi zarara uğrattığını, ayrıca davalı ... ' in şirkete ait olan ... ilçesi, ... Mahallesi, ... ada ... parselde kayıtlı taşınmazı şirketin eski genel müdürü olan ...' in eşi ... ' e bedelsiz olarak devrettiğini, bu satış neticesinde şirket kasasına para girişi olmayışının şirketin içinin fiilen boşaltıldığını gösterdiğini, davalı ... tarafından yapılan satış işlemlerinin mutlak butlanla batıl olduğunu, zira şirket adına kayıtlı taşınmazların genel kurul kararı alınmaksızın satışının yapıldığını, bunun yanı sıra davalı ... ' in yaptığı satış işlemlerinin muvazaalı olduğunu, ... hakkında Konya . Asliye Ticaret Mahkemesi'nin ... E. Sayılı dosyasıyla "yöneticinin sorumluluğu" ve Konya . Asliye Ticaret Mahkemesi'nin ... E. Sayılı dosyasıyla "Müdürlükten Azil" davalarının ikame edildiğini, davalar kapsamında şirkete ait Konya'da bulunan 5 taşınmaza ilişkin devri önleyici ihtiyati tedbir kararları verildiğini, ...' ın yukarıda izah edildiği üzere şirketin önemli değerde malvarlıklarını gerçek değerini satış göstermek suretiyle bağışlamadığını, Davalılar ... ve ... arasında gerçek bir satış ilişkisi söz konusu olmayıp ...'ın şirket malvarlıklarını şirketin dışına çıkartarak müvekkilini zarara uğratmak istediğini, taşınmaz satışının muvazaalı olması nedeniyle şirkete iadesi ve tekrardan şirket adına tescilinin gerektiğini, dava açılmadan önce davalı ... Ltd. Şti.'ne devredilen taşınmaz üzerine ihtiyati tedbir konulması için Konya . Asliye Ticaret Mahkemesinin ... D. İş sayılı dosyası üzerinden talepte bulunulduğunu ve talebin kabul gördüğünü, bunun ardından yasal iki haftalık süre içerisinde HMK 397. Maddesi gereğince tamamlayıcı merasim olarak huzurdaki davayı ikame ettiklerinden bahisle Konya İli, ... İlçesi, ... Mahallesi, ... Ada, ... Parselde yer alan 2 katlı ahşap dubleks işyeri ve arsası üzerine konulan ihtiyati tedbir kararının yargılama sonuna kadar devamına, sözü geçen taşınmazın tapu kaydının iptaline ve taşınmazın ... Petrol Ltd. Şti. adına tekrardan tesciline, taleplerinin kabul edilmemesi halinde, davalı ... Petrol Şirketi ile diğer davalı ... Nakliye Emlak Sarrafiye İnşaat Sanayi ve Ticaret Ltd. Şti. arasındaki satış işlemi mutlak muvazaaya dayandığından her halükarda tapu kaydının iptaline ve taşınmazın ... Petrol Ltd. Şti. adına tekrardan tesciline, bu taleplerinin de kabul görmemesi halinde taraflar arasındaki satış işlemi nisbi(bedelde) muvazaaya dayandığından gerçek satış bedelinin tespiti ile gerçek satış bedelinin davalılar ... ve ... Ltd. Şti.'nden müştereken ve müteselsilen tahsili ile ... Petrol Ltd. Şti.'ne ödenmesine, yargılama giderleri ile vekalet ücretinin karşı tarafa yükletilmesine karar verilmesini talep etmiştir.
Davalı ... ve ... Petrol Ltd. Şti. vekili cevap dilekçesiyle özetle; davacının dava tarihi itibariyle yalnızca şirketin hissedarı olduğunu, tapu iptali ve tescil talebini ileri sürme hususunda herhangi bir hak ve yetkisinin bulunmadığını, bu nedenle davacının müvekkili şirkete yöneltebileceği herhangi bir husumetin bulunmadığını, davacı tarafın davaya konu ettiği gayrimenkulün satış bedelinin yani harca esas değerin 7.150.000,00 TL olduğunu, bu durumun dava dilekçesi ikrar ve beyan edildiğini, davacının izah edilen eksik harç ödemesi nedeniyle yargılama işlemlerine devam edilemeyeceğinin izahtan vareste olduğunu, davacı tarafın dava dilekçesindeki taşınmazın gerçek bedelinin tespiti talebinin harca tabi olup harç ödeme yükümlülüğünü yerine getirmediği dikkate alınarak davanın dava şartı yokluğundan reddedilmesi gerektiğini, davacı taraf dava ikamesinden önce zorunlu arabuluculuğa başvuru yapılmaması nedeniyle davanın dava şartı yokluğundan reddedilmesi gerektiğini, yargılamaya konu edilen taşınmazın gerçek piyasa değeri ile satıldığını, satış bedelinin tamamının müvekkili şirketin banka hesabına gönderildiğini, davacı ve şirketin herhangi bir zarara uğratılmadığını, davacı tarafın müvekkili şirketin taşınmazlarını değerinin altında bedellerle sattığı yönündeki iddiasının açıkça gerçek dışı, kurgusal ve mesnetsiz olduğunu, davanın bu yönüyle reddedilmesi gerektiğini, taşınmazın satış bedelinin davalı müvekkili şirketin banka kredi limitlerini boşaltmak için kredi borçlarına ödendiğini, kredi limitleri sayesinde müvekkili şirketin ... A.Ş.' nin talep ettiği teminat mektubunu alarak ... A.Ş.' ye teslim ettiğini, davacının oğlunun vefatından sonra şirketi torunları ve davalı gelininden almak için her türlü eylemi gerçekleştirdiğini, Konya . Asliye Ticaret Mahkemesinin... D. İş sayılı dosyasından verilen ihtiyati tedbir kararına yaptıkları itirazların haksız ve hukuka aykırı şekilde reddedilmesi üzerine Konya BAM . HD tarafından yerel mahkemece verilmiş olan tedbir kararının itirazları nedeniyle ortadan kaldırıldığını, davacı tarafından Konya . Asliye Ticaret Mahkemesinin ... Esas sayılı dosyası ile açılan şirket yöneticisinin tazminat sorumluluğu ile ilgili redde mahkum dava dosyasına taraflarınca sunulan dilekçeyi aynen tekrar ettiklerini, davalı ...'ın özenli ve fedakar bir yönetici sıfatına haiz olduğunu, şirket zarar vermediğini, aksine şahsi paralarını dahi şirkete aktararak şirketin menfaatlerini gözettiğini, müvekkili şirketin toplam kredi riskinin 62.568.663,00 TL olduğunu, müvekkili ...' ın 20.879.776,00 TL + KDV nin şirkete ödenmesi konusunda ... A.Ş. ile 5 yıl süreli kira anlaşması sağladığını, müvekkili şirketin limited şirket olduğunu, TTK m 408/2.F'nin tatbikinin mümkün olmadığını, ayrıca önemli miktarda şirket varlığının toptan satışının da söz konusu olmadığını, Kayseri ilindeki taşınmazın davalı müvekkili şirketin ihtiyacı için hissedarların menfaatleri gözetilerek değerinde satıldığını, ayrıca işbu yargılamaya konu olmaması halinde bu taşınmaza ilişkin sürülen iddiaların gerçeği yansıtmadığını, davacı ... ' ın müvekkili ...'a ve şirket çalışanlarına yönelik baskı, tehdit, iftira ve korkutmalarından dolayı şirket merkez adresinin değiştirilme kararı alındığını, yeni adreste tadilat yapıldığı esnada bile davacının oraya gelerek tehdit ve baskılarına devam ettiğini, taraflar arasında soruşturma ve kovuşturma dosyalarının mevcut olduğunu, davacı ... şirketin içini boşaltmaya çalıştığını, şirkete ve diğer hissedarlara zarar vermek istediğini, bunun için farklı farklı yöntemlere başvurduğunu ve halen başvurmaya devam ettiğini, davayı kabul anlamına gelmemek üzere davacının talepleri bakımından zamanaşımı ve hak düşürücü süreler nedeniyle de davanın reddine karar verilmesini talep ettiklerinden bahisle öncelikle tedbir kararının kaldırılmasına, davanın öncelikle husumet, taraf sıfatı yokluğu, hukuki yarar yokluğu, dava şartı yokluğu, harç, zamanaşımı ve hak düşürücü süreye yönelik itirazları dikkate alınarak usulden tamamen reddine, tüm yargılama giderleri ve vekalet ücretinin davacı üzerine bırakılmasına, davanın usulden reddi mümkün görülmez ise davanın esastan reddine, yine yargılama giderleri ve vekalet ücretinin davacıdan tahsiline karar verilmesini talep etmiştir.
Davalı ... Ltd. Şti. vekili cevap dilekçesiyle özetle; davacının aktif husumet ehliyeti olmadığını, husumet ehliyeti yokluğu nedeniyle davanın reddine karar verilmesi gerektiğini, davacının bir kısım talepleri yönünden de zorunlu arabuluculuk başvurusu yapması gerektiğini, müvekkilinin Konya'da bilinen, tanınan, itibarlı ve yüzün üstünde taşınmaza malik bulunan büyük bir şirket olduğunu, müvekkilinin ikircikli işlere tenezzül etme ihtiyacının bulunmadığını, müvekkili şirketin iştigal ettiği alan ise genel itibari ile müteahhitlik ve emlak işleri olduğunu, dosya münderecaatından da anlaşıldığı üzere; davacı aile şirketinin hissedarı olup, diğer davalılar ile şirket yönetimi yönünden aralarında husumet çıktığının açık olduğunu, ancak tedbir kararına ve açılan davaya kadar müvekkilinin davacı ile davalının şirket iç çekişmesinden haberi bulunmadığını, müvekkili şirket ile diğer davalı şirketin bu taşınmaz satışına kadar hiçbir işi olmadığı gibi tanışıklığının da bulunmadığını, müvekkili şirketin iştigal ettiği alanda ticari amaçla birçok taşınmaz alıp sattığını, dava konusu taşınmazın da müvekkiline emlakçılar vasıtasıyla sunulduğunu, müvekkili şirketin de uygun görerek, tapu kaydına güven esasına dayalı, üçüncü iyinetli şahıs olarak, taşınmazı gerçek değerinde satın aldığını, taşınmazı müvekkili şirkete sunan emlakçıların tanık olarak dinletilebileceğini, dava dilekçesinde dilekçesindeki davalı şirketin önemli miktarda malvarlığını oluşturan taşınmazların genel kurul kararı olmadan satıldığı için yapılan işlemin hukuka aykırı olduğu iddiasının satılan tek bir taşınmaz olduğu için dikkate alınmaması gerektiğini, yüksek yargı kararlarında böyle bir zorunluluğunun bulunmadığını, ayrıca müvekkilinin hangi kararının alınıp alınmadığını bilmek veya araştırmak gibi bir görevinin bulunmadığını, müvekkilinin basiretli bir tacir gibi taşınmazı gerçek değerinde satın alarak şirket hesabına bedelini gönderdiğini, müvekkil şirketin diğer davalı şirketle hiçbir ticari ilişkisi olmadığı gibi, yakınlığı, başkaca bir ilişkisinin de bulunmadığını, müvekkili şirket yetkilisinin diğer davalı şirket yetkilisi ile ilk olarak bu taşınmazın alımı için pazarlık sürecinde tanıştığını, müvekkilinin taşınmazı gerçek değerinde satın aldığını, müvekkili şirket, diğer davalı şirketin hesabına 7.150.000.TL'yi yatırarak taşınmazı devraldığını, bunun dışında, başka görünmeyen hiçbir ilişki, muvazaa ve sair ilişkisinin bulunmadığını, dava konusunun bir tek taşınmaza ilişkin olup diğer taşınmazlar ve malvarlıklarına ilişkin olmadığını, müvekkili tarafından satın alınan bir tek taşınmazın dışında, davacı tarafından dilekçesinde davada sanki başka taşınmazlarda dava konusuymuş gibi bir intiba oluşturacak şekilde, başkaca taşınmazların satışından bahsedildiğini, davacı taraf dilekçesinde muvazaalı işlemden bahsetmekte ancak bunu ortaya koyacak en ufak bir delilden söz edemediğini, davacı yanın adeta nereden tutturabilirim saikiyle hareket ettiğini, taşınmazın piyasa rayiçlerine uygun olarak satıldığına ilişkin yeni tarihli emsal satış ilanlarının dilekçelerinin ekinde yer aldığını, davacı tarafın muvazaaya ilişkin hiçbir delil sunamadığını, genel kurulu kararı alınması gerekliliğine ilişkin sair yargı kararlarınının tamamen doğru olduğu düşünülse dahi şirketin hayati öneme haiz tek varlığının veya şirket malvarlığının toplan satışı için ortaklar kurulu kararı arandığının açık olduğunu, satın alınan taşınmazın prefabrik ve tek katlı olduğunu, davacı dilekçesinde bahsedildiği gibi ahşap iki katlı olmadığını, piyasa değerinin 12 ila 13 milyon lira değerinde olduğu hususunun da gerçeği yansıtmadığından bahisle tedbir kararının kaldırılarak davanın aktif husumet ve dava şartı yokluğu nedeniyle reddine, sonuçta davanın reddine, yargılama giderleri ve vekalet ücretinin karşı tarafa yükletilmesine karar verilmesini talep etmiştir.
DELİLLERİN DEĞERLENDİRİLMESİ VE GEREKÇE:
Dava tapu iptali ve tescili olmadığı takdirde alacak istemine ilişkindir.
Taraflar arasındaki ihtilaf; Konya İli ... İlçesi ... Mahallesi ... Ada ... Parselde yer alan 2 katlı ahşap dubleks işyeri ve arsası niteliğinde olan taşınmazın davalı ... Petrol Ürünleri ve Otomotiv San ve Tic Ltd. Şti. yönünden hayati öneme haiz olup olmadığı, taşınmazın devrinin şirketin fiilen tasfiyesi anlamına gelecek şekilde şirket yönünden önemli olup olmadığı, dolayısıyla taşınmazın devri için genel kurul kararının gerekli olup olmadığı, şirket yöneticisinin bu taşınmazı genel kurul kararı olmaksızın devredip devredemeyeceği, satış bedelinde muvazaa bulunup bulunmadığı, muvazaa nedeniyle taşınmaz satış sözleşmesinin iptalinin gerekip gerekmediği, davalı ... ...Ltd. Şti. adına olan tapu kaydının iptalinin gerekip gerekmediği, tapu kaydının iptali mümkün değilse varsa taşınmazın rayiç bedeli ile satış bedeli arasındaki farkın davalılardan tahsilinin gerekip gerekmediği hususlarından ibarettir.
Yargıtay Hukuk Genel Kurulu'nun 27/09/2023 tarihli, ... E. ve ... K. sayılı ilamı "
19. Bu kapsamda şirketin amaç ve konusu dâhilinde şirkete ait mal varlığına dâhil değerlerin müdürlerce münferiden tasarruflara konu edilerek devredilmesi mümkündür. Ancak şirketin sahip olduğu mal varlığı ile faaliyetini önemli düzeyde etkileyebilecek tasarrufların, şirketin mal varlığının korunmasına dair amaç kapsamında şirket yöneticilerinin yetki alanı dışına alınıp ortakları kurulunun yetkisine dâhil edilmesi gerekliliği doktrin ve yargı kararlarında değerlendirilmiştir (... , ... : Anonim Şirketler Hukukunda Şirket Malvarlığının Korunması, İstanbul 2022, s. 488).
20. Bu bağlamda yöneticilerin yetkileri, şirketin amaç ve konusu çerçevesinde gerçekleştirilecek olağan işlerle sınırlı olup şirketin fiilen tasfiye aşamasına girmesine neden olacak düzeyde şirket mal varlığının devrinin şirket yöneticilerinin yetkisi kapsamında olduğu söylenemez. Zira şirket yöneticilerinin yetkileri, işletme konusunun elde edilmesi için gereken olağan işlemlerle sınırlı olup şirketin hayatiyeti ile alakalı olan olağanüstü işlemlerde karar yetkisi ortaklar kuruluna aittir (İmregün, Oğuz: Anonim Ortaklıklar, İstanbul 1968, s. 156, 157). Belirtilen türdeki bir tasarruf, şirketin mevcudiyeti ve devamlılığına etkisi bakımından hayati önemi haiz olağanüstü bir işlem olduğundan bu türdeki bir işlemin ortaklar kurulunun yetkisi kapsamında olması gerekir. Zira ortaklar kurulu, şirketlerde önemli kararların alındığı bir organ olup şirketin sona ermesi sonucunu doğuracak nitelikteki kararlar, münhasıran ortaklar kurulu tarafından alınabilir (6762 sayılı TTK md. 434). Bu durum aynı zamanda, şirketin sağlıklı işleyebilmesi için organlar arasında tesis edilmesi gereken dengenin gereğidir.
21. Buradan hareketle limited şirket müdürlerinin, şirketi fiilen tasfiye aşamasına sokacak nitelikte bir mal varlığı devri için şirket ortaklar kurulundan özel bir yetki almaları gerekir. Bu çerçevede limited şirketlerde tasfiyenin icrası yönünden 6762 sayılı TTK’nın 552 nci maddesi atfıyla uygulanacak olan aynı Kanun’un 443/2 hükmünün, tasfiye aşamasında olmamakla birlikte şirketin faaliyetini sona erdirip fiilen tasfiyesine neden olacak nitelikte bir mal varlığı devri sırasında kıyasen limited şirketlerde de uygulanması mümkündür. Dolayısıyla şirketin üzerinde faaliyetini devam ettirdiği tek mal varlığını oluşturan taşınmazın devrinde yetkinin ortaklar kuruluna ait olduğu kabul edilmelidir.
22. Neticeten limited şirketin üzerinde faaliyette bulunduğu ve devredilmesi hâlinde şirketin faaliyetini sona erip fiilen tasfiye sürecine girmesine neden olacak düzeyde hayati önemi haiz bir mal varlığı değeri olan tek taşınmazının şirketin müdürü tarafından bu yönde bir ortaklar kurulu kararı olmaksızın devrine dair hukuki işlem, yukarıda sayılan emredici düzenlemeler gereğince batıldır. Bu sebeple anılan taşınmazın devri sonucunda yapılan tescil geçersiz olup taşınmazın mülkiyetinin üçüncü kişiye intikal ettiği söylenemez. Bu anlamda devralan kişinin iyiniyetli olup olmadığı hususu, devir işleminin geçersizliği ve mülkiyetin muhafazası yönünden herhangi bir önem arz etmemektedir." şeklindedir.
Taraflar arasında davaya konu taşınmazın devri konusunda ortaklar kurulunda şirket yöneticisine yetki verilmediği konusunda uyuşmazlık yoktur. Uyuşmazlık davaya konu taşınmazın devrinin davalı ... ... Ltd. Şti. yönünden "önemli miktarda şirket varlığının toptan satışı" olarak değerlendirilmesinin gerekip gerekmediği hususudur. Zira bahsi geçen YHGK kararında da belirtildiği üzere önemli miktardaki malvarlığının devri için ortaklar kurulunda karar alınması gerekir. Aksi halinde yapılan devir işlemi batıl olacaktır.
Dosya kapsamına uygun olduğundan hükme esas alınan 14/03/2025 tarihli bilirkişi raporu ile, dava konusu taşınmazın binalar hesabında izlendiği, kayıtlı değerinin 1.216.747,47 TL olduğu, bu taşınmazın 25.07.2023 tarih ve 51869 nolu yevmiye maddesi ile KDV Dahil 7.150.000,00 TL bedelle Alıcılar-Perakende Müşteriler ... Nak. Emlak Sarr. İnş. Şirketine kredili olarak satışına ilişkin kayıt yapıldığı, taşınmaz satışından oluşan alacak için, yine aynı tarih olan 25.07.2023 tarih ve ... nolu yevmiye maddesinde Bankalar Hesabına ödeme kaydı yapıldığı, böylece satış bedelinin tahsil edildiği, şirketin ana faaliyet konusunun petrol ürünleri ticareti olduğu, bu faaliyetine halen devam ettiği, şirketin petrol istasyonları ve dükkanlar ve arsalar şeklinde başka gayrimenkullerinin de bulunduğu, ... Petrol Ürünleri ve Oto. San. ve Tic. Ltd. Şti. dava konusu taşınmazın devir tarihi 25.07.2023'den önce de sonra da aynı faaliyetlerde bulunmakta olup, ticari faaliyetlerinde herhangi bir değişiklik olmadığı, şirkete ait diğer gayrimenkuller de dikkate alındığında Konya İli, ... İlçesi, ... Mah.... ada ... Parsel nolu taşınmazın şirketin varlığını sürdürebilmesi için hayati öneme haiz olmadığı, bu taşınmazın devrinin şirketin fiilen tasfiyesi anlamına gelecek şekilde şirket yönünden önemli olmadığı mütalaa edilmiştir.
Bu kapsamda, davaya konu taşınmazın davalı ... ... Ltd. Şti.'nin tek taşınmazı olmadığı, bu taşınmaz haricinde (bir kısmı devredilen taşınmaz ile aynı nitelikte olmak üzere) birden fazla taşınmazın mevcut olduğu, taşınmazın devrinden sonra şirket faaliyetlerinde bir değişiklik olmadığı, dolayısıyla bu taşınmaz devrinin "önemli miktardaki malvarlığının toptan devri" niteliğinde olmadığı, devri için ortaklar kurulu kararına gerek olmadığı sonucuna varılmıştır.
Yargıtay Hukuk Genel Kurulu’nun 22.03.2023 tarihli, ... E., ... K. sayılı ilamı; " … Davacı şirketin muvazaa iddiasına konu taşınmaz devirleri bakımından sözleşmede taraf olarak yer aldığı kabulünden hareketle; davacı şirket, sözleşmenin tarafı olması sebebiyle bu devirlerin muvazaalı olduğuna dair iddiasını ancak yazılı delil ile ispat edebilecektir. Zira taraflar arasında düzenlenen taşınmaz satım sözleşmesinin geçerliliği, 818 sayılı Kanun'un 213 üncü maddesi gereği resmî yazılı şekle tâbi olup (6098 sayılı Kanun md. 237) resmî şekilde yapılan dava konusu sözleşmelerin muvazaalı olduğuna dair iddianın da 6100 sayılı Kanun'un 201 inci maddesi gereğince yazlı delille ispatlanması zorunludur. …’’ şeklindedir.
Yine Yargıtay . Hukuk Dairesi'nin ... E. ... K sayılı ilamı da " ... taşınmazın satışı sırasında tapuda sırf satış bedelinin düşük gösterilmesinin muvazaa iddiasını kanıtlamayacağı, dava konusu taşınmazın muvazaalı olarak davalıya satıldığı iddiasının ispat edilemediği gibi tarafların tapuda yapılan tescil işlemi ile sözleşmeyi ifa ettiklerine ve bu sözleşmenin koşullarını yerine getirip ana unsurlarını gerçekleştirdiklerine göre bedelde muvazaa iddiasını ileri sürerek sözleşmenin iptalini istemeleri hakkın kötüye kullanılması olarak değerlendirilmesi gerektiğinden davanın reddine karar verilmiştir. Kararı, davacı vekili temyiz etmiştir.Dosyadaki yazılara, mahkemece uyulan bozma kararı gereğince hüküm verilmiş olmasına ve delillerin takdirinde bir isabetsizlik bulunmamasına, taşınmazın düşük bedelle şirket zararına satılmış olması olgusunun yönetici aleyhine açılacak sorumluluk davasının konusu olup işbu tapu iptal ve tescil davasında tartışılacak mahiyette olmamasına göre, davacı vekilinin tüm temyiz itirazların reddi gerekmiştir. SONUÇ: Yukarıda açıklanan nedenlerle davacı vekilinin tüm temyiz itirazlarının reddi ile usul ve yasaya uygun bulunan hükmün ONANMASINA," şeklindedir.
Davacı satış sözleşmesinin muvazaalı olduğunu, tarafların asıl gayelerinin bağış sözleşmesi yapmak olduğunu iddia etmiştir. Davacı asıl gayenin bağış olduğunu ileri sürmüş ise de bunun nedeni konusunda, diğer ifadeyle şirketin hangi gerekçelerle bağış suretiyle taşınmazı devrettiğini, davalılar arasındaki münasebetin ne olduğunu, şirketin hangi gerekçelerle buna tevessül ettiğini açıklamamıştır. Muvazaa iddiası yönünden öncelikle davacının konumunun belirlenmesi gerekir. Zira muvazaa iddiası üçüncü kişiler tarafından tanık dahil her türlü delille ispatlanabilirken, sözleşmenin tarafı olan kişilerce ancak yazılı delille ispatlanabilir. Davacı muvazaa iddiasının ispatı amacıyla tanık deliline dayanmıştır. Davacı davalı şirketin bir dönem yöneticiliğini de yapan ve halen de şirklet ortağı olan kişidir. Her ne kadar satış sözleşmesi şirket ile yapılmış ise de davacının şirket ortağı olması karşısında üçüncü kişi olarak değerlendirilmesi mümkün değildir. Bu nedenle davacının tanık dinletme talebi yerinde görülmemiştir.
Bununla birlikte davacı üçüncü kişi olarak kabul edilse dahi, taşınmaz devrinin resmi şekilde yapılması, devir bedelinin banka havalesi suretiyle ödenmesi, satış işleminin şirket kayıtlarında yer alması ve satıştan elde edilen para ile kredi ödemelerinin yapılması karşısında tek başına tanık delilinin bu işleminin muvazaalı olduğu iddiasının ispatına yeterli olmadığı açıktır.
Davacı aynı zamanda satış bedelinin gerçeği yansıtmadığını, bedelde muvazaa yapıldığını ileri sürmüş ve gerçek bedel ile satış bedeli arasındaki farkın tahsilini istemiştir. 05/01/2023 tarihli bilirkişi raporu ile taşınmazın rayiç değerinin 10.881.750,00 TL olduğu tespit edilmiştir. Taşınmazın satış bedeli ise 7.150.000,00 TL olup, iki bedel arasında 3 milyondan fazla fark bulunmaktadır. Her ne kadar rayiç değer ile satış bedeli arasında oldukça yüksek bir fark bulunmakta ise de, bu durum devrin iptalini gerektirmediği gibi aradaki farkın tahsilini de gerektirmez. Taşınmaz şirket adına hareket etme yetkisine sahip müdür tarafından usulüne uygun olarak devredilmiş olup şirketin bu devirden zarar görmesi halinde oluşan zararın ancak sorumluluk davası ile yöneticiden tahsili mümkündür. Eldeki dava ise muvazaa sebebine dayalı olarak açılmış olup, fark bedelinin muvazaa sebebine dayalı olarak istenmesi mümkün değildir.
Anılan nedenlerle davanın reddine karar vermek gerekmiş ve aşağıdaki şekilde hüküm kurulmuştur.
HÜKÜM : Yukarıda açıklanan gerekçelerle ;
1-DAVANIN REDDİNE,
2-Davaya konu taşınmaz üzerine konulan ihtiyati tedbirin derhal kaldırılmasına,
3-Peşin ve sonradan alınan 194.645,07 TL harçtan, karar tarihi itibariyle alınması gereken 615,40 TL. harcın mahsubu ile bakiye 194.029,67 TL. fazla harcın istek halinde DAVACIYA İADESİNE,
4-Davacı tarafından yapılan yargılama giderlerinin kendi üzerinde bırakılmasına,
5-Davalılar tarafından yapılan herhangi bir yargılama gideri bulunmadığından bu konuda bir karar verilmesine yer olmadığına,
6-Davalılar kendilerini vekille temsil ettirdiğinden karar tarihi itibariyle yürürlükte olan A.A.Ü.T.'ye göre tayin ve takdir olunan 719.955,00 TL vekâlet ücretinin davacıdan alınarak davalılara (EŞİT ORANDA) verilmesine,
7-Taraflarca yatırılan gider avansından arta kalan kısmının HMK 333.maddesine göre karar kesinleştiğinde TARAFLARA İADESİNE,
Dair ; taraf vekillerinin yüzüne karşı, gerekçeli kararın tebliğinden itibaren 6100 s. HMK'nın 345. maddesi gereğince ( 2 ) hafta içerisinde, ilgili BAM Hukuk Dairesi Başkanlığına sunulmak üzere Mahkememize verilecek dilekçe ile istinaf yolu açık olmak üzere ve oy birliğiyle verilen karar açıkça okunup, usulen anlatıldı. 11/06/2025
Başkan Üye Üye Katip