T.C. KONYA BAM 3. HUKUK DAİRESİ Esas-Karar No: ... - ...
T.C.
KONYA
BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ
3. HUKUK DAİRESİ
DOSYA NO: ...
KARAR NO: ...
KARAR TARİHİ: 26/09/2025
T Ü R K M İ L L E T İ A D I N A
İ S T İ N A F K A R A R I
BAŞKAN: ... (...)
ÜYE: ... (...)
ÜYE: ... (...)
KATİP: ... (...)
İNCELENEN KARARIN
MAHKEMESİ: Konya .... ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ
KARAR TARİHİ: 08.10.2024
NUMARASI: ... Esas ... Karar
DAVACILAR : 1-......
2-......
3-......
4-......
5-......
6-......
7-......
8-......
9-......
10-......
11-......
MÜTEVEFFA ...... MİRASÇILARI:
12-...... - (Kendine asaleten yaşı küçük ......, ......ve ......'a velayeten)
13-......
14-......
15-......
VEKİLİ: Av...
DAVALILAR: 1-......
2-......
VEKİLİ: Av....
3-......
VEKİLİ: Av...
4-......
VEKİLİ: Av....
DAVA: Maddi ve Manevi Tazminat
İSTİNAF KARAR TARİHİ: 26/09/2025
İSTİNAF KARAR YAZIM TARİHİ: 26/09/2025
Yukarıda bilgileri yazılı mahkemece verilen karara ilişkin istinaf talebi üzerine mahkemece dosya istinaf incelemesi yapılmak üzere dairemize gönderildiğinden yapılan ön inceleme ve incelemeyle heyete tevdi olunan dosyanın gereği görüşülüp aşağıdaki karar verilmiştir.
TARAFLARIN İDDİA VE SAVUNMALARININ ÖZETİ :
Davacılar vekilinin 23.08.2023 tevzi tarihli dava dilekçesinde özetle; 18.05.2017 tarihinde davalılardan ......'ye ait olan ve diğer davalı ......'nın sürücüsü bulunduğu ...... plakalı araç ve dorsesiyle beraber trafik kaidelerine aykırı ve tam kusurlu olarak müvekkillerinin içinde bulunduğu ...... plakalı araca çarpmak suretiyle davacı 12 adet müvekkilinin yaralandığını, madden ve manen zarar gördüklerini, müvekkillerden ...... vefat ettiğinden mirasçılarının davacı gösterildiğini, trafik kazası dolayısıyla Konya ....Asliye Ceza Mahkemesinin ... E. ve ... K sayılı kararı ile davalı sürücü tam kusurlu olarak cezalandırıldığını ve ceza davasının kesinleştiğini, Asliye Ticaret Mahkemesine dava açılmazdan önce davalı ...... .Ş Müdürlüğüne tazminat alacaklarımızın ödenmesi için ihtar ve ihbar müracaatımız 30.10.2017 tarihli dilekçe ile talep edildiğini, ancak 15 günlük sürede herhangi bir ödeme yapılmadığını, bunun üzerine Konya .... Asliye Ticaret Mahkemesinin ... Esas sayılı dosyasından fazlaya ilişkin hakları mahfuz tutularak derdest bulunan maddi ve manevi tazminat davası açıldığını, Konya .... Asliye Ticaret Mahkemesince ... E ve ... K sayılı hüküm ile maddi ve manevi tazminat verildiğini, maddi ve manevi tazminat alacaklarının tüm davacılar yönünden Konya .... İcra Dairesinin ... Esas sayılı İcra Takip dosyası ile takibe konulduğunu, davalılardan ...... .Ş tarafından maddi tazminat alacaklarının dosyaya ödendiğini, yeni açtıkları ek davada esas tazminat alacaklarından bu sigorta için ödenen paranın tenzil edilerek 1.674.482,71 TL maddi tazminatın ve 261.000,00 TL Manevi Tazminat Alacaklarının (Konya ....İcra Müd... E.sayılı dosyasında tahsil tekerrür olmamak kaydıyla ...... .Ş., ...... ve ......'nın müştereken ve müteselsilen sorumlu olmak kaydı ile) ek dava olarak talep etmek zorunluluğunun hasıl olduğundan bahisle; Bakiye kalan 1.674.482,71 TL Maddi Tazminat Alacaklarının ( bütün davalılar müştereken ve müteselsilen sorumlu olarak) ve 261.000,00 TL Manevi Tazminat Alacağımızın (Konya ....İcra Müd... E.sayılı dosyasında tahsil tekerrür olmamak kaydıyla ...... .Ş., ...... ve ......'nın müştereken ve müteselsilen sorumlu olarak) sigorta şirketlerinin limitleri oranında diğer davalıların tamamından sorumlu olmak kaydıyla; ...... yönünden 257.440,34 TL bakiye maddi tazminat, ...... yönünden 199.183,88 TL bakiye maddi tazminat, ...... yönünden 227.640,41 TL bakiye maddi tazminat, ...... yönünden 167.579,79 TL bakiye maddi tazminat, ...... yönünden 88.794,14 TL bakiye maddi tazminat, ...... yönünden 733.844,15 TL bakiye maddi tazminat olmak üzere toplamda 1.674.482,71 TL bakiye maddi tazminatın ...... .Ş., ...... .Ş., ...... ve ......'dan müştereken ve müteselsilen (her iki sigorta şirketleri açısından temerrüt tarihinden itibaren diğer davalılar yönünden olay tarihinden itibaren) işleyecek faizi ile ve yargılama giderleri ile birlikte tahsiline karar verilmesini, Manevi tazminat yönünden ise; ...... için 5.000,00TL manevi tazminat, ...... için 5.000,00TL manevi tazminat, ...... için 60.000,00TL manevi tazminat, ...... için 5.000,00TL manevi tazminat, ...... için 30.000,00TL manevi tazminat, ...... için 5.000,00TL manevi tazminat, ...... için 3.000,00TL manevi tazminat, ...... için 25.000,00TL manevi tazminat, ...... için 20.000,00TL manevi tazminat, ...... için 70.000,00TL manevi tazminat, ...... için 30.000,00TL manevi tazminat, Müteveffa ...... Mirasçıları (......, ......, ...... ve ......) için 3.000,00 TL manevi tazminat olmak üzere toplam 261.000,00 TL Manevi Tazminatın olay tarihinden itibaren işleyecek faizi ile birlikte; Davalılardan ...... .Ş., davalı şahıslar ...... ve ...... müştereken ve müteselsilen (Konya ....İcra Müd... E.sayılı dosyasında tahsil tekerrür olmamak kaydıyla) her türlü fazlaya dair hakları saklı kalmak kaydı ile yargılama giderleri ile vekalet ücretinin davalılardan tahmiline karar verilmesini talep ve dava etmiştir.
Davalı ...... Şirketi vekili sunmuş olduğu 26.09.2023 tarihli cevap dilekçesinde özetle; KTK.97 uyarınca sigorta şirketine kanunda belirtilen evraklar ile müracaat edilmediğini, 6704 sayılı Kanun ile değişik 2918 sayılı Karayolları Trafik Kanunu'nun 97. maddesi uyarınca zarar görenin, dava ikame etmeden veya tahkim yoluna müracaat etmeden evvel sigorta şirketine yazılı olarak müracaat etmekle yükümlü olduğunu, davacının, hasar aşamasında müvekkili şirkete gerekli evraklarla başvuruda bulunmadığını, bu nedenle müvekkili şirketin gerekli araştırma ve incelemeyi yapma hakkının kısıtlandığını, anılan gerekçelerle davanın reddini talep ettiklerini, dava dilekçesinde bahsi geçen 18.05.2017 tarihli kazaya karıştığı belirtilen, ...... plakalı aracın, müvekkili şirkete 10.03.2017 - 10.03.2018 tarihleri arasında geçerli olmak üzere ...... numaralı Genişletilmiş Kasko Sigorta Poliçesi ile sigortalı olduğunu, poliçeleri belirtmelerinin davayı kabul anlamına gelmediğini, davacının talep etmiş olduğu maddi tazminat taleplerinin zorunlu mali mesuliyet sigorta poliçesinden karşılandığını, Motorlu Kara Taşıtları İhtiyari Mali Sorumluluk Sigortası Genel Şartları gereği, ancak Zorunlu Mali Mesuliyet Sigorta poliçesi limitinin hadlerinin üzerinde kalan kısmını, poliçede yazılı hadlere kadar temin edileceğini, kusur durumunun tespitinin gerektiğini, müvekkili şirketinin sorumluluğunun, sigortalının kusurlu olması halinde söz konusu olduğunu, sigortalı aracın sürücüsünün kusuru yoksa, işletene düşen bir sorumluluğun da bulunmadığını, talep edilen manevi tazminat talebinin hakkaniyete uygun olmadığını, kabul anlamına gelmemekle birlikte manevi tazminat miktarı belirlenirken, adalete uygun tazminat miktarının belirlenmesinin gerektiğini, toplanan delillerle beraber davacının müterafik kusur durumunun mevcudiyeti durumunda belirlenen tazminattan indirim yapılmasının gerektiğini, geçici iş göremezlik tazminatı giderinin poliçe kapsamında olmadığını, geçici iş göremezlik tazminatı talebinin reddini talep ettiklerini, faizin hatalı talep edildiğini, müvekkili sigorta şirketinin temerrüde düşmediğini, mahkemenin aksi kanaatte olması halinde faizin dava tarihinden itibaren yasal faiz olarak işletilmesinin gerektiğini, müvekkilinin, dava açılmasına sebebiyet vermesi söz konusu olmadığından; faiz, yargılama gideri ve vekalet ücretinden de sorumlu olmayacağının kabulünün gerektiğini, bu itibarla davacının bu yöndeki taleplerinin de reddinin gerektiğinden bahisle; Davanın usulden reddine, müvekkil şirkete usulüne uygun başvuru yapılmadığından dolayı usulden reddine, manevi tazminat yönünden zamanaşımı nedeniyle davanın usulden reddine, Davacının maddi tazminat taleplerinin ZMMS poliçesinden karşılanmasını, manevi tazminatın hakkaniyete uygun olarak belirlenmesini, müvekkili şirketin temerrüde düşmediğinden faiz talebinin reddine, mahkememizin aksi kanaatte olması halinde ise dava tarihinden itibaren yasal faiz işletilmesini, aleyhlerine hüküm kurulmaması halinde, yargılama masrafları ve vekalet ücretinin karşı tarafa yükletilmesine karar verilmesini talep ve beyan etmiştir.
Davalı ...... .Ş. vekili 18.09.2023 tarihinde sunmuş olduğu cevap dilekçesinde özetle; huzurdaki davanın reddine karar verilmesinin gerektiğini, davaya konu kazaya karışan ...... plaka sayılı aracın müvekkili ...... .Ş. nezdinde ...... numaralı Trafik Sigorta Poliçesi ile 06.03.2017-2018 tarihleri arasında sigortalı olduğunu, müvekkili şirketin Zorunlu Mali Sorumluluk Sigortası gereğince dava konusu zararlara ilişkin olarak sorumluluğunun poliçe limiti ile sınırlı olup sigortalı araç sürücüsünün kusuru oranında ve zarar nispetinde olduğunu, davacı tarafın, alacağı için ilk davasını belirsiz alacak davası olarak açtığını, davacı tarafından açılmış olan işbu haksız davanın reddinin gerektiğini, davacının belirsiz alacak davasında talep sonucunu artırmadığı takdirde kalan miktar için ek dava açma hakkının bulunmadığını, nitekim, ek dava açma hakkı kısmi davada ıslah hakkını herhangi bir nedenle kullanamamış olan yahut ıslah hakkını tüketmiş olan davacılara ait olduğunu, belirsiz alacak davasında ise alacağın tamamı için bir hüküm verildiğinden belirsiz alacak davalarında ek dava açılamayacağını, ilk dava dosyasında hükme esas alınan bilirkişi raporunda belirtilen aleyhe hususların kabulünün mümkün olmadığını, kabul anlamına gelmemekle birlikte kaza tespit tutanağı ve dosyadaki diğer belgelerden davacıların emniyet kemeri, ehliyet ve alkol hususu incelenip buna göre kusur değerlendirmesi yapılarak tazminat hesabı yapılmasının gerektiğini, mahkemece tazminata hükmedilmesi halinde %20 müterafik kusur indirimi yapılmasının gerektiğini, kabul anlamına gelmemek kaydıyla mahkememizce faize hükmedilmesi halinde ek davada talep edilen tazminat yönünden faiz başlangıcı olarak ek dava tarihi olan 23.08.2023'ün esas alınmasının gerektiğinden bahisle; Aleyhlerine açılan davanın reddine karar verilmesini talep ve beyan etmiştir.
Davalılar ...... ve ...... vekili 03.10.2023 tarihli cevap dilekçesinde özetle; 18.05.2017 tarihinde müvekkili ......'ye ait olan ve diğer müvekkili ......'nın sürücüsü olduğu ...... plakalı araç ve dorsesiyle birlikte takograf incelendiğinde de açıkça görüleceği üzere yasal hız sınırları içerisinde Ereğli Konya yolunda Konya istikametine doğru devam ederken yolda bulunan çukurdan kaçmak isterken, havanın yağışlı ve zeminin ıslak olması sebebiyle direksiyon hakimiyetini kaybederek yer işaretleriyle bölünmüş karayolunda yolun sağına doğru savrularak karşı şeride geçmesiyle akabinde ...... plakalı davacı ...... sevk ve idaresindeki aracın müvekkiline ait aracın dorsesine çarpmasıyla kazanın meydana geldiğini, dava dilekçesinde davalı müvekkilinin kusurlu olduğunun iddia ettiğini, maddi ve manevi tazminat talebinde bulunduğunu, bu taleplerinin kötü niyetli ve zenginleşme amacını taşıdığını, kaza yerinde tutulmuş olan trafik kaza raporunda kusur oranının müvekkili üzerine isnat edilmiş ise de kaza tutanağının gerçeği yansıtmadığını, somut olayda davacıların emniyet kemerini takıp takmamalarının önem teşkil ettiğini, davacıların hiçbirinin emniyet kemeri takmadıklarından dolayı kaza sonucunda yaralanmalara sebebiyet verdiğini, emniyet kemerlerinin takılmış olması halinde mevcut yaralanma durumlarının meydana gelmeyeceğini, bu sebeple eğer davacılar lehine lehine hükmedilecek bir tazminat konusu varsa bu durumun göz önünde bulundurulmasının gerektiğini, davacıların kötü niyetli ve kurgusal bir durum yaratarak haksız bir şekilde zenginleşme amacı taşıdıklarından bahisle; Davacıların davasının reddine karar verilmesini, yargılama giderleri ile vekalet ücretinin karşı taraf üzerinde bırakılmasına karar verilmesini talep ve beyan etmiştir.
İLK DERECE MAHKEMESİ KARARININ ÖZETİ :
İlk derece mahkemesinin kararı ile; "HMK.'nun 304.maddesinde; (1) Hükümdeki yazı ve hesap hataları ile diğer benzeri açık hatalar, mahkemece resen veya taraflardan birinin talebi üzerine düzeltilebilir. Hüküm tebliğ edilmişse hâkim, tarafları dinlemeden hatayı düzeltemez. Davet üzerine taraflar gelmezse, dosya üzerinde inceleme yapılarak karar verilebilir." şeklinde düzenleme yapıldığı, mahkememizin kısa kararının hüküm kısmının 5.maddesinin (a) ve (b) bendleri ile 6.maddesinin (b) bendi ve 7.Maddesinde yapılan yanlışlığın maddi hatadan kaynaklandığı ve düzeltilmesinin kısa kararla çelişki oluşturmayacağı anlaşılmakla aşağıdaki şekilde karar vermek gerekmiş olup aşağıdaki gibi hüküm kurulmuştur.
DAVANIN KISMEN KABUL KISMEN REDDİ İLE;
1-a)Davacı ...... için 252.107,84 TL sürekli iş göremezlik, 5.332,50 TL bakıcı gideri zararı olmak üzere toplam 257.440,34 TL maddi tazminatın davalılardan ...... ve ...... yönünden kaza tarihi olan 18/05/2017 tarihinden itibaren işletilecek YASAL, davalı ...... Sigorta Aş. yönünden temerrüt tarihi olan 16/11/2017 tarihinden itibaren işletilecek AVANS faizi ile birlikte (davalı ...... Sigorta Aş'nin sorumluluğunun kaza tarihinde geçerli poliçe limiti ile sınırlı olmak üzere) davalılardan müştereken ve müteselsilen alınarak davacıya VERİLMESİNE,
b) Davacı ......'ın davalı ...... Şirketi hakkındaki talebinin REDDİNE,
2- a) Davacı ...... için 198.307,71 TL sürekli iş göremezlik, 888,75 TL bakıcı gideri zararı olmak üzere toplam taleple bağlı kalınarak 199.183,88 TL maddi tazminatın davalılardan ...... ve ...... yönünden kaza tarihi olan 18/05/2017 tarihinden itibaren işletilecek YASAL, davalı ...... Sigorta Aş. yönünden temerrüt tarihi olan 16/11/2017 tarihinden itibaren işletilecek AVANS faizi ile birlikte (davalı ...... Sigorta Aş'nin sorumluluğunun kaza tarihinde geçerli poliçe limiti ile sınırlı olmak üzere) davalılardan müştereken ve müteselsilen alınarak davacıya VERİLMESİNE,
b) Davacı ......'nun davalı ...... Şirketi hakkındaki talebinin REDDİNE,
3- a) Davacı ...... için 226.751,66 TL sürekli iş göremezlik, 888,75 TL bakıcı gideri zararı olmak üzere toplam 227.640,41 TL maddi tazminatın davalılardan ...... ve ...... yönünden kaza tarihi olan 18/05/2017 tarihinden itibaren işletilecek YASAL, davalı ...... Sigorta Aş. yönünden temerrüt tarihi olan 16/11/2017 tarihinden itibaren işletilecek AVANS faizi ile birlikte (davalı ...... Sigorta Aş'nin sorumluluğunun kaza tarihinde geçerli poliçe limiti ile sınırlı olmak üzere) davalılardan müştereken ve müteselsilen alınarak davacıya VERİLMESİNE,
b) Davacı ......'ın davalı ...... Şirketi hakkındaki talebinin REDDİNE,
4- a) Davacı ...... için 162.247,28 TL sürekli iş göremezlik, 5.332,50 TL bakıcı gideri zararı olmak üzere toplam 167.579,79 TL maddi tazminatın davalılardan ...... ve ...... yönünden kaza tarihi olan 18/05/2017 tarihinden itibaren işletilecek YASAL, davalı ...... Sigorta Aş. yönünden temerrüt tarihi olan 16/11/2017 tarihinden itibaren işletilecek AVANS faizi ile birlikte (davalı ...... Sigorta Aş'nin sorumluluğunun kaza tarihinde geçerli poliçe limiti ile sınırlı olmak üzere) davalılardan müştereken ve müteselsilen alınarak davacıya VERİLMESİNE,
b) Davacı ......'ın davalı ...... Şirketi hakkındaki talebinin REDDİNE,
5- a) Davacı ...... için 86.127,89 TL sürekli iş göremezlik, 2.666,25 TL bakıcı gideri zararı olmak üzere toplam 88.794,14 TL maddi tazminatın davalılardan ...... ve ...... yönünden kaza tarihi olan 18/05/2017 tarihinden itibaren işletilecek YASAL, davalı ...... Sigorta Aş. yönünden temerrüt tarihi olan 16/11/2017 tarihinden itibaren işletilecek AVANS faizi ile birlikte (davalı ...... Sigorta Aş'nin sorumluluğunun kaza tarihinde geçerli poliçe limiti ile sınırlı olmak üzere) davalılardan müştereken ve müteselsilen alınarak davacıya VERİLMESİNE,
b) Davacı ......'nin davalı ...... Şirketi hakkındaki talebinin REDDİNE,
6- a)Davacı ...... için 728.531,65 TL sürekli iş göremezlik, 5.332,50 TL bakıcı gideri zararı olmak üzere toplam taleple bağlı kalınarak 733.844,15 TL maddi tazminatın davalılardan ...... ve ...... yönünden kaza tarihi olan 18/05/2017 tarihinden itibaren işletilecek YASAL, davalı ...... Sigorta Aş. yönünden temerrüt tarihi olan 16/11/2017 tarihinden, davalı ...... Şirketi yönünden temerrüt tarihi olan 15/05/2023 tarihinden itibaren işletilecek AVANS faizi ile birlikte (davalı ...... Sigorta Aş'nin sorumluluğunun kaza tarihinde geçerli poliçe limiti ile sınırlı olmak ve tazminat miktarının kişi başı sakatlanma ve ölüm teminatının bakiye 80.686,91 TL'si ile kişi başı sağlık gideri teminatının 5.332,50 TL'si olmak üzere toplam 86.019,41 TL'den sorumlu olmak üzere), (davalı ...... Şirketi 'nin sorumluluğunun kaza tarihinde geçerli poliçe limiti ile sınırlı olmak ve tazminat miktarının ZMMS sigortası limitinden sonra kalan 356.314,61 TL'sinden sorumlu olmak üzere) tüm davalılardan müştereken ve müteselsilen alınarak davacıya VERİLMESİNE,
b) Davacı Davacı ......'ın davalılar ...... Sigorta Aş. ve ...... Şirketi hakkındaki fazlaya ilişkin talebinin REDDİNE,
7- Davacı ...... için 2.750,00 TL, davacı ...... için 2.750,00 TL, davacı ...... için 33.000,00 TL, davacı ...... için 2.750,00 TL, davacı ...... için 16.500,00 TL, davacı ...... için 2.750,00 TL, davacı ...... için 1.650,00 TL, davacı ...... için 13.750,00 TL, davacı ...... için 11.000,00 TL, davacı ...... için 38.500,00 TL, davacı ...... için 16.500,00 TL davacılar ...... mirasçıları ......, ......, ...... ve ......) için 1.650,00 TL manevi tazminatın Konya ....Asliye Ticaret Mahkemesi'nin 02/11/2022 tarih ve ... Es. ... Kar. Sayılı ilamı ile hükmedilen manevi tazminatın tahsilinde tekerrür olmamak kaydıyla temerrüt tarihi olan 15/05/2023 tarihinden itibaren işletilecek YASAL faizi ile birlikte davalı ...... Şirketi'nden (kaza tarihinde geçerli poliçe limiti ile sınırlı olmak üzere) alınarak davacılara ve müteveffa ...... mirasçıları davacılara veraset ilamındaki oranlar üzerinden VERİLMESİNE,
8-Davacıların manevi tazminata yönelik fazlaya ilişkin taleplerinin REDDİNE" şeklinde hükmün kurulduğu anlaşılmıştır.
İLERİ SÜRÜLEN İSTİNAF SEBEPLERİ :
Davalı ...... Şirketi vekili sunduğu istinaf başvuru dilekçesinde özetle; davacı aynı kaza ve taleplere ilişkin Konya .... Asliye Ticaret Mahkemesi ... Esas sayılı dosyasını ikame etmiş olup konu dosyada 02.11.2022 tarihinde hüküm kurulduğunu, konu dosyaya ilişkin sunmuş oldukları derdestlik itirazları incelenmemiş olup kararın, konu dosyayı istinaf eden taraflar istinaf kanun yoluna başvurma harçlarını yatırmadığından kesinleştiğini, aynı konu ve taleplere ilişkin ikinci kez hüküm kurulmasının hukuka açıkça aykırı olduğunu, konu dosyada müvekkili şirketin sorumluluk tutarının açıkça belirtilmesi gerektiğini, müvekkili şirket aleyhine kurulan hükümde poliçe teminat limitiyle sınırlı sorumlu olduğu belirtilse de bakiye limitinin açıkça belirtilmediğini, destekten yoksun kalma tazminatı talebi hakkında Kanuna ve Yargıtay uygulamalarına uygun değerlendirme yapılması gerektiğini, maddi tazminat istemine esas alınacak maluliyet raporunun 20.02.2019 tarihinde yürürlüğe giren Erişkinler İçin Engellilik Değerlendirmesi Hakkındaki Yönetmeliğe uygun alınması gerektiğini, davacının kendi müracaatıyla aldıracağı sağlık kurulu raporunun hükme esas alınamayacağını, tazminat hesaplamasının aktüer sıfatına sahip bilirkişiler tarafından ZMMS Genel Şartları çerçevesinde yapılması gerektiğini, hesaplamada TRH-2010 Mortalite tablosu ve 1,8 teknik faizin esas alınması gerektiğini, hükmedilen manevi tazminat talebinin hakkaniyete uygun olmadığını, müterafik kusur durumlarının göz önünde bulundurulması gerektiğini, geçici iş göremezlik tazminatı gideri poliçe kapsamında olmadığından taleplerin reddinin gerektiğini, tüm bu nedenlerle yerel mahkeme kararının kaldırılmasını ve davanın reddine karar verilmesini talep etmiştir.
DELİLLERİN DEĞERLENDİRİLMESİ VE GEREKÇE :
6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 341 ve devamı maddeleri uyarınca ve özellikle istinaf incelemesinin kapsamının öngörüldüğü 355. maddeye göre re'sen gözetilecek kamu düzenine aykırılık halleri dışında istinaf incelemesi istinaf dilekçesinde belirtilen sebeplerle sınırlı olarak yapılır.
Davada, davacılar yararına sürekli iş göremezlik tazminatı, bakıcı gideri ve manevi tazminat istemlerine ilişkindir.
Eldeki dava, Konya ....Asliye Ticaret Mahkemesi'nin ... E.-... K.sayılı dosyasında açılan trafik kazasından kaynaklı maddi ve manevi tazminat davasınında alınan aktüerya raporunda belirlenen maddi tazminatın, mahkemece hükmedilen tazminatların üstündeki kısımlara yönelik açılmış ek dava niteliğinde olup, kök dava taraflaraca istinaf edilmeksizin 10/09/2024 tarihinde kesinleşmiştir. İstinaf isteminde bulunan davalı ...... A.Ş. Kök davada İhbar olunan olarak yer almış, kök davadaki raporlar da ihbar olunan davalı sigorta şirketine tebliği edildiği anlaşılmıştır.
1-Derdestlik itirazının incelenmesinde:
Her dava, kural olarak iki kısımdan; tespit ve eda kısımlarından oluşur. Davanın kısmi nitelikte olması halinde önceden açılan davada kesinleşen ilamın tespit kısmı, kalan kısım hakkında açılan ikinci davanın tespit kısmı için kesin hüküm oluşturur ve kuşkusuz bağlayıcıdır.
Öğreti ve yargısal uygulamada; kısmi davanın redle sonuçlanması halinde tüm alacak hakkında kesin hüküm oluşacağı kısmi dava kısmen kabul kısmen redle sonuçlanırsa her iki bölüm yönünden de kesin hüküm oluşacağı, kısmi dava tümüyle kabul edilirse de kararın tespit bölümünün açılan ek dava için kesin hüküm oluşturacağı kabul edilmiştir.
Eş söyleyişle; kısmi dava sonunda davalının borcu ödemeye mahkum edilmesi veya kısmi davanın tamamen veya kısmen reddine karar verilmiş olması halinde taraflar arasındaki borç ilişkisinin varlığı ya da yokluğu da tespit edilmiş olur ki bu tespit zorunlu olarak borç ilişkisinin tümünü kapsar. Bu nedenle kısmi dava sonunda verilen ve kesinleşen kararın tespite ilişkin bölümü sonradan açılan ek dava için kesin hüküm oluşturur.
Kısacası ikinci davaya bakan mahkeme, kısmi davanın davalının sorumluluğuna ilişkin bu tespit bölümüyle bağlıdır. Burada davalının haksızlığı olgusu artık tartışılamaz hale gelmiştir. Zira, kesin hüküm bulunan bir konuda mahkemenin bu yönün doğruluğunu yeniden araştırma ve inceleme konusu yapmasına hukuken olanak bulunmamaktadır. Bu yön kamu düzenine ilişkin olup mahkemeler ve Yargıtayca doğrudan doğruya (resen) göz önünde tutulmalıdır.
Kısmi dava sürerken ek davanın açılmış olması halinde davalı ilk itirazda bulunarak birleştirme istememişse kısmi dava ile ek dava birleştirilemez. Ancak, ek davaya bakan mahkeme kısmi davanın sonuçlanmasını bekletici sorun yapmalıdır. Çünkü, kısmi dava tamamen veya kısmen reddedilecek olursa bu karar ek dava için kesin hüküm teşkil edecek, kısmi dava tamamen kabul edilirse de kararın tespite ilişkin bölümü ek dava için kesin hüküm teşkil edecektir.
Açıklanan hususlar Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 15.02.1980 gün ve 1980/9-73 E. 1980/186 K., 02.06.1982 gün ve 1981/11-1130 Esas 1982/549 Karar ve 09.11.1988 gün ve 1988/15-572 Esas 1988/898 K. Sayılı; 2013/7-1728 E. 2015/1036 K. Sayılı kararlarında da açıkça vurgulanmıştır.
Ayrıca, 6100 sayılı HMK'nın 109. maddesinde "(1) Talep konusunun niteliği itibarıyla bölünebilir olduğu durumlarda, sadece bir kısmı da dava yoluyla ileri sürülebilir. (2) (Mülga fıkra: 01/04/2015-6644 S.K./4. md) (3) Dava açılırken, talep konusunun kalan kısmından açıkça feragat edilmiş olması hâli dışında, kısmi dava açılması, talep konusunun geri kalan kısmından feragat edildiği anlamına gelmez." hükmüne yer verilmiştir.
Buna göre, istinaf isteminde bulunan davalı sigortanın, ihbar olunan olarak bulunduğu Konya .... Asliye Ticaret Mahkemesi'nin ... E. - ... K. sayılı kök davada davacılar vekilinin kısmi dava açtığı, fazlaya ilişkin haklarını saklı tutmasa dahi, talep konusunun kalan kısmından açıkça feragat edilmiş olmadıkça ek dava olarak geri kalan kısmını da isteyebilecektir. (Aynı yönde Nitekim Yargıtay 17 HD nin 2019/4268 esas 2020/4300 karar sayılı ilamı)
Somut olaya gelince, dava, tarafları, dava konusu aynı olan, istinaf harçları yatırılmadığından, istinaf edilmeksizin kesinleşen Konya .... Asliye Ticaret Mahkemesi'nin ... E. - ... K. sayılı Esas sayılı davasının ek davası niteliğinde olup, talep edilen miktarların ise farklı olması nedeni ile derdestlik söz konusu değildir. İtirazın reddi gerekmiştir.
2-Kamu düzenine, Davalının maluliyete ve aktüeryaya itirazının incelenmesinde;
AYM'nin 09/10/2020 tarihli resmi gazetede yayınlanan 17/07/2020 tarihli ve 2019/40 esas 2019/40 sayılı kararına göre Karayolları Trafik Kanunu'nun zorunlu trafik sigortasına ilişkin 90 ve 92. maddelerinde yer alan, "Trafik Sigortası Genel Şartları" ifadelerini iptal ettiği anlaşılmakta olup bu iptal kararının somut davada uygulanabilirliğinin tespiti gerekmektedir
Anayasa'nın 153.maddesi uyarınca, Anayasa Mahkemesinin iptal kararları gerekçesi yazılmadan açıklanamamakta ve ancak Resmi Gazetede yayımlandıktan sonra yürürlüğe girmektedir.Anayasa Mahkemesinin iptal kararlarının yasama,yürütme ve yargı organları,idari makamlar, gerçek ve tüzel kişileri bağlayacağı açıktır.
Diğer taraftan HMK 33 maddesinde “Hakim Türk hukukunu resen uygulanır.”
şeklinde ifadesini bulan yasal ilke gözetildiğinde; Anayasa Mahkemesi'nin iptal kararlarının bu gibi kesin hüküm halini almamış derdest dosyalar yönünden uygulanmasının zorunluluğu ortadadır.
Zira, Anayasa Mahkemesinin iptal kararları usulü kazanılmış hakların istisnasını teşkil ederler.
T.C. Anayasası’nın 153 üncü maddesinin 6 ncı fıkrasında, “Anayasa Mahkemesi kararları Resmî Gazetede hemen yayımlanır ve yasama, yürütme ve yargı organlarını, idare makamlarını, gerçek ve tüzelkişileri bağlar.” düzenlemesi mevcut olup, bu düzenlemenin doğal sonucu olarak Anayasa Mahkemesi’nce bir kanun veya kanun hükmünde kararnamenin tümünün ya da bunların belirli hükümlerinin Anayasa’ya aykırı bulunarak iptal edildiğinin bilindiği halde görülmekte olan davaların Anayasa’ya aykırılığı saptanan kurallara göre görüşülüp çözümlenmesi, Anayasa’nın üstünlüğü prensibine ve hukuk devleti ilkesine aykırı düşeceği için uygun görülmeyeceği kabul edilmektedir (Danıştay 4. Dairesi. 09.05.2011 tarih ve 2011/2546 E., 2011/3384 K. sayılı kararı).
Bu konudaki Anayasa Mahkemesinin 12.12.1989 tarih ve 1989/11-48 sayılı kararında;“Anayasanın 152. maddesine göre, itiraz yoluna başvuran mahkemeler, Anayasa Mahkemesi'nce verilecek kararlara uymak zorundadırlar. Bu durumda, itiraz eden mahkeme, elinde bulunan ve Anayasa Mahkemesi'nin iptal kararından önce açılmış olan bir davayı Anayasa Mahkemesi kararına göre çözecek ve doğrudan iptal kararının etkisini önceye uygulayacaktır. Ayni durum, itiraz yoluna başvurmayan mahkemeler yönünden de geçerlidir. İptal davası veya itiraz üzerine bir kuralın iptali sonucu, Mahkemeler bakmakta oldukları davaları bu karara göre çözmekle yükümlüdürler. Bu sonuç Anayasa'nın, "Anayasa Mahkemesi kararları Resmi Gazete’de hemen yayımlanır ve yasama, yürütme ve yargı organlarını, idare makamlarını, gerçek ve tüzel kişileri bağlar." yolundaki 153. Maddesinin altıncı fıkrasında yer alan kuralın sonucudur. …” gerekçesine yer verilmiştir.
Yine, 09.05.1960 tarihli ve 21/9 sayılı Yargıtay İçtihadı Birleştirme Kararında da;“Sonradan çıkan içtihattı birleştirme kararının, Temyiz Mahkemesinin bozma kararına uyulmakla meydana gelen usule ait müktesep hak esasının istisnası olarak henüz mahkemede veya Temyiz Mahkemesinde bulunan işlere tatbiki gereklidir. Anayasa Mahkemesi iptal kararlarında da aynı ilke geçerlidir.” şeklinde açıklama yapılmış, Yargıtay Hukuk Genel Kurulu’nun 13.07.2011 tarihli ve 2011/1-421 Esas, 2011/524 K. Sayılı kararında da “Eldeki dava sonuçlanıp kesinleşmeden o davaya uygulanabilecek olan yasa metni Anayasa Mahkemesince iptal edilip, yürürlüğün durdurulmasına karar verildiğine göre, iptal kararı sonucu oluşan durumun 05.09.1960 tarihli, 21/9 sayılı YİBK'da da belirtildiği üzere maddi anlamda kesinleşmemiş olup, derdest olan eldeki davaya da uygulanması zorunludur.” denilmiş, aynı yöndeki içtihat, Yargıtay Hukuk Genel Kurulu’nun 21.03.2012 tarihli ve 2012/20-12 E., 2012/232 K. sayılı kararında da oy birliği ile kabul edilmiştir. Keza 21.01.2004 tarihli ve 2004/10-44 E., 2004/19 K. sayılı ve 03.02.2010 tarihli ve 2010/4-40 E., 2010/54 K. sayılı kararlarında da: “Uygulanması gereken bir kanun hükmü, hüküm kesinleşmeden önce Anayasa Mahkemesince iptaline karar verilirse, usulî kazanılmış hakka göre değil, Anayasa Mahkemesi'nin iptal sonrası oluşan yeni duruma göre karar verilebilecektir.” yönünde değerlendirme ve açıklama yapılmıştır.
Görüldüğü üzere, Anayasa Mahkemesi’nin somut norm denetimi neticesinde verdiği iptal kararlarının Resmî Gazete’de yayımlanması ile sonuç doğuracağı ve bu durumun da bozma kararına uyulmakla meydana gelen usulî müktesep hakkın istisnası olduğu ve eldeki tüm uyuşmazlıklara uygulanması gerektiği uyulması zorunlu yargısal içtihatlar ile kabul edilmiştir.
Anayasa’nın 153. maddesinin birinci fıkrasında herhangi bir denetim yolu tanınmamış ve Anayasa Mahkemesi kararlarının kesin olduğu belirtilmiş, beşinci fıkrada "İptal kararları geriye yürümez" kuralına yer verilmiştir.
Türk Anayasal sisteminde, "Devlete güven" ilkesini sarsmamak ve ayrıca devlet yaşamında bir kargaşaya neden olmamak, kazanılmış hakları korumak için iptal kararlarının geriye yürümezliği kuralı kabul edilmiştir. Böylece hukuksal ve nesnel alanda etkilerini göstermiş, sonuçlarını doğurmuş bulunan durumların, iptal kararlarının yürürlüğe gireceği güne kadarki dönem için geçerli sayılması sağlanmıştır. Bir kural işlemle kurulan statünün Anayasa Mahkemesi'nin iptal kararıyla ya da bir başka kural işlemle kaldırılması durumunda, bu statüye bağlı öznel (sübjektif) işlemlerin de geçersiz duruma düşmesi doğaldır. Dolayısıyla bu öznel işlemlerle, ortadan kalkan statüye dayanarak ileriye dönük haklar elde edilemez. Anayasa'nın bağlayıcılığı, Anayasa Mahkemesi kararlarına tüm devlet organlarının uyma zorunluluğu ve Anayasa'nın üstünlüğü ilkesi, Anayasa'ya aykırı bir kuralın aykırılığının saptanmasından sonra uygulama alanı bulmasını kesinlikle önler. Anayasa Mahkemesi iptal kararlarının zaman içerisindeki etkisi böylece çıkmakta ve "İptal kararlan geriye yürümez" kuralı belirtilen anlamı taşıyarak geçerli olmaktadır. Anayasa’nın 153. maddesindeki “İptal kararları geriye yürümez” kuralının, geriye yürümezlik kuralının, yalnız lafza bağlı kalınarak yorumlanması hukuk devleti ilkesine ve bu ilke içinde var olan adalet ve eşitlik ilkelerine aykırı sonuçlar doğurabileceği gibi itiraz yoluyla yapılacak denetimin amacına da ters olduğu aşikârdır. Ayrıca iptal kararının geriye yürümezliği kuralı çoğu zaman iptal kararlarını işlevini ve etkinliğini azaltmaktadır.
Yukarıda yapılan tespit, açıklama ve değinilen uyulması zorunlu yargısal içtihatlara göre somut uyuşmazlık ele alındığında;
AYM nin 09/10/2020 tarihli resmi gazetede yayınlanan 17/07/2020 tarihli ve 2019/40 esas 2019/40 sayılı kararına göre Karayolları Trafik Kanunu'nun zorunlu trafik sigortasına ilişkin 90 ve 92. maddelerinde yer alan, "Trafik Sigortası Genel Şartları" ifadelerini iptal ettiği,iptal kararı içerine göre sigorta şirketlerinin trafik kazalarından doğan tazminat sorumluluğunun öncelikle Karayolları Trafik Kanunu,Türk Borçlar Kanunu'nun haksız fiillere ilişkin hükümlerinin uygulanacağı,dolayısıyla trafik sigortası kapsamındaki tazminatların belirlenmesinde artık 'Genel Şartlar'ın kural olarak belirleyici olmayacağı, genel Şartlar"ın sadece Karayolları Trafik Kanunu ve Borçlar Kanunu'na aykırı olmayan hükümlerinin uygulanabileceği, dolayısıyla bu karardan sonra sigorta şirketlerinin tazminat sorumluluğunu azaltan 'Genel Şartlar'ın birçok hükmünün uygulanamaz hale geldiği görülmektedir.
Zorunlu mali sorumluluk sigortası sözleşmesinin konusu, karayolunda motorlu taşıt işletenin, motorlu taşıtın işletilmesi sebebiyle üçüncü kişilerin uğrayabileceği destekten yoksun kalma zararını, bedensel zararı ve/veya eşya zararını tazmin yükümlülüğünü teminat altına almaktır. Başka bir ifadeyle sigorta şirketinin bu sözleşme ile yüklendiği borç, işletenin motorlu taşıtın işletilmesi sebebiyle üçüncü kişilere zarar vermesi hâlinde doğacak tazminat borcunu sigorta teminat limiti dâhilinde ödeme borcudur. Sigorta şirketinin zorunlu mali sorumluluk sigortası sözleşmesinden doğan sorumluluğunun kapsamı düzenlenmemiş olup bu kapsamın idarenin düzenleyici nitelikte işlemi olan genel şartlar ile belirlenmesi öngörülmüştür. Böylece sigorta şirketinin zorunlu mali sorumluluk sigortası sözleşmesinden doğacak borcu, idare tarafından her zaman değiştirilebilir nitelikteki kurallar olan genel şartlara göre belirlenecektir. Borcun kapsamının tespiti hususunda temel çerçeve ve ilkelerin kanunda belirlenmediği, idareye geniş bir takdir yetkisinin tanındığı anlaşılmaktadır.
Mali sorumluluk sigortası sözleşmesinin içeriğine ilişkin düzenleme öngören itiraz konusu kuralların, sözleşmenin tarafları olarak motorlu taşıt işleten ile sigorta şirketinin yanında motorlu taşıt işletilmesi sebebiyle zarara uğrama riskine maruz kalan üçüncü kişilerin menfaatleri arasındaki dengenin dikkate alınarak değerlendirilmesi gerekmektedir. Motorlu taşıt işletilmesi sebebiyle üçüncü kişilerin zarara uğraması hâlinde işletenin tazminat borcunun kapsamı 6098 sayılı Kanun’un gerçek zararın tazminini öngören kurallarına göre belirlenmektedir. Bu tazminat borcunun ödenmesini teminat altına almak amacıyla zorunlu kılınan mali sorumluluk sigortası uyarınca sigorta şirketinin borcunun kapsamı ise itiraz konusu kurallarda atıf yapılan genel şartlara göre belirlenmektedir. Bu da zarar gören üçüncü kişi ve işleten aleyhine buna karşılık sigorta şirketi lehine menfaat dengesinin bozulmasına yol açabileceği gibi aksi durum da söz konusu olabilecektir. İşleten sorumluluk sigortası yaptırmış olmasına rağmen sigorta şirketi tarafından ödenen tazminat ile gerçek zarara karşılık gelen tazminat arasındaki farktan zarar görene karşı sorumlu olmaya devam edecektir. Zarar görenin sigorta şirketi tarafından tazmin edilmeyen zararı ise ancak işletenin ekonomik durumunun bu zararın karşılanması için yeterli olması hâlinde tazmin edilebilecektir. Şeklinde tezahür eden AYM İPTAL GEREKÇESİNDE VURGULANDIĞI ÜZERE Aynı kaza ile ilgili olmak üzere İŞLETEN VE FİİLİ YAPAN KİŞİYE YÖNELİK AÇILAN DAVA İLE SİGORTANIN DAVALI OLMASI DURUMUNDA UYGULANACAK Yönetmelik ve hesaplama tablolarındaki farklılık sorumlular arasında eşitsizliğe ve idarenin tek taraflı olarak düzenleyici olan işlemlerin sonucunda sorumlu olacak tazminat miktarlarında farklılık oluşturacaktır.
Bu kapsamda açılan davalarda TBK nın haksız fiile ilişkin hükümleri, KTK kanunu hükümleri ile genel şartların bunlara aykırı olmayan hükümleri ile bu doğrultuda yeni genel şartlarla çeliştiği durumda Yargıtay'ın genel şartların yürürlüğe girmesinden önceki yerleşmiş içtihatları doğrultusunda uygulama yapılması gerekecektir
Bu halde Aym'ce verilen iptal kararı sonrası düzenlenecek maluliyet raporlarında 01/06/2015 tarihinden itibaren uygulanan genel şartların ve bu genel şartlarla belirlenen Özürlülük ölçütü yönetmeliği ile Engelliler yönetmeliğinin uygulanma imkanı kalmadığından
Adli Tıp Kurumu İhtisas Dairesi veya Üniversite Hastanelerinin Adli Tıp Anabilim Dalı bölümleri gibi kuruluşlardan, çalışma gücü kaybı olduğu iddia edilen kişide bulunan şikayetler dikkate alınarak oluşturulacak uzman doktor heyetinden, haksız fiilin gerçekleştiği tarihte yürürlükte olan hükümlere göre, haksız fiil tarihi 11/10/2008 tarihinde önce ise Sosyal Sigortalar Sağlık İşlemleri Tüzüğü, 11/10/2008 tarihi ile 01/09/2013 tarihleri arasında ise Çalışma Gücü ve Meslekte Kazanma Gücü Kaybı Oranı Tespit İşlemleri Yönetmeliği, 01/09/2013 tarihinden sonra ise Maluliyet Tespiti İşlemleri Yönetmeliği hükümlerine uygun olarak düzenlenmesi gerekir.
Kökleşmiş Yargıtay 17. HD uygulaması ve içtihatlarına göre maluliyet raporlarının düzenlenmesinde haksız fiilin gerçekleştiği tarihte yürürlükte olan yönetmelik ve yasa hükümlerine göre değerlendirme yapılması gerekmektedir.
Nitekim Yargıtay 17 HD nin 2016/16240 esas 2019/7273 karar 2016/15369 esas 2019/6853 karar sayılı ilamları.
Bu halde Söz konusu belirlemenin Adli Tıp/Kurumu İhtisas Dairesi veya Üniversite Hastanelerinin Adli Tıp Anabilim Dalı bölümleri gibi kuruluşlar tarafından (çalışma gücü kaybı olduğu iddia edilen kişide bulunan şikayetler dikkate alınarak) uzmanlık alanlarına göre, HMK'nun 275 inci maddesi gereğince oluşturulacak uzman doktor heyetinden, haksız fiilin gerçekleştiği tarihte yürürlükte olan çalışma gücü ve maluliyet oranının belirlenmesine ilişkin mevzuat hükümleri dikkate alınarak yapılması gerekmektedir.
O halde mahkemece, yukarıda verilen hukuksal bilgiler dikkate alınarak Adli Tıp Kurumu 3.İhtisas Kurulu'ndan veya Üniversite Hastanelerinin Adli Tıp Ana Bilim Dalı bölümleri gibi kuruluşlarından davacının maluliyeti olup olmadığı, yaralanmasının niteliği, iş güçten kalma süresinin tespiti bakımından Aym'ce verilen iptal kararı sonrası düzenlenecek maluliyet raporlarında 01/06/2015 tarihinden itibaren uygulanan genel şartların bu halde genel şartlarla belirlenen özürlülük ölçütü yönetmeliği ile engelliler yönetmeliğinin uygulanma imkanı kalmadığından Her ne kadar somut olayda kaza tarihi 01/09/2013 tarihinden sonra ise ve Maluliyet Tespiti İşlemleri Yönetmeliği hükümleri uygulanması gerekmekte ise de;
Adli Tıp Kurumunca düzenlenen raporlarda da belirtildiği üzere;
11 Ekim 2018 tarih ve 27021 Sayılı Resmi Gazetede yayımlanan Çalışma Gücü ve Meslekte Kazanma Gücü Kaybı Oranı Tespit İşlemleri Yönetmeliği özellikle trafik kazalarına bağlı olmak üzere tazminat davalarında mahkemelerce bilhassa istenilen ve bu konu ile ilgili değerlendirmelerde tüm bilirkişi kurumlarca kullanılan bir cetveldir. Bu cetvelde vücuttaki her bir sisteme ait hastalık veya arızalar için puanlar yer almakta olup, bu sayede çalışma gücü ve meslekte kazanma gücü kaybına bağlı bir oran verilebilmektedir.
Malulen emekli olma işlemleri ile ilgili olan 3 Ağustos 2013 tarih ve 28727 sayılı Resmi Gazetede yayımlanan Maluliyet Tespit İşlemleri Yönetmeliği ise yönetmelikteki tanımıyla kişinin "çalışma gücünün veya iş kazası veya meslek hastalığı sonucu meslekte kazanma gücünün en az %60'ını kaybedip kaybetmediğinin" değerlendirilmesi için düzenlenmiştir. Yönetmelik ekindeki listelerde hangi hastalık veya arızaların bu kapsamda sayılabileceği listelenmiş, kapsama girmeyenler için ise herhangi bir oran belirtilmemiştir. Bu bağlamda belli bir tarihteki bir olaya bağlı çalışma gücü ve meslekte kazanma gücü kaybı oranının değerlendirilmesinde Maluliyet Tespit İşlemleri Yönetmeliğinin kullanılması teknik olarak mümkün değildir. Zira 2013 tarihli yönetmelik malulen emeklilik ile ilgili baremleri içermekte olup maluliyet oranının tespitine yönelik belgeleri ve cetvelleri içermemektedir.
Bu halde, Konya .... Asliye Ticaret Mahkemesi'nin ... E.- ... K.sayılı dosyasından davacıların yaralanmasına ilişkin S.Ü Tıp Fak. Adli Tıp ABD'dan alınan 24/03/2022 raporun AYM iptal kararı doğrultusunda belirlenen esaslara göre, Çalışma Gücü ve Meslekte Kazanma Gücü Kaybı Oranı Tespit İşlemleri Yönetmeliği esas alınarak, yine mahkemece aktüerya bilirkişinden alınan 29/08/2022 havale tarihli raporun da PMF yaşam tablosu ve Progressif Rant sistemine ve karar tarihine yakın güncel verilerin gözetildiği, yine mütevveffa ......'ın desteğinden yaralarının tespitinde ve destek hesabında yanlış bulunmadığı, bu raporların mahkemece hükme esas alınmasında bir yanlışlık bulunmadığı anlaşılmış olup, itirazın reddi gerekmiştir.
3-Müterafik kusur itirazında:
6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun "tazminatın belirlenmesi" başlıklı 51. maddesinde; hakimin, tazminatın kapsamını ve ödenme biçimini, durumun gereğine ve özellikle kusurun ağırlığına göre belirleyeceği belirtilmiş; "tazminatın indirilmesi" başlıklı 52. maddesinde ise; zarar gören taraf, zararı doğuran fiile razı olduğu veya zararın doğmasında ya da artmasında etkili olduğu yahut tazminat yükümlüsünün durumunu ağırlaştırdığı takdirde hakimin, tazminatı indirebileceği veya tamamen kaldırabileceği açıklanmıştır.
Buna göre, zarar görenin zarar katılması veya zararın artmasına sebep olduğu hallerde zarar görenin, zararı önleyici ya da azaltıcı tedbirleri almamasında müterafik kusurunun bulunduğunun kabulü gerekir. Müterafik kusur; aynı şartlar altındaki makul, dürüst ve ortalama bir kişinin, kendi menfaati icabı, zarara uğramamak için kaçınacağı veya kaçınması gereken bir davranış tarzını ifade etmektedir. (EREN, Fikret. Borçlar Hukuku Genel Hükümler. Y. 2015. S. 582) Zararın doğumu ya da artmasına yol açan fiil, zarar görenin davranışlarından ileri gelmişse müterafik (ortak) kusurdan söz edilir. (KILIÇOĞLU, Ahmet, Borçlar Hukuku Genel Hükümler. Y. 2012, s.418)
Emniyet kemerinin takılmaması, kask kullanılmaması gibi koruyucu önlemlerin alınmaması; alkollü olduğunu bildiği sürücünün aracına binilmesi; ehliyetsiz sürücünün aracında seyahat edilmesi ve istihap haddi üzerinde yolcu taşınması gibi durumlar TBK 52 madde anlamında zararın doğmasında yada artmasında etkili davranışlar olarak kabul edildiğinden zarar görenin müterafik kusurunu oluşturur. Zarar görenin müterafik kusurunun olması durumunda yerleşik yargısal uygulamalara göre tazminat miktarından %20 oranında indirim uygulanması gerekir. Müterafik kusur indirimi sebebiyle yapılabilecek azami indirim oranı %20'dir. Birden fazla müterafik kusur oluşturan davranış bulunsa bile indirim oranı %20'yi aşamaz (17. Hukuk Dairesi 2014/21303- 2017/4354) Ayrıca, müterafik kusur sebebiyle indirim yapılması için davalının bu hususu savunma olarak ileri sürülmesi şart değildir. Dosya kapsamında hal ve şartlara göre tazminattan indirim yapılmasını gerektirir. Müterafik kusurun belirlenmesi halinde usulünce tenkis yapılması gerekir.
Yukarıda da açıklamalar dikkate alındığında, müterafik kusuru nedeniyle tazminattan indirim yapılabilmesi için zararın bu nedenle artması zarar ile mağdurun eylemi arasında uygun illiyet bağının bulunması gerekir.
Somut olayda, kaza tespit tutanağında davacıların kemerlerinin takılı olup olmamasının belirsiz olarak işaretlenmesi, soruşturma dosyası içerisinde davacıların emniyet kemerlerinin takılı olmadığına dair bir beyan ve delilin bulunmaması, kaza tutanağında davacıların kaza sonrasında araçtan fırlamış şekilde olay yerinde bulundukları gibi bir tespite de yer verilmemesi nazara alındığında davacıların emniyet kemerlerinin takılı olmadığı kesin bir şekilde saptanamadığından mahkemece müterafik kusur indirimine gidilmemesinde yanlışlık bulunmamaktadır. İtirazın reddi gerekmiştir.
4-Geçici iş göremezlik tazminatının teminat kapsamında olmadığı itirazında;
01.06.2015 tarihinde yürürlüğe giren Zorunlu Sigorta Mali Sorumluluk Sigortası Genel Şartları A.5 maddesinin "Sağlık Giderleri teminatı" başlıklı (b) maddesinde " Kaza nedeniyle mağdurun tedavisine başlanmasından itibaren mağdurun sürekli sakatlık raporu alana kadar tedavi süresince ortaya çıkan bakıcı giderleri, tedaviyle ilgili diğer giderler ile trafik kazası nedeniyle çalışma gücünün kısmen veya tamamen azalmasına bağlı giderler sağlık gideri teminatı kapsamındadır. Sağlık giderleri teminatı Sosyal Güvenlik Kurumunun sorumluluğunda olup ilgili teminat dolayısıyla sigorta şirketinin ve Güvence Hesabının sorumluluğu 2918 sayılı Karayolları Trafik Kanununun 98.maddesi hükmü gereğince sona ermiştir." ifadesi ile mağdurun tedavisine başlanmasından itibaren mağdurun sürekli sakatlık raporu alana kadar tedavi süresince ortaya çıkanı bakıcı giderleri, tedaviyle ilgili diğer giderler ile trafik kazası nedeniyle çalışma gücünün kısmen veya tamamen azalmasına bağlı giderler sağlık gideri teminatı kapsamında saymıştır. Bir başka ifade ile mağdurun tedavisine başlanmasından itibaren mağdurun sürekli sakatlık raporu alana kadar,
1-Tedavi süresince ortaya çıkan bakıcı giderleri,
2-Tedaviyle ilgili diğer giderler,
3-Çalışma gücünün kısmen veya tamamen azalmasına bağlı giderler,
Sağlık giderleri kapsamında sayılarak Sosyal Güvenlik Kurumunun sorumluluğunda olduğu düzenlenmiştir.
Oysa 6111 sayılı kanunun 59.maddesi ile değişik Karayolları Trafik Kanununun 98.maddesinde Sosyal Güvenlik Kurumu'nun sorumluluğu üniversite hastaneleri ile resmi ve özel sağlık kurumları tarafından trafik kazası sonucu yaralanan kişilerin tıbbi tedavi ile sınırlı sağlık hizmeti giderleri ile sınırlandırılmıştır.
Bu düzenleme gereği ZMSS Genel Şartlar A.5 (b) maddesi ile yaralının tedavisine başlanmasından maluliyet raporu alınıncaya kadarki süre içindeki;
1-Bakıcı giderleri
2-Çalışma gücünün kısmen veya tamamen azalmasına bağlı giderler (geçici iş göremezlik kayıpları)
3-Sağlık hizmeti giderleri kapsamında sayılarak 6111 sayılı torba Kanunun 59.maddesi ile değişik Karayolları Trafik Kanunu'nun 98.maddesi ile sınırları belirlenen sağlık giderleri teminatı kapsamını genişletmiştir.
Bu nedenle bir kanun maddesinin kapsamı idarenin bir düzenlemesi olan genel şartlar ile genişletmesi ve daraltması düşünülemez.
Böyle bir durum varsa kanuna aykırı genel şart maddesi, tebliğ vs uygulanması kanunun ilgili maddesine aykırılık teşkil eder. (Trafik kazalarından doğan cismani zararlar ve tazmini- Konya barosu yayınları. Shf 7-8 ,Yargıtay üyesi: Hüseyin TUZTAŞ)
Yine, Güvence Hesabı için de uygulanan Zorunlu Sigorta Mali Sorumluluk Sigortası Genel Şartların, hazırlanma ve bağıtlanmada taraf olmayan Sosyal Güvenlik Kurumu'na İdari bir düzenleme ile kanuni düzenlemesinin aksine bir sorumluluk yüklenmesi de düşünülemez.
ZMMS SÖZLEŞMESİNDEKİ ŞARTLARIN DAVACI AÇISINDAN BAĞLAYICI OLMAMASI VE ANAYASA MAHKEMESİNİN 09/10/2020 TARİHLİ RESMİ GAZETDE YAYINLANA 17/07/2020 TARİHLİ VE 2019/40 E 2019/40 K SAYILI KARARINA GÖRE 6704 SAYILI KANUNU 3.MADDESİYLE DEĞİŞTİRİLEN 90. MADDESİNN BİRİNCİ CÜMLESİNDE YERALAN "VE BU KANUN ÇERÇEVESİNDE HAZIRLANAN GENEL ŞARTLARDA" İBARESİNİN VE İKİNCİ CÜMLESİNDE YERALAN "VE GENEL ŞARTLARDA" İBARESİNİN İPTAL EDİLMİŞ OLMASI SEBEBİYLE UYGULANMAYACAKTIR.
Bu halde davalı sigorta vekilinin geçici işgöremezlik tazminatının teminat dışı olduğuna yönelik istinaf itirazları yerine değildir.
5-Manevi tazminatların fahiş olduğu itirazında;
6098 sayılı TBK.nın 56. maddesi hükmüne göre, hakimin özel halleri göz önünde tutarak manevi zarar adı ile hak sahibine verilmesine karar vereceği bir para tutarı adalete uygun olmalıdır. Manevi tazminat, zarara uğrayanda, manevi huzuru gerçekleştirecek ve tazminata benzer bir fonksiyonu da olan özgün bir nitelik taşır. Manevi tazminat bir ceza olmadığı gibi, mamelek hukukuna ilişkin zararın karşılanmasını da amaç edinmemiştir. Zarar görenin zenginleşmemesi, zarar sorumlusunun da fakirleşmemesi gerekmektedir. Takdir edilecek miktarın, mevcut halde elde edilmek istenen tatmin duygusunun etkisine ulaşmak için gerekli olan kadar olmalıdır. 22.6.1976 günlü ve 7/7 sayılı İçtihadı Birleştirme Kararı’nın gerekçesinde de takdir edilecek manevi tazminatın tutarını etkileyecek özel hal ve şartlar da açıkça gösterilmiştir. Bunlar her olaya göre değişebileceğinden, hakim bu konuda takdir hakkını kullanır iken ona etkili olan nedenleri de karar yerinde objektif ölçülere göre isabetli bir biçimde göstermelidir.
Manevi tazminat zenginleşme aracı olmamakla beraber, bu yöndeki talep hakkındaki hüküm kurulurken olay sebebiyle duyulan acı ve elemin kısmen de olsa giderilmesi amaçlanmalı ve bu sebeple tarafların sosyal ve ekonomik durumları ile birlikte olayın meydana geliş şekli de göz önünde tutularak, hak ve nesafet kuralları çerçevesinde bir sonuca varılmalıdır. Zira, Türk Medeni Kanununun 4. maddesinde, kanunun takdir hakkı verdiği hallerde hakimin hukuka ve hakkaniyete göre hükmedeceği öngörülmüştür.
Yargıtay’ın 22.6.1966 tarih ve 1966/7 Esas 1966/7 Karar sayılı İçtihadı Birleştirme Kararında takdir olunacak manevi tazminatın tutarını etkileyecek özel hal ve şartlar da açıkça gösterilmiştir. Bunlar, her olaya göre değişebileceğinden, hâkim bu konuda takdir hakkını kullanırken, ona etkili olan nedenleri de karar yerinde objektif ölçülere göre isabetli bir biçimde göstermelidir.
Manevi tazminatın tutarını belirleme görevi hâkimin takdirine bırakılmış ise de hâkim; Medeni Kanununun 4. maddesinde yer alan hakkaniyet ilkesi gözeterek, hukuk ve adalete uygun hak ve nesafet kurallarına göre uygun miktarda tazminat takdir etmesi gerekmektedir. Miktarın belirlenmesinde her olaya göre değişebilecek özel hal ve şartların değerlendirilmesi gerekir. Hakim manevi tazminata hükmederken; tarafların kusur durumu, kusur derecesi, ekonomik ve sosyal durumları, zarar ile olay arasındaki illiyet bağı, ölüm halinde kaza ile ölüm arasında illiyet bağının bulunması, olayın tarihi, olayın ağırlığı, olay tarihindeki paranın satın alma gücü, davacı sayısı gibi hususlar dikkate alınarak davacılar için zenginleşme, davalılar için yoksulluğa neden olmayacak şekilde belirlenmelidir.
Somut olayda; yukarıda belirtilen manevi tazminat kriterleri, kusur durumu, olayın meydana geliş şeklinin davacılar üzerindeki etkisi, zararın ağırlığı, tarafların sosyal ve ekonomik durumları, kazanın tarihindeki paranın alım gücü göz önünde bulundurulduğunda davacılar için belirlenen manevi tazminatın dosya kapsamına ve hakkaniyete göre fazla olmadığı görüldüğünden, buna yönelik davalı itirazının reddi gerekmiştir.
6-Teminat limitinin hükümde gösterilmediği itirazında;
Dosya kapsamına göre kazaya neden olan ...... plakalı aracın davalı ...... A.Ş. tarafından 10/03/2017 - 10/03/2018 tarihleri arasında geçerli olmak üzere İhtiyari Mali Mesuliyet Sigorta Poliçesi ile sigortalandığı, poliçede bedeni ve maddi ayrımı yapılmaksızın manevi tazminat talepleri de dahil olmak üzere 500.000,00 TL kombine tek teminat limitinin bulunduğu, poliçenin Diğer Hususlar kısmı, C. Artan Mali Sorumluluk Sigortası başlığı altında temin edilen azami meblağ sigorta şirketinin bu sigorta poliçesinden azami mesuliyeti karayolları zorunlu mali sorumluluk sigortası hadlerinin üzerinde kalan kısım, poliçede yazılı teminatlar dahilinde temin edileceği belirtilmiştir.
İlk derece mahkemesince, hükmüm 6-a maddesinde davalı sigorta hakkında verilen maddi tazminat kararında, davalı sigortanın tazminattan ZMMS sigortası limitinden sonra kalan 356.314,61 TL'sinden sorumlu olmak kaydıyla şeklinde, davalı sigortanın sorumlu olduğu teminat limitini belirttiği, manevi tazminata ilişkin kararda her ne kadar teminat limiti gösterilmemiş ise de; önceki maddede maddi tazminata ilişkin verilen kararda teminat limitinin açıkça gösterilmiş olması, davacılar lehine hükmedilen manevi tazminat miktarının, davalı sigortanın bakiye teminat limitinin de altında kalması nedeniyle, bu eksikliğin sonuca tesirinin olmayacağı ve infazda tereddüt oluşturmayacağı kanaatine varılmış olup, itirazın reddi gerekmiştir.
Bu itibarla, dosya kapsamı, mevcut delil durumu, ileri sürülen istinaf istemleri nazara alındığında, ilk derece mahkemesinin vakıa ve hukuki değerlendirmesinde herhangi bir isabetsizliğin bulunmadığı kanaatine varıldığından davalı ...... Şirketi vekilinin yerinde görülmeyen tüm istinaf istemlerinin HMK'nın 353/1-b.1 maddesi uyarınca esastan reddine dair aşağıdaki şekilde hüküm kurmak gerekmiştir.
H Ü K Ü M : Gerekçesi yukarıda açıklandığı üzere;
1-İlk derece mahkemesinin vakıa ve hukuki değerlendirmesinde usul ve esas yönünden yasaya aykırılık bulunmadığı kanaatine varılarak, davalı ...... Şirketi vekilinin istinaf başvurusunun HMK'nın 353/1-b-1 maddesi gereği ESASTAN REDDİNE,
2-Alınması gereken 34.145,75 TL harçtan peşin alınan 8.536,45 TL harcın mahsubu ile bakiye 25.609,30 TL harç giderinin davalı ...... Şirketi'nden tahsili ile hazineye irat kaydına,
3-İstinaf aşamasında davalı tarafından yapılan masrafların kendi üzerinde bırakılmasına,
4-İstinaf incelemesi sırasında duruşma açılmadığından vekalet ücreti takdirine yer olmadığına,
Dair, HMK'nun 361 maddesi gereğince; davacı ...... yönünden TEMYİZ YOLU AÇIK, diğer davacılar ve davalılar yönünden ise HMK'nun 362. maddesi gereğince; (544.000,00) Türk Lirasını geçmeyen davalara ilişkin kararlar hakkında temyiz yoluna başvurulamayacağından miktar itibari ile KESİN olmak üzere dosya üzerinde yapılan inceleme sonunda oy birliği ile karar verildi. 26/09/2025
...
Başkan
...
e-imzalı
...
Üye
...
e-imzalı
...
Üye
...
e-imzalı
...
Katip
...
e-imzalı
Bu evrak 5070 sayılı Yasa kapsamında elektronik imza ile imzalanmıştır.