T.C. KONYA BAM 3. HUKUK DAİRESİ Esas-Karar No: ...
T.C.
KONYA
BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ
3. HUKUK DAİRESİ
DOSYA NO: ...
KARAR NO: ...
KARAR TARİHİ: 22/05/2025
T Ü R K M İ L L E T İ A D I N A
İ S T İ N A F K A R A R I
BAŞKAN: ... (...)
ÜYE: ... (...)
ÜYE: ... (...)
KATİP: ... (...)
İNCELENEN KARARIN
MAHKEMESİ: Konya.... ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ
TARİHİ: 19/12/2024
NUMARASI: ... Esas ... Karar
DAVACILAR: 1-......
2-......
VEKİLİ: Av...
DAVALILAR: 1-......
2-......
VEKİLLERİ: Av... Av....
DAVALI: ......
VEKİLLERİ: Av....Av...
DAVANIN KONUSU: Tazminat (Ölüm Ve Cismani Zarar Sebebiyle Açılan Tazminat)
İSTİNAF KARAR TARİHİ: 22/05/2025
İSTİNAF KARAR YAZIM TARİHİ: 22/05/2025
Yukarıda bilgileri yazılı mahkemece verilen karara ilişkin istinaf talebi üzerine mahkemece dosya istinaf incelemesi yapılmak üzere dairemize gönderildiğinden yapılan ön inceleme ve incelemeyle heyete tevdi olunan dosyanın gereği görüşülüp aşağıdaki karar verilmiştir.
TARAFLARIN İDDİA VE SAVUNMALARININ ÖZETİ :
Davacı vekilinin sunmuş olduğu dava dilekçesinde özetle; 22.12.2021 tarihinde müvekkilleri ...... ile ......'in yolcu olarak bulunduğu ...... sevk ve idaresinde bulunan ...... plakalı araç ile sürücüsü davalı ...... olan ...... plakalı aracın çarpışması neticesinde çift taraflı maddi hasarlı yaralanmalı trafik kazasının meydana geldiğini, dava konusu kaza da davalı ......'in tam kusurlu olduğunu, her iki müvekkilinin de bu kazada çok ciddi şekilde yaralar aldığını, vücutlarında çeşitli yerlerinde yaralanmalar olduğunu ve malul kaldığını, kazadan sonra çeşitli hastanelerde tedavi gördüklerini, kaza da yolcu konumunda olan müvekkillerinin geçici ve sürekli iş göremez hale geldiğini, kaza ile ilgili Konya Cumhuriyet Başsavcılığı ...... Soruşturma sayılı dosyası ile soruşturma yürütüldüğünü, müvekkillerinin dava konusu kaza nedeniyle büyük elem ve acı duyduklarını, bu acı ve elemi bir nebze olsun hafiflemesi için ...... için 200.000,00 TL, ...... için 200.000,00 TL olmak üzere davalılar ...... ve ......'ten tahsilini talep ettiğini, müvekkillerinin hiçbir davalıdan herhangi bir maddi-manevi yardım görmediğini, ödeme almadığını, dosyada mevcut kaza tespit tutanağı ve davacıların yaralanmasına ilişkin belgeler dikkate alındığında, ihtiyati hacze kararı için gerekli yaklaşık ispat şartının gerçekleştiğini, davalılardan ...... ve ......'in malları üzerine ihtiyati haciz konulmasını, müvekkillerinin kaza nedeniyle oluşan maddi zararlarının davalılardan müştereken ve müteselsilen tahsilini, manevi zararlarını davalılar ...... ve ......'ten tahsilini talep ve dava etmiştir.
Davalı ...... A.Ş. vekilinin sunmuş olduğu cevap dilekçesinde özetle; Müvekkilinin hak kaybına uğramaması adına, zamanaşımı, hak düşürücü süre, husumet ve derdestlik itirazları bulunduğunu, davayı kabul anlamına gelmemek kaydıyla, müvekkili sigorta şirketinin sorumluluğu sigortalı araç sürücüsünün kusuru oranında ve kişi başı poliçe limiti ile sınırlı olduğunu, 22.12.2021 tarihinde meydana gelen trafik kazasında sigortalısının şerit ihlali yaptığına dair karşı araç sürücü ve davacıların ifadeleri dışında hiçbir somut delil olmadığını, tüm kusurun sigortalı araç sürücüsüne yüklenilmesi kesinlikle kabul edilebilir olmadığını, kaza tespit tutanağındaki kusur tespiti denetime elverişsiz şekilde oluşturulduğunu, Kaza Tespit Tutanağı ekinde düzenlenen krokide de çarpışma noktasının tam olarak iki şeridin arasında olarak belirtildiğini, ...... plakalı araç sürücüsü 2918 sayılı K.T.K. Madde 56/A "Şerit izleme kurallarına " aykırı hareket ederek söz konusu kazaya asli ve tam kusuru ile sebebiyet verdiğini, ancak karşı araç sürücüsünün kusurunun hiçbir şekilde değerlendirilmediğini, kusur durumunun tam tespiti için Adli Tıp Kurumundan rapor alınmasını, davacılar vekili tarafından sunulan davacıların maluliyetine ilişkin olarak Necmettin Erbakan Üniversitesi tarafından 12.08.2022 ve 22.08.2022 tarihli düzenlenen maluliyet raporlarını kabul etmediklerini, davacı ......'in 9 yaşında olduğunu, maluliyet oranının tespitinde "Çocuklar İçin Özel Gereksinim Değerlendirmesi Hakkında Yönetmelik" hükümleri esas alınarak kalıcı maluliyetinin tespit edilmesi gerektiğini, diğer davacı ......'in 67 yaşında olduğunu, maluliyetini arttırıcı bir kaza,ameliyat, rahatsızlık geçirip geçirmediğinin tespit edilmesi gerektiğini, davacının geçmişe yönelik daha önceki hastalık, ameliyat, tedavi ve maluliyetlerinin tespit edilmesi gerektiğini, ayrıca kabul etmemekle birlikte tazminat hesaplamasında müterafik kusur ve hatır taşımasının da değerlendirilmesi gerektiğini, bu nedenlerle, davanın reddine, yargılama gideri ve vekalet ücretinin karşı tarafa yükletilmesine karar verilmesini talep etmiştir.
Davalı ...... ve ...... vekilinin sunmuş olduğu cevap dilekçesinde özetle; Müvekkilinin 22.12.2021 tarihinde kendi sevk ve idaresinde ...... plakalı araçla seyir halinde iken davacı ......'in sevk ve idaresindeki ...... plaka sayılı araçla müvekkilinin istikametindeki karşı şeride geçerek müvekkilinin aracına çarpması ile dava konusu kazanın meydana geldiğini, müvekkilinin soruşturma dosyası kapsamında kazanın meydana geliş şeklini anlatırken; "ben 60 km/h hızla ilerlediğim esnada otobüs durağını geçtikten 600 metre sonrasında nasıl olduğunu anlamadığım bir şekilde saniyeler içerisinde karşı şeritten gelen ...... plakalı araç ile çarpıştık" şeklinde beyanda bulunduğunu, müvekkilinin karşı tarafı fark edememesinin nedenini yolun keskin şekilde virajlı olması ile olduğunu, davacı ...... seyir halindeyken kendi şeridinden müvekkilinin şeridine kaydığını ve tam keskin virajın olduğu noktada bir anda müvekkilinin karşısına çıkarak kazanın gerçekleşmesine sebebiyet verdiğini, davacı ......'in kendi ifadesinde belirttiği aracının sağ arka kısma kadar hasar aldı ifadesinin de kazanın kendilerinin belirttiği şekilde gerçekleştiğini doğruladığını, kaza tespit tutanağına itibar edilmemesini, bilirkişi raporu alınarak doğru sonuca gidilmesi gerektiğini, dava konusu kazada sürücü konumda olan müvekkili ......'in hiçbir kusuru bulunmadığını, ayrıca davacıların talep etmiş oldukları manevi tazminat miktarının fahiş olduğunu, tazminatın zenginlik vasıtası olamayacağını, davacıların sunmuş oldukları raporda davacı ...... için 2 ay geçici iş göremezlik süresi belirtildiğini, ancak davacının herhangi bir işte çalışmasının mümkün olmadığını, davacı ...... lehine geçici iş göremezlik tazminatına hükmedilmesinin hukuka aykırı olduğunu, davacı ......'in ise yaşı itibari ile herhangi bir işte çalışarak gelir elde edecek durumda olmadığını, davacı ...... hakkında herhangi bir geçici iş göremezlik tazminatına hükmedilebilmesi için kaza tarihi itibari bir işte çalıştığını veya gelir elde ettiğini ancak sonrasında bu kazaya bağlı olarak elde ettiği geliri kazanmaktan mahrum kaldığının ispat edilmesi gerektiğini, bu nedenlerle davanın reddine, davacıların ihtiyati tedbir talebinin reddine, yargılama gideri ve vekalet ücretinin karşı tarafa yükletilmesine karar verilmesini talep etmiştir.
İLK DERECE MAHKEMESİ KARARININ ÖZETİ :
İlk Derece Mahkemesince verilen kararda özetle; "Tüm dosya muhtevası birlikte değerlendirildiğinde; yargılamaya esas alınan kusur, maluliyet ve aktüerya bilirkişi raporu ile birlikte davacı vekilinin 02/12/2024 havale tarihli bedel artırım dilekçesi de nazara alınarak; Davacı ...... için; Maddi tazminat yönünden; sürekli iş göremezliği nedeniyle uğradığı maddi zararı için taleple bağlı kalınarak 785.921,49 TL, Geçici iş göremezliği nedeniyle uğradığı maddi zararı için 107.957,01 TL,Tedavi masraflarına ilişkin 5.000,00 TL, Bakıcı giderlerine ilişkin zararları için 19.630,85 TL, Dava öncesi düzenlenen malüliyet rapor bedeli 2.070,00 TL tazminatın davalılar ...... ve ......yönünden kaza tarihi olan 22/12/2021 tarihinden, sigorta firması yönünden ( sigorta limitleri dahilinde) 12.03.2022 temerrüt tarihinden itibaren işletilecek yasal faizi ile birlikte tahsili ile davacıya verilmesine; Davacı ...... için; Maddi tazminat yönünden; Geçici iş göremezliği nedeniyle uğradığı maddi zararı için 12.302,33 TL,Tedavi masraflarına ilişkin 1.500,00 TL, Bakıcı giderlerine ilişkin zararları için 4.618,85 TL, Dava öncesi düzenlenen malüliyet rapor bedeli 1.696,00 TL tazminatın davalılar ...... ve ......yönünden kaza tarihi olan 22/12/2021 tarihinden, sigorta firması yönünden ( sigorta limitleri dahilinde) 12.03.2022 temerrüt tarihinden itibaren işletilecek yasal faizi ile birlikte tahsili ile davacıya verilmesine karar verilmiştir.
6098 sayılı TBK'nın manevi tazminat başlıklı 56. maddesi; “Hâkim, bir kimsenin bedensel bütünlüğünün zedelenmesi durumunda, olayın özelliklerini göz önünde tutarak, zarar görene uygun bir miktar paranın manevi tazminat olarak ödenmesine karar verebilir. Ağır bedensel zarar veya ölüm hâlinde, zarar görenin veya ölenin yakınlarına da manevi tazminat olarak uygun bir miktar paranın ödenmesine karar verilebilir.” hükmünü amirdir.
TBK 56. madesine göre bir olaydan zarar gören kişinin çektiği acıları bir nebze olsun azaltmak veya bozulan ruhsal dengesi yeniden düzelmesi için zarar veren kişiden bir miktar ücreti talep edebileceğini düzenlenmiş olup; kanun koyucu manevi tazminatın miktarını tayin etme hakkını hakimin takdirine bırakmıştır. Hükmedilecek miktar uğranılan zararla orantılı, duyulan acıyı hafifleticek nitelikte olmalıdır. Manevi tazminatın takdiri yapılırken tarafların ekonomik ve sosyal durumları, tarafların kusurları da gözetilmesi gerekmektedir. Manevi tazminatın miktarı bir tarafın zenginleşmesine, diğer tarafın yıkımına neden olmamalıdır. Belirtilen bu çerçeve ile birlikte mahkememizce dinlenen tanık beyanları ve diğer tespitlere göre davacı ......'in yaralanma derecesi dikkate alındığında ve davacının yaşamış olduğu elem ve acıların tanıklar tarafından uyumlu şekilde ifade edilmesi hususları birlikte değerlendirildiğinde davacı ...... için manevi tazminat tazminat yönünde talebinin kabulü ile; 200.000,00 TL manevi tazminatın davalılar ...... ve ......yönünden kaza tarihi olan 22/12/2021 tarihinden itibaren işleyecek yasal faiziyle birlikte müştereken ve müteselsilen alınarak davacıya verilmesine; Davacı ...... için her ne kadar maluliyet tespiti yapılamamış ise de, davacının kaza sonrası vücudunda meydana gelen yaralanmalar ve iyileşme süresinde yaşadığı elem ve üzüntüler dikkate alınarak manevi tazminat tazminat yönündeki talebinin kısmen kabulü ile; 5.000,00 TL manevi tazminatın davalılar ...... ve ......yönünden kaza tarihi olan 22/12/2021 tarihinden itibaren işleyecek yasal faiziyle birlikte müştereken ve müteselsilen alınarak davacıya verilmesine karar verilerek aşağıdaki şekilde hüküm kurulmuştur. " şeklinde davanın kısmen kabulü ile; davacı ...... için; Maddi tazminat yönünden; sürekli iş göremezliği nedeniyle uğradığı maddi zararı için taleple bağlı kalınarak 785.921,49 TL, Geçici iş göremezliği nedeniyle uğradığı maddi zararı için 107.957,01 TL,Tedavi masraflarına ilişkin 5.000,00 TL, Bakıcı giderlerine ilişkin zararları için 19.630,85 TL, dava öncesi düzenlenen maluliyet rapor bedeli 2.070,00 TL tazminatın davalılar ...... ve ......yönünden kaza tarihi olan 22/12/2021 tarihinden, sigorta firması yönünden (sigorta limitleri dahilinde) 12.03.2022 temerrüt tarihinden itibaren işletilecek yasal faizi ile birlikte tahsili ile davacıya verilmesine, manevi tazminat tazminat yönünde talebinin kabulü ile; 200.000,00 TL manevi tazminatın davalılar ...... ve ......yönünden kaza tarihi olan 22/12/2021 tarihinden itibaren işleyecek yasal faiziyle birlikte müştereken ve müteselsilen alınarak davacıya verilmesine, Davacı ...... için; Maddi tazminat yönünden; Geçici iş göremezliği nedeniyle uğradığı maddi zararı için 12.302,33 TL,Tedavi masraflarına ilişkin 1.500,00 TL, Bakıcı giderlerine ilişkin zararları için 4.618,85 TL, Dava öncesi düzenlenen malüliyet rapor bedeli 1.696,00 TL tazminatın davalılar ...... ve ......yönünden kaza tarihi olan 22/12/2021 tarihinden, sigorta firması yönünden ( sigorta limitleri dahilinde) 12.03.2022 temerrüt tarihinden itibaren işletilecek yasal faizi ile birlikte tahsili ile davacıya verilmesine, fazlaya ilişkin talebin reddine, manevi tazminat tazminat yönünde talebinin kısmen kabulü ile; 5.000,00 TL manevi tazminatın davalılar ...... ve ......yönünden kaza tarihi olan 22/12/2021 tarihinden itibaren işleyecek yasal faiziyle birlikte müştereken ve müteselsilen alınarak davacıya verilmesine, fazla talebin reddine dair hükmün kurulduğu anlaşılmıştır.
İLERİ SÜRÜLEN İSTİNAF SEBEPLERİ :
Davalılar ...... ve ...... vekili sunduğu istinaf başvuru dilekçesinde özetle; Yerel mahkemece verilen kararın hukuka aykırı şekilde verildiğini, tanıklarının dinlenilmediğini ve keşif yapılmadan kusur raporu alındığını, davacı tarafın taleplerinin açıklattırılmaksızın karar verildiğini, davacılardan ...... hakkındaki maluliyet raporları arasındaki çelişkinin giderilmediğini, davacı ...... yönünden geçici iş göremezlik tazminatına hükmedilmesinin hukuka aykırı olduğunu, davacıların kendisi tarafından alınan ve dava dilekçesinde sunulan maluliyet raporu masrafının hükme bağlanmasının hukuka aykırı olduğunu, davacı ...... yönünden kabul edilen manevi tazminat miktarının oldukça yüksek olduğunu beyan ederek Yerel Mahkemece verilen kararın ortadan kaldırılmasına karar verilmesini talep etmiştir.
Davalı ...... AŞ vekili sunduğu istinaf başvuru dilekçesinde özetle; Yerel mahkemece verilen kararın usul ve yasaya aykırı olduğunu, dava konusu taleplerin zaman aşımına uğradığını, davacı tarafın müvekkili şirkete usulüne uygun başvuruda bulunmadan dava açması nedeniyle davanın usulden reddinin gerektiğini, müvekkili şirketin sorumluluğunun ancak poliçe limiti ile sınırlı olduğunu, yerel mahkemece alınan bilirkişi raporları ve sağlık kurulu raporlarının denetime elverişsiz olduğunu, sigortalı araç sürücüsüne atfedilen kusur oranının hatalı olduğunu, Yerel Mahkeme kanalı ile alınan Selçuk Üniversitesi Tıp Fakültesi Hastanesi Adli Tıp Anabilim Dalı Başkanlığı'ndan alınan sakatlık raporlarında tespit edilen hususların hatalı olduğunu, sakatlık oranları ve iyileşme sürelerinin fahiş tespit edildiğini, yapılan tazminat hesaplamalarının da hatalı olduğunu, mezkur kaza nedeniyle birden fazla kişinin yaralanmasının söz konusu olduğunu, garame usulünün göz önüne alınmaksızın hesaplama yapılamayacağını, davacıların emniyet kemeri takmaması nedeniyle kusur indirimi hususlarının gözetilmeden hüküm verildiğini, raporda hesaplanan bakıcı gideri hesabının yerleşik içtihatlara aykırı olduğunu, faiz başlangıç tarihinin müvekkili yönünden ancak dava tarihi olarak esas alınabileceğini beyan ederek Yerel Mahkemece verilen kararın ortadan kaldırılması ile davanın reddine, yargılama giderleri ve vekalet ücretinin karşı tarafa yükletilmesine karar verilmesini talep etmiştir.
Davacılar vekili sunduğu istinaf başvuru dilekçesinde özetle; müvekkili ...... yönünden sürekli iş göremezlik konusunda ATK raporuna yaptıkları itiraz reddedildiğini, üniversite hastanesinden alınan raporda %5 maluliyet raporu verildiğini aynı zamanda bakıcı giderinin de 3 ay olması gerektiğini, bu konuda ATK üst kurulundan rapor alınması gerektiğini, aktüer hesaplamasının TRH 2010'a göre karar verilmesi gerektiğini, müvekkili ...... için maluliyet oranının az hesaplandığını, bakıcı ve geçici iş göremezlik sürelerinin de az olduğunu, müvekkili ...... için hükmedilen manevi tazminat miktarının az olduğunu, müvekkilinin ciddi şekilde yaralandığını, talep edilen miktarın tarafların ekonomik durumu itibari ile uygun olduğunu beyan ederek Yerel Mahkemece verilen kararın ortadan kaldırılması ile davanın kabulüne, yargılama giderleri ve vekalet ücretinin karşı tarafa yükletilmesine karar verilmesini talep etmiştir.
DELİLLERİN DEĞERLENDİRİLMESİ VE GEREKÇE :
6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 341 ve devamı maddeleri uyarınca ve özellikle istinaf incelemesinin kapsamının öngörüldüğü 355. maddeye göre re'sen gözetilecek kamu düzenine aykırılık halleri dışında istinaf incelemesi istinaf dilekçesinde belirtilen sebeplerle sınırlı olarak yapılır.
İstinaf karar harçlarının verilen kesin süre içerisinde yatırılmadığından HMK 344. maddesi gereğince davacılar vekilinin istinaf başvurusunun yapılmamış sayılmasına, karar verilmekle inceleme diğer davalılar için yapılmıştır
Davalı ...... ve Bayram vekilinin istinafı
İlk Derece Mahkemesince dosyanın dairemize gönderildiği, davalılar vekili tarafından istinaf talebinden feragat ettiklerine ilişkin 11/03/2025 tarihli dilekçesi verdiği anlaşılmıştır.
6100 Sayılı HMK 349. maddeye göre istinaf başvurusu yapıldıktan sonra istinaf talebinden feragat edilirse, dosya Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmez ve kararı veren mahkemece başvurunun reddine karar verilir. Dosya Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmiş ve henüz karara bağlanmamış ise, istinaf başvurusu feragat nedeniyle reddolunur. Bu madde gereğince istinaftan feragat dosya ilk derece mahkemesinde iken olmuşsa bu mahkeme tarafından, şayet dosya bölge adliye hukuk dairesine gönderildikten sonra olmuşsa Bölge Adliye Mahkemesi Hukuk dairesi tarafından istinaf talebinin reddine karar verilecektir.
Davalı . vekilinin istinaf talebinden feragat etmiş olması ve vekaletnamesinde kanun yollarından feragat etme yetkisinin bulunduğu anlaşıldığından, davanın reddine karar verilecektir.
Davalı vekilinin istinaf talebinden feragat etmiş olması ve vekaletnamesinde kanun yollarından feragat etme yetkisinin bulunduğu anlaşıldığından, davalı vekilinin istinaf başvurusunun HMK 349/2 maddesi gereğince feragat nedeniyle reddine karar verilmiştir.
Davalı sigorta vekilinin davacı mehmet açısından istinafı
Davacı vekili tarafından açılan davada
MAHKEMECE
-Davacı ...... için; Maddi tazminat yönünden; Geçici iş göremezliği nedeniyle uğradığı maddi zararı için 12.302,33 TL,Tedavi masraflarına ilişkin 1.500,00 TL, Bakıcı giderlerine ilişkin zararları için 4.618,85 TL, Dava öncesi düzenlenen malüliyet rapor bedeli 1.696,00 TL tazminatın davalılar ...... ve ......yönünden kaza tarihi olan 22/12/2021 tarihinden, sigorta firması yönünden ( sigorta limitleri dahilinde) 12.03.2022 temerrüt tarihinden itibaren işletilecek yasal faizi ile birlikte tahsili ile davacıya VERİLMESİNE, karar verilmiş, davalının kabul edilen (20.117,18 TL) alacak yönünden istinaf başvurusunun olduğu anlaşılmaktadır.
6100 Sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunun "İstinaf Yoluna Başvurulabilen Kararlar" başlığı altında düzenlenen 341. Maddesinde; "İlk derece mahkemelerinden verilen nihai kararlar ile ihtiyati tedbir, ihtiyati haciz taleplerinin reddi ve bu taleplerin kabulü hâlinde, itiraz üzerine verilecek kararlara karşı istinaf yoluna başvurulabilir.
(2) Miktar veya değeri 28.250,00 TL'yi (mahkeme karar tarihi itibariyle) geçmeyen malvarlığı davalarına ilişkin kararlar kesindir.Ancak manevi tazminat davalarında verilen kararlara karşı, miktar veya değere bakılmaksızın istinaf yoluna başvurulabilir.
(3) Alacağın bir kısmının dava edilmiş olması durumunda kesinlik sınırı alacağın tamamına göre belirlenir.
(4) Alacağın tamamının dava edilmiş olması durumunda, kararda asıl talebinin kabul edilmeyen bölümü 28.250,00 Türk Lirasını geçmeyen taraf, istinaf yoluna başvuramaz" denilmektedir.
İstinaf konusu alacak, kabul olunan bakımından (20.117,18 TL) kesinlik sınırı (28.250,00 TL) altına kaldığından, miktar açısından her iki taraf yönünden de karar kesin olduğundan, kararın kesin olması halinde ilk derece mahkemesince bir karar verilebileceği gibi 01.06.1990 tarih 3/4 sayılı İnançları Birleştirme Kararının kıyasen uygulanması yoluyla Dairemizce de karar verilebileceğinden, HMK nın 352. maddesi uyarınca dosya üzerinden yapılan ön inceleme sonunda davalı vekilinin maddi tazminata ilişkin istinaf başvuru dilekçesinin reddine karar vermek gerekmiştir.
Sigorta şirketine davadan önce usulüne uygun başvuru yapılmadığı ve temerrüde düşürülmediği istinafı;
2918 sayılı KTK'nın 97.maddesinde, 6704 Sayılı Kanunun 5.maddesi ile yapılan değişiklik neticesinde, 97.maddenin eski metninde, zarar görenin zorunlu mali sorumluluk sigortasında ön görülen sınırlar içinde doğrudan doğruya sigortacıya karşı talepte bulunabileceği gibi, dava açabilme hakkı mevcut iken 6704 Sayılı Kanunun 5.maddesi ile yapılan değişiklik sonucunda madde hükmü "Zarar görenin Zorunlu Mali Sorumluluk Sigortasında öngörülen sınırlar içinde dava yoluna gitmeden önce ilgili sigorta kuruluşuna yazılı başvuruda bulunması gerekir. Sigorta kuruluşunun başvuru tarihinden itibaren en geç 15 gün içinde başvuruyu yazılı olarak cevaplamaması veya verilen cevabın talebi karşılamadığına ilişkin uyuşmazlık olması halinde, zarar gören dava açabilir veya 5684 Sayılı Kanun çerçevesinde tahkime başvurabilir" denilmiştir.
Yukarıda maddede yapılan değişiklikle, zarar gören hak sahipleri ZMMS sigortacısına karşı artık doğrudan dava açamayacaklardır. Öncelikle sigortacıya tazminatın ödenmesi için genel şartlarda belirtilen belgeler ile yazılı olarak başvuracaklar ve yazılı başvurudan itibaren 15 gün içinde kendilerine cevap verilmez ya da verilen cevap hak sahibinin talebini karşılamaz ise, hak sahibi tazminat için dava açabileceği gibi tahkime de başvurabileceklerdir. Bu hali ile trafik kazaları nedeniyle zarara uğrayanlar sigortaya davadan açmadan önce mutlaka sigortacıya yazılı başvuruda bulunmak zorundadırlar. Dava açabilmeleri için yazılı başvurudan itibaren 15 günlük sürenin dolmuş olması gerekmektedir. Bu sebeplerle davadan önce yazılı başvuruda bulunmak ve başvurudan itibaren 15 günlük sürenin geçmesi ZMMS sigortacısına tazminat davası açılmasının ön şartıdır. Bu husus anılan maddenin değişiklik gerekçesinde vurgulanmıştır.
6100 sayılı HMK'nın dava şartlarının düzenlendiği 114.maddesinin 2.fıkrasındaki düzenlemeye göre "Diğer kanunlarda yer alan dava şartlarına ilişkin hükümler saklıdır".
HMK 115. maddenin 1.fıkrasında ise, "Mahkeme, dava şartlarının mevcut olup olmadığını, davanın her aşamasında kendiliğinden araştırır. Taraflar da dava şartı noksanlığını her zaman ileri sürebilirler." denilmiş,
2.fıkrada ise, "Mahkeme, dava şartı noksanlığını tespit ederse davanın usulden reddine karar verir." düzenlemesi mevcut olup
Somut olayda 6407 sayılı Kanunla değişik 2918 sayılı KTK'nın 97. maddesinde zarar görenin, zorunlu mali sorumluluk sigortasında öngörülen sınırlar içinde dava yoluna gitmeden önce ilgili sigorta kuruluşuna yazılı başvuruda bulunması gerektiği, sigorta kuruluşunun başvuru tarihinden itibaren en geç 15 gün içinde başvuruyu yazılı olarak cevaplamaması veya verilen cevabın talebi karşılamadığına ilişkin uyuşmazlık olması hâlinde, zarar görenin dava açabileceği veya 5684 sayılı Kanun çerçevesinde tahkime başvurabileceği düzenlenmiştir.
Somut uyuşmazlıkta, davalı nezdinde zorunlu mali sorumluluk poliçesiyle sigortalı araç nedeniyle meydana gelen trafik kazasında dava tarihinden önce davalı sigorta şirketine belgeler ile birlikte başvurdukları, sigorta şirketin tazminat talebini değerlendireceğini bildirilerek yasal süre içerisinde talebin karşılanmayarak sonuçsuz bırakıldığının sabit bulunduğu, bilahare eldeki davanın açıldığı anlaşılmıştır.
Davalı sigortanın istediği belgeler maluliyet tazminat talebi için Karayolları Zorunlu Mali Sorumluluk Sigortası Genel Şartları ekinde belirtilen belgelerden ise de dava açmadan önce sigorta şirketine başvuru yapılmasına dair adı geçen yasanın 97. maddesinde bu belgelere yer verilmediği gibi davacının başvuru dilekçesinde eklenmesi gereken diğer tüm belgeleri ekleyerek başvuru yaptığı,davalı sigortanın cevabi ile dava tarihi arasında geçen süre de gözetildiğinde davalı sigortanın davacıya verdiği cevabın talebi karşılamadığı dolayısıyla davacının dava açmadan önce yasada öngörülen sigortaya başvuru koşulunu yerine getirdiği sonucuna ulaşıldığı,bu halde yasada belirtilen başvuruya ilişkin ön koşulun yerine getirildiği de açıktır. İstinaf itirazları yerinde değildir.
Keza Somut olayda uyuşmazlık, haksız eylemden kaynaklanmaktadır. Haksız eylem faili, ihtar ve ihbara gerek olmaksızın, zararın doğduğu anda, başka bir anlatımla haksız eylem tarihinden itibaren zararın tamamı için temerrüde düşmüş sayılır. Dolayısıyla, zarar gören, gerek kısmi davaya, gerekse sonradan açtığı ek davaya veya ıslaha konu ettiği kısma ilişkin olarak haksız eylem tarihinden itibaren temerrüt faizi isteme hakkına sahiptir.
Sigorta şirketinin poliçe kapsamında sorumlu olduğu tazminatı 2918 sayılı KTK 99. maddesi gereğince başvuru tarihinden itibaren 8 iş günü içerisinde ödemesi gerekmektedir. Bu süre içinde ödeme yapılmaz ise bu süre sonra erdikten sonra 9.gün sigorta şirketinin temerrüde düştüğü kabul edilir.
Davacı tarafın davadan önce sigorta şirketine bir başvuruda bulunmaması halinde yada başvuru ispatlanmadığı hallerde davalı sigorta şirketinin dava tarihi itibari ile temerrüte düştüğü kabul edilerek bu tarihten itibaren faize hükmolunması gerekmektedir.
Davacının dava açmadan önce davalı sigortacıya başvuruda bulunduğu anlaşılmakla davalı sigortacı için temerrüt faizinin temerrüt tarihinden işletilmesini talep edebilir. İtiraz yersizdir.
Kusura itiraz
Adli Trafik Bilirkişi ......'ün mahkememize sunmuş olduğu 07/09/2023 tarihli raporunda neticeten; ...... plakalı otomobil sürücüsü davalı ......'in bu kazanın oluşumunda asli ve tam kusurlu olup %100 oranında kusurlu olduğu, ...... plakalı araç sürücüsü dava dışı ......'in bu kazanın oluşumunda herhangi bir kusurunun olmadığı tespit edilmiştir. Ayrıntılı, gerekçeli, denetlenebilir bilirkişi raporu mahkememizce yargılamaya esas alınmasına ve ceza dosyası kusuru ile de uyumlu olmasına göre itiraz yersizdir
Davalı sigorta vekilinin kabul edilen, kaçınılmaz tedavi gideri ve geçici iş göremezliğin teminat kapsamı dışında olduğuna ve bu nedenle bu alacak kalemlerinin kabul edilmesinin usul ve yasaya aykırı olduğuna ilişkin yapılan istinaf incelemesinde;
2918 sayılı Kanun’un 98.maddesinde değişiklik yapan 6111 sayılı Kanun’un 59. maddesinde, “Trafik kazaları nedeniyle üniversitelere bağlı hastaneler ve diğer resmi ve özel sağlık kuruluşlarının sundukları sağlık hizmet bedellerinin kazazedenin sosyal güvencesi olup olmadığına bakılmaksızın genel sağlık sigortalısı sayılanlar için belirlenen sağlık hizmeti geri ödeme usul ve esasları çerçevesinde Sosyal Güvenlik Kurumu tarafından karşılanacağı", kanunun geçici 1.maddesi ile de "Bu Kanunun yayımlandığı tarihten önce meydana gelen trafik kazaları nedeniyle sunulan sağlık hizmet bedellerinin Sosyal Güvenlik Kurumu tarafından karşılanacağı, sözkonusu sağlık hizmet bedelleri için bu Kanunun 59’uncu maddesine göre belirlenen tutarın %20'sinden fazla olmamak üzere belirlenecek tutarın üç yıl süreyle ayrıca aktarılmasıyla anılan dönem için ilgili sigorta şirketleri ve ...... yükümlülüklerinin sona ereceği" öngörülmüştür.
Sigorta şirketinin, işleten ve sürücünün kanundan ve sözleşmeden doğan bu yükümlülüğü, 6111 sayılı Kanun ile getirilen düzenleme ile sona erdirilmiş bulunmaktadır. 2918 sayılı Kanun’un 98. maddesinde belirtilen tedavi giderleri yönünden sorumluluğun dava dışı Sosyal Güvenlik Kurumu'na geçtiğinin kabulü gerekir. Buna karşın belgesiz tedavi giderlerinden sigorta şirketinin, işleten ve sürücünün sorumlulukları devam etmektedir.
Genel olarak sağlık hizmeti giderleri, fatura ile ispat edilmelidir. Ancak bazı giderlerin belge ile ispatlanması zordur. Biz bunlara faturalandırılmayan giderler olarak adlandırıyoruz. Örneğin yol giderleri gibi. Bu gibi giderler için hakimin belgelendirilmediği gerekçesi ile reddedilmesi doğru değildir. Çünkü TBK 50/2 maddesi gereği uğranılan zararın miktarı tam olarak ispat edilemiyorsa hâkim, olayların olağan akışını ve zarar görenin aldığı önlemleri göz önünde tutarak, zararın miktarını hakkaniyete uygun olarak belirleyecektir. Bu nedenle kişinin haksız eylemden zarar gördüğünün ve bedensel zarara uğradığının ispatlaması yeterli olup, ayrıca iyileşme harcamaları için fatura ve makbuz gibi belgeler bulup getirmesi şart değildir. Hiçbir belge sunulmasa bile, hakim, görevlendireceği uzman bilirkişilere tedavi ve tüm iyileşme giderlerini hesaplatmakla ve hüküm altına almakla yükümlüdür. (HGK.26.04.1995, E. 1995/11-122 K.1995/430)
01.06.2015 tarihinde yürürlüğe giren Zorunlu Sigorta Mali Sorumluluk Sigortası Genel Şartları A.5 maddesinin "Sağlık Giderleri teminatı" başlıklı (b) maddesinde " Kaza nedeniyle mağdurun tedavisine başlanmasından itibaren mağdurun sürekli sakatlık raporu alana kadar tedavi süresince ortaya çıkan bakıcı giderleri, tedaviyle ilgili diğer giderler ile trafik kazası nedeniyle çalışma gücünün kısmen veya tamamen azalmasına bağlı giderler sağlık gideri teminatı kapsamındadır. Sağlık giderleri teminatı Sosyal Güvenlik Kurumunun sorumluluğunda olup ilgili teminat dolayısıyla sigorta şirketinin ve ...... sorumluluğu 2918 sayılı Karayolları Trafik Kanununun 98.maddesi hükmü gereğince sona ermiştir." ifadesi ile mağdurun tedavisine başlanmasından itibaren mağdurun sürekli sakatlık raporu alana kadar tedavi süresince ortaya çıkanı bakıcı giderleri, tedaviyle ilgili diğer giderler ile trafik kazası nedeniyle çalışma gücünün kısmen veya tamamen azalmasına bağlı giderler sağlık gideri teminatı kapsamında saymıştır. Bir başka ifade ile mağdurun tedavisine başlanmasından itibaren mağdurun sürekli sakatlık raporu alana kadar,
1-Tedavi süresince ortaya çıkan bakıcı giderleri,
2-Tedaviyle ilgili diğer giderler,
3-Çalışma gücünün kısmen veya tamamen azalmasına bağlı giderler,
Sağlık giderleri kapsamında sayılarak Sosyal Güvenlik Kurumunun sorumluluğunda olduğu düzenlenmiştir.
Oysa 6111 sayılı kanunun 59.maddesi ile değişik Karayolları Trafik Kanununun 98.maddesinde Sosyal Güvenlik Kurumu'nun sorumluluğu üniversite hastaneleri ile resmi ve özel sağlık kurumları tarafından trafik kazası sonucu yaralanan kişilerin tıbbi tedavi ile sınırlı sağlık hizmeti giderleri ile sınırlandırılmıştır.
Bu düzenleme gereği ZMSS Genel Şartlar A.5 (b) maddesi ile yaralının tedavisine başlanmasından maluliyet raporu alınıncaya kadarki süre içindeki;
1-Bakıcı giderleri
2-Çalışma gücünün kısmen veya tamamen azalmasına bağlı giderler (geçici iş göremezlik kayıpları)
3-Sağlık hizmeti giderleri kapsamında sayılarak 6111 sayılı torba Kanunun 59.maddesi ile değişik Karayolları Trafik Kanunu'nun 98.maddesi ile sınırları belirlenen sağlık giderleri teminatı kapsamını genişletmiştir.
Bu nedenle bir kanun maddesinin kapsamı idarenin bir düzenlemesi olan genel şartlar ile genişletmesi ve daraltması düşünülemez.
Böyle bir durum varsa kanuna aykırı genel şart maddesi, tebliğ vs uygulanması kanunun ilgili maddesine aykırılık teşkil eder.(Trafik kazalarından doğan cismani zararlar ve tazmini- Konya barosu yayınları. Shf 7-8 ,Yargıtay üyesi: Hüseyin TUZTAŞ)
Yine taraflar arasında düzenlenmiş olan Zorunlu Sigorta Mali/Sorumluluk Sigortası poliçelerinin bir anlamda mütemmim cüzü olan eki niteliğindeki genel şartların, hazırlanma ve bağıtlanmada taraf olmayan Sosyal Güvenlik Kurumu'na İdari bir düzenleme ile kanuni düzenlemesinin aksine bir sorumluluk yüklenmesi de düşünülemez.
ZMMS SÖZLEŞMESİNDEKİ ŞARTLARIN DAVACI AÇISINDAN BAĞLAYICI OLMAMASI VE ANAYASA MAHKEMESİNİN nin 09/10/2020 tarihli resmi gazetede yayınlanan 17/07/2020 tarihli ve 2019/40 esas 2019/40 sayılı kararına göre 6704 SAYILI KANUNUN 3.MADDESİYLE DEĞİŞTİRİLEN 90. MADDESİNİN BİRİNCİ CÜMLESİNDE YERALAN “VE BU KANUN ÇERÇEVESİNDE HAZIRLANAN GENEL ŞARTLARDA” İBARESİNİN VE İKİNCİ CÜMLESİNDE YERALAN “VE GENEL ŞARTLARDA ’’ İBARESİNİN İPTAL EDİLMİŞ OLMASI SEBEBİYLE UYGULANMAYACAKTIR
Bu halde davalı vekilinin geçici iş görmezlik, kaçınılmaz tedavi giderlerinin sigorta teminatı kapsamı dışında olduğuna ilişkin istinaf itirazları yerinde değildir.
Davalı vekilinin teminat limitinin aşıldığı istinafı
Kazaya karışan aracın neden olduğu zararlardan sorumlu olan davalı, poliçe gereği bedeni zararlarda 430.000,00 TL, geçici iş göremezlik, bakıcı ve SGK tarafından karşılanmayan tedavi giderleri kapsamında sağlık giderleri teminatı altında 430.000,00 TL teminat limiti ile davacıya karşı sorumludur.
Bu iki limit (teminat) birbirinden bağımsız olup, birinin tüketilmesi halinde davalının tüm yükümlülüklerini yerine getirerek sorumluluğunun sona erdiğinden bahsetmek olanaklı değildir.
Kazada yaralanan kişi, maluliyetinin oluşması halinde oluşacak sürekli iş göremezlik zararını bedeni zararlar klozundan(teminatından), geçici iş göremezlik, bakıcı ve tedavi gideri zararlarını ise tedavi giderleri klozundan(teminatından) karşılanmak üzere talep edebilir.teminat limiti aşılmamıştır. İtiraz yersizdir.
Maluliyete ve aktüeryaya itiraz ve Kamu düzeni yönünden yapılan incelemede;
AYM nin 09/10/2020 tarihli resmi gazetede yayınlanan 17/07/2020 tarihli ve 2019/40 esas 2019/40 sayılı kararına göre Karayolları Trafik Kanunu'nun zorunlu trafik sigortasına ilişkin 90 ve 92. maddelerinde yer alan, "Trafik Sigortası Genel Şartları" ifadelerini iptal ettiği anlaşılmakta olup bu iptal kararının somut davada uygulanabilirliğinin tespiti gerekmektedir
Anayasa'nın 153.maddesi uyarınca, Anayasa Mahkemesinin iptal kararları gerekçesi yazılmadan açıklanamamakta ve ancak Resmi Gazetede yayımlandıktan sonra yürürlüğe girmektedir. Anayasa Mahkemesinin iptal kararlarının yasama,yürütme ve yargı organları,idari makamlar, gerçek ve tüzel kişileri bağlayacağı açıktır.
Diğer taraftan HMK 33 maddesinde “Hakim Türk hukukunu resen uygulanır.” şeklinde ifadesini bulan yasal ilke gözetildiğinde; Anayasa Mahkemesi'nin iptal kararlarının bu gibi kesin hüküm halini almamış derdest dosyalar yönünden uygulanmasının zorunluluğu ortadadır.
Zira, Anayasa Mahkemesinin iptal kararları usulü kazanılmış hakların istisnasını teşkil ederler.
T.C. Anayasası’nın 153 üncü maddesinin 6 ncı fıkrasında, “Anayasa Mahkemesi kararları Resmî Gazetede hemen yayımlanır ve yasama, yürütme ve yargı organlarını, idare makamlarını, gerçek ve tüzelkişileri bağlar.” düzenlemesi mevcut olup, bu düzenlemenin doğal sonucu olarak Anayasa Mahkemesi’nce bir kanun veya kanun hükmünde kararnamenin tümünün ya da bunların belirli hükümlerinin Anayasa’ya aykırı bulunarak iptal edildiğinin bilindiği halde görülmekte olan davaların Anayasa’ya aykırılığı saptanan kurallara göre görüşülüp çözümlenmesi, Anayasa’nın üstünlüğü prensibine ve hukuk devleti ilkesine aykırı düşeceği için uygun görülmeyeceği kabul edilmektedir (Danıştay 4. Dairesi. 09.05.2011 tarih ve 2011/2546 E., 2011/3384 K. sayılı kararı).
Bu konudaki Anayasa Mahkemesinin 12.12.1989 tarih ve 1989/11-48 sayılı kararında;“Anayasanın 152. maddesine göre, itiraz yoluna başvuran mahkemeler, Anayasa Mahkemesi'nce verilecek kararlara uymak zorundadırlar. Bu durumda, itiraz eden mahkeme, elinde bulunan ve Anayasa Mahkemesi'nin iptal kararından önce açılmış olan bir davayı Anayasa Mahkemesi kararına göre çözecek ve doğrudan iptal kararının etkisini önceye uygulayacaktır. Ayni durum, itiraz yoluna başvurmayan mahkemeler yönünden de geçerlidir. İptal davası veya itiraz üzerine bir kuralın iptali sonucu, Mahkemeler bakmakta oldukları davaları bu karara göre çözmekle yükümlüdürler. Bu sonuç Anayasa'nın, "Anayasa Mahkemesi kararları Resmi Gazete’de hemen yayımlanır ve yasama, yürütme ve yargı organlarını, idare makamlarını, gerçek ve tüzel kişileri bağlar." yolundaki 153. Maddesinin altıncı fıkrasında yer alan kuralın sonucudur. …” gerekçesine yer verilmiştir.
Yine, 09.05.1960 tarihli ve 21/9 sayılı Yargıtay İçtihadı Birleştirme Kararında da;“Sonradan çıkan içtihattı birleştirme kararının, Temyiz Mahkemesinin bozma kararına uyulmakla meydana gelen usule ait müktesep hak esasının istisnası olarak henüz mahkemede veya Temyiz Mahkemesinde bulunan işlere tatbiki gereklidir. Anayasa Mahkemesi iptal kararlarında da aynı ilke geçerlidir.” şeklinde açıklama yapılmış, Yargıtay Hukuk Genel Kurulu’nun 13.07.2011 tarihli ve 2011/1-421 Esas, 2011/524 K. Sayılı kararında da “Eldeki dava sonuçlanıp kesinleşmeden o davaya uygulanabilecek olan yasa metni Anayasa Mahkemesince iptal edilip, yürürlüğün durdurulmasına karar verildiğine göre, iptal kararı sonucu oluşan durumun 05.09.1960 tarihli, 21/9 sayılı YİBK'da da belirtildiği üzere maddi anlamda kesinleşmemiş olup, derdest olan eldeki davaya da uygulanması zorunludur.” denilmiş, aynı yöndeki içtihat, Yargıtay Hukuk Genel Kurulu’nun 21.03.2012 tarihli ve 2012/20-12 E., 2012/232 K. sayılı kararında da oy birliği ile kabul edilmiştir. Keza 21.01.2004 tarihli ve 2004/10-44 E., 2004/19 K. sayılı ve 03.02.2010 tarihli ve 2010/4-40 E., 2010/54 K. sayılı kararlarında da: “Uygulanması gereken bir kanun hükmü, hüküm kesinleşmeden önce Anayasa Mahkemesince iptaline karar verilirse, usulî kazanılmış hakka göre değil, Anayasa Mahkemesi'nin iptal sonrası oluşan yeni duruma göre karar verilebilecektir.” yönünde değerlendirme ve açıklama yapılmıştır.
Görüldüğü üzere, Anayasa Mahkemesi’nin somut norm denetimi neticesinde verdiği iptal kararlarının Resmî Gazete’de yayımlanması ile sonuç doğuracağı ve bu durumun da bozma kararına uyulmakla meydana gelen usulî müktesep hakkın istisnası olduğu ve eldeki tüm uyuşmazlıklara uygulanması gerektiği uyulması zorunlu yargısal içtihatlar ile kabul edilmiştir.
Anayasa’nın 153. maddesinin birinci fıkrasında herhangi bir denetim yolu tanınmamış ve Anayasa Mahkemesi kararlarının kesin olduğu belirtilmiş, beşinci fıkrada "İptal kararları geriye yürümez" kuralına yer verilmiştir.
Türk Anayasal sisteminde, "Devlete güven" ilkesini sarsmamak ve ayrıca devlet yaşamındabir kargaşaya neden olmamak, kazanılmış hakları korumak için iptal kararlarının geriye yürümezliği kuralı kabul edilmiştir. Böylece hukuksal ve nesnel alanda etkilerini göstermiş, sonuçlarını doğurmuş bulunan durumların, iptal kararlarının yürürlüğe gireceği güne kadarki dönem için geçerli sayılması sağlanmıştır. Bir kural işlemle kurulan statünün Anayasa Mahkemesi'nin iptal kararıyla ya da bir başka kural işlemle kaldırılması durumunda, bu statüye bağlı öznel (sübjektif) işlemlerin de geçersiz duruma düşmesi doğaldır. Dolayısıyla bu öznel işlemlerle, ortadan kalkan statüye dayanarak ileriye dönük haklar elde edilemez. Anayasa'nın bağlayıcılığı, Anayasa Mahkemesi kararlarına tüm devlet organlarının uyma zorunluluğu ve Anayasa'nın üstünlüğü ilkesi, Anayasa'ya aykırı bir kuralın aykırılığının saptanmasından sonra uygulama alanı bulmasını kesinlikle önler. Anayasa Mahkemesi iptal kararlarının zaman içerisindeki etkisi böylece çıkmakta ve "İptal kararlan geriye yürümez" kuralı belirtilen anlamı taşıyarak geçerli olmaktadır. Anayasa’nın 153. maddesindeki “İptal kararları geriye yürümez” kuralının, geriye yürümezlik kuralının, yalnız lafza bağlı kalınarak yorumlanması hukuk devleti ilkesine ve bu ilke içinde var olan adalet ve eşitlik ilkelerine aykırı sonuçlar doğurabileceği gibi itiraz yoluyla yapılacak denetimin amacına da ters olduğu aşikârdır. Ayrıca iptal kararının geriye yürümezliği kuralı çoğu zaman iptal kararlarını işlevini ve etkinliğini azaltmaktadır.
Yukarıda yapılan tespit, açıklama ve değinilen uyulması zorunlu yargısal içtihatlara göre somut uyuşmazlık ele alındığında;
AYM nin 09/10/2020 tarihli resmi gazetede yayınlanan 17/07/2020 tarihli ve 2019/40 esas 2019/40 sayılı kararına göre Karayolları Trafik Kanunu'nun zorunlu trafik sigortasına ilişkin 90 ve 92. maddelerinde yer alan, "Trafik Sigortası Genel Şartları" ifadelerini iptal ettiği,iptal kararı içerine göre sigorta şirketlerinin trafik kazalarından doğan tazminat sorumluluğunun öncelikle Karayolları Trafik Kanunu,Türk Borçlar Kanunu'nun haksız fiillere ilişkin hükümlerinin uygulanacağı,dolayısıyla trafik sigortası kapsamındaki tazminatların belirlenmesinde artık 'Genel Şartlar'ın kural olarak belirleyici olmayacağı, genel Şartlar"ın sadece Karayolları Trafik Kanunu ve Borçlar Kanunu'na aykırı olmayan hükümlerinin uygulanabileceği, dolayısıyla bu karardan sonra sigorta şirketlerinin tazminat sorumluluğunu azaltan 'Genel Şartlar'ın birçok hükmünün uygulanamaz hale geldiği görülmektedir
Zorunlu mali sorumluluk sigortası sözleşmesinin konusu, karayolunda motorlu taşıt işletenin, motorlu taşıtın işletilmesi sebebiyle üçüncü kişilerin uğrayabileceği destekten yoksun kalma zararını, bedensel zararı ve/veya eşya zararını tazmin yükümlülüğünü teminat altına almaktır. Başka bir ifadeyle sigorta şirketinin bu sözleşme ile yüklendiği borç, işletenin motorlu taşıtın işletilmesi sebebiyle üçüncü kişilere zarar vermesi hâlinde doğacak tazminat borcunu sigorta teminat limiti dâhilinde ödeme borcudur. Sigorta şirketinin zorunlu mali sorumluluk sigortası sözleşmesinden doğan sorumluluğunun kapsamı düzenlenmemiş olup bu kapsamın idarenin düzenleyici nitelikte işlemi olan genel şartlar ile belirlenmesi öngörülmüştür. Böylece sigorta şirketinin zorunlu mali sorumluluk sigortası sözleşmesinden doğacak borcu, idare tarafından her zaman değiştirilebilir nitelikteki kurallar olan genel şartlara göre belirlenecektir. Borcun kapsamının tespiti hususunda temel çerçeve ve ilkelerin kanunda belirlenmediği, idareye geniş bir takdir yetkisinin tanındığı anlaşılmaktadır.
Mali sorumluluk sigortası sözleşmesinin içeriğine ilişkin düzenleme öngören itiraz konusu kuralların, sözleşmenin tarafları olarak motorlu taşıt işleten ile sigorta şirketinin yanında motorlu taşıt işletilmesi sebebiyle zarara uğrama riskine maruz kalan üçüncü kişilerin menfaatleri arasındaki dengenin dikkate alınarak değerlendirilmesi gerekmektedir. Motorlu taşıt işletilmesi sebebiyle üçüncü kişilerin zarara uğraması hâlinde işletenin tazminat borcunun kapsamı 6098 sayılı Kanun’un gerçek zararın tazminini öngören kurallarına göre belirlenmektedir. Bu tazminat borcunun ödenmesini teminat altına almak amacıyla zorunlu kılınan mali sorumluluk sigortası uyarınca sigorta şirketinin borcunun kapsamı ise itiraz konusu kurallarda atıf yapılan genel şartlara göre belirlenmektedir. Bu da zarar gören üçüncü kişi ve işleten aleyhine buna karşılık sigorta şirketi lehine menfaat dengesinin bozulmasına yol açabileceği gibi aksi durum da söz konusu olabilecektir. İşleten sorumluluk sigortası yaptırmış olmasına rağmen sigorta şirketi tarafından ödenen tazminat ile gerçek zarara karşılık gelen tazminat arasındaki farktan zarar görene karşı sorumlu olmaya devam edecektir. Zarar görenin sigorta şirketi tarafından tazmin edilmeyen zararı ise ancak işletenin ekonomik durumunun bu zararın karşılanması için yeterli olması hâlinde tazmin edilebilecektir. Şeklinde tezahür eden AYM İPTAL GEREKÇESİNDE VURGULANDIĞI ÜZERE Aynı kaza ile ilgili olmak üzere İŞLETEN VE FİİLİ YAPAN KİŞİYE YÖNELİK AÇILAN DAVA İLE SİGORTANIN DAVALI OLMASI DURUMUNDA UYGULANACAK Yönetmelik ve hesaplama tablolarındaki farklılık sorumlular arasında eşitsizliğe ve idarenin tek taraflı olarak düzenleyici olan işlemlerin sonucunda sorumlu olacak tazminat miktarlarında farklılık oluşturacaktır.
Bu kapsamda açılan davalarda TBK nın haksız fiile ilişkin hükümleri,KTK kanunu hükümleri ile genel şartların bunlara aykırı olmayan hükümleri ile bu doğrultuda yeni genel şartlarla çeliştiği durumda Yargıtay'ın genel şartların yürürlüğe girmesinden önceki yerleşmiş içtihatları doğrultusunda uygulama yapılması gerekecektir
Bu halde Aym'ce verilen iptal kararı sonrası düzenlenecek maluliyet raporlarında 01/06/2015 tarihinden itibaren uygulanan genel şartların ve bu genel şartlarla belirlenen Özürlülük ölçütü yönetmeliği ile Engelliler yönetmeliğinin uygulanma imkanı kalmadığından
Adli Tıp Kurumu İhtisas Dairesi veya Üniversite Hastanelerinin Adli Tıp Anabilim Dalı bölümleri gibi kuruluşlardan, çalışma gücü kaybı olduğu iddia edilen kişide bulunan şikayetler dikkate alınarak oluşturulacak uzman doktor heyetinden, haksız fiilin gerçekleştiği tarihte yürürlükte olan hükümlere göre ,haksız fiil tarihi 11/10/2008 tarihinde önce ise Sosyal Sigortalar Sağlık İşlemleri Tüzüğü, 11/10/2008 tarihi ile 01/09/2013 tarihleri arasında ise Çalışma Gücü ve Meslekte Kazanma Gücü Kaybı Oranı Tespit İşlemleri Yönetmeliği, 01/09/2013 tarihinden sonra ise Maluliyet Tespiti İşlemleri Yönetmeliği hükümlerine uygun olarak düzenlenmesi gerekir.
Kökleşmiş Yargıtay 17. HD uygulaması ve içtihatlarına göre maluliyet raporlarının düzenlenmesinde haksız fiilin gerçekleştiği tarihte yürürlükte olan yönetmelik ve yasa hükümlerine göre değerlendirme yapılması gerekmemktedir
Nitekim Yargıtay 17 HD nin 2016/16240 esas 2019/7273 karar 2016/15369 esas 2019/6853 karar sayılı ilamları
Bu halde Söz konusu belirlemenin Adli Tıp/Kurumu İhtisas Dairesi veya Üniversite Hastanelerinin Adli Tıp Anabilim Dalı bölümleri gibi kuruluşlar tarafından (çalışma gücü kaybı olduğu iddia edilen kişide bulunan şikayetler dikkate alınarak) uzmanlık alanlarına göre, HMK'nun 275 inci maddesi gereğince oluşturulacak uzman doktor heyetinden, haksız fiilin gerçekleştiği tarihte yürürlükte olan çalışma gücü ve maluliyet oranının belirlenmesine ilişkin mevzuat hükümleri dikkate alınarak yapılması gerekmektedir.
O halde mahkemece, yukarıda verilen hukuksal bilgiler dikkate alınarak Adli Tıp Kurumu 3.İhtisas Kurulu'ndan veya Üniversite Hastanelerinin Adli Tıp Ana Bilim Dalı bölümleri gibi kuruluşlarından davacının maluliyeti olup olmadığı, yaralanmasının niteliği, iş güçten kalma süresinin tespiti bakımından Aym' ce verilen iptal kararı sonrası düzenlenecek maluliyet raporlarında 01/06/2015 tarihinden itibaren uygulanan genel şartların bu halde genel şartlarla belirlenen özürlülük ölçütü yönetmeliği ile engelliler yönetmeliğinin uygulanma imkanı kalmadığından Her ne kadar somut olayda kaza tarihi 01/09/2013 tarihinden sonra ise ve Maluliyet Tespiti İşlemleri Yönetmeliği hükümleri uygulanması gerekmekte ise de;
Adli Tıp Kurumunca düzenlenen raporlarda da belirtildiği üzere;
11 Ekim 2018 tarih ve 27021 Sayılı Resmi Gazetede yayımlanan Çalışma Gücü ve Meslekte Kazanma Gücü Kaybı Oranı Tespit İşlemleri Yönetmeliği özellikle trafik kazalarına bağlı olmak üzere tazminat davalarında mahkemelerce bilhassa istenilen ve bu konu ile ilgili değerlendirmelerde tüm bilirkişi kurumlarca kullanılan bir cetveldir. Bu cetvelde vücuttaki her bir sisteme ait hastalık veya arızalar için puanlar yer almakta olup, bu sayede çalışma gücü ve meslekte kazanma gücü kaybına bağlı bir oran verilebilmektedir.
Malulen emekli olma işlemleri ile ilgili olan 3 Ağustos 2013 tarih ve 28727 sayılı Resmi Gazetede yayımlanan Maluliyet Tespit İşlemleri Yönetmeliği ise yönetmelikteki tanımıyla kişinin "çalışma gücünün veya iş kazası veya meslek hastalığı sonucu meslekte kazanma gücünün en az %60'ını kaybedip kaybetmediğinin" değerlendirilmesi için düzenlenmiştir. Yönetmelik ekindeki listelerde hangi hastalık veya arızaların bu kapsamda sayılabileceği listelenmiş, kapsama girmeyenler için ise herhangi bir oran belirtilmemiştir. Bu bağlamda belli bir tarihteki bir olaya bağlı çalışma gücü ve meslekte kazanma gücü kaybı oranının değerlendirilmesinde Maluliyet Tespit İşlemleri Yönetmeliğinin kullanılması teknik olarak mümkün değildir. Zira 2013 tarihli yönetmelik malulen emeklilik ile ilgili baremleri içermekte olup maluliyet oranının tespitine yönelik belgeleri ve cetvelleri içermemektedir.
Bu nedenle, söz konusu yönetmelik yukarıda açıklandığı gibi maluliyet tespiti için uygun olmadığından "11 Ekim 2008 tarih ve 27021 sayılı Resmi Gazetede yayımlanan Çalışma Gücü ve Meslekte Kazanma Gücü Kaybı Oranı Tespit İşlemleri Yönetmeliği"ne göre KARAR VERİLMESİ GEREKİRKEN YANLIŞ YÖNETMELİĞE GÖRE KARAR VERİLDİĞİ ANLAŞILMAKLA Çalışma Gücü ve Meslekte Kazanma Gücü Kaybı Oranı Tespit İşlemleri YönetmeliğiNE GÖRE DÜZENLENEN RAPORUNA GÖRE KARAR VERİLMESİ GEREKİR.
KEZA
AYM 'ce verilen iptal kararı sonrası düzenlenecek aktüerya raporlarına ilişkin olarak 01/06/2015 tarihli genel şartlar ile getirilen TRH 2010 ve 1,8 teknik faizin ve bu genel şartlarla belirlenen vergilendirilmiş belgeli gelir, olmadığı takdirde asgari ücretin kazanç olarak nazara alınacağı düzenlemesinin uygulanma ihtimali kalmadığı gözetilerek ;
Yargıtay Hukuk Genel Kurulu'nun 1989/4-586 Esas,1990/199 K sayılı kararı ve Yargıtay 17. Hukuk ve 4 Hukuk dairesinin yerleşik içtihatları gereği, Population Masculine Et – Feminine (PMF 1931) Tablosu esas alınarak davacının veya müteveffanın muhtemel yaşam süresinin belirlenmesi; davacının veya müteveffanın muhtemel gelirinin her yıl için % 10 artırılıp % 10 iskonto edilmesi ile belirlenecek peşin değeri esas alınıp işleyecek dönem tazminat hesabı yapılması , davacının veya müteveffanın asgari ücret üstünde kazancı olduğunun iddia edilmesi durumunda kaza tarihindeki gelirine dair delillerini ibrazının sağlanması, varsa; ilgili meslek odaları ve meslek kuruluşlarından,vergi dairesinden ,işyerinden kaza tarihindeki sürekli ve net kazanç durumunun sorulması, geriye doğru maaş bordrosu ve sosyal güvenlik kayıtlarının getirtilmesi, davacının veya müteveffanın kaza tarihinde fiili olarak çalışmadığının belirlenmesi halinde asgari ücretin gözönüne alınacağının düşünülmesi gerekmektedir.
Bu halde mahkemece AYM verilen iptal kararı doğrultusunda PMF 1931 'a göre EK RAPOR ALINIP KARAR verilmesi gerekerken TRH 2010 uygulanması yanlış İSE DE
Mahkemenin hesaplamaya esas aldığı daimi iş göremezlik oranı %48 olup çalışma gücü ve meslekte kazanma gücü kaybı tespit işlemleri yönetmeliğine göre daimi iş göremezlik oranı %46 dır. Mahkemenin hesaplamaya esas aldığı TRH2010 yaşam tablosu ve özürlülük ölçütü yönetmeliğine göre alınan %48 daimi iş göremezlik oranı yerine PMF 1931 yaşam tablosu ve ATK raporunda belirtilen çalışma gücü ve meslekte kazanma gücü kaybı tespit işlemleri yönetmeliğine göre daimi iş göremezlik oranı %48 veya %46 hesaplamaya esas alınsa dahi her iki hesaplama yönteminde de davalı sigorta şirketinin %15 kusuruna göre tazminat 430.000 TL liminiti aşmaktadır. Buna yönelik 2 hesaplama tablosu da ( pmf 1931 yaşam tablosu- daimi iş göremezlik %68 ve 46 ye göre ) pdf formatında ekte arz edilmiş olup tablolardan da görüldüğü üzere herhalükarda hangi hesaplama yöntemi uygulanırsa uygulansın taleplerimizin sigorta sorumluluk limitine göre kabulü dahilinde olacağı aşikardır.
Bu halde çalışma gücü kaybı yönetmeliği ve PMF 1931 hükme esas alınsa bile yapılan hesaplamalara göre davacının kusur oranı ve ıslah ve poliçe limitleri nazara alındığında SONUÇ İTİBARİYLE HÜKMEDİLEN meblağ doğru olup itiraz yersizdir.
KALDI Kİ DAVACI VEKİLİ DAİREMİZİN İÇTİHATLARI DOĞRULTUSUNDA ÇALIŞMA GÜCÜ KAYBI YÖNETMELİĞİ VE PMF 1931 E GÖRE DAVASINI ISLAH ETMİŞTİR. İTİRAZ YERSİZDİR.
Bu halde, Dosya içeriğine, toplanan delillere, kararın dayandığı delillerle yasaya uygun gerektirici nedenle, özellikle delillerin takdirinde bir isabetsizlik bulunmamasına, tarafların karşılıklı iddia ve savunmalarına, dayandıkları belgelere, hukuki ilişkinin nitelendirilmesine, vakıa mahkemesi hakiminin objektif, dosyadaki verilerle çelişmeyen tespitlerine ve uyuşmazlığa uygulanması gereken hukuk kurallarına ve hükmün Dairemizce de benimsenmiş bulunan yasal ve hukuksal gerekçeleriyle dayanağı maddî delillere göre, HMK’nın 355. maddesi uyarınca istinaf sebepleriyle sınırlı olarak ve resen kamu düzeni yönünden yapılan inceleme sonucu, ilk derece mahkemesinin vakıa ve hukuki değerlendirmesinde usul ve esas yönünden yasaya aykırılık bulunmadığı kanaatine varılarak,
Davalı ...... AŞ vekilinin istinaf başvurusunun HMK'nın 353/1-b-1 maddesi gereği esas yönünden reddine dair hükmün kurulduğu anlaşılmıştır.
H Ü K Ü M : Gerekçesi yukarıda açıklandığı üzere;
1-Davalılar ...... ve ...... vekilinin istinaf başvurularının HMK`nun 349/2 maddesi uyarınca FERAGAT NEDENİYLE REDDİNE,
2-İstinaf konusu alacak, kabul ve ret olunan miktar bakımından kesinlik sınırı (28.250,00 TL) altında kaldığından, miktar açısından her iki taraf yönünden de karar kesin olduğundan, HMK nın 352.maddesi uyarınca dosya üzerinden yapılan ön inceleme sonunda davalı ...... AŞ vekilinin davacı ...... yönünden istinaf başvuru dilekçesinin USULDEN REDDİNE,
İlk Derece Mahkemesinin vakıa ve hukuki değerlendirmesinde usul ve esas yönünden yasaya aykırılık bulunmadığından davalı ...... AŞ vekilinin davacı ...... yönünden istinaf başvurusunun HMK'nun 353/1-b-1 maddesi gereği ESASTAN REDDİNE,
3-Davalı ...... AŞ tarafından alınması gereken 62.884,36 TL harçtan peşin alınan 16.064,64 TL harcın mahsubu ile bakiye 46.819,72 TL harcın bu davalıdan tahsili ile hazineye gelir kaydına,
4-İstinaf başvurma harcı dışında istinaf peşin harcı olarak alınan istinaf karar harcının talep halinde davalılar ...... ve ...... tarafına iadesine,
5-Davalı ...... AŞ tarafından yapılan yargılama giderlerinin üzerinde bırakılmasına,
6-İstinaf incelemesi sırasında duruşma açılmadığından vekalet ücreti takdirine yer olmadığına,
Dosya üzerinden yapılan inceleme sonunda HMK'nun 361 maddesi gereğince kararın taraflara tebliğ tarihinden itibaren İKİ HAFTA içinde temyiz yolu açık olmak üzere OYBİRLİĞİ ile karar verildi. 22/05/2025
... ... ... ...
Başkan Üye Üye Kati ... ... ... ...
E imza E imza E imza E imza
Bu evrak 5070 sayılı Yasa kapsamında elektronik imza ile imzalanmıştır.