T.C. KONYA . ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ Esas-Karar No: ... E. - ... K.
T.C.
KONYA TÜRK MİLLETİ ADINA
. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ KARAR
ESAS NO:
KARAR NO:
BAŞKAN:
ÜYE:
ÜYE:
KATİP:
DAVACI:
VEKİLLERİ:
DAVALILAR: 1)
VEKİLLERİ:
2)
TASFİYE MEMURU :
DAVA: TESPİT VE ALACAK
DAVA TARİHİ:
KARAR TARİHİ:
GEREKÇELİ KARARIN
YAZILDIĞI TARİH :
Davacı tarafından davalılar aleyhine açılan davanın yapılan yargılaması sonunda;
GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ:
Davacı vekili 13/08/2018 tarihli dilekçesiyle ve yargılama sırasındaki beyanlarıyla ; davacı tarafından davalı şirkete para yatırıldığını, davalı şirket temsilcileri tarafından para yatırılırken, davacının davalı şirkete ortak olacağı, yatırılan para karşılığında yüksek kazanç elde edeceği ve yatırdığı paranın istendiğinde kendisine iade edileceği konusunda davacıya güven telkin edildiğini, davalı holdingin grup şirketleri bünyesinde barındırdığını, davacının yatırdığı paraları geri istediğinde davalı şirketin ödeme yapmadığını, diğer davalı Haşim Bayram'ın da davalı şirketin (ve birleşmeden önceki alt grup şirketlerin) (önceki) yöneticisi olduğunu, davalı şirket ile birlikte davacıya karşı sorumlu olduğunu beyan ederek, fazlaya ilişkin hakları saklı kalmak kaydıyla, davacı ile davalı şirket arasında geçerli bir ortaklık ilişkisi bulunmadığının tespiti ile davacının davalı şirkete yatırdığı paralardan dolayı şimdilik, 7.500 TL.nin ödeme tarihinden itibaren işleyecek ticari faiziyle birlikte davalılardan müştereken ve müteselsilen tahsiline karar verilmesini dava ve talep etmiştir.
Dilekçeler aşaması tamamlanmış, taraflara duruşma gününü bildirir davetiye tebliğ edilerek duruşma açılmıştır.
Davalı şirket vekili, öncelikle hak düşürücü süre ve zamanaşımı itirazında bulunmuş ve davacının davalı şirket ortağı olduğunu da beyan ederek yargılama sırasında yürürlüğe giren 7194 s. Kanun'un 41. maddesi (3332 s. Kanun'un Geçici 4. maddesi) gereğince davada karar verilmesine yer olmadığına dair karar verilmesini istemiştir.
Davacının UYAP Mernis ve Takbis kayıtları çıkartılmıştır.
Davanın açılmasından sonra, 7194 s. Kanun'un 41. maddesi ile "25/03/1987 tarihli ve 3332 s. Sermaye Piyasasının Teşviki, Sermayenin Tabana Yaygınlaştırılması ve Ekonomiyi Düzenlemede Alınacak Tedbirler ile 3182 sayılı Kurumlar Vergisi Kanunu, 213 sayılı Vergi Usul Kanunu ve 3182 sayılı Bankalar Kanunun da Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun'a" Geçici 4. maddenin eklendiği, bu düzenlemenin 07/12/2019 gün ve 30971 s. Resmi Gazete'de yayınlanarak aynı gün yürürlüğe girdiği görülmüş, söz konusu düzenlemeye ilişkin Resmi Gazete'nin ilgili kısmının fotokopisi dosyamıza konulmuştur.
Yapılan yargılama sonunda Mahkememizin 30/10/2020 gün ve ... E. ... K. sayılı ilamı ile davacının davası hakkında (3332 s. Kanun'un Geçici 4. maddesine istinaden) karar verilmesine yer olmadığına karar verilmiştir. Karara karşı istinaf yoluna gidilmesi üzerine Konya BAM . HD'nin 30/12/2022 gün ve ... E. ... K. sayılı ilamı ile istinaf talebinin esastan reddine karar verilmiştir. Bu karara karşı da temyiz yoluna gidilmesi üzerine, Yargıtay . HD'nin 18/09/2023 gün ve ... E. ... K. sayılı ilamı ile karar bozulmuş, bozma sonrası dosya Mahkememizin ... E. sırasına kaydedilmiş ve bozma ilamına uyulmasına karar verilmiştir.
İncelenen dosya kapsamı ve toplanan deliller bir bütün halinde değerlendirildiğinde;
Dava, "Tespit ve Alacak" davasıdır.
Somut olayda ; Türkiye Ticaret Sicili Gazetesi'nin 28/05/2010 gün ve 7573 sayılı nüshasının 209. sayfasınındaki bilgilerden ... Tic. A.Ş. 'nin ünvanının ... A.Ş. olarak değiştirildiği, 17/07/2012 gün ve 8113 sayılı nüshasının 108. sayfasındaki bilgilerden ... A.Ş.'nin ... A.Ş.'nin bünyesine girerek ... A.Ş.'ye devredilmek suretiyle birleştirilmesine ve tasfiyesiz infisahına karar verildiği ve 08/06/2017 gün ve 9343 sayılı nüshasının 291. sayfasındaki bilgilerden de ... Holding A.Ş.'nin ünvanının ... Holding A.Ş. olarak değiştirilmesine karar verildiği anlaşılmış, gerekçeli kararımızın karar başlığında da davalı şirket, güncel ünvanına uygun olarak ... Holding A.Ş. olarak yazılmıştır.
Türkiye Ticaret Sicili Gazetesi'nin 30/11/1995 gün ve 3926 sayılı nüshasının 283. sayfasınındaki bilgilerden ... ... A.Ş.nin kurucu yönetim kurulu başkanı olduğu, ... , ... , ... ve ... ise yönetim kurulu üyeleri olduğu, Türkiye Ticaret Sicili Gazetesi'nin 08/12/1997 gün ve 4435 sayılı nüshasının 153. sayfasındaki bilgilerden de ... davalı şirketin birleşme öncesi alt grup şirketlerinden olan ... A.Ş.'nin kurucu yönetim kurulu başkanı, ... ve ... kurucu yönetim kurulu üyelerinden olduğu, yine Türkiye Ticaret Sicil Gazetesi'nin 28/05/2010 gün ve 7573 sayılı nüshasının 209. sayfasındaki bilgilerden ise ... ... A.Ş.'nin yönetim kurulu başkanı ... ise yönetim kurulu üyelerinden olduğu anlaşılmıştır.
Davada çözülmesi gereken sorunlar ; davacının davalı ... Holding A.Ş.nin ortağı olup olmadığı, ortaklık ilişkisinin geçerli olup olmadığı, davacının davalı şirkete verdiğini iddia ettiği bedellerin iadesini isteyip isteyemeyeceği, isteyebilirse isteyebileceği bedelin ne kadar olduğu, diğer davalı ... da bu alacaktan sorumlu olup olmadığı, davada zamanaşımı süresi ile hak düşürücü sürenin geçip geçmediği, davacının 6100 s. HMK.nin 84. maddesi gereğince teminat yatırmasının gerekip gerekmediği, sorunlarıdır.
6100 s. HMK'nin 84/1. maddesi gereğince "Türkiye’de mutad meskeni olmayan Türk vatandaşının dava açması" halinde teminat yatırılması gerekli ise de; davacının UYAP Mernis ve Takbis kayıtlarının çıkartılması sonucu, Türkiye'de taşınmazının bulunduğu anlaşıldığından 6100 s. HMK'nin 85/1-b maddesi gereğince teminat yatırması gerekmediği sonucuna varılmıştır.
Usül ve yasaya uygun görülerek uyulmasına karar verilen bozma ilamında da belirtildiği üzere; Dava konusu uyuşmazlığa uygulanan 7194 sayılı Kanun'un 41 inci maddesi (3332 s. Kanun'un Geçici 4. maddesi) Anayasa Mahkemesi'nin 18.05.2023 tarihli ve ... E. ... K. sayılı iptal kararı ile Anayasa'ya aykırı bulunarak iptal edilmiştir. Bu durumda Mahkememizce verilen kararın yasal dayanağı ortadan kalktığından davalı tarafın savunmaları ve ilk itirazları da değerlendirilerek davanın esası hakkında bir karar verilmesi gerektiği sonucuna varılmıştır.
Davalı taraf, hak düşürücü süre itirazında bulunmuş ise de; bu davada uygulanması gereken yasal bir hak düşürücü süre bulunmadığından hak düşürücü süre itirazları reddedilmiştir.
Davalı tarafın zamanaşımı itirazı yönünden yapılan değerlendirmede ise; Davalı şirket tarafından cevap dilekçesi içerisinde ve süresinde zamanaşımı itirazında bulunulduğu görülmüştür.
Yargıtay . HD’nin 10/07/2023 gün ve ... E. ... K. sayılı emsal içtihadına göre; "Uyuşmazlık, geçerli ortaklık ilişkisi kurulmadığının tespiti ve alacak istemine ilişkindir…
Yargıtay İçtihadı Birleştirme Hukuk Genel Kurulunun, 22.04.2022 tarih, ... E. ve ... K. sayılı kararıyla mudilerin off shore alacaklarının tahsiline yönelik açtıkları davalarda zamanaşımının başlangıcının tespitinde off shore hesabına aktarma tarihinin esas alınması gerektiğine karar verilmiştir. İçtihadı birleştirme kararları konularıyla sınırlı, gerekçeleri ile açıklayıcı, aydınlatıcı, yol gösterici, sonuçlarıyla bağlayıcı soyut kararlardır. Bu itibarla off shore alacakların tahsiline ilişkin davalar bakımından verilen işbu içtihadı birleştirme kararının gerekçesi, somut uyuşmazlık bakımından da açıklayıcı ve yol gösterici mahiyette olup zamanaşımı hususunun bu bakış açısı ile değerlendirilmesi elzemdir...
818 sayılı Kanun, 11.01.2011 tarihinde kabul edilen 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun (6098 sayılı Kanun) 647 nci maddesi ile yürürlükten kaldırılmış, 6098 sayılı Kanun ise 01.07.2012 tarihinde yürürlüğe girmiştir. 6101 sayılı Türk Borçlar Kanununun Yürürlüğü ve Uygulama Şekli Hakkında Kanun’un 5 inci maddesinin birinci fıkrası; “Türk Borçlar Kanununun yürürlüğe girmesinden önce işlemeye başlamış bulunan hak düşürücü süreler ile zamanaşımı süreleri, eski kanım hükümlerine tabi olmaya devam eder. Ancak, bu sürelerin henüz dolmamış kısmı, Türk Borçlar Kanununda öngörülen süreden uzun ise, yürürlüğünden haşlayarak Türk Borçlar Kanununda öngörülen sürenin geçmesiyle, hak düşürücü süre veya zamanaşımı süresi dolmuş olur” hükmünü haizdir. Buna göre 818 sayılı Kanun hükümlerinin uygulanması gerekmektedir.
Haksız fiilden doğan tazminat davasının tabi olduğu zamanaşımı süreleri ve başlangıçları 818 sayılı Kanun'un 60 ıncı maddesinde genel zamanaşımı hükümlerinden ayrı olarak düzenlenmiştir. Zamanaşımı sürelerinin ve başlangıçlarının düzenlendiği 818 sayılı Kanun'un 60 ıncı maddesinin ilk iki fıkrası; “Zarar ve ziyan yahut manevi zarar namiyle nakdi bir meblağ tediyesine müteallik dava, mutazam olan tarafın zarara ve failine ıttıla tarihinden itibaren bir sene ve her halde zararı müstelzim fiilin vukuundan itibaren on sene mürurundan sonra istima olunmaz. Şu kadar ki zarar ve ziyan davası, ceza kanunları mucibince müddeti daha uzun müruru zamana tabi cezayı müstelzim bir fiilden neşet etmiş olursa şahsi davaya da o müruru zaman tatbik olunur.” şeklinde düzenleme içermektedir.
Görüldüğü üzere 818 sayılı Kanun'un 60 ıncı maddesinde haksız fiillerle ilgili olarak üç farklı zamanaşımı süresi öngörülmüştür. Bunlardan ilki zarar görenin zararı ve faili (sorumlu kişiyi) öğrendiği tarihten itibaren işlemeye başlayan bir yıllık zamanaşımı süresidir. Bir yıllık sürenin işlemeye başlaması açısından “öğrenme” ölçütü esas alınmış, bu ölçüt hem zarar hem de fail açısından aranmıştır. Bu nedenle bir yıllık zamanaşımı süresi bu iki husustan hangisi daha sonra öğrenilmişse o hususun öğrenilme tarihinden itibaren işlemeye başlar. Başka bir deyişle bu iki hususun birlikte gerçekleşmesi gerekmekte olup sadece birinin öğrenilmesi zamanaşımı süresinin işlemeye başlaması için yeterli olmamaktadır. Bir yıllık zamanaşımı süresinin başlangıcı öğrenme gibi subjektif bir ölçüte bağlı olduğundan, bu süre öğreti ve uygulamada “nispi zamanaşımı süresi” olarak adlandırılmaktadır. Öte yandan bir yıllık sürenin başlaması bakımından zararın öğrenilmiş sayılması için zararın varlığını, niteliğini ve temel unsurlarını belirleyecek bilgilerin dava açacak derecede öğrenilmiş olması yeterlidir.
818 sayılı Kanun'un 60 ncı maddesi ile öngörülen zamanaşımı sürelerinden ikincisi ise bir yıllık nispi zamanaşımı süresini, herhalde zarar verici fiilin gerçekleştiği (vuku bulduğu) tarihten itibaren on yıl ile sınırlandıran on yıllık zamanaşımı süresidir. On yıllık zamanaşımı süresinin başlangıcı objektif nitelikte olan zarar verici fiilin gerçekleştiği tarihtir. Bununla birlikte eğer zarar verici fiil süregelen bir nitelik taşıyorsa on yıllık zamanaşımı süresinin de fiilin tamamlandığı tarihten itibaren işlemeye başlaması gerekir. On yıllık zamanaşımı sürenin başlangıcı haksız fiilin gerçekleştiği (veya tamamlandığı) tarih gibi objektif bir ölçüte bağlı olduğundan, bu süre öğreti ve uygulamada “mutlak zamanaşımı süresi” olarak adlandırılmaktadır. On yıl içinde zarar ve sorumlu kişi öğrenilemediği için bir yıllık zamanaşımı süresi işlemeye başlamamış olsa dahi haksız fiilin gerçekleştiği tarihten itibaren on yıl geçmişse tazminat davası açma hakkı zamanaşımına uğrar. Buna karşılık on yıllık süre içinde zararın ve failin öğrenilmesinden itibaren bir yıllık süre dolmuşsa artık azami nitelikteki on yıllık mutlak zamanaşımı süresinin bir önemi kalmaz, bir yıllık süre dolduğunda zamanaşımı gerçekleşmiş olur. (... : Haksız Fiil Sorumluluğunda Zamanaşımı Sürelerinin Başlangıcı, Dokuz Eylül Üniversitesi Hukuk Fakültesi Dergisi, 2012, C.12, s. 58.)
Görüldüğü üzere bir yıllık zamanaşımı süresi ile on yıllık zamanaşımı süresi arasındaki en önemli fark sürelerin başlama anlarıdır. Bir yıllık zamanaşımı süresi zararın ve failin öğrenildiği tarihten itibaren işlemeye başlarken on yıllık zamanaşımı süresi zararın ve failin öğrenilip öğrenilmediğine bakılmaksızın haksız fiilin gerçekleştiği tarihten itibaren işlemeye başlamaktadır. Zararın sonradan meydana gelmesi de sürenin işlemeye başladığı anı değiştirmemektedir.
818 sayılı Kanun'un 60 ncı maddesi ile öngörülen zamanaşımı sürelerinden bir diğeri ise ceza davası zamanaşımı süresidir. Buna göre cezayı gerektiren haksız fiiller bakımından ceza kanunlarında daha uzun bir zamanaşımı süresi öngörülmüşse tazminat talepleri için de bu zamanaşımının uygulanması gerekmektedir. Ancak haksız fiillere ceza kanunlarındaki zamanaşımının uygulanabilmesi için haksız fiilin cezalandırılabilir olması ve bu fiil için ceza kanunlarında öngörülen zamanaşımının haksız fiillere uygulanan nispi veya mutlak zamanaşımından uzun olması gerekmektedir. Buradaki ceza kanunlarındaki zamanaşımı ifadesinden anlaşılması gereken ise ceza kanunlarındaki dava zamanaşımıdır. Zira 818 sayılı Kanun'un 60 ıncı maddesinin ikinci fıkrasının düzenlenme amacı, ceza yargılaması yapılabildiği sürece aynı fiilden kaynaklanan zararların tazmininin istenebilmesidir. Bir fiilin ceza yargılamasına konu olup olmamasında belirleyici olan süre ise dava zamanaşımı süresidir...
Ceza davası zamanaşımının uygulanabilmesi için tazminat sorumluluğuna neden olan fiilin ceza kanunlarına göre suç oluşturması ve cezayı gerektirmesi yeterli olup ayrıca haksız fiilin faili hakkında ceza davası açılmış olması veya mahkumiyet kararı verilmiş olması, hatta soruşturma yapılması gerekli değildir. Bu nedenle tazminat davasına bakan hakim zamanaşımı defi ile karşılaştığında, davanın esasına girmeden önce fiilin cezayı gerektirir bir fiil olup olmadığını ceza hukuku ilkelerine göre kendisi değerlendirecek, fiilin suç niteliğinde olduğu kanaatine ulaşırsa ceza zamanaşımını dikkate alacaktır (... . ... , ... , ... : ... Borçlar Hukuku Genel Hükümler, İstanbul 1993, s. 723.)
Hemen belirtilmelidir ki ceza davası zamanaşımı süresinin başlangıcı 818 sayılı Kanun hükümlerine göre değil, ceza kanunu hükümlerine göre belirlenir. Buna göre ceza davası zamanaşımının uygulandığı durumlarda zamanaşımı süresi, zararın ve failin öğrenildiği tarihten itibaren değil, suç teşkil eden fiilin işlendiği (veya fiilin tamamlandığı) tarihten itibaren işlemeye başlayacaktır. Ceza kanunu hükümleri, sadece ceza davasının zamanaşımının süresi ve başlangıç noktası bakımından uygulanacak olup zamanaşımın durması ve kesilmesine ilişkin nedenler ve sonuçları hakkında 818 sayılı Kanun hükümleri uygulanacaktır (Antalya, ... : Borçlar Hukuku Genel Hükümler, C. II, İstanbul 2017, s. 515).
Ceza davası zamanaşımı süresinin amacı gözetildiğinde, daha uzun olmak şartıyla bu sürenin hem bir yıllık nispi zamanaşımı süresi hem de on yıllık mutlak zamanaşımı süresi açısından uygulanması gerekir. On yıldan fazla ceza davası zamanaşımı süresinin söz konusu olduğu bir durumda artık nispi ve mutlak zamanaşımı süresi dikkate alınmayacaktır. Bu durumda ceza davası zamanaşımı süresi hem bir yıllık nispi zamanaşımı süresinin hem de on yıllık mutlak zamanaşımı süresinin yerini alacak, tazminat davası en geç bu sürenin sonuna kadar açılabilecektir. Öte yandan ceza davası zamanaşımı süresi bir yıllık nispi zamanaşımı süresinden uzun ancak on yıllık mutlak zamanaşımı süresinden kısa ise bu durumda sadece nispi zamanaşımı süresinin yerine uygulanma imkanına sahip olacaktır. (... s. 725.). Zarar gören, zarar ve faili ne zaman öğrenmiş olursa olsun on yıllık mutlak zamanaşımı süresinin geçmemiş olması şartıyla ceza davası zamanaşımı süresi içinde tazminat davası açabilecektir. Bununla birlikte ceza davası zamanaşımı süresi dolmuş olsa dahi zarar gören on yıllık mutlak zamanaşımı süresi içerisinde zarar ve faili öğrendiği tarihten itibaren işlemeye başlayan bir yıllık nispi zamanaşımı süresi içinde tazminat davası açabilecektir...
Bu itibarla davalı eyleminin haksız fiil niteliğinde olduğu, süresi içerisinde zamanaşımı definde bulunulduğu, işbu davada zamanaşımı yönünden davacı lehine usuli kazanılmış hak bulunmadığı, cezanın üst sınırına göre ceza zamanaşımı süresinin 765 sayılı Türk Ceza Kanunu'nun 102 nci maddesinin dördüncü fıkrası ile 104 üncü maddesinin ikinci fıkraları uyarınca 5 yıl, uzamış zamanaşımı süresinin ise 7,5 yıl olduğu, davacının 01.01.2001 tarihinde şirkete para yatırdığı buna karşın eldeki davanın 20.10.2008 tarihinde 7.5 yıllık zamanaşımı süresinden sonra açıldığı gözetilerek mahkemece zamanaşımı sebebiyle davanın reddine karar verilmesi gerekirken yazılı şekilde hüküm tesisi doğru olmamıştır.”
Konya BAM . HD’nin 27/02/2024 gün ve ... E. ... K. sayılı emsal karanında da yukarıda yazılı Yargıtay . HD'nin emsal içtihadına atıf yapılarak, davalıların eylemlerinin haksız fiil niteliğinde olduğu, davalı ... Holding A.Ş'nin süresi içerisinde zamanaşımı definde bulunduğu, işbu davada zamanaşımı yönünden davacı lehine usuli kazanılmış hak bulunmadığı, davacının şirkete 07/03/1998 tarihinde para yatırdığı buna karşın eldeki davanın 04/12/2018 tarihinde zamanaşımı süreleri geçtikten sonra açıldığı gerekçesiyle davalı ... Holding A.Ş.'ye yönelik açılan davanın zamanaşımı nedeniyle reddine karar verilmiştir.
Aynı mahiyetteki değişik davacılar tarafından özellikle Konya'da ... Holding A.Ş.'ye karşı açılan yüzlerce davadaki tespitlerden, davalı şirket temsilcilerinin ve görevlilerinin eylemlerinin haksız fiil teşkil ettiğinin kabul edildiği, bu hususun Yargıtay ve Bölge Adliye Mahkemeleri uygulamalarıyla da kabul gördüğü bilinmektedir.
6101 s. Türk Borçlar Kanununun Yürürlüğü ve Uygulama Sekli Hakkında Kanun'un 5/1. maddesine göre de, "(1) Türk Borçlar Kanununun yürürlüğe girmesinden önce islemeye başlamış bulunan hak düşürücü süreler ile zamanasımı süreleri, eski kanun hükümlerine tabi olmaya devam eder. Ancak, bu sürelerin henüz dolmamış kısmı, Türk Borçlar Kanununda öngörülen süreden uzun ise, yürürlüğünden baslayarak Türk Borçlar Kanununda öngörülen sürenin geçmesiyle, hak düsürücü süre veya zamanasımı süresi dolmuş olur." Bu nedenle dava konusu ihtilafa mülga 818 s. BK'nin 60. maddesinin uygulanması gerekmektedir.
Mülga 818 s. BK'nin 60/1-2. maddesine göre de haksız fiil halinde, "Zarar ve ziyan yahut manevi zarar namiyle nakdi bir meblağ tediyesine müteallik dava, mutazarrır olan tarafın zarara ve failine ittılaı tarihinden itibaren bir sene ve her halde zararı müstelzim fiilin vukuundan itibaren on sene mürurundan sonra istima olunmaz.
Şukadar ki zarar ve ziyan davası, ceza kanunları mucibince müddeti daha uzun müruru zamana tabi cezayı müstelzim bir fiilden neşet etmiş olursa şahsi davaya da o müruru zaman tatbik olunur."
... Holding A.Ş.'ye karşı açılan benzer mahiyetteki (emsal) dosyalardan bilindiği üzere, Konya . Ağır Ceza Mahkemesi'nde ve Konya . Ağır Ceza Mahkemesi'nde davalı şirketlerin yöneticileri suç işlemek amacıyla örgüt kurmak ve dolandırıcılık suçlarından yargılanmış, her iki kamu davasında da zamanaşımı nedeni ile ortadan kaldırma kararları verilmiştir. (Konya . Ağır Ceza Mahkemesi'nin 25.03.2011 gün ve ... E.-... K. sayılı kamu davasının düşürülmesine dair kararı Yargıtay . Ceza Dairesi'nin 21.11.2012 gün ve ... E.-... K. sayılı kararı ile onanmış, Konya . Ağır Ceza Mahkemesi'nin 08.11.2006 gün ve ... E.-... K. sayılı beraat kararı Yargıtay . Ceza Dairesi'nin 31.12.2007 gün ve ... E.-... K. sayılı kararı ile kamu davasının zamanaşımı nedeniyle ortadan kaldırılması gerektiği gerekçesiyle bozulmuştur). Konya . Ağır Ceza Mahkemesi dosyasında düzenlenen iddianamede ve dayanak 07.09.1999 tarihli denetim raporunda, şirketin yasal defter ve kayıtlarında görülmesine rağmen 1995, 1996, 1997 yıllarında ortak olmak amacıyla para toplanan tasarruf sahiplerine Alman Markı bazında sırayla yıllık %18, %18 ve %20 oranında kâr payı dağıtımlarının şirket faaliyet sonuçlarından bağımsız olarak gerçekleştirildiği, anılan yıllarda şirketin önemli tutarda zarar ettiği halde bu oranda kâr payı dağıtmasının ancak sisteme yeni giren katılımcılardan toplanan paralarla karşılanmasının mümkün olduğu, Holding tarafından tasarruf sahiplerine verilen hisselerin daha sonra geri alındığı ve yeni ortak olmak isteyenlere satıldığı, Holding'in aracı rol üstlendiği ancak böyle bir yetki belgesinin olmadığı, ... Holding A.Ş. ve ... Tic. A.Ş.'nin geçmiş yıllara ait mali tablolarına göre şirketlerin yüklü miktarlarda zarar ettikleri, faaliyet kârı olmamasına rağmen kâr payları dağıttıkları tespitlerine yer verilmiştir...
Mülga 765 s. TCK'nin 503/1. maddesine göre, "Bir kişiyi kandırabilecek nitelikte hile ve desiseler yaparak hataya düşürüp onun veya başkasının zararına, kendisine veya başkasına haksız bir menfaat sağlayan kişiye bir yıldan üç yıla kadar hapis ve sağladığı haksız menfaatin bir misli kadar ağır para cezası verilir."
Mülga 765 s. TCK.nin 102/4. maddesine göre de, "Beş seneden ziyade olmamak üzere ağır hapis veya hapis yahud sürgün veya hidematı ammeden muvakkaten mahrumiyet cezalarını ve ağır para cezasını müstelzim cürümlerde beş sene" geçmesiyle kamu davası ortadan kalkar."
Yargıtay HGK’nun 16.04.2008 gün ve ... E. ... K. sayılı emsal içtihadına göre de, "Uzamış zamanaşımı süresi olay tarihinden itibaren işlemeye başlar. Bu kuralın dayanağı, somut olay bakımından 765 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun 103. maddesindeki “Müruruzamanın başlangıcı tamamiyle icra olunmuş cürüm ve kabahatler hakkında fiilin vukuu gününden… itibar olunur.” Hükmüdür. Öte yandan, aynı Kanunun 104. maddesinde zamanaşımının kesildiği haller için salt ceza davaları yönünden öngörülen ‘yarı oranında uzama’ kuralı, hukuk davalarında uygulanmaz."
Yargıtay . HD'nin 02/05/2014 gün ve E.-K. sayılı emsal içtihadına göre ise, "Kısmi dava açılmış olması halinde, zamanaşımı yalnızca açılmış olan kısım için kesilir, ek davanın da zamanaşımı süresi dolmadan açılması şarttır. Kısmi davada, zamanaşımı yalnızca dava açılan kısım için kesildiğinden ve geriye kalan meblağ için işlemeye devam ettiğinden ıslahla artırılacak olan miktar için de zamanaşımı süresinin dolmamış olması gerekir. Aksi takdirde, karşı taraf, artırılan miktarın zamanaşımına uğradığını def’i olarak ileri sürebilir."
Yukarıda yazılı yasal düzenlemeler ve emsal Yargıtay kararları birlikte değerlendirildiğinde;
Davalı ... Holding A.Ş.'nin (görevli ve yetkililerinin) haksız fiil teşkil eden eylemine uygulanması gereken 3 ayrı zamanaşımı süresi mevcuttur. Bunlar; zararın ve failin öğrenildiği tarihten itibaren işlemeye başlayacak olan 1 yıllık, haksız fiil tarihinden itibaren işlemeye başlayacak olan 10 yıllık ve ayrıca zarar verici eylemin suç teşkil etmesi halinde yine haksız fiil tarihinden itibaren uygulanacak olan uzamış ceza zamanaşımı (somut olayda 5 yıl) süresidir. Mahkememize göre de, uzamış 5 yıllık ceza zamanaşımı süresinin, ceza yargılamasında olduğu gibi yarı oranında uzaması kuralı, yine yukarıda yazılı emsal Yargıtay HGK kararı gereğince hukuk davalarında uygulanamayacaktır. (Bu konuda Yargıtay HGK’nun 16.04.2008 gün ve ... E. ... K. ile Yargıtay . HD’nin 10/07/2023 gün ve ... E. ... K. arasında içtihat aykırılığı mevcuttur.)
10 yıllık genel zamanaşımı süresi ile 5 yıllık uzamış ceza zamanaşımı süresi, zarar ve fail öğrenilmese bile haksız fiil tarihinden itibaren işlemeye başlayacaktır. Ancak yine yukarıda yazılı emsal Yargıtay kararlarında belirtildiği gibi, davacının oyalanması halinde zamanaşımı süresinin davalının eylem (haksız fiil) tarihinden itibaren başlatılması ve davalının zamanaşımı itirazından yararlanması iyi niyet prensipleri gereğince mümkün olmadığından, 10 yıllık genel ve 5 yıllık uzamış ceza zamanaşımı süresinin, davacının verdiği parayı davalının ödemeyeceğini kesin olarak anladığı (örneğin alacak davası açtığı) tarihten itibaren başlatılması gerekecektir.
Zararın ve failin her ikisinin birlikte uzamış ceza zamanaşımının sona ermesinden sonra öğrenilmesi halinde ise, 10 yıllık genel zamanaşımı süresi geçirilmemek kaydıyla, 2 yıllık (818 s. BK'ye göre 1 yıllık) haksız fiile ilişkin zamanaşımı süresi içerisinde davanın açılması gerekecektir.
Ayrıca kısmi dava açılması durumunda, zamanaşımı süresi sadece alacağın dava açılan kısmı için kesilecek, dava açılmayan kısım yönünden zamanaşımı süresi işlemeye devam edecektir.
Davacının sunduğu ve alacağının dayanağı bir belge olarak gösterdiği Ortaklık Durum Belgesinin (ODB'nin) tarihinin 19/05/2000 olup, bu davanın 13/08/2018 tarihinde yaklaşık 18 yıl sonra açıldığı, davacının para yatırdığı tarihten itibaren Mahkememizdeki dava tarihine kadar 5 yıllık ceza zamanaşımı ve 10 yıllık genel zamanaşımı süresinin geçtiği ve davalı ... Holding A.Ş.'nin cevap süresi içerisinde zamanaşımı itirazında bulunduğu görüldüğünden, davacının ... Holding A.Ş.'ye karşı açtığı davasının zamanaşımı süresinin geçmesi nedeniyle reddine karar vermek gerekmiştir.
6098 s. TBK'nin 161. maddesine göre, "zamanaşımı ileri sürülmedikçe, hâkim bunu kendiliğinden göz önüne alamaz" ve davalılardan Haşim Bayram terekesi yönünden zamanaşımı itirazı yok ise de; dava dilekçesindeki anlatımlara göre de, davalılardan Haşim Bayram'ın sorumluluğu, davalı şirketin sorumluluğuna sıkı sıkıya bağlı ve bu şirkete atfedilen eylemden ayrılamayan müştereken ve müteselsilen bir sorumluluk olması nedeniyle davalılardan Haşim Bayram yönünden de zamanaşımı süresinin sona erdiği sonucuna varılmış, davacının davasının davalılardan Haşim Bayram yönünden de zamanaşımı süresinin geçmesi nedeniyle reddine karar vermek gerekmiştir.
Yargıtay . HD’nin 11.07.2023 gün ve ... E. ... K. emsal içtihadına göre, davanın zamanaşımı nedeniyle reddine karar verilmesi halinde yargılamada kendisini vekil ile temsil ettirmiş davalı yararına hüküm tarihindeki Avukatlık Asgari Ücret Tarifesi gereğince nispi vekâlet ücretine hükmedilmesi gerekli ise de;
Yargıtay . Hukuk Dairesi somut dosya ile benzer uyuşmazlıklarda uzun süredir davalıların zamanaşımını ileri sürmelerinin hakkın kötüye kullanılması olduğu görüşü ile kararlar vermiştir. (örneğin ; Yargıtay . HD.nin 02/10/2014 gün ve ... E. ... K., 03.04.2014 gün ve ... E. ... K., 30.05.2016 gün ve ... E. ... K., 29/09/2016 gün ve ... E. ... K., 05/04/2018 gün ve ... E. ... K., 07/05/2018 gün ve ... E. ... K. sayılı ilamları gibi). İlk derece mahkemeleri tarafından da uzun süre özellikle sonradan Anayasa Mahkemesi tarafından iptal edilen 3332 s. Yasanın Geçici 4. maddesinin, 07/12/2019 tarihinde yürürlüğe girmesine kadar bu uygulamaya uygun kararlar verilmiştir.
Her ne kadar Yargıtay . HD. tarafından yukarıda ayrıntılı yazılı 10/07/2023 gün ve ... E. ... K. sayılı kararı ile bu uygulamasından dönülerek davanın zamanaşımı nedeniyle reddine karar verilmesi gerektiği görüşü benimsenmiş ve gerek Yargıtay'ın gerekse ilk derece mahkemelerinin önceki görüş ve uygulamalarından dönerek yeni karar ve uygulamaya geçmeleri hukuken mümkün görülmüş ise de;
Yargıtay'ın ve ilk derece mahkemelerinin uzun süre istikrar kazanmış uygulamalarına güvenerek dava açan davacıların, bu davalar derdest iken yargı kurumlarının hukuki görüş değişikliği ve zamanaşımı nedeniyle davanın reddine karar vermeleri sonucu, ayrıca (karşı tarafın yaptığı) yargılama giderlerine ve vekalet ücretine mahkum edilmelerinin, adalet ve hakkaniyet prensipleri ile hukuki güvenlik ve öngörülebilirlik prensiplerine aykırılık teşkil ettiği sonucuna varılmıştır.
Bu nedenle davacının davasının zamanaşımı nedeniyle reddine karar verilmiş olmasına rağmen, adalet ve hakkaniyet prensipleri ile hukuki güvenlik prensibi gereğince davalı taraf lehine vekalet ücreti ve yargılama giderine hükmedilemeyeceği sonucuna varılmış ve oluşan vicdani kanaat ile aşağıdaki şekilde karar verilmiştir.
HÜKÜM: Yukarıda açıklanan gerekçelerle ;
1-Davacının tespit ve alacak davasının ZAMANAŞIMI SÜRESİNİN GEÇMİŞ OLMASI NEDENİYLE REDDİNE,
2-Peşin alınan ıslah harcı dahil 2.241 TL. nispi karar ve ilam harcından, karar tarihi itibariyle alınması gereken 427,60 TL. maktu ret karar ve ilam harcının mahsubu ile kalan 1.813,40 TL. harcın istek halinde davacıya iadesine,
3-Davacı tarafından yapılan yargılama giderleri ile gerekçeli karar tebliği için davacı avansından yapılacak olan yargılama giderlerinin davacı üzerinde bırakılmasına,
4-Davalı tarafça yapılan yargılama gideri tespit edilemediğinden bu hususta bir karar verilmesine yer olmadığına,
5-Davalılardan ... Holding A.Ş. vekilleri için davalı şirket lehine vekalet ücreti tayinine yer olmadığına,
6-Taraflarca yatırılan gider avansından artan kısmın, 6100 s. HMK'nın 333. maddesine göre karar kesinleştiğinde ve re'sen ilgili taraflara iadesine,
Dair ; davalı vekilinin yüzüne karşı, gerekçeli kararın tebliğinden itibaren ( 15 ) gün içerisinde, Yargıtay ilgili Hukuk Dairesi Başkanlığına sunulmak üzere Mahkememize verilecek dilekçe ile temyizi kabil olmak üzere ve oy birliğiyle verilen karar açıkça okunup, usulen anlatıldı. 22/05/2024
Başkan Üye Üye Katip