T.C. KONYA BAM ... HUKUK DAİRESİ Esas-Karar No: 2025/... - 2025/...
T.C.
KONYA
BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ
... HUKUK DAİRESİ
DOSYA NO: 2025/...
KARAR NO: 2025/...
KARAR TARİHİ: 21/03/2025
T Ü R K M İ L L E T İ A D I N A
İ S T İ N A F K A R A R I
BAŞKAN: ...
ÜYE: ...
ÜYE:...
KATİP: ...
İNCELENEN KARARIN
MAHKEMESİ: KONYA ... ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ
TARİHİ: 15/10/2024
NUMARASI: 2016/... Esas 2024/... Karar
DAVACI : ... - (T.C. Kimlik No:...)
VEKİLLERİ: Av....
DAVALILAR: 1-... MÜHEN. SAN. VE TİC. LTD.ŞTİ.
VEKİLİ: Av. ...
: 2- ... SİGORTA ANONİM ŞİRKETİ
VEKİLLERİ: Av. ...
DAVALI : 3- ... - (T.C. Kimlik No:...)
VEKİLLERİ: Av....
DAVA: Tazminat (Ölüm Ve Cismani Zarar Sebebiyle Açılan Tazminat)
İSTİNAF KARAR TARİHİ: 21/03/2025
İSTİNAF KARAR YAZIM TARİHİ: 24/03/2025
Yukarıda bilgileri yazılı mahkemece verilen karara ilişkin istinaf talebi üzerine mahkemece dosya istinaf incelemesi yapılmak üzere dairemize gönderildiğinden yapılan ön inceleme ve incelemeyle heyete tevdi olunan dosyanın gereği görüşülüp aşağıdaki karar verilmiştir.
TARAFLARIN İDDİA VE SAVUNMALARININ ÖZETİ :
Davacı vekili 22/11/2016 tarihli dilekçesiyle; Müvekkili ...a'nın kazanın gerçekleştiği 07/08/2016 günü ...'nın sevk ve idaresindeki ... plakalı araçta yolcu olduğunu, ... plakalı araç ile ...'nun sevk ve idaresindeki ... plaka sayılı aracın çarpıştığını, kaza sonucu müvekkilinin ağır şekilde yaralanarak ... Üniversitesi Tıp Fakültesi hastanesine kaldırıldığını, olay hakkında Konya CBS'nin 2016/... soruşturma sayılı dosyası ile soruşturmanın yürütüldüğünü, meydana gelen kazadan sonra soruşturma dosyası üzerinden düzenlenen raporda kusura dair bilirkişi raporunda diğer araç sürücüsü ...'nun tam kusurlu olduğunun tespit edildiği, müvekkilinin SGK'ya bağlı olmadan günlük yevmiye ile çalışmakta olduğunu ve asgari ücret düzeyinde bir gelir elde ettiğini, davalı sigorta şirketine 24/112015 tarihli poliçeden kaynaklı olarak başvuru yapıldığını ancak cevap verilmediğini, kaza nedeniyle iş gücü kaybına uğradığını ve tam olarak çalışamadığını, bu nedenle iş gücü kaybı tazminatı talebinin hasıl olduğunu, davacının kaza tarihinden itibaren 6 aylık sürede geçici iş göremezlik sürecinde bakıcı gideri talep edilebileceğini, izah edilen tüm bu nedenlerle fazlaya ve manevi tazminata ilişkin tüm talep ve dava hakları saklı kalmak üzere 1.000 TL. Maddi tazminatın davalılardan müştereken ve müteselsilen alınarak müvekkiline verilmesine karar verilmesini dava ve talep etmiştir.
Davalı ... ... Ltd. Şti. Vekilince mahkememize sunulan cevap dilekçesinde özetle; davacının talepleri tamamen haksız ve hukuka aykırıdır. Müvekkilinin ... plakalı aracın maliki olup, işleteni olmadığını, Kazanın müvekkiline ait aracı kullanan diğer davalı ... tarafın davacının içinde bulunduğu diğer araca çarpması ile meydana geldiğini, kaza yandan çarpma sonucu ve davacının da içinde bulunduğu araç sürücüsünün yeterli derecede dikkatli olmaması sebebiyle meydana geldiğini, kazaya ilişkin kusur oranlarının henüz belirlenmediğini, ayrıca davacıların araç sürücüsü aleyhinde Konya C.Başsavcılığının 2016/... Hzr.nolu dosyası ile soruşturma başlatıldığını öne sürseler de söz konusu ceza dosyasında müvekkilinin taraf olmadığını, davacı vekili dava dilekçesinde davacının ağır şekilde yaralandığını ve özürlü kalma riskinin olduğunu beyan etmiş olsa da dosyada davacının sadece ayağının kırıldığı ve ameliyat olmadığı, ayakta tedavi edildiği bilindiği, davacıya ait hastane kayıtlarının da dosyada mevcut olmadığını, davacının iş gücü kaybına ilişkin taleplerinin tamamen haksız ve hukuka aykırı olduğunu, davacı her ne kadar bakıcı gideri talebinde bulunmuş ise de bakıcı giderinin iş kazası nedeniyle açılan tazminat davalarında söz konusu olduğunu, izah edilen tüm bu nedenlerle haksız ve hukuka aykırı taleplerle açılan davanın reddini, yargılama giderleri ve vekalet ücretinin de davacıdan tahsiline karar verilmesini talep etmiştir.
Davalı ... vekilince Mahkememize sunulan cevap dilekçesinde özetle; dava konusu kazada kural ihlalini yapan diğer sürücü ... olduğunu, sürücü ...'nın davalı müvekkilini solladığı anda kazanın meydana geldiğini kazanın ... plakalı araç sürücüsü ...nın, Ankara-Konya D715 nolu devlet karayolunda, Konya şehir merkezine doğru seyir halindeyken “... Mahallesi Kavşağına” geldiklerinde kendileri ile aynı istikamette seyreden ... plakalı araca geçme kurallarına riayet etmemek suretiyle arkadan çarparak kazaya sebebiyet verdiğini, dosyada öncelikle kusur tespiti yapılması gerektiğini, müvekkilinin ... plakalı aracın sürücüsü olduğunu, Kaza davacının iddialarının aksine, diğer araç sürücüsü ...’nın kusurlu davranışı sonucu olduğunu, davacının sürekli işgücü kaybı tazminatı talep ettiğini, ancak bu hususun maluliyet raporu alınmasıyla belirlenebileceğini, davacının Geçici İşgücü Kaybı Tazminatı talebi içinse yeni iş kanununa göre ev işlerine gidenlerin dahi günlük SGK primlerinin ödeniyor olması gerektiğini, ancak dosyada böyle bir ödeme belgesine rastlanmadığını, davacının Bakıcı Giderleri Talebi için gerçekleşen kaza nedeniyle bakıma muhtaç hale geldiği kesin olarak ispatlanması gerektiğini, davacının Tedavi Gideri Hakkında ise bakıcı giderinin iş kazası nedeniyle açılan tazminat davalarında söz konusu olduğunu, bakıcı gideri talep etmek için mağdurun %100 malul olması gerektiğini, bu nedenle davacının bakıcı gideri talep etmesinin mümkün olmadığını, izah edilen nedenlerle haksız ve hukuka aykırı taleplerle açılan davanın reddini, yargılama giderleri ve vekalet ücretinin davacıdan tahsiline karar verilmesini talep etmiştir.
İLK DERECE MAHKEMESİ KARARININ ÖZETİ :
İlk Derece Mahkemesince verilen kararda özetle; "Yukarıda izah edilenler, bilirkişi raporları, adli tıp raporları, Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 02/12/2021 tarihli 2017/1179 E. Ve 2021/1563 karar sayılı ilamı ve Yargıtay 4. Hukuk Dairesinin yerleşmiş içtihatları ile tüm dosya kapsamı birlikte değerlendirildiğinde; ...'nın kullanımında olan ... plakalı araç ile davalı ... sevk ve idaresindeki ... plakalı aracın çarpışması neticesinde maddi hasarlı ve yaralanmalı trafik kazası meydana geldiği, çarpışma neticesi ... plakalı araçta bulunan davacının yaralandığından bahisle mahkememizde tazminat davası açıldığı, davalı tarafların ise davanın reddini talep ettiği anlaşılmıştır. Söz konusu trafik kazasının meydana gelmesinde sürücü ...'nın %15 oranında, sürücü ...'nun %85 oranında kusurlu olduğunun alınan bilirkişi raporu ile tespit edildiği, davacının dava konusu trafik kazasına bağlı olarak maluliyetine ilişkin rapor aldırıldığı, davacının maddi zararının aktüer bilirkişi marifetiyle hesaplamasının yapıldığı, kazaya karışan ... plakalı sayılı aracın davalı ... Sigorta Anonim Sigorta şirketine ... poliçe numarası ile Karayolları Motorlu Araçlar Zorunlu Mali Sorumluluk Sigorta Poliçesi ile sigortalı olduğu, ... San. ve Tic. Ltd.Şti.'nin ise kazaya karışan ... plakalı sayılı aracın işleteni konumunda olduğu, davacının maddi zararlarının tazmininde davalı ... Sigorta Anonim şirketinin ZMMS poliçesi uyarınca sigortacı sıfatı ile müteselsilen sorumlu olduğu anlaşılmakla; dosya içerisinde bulunan kaza tespit tutanağına göre, emniyet kemerinin takılı olup olmadığı "belirsiz" olarak işaretlendiğinden, davacının kemerinin takılı olmadığına dair dosya kapsamında herhangi bir delil olmayıp, takılı olmadığının ispatının davalı taraf üzerinde bulunması nedeniyle müterafik kusur indiriminin yapılmadığı (Konya Bölge Adliye Mahkemesi ...Hukuk Dairesinin 2022/... Esas 2022/... Karar Sayılı ilamı), davalılar tarafından cevap dilekçesi ile birlikte hatır taşıması itirazında bulunulmuş ise de, davacının araç sürücüsünün eşi olduğu dikkate alındığında hatır taşıması indirimi yapılmasının koşullarının oluşmadığı kanaatine varılmış, davacı tarafından 18/04/2017 tarihli talep açıklama dilekçesi dikkate alınarak bakıcı gideri yönünden talep artırım dilekçesi dikkate alınmamış, Özürlülük Ölçüt Sınırlandırması Ve Özürlülere Verilecek Sağlık Kurulu Raporları Hakkında Yönetmeliğe ve Trh 2010 Bakiye Ömür Tablosu ve progresif rant yöntemine göre yapılan hesaplama dikkate alınarak, maddi tazminat yönünden davanın kısmen kabulüne karar verilmiş ve oluşan vicdani kanaat ile aşağıdaki şekilde hüküm kurulmuştur. " şeklinde davanın kısmen kabulü kısmen reddi ile; 07.08.2016 tarihinde meydana gelen trafik kazası sonucu davacıda meydana gelen yaralanmadan dolayı, 4.423,37 TL geçici iş göremezlik zararı tazminatı, 2.550,00 TL tedavi gideri zararı tazminatı olmak üzere toplam 6.973,37 TL. maddi tazminatın davalı sigorta şirketlerinin olay tarihi itibariyle geçerli olan kaza başına sağlık teminat klozu limiti ile sınırlı olarak, dava tarihi olan 07.08.2016 tarihinden itibaren işleyecek yasal faiziyle birlikte davalılardan müştereken ve müteselsilen alınarak davacıya verilmesine, davacının sürekli maluliyet tazminat talebinin reddine dair hükmün kurulduğu anlaşılmıştır.
İLERİ SÜRÜLEN İSTİNAF SEBEPLERİ :
Davalı ... San ve Tic Ltd Şti vekili sunduğu istinaf başvuru dilekçesinde özetle; davacının iddialarının aksine kaza yandan çarpma sonucu ve davacının da içinde bulunduğu araç sürücüsünün yeterli derecede dikkatli olmaması nedeniyle meydana geldiğini, kazannı müvekkiline ait aracı kullanan davalı tarafından tarafından gerçekleştirildiğinden hukuka uygun değerlendirme yapılabilmesi için kusur oranı tespiti gerektiğini, mahkemece bu tespitin yaptırılmadığını, davacının tüm taleplerinin aracın kasko ve trafik sigortası şirketi olan ... Sigorta AŞ'nin teminatı altında olduğunu beyan ederek Yerel Mahkemece verilen kararın ortadan kaldırılması ile davanın reddine karar verilmesini talep etmiştir.
Davalı ... vekili sunduğu istinaf başvuru dilekçesinde özetle; yerel mahkemece kusur değerlendirmesinin hatalı olduğunu, kazanın oluş şekli ve kusur durumunun incelendiğinde asıl kusurun karşı taraf sürücüsünde olduğunu, sadece davacı tarafın beyanlarına dayanarak çalışma durumunun tespitinin mümkün olmadığını, davacının gündelikçi olarak çalışması durumunda SGK primlerinin ödenmesi zorunlu olduğunu ve buna dair delil sunmadığı halde geçici iş göremezlik tazminatına hükmedilmesinin hukuka aykırı olduğunu, yerel mahkemece sorumluluk miktarlarının net belirlenmemesinin hatalı olduğunu, hükmedilen vekalet ücretinin de hatalı olduğunu beyan ederek Yerel mahkemece verilen kararın ortadan kaldırılması ile davanın reddine, yargılama giderleri ve vekalet ücretinin karşı tarafa yükletilmesine karar verilmesini talep etmiştir.
Davacı vekili sunduğu istinaf başvuru dilekçesinde özetle; somut olay bakımından ...'ya %15 oranında kusur izafe edilmesi mümkün olmadığını, davaya konu kazanın meydana geliş şekli dikkate alındığında, davalı ...'nun tam ve asli kusurlu olduğunu, ilk derece mahkemesince, somut olaya ilişkin olarak uygulanması gereken yönetmelikler ve yaşam tabloları hatalı belirlendiğini, bu nedenle davaya konu alacak kalemlerinin tamamı yönünden eksik ve hatalı değerlendirme yapıldığını, ilk derece mahkemesince hükme esas alınan raporda, müvekkilin ücreti düşük belirlendiğinden dolayı buna bağlı olarak geçici iş göremezlik tazminatı tutarı da hatalı olarak düşük belirlendiğini, dosya kapsamında aldırılan bilirkişi raporlarında, müvekkilin 2 ay boyunca bir başkasının bakım ve yardımına ihtiyaç duyacağının belirtilmiş olmasının da hatalı olduğunu, tedavi giderlerinin de eksik hesaplandığını beyan ederek yerel mahkemece verilen kararın ortadan kaldırılması ile davanın kabulüne, yargılama giderleri ve vekalet ücretinin karşı tarafa yükletilmesine karar verilmesini talep etmiştir.
DELİLLERİN DEĞERLENDİRİLMESİ VE GEREKÇE :
6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 341 ve devamı maddeleri uyarınca ve özellikle istinaf incelemesinin kapsamının öngörüldüğü 355. maddeye göre re'sen gözetilecek kamu düzenine aykırılık halleri dışında istinaf incelemesi istinaf dilekçesinde belirtilen sebeplerle sınırlı olarak yapılır.
Kusura itiraz
07/08/2016 günü saat 22:18 sıralarında sürücü ..., sevk ve idaresindeki ... kamyonet ile bölünmüş Ankara yolunu takiben orta şeritte seyri sırasında olay mahalli üç yönlü(T) geldiğinde, seyrettiği sağ şeritte sol şeride kontrolsüzce sola yönelip doğrultu değiştirmesi sonucu aracının sol yan ön kısımları ile solundan sol şeridi takiben gelen Ankara istikametinden Ankara yolunu takiben Konya istikametine doğru seyreden sürücü ... sevk ve idaresindeki ... plaka sayılı otomobil ile sol şeritte kavşak içinde çarpışmaları sonucu yolcu ... 'nın yaralanmasıyla sonuçlanan konusu kaza meydana gelmiştir.
Olay mahalli 12 m genişliğinde, tek yönlü, bölünmüş , üç şeritli, yatayda düz, düşeyde eğimsiz, cadde, vakit gece, aydınlatma yok, hava durumu açık, zemin asfalt, yolun yüzeyi kuru, 100 cm banket ve yol şerit çizgisi mevcut, kaza mahallinde azami hız limiti 90 km/saattir.
Olay sonrası trafik kaza tespit tutanağı ve kaza yeri krokisi tanzim edilmiş, krokide ... plaka sayılı otomobile ait 35 m fren izi tespiti yapılmış, çarpışma sol şeritte işaretlenmiş, kazanın özeti bölümünde sürücü ...'nun KTK.Madde.53/1-b kuralını ihlal ettiği, diğer sürücü ...'nın herhangi bir kural ihlalinin olmadığı görüşü belirtilmiştir.
Olay mahallinde 26/04/2017 günü keşif yapılmış, bu keşfe binaen bilirkişi ... tarafından tanzim edilen 02/05/2017 tarihli raporda; sürücü ...'nun KTK.Madde.53/1-b ve KTK.Madde.84/f kurallarını ihlal ettiğinden asli kusurlu, diğer sürücü ...'nın KTK.Madde.52/1a kuralını ihlal ettiğinden tali kusurlu olduğu görüşü belirtilmiştir.
Mahkemece çelişkinin giderilmesi için Adli Tıp Kurumu Başkanlığından 14/02/20219 tarihinde tarafların yüzdesel kusur durumuna ilişkin rapor aldırılmış, raporda özetle; davalı sürücü ...'nun %85(Yüzde seksen beş) oranında kusurlu, sürücü ...'nın %15(Yüzde on beş) oranında kusurlu olduğu kanaatine varıldığı görülmekle çelişki giderilmiş olup itiraz yersizdir
Davalının, davacı tarafın davayı sadece kendilerine açtığı,diğer müteselsil sorumlulardan ve kendilerinin kasko sigortasından tazminat talep etmemesinin ,sadece kendilerine husumet yöneltilmesinin usule uygun olmadığı istinafı yönünden;
Aynı yasanın 88. Maddesinde ise “Bir motorlu aracın katıldığı bir kazada, bir üçüncü kişinin uğradığı zarardan dolayı, birden fazla kişi tazminatla yükümlü bulunuyorsa, bunlar müteselsil olarak sorumlu tutulur.” düzenlemesi ile motorlu araçların işletilmesi neticesi üçüncü kişinin zarar görmesi durumunda o aracın işleteni, aracın sürücüsü ve varsa teşebbüs sahibinin müştereken ve müteselsilen sorumlu olduğu ayrıca birden fazla kişinin zararı tazminat ile yükümlü olması durumunda zarar görene karşı müteselsil sorumlu oldukları belirtmiştir. Bu haliyle Karayolları Trafik Kanunu, trafik kazaları neticesi doğacak zarar sorumluluğunda müteselsillik esasını benimsemiştir.
Yine TBK 61. Maddesinde “Birden çok kişi birlikte bir zarara sebebiyet verdikleri veya aynı zarardan çeşitli sebeplerden dolayı sorumlu oldukları takdirde, haklarında müteselsil sorumluluğa ilişkin hükümler uygulanır.” demekle birden çok kişi aynı zarardan aynı sebeple yada çeşitli sebeplerden dolayı sorumlu olabileceği vurgulanmıştır. Bu durum iki veya daha çok kişinin şahsında sorumluluğun ya da herhangi bir tazminat yükümlülüğün şartlarının gerçekleşmesi halinde söz konusu olur. İşte bu tür durumlarda sorumlular hakkında müteselsil sorumluluk hükümleri uygulanacaktır.
Bu itibarla davacı taraf müteselsil sorumlulardan istediği aleyhine dava açma hakkına sahip olup davalıların kaskosundan talepte bulunmadan doğrudan davalılardan zararını isteyebileceğinden davalının buna yönelik itirazı yerinde değildir.
Keza
İDM tarafından maluliyetin belirlenmesi için rapor alınmış olup,sunulan raporda davacının kaza nedeniyle 4 aylık geçici iş göremezlik süresinin 2 aylık kısmında %100 malul kabul edilerek bakıcı giderine hükmedilmesi ve bu süre içerisinde davacının bir başkasının bakımına muhtaç olduğu ve kişiye bu süre zarfında bakıcı gideri oluşmasının açık olmasına ve necmettin erbakan ünv raporuyşla durumun sabit olmasına göre bu talebin de kabulü gerekirken reddi yanlıştır.
ANCAK
Maluliyete ve aktüeryaya itiraz ve Kamu düzeni yönünden yapılan incelemede;
AYM nin 09/10/2020 tarihli resmi gazetede yayınlanan 17/07/2020 tarihli ve 2019/40 esas 2019/40 sayılı kararına göre Karayolları Trafik Kanunu'nun zorunlu trafik sigortasına ilişkin 90 ve 92. maddelerinde yer alan, "Trafik Sigortası Genel Şartları" ifadelerini iptal ettiği anlaşılmakta olup bu iptal kararının somut davada uygulanabilirliğinin tespiti gerekmektedir.
Anayasa'nın 153.maddesi uyarınca, Anayasa Mahkemesinin iptal kararları gerekçesi yazılmadan açıklanamamakta ve ancak Resmi Gazetede yayımlandıktan sonra yürürlüğe girmektedir.Anayasa Mahkemesinin iptal kararlarının yasama,yürütme ve yargı organları, idari makamlar, gerçek ve tüzel kişileri bağlayacağı açıktır.
Diğer taraftan HMK 33 maddesinde “Hakim Türk hukukunu resen uygulanır.” şeklinde ifadesini bulan yasal ilke gözetildiğinde; Anayasa Mahkemesi'nin iptal kararlarının bu gibi kesin hüküm halini almamış derdest dosyalar yönünden uygulanmasının zorunluluğu ortadadır.
Zira, Anayasa Mahkemesinin iptal kararları usulü kazanılmış hakların istisnasını teşkil ederler.
T.C. Anayasası’nın 153 üncü maddesinin 6 ncı fıkrasında, “Anayasa Mahkemesi kararları Resmî Gazetede hemen yayımlanır ve yasama, yürütme ve yargı organlarını, idare makamlarını, gerçek ve tüzelkişileri bağlar.” düzenlemesi mevcut olup, bu düzenlemenin doğal sonucu olarak Anayasa Mahkemesi’nce bir kanun veya kanun hükmünde kararnamenin tümünün ya da bunların belirli hükümlerinin Anayasa’ya aykırı bulunarak iptal edildiğinin bilindiği halde görülmekte olan davaların Anayasa’ya aykırılığı saptanan kurallara göre görüşülüp çözümlenmesi, Anayasa’nın üstünlüğü prensibine ve hukuk devleti ilkesine aykırı düşeceği için uygun görülmeyeceği kabul edilmektedir (Danıştay 4. Dairesi. 09.05.2011 tarih ve 2011/2546 E., 2011/3384 K. sayılı kararı).
Bu konudaki Anayasa Mahkemesinin 12.12.1989 tarih ve 1989/11-48 sayılı kararında;“Anayasanın 152. maddesine göre, itiraz yoluna başvuran mahkemeler, Anayasa Mahkemesi'nce verilecek kararlara uymak zorundadırlar. Bu durumda, itiraz eden mahkeme, elinde bulunan ve Anayasa Mahkemesi'nin iptal kararından önce açılmış olan bir davayı Anayasa Mahkemesi kararına göre çözecek ve doğrudan iptal kararının etkisini önceye uygulayacaktır. Ayni durum, itiraz yoluna başvurmayan mahkemeler yönünden de geçerlidir. İptal davası veya itiraz üzerine bir kuralın iptali sonucu, Mahkemeler bakmakta oldukları davaları bu karara göre çözmekle yükümlüdürler. Bu sonuç Anayasa'nın, "Anayasa Mahkemesi kararları Resmi Gazete’de hemen yayımlanır ve yasama, yürütme ve yargı organlarını, idare makamlarını, gerçek ve tüzel kişileri bağlar." yolundaki 153. Maddesinin altıncı fıkrasında yer alan kuralın sonucudur. …” gerekçesine yer verilmiştir.
Yine, 09.05.1960 tarihli ve 21/9 sayılı Yargıtay İçtihadı Birleştirme Kararında da;“Sonradan çıkan içtihattı birleştirme kararının, Temyiz Mahkemesinin bozma kararına uyulmakla meydana gelen usule ait müktesep hak esasının istisnası olarak henüz mahkemede veya Temyiz Mahkemesinde bulunan işlere tatbiki gereklidir. Anayasa Mahkemesi iptal kararlarında da aynı ilke geçerlidir.” şeklinde açıklama yapılmış, Yargıtay Hukuk Genel Kurulu’nun 13.07.2011 tarihli ve 2011/1-421 Esas, 2011/524 K. Sayılı kararında da “Eldeki dava sonuçlanıp kesinleşmeden o davaya uygulanabilecek olan yasa metni Anayasa Mahkemesince iptal edilip, yürürlüğün durdurulmasına karar verildiğine göre, iptal kararı sonucu oluşan durumun 05.09.1960 tarihli, 21/9 sayılı YİBK'da da belirtildiği üzere maddi anlamda kesinleşmemiş olup, derdest olan eldeki davaya da uygulanması zorunludur.” denilmiş, aynı yöndeki içtihat, Yargıtay Hukuk Genel Kurulu’nun 21.03.2012 tarihli ve 2012/20-12 E., 2012/232 K. sayılı kararında da oy birliği ile kabul edilmiştir. Keza 21.01.2004 tarihli ve 2004/10-44 E., 2004/19 K. sayılı ve 03.02.2010 tarihli ve 2010/4-40 E., 2010/54 K. sayılı kararlarında da: “Uygulanması gereken bir kanun hükmü, hüküm kesinleşmeden önce Anayasa Mahkemesince iptaline karar verilirse, usulî kazanılmış hakka göre değil, Anayasa Mahkemesi'nin iptal sonrası oluşan yeni duruma göre karar verilebilecektir.” yönünde değerlendirme ve açıklama yapılmıştır.
Görüldüğü üzere, Anayasa Mahkemesi’nin somut norm denetimi neticesinde verdiği iptal kararlarının Resmî Gazete’de yayımlanması ile sonuç doğuracağı ve bu durumun da bozma kararına uyulmakla meydana gelen usulî müktesep hakkın istisnası olduğu ve eldeki tüm uyuşmazlıklara uygulanması gerektiği uyulması zorunlu yargısal içtihatlar ile kabul edilmiştir.
Anayasa’nın 153. maddesinin birinci fıkrasında herhangi bir denetim yolu tanınmamış ve Anayasa Mahkemesi kararlarının kesin olduğu belirtilmiş, beşinci fıkrada "İptal kararları geriye yürümez" kuralına yer verilmiştir.
Türk Anayasal sisteminde, "Devlete güven" ilkesini sarsmamak ve ayrıca devlet yaşamında bir kargaşaya neden olmamak, kazanılmış hakları korumak için iptal kararlarının geriye yürümezliği kuralı kabul edilmiştir. Böylece hukuksal ve nesnel alanda etkilerini göstermiş, sonuçlarını doğurmuş bulunan durumların, iptal kararlarının yürürlüğe gireceği güne kadarki dönem için geçerli sayılması sağlanmıştır. Bir kural işlemle kurulan statünün Anayasa Mahkemesi'nin iptal kararıyla ya da bir başka kural işlemle kaldırılması durumunda, bu statüye bağlı öznel (sübjektif) işlemlerin de geçersiz duruma düşmesi doğaldır. Dolayısıyla bu öznel işlemlerle, ortadan kalkan statüye dayanarak ileriye dönük haklar elde edilemez. Anayasa'nın bağlayıcılığı, Anayasa Mahkemesi kararlarına tüm devlet organlarının uyma zorunluluğu ve Anayasa'nın üstünlüğü ilkesi, Anayasa'ya aykırı bir kuralın aykırılığının saptanmasından sonra uygulama alanı bulmasını kesinlikle önler. Anayasa Mahkemesi iptal kararlarının zaman içerisindeki etkisi böylece çıkmakta ve "İptal kararlan geriye yürümez" kuralı belirtilen anlamı taşıyarak geçerli olmaktadır. Anayasa’nın 153. maddesindeki “İptal kararları geriye yürümez” kuralının, geriye yürümezlik kuralının, yalnız lafza bağlı kalınarak yorumlanması hukuk devleti ilkesine ve bu ilke içinde var olan adalet ve eşitlik ilkelerine aykırı sonuçlar doğurabileceği gibi itiraz yoluyla yapılacak denetimin amacına da ters olduğu aşikârdır. Ayrıca iptal kararının geriye yürümezliği kuralı çoğu zaman iptal kararlarını işlevini ve etkinliğini azaltmaktadır.
Yukarıda yapılan tespit, açıklama ve değinilen uyulması zorunlu yargısal içtihatlara göre somut uyuşmazlık ele alındığında;
AYM nin 09/10/2020 tarihli resmi gazetede yayınlanan 17/07/2020 tarihli ve 2019/40 esas 2019/40 sayılı kararına göre Karayolları Trafik Kanunu'nun zorunlu trafik sigortasına ilişkin 90 ve 92. maddelerinde yer alan, "Trafik Sigortası Genel Şartları" ifadelerini iptal ettiği,iptal kararı içerine göre sigorta şirketlerinin trafik kazalarından doğan tazminat sorumluluğunun öncelikle Karayolları Trafik Kanunu,Türk Borçlar Kanunu'nun haksız fiillere ilişkin hükümlerinin uygulanacağı,dolayısıyla trafik sigortası kapsamındaki tazminatların belirlenmesinde artık 'Genel Şartlar'ın kural olarak belirleyici olmayacağı, genel Şartlar"ın sadece Karayolları Trafik Kanunu ve Borçlar Kanunu'na aykırı olmayan hükümlerinin uygulanabileceği, dolayısıyla bu karardan sonra sigorta şirketlerinin tazminat sorumluluğunu azaltan 'Genel Şartlar'ın birçok hükmünün uygulanamaz hale geldiği görülmektedir
Zorunlu mali sorumluluk sigortası sözleşmesinin konusu, karayolunda motorlu taşıt işletenin, motorlu taşıtın işletilmesi sebebiyle üçüncü kişilerin uğrayabileceği destekten yoksun kalma zararını, bedensel zararı ve/veya eşya zararını tazmin yükümlülüğünü teminat altına almaktır. Başka bir ifadeyle sigorta şirketinin bu sözleşme ile yüklendiği borç, işletenin motorlu taşıtın işletilmesi sebebiyle üçüncü kişilere zarar vermesi hâlinde doğacak tazminat borcunu sigorta teminat limiti dâhilinde ödeme borcudur. Sigorta şirketinin zorunlu mali sorumluluk sigortası sözleşmesinden doğan sorumluluğunun kapsamı düzenlenmemiş olup bu kapsamın idarenin düzenleyici nitelikte işlemi olan genel şartlar ile belirlenmesi öngörülmüştür. Böylece sigorta şirketinin zorunlu mali sorumluluk sigortası sözleşmesinden doğacak borcu, idare tarafından her zaman değiştirilebilir nitelikteki kurallar olan genel şartlara göre belirlenecektir. Borcun kapsamının tespiti hususunda temel çerçeve ve ilkelerin kanunda belirlenmediği, idareye geniş bir takdir yetkisinin tanındığı anlaşılmaktadır.
Mali sorumluluk sigortası sözleşmesinin içeriğine ilişkin düzenleme öngören itiraz konusu kuralların, sözleşmenin tarafları olarak motorlu taşıt işleten ile sigorta şirketinin yanında motorlu taşıt işletilmesi sebebiyle zarara uğrama riskine maruz kalan üçüncü kişilerin menfaatleri arasındaki dengenin dikkate alınarak değerlendirilmesi gerekmektedir. Motorlu taşıt işletilmesi sebebiyle üçüncü kişilerin zarara uğraması hâlinde işletenin tazminat borcunun kapsamı 6098 sayılı Kanun’un gerçek zararın tazminini öngören kurallarına göre belirlenmektedir. Bu tazminat borcunun ödenmesini teminat altına almak amacıyla zorunlu kılınan mali sorumluluk sigortası uyarınca sigorta şirketinin borcunun kapsamı ise itiraz konusu kurallarda atıf yapılan genel şartlara göre belirlenmektedir. Bu da zarar gören üçüncü kişi ve işleten aleyhine buna karşılık sigorta şirketi lehine menfaat dengesinin bozulmasına yol açabileceği gibi aksi durum da söz konusu olabilecektir. İşleten sorumluluk sigortası yaptırmış olmasına rağmen sigorta şirketi tarafından ödenen tazminat ile gerçek zarara karşılık gelen tazminat arasındaki farktan zarar görene karşı sorumlu olmaya devam edecektir. Zarar görenin sigorta şirketi tarafından tazmin edilmeyen zararı ise ancak işletenin ekonomik durumunun bu zararın karşılanması için yeterli olması hâlinde tazmin edilebilecektir. Şeklinde tezahür eden AYM İPTAL GEREKÇESİNDE VURGULANDIĞI ÜZERE Aynı kaza ile ilgili olmak üzere İŞLETEN VE FİİLİ YAPAN KİŞİYE YÖNELİK AÇILAN DAVA İLE SİGORTANIN DAVALI OLMASI DURUMUNDA UYGULANACAK Yönetmelik ve hesaplama tablolarındaki farklılık sorumlular arasında eşitsizliğe ve idarenin tek taraflı olarak düzenleyici olan işlemlerin sonucunda sorumlu olacak tazminat miktarlarında farklılık oluşturacaktır.
Bu kapsamda açılan davalarda TBK nın haksız fiile ilişkin hükümleri,KTK kanunu hükümleri ile genel şartların bunlara aykırı olmayan hükümleri ile bu doğrultuda yeni genel şartlarla çeliştiği durumda Yargıtay'ın genel şartların yürürlüğe girmesinden önceki yerleşmiş içtihatları doğrultusunda uygulama yapılması gerekecektir
Bu halde Aym'ce verilen iptal kararı sonrası düzenlenecek maluliyet raporlarında 01/06/2015 tarihinden itibaren uygulanan genel şartların ve bu genel şartlarla belirlenen Özürlülük ölçütü yönetmeliği ile Engelliler yönetmeliğinin uygulanma imkanı kalmadığından
Adli Tıp Kurumu İhtisas Dairesi veya Üniversite Hastanelerinin Adli Tıp Anabilim Dalı bölümleri gibi kuruluşlardan, çalışma gücü kaybı olduğu iddia edilen kişide bulunan şikayetler dikkate alınarak oluşturulacak uzman doktor heyetinden, haksız fiilin gerçekleştiği tarihte yürürlükte olan hükümlere göre, haksız fiil tarihi 11/10/2008 tarihinde önce ise Sosyal Sigortalar Sağlık İşlemleri Tüzüğü, 11/10/2008 tarihi ile 01/09/2013 tarihleri arasında ise Çalışma Gücü ve Meslekte Kazanma Gücü Kaybı Oranı Tespit İşlemleri Yönetmeliği, 01/09/2013 tarihinden sonra ise Maluliyet Tespiti İşlemleri Yönetmeliği hükümlerine uygun olarak düzenlenmesi gerekir.
Kökleşmiş Yargıtay 17. HD uygulaması ve içtihatlarına göre maluliyet raporlarının düzenlenmesinde haksız fiilin gerçekleştiği tarihte yürürlükte olan yönetmelik ve yasa hükümlerine göre değerlendirme yapılması gerekmektedir.
Nitekim Yargıtay 17 HD nin 2016/16240 esas 2019/7273 karar 2016/15369 esas 2019/6853 karar sayılı ilamları
Bu halde söz konusu belirlemenin Adli Tıp/Kurumu İhtisas Dairesi veya Üniversite Hastanelerinin Adli Tıp Anabilim Dalı bölümleri gibi kuruluşlar tarafından (çalışma gücü kaybı olduğu iddia edilen kişide bulunan şikayetler dikkate alınarak) uzmanlık alanlarına göre, HMK'nun 275 inci maddesi gereğince oluşturulacak uzman doktor heyetinden, haksız fiilin gerçekleştiği tarihte yürürlükte olan çalışma gücü ve maluliyet oranının belirlenmesine ilişkin mevzuat hükümleri dikkate alınarak yapılması gerekmektedir.
O halde mahkemece, yukarıda verilen hukuksal bilgiler dikkate alınarak Adli Tıp Kurumu 3.İhtisas Kurulu'ndan veya Üniversite Hastanelerinin Adli Tıp Ana Bilim Dalı bölümleri gibi kuruluşlarından davacının maluliyeti olup olmadığı, yaralanmasının niteliği, iş güçten kalma süresinin tespiti bakımından Aym' ce verilen iptal kararı sonrası düzenlenecek maluliyet raporlarında 01/06/2015 tarihinden itibaren uygulanan genel şartların bu halde genel şartlarla belirlenen özürlülük ölçütü yönetmeliği ile engelliler yönetmeliğinin uygulanma imkanı kalmadığından Her ne kadar somut olayda kaza tarihi 01/09/2013 tarihinden sonra ise ve Maluliyet Tespiti İşlemleri Yönetmeliği hükümleri uygulanması gerekmekte ise de;
Adli Tıp Kurumunca düzenlenen raporlarda da belirtildiği üzere;
11 Ekim 2018 tarih ve 27021 Sayılı Resmi Gazetede yayımlanan Çalışma Gücü ve Meslekte Kazanma Gücü Kaybı Oranı Tespit İşlemleri Yönetmeliği özellikle trafik kazalarına bağlı olmak üzere tazminat davalarında mahkemelerce bilhassa istenilen ve bu konu ile ilgili değerlendirmelerde tüm bilirkişi kurumlarca kullanılan bir cetveldir. Bu cetvelde vücuttaki her bir sisteme ait hastalık veya arızalar için puanlar yer almakta olup, bu sayede çalışma gücü ve meslekte kazanma gücü kaybına bağlı bir oran verilebilmektedir.
Malulen emekli olma işlemleri ile ilgili olan 3 Ağustos 2013 tarih ve 28727 sayılı Resmi Gazetede yayımlanan Maluliyet Tespit İşlemleri Yönetmeliği ise yönetmelikteki tanımıyla kişinin "çalışma gücünün veya iş kazası veya meslek hastalığı sonucu meslekte kazanma gücünün en az %60'ını kaybedip kaybetmediğinin" değerlendirilmesi için düzenlenmiştir. Yönetmelik ekindeki listelerde hangi hastalık veya arızaların bu kapsamda sayılabileceği listelenmiş, kapsama girmeyenler için ise herhangi bir oran belirtilmemiştir. Bu bağlamda belli bir tarihteki bir olaya bağlı çalışma gücü ve meslekte kazanma gücü kaybı oranının değerlendirilmesinde Maluliyet Tespit İşlemleri Yönetmeliğinin kullanılması teknik olarak mümkün değildir. Zira 2013 tarihli yönetmelik malulen emeklilik ile ilgili baremleri içermekte olup maluliyet oranının tespitine yönelik belgeleri ve cetvelleri içermemektedir.
Bu nedenle, söz konusu yönetmelik yukarıda açıklandığı gibi maluliyet tespiti için uygun olmadığından "11 Ekim 2008 tarih ve 27021 sayılı Resmi Gazetede yayımlanan Çalışma Gücü ve Meslekte Kazanma Gücü Kaybı Oranı Tespit İşlemleri Yönetmeliği"ne göre KARAR VERİLMESİ GEREKİRKEN YANLIŞ YÖNETMELİĞE GÖRE KARAR VERİLDİĞİ ANLAŞILMAKLA Çalışma Gücü ve Meslekte Kazanma Gücü Kaybı Oranı Tespit İşlemleri Yönetmeliğine GÖRE KARAR VERİLMESİ GEREKİR.
KEZA
AYM 'ce verilen iptal kararı sonrası düzenlenecek aktüerya raporlarına ilişkin olarak 01/06/2015 tarihli genel şartlar ile getirilen TRH 2010 ve 1,8 teknik faizin ve bu genel şartlarla belirlenen vergilendirilmiş belgeli gelir, olmadığı takdirde asgari ücretin kazanç olarak nazara alınacağı düzenlemesinin uygulanma ihtimali kalmadığı gözetilerek ;
Yargıtay Hukuk Genel Kurulu'nun 1989/4-586 Esas,1990/199 K sayılı kararı ve Yargıtay 17. Hukuk ve 4 Hukuk dairesinin yerleşik içtihatları gereği, Population Masculine Et – Feminine (PMF 1931) Tablosu esas alınarak davacının veya müteveffanın muhtemel yaşam süresinin belirlenmesi; davacının veya müteveffanın muhtemel gelirinin her yıl için % 10 artırılıp % 10 iskonto edilmesi ile belirlenecek peşin değeri esas alınıp işleyecek dönem tazminat hesabı yapılması , davacının veya müteveffanın asgari ücret üstünde kazancı olduğunun iddia edilmesi durumunda kaza tarihindeki gelirine dair delillerini ibrazının sağlanması, varsa; ilgili meslek odaları ve meslek kuruluşlarından,vergi dairesinden ,işyerinden kaza tarihindeki sürekli ve net kazanç durumunun sorulması, geriye doğru maaş bordrosu ve sosyal güvenlik kayıtlarının getirtilmesi, davacının veya müteveffanın kaza tarihinde fiili olarak çalışmadığının belirlenmesi halinde asgari ücretin gözönüne alınacağının düşünülmesi gerekmektedir.
Bu halde mahkemece AYM verilen iptal kararı doğrultusunda PMF 1931'a göre EK RAPORA verilmesi gerekerken trh 2010 uygulanması yanlış olup itirazlar yerindedir.
BU HALDE DAVACININ ISLAH DİLEKÇESİ DOĞRULTUSUNDA DAVANIN KABULÜNE KARAR VERMEK GEREKİRKEN KISEMN KABUL KARARI YANLIŞTIR.
HMK'nin 355. maddesinde, “ İnceleme, istinaf dilekçesinde belirtilen sebeplerle sınırlı olarak yapılır. Ancak, bölge adliye mahkemesi kamu düzenine aykırılık gördüğü takdirde bunu resen gözetir.” 353. maddesinde, “ (1) Ön inceleme sonunda dosyada eksiklik bulunmadığı anlaşılırsa; ... b) Aşağıdaki durumlarda davanın esasıyla ilgili olarak; 1)..., 2) Yargılamada eksiklik bulunmamakla beraber, kanunun olaya uygulanmasında hata edilip de yeniden yargılama yapılmasına ihtiyaç duyulmadığı takdirde veya kararın gerekçesinde hata edilmiş ise düzelterek yeniden esas hakkında, ... duruşma yapılmadan karar verilir.” düzenlemelerini içermektedir.
Yukarıda yapılan açıklamalar çerçevesinde, ilk derece mahkemesinin kararında yukarıda belirtilenler dışında HMK'nın 355. Maddesi gereği, kamu düzenine aykırılık teşkil eden herhangi bir yanlışlığın da bulunmadığı gözetilerek DAVACI vekilinin istinaf başvurusunun yukarıda belirtilen gerekçeler doğrultusunda kabulü ile DAVALILARIN TÜM İTİRAZLARIN REDDİ İLE incelenen kararın HMK’nin 353/1-b maddesinin (2) numaralı alt bendi uyarınca düzeltilmek üzere kaldırılması ve yeniden hüküm tesis edilmesine dair aşağıdaki hükmün kurulmasına karar vermek gerekmiştir.
H Ü K Ü M : Gerekçesi yukarıda açıklandığı üzere;
Davalıların tüm istinaf itirazlarının REDDİ ile,
Davacı vekilinin istinaf başvurusunun yukarıda belirtilen gerekçeler doğrultusunda kabulü ile incelenen kararın HMK’nin 353/1-b maddesinin (2) numaralı alt bendi uyarınca düzeltilmek üzere KALDIRILMASI VE DÜZELTİLEREK YENİDEN ESAS HAKKINDA HÜKÜM KURULMAK suretiyle;
1- Davanın TAM KABULÜ ile;
07.08.2016 tarihinde meydana gelen trafik kazası sonucu davacıda meydana gelen yaralanmadan dolayı, 4.423,37 TL geçici iş göremezlik zararı tazminatı, 2.799,90 TL bakıcı gideri,130.479,37 TL sürekli işgörmezlik tazminatı ve 2.550,00 TL tedavi gideri zararı tazminatı olmak üzere toplam 140.252,64 TL. maddi tazminatın davalı sigorta şirketlerinin olay tarihi itibariyle geçerli olan kaza başına sağlık teminat klozu limiti ile sınırlı olarak, dava tarihi olan 07.08.2016 tarihinden itibaren işleyecek yasal faiziyle birlikte davalılardan müştereken ve müteselsilen alınarak davacıya verilmesine,
İlk Derece Yargılaması Yönünden;
2-Alınması gereken 9.580,65 TL harçtan peşin alınan 504,82 TL harcın mahsubu ile bakiye 9.075,83 TL harcın davalılardan müştereken ve müteselsilen tahsili ile hazineye gelir kaydına,
3-Davacı tarafından yapılan peşin harç ve ıslah harcı dahil 504,82 TL. yargılama giderinin davalılardan müştereken ve müteselsilen alınarak davacıya verilmesine,
4-Davacı tarafından yapılan 29,20 TL. Başvuru harcı gideri, 6.634,67 TL. bilirkişi ücreti gideri, posta ve tebligat gideri olmak üzere toplam 6.663,87 TL. yargılama giderinin davalılardan alınarak davacıya verilmesine,
5-Davalı tarafından yapılan yargılama giderlerinin kendi üzerinde bırakılmasına,
6-Karar tarihi itibariyle yürürlükte bulunan Avukatlık Asgari Ücret Tarifesi uyarınca davacı vekilleri için 30.000,00 TL. nispi vekalet ücretinin davalılardan müştereken ve müteselsilen alınarak davacıya verilmesine,
7-Davacı tarafından yatırılan gider avansından artan kısmın, 6100 s. HMK'nın 333. maddesine göre karar kesinleştiğinde ve re'sen davacıya iadesine,
İstinaf Yargılaması Yönünden;
8-İstinaf başvurma harcı dışında istinaf peşin harcı olarak alınan istinaf karar harcının talep halinde davacı tarafa iadesine,
9-Davalı ... San ve Tic Ltd Şti tarafından alınması gereken 615,40 TL harçtan peşin alınan 427,60 TL harcın mahsubu ile bakiye 187,80 TL harcın bu davalıdan tahsili ile hazineye gelir kaydına,
10-Davalı ... tarafından alınması gereken 615,40 TL harçtan peşin alınan 427,60 TL harcın mahsubu ile bakiye 187,80 TL harcın bu davalıdan tahsili ile hazineye gelir kaydına,
11-Davalılar tarafından yapılan yargılama giderlerinin üzerinde bırakılmasına,
12-Davacı tarafından yapılan 1.169,40 TL istinaf başvuru gideri ile 130,00 TL tebligat gideri olmak üzere toplam 1.299,40 TL yargılama giderinin davalılardan müştereken ve müteselsilen tahsili ile davacıya ödenmesine,
13-İstinaf incelemesi sırasında duruşma açılmadığından vekalet ücreti takdirine yer olmadığına,
14-HMK'nın 359/3. fıkra gereği kararın tebliği ile 302/5. fıkrası gereği harç tahsil müzekkeresi yazılması ve tebliğ işlemlerinin İLK DERECE MAHKEMESİ tarafından yapılmasına,
Dair, 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun 362. maddesi gereğince; (544.000,00) Türk Lirasını geçmeyen davalara ilişkin kararlar hakkında temyiz yoluna başvurulamayacağından miktar itibari ile KESİN olmak üzere dosya üzerinde yapılan inceleme sonunda oy birliği ile karar verildi. 24/03/2025
E imza E imza E imza E imza
Bu evrak 5070 sayılı Yasa kapsamında elektronik imza ile imzalanmıştır.