T.C. KONYA BAM 3. HUKUK DAİRESİ Esas-Karar No: ..... - .....
T.C.
KONYA
BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ
3. HUKUK DAİRESİ
DOSYA NO: .....
KARAR NO: .....
KARAR TARİHİ: 25/06/2025
T Ü R K M İ L L E T İ A D I N A
İ S T İ N A F K A R A R I
BAŞKAN: ..... (...)
ÜYE: ..... (...)
ÜYE: ..... (...)
KATİP: ..... (...)
İNCELENEN KARARIN
MAHKEMESİ: Konya.... ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ
TARİHİ: 06/03/2025
NUMARASI: ... Esas ... Karar
DAVACI : ........
VEKİLİ: Av.....
DAVALI : 1- ........
VEKİLİ: Av.....
DAVALILAR : 2- ........
3- ........
VEKİLİ: Av.....
DAVA: Tazminat (Ölüm Ve Cismani Zarar Sebebiyle Açılan Tazminat)
İSTİNAF KARAR TARİHİ: 25/06/2025
İSTİNAF KARAR YAZIM TARİHİ: 25/06/2025
Yukarıda bilgileri yazılı mahkemece verilen karara ilişkin istinaf talebi üzerine mahkemece dosya istinaf incelemesi yapılmak üzere dairemize gönderildiğinden yapılan ön inceleme ve incelemeyle heyete tevdi olunan dosyanın gereği görüşülüp aşağıdaki karar verilmiştir.
TARAFLARIN İDDİA VE SAVUNMALARININ ÖZETİ :
Davacı vekilinin sunmuş olduğu dava dilekçesinde özetle; 03/12/2023 tarihinde sürücü ........ sevk ve idaresinde bulunan ........ plaka sayılı aracın kavşaklarda geçiş önceliğine uymayarak Beyşehir ilçesi istikametinden gelerek ... Mahallesi istikametine doğru seyir halinde olan ...... sevk ve idaresindeki ........ plaka sayılı araca çarpması neticesinde yaralamalı ve maddi hasarlı trafik kazası meydana geldiğini, müvekkilinin meydana gelen kazada yolcu olarak hiçbir kusurunun olmadığını, ........ plaka sayılı aracın davalı sigorta teminatı kapsamında olduğunu, müvekkilinin yaralanmasına sebebiyet veren dava konusu trafik kazası, araç sürücüsünün kusuruyla meydana geldiğini, müvekkilinin ağır şekilde yaralandığını, muhtelif yerlerinde kemik kırığı meydana geldiğini, geçici ve kalıcı iş göremezliğe maruz kaldığını, sigorta şirketine başvuruda bulunulduğunu, müvekkiline herhangi bir ödeme yapılmadığını, arabuluculuğa başvuru yapıldığını, anlaşma sağlanamadığını, bu nedenlerle; maddi tazminat talepleri yönünden HMK madde 107/2 uyarınca başlangıçta belirttikleri taleplerini arttırım haklarının saklı kalması kaydı ile; davanın kabulünü, öncelikle İhtiyati Tedbir/İhtiyati Haciz taleplerinin kabulü ile davalı ........ adına kayıtlı olması halinde ........ plaka sayılı araç üzerine ve UYAP kanalıyla tespit edilecek sigorta dışındaki davalıların her ikisi adına da kayıtlı tüm tüm taşınmaz, araç, bankalar nezdindeki mevduat, katılım fonu vb. tüm hak ve alacakların, hak edişlerin dava sonucunda verilecek kararın kesinleşmesine kadar geçecek sürede 3. kişilere devrinin engellenmesi amacıyla müvekkilinin uğramış olduğu zararın yoğunluğu ve kazada kusursuz olması ile davalı sürücünün kazanın oluşumunda asli ve tam kusurlu olması gözetilerek takdiren teminatsız olarak ihtiyati tedbir veya ihtiyati haciz kararı verilmesini ve kayıtlarına şerh edilmesini, müvekkilinin uğramış olduğu kalıcı iş göremezlik oranının tespiti ile; Kalıcı iş göremezlik bedeli olarak şimdilik 100,00 TL, Geçici iş göremezlik bedeli olarak şimdilik 100,00 TL, Bakıcı gideri tazminatı olarak şimdilik 100,00 TL, Belgeli ve belgesiz tedavi giderleri için şimdilik 100,00 TL olmak şimdilik toplam 400,00 TL maddi tazminatın fazlaya ilişkin haklarının saklı kalması kaydıyla kaza tarihinden itibaren işleyecek değişen oranlarda avans faizi ile birlikte davalılardan (sigorta şirketi açısından teminat limiti ile sınırlı olmak üzere) müştereken ve müteselsilen tahsili ile müvekkil davacıya ödenmesini, 100.0000 TL manevi tazminatın kaza tarihinden itibaren işleyecek değişen oranlarda avans faizi ile birlikte sigorta şirketi dışındaki davalılar ........ ve ........'den müştereken ve müteselsilen tahsili ile müvekkiline davacıya ödenmesini, yargılama harç ve giderleri ile vekalet ücretinin davalı yan üzerinde bırakılmasına karar verilmesini talep ve dava etmiştir.
Davalı ........ Sigorta A.Ş. vekilinin sunmuş olduğu cevap dilekçesinde özetle; davacının usulüne uygun bir başvurusu bulunmadığından dava şartı yokluğundan davanın usulden reddi gerektiğini, davacıya aynı zarar nedeniyle müvekkili ve SGK dahil üçüncü kişiler tarafından ödenen tazminatın davacının uğradığı zararı tamamen karşılıyorsa davanın reddini, ödemelerin güncellenerek tespit edilen zarar tutarından tenzil edilmesi gerektiğini, müvekkilinin sorumluluğunun kusur oranı ve teminat limitiyle sınırlı olduğunu, maluliyet oranının tespitinin kaza tarihinde yürürlükte olan mevzuat hükümlerine göre yapılması gerektiğini, geçici iş göremezlik zararı, geçici bakıcı gideri, rapor, cenaze ve defin, ulaşım, yemek giderlerinin teminat dışında olduğunu, davacının taleplerinin zamanaşımına uğradığını, davacının araçta yolcu olarak bulunduğundan emniyet kemeri takıp takmadığının araştırılıp emniyet kemeri takmadıysa müterafik kusur indirimi yapılması gerektiğini, hatır taşıması söz konusu olduğundan hatır taşıması indirimi yapılması gerektiğini, davacının faiz taleplerinin haksız olduğunu, bu nedenlerle; davacının haksız davasının öncelikle zamanaşımı ve dava şartı yokluğu sebebiyle usulden reddini, mahkeme aksi kanaatte ise esastan reddi ile vekalet ücreti ve yargılama giderlerinin davacı tarafa yükletilmesine karar verilmesini talep etmiştir.
Davalılar ........ ve ........ vekilinin sunmuş olduğu cevap dilekçesinde özetle; 03.12.2023 tarihli trafik kazası tespit tutanağında kazanın oluşumunda ........ plakalı araç sürücüsü müvekkili ........’in kusurlu olduğu, ........ plakalı otomobil sürücü ........’nun kazada herhangi bir kusuru olmadığı yönünde tanzim edilmiş ise de, bilirkişi raporu gerçeği yansıtmadığını, kaza tespit tutanağındaki kusur durumunu kabul etmediklerini, yeterli inceleme ve değerlendirme yapılmadığını, keşif incelemesi yapılmadığını, meydana gelen kaza hatır taşımasına bağlı olması nedeniyle yargıtay uygulamaları ışığında %20 hatır taşıması indirimi ile davacının yaralanmasına kendi ihmali ve gerekli önlemleri almaması (emniyet kemeri takılmaması) nedeniyle %20 müterafik kusur indiriminin dikkate alınmasını, davacı emniyet kemeri takmış olsaydı araçtan fırlayıp bahsedilen şekilde yaralanmayacağını, davacının olay tarihinde müvekkilinin oğlunun nişanlısı olduğunu, maddi ve manevi tazminat taleplerinin yerinde olmadığını, manevi tazminat taleplerinin bir zenginleşme aracı olarak görülmemesi gerektiğini, davacı ile müvekkilinin oğlunun olay tarihinde nişanlısı olması kazanın oluşunda müvekkilinin kasti bir eylemi olmadığını, bu nedenlerle; davanın reddini, yargılama gideri ve vekalet ücretinin davacıya tahmiline karar verilmesini talep etmiştir.
İLK DERECE MAHKEMESİ KARARININ ÖZETİ :
İlk Derece Mahkemesince verilen kararda özetle; "Adli Trafik Bilirkişisinin sunmuş olduğu 21/09/2024 raporunda neticeten; ........ plakalı Otomobil Sürücüsü ........'in bu kazanın oluşumunda % 100 oranında kural ihlalinin olduğu; ........ Plakalı Otomobil Sürücüsü ........'nun ise herhangi bir kural ihlali yapmadığı tespit edilmiştir. Ayrıntılı, gerekçeli, denetlenebilir bilirkişi raporu mahkememizce yargılamaya esas alınmıştır.
Maluliyet tespiti için dosya Selçuk Üniversitesi Tıp Fakültesi Hastanesi Adli Tıp ABD Başkanlığına gönderilmiş ve düzenlenen 19/11/2024 tarihli raporda neticeten; mağdur davacı ........'in 03/12/2023 tarihinde trafik kazası geçirdiği, kaza neticesinde sağ zigomatik ark üzerinde 2x0,5 cm ebadında sağ temporal bölgeden başlayıp sol kaş medialine uzanan 7,5x0,3 cm ebadında yumuşak doku yaralanması meydana geldiği, kesilerin süture edildiği, halen alın bölgesinde skar dokusu olduğu anlaşılan şahsın arızasının kalıcı sakatlık niteliğinde olduğu, mevcut arızanın yüz bölgesindeki nedbe dokusu için lezyonun özellikleri, boyutu, kişi üzerindeki anatomik, kozmetik ve psikolojik etkileri dikkate alınarak kıyasen "Yanıklar - Vücut yüze 910'unu kaplayan ve plastik ameliyatla giderilemeyen keloid ve hipertrofik sikatrisler" (takdiren 3/5 oranında azaltılarak) olarak değerlendirildiği, şahsın 2004 doğumlu olup, olay tarihinde 19 yaşını tamamlamış olduğu anlaşılmakla ve meslek grup numarası 1 (düz işçi) olarak kabul edilmekle; 11/10/2008 tarih ve 27021 sayılı Resmi Gazetede Sosyal Güvenlik Kurumu tarafından yayımlanan "Çalışma Gücü ve Meslekte Kazanma Gücü Kaybı Oranı Tespit İşlemleri Yönetmeliği" hükümlerine göre; A cetveli = Arıza listesi: XIV, Arıza sıra no: 1A, Arıza ağırlık ölçüsü: 7, B cetveli = Meslek grup numarası: 1 (düz işçi), C cetveli = Sürekli iş göremezlik simgesi: D, D cetveli = 38-39 yaşlarındaki sigortalının meslekte kazanma gücü azalma oranı: 17X2/5-7, E cetveli = 21 yaş ve altı yaşlarındaki kişinin meslekte kazanma gücü azalma oranı: 5.1 tespit edilmiş olmakla; kişide meydana gelen arızanın %5.1 oranında kalıcı sakatlık (sürekli iş göremezlik) niteliğinde olduğu, 20/02/2019 tarih ve 30692 sayılı Resmi Gazetede yayımlanan "Erişkinler İçin Engellilik Değerlendirmesi Hakkında Yönetmelik" hükümlerine göre; Yüz bölgesindeki şekil bozukluğu için lezyonun özellikleri, boyutu, kişi üzerindeki anatomik, kozmetik ve psikolojik etkileri dikkate alınarak kıyasen " D-Yüz, Sınıf 4-Doğumsal anomali, travma, kanser ve/veya kanser ameliyatına bağlı olarak normal yüz anatomisinin aşırı bozukluğu " olarak değerlendirildiği ve kişinin engel oranı kliniğe göre takdiren azaltılarak %5 olduğu, kişide meydana gelen arızaların %5 oranında tüm vücut fonksiyon kaybına (sürekli iş göremezlik, kalıcı maluliyet, raporun geçerlilik süresi – süresiz) neden olduğu, yüz bölgesindeki yumuşak doku arızasının emsallerine göre iyileşme süresinin 3 haftaya kadar uzayabileceğini, kişinin bu süre zarfında mesleğini icra edemeyeceğini, bu sürenin geçici iş göremezlik süresi olarak değerlendirilebileceği, SGK kapsamı dışında kalan kaçınılmaz giderlerin olay tarihi itibarıyla 3.000,00 TL olarak değerlendirildiği (500,00 TL ulaşım, 2.500,00 TL diğer giderler), ........'in yaralanan vücut bölgesi ve yaralanma ağırlığı dikkate alındığında; bakıcıya ihtiyaç duymayacağı tespit edilmiştir. Maluliyet raporlarının heyet tarafından düzenlenmiş olması, görevlilerin profesör ve konusunda uzman araştırma görevlisi olmaları nazara alınarak; Yargıtay 4. Hukuk Dairesinin ... Esas ... Karar; Yargıtay 4. Hukuk Dairesinin ... Esas ... Karar; Yargıtay 4. HHukuk Dairesinin ... Esas ... Karar; Yargıtay 4. Hukuk Dairesinin ... Esas ... Karar; Yargıtay 4. Hukuk Dairesinin ... Esas ... Karar ve Yargıtay 4. Hukuk Dairesinin ... Esas, ... Karar (Konya BAM 3. Hukuk Dairesi ile bir kısım diğer BAM daireleri arasındaki uyuşmazlığın giderilmesine ilişkin karar) sayılı ilamları gereği kaza tarihinde yürürlükte bulunan Erişkinler İçin...Yönetmelik hükümlerine göre oluşturulan maluliyet raporu mahkememizce yargılamaya esas alınmıştır.
Davacı vekili 06/02/2025 tarihli bedel artırım dilekçesi ile, sürekli iş göremezlik 776.573,69 TL, geçici iş göremezlik 7.981,62 TL, tedavi giderini 3.000,00 TL artırdığını beyan etmiştir.
Davalılar, davacının emniyet kemerini takmaması nedeniyle müterafik kusurlu olduğunu bildirmiştir. Kaza tespit tutanağında davacının emniyet kemerinin takılı olup olmadığı hususunda herhangi bir tespit yapılmamış olup, davacının Beyşehir İlçe Jandarma Komutanlığında alınan ifadesinde kendisinin 2-3 m ileriye fırladığını beyan etmesi ve mahkememizce alınan beyanında araçtan 2 m civarında ileri de bulunduğunu beyan etmesi karşısında, kaza sırasında emniyet kemerinin takılı olmadığı kanaatine varılmış, davacı taraf bu hususun aksini ispat edemediğinden davacının emniyet kemerini takmaması mahkememizce müterafik kusur olarak kabul edilerek yerleşik Yargıtay içtihatları gereği toplam tazminat miktarından takdiren %20 oranında tenzilat yapılmıştır.
Her ne kadar davalı hatır taşıması def'inde bulunmuş ise de; ceza dosyası ile birlikte tüm dosya muhtevası birlikte değerlendirildiğinde davacının kaza tarihinde davalı sürücünün oğlunun nişanlısı olduğu, dolayısıyla kaza tarihinde yapılan bu taşımanın aile içi taşıma mahiyetinde olduğu takdir ve kanaatine varılarak hatır taşımasının bulunduğuna yönelik savunmalara itibar edilmemiştir.
Tüm dosya muhtevası birlikte değerlendirildiğinde; yargılamaya esas alınan kusur, maluliyet ve aktüerya raporu ile birlikte davacı vekilinin 06/02/2025 havale tarihli bedel artırım dilekçesi de nazara alınarak, davanın kısmen kabulü ile; davacının sürekli iş göremezliği nedeniyle uğradığı maddi zararı için 776.573,69 TL, geçici iş göremezliği nedeniyle uğradığı maddi zararı için 7.981,62 TL, kaçınılmaz tedavi giderinden doğan maddi zararı için 3.000,00 TL olmak üzere Toplam 787.555,31 TL tazminat bedelinden %20 müterafik kusur indirimi yapılarak hesap edilen 630.044,24 TL'nin davalı sigorta şirketinden 23.02.2024 temerrüt tarihinden itibaren (poliçe limiti dahilinde ve tahsilde tekerrür olmamak kaydıyla), diğer davalılar yönünden kaza tarihi olan 03.12.2023 tarihinden itibaren işleyecek yasal faiziyle birlikte müştereken ve müteselsilen alınarak davacıya verilmesine karar verilmiştir.
Davacı vekili her ne kadar bakıcı giderlerine ilişkin tazminat talebinde bulunmuş ise de; düzenlenen maluliyet raporuna göre iyileşme sürecinde bakıcıya ihtiyacı olmadığı tespit edildiğinden bu yöndeki taleplerin reddine karar verilmiştir.
Müterafik kusur indirimi mahkememiz takdiri ile toplam tazminat üzerinden hüküm ile birlikte yapıldığından ve tarafların bu durumu tespit etmesi yargılama esnasında mümkün olmadığından takdiri yapılan indirim miktarı yargılama gideri kabul ret oranında ve aleyhe vekalet ücreti hesaplanmasında dikkate alınmamıştır.
6098 sayılı TBK'nın manevi tazminat başlıklı 56. maddesi; “Hâkim, bir kimsenin bedensel bütünlüğünün zedelenmesi durumunda, olayın özelliklerini göz önünde tutarak, zarar görene uygun bir miktar paranın manevi tazminat olarak ödenmesine karar verebilir. Ağır bedensel zarar veya ölüm hâlinde, zarar görenin veya ölenin yakınlarına da manevi tazminat olarak uygun bir miktar paranın ödenmesine karar verilebilir.” hükmünü amirdir.
TBK 56. madesine göre bir olaydan zarar gören kişinin çektiği acıları bir nebze olsun azaltmak veya bozulan ruhsal dengesi yeniden düzelmesi için zarar veren kişiden bir miktar ücreti talep edebileceğini düzenlenmiş olup; kanun koyucu manevi tazminatın miktarını tayin etme hakkını hakimin takdirine bırakmıştır. Hükmedilecek miktar uğranılan zararla orantılı, duyulan acıyı hafifleticek nitelikte olmalıdır. Manevi tazminatın takdiri yapılırken tarafların ekonomik ve sosyal durumları, tarafların kusurları da gözetilmesi gerekmektedir. Manevi tazminatın miktarı bir tarafın zenginleşmesine, diğer tarafın yıkımına neden olmamalıdır. Mahkememizce davacı da yapılan gözlemde; davacının alın bölgesinde yakın mesafede dikkat çekici halde 6 - 7 cm boyutlarında ve 0,5 cm genişliğinde iz bulunduğu, yine sol göz üstünde kaza esnasında cam batmasından dolayı ifade edilen yaklaşık 1 cm uzunluğunda iz bulunduğu, sol yanak kısmında 5-6 cm uzunluğunda iz bulunduğu gözlemlenmiştir. Yine davacı mahkememizdeki beyanında kaza nedeniyle alın kısmındaki oluşan ize atfen, kendisi ile ilk tanışan insanların gözünden önce alnına bakması durumunun üzüntü yaşatan bir hal olarak ifade edilmesi ve bu halin normal yaşantıda her insanı etkileyecek mahiyette olacağı takdir ve kanaatine varılarak, bu çerçeve ile birlikte manevi tazminat taleplerinin kabulü ile davacı için; 100.000,00 TL manevi tazminatın davalılar ........ ve ........'den kaza tarihi olan 03.12.2023 tarihinden itibaren işleyecek yasal faiziyle birlikte müştereken ve müteselsilen alınarak davacıya verilmesine karar verilmiştir.
Her ne kadar davacı vekili dava dilekçesi ile avans faiz talep etmiş ise de; dava konusu aracın ticari olmaması nedeniyle yasal faiz uygulanmasına karar verilerek aşağıdaki şekilde hüküm kurulmuştur." şeklinde davanın kısmen kabulü ile; davacının sürekli iş göremezliği nedeniyle uğradığı maddi zararı için 776.573,69 TL, geçici iş göremezliği nedeniyle uğradığı maddi zararı için 7.981,62 TL, kaçınılmaz tedavi giderinden doğan maddi zararı için 3.000,00 TL olmak üzere Toplam 787.555,31 TL tazminat bedelinden %20 müterafik kusur indirimi yapılarak hesap edilen 630.044,24 TL'nin davalı sigorta şirketinden 23.02.2024 temerrüt tarihinden itibaren (poliçe limiti dahilinde ve tahsilde tekerrür olmamak kaydıyla), diğer davalılar yönünden kaza tarihi olan 03.12.2023 tarihinden itibaren işleyecek yasal faiziyle birlikte müştereken ve müteselsilen alınarak davacıya verilmesine, bakıcı giderlerine ilişkin talebin reddine, manevi tazminat talebinin kabulü ile; 100.000,00 TL manevi tazminatın davalılar ........ ve ........'den kaza tarihi olan 03.12.2023 tarihinden itibaren işleyecek yasal faiziyle birlikte müştereken ve müteselsilen alınarak davacıya verilmesine dair hükmün kurulduğu anlaşılmıştır.
İLERİ SÜRÜLEN İSTİNAF SEBEPLERİ :
Davacı vekili sunduğu istinaf başvuru dilekçesinde özetle; mahkemece aldırılan maluliyet raporundaki geçici iş göremezlik süresi, sürekli sakatlık oranı ve tedavi giderini kabul etmenin mümkün olmadığını, müvekkilnin tespit olunan süre ve bedellerden daha fazla süre ve bedel ile zarar gördüğünü, müvekkilinin bakıcı ihtiyacının oluşmayacağını düşünmenin mümkün olmadığını, bilirkişi raporu ve kaza tespit tutanağı ile müvekkilinin kusursuzluğu ve davalı tarafın tam kusurlu olduğunun ortada olduğundan dolayı %20 müterafik kusur indirimi yapılmasının hukuka aykırı olduğunu, müvekkili için maluliyet yönünden Çalışma Gücü ve Meslekte Kazanma Gücü Kaybı Tespit İşlemleri Yönetmeliği'ne göre %5,1 maluliyet oranı, TRH 2010 Yaşam Tablosu ve Progresif Rant hesap yöntemi gözetilerek müvekkilinin gerçek zararının giderilmesine karar verilmesi gerektiğini beyan ederek Yerel Mahkemece verilen kararın ortadan kaldırılmasına, yargılama giderleri ve vekalet ücretinin karşı tarafa yükletilmesine karar verilmesini talep etmiştir.
Davalı ........ Sigorta AŞ vekili sunduğu istinaf başvuru dilekçesinde özetle; davacıların usulüne uygun başvurusunun bulunmadığını, dava şartı yokluğundan davanın usulden reddinin gerektiğini, maluliyet raporunun ilgili yönetmeliğe uygun olarak ATK'dan alınması gerektiğini, kaza tarihinin 03/12/2023 tarihi olduğunu, o tarihte yürürlükteki mevzuat olan erişkinler için engellilik değerlendirmesi hakkında yönetmeliğe göre davacının maluliyet oranı belirlenmesi gerektiğini, belgelendirilemeyen tedavi giderinin reddinin gerektiğini, hükmedilen tedavi giderinin fahiş olduğunu, geçici iş göremezlik, bakıcı ve tedavi giderlerinin kurum sorumluluğunda olmadığını, hükme esas alınan bilirkişi raporundaki tazminat hesaplama metodunun hatalı olduğunu, TRH yaşam tablosuna göre bakiye ömrün belirlendiğini ve progresif rant yöntemi ile hesaplama yapıldığını, teknik faizin kullanmadığını, yapılan hesaplama ve esas alınan yaşam tablosunun hukuka aykırı olduğunu, kusur raporuna yaptıkları itirazların dikkate alınmadığını, kaza esnasında emniyet kemeri takmayan davacı açısından müterafik kusurun söz konusu olduğunu, bu durumun mahkemece değerlendirilmediğini beyan ederek Yerel mahkemece verilen kararın ortadan kaldırılması ile yargılama giderleri ve vekalet ücretinin karşı tarafa yükletilmesine karar verilmesini talep etmiştir.
Davalılar ........ ve ........ vekili sunduğu istinaf başvuru dilekçesinde özetle; yerel mahkemece verilen kararın usul ve yasaya aykırı olduğunu, hükme dayanak yapılan 29/01/2025 tarihli aktüerya bilirkişi raporunun kendi içinde hatalar barındırdığını, hesaplamaya konu verileri oluşturan kusur raporu ve maluliyete ilişkin raporların hatalı olduğunu, gerçekleşen trafik kazasında müvekkili ........'nin kusurlu olduğunun ve ........'unun kusursuz olduğu yönünde dosyaya sunulan 21/09/2024 tarihli adli trafik bilirkişi raporuna göre kurulan hükmün yerinde olmadığını, kusur oranı yönünden ATK Trafik İhtisas Dairesinden rapor alınması yönündeki taleplerinin göz önüne alınmadığını, hatır taşıması nedeniyle kusur indiriminin mahkemece değerlendirilmediğini, davacının maluliyetine ilişin alınan raporun çalışma ve meslekte kazanma yönetmeliğe göre yapılmadığını, meydana gelen kazada herhangi bir kastının bulunmamasının dikkate alındığında manevi tazminat olarak belirlenen tutarın fahiş olduğunun ortaya çıkacağını beyan ederek Yerel mahkemece verilen kararın ortadan kaldırılmasına karar verilmesini talep etmiştir.
DELİLLERİN DEĞERLENDİRİLMESİ VE GEREKÇE :
6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 341 ve devamı maddeleri uyarınca ve özellikle istinaf incelemesinin kapsamının öngörüldüğü 355. maddeye göre re'sen gözetilecek kamu düzenine aykırılık halleri dışında istinaf incelemesi istinaf dilekçesinde belirtilen sebeplerle sınırlı olarak yapılır.
6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 341 ve devamı maddeleri uyarınca ve özellikle istinaf incelemesinin kapsamının öngörüldüğü 355. maddeye göre re'sen gözetilecek kamu düzenine aykırılık halleri dışında istinaf incelemesi istinaf dilekçesinde belirtilen sebeplerle sınırlı olarak yapılır.
Maluliyete ve aktüeryaya itiraz ve Kamu düzeni yönünden yapılan incelemede;
AYM nin 09/10/2020 tarihli resmi gazetede yayınlanan 17/07/2020 tarihli ve 2019/40 esas 2019/40 sayılı kararına göre Karayolları Trafik Kanunu'nun zorunlu trafik sigortasına ilişkin 90 ve 92. maddelerinde yer alan, "Trafik Sigortası Genel Şartları" ifadelerini iptal ettiği anlaşılmakta olup bu iptal kararının somut davada uygulanabilirliğinin tespiti gerekmektedir.
Anayasa'nın 153.maddesi uyarınca, Anayasa Mahkemesinin iptal kararları gerekçesi yazılmadan açıklanamamakta ve ancak Resmi Gazetede yayımlandıktan sonra yürürlüğe girmektedir. Anayasa Mahkemesinin iptal kararlarının yasama,yürütme ve yargı organları, idari makamlar,gerçek ve tüzel kişileri bağlayacağı açıktır.
Diğer taraftan HMK 33 maddesinde “Hakim Türk hukukunu resen uygulanır.” şeklinde ifadesini bulan yasal ilke gözetildiğinde; Anayasa Mahkemesi'nin iptal kararlarının bu gibi kesin hüküm halini almamış derdest dosyalar yönünden uygulanmasının zorunluluğu ortadadır.
Zira, Anayasa Mahkemesinin iptal kararları usulü kazanılmış hakların istisnasını teşkil ederler.
T.C. Anayasası’nın 153 üncü maddesinin 6 ncı fıkrasında, “Anayasa Mahkemesi kararları Resmî Gazetede hemen yayımlanır ve yasama, yürütme ve yargı organlarını, idare makamlarını, gerçek ve tüzelkişileri bağlar.” düzenlemesi mevcut olup, bu düzenlemenin doğal sonucu olarak Anayasa Mahkemesi’nce bir kanun veya kanun hükmünde kararnamenin tümünün ya da bunların belirli hükümlerinin Anayasa’ya aykırı bulunarak iptal edildiğinin bilindiği halde görülmekte olan davaların Anayasa’ya aykırılığı saptanan kurallara göre görüşülüp çözümlenmesi, Anayasa’nın üstünlüğü prensibine ve hukuk devleti ilkesine aykırı düşeceği için uygun görülmeyeceği kabul edilmektedir (Danıştay 4. Dairesi. 09.05.2011 tarih ve 2011/2546 E., 2011/3384 K. sayılı kararı).
Bu konudaki Anayasa Mahkemesinin 12.12.1989 tarih ve 1989/11-48 sayılı kararında;“Anayasanın 152. maddesine göre, itiraz yoluna başvuran mahkemeler, Anayasa Mahkemesi'nce verilecek kararlara uymak zorundadırlar. Bu durumda, itiraz eden mahkeme, elinde bulunan ve Anayasa Mahkemesi'nin iptal kararından önce açılmış olan bir davayı Anayasa Mahkemesi kararına göre çözecek ve doğrudan iptal kararının etkisini önceye uygulayacaktır. Ayni durum, itiraz yoluna başvurmayan mahkemeler yönünden de geçerlidir. İptal davası veya itiraz üzerine bir kuralın iptali sonucu, Mahkemeler bakmakta oldukları davaları bu karara göre çözmekle yükümlüdürler. Bu sonuç Anayasa'nın, "Anayasa Mahkemesi kararları Resmi Gazete’de hemen yayımlanır ve yasama, yürütme ve yargı organlarını, idare makamlarını, gerçek ve tüzel kişileri bağlar." yolundaki 153. Maddesinin altıncı fıkrasında yer alan kuralın sonucudur. …” gerekçesine yer verilmiştir.
Yine, 09.05.1960 tarihli ve 21/9 sayılı Yargıtay İçtihadı Birleştirme Kararında da;“Sonradan çıkan içtihattı birleştirme kararının, Temyiz Mahkemesinin bozma kararına uyulmakla meydana gelen usule ait müktesep hak esasının istisnası olarak henüz mahkemede veya Temyiz Mahkemesinde bulunan işlere tatbiki gereklidir. Anayasa Mahkemesi iptal kararlarında da aynı ilke geçerlidir.” şeklinde açıklama yapılmış, Yargıtay Hukuk Genel Kurulu’nun 13.07.2011 tarihli ve 2011/1-421 Esas, 2011/524 K. Sayılı kararında da “Eldeki dava sonuçlanıp kesinleşmeden o davaya uygulanabilecek olan yasa metni Anayasa Mahkemesince iptal edilip, yürürlüğün durdurulmasına karar verildiğine göre, iptal kararı sonucu oluşan durumun 05.09.1960 tarihli, 21/9 sayılı YİBK'da da belirtildiği üzere maddi anlamda kesinleşmemiş olup, derdest olan eldeki davaya da uygulanması zorunludur.” denilmiş, aynı yöndeki içtihat, Yargıtay Hukuk Genel Kurulu’nun 21.03.2012 tarihli ve 2012/20-12 E., 2012/232 K. sayılı kararında da oy birliği ile kabul edilmiştir. Keza 21.01.2004 tarihli ve 2004/10-44 E., 2004/19 K. sayılı ve 03.02.2010 tarihli ve 2010/4-40 E., 2010/54 K. sayılı kararlarında da: “Uygulanması gereken bir kanun hükmü, hüküm kesinleşmeden önce Anayasa Mahkemesince iptaline karar verilirse, usulî kazanılmış hakka göre değil, Anayasa Mahkemesi'nin iptal sonrası oluşan yeni duruma göre karar verilebilecektir.” yönünde değerlendirme ve açıklama yapılmıştır.
Görüldüğü üzere, Anayasa Mahkemesi’nin somut norm denetimi neticesinde verdiği iptal kararlarının Resmî Gazete’de yayımlanması ile sonuç doğuracağı ve bu durumun da bozma kararına uyulmakla meydana gelen usulî müktesep hakkın istisnası olduğu ve eldeki tüm uyuşmazlıklara uygulanması gerektiği uyulması zorunlu yargısal içtihatlar ile kabul edilmiştir.
Anayasa’nın 153. maddesinin birinci fıkrasında herhangi bir denetim yolu tanınmamış ve Anayasa Mahkemesi kararlarının kesin olduğu belirtilmiş, beşinci fıkrada "İptal kararları geriye yürümez" kuralına yer verilmiştir.
Türk Anayasal sisteminde, "Devlete güven" ilkesini sarsmamak ve ayrıca devlet yaşamında bir kargaşaya neden olmamak, kazanılmış hakları korumak için iptal kararlarının geriye yürümezliği kuralı kabul edilmiştir. Böylece hukuksal ve nesnel alanda etkilerini göstermiş, sonuçlarını doğurmuş bulunan durumların, iptal kararlarının yürürlüğe gireceği güne kadarki dönem için geçerli sayılması sağlanmıştır. Bir kural işlemle kurulan statünün Anayasa Mahkemesi'nin iptal kararıyla ya da bir başka kural işlemle kaldırılması durumunda, bu statüye bağlı öznel (sübjektif) işlemlerin de geçersiz duruma düşmesi doğaldır. Dolayısıyla bu öznel işlemlerle, ortadan kalkan statüye dayanarak ileriye dönük haklar elde edilemez. Anayasa'nın bağlayıcılığı, Anayasa Mahkemesi kararlarına tüm devlet organlarının uyma zorunluluğu ve Anayasa'nın üstünlüğü ilkesi, Anayasa'ya aykırı bir kuralın aykırılığının saptanmasından sonra uygulama alanı bulmasını kesinlikle önler. Anayasa Mahkemesi iptal kararlarının zaman içerisindeki etkisi böylece çıkmakta ve "İptal kararlan geriye yürümez" kuralı belirtilen anlamı taşıyarak geçerli olmaktadır. Anayasa’nın 153. maddesindeki “İptal kararları geriye yürümez” kuralının, geriye yürümezlik kuralının, yalnız lafza bağlı kalınarak yorumlanması hukuk devleti ilkesine ve bu ilke içinde var olan adalet ve eşitlik ilkelerine aykırı sonuçlar doğurabileceği gibi itiraz yoluyla yapılacak denetimin amacına da ters olduğu aşikârdır. Ayrıca iptal kararının geriye yürümezliği kuralı çoğu zaman iptal kararlarını işlevini ve etkinliğini azaltmaktadır.
Yukarıda yapılan tespit, açıklama ve değinilen uyulması zorunlu yargısal içtihatlara göre somut uyuşmazlık ele alındığında;
AYM nin 09/10/2020 tarihli resmi gazetede yayınlanan 17/07/2020 tarihli ve 2019/40 esas 2019/40 sayılı kararına göre Karayolları Trafik Kanunu'nun zorunlu trafik sigortasına ilişkin 90 ve 92. maddelerinde yer alan, "Trafik Sigortası Genel Şartları" ifadelerini iptal ettiği,iptal kararı içerine göre sigorta şirketlerinin trafik kazalarından doğan tazminat sorumluluğunun öncelikle Karayolları Trafik Kanunu,Türk Borçlar Kanunu'nun haksız fiillere ilişkin hükümlerinin uygulanacağı,dolayısıyla trafik sigortası kapsamındaki tazminatların belirlenmesinde artık 'Genel Şartlar'ın kural olarak belirleyici olmayacağı, genel Şartlar"ın sadece Karayolları Trafik Kanunu ve Borçlar Kanunu'na aykırı olmayan hükümlerinin uygulanabileceği, dolayısıyla bu karardan sonra sigorta şirketlerinin tazminat sorumluluğunu azaltan 'Genel Şartlar'ın birçok hükmünün uygulanamaz hale geldiği görülmektedir.
Zorunlu mali sorumluluk sigortası sözleşmesinin konusu, karayolunda motorlu taşıt işletenin, motorlu taşıtın işletilmesi sebebiyle üçüncü kişilerin uğrayabileceği destekten yoksun kalma zararını, bedensel zararı ve/veya eşya zararını tazmin yükümlülüğünü teminat altına almaktır. Başka bir ifadeyle sigorta şirketinin bu sözleşme ile yüklendiği borç, işletenin motorlu taşıtın işletilmesi sebebiyle üçüncü kişilere zarar vermesi hâlinde doğacak tazminat borcunu sigorta teminat limiti dâhilinde ödeme borcudur. Sigorta şirketinin zorunlu mali sorumluluk sigortası sözleşmesinden doğan sorumluluğunun kapsamı düzenlenmemiş olup bu kapsamın idarenin düzenleyici nitelikte işlemi olan genel şartlar ile belirlenmesi öngörülmüştür. Böylece sigorta şirketinin zorunlu mali sorumluluk sigortası sözleşmesinden doğacak borcu, idare tarafından her zaman değiştirilebilir nitelikteki kurallar olan genel şartlara göre belirlenecektir. Borcun kapsamının tespiti hususunda temel çerçeve ve ilkelerin kanunda belirlenmediği, idareye geniş bir takdir yetkisinin tanındığı anlaşılmaktadır.
Mali sorumluluk sigortası sözleşmesinin içeriğine ilişkin düzenleme öngören itiraz konusu kuralların, sözleşmenin tarafları olarak motorlu taşıt işleten ile sigorta şirketinin yanında motorlu taşıt işletilmesi sebebiyle zarara uğrama riskine maruz kalan üçüncü kişilerin menfaatleri arasındaki dengenin dikkate alınarak değerlendirilmesi gerekmektedir. Motorlu taşıt işletilmesi sebebiyle üçüncü kişilerin zarara uğraması hâlinde işletenin tazminat borcunun kapsamı 6098 sayılı Kanun’un gerçek zararın tazminini öngören kurallarına göre belirlenmektedir. Bu tazminat borcunun ödenmesini teminat altına almak amacıyla zorunlu kılınan mali sorumluluk sigortası uyarınca sigorta şirketinin borcunun kapsamı ise itiraz konusu kurallarda atıf yapılan genel şartlara göre belirlenmektedir. Bu da zarar gören üçüncü kişi ve işleten aleyhine buna karşılık sigorta şirketi lehine menfaat dengesinin bozulmasına yol açabileceği gibi aksi durum da söz konusu olabilecektir. İşleten sorumluluk sigortası yaptırmış olmasına rağmen sigorta şirketi tarafından ödenen tazminat ile gerçek zarara karşılık gelen tazminat arasındaki farktan zarar görene karşı sorumlu olmaya devam edecektir. Zarar görenin sigorta şirketi tarafından tazmin edilmeyen zararı ise ancak işletenin ekonomik durumunun bu zararın karşılanması için yeterli olması hâlinde tazmin edilebilecektir. Şeklinde tezahür eden AYM İPTAL GEREKÇESİNDE VURGULANDIĞI ÜZERE Aynı kaza ile ilgili olmak üzere İŞLETEN VE FİİLİ YAPAN KİŞİYE YÖNELİK AÇILAN DAVA İLE SİGORTANIN DAVALI OLMASI DURUMUNDA UYGULANACAK Yönetmelik ve hesaplama tablolarındaki farklılık sorumlular arasında eşitsizliğe ve idarenin tek taraflı olarak düzenleyici olan işlemlerin sonucunda sorumlu olacak tazminat miktarlarında farklılık oluşturacaktır.
Bu kapsamda açılan davalarda TBK nın haksız fiile ilişkin hükümleri,KTK kanunu hükümleri ile genel şartların bunlara aykırı olmayan hükümleri ile bu doğrultuda yeni genel şartlarla çeliştiği durumda Yargıtay'ın genel şartların yürürlüğe girmesinden önceki yerleşmiş içtihatları doğrultusunda uygulama yapılması gerekecektir.
Bu halde Aym'ce verilen iptal kararı sonrası düzenlenecek maluliyet raporlarında 01/06/2015 tarihinden itibaren uygulanan genel şartların ve bu genel şartlarla belirlenen Özürlülük ölçütü yönetmeliği ile Engelliler yönetmeliğinin uygulanma imkanı kalmadığından
Adli Tıp Kurumu İhtisas Dairesi veya Üniversite Hastanelerinin Adli Tıp Anabilim Dalı bölümleri gibi kuruluşlardan, çalışma gücü kaybı olduğu iddia edilen kişide bulunan şikayetler dikkate alınarak oluşturulacak uzman doktor heyetinden, haksız fiilin gerçekleştiği tarihte yürürlükte olan hükümlere göre ,haksız fiil tarihi 11/10/2008 tarihinde önce ise Sosyal Sigortalar Sağlık İşlemleri Tüzüğü, 11/10/2008 tarihi ile 01/09/2013 tarihleri arasında ise Çalışma Gücü ve Meslekte Kazanma Gücü Kaybı Oranı Tespit İşlemleri Yönetmeliği, 01/09/2013 tarihinden sonra ise Maluliyet Tespiti İşlemleri Yönetmeliği hükümlerine uygun olarak düzenlenmesi gerekir.
Kökleşmiş Yargıtay 17. HD uygulaması ve içtihatlarına göre maluliyet raporlarının düzenlenmesinde haksız fiilin gerçekleştiği tarihte yürürlükte olan yönetmelik ve yasa hükümlerine göre değerlendirme yapılması gerekmemktedir
Nitekim Yargıtay 17 HD nin 2016/16240 esas 2019/7273 karar 2016/15369 esas 2019/6853 karar sayılı ilamları
Bu halde Söz konusu belirlemenin Adli Tıp/Kurumu İhtisas Dairesi veya Üniversite Hastanelerinin Adli Tıp Anabilim Dalı bölümleri gibi kuruluşlar tarafından (çalışma gücü kaybı olduğu iddia edilen kişide bulunan şikayetler dikkate alınarak) uzmanlık alanlarına göre, HMK'nun 275 inci maddesi gereğince oluşturulacak uzman doktor heyetinden, haksız fiilin gerçekleştiği tarihte yürürlükte olan çalışma gücü ve maluliyet oranının belirlenmesine ilişkin mevzuat hükümleri dikkate alınarak yapılması gerekmektedir.
O halde mahkemece, yukarıda verilen hukuksal bilgiler dikkate alınarak Adli Tıp Kurumu 3.İhtisas Kurulu'ndan veya Üniversite Hastanelerinin Adli Tıp Ana Bilim Dalı bölümleri gibi kuruluşlarından davacının maluliyeti olup olmadığı, yaralanmasının niteliği, iş güçten kalma süresinin tespiti bakımından Aym' ce verilen iptal kararı sonrası düzenlenecek maluliyet raporlarında 01/06/2015 tarihinden itibaren uygulanan genel şartların bu halde genel şartlarla belirlenen özürlülük ölçütü yönetmeliği ile engelliler yönetmeliğinin uygulanma imkanı kalmadığından Her ne kadar somut olayda kaza tarihi 01/09/2013 tarihinden sonra ise ve Maluliyet Tespiti İşlemleri Yönetmeliği hükümleri uygulanması gerekmekte ise de;
Adli Tıp Kurumunca düzenlenen raporlarda da belirtildiği üzere;
11 Ekim 2018 tarih ve 27021 Sayılı Resmi Gazetede yayımlanan Çalışma Gücü ve Meslekte Kazanma Gücü Kaybı Oranı Tespit İşlemleri Yönetmeliği özellikle trafik kazalarına bağlı olmak üzere tazminat davalarında mahkemelerce bilhassa istenilen ve bu konu ile ilgili değerlendirmelerde tüm bilirkişi kurumlarca kullanılan bir cetveldir. Bu cetvelde vücuttaki her bir sisteme ait hastalık veya arızalar için puanlar yer almakta olup, bu sayede çalışma gücü ve meslekte kazanma gücü kaybına bağlı bir oran verilebilmektedir.
Malulen emekli olma işlemleri ile ilgili olan 3 Ağustos 2013 tarih ve 28727 sayılı Resmi Gazetede yayımlanan Maluliyet Tespit İşlemleri Yönetmeliği ise yönetmelikteki tanımıyla kişinin "çalışma gücünün veya iş kazası veya meslek hastalığı sonucu meslekte kazanma gücünün en az %60'ını kaybedip kaybetmediğinin" değerlendirilmesi için düzenlenmiştir. Yönetmelik ekindeki listelerde hangi hastalık veya arızaların bu kapsamda sayılabileceği listelenmiş, kapsama girmeyenler için ise herhangi bir oran belirtilmemiştir. Bu bağlamda belli bir tarihteki bir olaya bağlı çalışma gücü ve meslekte kazanma gücü kaybı oranının değerlendirilmesinde Maluliyet Tespit İşlemleri Yönetmeliğinin kullanılması teknik olarak mümkün değildir. Zira 2013 tarihli yönetmelik malulen emeklilik ile ilgili baremleri içermekte olup maluliyet oranının tespitine yönelik belgeleri ve cetvelleri içermemektedir.
Bu nedenle, söz konusu yönetmelik yukarıda açıklandığı gibi maluliyet tespiti için uygun olmadığından "11 Ekim 2008 tarih ve 27021 sayılı Resmi Gazetede yayımlanan Çalışma Gücü ve Meslekte Kazanma Gücü Kaybı Oranı Tespit İşlemleri Yönetmeliği"ne göre KARAR VERİLMESİ GEREKİRKEN YANLIŞ YÖNETMELİĞE GÖRE KARAR VERİLDİĞİ ANLAŞILMAKLA Çalışma Gücü ve Meslekte Kazanma Gücü Kaybı Oranı Tespit İşlemleri Yönetmeliğine GÖRE HESAPLAMA YAPAN RAPORA KARAR VERİLMESİ GEREKİR.
KEZA
AYM 'ce verilen iptal kararı sonrası düzenlenecek aktüerya raporlarına ilişkin olarak 01/06/2015 tarihli genel şartlar ile getirilen TRH 2010 ve 1,8 teknik faizin ve bu genel şartlarla belirlenen vergilendirilmiş belgeli gelir, olmadığı takdirde asgari ücretin kazanç olarak nazara alınacağı düzenlemesinin uygulanma ihtimali kalmadığı gözetilerek ;
Yargıtay Hukuk Genel Kurulu'nun 1989/4-586 Esas,1990/199 K sayılı kararı ve Yargıtay 17. Hukuk ve 4 Hukuk dairesinin yerleşik içtihatları gereği, Population Masculine Et – Feminine (PMF 1931) Tablosu esas alınarak davacının veya müteveffanın muhtemel yaşam süresinin belirlenmesi; davacının veya müteveffanın muhtemel gelirinin her yıl için % 10 artırılıp % 10 iskonto edilmesi ile belirlenecek peşin değeri esas alınıp işleyecek dönem tazminat hesabı yapılması , davacının veya müteveffanın asgari ücret üstünde kazancı olduğunun iddia edilmesi durumunda kaza tarihindeki gelirine dair delillerini ibrazının sağlanması, varsa; ilgili meslek odaları ve meslek kuruluşlarından,vergi dairesinden ,işyerinden kaza tarihindeki sürekli ve net kazanç durumunun sorulması, geriye doğru maaş bordrosu ve sosyal güvenlik kayıtlarının getirtilmesi, davacının veya müteveffanın kaza tarihinde fiili olarak çalışmadığının belirlenmesi halinde asgari ücretin gözönüne alınacağının düşünülmesi gerekmektedir.
Bu halde mahkemece AYM verilen iptal kararı doğrultusunda PMF 1931'a göre HESAPLAMA YAPAN ALTERNATİFLİ RAPORA GÖRE KARAR VERİLMESİ GEREKİR.Davalıların istinafı yerindedir.
Davacı vekili her ne kadar bakıcı giderlerine ilişkin tazminat talebinde bulunmuş ise de; düzenlenen maluliyet raporuna göre iyileşme sürecinde bakıcıya ihtiyacı olmadığı tespit edildiğinden bu yöndeki taleplerin reddine karar verilmesi doğrudur.
Müterafik kusur indirim yapılmaması istinafı
Davalılar, davacının emniyet kemerini takmaması nedeniyle müterafik kusurlu olduğunu bildirmiştir. Kaza tespit tutanağında davacının emniyet kemerinin takılı olup olmadığı hususunda herhangi bir tespit yapılmamış olup, davacının Beyşehir İlçe Jandarma Komutanlığında alınan ifadesinde kendisinin 2-3 m ileriye fırladığını beyan etmesi ve mahkememizce alınan beyanında araçtan 2 m civarında ileri de bulunduğunu beyan etmesi karşısında, kaza sırasında emniyet kemerinin takılı olmadığı kanaatine varılmış, davacı taraf bu hususun aksini ispat edemediğinden davacının emniyet kemerini takmaması mahkememizce müterafik kusur olarak kabul edilerek yerleşik Yargıtay içtihatları gereği toplam tazminat miktarından takdiren %20 oranında tenzilat yapılması doğrudur
Hatır idddiası
Her ne kadar davalı hatır taşıması def'inde bulunmuş ise de; ceza dosyası ile birlikte tüm dosya muhtevası birlikte değerlendirildiğinde davacının kaza tarihinde davalı sürücünün oğlunun nişanlısı olduğu, dolayısıyla kaza tarihinde yapılan bu taşımanın aile içi taşıma mahiyetinde olduğu takdir ve kanaatine varılarak hatır taşımasının bulunduğuna yönelik savunmalara itibar edilmemesi doğrudur
Davalı sigorta vekilinin kabul edilen kaçınılmaz tedavi gideri ve geçici iş göremezliğin teminat kapsamı dışında olduğuna ve bu nedenle bu alacak kalemlerinin kabul edilmesinin usul ve yasaya aykırı olduğuna ilişkin yapılan istinaf incelemesinde;
2918 sayılı Kanun’un 98.maddesinde değişiklik yapan 6111 sayılı Kanun’un 59. maddesinde, “Trafik kazaları nedeniyle üniversitelere bağlı hastaneler ve diğer resmi ve özel sağlık kuruluşlarının sundukları sağlık hizmet bedellerinin kazazedenin sosyal güvencesi olup olmadığına bakılmaksızın genel sağlık sigortalısı sayılanlar için belirlenen sağlık hizmeti geri ödeme usul ve esasları çerçevesinde Sosyal Güvenlik Kurumu tarafından karşılanacağı", kanunun geçici 1.maddesi ile de "Bu Kanunun yayımlandığı tarihten önce meydana gelen trafik kazaları nedeniyle sunulan sağlık hizmet bedellerinin Sosyal Güvenlik Kurumu tarafından karşılanacağı, sözkonusu sağlık hizmet bedelleri için bu Kanunun 59’uncu maddesine göre belirlenen tutarın %20'sinden fazla olmamak üzere belirlenecek tutarın üç yıl süreyle ayrıca aktarılmasıyla anılan dönem için ilgili sigorta şirketleri ve Güvence Hesabının yükümlülüklerinin sona ereceği" öngörülmüştür.
Sigorta şirketinin, işleten ve sürücünün kanundan ve sözleşmeden doğan bu yükümlülüğü, 6111 sayılı Kanun ile getirilen düzenleme ile sona erdirilmiş bulunmaktadır. 2918 sayılı Kanun’un 98. maddesinde belirtilen tedavi giderleri yönünden sorumluluğun dava dışı Sosyal Güvenlik Kurumu'na geçtiğinin kabulü gerekir. Buna karşın belgesiz tedavi giderlerinden sigorta şirketinin, işleten ve sürücünün sorumlulukları devam etmektedir.
Genel olarak sağlık hizmeti giderleri, fatura ile ispat edilmelidir. Ancak bazı giderlerin belge ile ispatlanması zordur. Biz bunlara faturalandırılmayan giderler olarak adlandırıyoruz. Örneğin yol giderleri gibi. Bu gibi giderler için hakimin belgelendirilmediği gerekçesi ile reddedilmesi doğru değildir. Çünkü TBK 50/2 maddesi gereği uğranılan zararın miktarı tam olarak ispat edilemiyorsa hâkim, olayların olağan akışını ve zarar görenin aldığı önlemleri göz önünde tutarak, zararın miktarını hakkaniyete uygun olarak belirleyecektir. Bu nedenle kişinin haksız eylemden zarar gördüğünün ve bedensel zarara uğradığının ispatlaması yeterli olup, ayrıca iyileşme harcamaları için fatura ve makbuz gibi belgeler bulup getirmesi şart değildir. Hiçbir belge sunulmasa bile, hakim, görevlendireceği uzman bilirkişilere tedavi ve tüm iyileşme giderlerini hesaplatmakla ve hüküm altına almakla yükümlüdür. (HGK.26.04.1995, E. 1995/11-122 K.1995/430)
01.06.2015 tarihinde yürürlüğe giren Zorunlu Sigorta Mali Sorumluluk Sigortası Genel Şartları A.5 maddesinin "Sağlık Giderleri teminatı" başlıklı (b) maddesinde " Kaza nedeniyle mağdurun tedavisine başlanmasından itibaren mağdurun sürekli sakatlık raporu alana kadar tedavi süresince ortaya çıkan bakıcı giderleri, tedaviyle ilgili diğer giderler ile trafik kazası nedeniyle çalışma gücünün kısmen veya tamamen azalmasına bağlı giderler sağlık gideri teminatı kapsamındadır. Sağlık giderleri teminatı Sosyal Güvenlik Kurumunun sorumluluğunda olup ilgili teminat dolayısıyla sigorta şirketinin ve Güvence Hesabının sorumluluğu 2918 sayılı Karayolları Trafik Kanununun 98.maddesi hükmü gereğince sona ermiştir." ifadesi ile mağdurun tedavisine başlanmasından itibaren mağdurun sürekli sakatlık raporu alana kadar tedavi süresince ortaya çıkanı bakıcı giderleri, tedaviyle ilgili diğer giderler ile trafik kazası nedeniyle çalışma gücünün kısmen veya tamamen azalmasına bağlı giderler sağlık gideri teminatı kapsamında saymıştır. Bir başka ifade ile mağdurun tedavisine başlanmasından itibaren mağdurun sürekli sakatlık raporu alana kadar,
1-Tedavi süresince ortaya çıkan bakıcı giderleri,
2-Tedaviyle ilgili diğer giderler,
3-Çalışma gücünün kısmen veya tamamen azalmasına bağlı giderler,
Sağlık giderleri kapsamında sayılarak Sosyal Güvenlik Kurumunun sorumluluğunda olduğu düzenlenmiştir.
Oysa 6111 sayılı kanunun 59.maddesi ile değişik Karayolları Trafik Kanununun 98.maddesinde Sosyal Güvenlik Kurumu'nun sorumluluğu üniversite hastaneleri ile resmi ve özel sağlık kurumları tarafından trafik kazası sonucu yaralanan kişilerin tıbbi tedavi ile sınırlı sağlık hizmeti giderleri ile sınırlandırılmıştır.
Bu düzenleme gereği ZMSS Genel Şartlar A.5 (b) maddesi ile yaralının tedavisine başlanmasından maluliyet raporu alınıncaya kadarki süre içindeki;
1-Bakıcı giderleri
2-Çalışma gücünün kısmen veya tamamen azalmasına bağlı giderler (geçici iş göremezlik kayıpları)
3-Sağlık hizmeti giderleri kapsamında sayılarak 6111 sayılı torba Kanunun 59.maddesi ile değişik Karayolları Trafik Kanunu'nun 98.maddesi ile sınırları belirlenen sağlık giderleri teminatı kapsamını genişletmiştir.
Bu nedenle bir kanun maddesinin kapsamı idarenin bir düzenlemesi olan genel şartlar ile genişletmesi ve daraltması düşünülemez.
Böyle bir durum varsa kanuna aykırı genel şart maddesi, tebliğ vs uygulanması kanunun ilgili maddesine aykırılık teşkil eder.(Trafik kazalarından doğan cismani zararlar ve tazmini- Konya barosu yayınları. Shf 7-8 ,Yargıtay üyesi: Hüseyin TUZTAŞ)
Yine taraflar arasında düzenlenmiş olan Zorunlu Sigorta Mali/Sorumluluk Sigortası poliçelerinin bir anlamda mütemmim cüzü olan eki niteliğindeki genel şartların, hazırlanma ve bağıtlanmada taraf olmayan Sosyal Güvenlik Kurumu'na İdari bir düzenleme ile kanuni düzenlemesinin aksine bir sorumluluk yüklenmesi de düşünülemez.
ZMMS SÖZLEŞMESİNDEKİ ŞARTLARIN DAVACI AÇISINDAN BAĞLAYICI OLMAMASI VE ANAYASA MAHKEMESİNİN nin 09/10/2020 tarihli resmi gazetede yayınlanan 17/07/2020 tarihli ve 2019/40 esas 2019/40 sayılı kararına göre 6704 SAYILI KANUNUN 3.MADDESİYLE DEĞİŞTİRİLEN 90. MADDESİNİN BİRİNCİ CÜMLESİNDE YERALAN “VE BU KANUN ÇERÇEVESİNDE HAZIRLANAN GENEL ŞARTLARDA” İBARESİNİN VE İKİNCİ CÜMLESİNDE YERALAN “VE GENEL ŞARTLARDA ’’ İBARESİNİN İPTAL EDİLMİŞ OLMASI SEBEBİYLE UYGULANMAYACAKTIR
Bu halde davalı vekilinin istinaf itirazları yerinde değildir.
Sigorta şirketine davadan önce usulüne uygun başvuru yapılmadığı istinafı;
2918 sayılı KTK'nın 97.maddesinde, 6704 Sayılı Kanunun 5.maddesi ile yapılan değişiklik neticesinde, 97.maddenin eski metninde, zarar görenin zorunlu mali sorumluluk sigortasında ön görülen sınırlar içinde doğrudan doğruya sigortacıya karşı talepte bulunabileceği gibi, dava açabilme hakkı mevcut iken 6704 Sayılı Kanunun 5.maddesi ile yapılan değişiklik sonucunda madde hükmü "Zarar görenin Zorunlu Mali Sorumluluk Sigortasında öngörülen sınırlar içinde dava yoluna gitmeden önce ilgili sigorta kuruluşuna yazılı başvuruda bulunması gerekir. Sigorta kuruluşunun başvuru tarihinden itibaren en geç 15 gün içinde başvuruyu yazılı olarak cevaplamaması veya verilen cevabın talebi karşılamadığına ilişkin uyuşmazlık olması halinde, zarar gören dava açabilir veya 5684 Sayılı Kanun çerçevesinde tahkime başvurabilir" denilmiştir.
Yukarıda maddede yapılan değişiklikle, zarar gören hak sahipleri ZMMS sigortacısına karşı artık doğrudan dava açamayacaklardır. Öncelikle sigortacıya tazminatın ödenmesi için genel şartlarda belirtilen belgeler ile yazılı olarak başvuracaklar ve yazılı başvurudan itibaren 15 gün içinde kendilerine cevap verilmez ya da verilen cevap hak sahibinin talebini karşılamaz ise, hak sahibi tazminat için dava açabileceği gibi tahkime de başvurabileceklerdir. Bu hali ile trafik kazaları nedeniyle zarara uğrayanlar sigortaya davadan açmadan önce mutlaka sigortacıya yazılı başvuruda bulunmak zorundadırlar. Dava açabilmeleri için yazılı başvurudan itibaren 15 günlük sürenin dolmuş olması gerekmektedir. Bu sebeplerle davadan önce yazılı başvuruda bulunmak ve başvurudan itibaren 15 günlük sürenin geçmesi ZMMS sigortacısına tazminat davası açılmasının ön şartıdır. Bu husus anılan maddenin değişiklik gerekçesinde vurgulanmıştır.
6100 sayılı HMK'nın dava şartlarının düzenlendiği 114.maddesinin 2.fıkrasındaki düzenlemeye göre "Diğer kanunlarda yer alan dava şartlarına ilişkin hükümler saklıdır".
HMK 115. maddenin 1.fıkrasında ise, "Mahkeme, dava şartlarının mevcut olup olmadığını, davanın her aşamasında kendiliğinden araştırır. Taraflar da dava şartı noksanlığını her zaman ileri sürebilirler." denilmiş,
2.fıkrada ise, "Mahkeme, dava şartı noksanlığını tespit ederse davanın usulden reddine karar verir." düzenlemesi mevcut olup
Somut olayda 6407 sayılı Kanunla değişik 2918 sayılı KTK'nın 97. maddesinde zarar görenin, zorunlu mali sorumluluk sigortasında öngörülen sınırlar içinde dava yoluna gitmeden önce ilgili sigorta kuruluşuna yazılı başvuruda bulunması gerektiği, sigorta kuruluşunun başvuru tarihinden itibaren en geç 15 gün içinde başvuruyu yazılı olarak cevaplamaması veya verilen cevabın talebi karşılamadığına ilişkin uyuşmazlık olması hâlinde, zarar görenin dava açabileceği veya 5684 sayılı Kanun çerçevesinde tahkime başvurabileceği düzenlenmiştir.
Somut uyuşmazlıkta, davalı nezdinde zorunlu mali sorumluluk poliçesiyle sigortalı araç nedeniyle meydana gelen trafik kazasında dava tarihinden önce davalı sigorta şirketine belgeler ile birlikte başvurdukları, sigorta şirketin tazminat talebini değerlendireceğini bildirilerek yasal süre içerisinde talebin karşılanmayarak sonuçsuz bırakıldığının sabit bulunduğu, bilahare eldeki davanın açıldığı anlaşılmıştır.
Davalı sigortanın istediği belgeler maluliyet tazminat talebi için Karayolları Zorunlu Mali Sorumluluk Sigortası Genel Şartları ekinde belirtilen belgelerden ise de dava açmadan önce sigorta şirketine başvuru yapılmasına dair adı geçen yasanın 97. maddesinde bu belgelere yer verilmediği gibi davacının başvuru dilekçesinde eklenmesi gereken diğer tüm belgeleri ekleyerek başvuru yaptığı,davalı sigortanın cevabi ile dava tarihi arasında geçen süre de gözetildiğinde davalı sigortanın davacıya verdiği cevabın talebi karşılamadığı dolayısıyla davacının dava açmadan önce yasada öngörülen sigortaya başvuru koşulunu yerine getirdiği sonucuna ulaşıldığı,bu halde yasada belirtilen başvuruya ilişkin ön koşulun yerine getirildiği de açıktır. İstinaf itirazları yerinde değildir.
Davacı vekilinin Faize avans faiz hükmedilmesi itirazı
Davacı vekili, meydana gelen kaza nedeniyle zararının tazmini amacıyla açtığı eldeki davada faiz türü olarak avans faizine karar verilmesini talep etmiştir
Oysa zarara neden olan araç otomobil olup, araç ruhsatında kullanım amacı hususi şeklinde olması nedeniyle faiz türü olarak yasal faize karar verilmesi doğrudur
Kusura itiraz
Adli Trafik Bilirkişisinin sunmuş olduğu 21/09/2024 raporunda neticeten; ........ plakalı Otomobil Sürücüsü ........'in bu kazanın oluşumunda % 100 oranında kural ihlalinin olduğu; ........ Plakalı Otomobil Sürücüsü ........'nun ise herhangi bir kural ihlali yapmadığı tespit edilmiştir. Ayrıntılı, gerekçeli, denetlenebilir bilirkişi raporunun kaza tespit tutanağı ile de uyumlu olması nazara alınarak mahkememce yargılamaya esas alınması doğrudur
Davalı sigortanın faturasız tedavi giderinin içeriğine itirazı
TBK 50 maddesi gereğince zarar gören, zararını ve zarar verenin kusurunu ispat yükü altındadır. Sağlık kuruluşunda yapılan sağlık hizmeti harcamaları rahatlıkla fatura ve benzeri belgeler ile ispatlanabilir. Ancak bazı giderler var ki her zaman belge temin edilmesi mümkün değildir. Bu gibi durumlardaTBK 50/2 maddesi gereği uğranılan zararın miktarı tam olarak ispat edilemiyorsa hakim, olayların akışını ve zarar görenin aldığı önlemleri göz önünde tutarak zararın miktarını hakkaniyete uygun olarak belirleyecektir.(Trafik kazalarından doğan cismani zararlar ve tazmini- Konya barosu yayınları. Shf 11, Yargıtay üyesi: Hüseyin TUZTAŞ)
Bu nedenle kişinin haksız eylemden zarar gördüğünün ve bedensel zarara uğradığının ispatlanması yeterli olup ayrıca iyileşme harcamaları için fatura ve makbuz gibi belgeler bulunup getirilmesi şart değildir. Hiç bir belge sunulmasa bile ,hakim ,görevlendireceği uzman bilirkişilere tedavi ve tüm iyileşme giderlerini hesaplatmakla ve hüküm altına almakla yükümlüdür. (HGK .26/04/1995 ,1995/11-122 E 1995/430 K)
Davaya konu olayda davacının yaralanması nedeniyle, bu tedavi sürecinde yapılan tüm giderlerin belgeye bağlanması mümkün olmadığı gibi, hayatın olağan akışına göre de davacı taraftan bu yönde bir belgelemenin beklenmesi hakkaniyetle bağdaşmayacaktır. Tedavi sürecinde yapılması muhtemel yol ve ulaşım giderleri, belgeye bağlanamamış tıbbi malzeme, ilaç vs. giderleri olması kaçınılmazdır.
Bu doğrultuda alınan rapor bu kapsamda dosya kapsamına uygun olduğu anlaşılmakla itiraz yersizdir
Manevi tazminatın az veya çok taktir edildiği istinafı yönünden;
Hakimin özel halleri göz önünde tutarak manevi zarar adı ile hak sahibine verilmesine karar vereceği bir para tutarı adalete uygun olmalıdır. Hükmedilecek bu para, zarara uğrayanda manevi huzuru doğurmayı gerçekleştirecek tazminata benzer bir fonksiyonu olan özgün bir nitelik taşır. Bir ceza olmadığı gibi, mamelek hukukuna ilişkin zararın karşılanmasını da amaç edinmemiştir.
O halde, bu tazminatın sınırı onun amacına göre belirlenmelidir. Takdir edilecek miktar, mevcut halde elde edilmek istenilen tatmin duygusunun etkisine ulaşmak için gerekli olan kadar olmalıdır. 22.06.1966 günlü ve 7/7 sayılı Yargıtay İçtihadı Birleştirme Kararı'nın gerekçesinde takdir olunacak manevi tazminatın tutarını etkileyecek özel hal ve şartlar da açıkça gösterilmiştir. Bunlar her olaya göre değişebileceğinden hakim bu konuda takdir hakkını kullanırken ona etkili olan nedenleri de karar yerinde objektif ölçülere göre isabetli bir biçimde göstermelidir.
Hakimin bu takdir hakkını kullanırken, ülkenin ekonomik koşulları, tarafların sosyal ve ekonomik durumları, paranın satın alma gücü, olayın ağırlığı, olay tarihi gibi özellikleri göz önünde tutması ve buna göre manevi tazminat takdir edilmesi gerektiği açıkça ortadadır. (HGK 23/06/2004, 13/291-370)
Yukarıda belirtilen manevi tazminat kriterleri,davacının tespit edilen sosyal ve ekonomik durumuna, davacının kaza nedeniyle % 5,1 oranında meslekten kazanma gücünü kaybettiği ve iyileşmesinin 3 hafta olduğu gözetilip, Mahkemece davacı da yapılan gözlemde; davacının alın bölgesinde yakın mesafede dikkat çekici halde 6 - 7 cm boyutlarında ve 0,5 cm genişliğinde iz bulunduğu, yine sol göz üstünde kaza esnasında cam batmasından dolayı ifade edilen yaklaşık 1 cm uzunluğunda iz bulunduğu, sol yanak kısmında 5-6 cm uzunluğunda iz bulunduğu gözlemlenmesi
davalının kusur durumu ve olayın oluş şekli dikkate alındığında, takdir olunan manevi tazminatın dosya kapsamına ve hakkaniyete uygun olduğu bu itibarla davacı ve davalı vekilinin istinaf itirazlarının yerinde olmadığı anlaşılmıştır.
HMK'nin 355. maddesinde, “ İnceleme, istinaf dilekçesinde belirtilen sebeplerle sınırlı olarak yapılır. Ancak, bölge adliye mahkemesi kamu düzenine aykırılık gördüğü takdirde bunu resen gözetir.” 353. maddesinde, “ (1) Ön inceleme sonunda dosyada eksiklik bulunmadığı anlaşılırsa; ... b) Aşağıdaki durumlarda davanın esasıyla ilgili olarak; 1)..., 2) Yargılamada eksiklik bulunmamakla beraber, kanunun olaya uygulanmasında hata edilip de yeniden yargılama yapılmasına ihtiyaç duyulmadığı takdirde veya kararın gerekçesinde hata edilmiş ise düzelterek yeniden esas hakkında, ... duruşma yapılmadan karar verilir.” düzenlemelerini içermektedir.
Yukarıda yapılan açıklamalar çerçevesinde, ilk derece mahkemesinin kararında yukarıda belirtilenler dışında HMK'nın 355. Maddesi gereği, kamu düzenine aykırılık teşkil eden herhangi bir yanlışlığın da bulunmadığı gözetilerek davacı vekilinin tüm itirazlarının REDDİNE, davalı sigorta vekili ile diğer davalılar vekilinin istinaf başvurusunun yukarıda belirtilen gerekçeler doğrultusunda kabulü ile 29/01/2025 tarihli aktüerya raporundaki seçenek hesaplamalardan PMF 1931 göre alınan rapora göre incelenen kararın HMK’nin 353/1-b maddesinin (2) numaralı alt bendi uyarınca düzeltilmek üzere kaldırılması ve yeniden hüküm tesis edilmesine dair aşağıdaki hükmün kurulmasına karar vermek gerekmiştir.
H Ü K Ü M : Gerekçesi yukarıda açıklandığı üzere;
Davacı vekilinin tüm istinaf itirazlarının reddine,
Davalı ........ Sigorta AŞ ile davalılar ........ ve ........ vekilinin istinaf başvurusunun yukarıda belirtilen gerekçeler doğrultusunda kabulü ile incelenen kararın HMK’nin 353/1-b maddesinin (2) numaralı alt bendi uyarınca düzeltilmek üzere KALDIRILMASI VE DÜZELTİLEREK YENİDEN ESAS HAKKINDA HÜKÜM KURULMAK suretiyle;
Davanın KISMEN KABULÜ İLE;
1-Davacının sürekli iş göremezliği nedeniyle uğradığı maddi zararı için 617.108,45 TL, geçici iş göremezliği nedeniyle uğradığı maddi zararı için 7.981,62 TL, kaçınılmaz tedavi giderinden doğan maddi zararı için 3.000,00 TL olmak üzere Toplam 628.090,07 TL tazminat bedelinden %20 müterafik kusur indirimi yapılarak hesap edilen 502.472,56 TL'nin davalı sigorta şirketinden 23.02.2024 temerrüt tarihinden itibaren (poliçe limiti dahilinde ve tahsilde tekerrür olmamak kaydıyla), diğer davalılar yönünden kaza tarihi olan 03.12.2023 tarihinden itibaren işleyecek yasal faiziyle birlikte müştereken ve müteselsilen alınarak davacıya VERİLMESİNE,
Bakıcı giderlerine ve sürekli işgörmezliğe ilişkin fazlaya talebin REDDİNE
2-Manevi tazminat talebinin kabulü ile; 100.000,00 TL manevi tazminatın davalılar ........ ve ........'den kaza tarihi olan 03.12.2023 tarihinden itibaren işleyecek yasal faiziyle birlikte müştereken ve müteselsilen alınarak davacıya VERİLMESİNE,
3-Davacı adli yardımdan yararlandığından ve bu nedenle harç alınmadığından alınması gereken 41.154,90 TL karar ve ilam harcı ile 1.683,10 TL başvuru harç toplamı 42.838,00 TL'nin davalılardan (sigorta şirketi poliçe limitleri dahilinde 35.726,89 TL'den sorumlu tutularak) müştereken ve müteselsilen tahsili ile hazineye irad kaydına,
4-Dosya Adli Yardım kapsamında yer aldığından dosyada suç üstü ödeneğinden yapılan toplam 12.702,50 TL'nin kabul ret oranına göre hesaplanan 8.612,29 TL masrafın davalılardan (Davalı ........ Sigorta AŞ.nin 7.182,64 TL'sinden diğer davalılarla birlikte sorumlu tutulmasına) müştereken ve müteselsilen, 4.090,21 TL'nin davacıdan alınarak hazineye irad kaydına,
5- Maddi Tazminat yönünden; a)Davacı kendisini bir vekil ile temsil ettirdiğinden Avukatlık Asgari Ücret Tarifesine göre belirlenen 79.370,88 TL vekalet ücretinin davalılardan müştereken ve müteselsilen alınarak davacıya verilmesine,
b)Davalılar kendilerini bir vekil ile temsil ettirdiğinden Avukatlık Asgari Ücret Tarifesine göre belirlenen 30.000,00 TL vekalet ücretinin davacıdan alınarak davalılara verilmesine,
6-Manevi tazminat yönünden; Davacı kendisini bir vekil ile temsil ettirdiğinden Avukatlık Asgari Ücret Tarifesine göre belirlenen 30.000,00 TL vekalet ücretinin davalılar ........ ve ........'den müştereken ve müteselsilen alınarak davacıya verilmesine,
7-Davacı tarafından yatırılan ve dosyada bakiye kalan gider avansının karar kesinleştiğinde davacıya iadesine,
İstinaf Yargılaması Yönünden;
8-Davacı adli yardımdan faydalandığından alınması gereken 615,40 TL istinaf maktu karar ilam harcı ile 1.683,10 TL istinaf kanun yoluna başvurma harcının davacıdan tahsili ile hazineye gelir kaydına,
9- İstinaf başvurma harcı dışında istinaf peşin harcı olarak alınan istinaf karar harcının talep halinde davalılara ayrı ayrı iadesine,
10-Davalılar ........ ve ........ tarafından yapılan 3.366,20 TL yargılama giderinin davacıdan tahsili ile bu davalıya ödenmesine,
11-Davalı ........ Sigorta AŞ tarafından yapılan 1.683,10 TL yargılama giderinin davacıdan tahsili ile bu davalıya ödenmesine,
12-İstinaf incelemesi sırasında duruşma açılmadığından vekalet ücreti takdirine yer olmadığına,
Dosya üzerinden yapılan inceleme sonunda HMK'nun 361 maddesi gereğince kararın taraflara tebliğ tarihinden itibaren İKİ HAFTA içinde temyiz yolu açık olmak üzere OYBİRLİĞİ ile karar verildi. 25/06/2025
..... ..... ..... .....
Başkan Üye Üye Katip
... ... ... ...
E imza E imza E imza E imza
Bu evrak 5070 sayılı Yasa kapsamında elektronik imza ile imzalanmıştır.