T.C. KONYA BAM 3. HUKUK DAİRESİ
T.C.
KONYA
BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ
3. HUKUK DAİRESİ
DOSYA NO:
KARAR NO:
KARAR TARİHİ: 05/12/2024
T Ü R K M İ L L E T İ A D I N A
İ S T İ N A F K A R A R I
BAŞKAN: ... (...)
ÜYE: ... (...)
ÜYE: ... (...)
KATİP: ... (...)
İNCELENEN KARARIN
MAHKEMESİ: KONYA . ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ
TARİHİ: 30/05/2024
NUMARASI:
DAVACI: ... - TC.NO:...
...
VEKİLİ: Av. ... -
DAVALI:... ...
VEKİLLERİ: Av.
DAVA: Tazminat
İSTİNAF KARAR TARİHİ: 05/12/2024
İSTİNAF KARAR YAZIM TARİHİ: 05/12/2024
Yukarıda bilgileri yazılı mahkemece verilen karara ilişkin istinaf talebi üzerine mahkemece dosya istinaf incelemesi yapılmak üzere dairemize gönderildiğinden yapılan ön inceleme ve incelemeyle heyete tevdi olunan dosyanın gereği görüşülüp aşağıdaki karar verilmiştir.
TARAFLARIN İDDİA VE SAVUNMALARININ ÖZETİ :
Davacı vekili dava dilekçesinde özet olarak; 29.08.2021 tarihinde .... idaresindeki ... plaka sayılı aracın Ashap Sokağı DUr ve Sola Dönüş Yasağı olan, yer işaretlemeleri ile bölünmüş kara yolu olan Hatip Caddesi kavşağında sola dönüş yaptığı esnada aracının sağ ön köşe kısımlarıyla solundan Antalya Çevre yolu Caddesi istikametinden Hatip Caddesini takiben doğru seyreden müvekkili ... idaresindeki motosikletin sağ yan kısımlarına çarpması neticesinde yaralamalı trafik kazası meydana geldiğini, Konya Cumhuriyet Başsavcılığı'nın ... Soruşturma dosyası ile soruşturma yapıldığını, trafik kazası tespit tutanağına göre davalı ... sigortalısı ....'un, 2918 sayılı K.T.K'nin 57 1A kavşaklarda geçiş hakkı olan araçlara ilk geçiş hakkını vermemek maddesini ihlal ettiği, müvekkilinin ise herhangi bir kusurunun bulunmadığının tespit edildiğini, müvekkilinin trafik kazası neticesinde yaralandığını, alınan raporda müvekkilinin % 5,2 oranında sürekli iş göremezlik oranının bulunduğunu, bakıcı gideri süresinin 3 ay olduğunu, iyileştirme giderinin 6.000 TL olduğunun belirlenmiş olduğunu, müvekkiline işbu raporu almak için 300,00 TL, 300,00 TL, 298,00 TL, 80,00 TL olmak üzere toplam 1698,00 TL masraf harcandığını, belgelenen ve belgelenemeyen tedavi masrafları olduğunu, müvekkilinin değişik hastanelerde tedavisi için masraflarını cebinden ödediğini, kazaya karışan ... plakalı aracın davalı ....... sigorta Şirketi tarafından 30.07.2021 başlangıç tarihli 31713510 poliçe numaralı Kara yolları Motorlu Araçlar zorunlu Mali sorumluluk Poliçesi ile sigortalı olduğunu, zararların tazmini yönüyle davalı ... şirketine müracaatta bulunulduğunu, ancak herhangi bir ödemenin yapılmadığını, arabuluculuk görüşmelerinden de sonuç alınamadığını belirterek; fazlaya ilişkin talep ve dava, artırma hakları saklı kalmak kaydıyla; 25,00 TL geçici iş göremezlik tazminatı, 25,00 TL daimi iş göremezlik tazminatı 25,00 TL geçici iş göremezlik dönemindeki bakıcı gideri, 6.000,00 TL belgelendirilebilen ve belgelendirilemeyen tedavi (iyileşme) gideri, kati rapor için harcanan 1698,00 TL olmak üzere toplam 7.773,00 TL maddi tazminatın, sigorta şirketinin temerrüt tarihinden itibaren işleyecek yasal faiziyle beraber tahsili ile tüm davalılardan müteselsilen alınarak müvekkiline ödenmesine, yargılama giderleri ile ücreti vekaletin ve arabuluculuk ücreti vekaletinin davalılara yükletilmesine karar verilmesini talep ve dava etmiştir.
Davalı vekili cevap dilekçesinde özet olarak; 29.08.2021 tarihinde meydana gelen trafik kazasına ilişkin davacının sakatlık zararının tazmini iddiasıyla işbu dava açılmış olup müvekkili şirketin davalı konumunda olduğunu, dava konusu yaralanmalı trafik kazasına karışan ... plaka sayılı aracın müvekkili şirketçe ....sayılı ZMMS poliçesi ile sigortalı olduğunu, müvekkili şirketin merkezinin Ümraniye/ İstanbul'da olduğundan dolayı yetki itirazlarının olduğunu, yasal başvuru dava şartı gerçekleşmemiş olduğunu, öncelikle dava şartı yokluğundan davanın reddi gerektiğini, kusura ilişkin itirazlarının olduğunu, yargılama esnasında maluliyet raporu alınmasının gerektiğini, SGK den rücuya tabi ödeme alınıp alınmadığı hususunun belirlenmesi ve ödeme mevcutsa miktarın tazminat tutarından indirilmesinin gerektiğini, müvekkili şirkete usule uygun olarak ihbar edilmeyen kazaya ilişkin müvekkil şirketin temerrütü söz konusu olmayacağından davacı yanın talep edebileceği faiz başlangıcının ancak ve ancak dava tarihinden itibaren ve yasal faiz şeklinde olması gerektiğini, müterafik kusur indirimi yapılması gerektiğini, müvekkil şirketin geçici iş göremezlik ve bakıcı gideri taleplerine ilişkin sorumluluğunun bulunmamakta olduğunu, kabul anlamına gelmemek kaydı ile tazminat hesaplaması için aktüer hesaplama yönteminde 1.8 teknik faiz hesaplanmasının kullanılmasının gerektiğini belirterek; davanın reddine, yargılama giderleri ve vekalet ücretinin karşı taraf üzerine bırakılmasına karar verilmesini talep ve beyan etmiştir.
İLK DERECE MAHKEMESİ KARARININ ÖZETİ :
İlk derece mahkemesi gerekçeli kararında özetle; "Somut olayda, davacının kaza esnasında kaskının takılı olup olmadığı konusunda kaza tespit tutanağında bir belirleme bulunmamaktadır. Yine soruşturma dosyası içeriğinde de bu yönde herhangi bir tespit bulunmamaktadır. Bu nedenle, hesaplanan tutardan müterafik kusur indirimi yapılamayacağı kabul edilmiştir.
Davacı vekili, 16/05/2023 tarihli talep artırım dilekçesi ile geçici iş göremezlik tazminatı istemini 8.477,70 TL'ye, bakıcı gideri tazminatı istemini 10.732,50 TL'ye ve tedavi gideri tazminatı istemini 7.698,00 TL'ye çıkarmış, 02/05/2024 tarihli ıslah dilekçesi ile ise sürekli iş göremezlik tazminatı istemini 181.631,81 TL'ye yükseltmiştir.
Tüm dosya kapsamı ve toplanan deliller bir bütün halinde değerlendirildiğinde; davaya konu trafik kazasının oluşmasında dava dışı sigortalı araç sürücüsünün tam kusurlu olduğu, davacının ise herhangi bir kusurunun bulunmadığı, davacının yaralanmasının % 2,1 oranında kalıcı sakatlık niteliğinde olduğu, yine iyileşme süresinin 3 ay olduğu ve bu sürenin tamamında başkasının yardımına muhtaç olacağı, dolayısıyla davacının sürekli iş göremezlik zararının 181.631,81 TL, geçici iş göremezlik zararının 8.477,70 TL, bakıcı gideri zararının 10.732,50 TL ve tedavi gideri zararının 7.698,00 TL olduğu, davalının bu zarardan ZMMS poliçesi kapsamında sorumlu olduğu sonucuna varıldığından davanın kabulüne karar vermek gerekmiş;
DAVANIN KABULÜ ile, 181.631,81 TL sürekli iş göremezlik tazminatı, 8.477,70 TL geçici iş göremezlik tazminatı, 10.732,50 TL bakıcı gideri tazminatı ve 7.698,00 TL tedavi gideri tazminatı olmak üzere toplam 208.540,01 TL tazminatın 10/05/2022 tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte davalıdan alınarak davacıya verilmesine" şeklinde hüküm kurulmuştur.
İLERİ SÜRÜLEN İSTİNAF SEBEPLERİ :
Davalı ...Ş vekili istinaf başvurusunda özetle; davacının maluliyet oranının ve maluliyet belirlemesine esas teşkil eden yönetmeliğin kabulünün mümkün olmadığını, çalışma gücü ve meslekte kazanma gücü kaybı oranı tespit işlemleri yönetmeliği doğrultusunda belirlenen oranın kabulünün mümkün olmadığını, kararın hatalı olduğunu, müvekkili şirketin tedavi giderleri, geçici bakıcı gideri ve geçici iş göremezlik bedelinden sorumluluğunun bulunmadığını, müterafik kusur indirimi yapılması gerektiğini, davacının tedavi belgelerinin incelendiğindi koruyucu tertibat kullanmadığının açık olduğunu, tazminat hesabının TRH 2010 Yaşam Tablosu ve %1,8 Teknik Faiz uygulanarak yapılması gerektiğini, SGK tarafından rücuya tabi bir ödeme yapılıp yapılmadığının araştırılması gerektiğini, faiz başlangıç tarihinin hatalı olduğunu, mahkeme kararının kaldırılmasını ve davanın reddini, yargılama gideri ve vekalet ücretinin karşı taraf üzerinde bırakılmasına karar verilmesini talep etmiştir.
Davacı vekili istinaf başvuru dilekçesinde özetle; müvekkilinin maluliyetinin ve geçici iş göremezlik süresinin çok daha yüksek olduğunu, geçici bakıcı gideri ve süresinin eksik hesaplandığını, aktüer raporunda esas alınan yaşam tablolarının yanlış uygulandığını, müvekkilinin yaşam tablosu ve maluliyet raporlarına göre de tazminat alacağının çok daha yüksek olduğunu, mahkemece yargılama gideri ve vekalet ücretinin hatalı değerlendirildiğini, taraflarınca ödenen harçların hesaplamasında hata yapıldığını, faiz başlangıç tarihi ve faiz türünün de hatalı olduğunu, davalı tarafın istinaf taleplerinin reddini, mahkeme kararının kaldırılmasını ve davanın kabulüne karar verilmesini, yargılama gideri ve vekalet ücretinin davalı taraf üzerinde bırakılmasına karar verilmesini talep etmiştir.
DELİLLERİN DEĞERLENDİRİLMESİ VE GEREKÇE :
6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 341 ve devamı maddeleri uyarınca ve özellikle istinaf incelemesinin kapsamının öngörüldüğü 355. maddeye göre re'sen gözetilecek kamu düzenine aykırılık halleri dışında istinaf incelemesi istinaf dilekçesinde belirtilen sebeplerle sınırlı olarak yapılır.
İlk derece mahkemesince verilen ilk karara ilişkin olarak Davacı ve davalı vekilinin istinaf başvurusunun KABULÜ ile ;KONYA.. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ 22/06/2023 tarih ....Esas ....Karar sayılı dosyasında verilen kararının eksik araştırma nedeniyle HMK.m.353/1-a/6 hükmü uyarınca KALDIRILMASINA, karar verilmiş olduğu anlaşılmıştır.
Dava; yaralanmalı trafik kazası sebebiyle geçici, sürekli iş göremezlik, tedavi ve bakıcı giderlerine ilişkin maddi tazminat istemine ilişkindir.
1-Davalı vekilinin kusur itirazının değerlendirilmesinde :
Aynı kazaya ilişkin düzenlenen kaza tespit tutanağı ile hükme esas alınan kusur bilirkişisi raporunun kendi içlerinde uyumlu ve dosya kapsamına da uygun olduğu, kusur raporunun açıklamalı ve bilimsel olarak hazırlandığı, denetime ve hüküm kurmaya elverişli olduğu, davalı tarafça rapora yapılan itirazların soyut nitelikte olduğu kanaatine varılmakla bu rapor ışığında dava konusu kazanın meydana gelmesinde davalının %100 kusurlu olduğu kabul edilmesi doğrudur.
Kaldı ki Trafik zabıtasınca düzenlenen Trafik Kaza Tespit Tutanağı aksi ispat edilinceye kadar geçerli resmi belge niteliğindedir. Tutanağın aksi yönündeki ispat külfeti M.K.'nun 6. ve TTK’nun 1281/2.maddeleri uyarınca davalıya aittir. Dosya kapsamı itibariyle davalının iddiasını somut delillerle kanıtlayamadığı anlaşılmakla itiraz yersizdir.
2-Tarafların maluliyet raporuna yönelik itirazlarının değerlendirilmesi;
AYM nin 09/10/2020 tarihli resmi gazetede yayınlanan 17/07/2020 tarihli ve 2019/40 esas 2019/40 sayılı kararına göre Karayolları Trafik Kanunu'nun zorunlu trafik sigortasına ilişkin 90 ve 92. maddelerinde yer alan, "Trafik Sigortası Genel Şartları" ifadelerini iptal ettiği anlaşılmakta olup bu iptal kararının somut davada uygulanabilirliğinin tespiti gerekmektedir.
Anayasa'nın 153.maddesi uyarınca, Anayasa Mahkemesinin iptal kararları gerekçesi yazılmadan açıklanamamakta ve ancak Resmi Gazetede yayımlandıktan sonra yürürlüğe girmektedir.Anayasa Mahkemesinin iptal kararlarının yasama,yürütme ve yargı organları,idari makamlar,gerçek ve tüzel kişileri bağlayacağı açıktır.
Diğer taraftan HMK 33 maddesinde “Hakim Türk hukukunu resen uygulanır.” şeklinde ifadesini bulan yasal ilke gözetildiğinde; Anayasa Mahkemesi'nin iptal kararlarının bu gibi kesin hüküm halini almamış derdest dosyalar yönünden uygulanmasının zorunluluğu ortadadır.
Zira Anayasa Mahkemesinin iptal kararları usulü kazanılmış hakların istisnasını teşkil ederler.
T.C. Anayasası’nın 153 üncü maddesinin 6 ncı fıkrasında, “Anayasa Mahkemesi kararları Resmî Gazetede hemen yayımlanır ve yasama, yürütme ve yargı organlarını, idare makamlarını, gerçek ve tüzelkişileri bağlar.” düzenlemesi mevcut olup, bu düzenlemenin doğal sonucu olarak Anayasa Mahkemesi’nce bir kanun veya kanun hükmünde kararnamenin tümünün ya da bunların belirli hükümlerinin Anayasa’ya aykırı bulunarak iptal edildiğinin bilindiği halde görülmekte olan davaların Anayasa’ya aykırılığı saptanan kurallara göre görüşülüp çözümlenmesi, Anayasa’nın üstünlüğü prensibine ve hukuk devleti ilkesine aykırı düşeceği için uygun görülmeyeceği kabul edilmektedir (Danıştay 4. Dairesi. 09.05.2011 tarih ve 2011/2546 E., 2011/3384 K. sayılı kararı).
Bu konudaki Anayasa Mahkemesinin 12.12.1989 tarih ve 1989/11-48 sayılı kararında;“Anayasanın 152. maddesine göre, itiraz yoluna başvuran mahkemeler, Anayasa Mahkemesi'nce verilecek kararlara uymak zorundadırlar. Bu durumda, itiraz eden mahkeme, elinde bulunan ve Anayasa Mahkemesi'nin iptal kararından önce açılmış olan bir davayı Anayasa Mahkemesi kararına göre çözecek ve doğrudan iptal kararının etkisini önceye uygulayacaktır. Ayni durum, itiraz yoluna başvurmayan mahkemeler yönünden de geçerlidir. İptal davası veya itiraz üzerine bir kuralın iptali sonucu, Mahkemeler bakmakta oldukları davaları bu karara göre çözmekle yükümlüdürler. Bu sonuç Anayasa'nın, "Anayasa Mahkemesi kararları Resmi Gazete’de hemen yayımlanır ve yasama, yürütme ve yargı organlarını, idare makamlarını, gerçek ve tüzel kişileri bağlar." yolundaki 153. Maddesinin altıncı fıkrasında yer alan kuralın sonucudur. …” gerekçesine yer verilmiştir.
Yine, 09.05.1960 tarihli ve 21/9 sayılı Yargıtay İçtihadı Birleştirme Kararında da; “Sonradan çıkan içtihattı birleştirme kararının, Temyiz Mahkemesinin bozma kararına uyulmakla meydana gelen usule ait müktesep hak esasının istisnası olarak henüz mahkemede veya Temyiz Mahkemesinde bulunan işlere tatbiki gereklidir. Anayasa Mahkemesi iptal kararlarında da aynı ilke geçerlidir.” şeklinde açıklama yapılmış, Yargıtay Hukuk Genel Kurulu’nun 13.07.2011 tarihli ve 2011/1-421 Esas, 2011/524 K. Sayılı kararında da “Eldeki dava sonuçlanıp kesinleşmeden o davaya uygulanabilecek olan yasa metni Anayasa Mahkemesince iptal edilip, yürürlüğün durdurulmasına karar verildiğine göre, iptal kararı sonucu oluşan durumun 05.09.1960 tarihli, 21/9 sayılı YİBK'da da belirtildiği üzere maddi anlamda kesinleşmemiş olup, derdest olan eldeki davaya da uygulanması zorunludur.” denilmiş, aynı yöndeki içtihat, Yargıtay Hukuk Genel Kurulu’nun 21.03.2012 tarihli ve 2012/20-12 E., 2012/232 K. sayılı kararında da oy birliği ile kabul edilmiştir. Keza 21.01.2004 tarihli ve 2004/10-44 E., 2004/19 K. sayılı ve 03.02.2010 tarihli ve 2010/4-40 E., 2010/54 K. sayılı kararlarında da: “Uygulanması gereken bir kanun hükmü, hüküm kesinleşmeden önce Anayasa Mahkemesince iptaline karar verilirse, usulî kazanılmış hakka göre değil, Anayasa Mahkemesi'nin iptal sonrası oluşan yeni duruma göre karar verilebilecektir.” yönünde değerlendirme ve açıklama yapılmıştır.
Görüldüğü üzere, Anayasa Mahkemesi’nin somut norm denetimi neticesinde verdiği iptal kararlarının Resmî Gazete’de yayımlanması ile sonuç doğuracağı ve bu durumun da bozma kararına uyulmakla meydana gelen usulî müktesep hakkın istisnası olduğu ve eldeki tüm uyuşmazlıklara uygulanması gerektiği uyulması zorunlu yargısal içtihatlar ile kabul edilmiştir.
Anayasa’nın 153. maddesinin birinci fıkrasında herhangi bir denetim yolu tanınmamış ve Anayasa Mahkemesi kararlarının kesin olduğu belirtilmiş, beşinci fıkrada "İptal kararları geriye yürümez" kuralına yer verilmiştir.
Türk Anayasal sisteminde, "Devlete güven" ilkesini sarsmamak ve ayrıca devlet yaşamında bir kargaşaya neden olmamak, kazanılmış hakları korumak için iptal kararlarının geriye yürümezliği kuralı kabul edilmiştir. Böylece hukuksal ve nesnel alanda etkilerini göstermiş, sonuçlarını doğurmuş bulunan durumların, iptal kararlarının yürürlüğe gireceği güne kadarki dönem için geçerli sayılması sağlanmıştır. Bir kural işlemle kurulan statünün Anayasa Mahkemesi'nin iptal kararıyla ya da bir başka kural işlemle kaldırılması durumunda, bu statüye bağlı öznel (sübjektif) işlemlerin de geçersiz duruma düşmesi doğaldır. Dolayısıyla bu öznel işlemlerle, ortadan kalkan statüye dayanarak ileriye dönük haklar elde edilemez. Anayasa'nın bağlayıcılığı, Anayasa Mahkemesi kararlarına tüm devlet organlarının uyma zorunluluğu ve Anayasa'nın üstünlüğü ilkesi, Anayasa'ya aykırı bir kuralın aykırılığının saptanmasından sonra uygulama alanı bulmasını kesinlikle önler. Anayasa Mahkemesi iptal kararlarının zaman içerisindeki etkisi böylece çıkmakta ve "İptal kararlan geriye yürümez" kuralı belirtilen anlamı taşıyarak geçerli olmaktadır. Anayasa’nın 153. maddesindeki “İptal kararları geriye yürümez” kuralının, geriye yürümezlik kuralının, yalnız lafza bağlı kalınarak yorumlanması hukuk devleti ilkesine ve bu ilke içinde var olan adalet ve eşitlik ilkelerine aykırı sonuçlar doğurabileceği gibi itiraz yoluyla yapılacak denetimin amacına da ters olduğu aşikârdır. Ayrıca iptal kararının geriye yürümezliği kuralı çoğu zaman iptal kararlarını işlevini ve etkinliğini azaltmaktadır.
Yukarıda yapılan tespit, açıklama ve değinilen uyulması zorunlu yargısal içtihatlara göre somut uyuşmazlık ele alındığında;
AYM nin 09/10/2020 tarihli resmi gazetede yayınlanan 17/07/2020 tarihli ve 2019/40 esas 2019/40 sayılı kararına göre Karayolları Trafik Kanunu'nun zorunlu trafik sigortasına ilişkin 90 ve 92. maddelerinde yer alan, "Trafik Sigortası Genel Şartları" ifadelerini iptal ettiği,iptal kararı içerine göre sigorta şirketlerinin trafik kazalarından doğan tazminat sorumluluğunun öncelikle Karayolları Trafik Kanunu,Türk Borçlar Kanunu'nun haksız fiillere ilişkin hükümlerinin uygulanacağı, dolayısıyla trafik sigortası kapsamındaki tazminatların belirlenmesinde artık 'Genel Şartlar'ın kural olarak belirleyici olmayacağı, genel Şartlar"ın sadece Karayolları Trafik Kanunu ve Borçlar Kanunu'na aykırı olmayan hükümlerinin uygulanabileceği, dolayısıyla bu karardan sonra sigorta şirketlerinin tazminat sorumluluğunu azaltan 'Genel Şartlar'ın birçok hükmünün uygulanamaz hale geldiği görülmektedir.
Bu kapsamda açılan davalarda TBK nın haksız fiile ilişkin hükümleri,KTK kanunu hükümleri ile genel şartların bunlara aykırı olmayan hükümleri ile bu doğrultuda yeni genel şartlarla çeliştiği durumda Yargıtay'ın genel şartların yürürlüğe girmesinden önceki yerleşmiş içtihatları doğrultusunda uygulama yapılması gerekecektir.
Zorunlu mali sorumluluk sigortası sözleşmesinin konusu, karayolunda motorlu taşıt işletenin, motorlu taşıtın işletilmesi sebebiyle üçüncü kişilerin uğrayabileceği destekten yoksun kalma zararını, bedensel zararı ve/veya eşya zararını tazmin yükümlülüğünü teminat altına almaktır. Başka bir ifadeyle sigorta şirketinin bu sözleşme ile yüklendiği borç, işletenin motorlu taşıtın işletilmesi sebebiyle üçüncü kişilere zarar vermesi hâlinde doğacak tazminat borcunu sigorta teminat limiti dâhilinde ödeme borcudur. Sigorta şirketinin zorunlu mali sorumluluk sigortası sözleşmesinden doğan sorumluluğunun kapsamı düzenlenmemiş olup bu kapsamın idarenin düzenleyici nitelikte işlemi olan genel şartlar ile belirlenmesi öngörülmüştür. Böylece sigorta şirketinin zorunlu mali sorumluluk sigortası sözleşmesinden doğacak borcu, idare tarafından her zaman değiştirilebilir nitelikteki kurallar olan genel şartlara göre belirlenecektir. Borcun kapsamının tespiti hususunda temel çerçeve ve ilkelerin kanunda belirlenmediği, idareye geniş bir takdir yetkisinin tanındığı anlaşılmaktadır.
Mali sorumluluk sigortası sözleşmesinin içeriğine ilişkin düzenleme öngören itiraz konusu kuralların, sözleşmenin tarafları olarak motorlu taşıt işleten ile sigorta şirketinin yanında motorlu taşıt işletilmesi sebebiyle zarara uğrama riskine maruz kalan üçüncü kişilerin menfaatleri arasındaki dengenin dikkate alınarak değerlendirilmesi gerekmektedir. Motorlu taşıt işletilmesi sebebiyle üçüncü kişilerin zarara uğraması hâlinde işletenin tazminat borcunun kapsamı 6098 sayılı Kanun’un gerçek zararın tazminini öngören kurallarına göre belirlenmektedir. Bu tazminat borcunun ödenmesini teminat altına almak amacıyla zorunlu kılınan mali sorumluluk sigortası uyarınca sigorta şirketinin borcunun kapsamı ise itiraz konusu kurallarda atıf yapılan genel şartlara göre belirlenmektedir. Bu da zarar gören üçüncü kişi ve işleten aleyhine buna karşılık sigorta şirketi lehine menfaat dengesinin bozulmasına yol açabileceği gibi aksi durum da söz konusu olabilecektir. İşleten sorumluluk sigortası yaptırmış olmasına rağmen sigorta şirketi tarafından ödenen tazminat ile gerçek zarara karşılık gelen tazminat arasındaki farktan zarar görene karşı sorumlu olmaya devam edecektir. Zarar görenin sigorta şirketi tarafından tazmin edilmeyen zararı ise ancak işletenin ekonomik durumunun bu zararın karşılanması için yeterli olması hâlinde tazmin edilebilecektir. Şeklinde tezahür eden AYM İPTAL GEREKÇESİNDE VURGULANDIĞI ÜZERE AYNI KAZA İLE İLGİLİ OLMAK ÜZERE İŞLETEN VE FİİLİ YAPAN KİŞİYE YÖNELİK AÇILAN DAVA İLE SİGORTANIN DAVALI OLMASI DURUMUNDA UYGULANACAK Yönetmelik ve hesaplama tablolarındaki farklılık sorumlular arasında eşitsizliğe ve idarenin tek taraflı olarak düzenleyici olan işlemlerin sonucunda sorumlu olacak tazminat miktarlarında farklılık oluşturacaktır.
Bu halde Aym'ce verilen iptal kararı sonrası düzenlenecek maluliyet raporlarında 01/06/2015 tarihinden itibaren uygulanan genel şartların bu halde genel şartlarla belirlenen özürlülük ölçütü yönetmeliği ile engelliler yönetmeliğinin uygulanma imkanı kalmadığından;
Adli Tıp Kurumu İhtisas Dairesi veya Üniversite Hastanelerinin Adli Tıp Anabilim Dalı bölümleri gibi kuruluşlardan, çalışma gücü kaybı olduğu iddia edilen kişide bulunan şikayetler dikkate alınarak oluşturulacak uzman doktor heyetinden, haksız fiilin gerçekleştiği tarihte yürürlükte olan hükümlere göre, haksız fiil tarihi 11/10/2008 tarihinde önce ise Sosyal Sigortalar Sağlık İşlemleri Tüzüğü, 11/10/2008 tarihi ile 01/09/2013 tarihleri arasında ise Çalışma Gücü ve Meslekte Kazanma Gücü Kaybı Oranı Tespit İşlemleri Yönetmeliği, 01/09/2013 tarihinden sonra ise Maluliyet Tespiti İşlemleri Yönetmeliği (ancak Maluliyet Tespiti İşlemleri Yönetmeliği hükümlerine göre rapor düzenlenmesi teknik olarak mümkün olmadığı bu dönem için de yine 11 Ekim 2008 tarih ve 27021 sayılı Resmi Gazetede yayımlanan Çalışma Gücü ve Meslekte Kazanma Gücü Kaybı Oranı Tespit İşlemleri Yönetmeliği uygulanacak) hükümlerine uygun olarak düzenlenmesi gerekir. Kökleşmiş Yargıtay 17. HD uygulaması ve içtihatlarına göre maluliyet raporlarının düzenlenmesinde haksız fiilin gerçekleştiği tarihte yürürlükte olan yönetmelik ve yasa hükümlerine göre değerlendirme yapılması gerekmektedir. (Nitekim Yargıtay 17 HD nin 2016/16240 esas 2019/7273 karar 2016/15369 esas 2019/6853 karar sayılı ilamları)
Keza Düzenlenecek aktüerya raporlarına ilişkin olarak da genel şartlar ile getirilen TRH 2010 ve 1,8 teknik faizin ve vergilendirilmiş gelirin nazara alınacağı düzenlemesinin uygulanma ihtimali kalmadığı gözetilerek ;
Yargıtay Hukuk Genel Kurulu'nun 1989/4-586 Esas,1990/199 K sayılı kararı ve Yargıtay 17. Hukuk ve 4 Hukuk dairesinin yerleşik içtihatları gereği, Population Masculine Et – Feminine (PMF 1931) Tablosu esas alınarak davacının veya müteveffanın muhtemel yaşam süresinin belirlenmesi; davacının veya müteveffanın muhtemel gelirinin her yıl için % 10 artırılıp % 10 iskonto edilmesi ile belirlenecek peşin değeri esas alınıp işleyecek dönem tazminat hesabı yapılması, davacının veya müteveffanın asgari ücret üstünde kazancı olduğunun iddia edilmesi durumunda kaza tarihindeki gelirine dair delillerini ibrazının sağlanması, varsa; ilgili meslek odaları ve meslek kuruluşlarından, vergi dairesinden, işyerinden kaza tarihindeki sürekli ve net kazanç durumunun sorulması, geriye doğru maaş bordrosu ve sosyal güvenlik kayıtlarının getirtilmesi, davacının veya müteveffanın kaza tarihinde fiili olarak çalışmadığının belirlenmesi halinde asgari ücretin gözönüne alınacağının düşünülmesi gerekmektedir.
Mahkemece İlk önce kaldırmamızdan sonra Çalışma Gücü ve Meslekte Kazanma Gücü Kaybı Oranı Tespit İşlemleri Yönetmeliğine göre Necmettin Erbakan Üniversitesi Adli Tıp Anabilim Başkanlığından 14/11/2023 tarihli raporu almışken aynı üniversitenin 18/04/2022 tarihli raporu ile 14/11/2023 tarihli raporları arasındaki çelişkiden bahisle çelişkinin giderilmesi için Selçuk Üniversitesinden çelişkinin giderilmesi için Adli Tıp Anabilim Başkanlığında rapor alınmış isede maluliyet vermede yetkili olan eşit kurumların çelişkilerin giderilmesi için rapor vermesi mümkün değildir.Mahkemece çelişkinin giderilmesi için ATK 2. Üst kurulundan rapor alınması gerektiğinden kararın kaldırılması gerekmiştir.
Bu halde mahkemece AYM iptal kararı doğrultusunda belirlenen esaslara göre ATK 2. Üst kurulundan Çalışma Gücü ve Meslekte Kazanma Gücü Kaybı Oranı Tespit İşlemleri Yönetmeliğine göre alınması tazminat hesabının da yukarıda açıklandığı üzere Yargıtay Hukuk Genel Kurulu'nun 1989/4-586 Esas,1990/199 K sayılı kararı ve Yargıtay 17. Hukuk ve 4 Hukuk dairesinin yerleşik içtihatları gereği, Population Masculine Et – Feminine (PMF 1931) Tablosu esas alınarak davacının muhtemel yaşam süresinin belirlenmesi; davacının muhtemel gelirinin her yıl için % 10 artırılıp % 10 iskonto edilerek tazminatın hesaplanması gerektiğinden yerel mahkeme kararının kaldırılması gerekmiştir.
3-SGK'dan rücuya tabi ödeme yapılıp yapılmadığının araştırılmadığına yönelik itirazın değerlendirilmesinde :
SGK tarafından mahkemeye verilen cevapta davacı tarafa herhangi bir gelir bağlanmadığı ve işgöremezlik ödenmediği bildirildiğinden davalı vekilinin bu yöndeki istinafının yerinde olmadığı anlaşılmıştır.
4-Faiz başlangıcı itirazının incelenmesinde:
Somut olayda uyuşmazlık, haksız eylemden kaynaklanmaktadır. Haksız eylem faili, ihtar ve ihbara gerek olmaksızın, zararın doğduğu anda, başka bir anlatımla haksız eylem tarihinden itibaren zararın tamamı için temerrüde düşmüş sayılır. Dolayısıyla, zarar gören, gerek kısmi davaya, gerekse sonradan açtığı ek davaya veya ıslaha konu ettiği kısma ilişkin olarak haksız eylem tarihinden itibaren temerrüt faizi isteme hakkına sahiptir.
Sigorta şirketinin poliçe kapsamında sorumlu olduğu tazminatı 2918 sayılı KTK 99. maddesi gereğince başvuru tarihinden itibaren 8 iş günü içerisinde ödemesi gerekmektedir. Bu süre içinde ödeme yapılmaz ise bu süre sonra erdikten sonra 9.gün sigorta şirketinin temerrüde düştüğü kabul edilir.
Davacı taraf davadan önce sigorta şirketine başvuruda bulunmuş olması nedeniyle faiz başlangıç tarihinin temerrüt tarihi olan 10/05/2022 tarihi olarak belirlenmesinde yasaya aykırılık bulunmamaktadır.
5-Davacı vekilinin vekalet ücretinin eksik takdir edildiğine yönelik itirazının incelenmesinde;
Mahkemece, karar tarihi itibariyle yürürlükteki AAÜT'ye göre hükmedilen vekalet ücreti yerinde olduğundan bu yöndeki istinaf nedeni yerinde değildir.
Yukarıda açıklanan gerekçelerle davacı ve davalı vekilinin istinaf talebinin HMK.nın 353/1.a.6.maddesi gereğince kabulü ile ilk derece mahkemesi kararının kaldırılmasına, yeniden yargılama yapılması için dosyanın mahkemesine gönderilmesine karar vermek gerekmiştir.
H Ü K Ü M : Gerekçesi yukarıda açıklandığı üzere;
1-Davacı ve davalı vekilinin istinaf başvurusunun kabulü ile; ilk derece mahkemesi kararının HMK.nın 353/1-a.6 maddesi gereğince KALDIRILMASINA,
2-Yeniden yargılama yapılması için dosyanın kararı veren mahkemeye GÖNDERİLMESİNE,
3-İstinaf yasa yoluna başvuran taraflarca peşin olarak yatırılan, başvuru harcı dışında kalan, istinaf karar harçlarının talep halinde yatıran taraflara iadesine,
4-Dosya üzerinde inceleme yapılması nedeniyle avukatlık ücreti takdirine yer olmadığına,
5-İstinaf yasa yoluna başvuranlar tarafından istinaf aşamasında yapılan yargılama giderlerinin İlk Derece Mahkemesince verilecek nihai kararda dikkate alınmasına,
6-Karar tebliği ve harç işlemlerinin İlk Derece Mahkemesi tarafından yerine getirilmesine,
HMK'nın 353/1-a-6 maddesi uyarınca dosya üzerinden yapılan inceleme sonucunda oy birliğiyle KESİN olarak karar verildi.05/12/2024
...
Başkan
...
e-imzalı
...
Üye
...
e-imzalı
...
Üye
...
e-imzalı
...
Katip
...
e-imzalı
Bu evrak 5070 sayılı Yasa kapsamında elektronik imza ile imzalanmıştır.