T.C. KONYA BAM 3. HUKUK DAİRESİ Esas-Karar No: .....
T.C.
KONYA
BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ
3. HUKUK DAİRESİ
DOSYA NO: .....
KARAR NO: .....
KARAR TARİHİ: 26/11/2024
T Ü R K M İ L L E T İ A D I N A
İ S T İ N A F K A R A R I
BAŞKAN: ..... (......)
ÜYE: ..... (......)
ÜYE: ..... (......)
KATİP: ..... (......)
İNCELENEN KARARIN
MAHKEMESİ: Konya.... ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ
KARAR TARİHİ: 09/07/2024
NUMARASI: ...... Esas ..... Karar
DAVACI: ......
VEKİLLERİ: Av. .....
Av......
DAVALI: 1- ...... ANONİM ŞİRKETİ
VEKİLLERİ: Av. .....
Av. .....
Av......
DAVALILAR: 2- ......
3- ......
VEKİLİ: Av. .....
DAVA: Tazminat
İSTİNAF KARAR TARİHİ: 26/11/2024
İSTİNAF KARAR YAZIM TARİHİ: 26/11/2024
Yukarıda bilgileri yazılı mahkemece verilen karara ilişkin istinaf talebi üzerine mahkemece dosya istinaf incelemesi yapılmak üzere dairemize gönderildiğinden yapılan ön inceleme ve incelemeyle heyete tevdi olunan dosyanın gereği görüşülüp aşağıdaki karar verilmiştir.
TARAFLARIN İDDİA VE SAVUNMALARININ ÖZETİ :
Davacı vekili 10/08/2022 tarihli dava dilekçesinde özetle; davacı ......, 23.03.2019 tarihinde Konya ...... Caddesi'nde karşıdan karşıya geçerken davalı ......'in sürücüsü olduğu ...... plakalı aracın çarpması sonucu ağır şekilde yaralanmıştır. Müvekkil ......, kazadan sonra ..... Hastanesine sevk edilmiş, burnu kırılmış, yüzünde ve vücudunda çeşitli yaralar oluşmuş, halen tam iyileşememiştir. Müvekkilin fiziksel ve psikolojik tedavi süreci devam etmekte olup, kaza nedeniyle sürekli iş göremezlik ve geçici tam iş göremezlik tazminatı, bakıcı giderleri ve SGK tarafından karşılanmayan tedavi giderleri talep edilmektedir. Ayrıca, manevi tazminat talebi de bulunmaktadır. Delillerimiz: sigorta şirketine başvuru dilekçesi, arabulucuk son tutanağı, tarafların sosyal ekonomik durum araştırması, Meram Eğitim Araştırma Hastanesi ve diğer sağlık kuruluşlarından alınacak tıbbi evraklar, kaza tespit tutanağı, sigorta poliçesi ve araç ruhsat fotokopisi, Konya.... Asliye Ceza Mahkemesi'nin ...... Esas ve ...... Karar sayılı dosyası, keşif, bilirkişi incelemesi, tanık, yemin, ikrar ve her türlü yasal delil. Netice-i talep: Müvekkil lehine 25 TL geçici tam iş göremezlik tazminatı, 25 TL sürekli iş göremezlik tazminatı, 25 TL tedavi giderleri, 25 TL bakıcı giderleri olmak üzere toplamda 100 TL maddi tazminatın, ayrıca 100.000 TL manevi tazminatın davalılardan müştereken ve müteselsilen tahsiline, yargılama giderleri ve vekalet ücretinin karşı tarafa yükletilmesine karar verilmesini talep etmiştir.
Davalı ...... A.Ş. vekili 07/09/2022 tarihli cevap dilekçesinde özetle; dava dilekçesi ve ekleri tarafımıza 29.08.2022 tarihinde tebliğ edilmekle, haksız ve yersiz açılan davanın reddine karar verilmesini talep ediyoruz. Davacı taraf, müvekkil şirkete usulüne uygun başvuruda bulunmamış olup, gereken evrakları dosyaya sunmamıştır. Davacının belirsiz alacak davası açmasında hukuki bir yararı bulunmamaktadır. Müvekkil şirkete sadece dava dilekçesi tebliğ edilmiş olup, diğer delillerin tarafımıza tebliğ edilmesi gerekmektedir. Müvekkil şirket, poliçe teminat limitlerini belirtmemiz davayı kabul anlamına gelmemektedir. Dosyada öncelikle kusur tespiti yapılmalıdır ve maluliyet oranının Adli Tıp Kurumu tarafından belirlenmesi gerekmektedir. Tazminat hesaplamasının aktüer bilirkişiler tarafından yapılması ve TRH-2010 Mortalite Tablosu'nun esas alınması gerekmektedir. Davanın kabulü halinde faiz yasal faiz olarak kabul edilmelidir ve davacının kazadan elde ettiği gelirlerin tazminattan mahsubu gereklidir. Müvekkil şirketin dava açılmasına sebebiyet vermediğinden faiz, yargılama gideri ve vekalet ücretinden sorumlu olmayacağı kabul edilmelidir. Davanın usulden reddini ve müvekkil şirketin temerrüde düşmediğinden haksız faiz talebinin reddini talep ediyoruz. Sayın mahkemeniz esastan inceleme yapacak ise, kusur tespiti için dosyanın Adli Tıp Kurumu Trafik İhtisas Dairesi’ne gönderilmesini ve maluliyet oranı tespiti için davacıların Adli Tıp Kurumu 3. İhtisas Dairesi’ne sevkini talep etmiştir.
Davalılar ...... ve ...... vekili 10/12/2022 tarihli cevap dilekçesinde özetle; mahkemeniz dava dosyasında dava dilekçesi ...... ve ......'e tebliğ edilmiş olup, süresi içerisinde cevaplarımızı ve itirazlarımızı sunuyoruz. Müvekkileler aleyhine açılan davayı kabul etmiyoruz. ...... plakalı araç müvekkil ...... adına trafiğe kayıtlıdır. 23.03.2019 tarihinde müvekkil ...... sevk ve idaresinde iken, davacı ...... kontrolsüz bir şekilde karşıdan karşıya geçmeye çalışmış olup, kazanın oluşumunda asli kusurun davacı tarafta olduğunu belirtmek isteriz. Müvekkil ......'in trafik kurallarına riayet ettiği, aracının hızının yasal limitler dahilinde olduğu, uyuşturucu ve uyarıcı maddenin etkisi altında olmadığı, kazanın müvekkilin aracı ile seyir halinde olduğu trafik şeridinde meydana geldiği, davacının kontrolsüz bir şekilde aniden yola çıktığı ve müvekkil ......'in bütün çabalarına rağmen kazanın meydana geldiği görülmüştür. Müvekkil ...... trafik kurallarına riayet ederek aracını kullanmakta olup, kendisine yüklenecek bir kusur bulunmamaktadır. Davacı trafik ışıklarının ve yaya geçidinin olmadığı, araçların kullanımına mahsus şeritler ve orta refüj ile ayrılmış yolda karşıdan karşıya geçmeye çalışmış olmasa idi, kazanın meydana gelmeyeceği tartışmasızdır. Açıklamış olduğumuz nedenlerle haksız davanın reddini talep ederiz. Delillerimiz: HMK, TBK, Karayolları Trafik Kanunu ve ilgili sair mevzuat, arabulucuk son tutanağı, ekonomik sosyal durum araştırması, davacının tedavi gördüğü hastanelerden temin edilecek tedavi evrakları, kaza tespit tutanağı, sigorta poliçesi ve araç tescil kayıtları, Konya.... Asliye Ceza Mahkemesi'nin ...... Esas ve ...... Karar sayılı dosyası celbi, keşif, bilirkişi incelemesi, tanık, yemin, ikrar ve her türlü yasal delil. Sonuç ve istem: Davacı tarafın maddi ve manevi tazminat taleplerine konu haksız davasının reddine, yargılama giderleri ile vekalet ücretinin davacıya yükletilmesine karar verilmesini talep etmiştir.
İLK DERECE MAHKEMESİ KARARININ ÖZETİ :
İlk derece mahkemesinin kararı ile; "Esas yönünden incelenen dosyada; toplanan deliller ve tüm dosya kapsamı birlikte değerlendirildiğinde, Karayolları Motorlu Araçlar Zorunlu Mali Sorumlluluk Sigortası Genel Şartlarının, "Sigortanın Kapsamı" başlıklı A.1 maddesinde "sigortacının poliçede tamınlanan motorlu aracın işletilmesi sırasında bir kimsenin ölümüne veya yaralanmasına veya bir şeyin zarara uğramasına sebebiyet vermiş olmasından dolayı 2918 sayılı KTK ya göre işletene düşen hukuki sorumluluğu zorunlu sigorta limitlerine kadar temin edeceği... " öngörülmüştür.
Motorlu Kara Taşıtları İhtiyari Mali Sorumluluk Sigortası poliçede gösterilen aracın kullanılmasından doğan ve Karayolları Trafık Kanununa ve Umumi Hükümlere göre aracın işletenine terettüp eden hukuki sorumluluğu ve bu poliçe teminat kapsamında olmak şartıyla Zorunlu Mali Sorumluluk Sigortası hadlerinin üzerinde kalan kısmını, poliçede yazılı hadlere kadar temin eder.
Somut olayda meydana gelen trafik kazasında davalı sigorta şirketinin ZMMS sorumlusu olduğu aracın çarpması nedeniyle davacının bedeninde zarar meydana geldiği bu nedenle ayrıca manevi zararının meydana geldiği, meydana gelen zarar nedeni ile ZMMS ile güvence altında bulunan aracın sürücüsü ......'in, işleteni ......'in ve davalı sigorta şirketinin sorumlu olduğu ve bu kapsamda hüküm kısmında yazılı olduğu şekliyle sorumlulardan tahsil edilecek tazminatların davacı tarafa ödemesi gerektiğinden, davacının dava dilekçesinde talep ettiği bakıcı giderine hükmedilmediğinden ve manevi tazminat davası bakımından kısmi kabul söz konusu olduğundan maddi ve manevi tazminat davalarının ayrı ayrı kısmen kabulü yönünde karar vermek gerekmiş olup aşağıdaki şekilde hüküm kurulmuştur.
Davacının olay sırasında %75 kusurlu olması ve maluliyet oranı nazara alınarak talep edilen manevi tazminatın kısmen kabulüne karar verilmiştir. Yine son duruşmaya mazeret dilekçesi gönderen davalı sigorta şirketinin mazereti anılan şirketin daha öncede yapılan üç duruşmada mazeret bildirmiş olması dosyanın geldiği aşama yine davalı sigorta şirketinin kurumsal yapısı e duruşma sistemiyle duruşmaya katılma imkanın bulunması hususları nazara alınarak red edilmiştir.
Davacının cismani zarar talepleri yönünden dava dilekçesi ve harç tamamlama dilekçesine bağlı kalınarak davanın kısmen kabulü ile;
Sürekli iş göremezlik süresinde uğradığı maddi zararı için 49.216,21 TL, geçici iş göremezlik süresinde uğradığı maddi zararı için 457,26 TL ve tedavi giderinden doğan maddi zararı için 250,00 TL olmak üzere toplam: 49.923,47 TL maddi tazminatın (tüm davalılar bakımından müştereken ve müteselsilen olmak üzere) davalı ......'A.Ş.'den temerrüt tarihi olan 02/06/2022 tarihinden itibaren (poliçe kişi başı daimi sakatlık klozu ve kişi başı tedavi klozu limit dahilinde ve tahsilde tekerrür olmamak kaydıyla) işleyecek yasal faiz ile birlikte, diğer davalılar ...... ve ...... yönünden ise kaza tarihi olan 23/03/2019 tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte tahsili ile davacıya verilmesine, fazlaya ilişkin talebin reddine,
Davacının manevi zararı bakımından talebi yönünden davasının kısmen kabulü ile; 10.000,00 TL manevi tazminatın kaza tarihi olan 23/03/2019 tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte davalılar ...... ve ......'den müştereken ve mütelselsilen tahsili ile davacıya verilmesine, fazlaya ilişkin talebin reddine" şeklinde hükmün kurulduğu anlaşılmıştır.
İLERİ SÜRÜLEN İSTİNAF SEBEPLERİ :
Davacı vekili sunduğu istinaf başvuru dilekçesinde özetle; dava konusu trafik kazasının meydana gelmesinde tüm kusur davalı araç sürücüsünde olmasına rağmen yerel mahkemece eksik ve hatalı hazırlanan bilirkişi raporunun hükme esas alınmasının usul ve yasaya aykırılık teşkil ettiğini, TRH-2010 Yaşam Tablosuna göre yapılan hesaplamanın hükme esas alınmamasının da usul ve yasaya aykırı olduğunu, müvekkiline hükmedilen manevi tazminat miktarının oldukça düşük olduğunu, müvekkili için netice itibari ile hükmedilen maddi tazminatın da müvekkilinin gerçek zararını karşılamaktan uzak olduğunu, tüm bu nedenlerle yerel mahkeme kararının istinaf incelemesi neticesinde kaldırılmasına, istinaf talepleri değerlendirilerek yeniden hüküm kurulmasına, bu mümkün değil ise yeniden bir karar verilmek üzere dosyanın ilk derece mahkemesine gönderilmesine, yargılama giderleri ve vekalet ücretinin karşı tarafa tahmiline karar verilmesini talep etmiştir.
Davalı ...... A.Ş. vekili sunduğu istinaf başvuru dilekçesinde özetle; KTK md.97 gereğince müvekkili şirkete Kanunda belirtilen evraklar ile müracaat edilmediğini, davacıların belirsiz alacak davası açmada hukuki yararı bulunmadığını, müvekkil şirketin yalnızca sigortalısının kusuru oranında sorumlu olduğu gözetilerek kusur oranının tespiti bakımından dosyanın Adli Tıp Trafik İhtisas Dairesi genişletilmiş heyetine gönderilmesi gerektiğini, yargılama sırasında savunmaları dikkate alınmaksızın kaza ile illiyetli olmayan arazlarla birlikte, tespit edilen maluliyet oranı esas alınarak yapılan zarar hesaplamalarına binaen hüküm kurulduğunu, kabul anlamına gelmemek kaydıyla, hükme esas alınan aktüer bilirkişi raporunda hesaplamanın ZMMS Sigortası Genel Şartlarına göre; TRH 2010 Yaşam Tablosu ve %1,8 teknik faiz kullanılarak yapılması gerekmekte iken amir mevzuat hükmüne aykırı olarak teknik faiz uygulanmadığını, tespit edilen geçici iş göremezlik ve tedavi giderinin poliçe limiti ve teminat kapsamında olmadığını, başvurucunun kaza nedeniyle elde ettiği gelir ve tazminatların mahsubunun gerektiğini, başvurunun kabulü anlamına gelmemek kaydıyla müvekkili şirketin sorumluluğunun poliçe teminatı ile sınırlı olduğunu, müvekkili şirketinin faiz sorumluluğunun dava tarihinden itibaren yasal faiz olarak kabul edilmesi gerektiğini, ıslah edilen tutar yönünden ıslah tarihinden itibaren yasal faiz olması gerekirken hükmedilen tüm alacak bakımından temerrüt tarihinden itibaren yasal faize hükmedilmiş olmasının usul ve yasaya aykırı olduğunu, başvuruya konu kazaya ilişkin yürütülen ceza yargılaması aşamasında uzlaşma sağlanmış olması halinde müvekkili sigorta şirketinin herhangi bir sorumluluğu bulunmadığını, tüm bu nedenlerle yerel mahkeme kararının kaldırılmasına, yargılama giderleri ve vekalet ücreti masraflarının karşı tarafa yükletilmesine karar verilmesini talep etmiştir.
DELİLLERİN DEĞERLENDİRİLMESİ VE GEREKÇE :
6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 341 ve devamı maddeleri uyarınca ve özellikle istinaf incelemesinin kapsamının öngörüldüğü 355. maddeye göre re'sen gözetilecek kamu düzenine aykırılık halleri dışında istinaf incelemesi istinaf dilekçesinde belirtilen sebeplerle sınırlı olarak yapılır.
Dava trafik kazası nedeniyle tazminata ilişkin olup mahkemece verilen karar davacı ve davalı sigorta tarafından istinaf edilmiştir.
1-Sigorta şirketine davadan önce usulüne uygun başvuru yapılmadığı istinafı;
2918 sayılı KTK'nın 97.maddesinde, 6704 Sayılı Kanunun 5.maddesi ile yapılan değişiklik neticesinde, 97.maddenin eski metninde, zarar görenin zorunlu mali sorumluluk sigortasında ön görülen sınırlar içinde doğrudan doğruya sigortacıya karşı talepte bulunabileceği gibi, dava açabilme hakkı mevcut iken 6704 Sayılı Kanunun 5.maddesi ile yapılan değişiklik sonucunda madde hükmü "Zarar görenin Zorunlu Mali Sorumluluk Sigortasında öngörülen sınırlar içinde dava yoluna gitmeden önce ilgili sigorta kuruluşuna yazılı başvuruda bulunması gerekir. Sigorta kuruluşunun başvuru tarihinden itibaren en geç 15 gün içinde başvuruyu yazılı olarak cevaplamaması veya verilen cevabın talebi karşılamadığına ilişkin uyuşmazlık olması halinde, zarar gören dava açabilir veya 5684 Sayılı Kanun çerçevesinde tahkime başvurabilir" denilmiştir.
Yukarıda maddede yapılan değişiklikle, zarar gören hak sahipleri ZMMS sigortacısına karşı artık doğrudan dava açamayacaklardır. Öncelikle sigortacıya tazminatın ödenmesi için genel şartlarda belirtilen belgeler ile yazılı olarak başvuracaklar ve yazılı başvurudan itibaren 15 gün içinde kendilerine cevap verilmez ya da verilen cevap hak sahibinin talebini karşılamaz ise, hak sahibi tazminat için dava açabileceği gibi tahkime de başvurabileceklerdir. Bu hali ile trafik kazaları nedeniyle zarara uğrayanlar sigortaya davadan açmadan önce mutlaka sigortacıya yazılı başvuruda bulunmak zorundadırlar. Dava açabilmeleri için yazılı başvurudan itibaren 15 günlük sürenin dolmuş olması gerekmektedir. Bu sebeplerle davadan önce yazılı başvuruda bulunmak ve başvurudan itibaren 15 günlük sürenin geçmesi ZMMS sigortacısına tazminat davası açılmasının ön şartıdır. Bu husus anılan maddenin değişiklik gerekçesinde vurgulanmıştır.
6100 sayılı HMK'nın dava şartlarının düzenlendiği 114.maddesinin 2.fıkrasındaki düzenlemeye göre "Diğer kanunlarda yer alan dava şartlarına ilişkin hükümler saklıdır".
HMK 115. maddenin 1.fıkrasında ise, "Mahkeme, dava şartlarının mevcut olup olmadığını, davanın her aşamasında kendiliğinden araştırır. Taraflar da dava şartı noksanlığını her zaman ileri sürebilirler." denilmiş,
2.fıkrada ise, "Mahkeme, dava şartı noksanlığını tespit ederse davanın usulden reddine karar verir." düzenlemesi mevcut olup
Somut olayda 6407 sayılı Kanunla değişik 2918 sayılı KTK'nın 97. maddesinde zarar görenin, zorunlu mali sorumluluk sigortasında öngörülen sınırlar içinde dava yoluna gitmeden önce ilgili sigorta kuruluşuna yazılı başvuruda bulunması gerektiği, sigorta kuruluşunun başvuru tarihinden itibaren en geç 15 gün içinde başvuruyu yazılı olarak cevaplamaması veya verilen cevabın talebi karşılamadığına ilişkin uyuşmazlık olması hâlinde, zarar görenin dava açabileceği veya 5684 sayılı Kanun çerçevesinde tahkime başvurabileceği düzenlenmiştir.
Somut uyuşmazlıkta, davalı nezdinde zorunlu mali sorumluluk poliçesiyle sigortalı araç nedeniyle meydana gelen trafik kazasında dava tarihinden önce davalı sigorta şirketine belgeler ile birlikte başvurdukları, sigorta şirketin tazminat talebini değerlendireceğini bildirilerek yasal süre içerisinde talebin karşılanmayarak sonuçsuz bırakıldığının sabit bulunduğu, bilahare eldeki davanın açıldığı anlaşılmıştır.
Davalı sigortanın istediği belgeler maluliyet tazminat talebi için Karayolları Zorunlu Mali Sorumluluk Sigortası Genel Şartları ekinde belirtilen belgelerden ise de dava açmadan önce sigorta şirketine başvuru yapılmasına dair adı geçen yasanın 97. maddesinde bu belgelere yer verilmediği gibi davacının başvuru dilekçesinde eklenmesi gereken diğer tüm belgeleri ekleyerek başvuru yaptığı,davalı sigortanın cevabi ile dava tarihi arasında geçen süre de gözetildiğinde davalı sigortanın davacıya verdiği cevabın talebi karşılamadığı dolayısıyla davacının dava açmadan önce yasada öngörülen sigortaya başvuru koşulunu yerine getirdiği sonucuna ulaşıldığı,bu halde yasada belirtilen başvuruya ilişkin ön koşulun yerine getirildiği de açıktır. İstinaf itirazları yerinde değildir.
2-Kusura itirazının incelenmesinde;
Karayolları Fen Heyeti'nin 18.09.2023 tarihli raporunda, kazanın oluşumunda davalı sürücü ......'in %25 oranında, davacı yaya ......'nun, %75 oranında kusurlu olduğu kanaati bildirildiği, raporun, mahkemece ATK trafik ihtisas dairesinden alınan 21.02.2023 tarihli rapor ile, ceza dosyasından alınanan kusur raporu, kaza tespit tutanağı ve olayla da uyumlu olduğu anlaşılmakla, itirazlar yersizdir.
3-Kamu düzeni ve davalının maluliyet ve aktüer hesaplamasına yönelik itirazlarının yapılan incelemesinde;
AYM nin 09/10/2020 tarihli resmi gazetede yayınlanan 17/07/2020 tarihli ve 2019/40 esas 2019/40 sayılı kararına göre Karayolları Trafik Kanunu'nun zorunlu trafik sigortasına ilişkin 90 ve 92. maddelerinde yer alan, "Trafik Sigortası Genel Şartları" ifadelerini iptal ettiği anlaşılmakta olup bu iptal kararının somut davada uygulanabilirliğinin tespiti gerekmektedir.
Anayasa'nın 153.maddesi uyarınca, Anayasa Mahkemesinin iptal kararları gerekçesi yazılmadan açıklanamamakta ve ancak Resmi Gazetede yayımlandıktan sonra yürürlüğe girmektedir.Anayasa Mahkemesinin iptal kararlarının yasama,yürütme ve yargı organları,idari makamlar,gerçek ve tüzel kişileri bağlayacağı açıktır.
Diğer taraftan HMK 33 maddesinde “Hakim Türk hukukunu resen uygulanır.” şeklinde ifadesini bulan yasal ilke gözetildiğinde; Anayasa Mahkemesi'nin iptal kararlarının bu gibi kesin hüküm halini almamış derdest dosyalar yönünden uygulanmasının zorunluluğu ortadadır.
Zira Anayasa Mahkemesinin iptal kararları usulü kazanılmış hakların istisnasını teşkil ederler.
T.C Anaysası’nın 153 üncü maddesinin 6 ncı fıkrasında, “Anayasa Mahkemesi kararları Resmî Gazetede hemen yayımlanır ve yasama, yürütme ve yargı organlarını, idare makamlarını, gerçek ve tüzelkişileri bağlar.” düzenlemesi mevcut olup, bu düzenlemenin doğal sonucu olarak Anayasa Mahkemesi’nce bir kanun veya kanun hükmünde kararnamenin tümünün ya da bunların belirli hükümlerinin Anayasa’ya aykırı bulunarak iptal edildiğinin bilindiği halde görülmekte olan davaların Anayasa’ya aykırılığı saptanan kurallara göre görüşülüp çözümlenmesi, Anayasa’nın üstünlüğü prensibine ve hukuk devleti ilkesine aykırı düşeceği için uygun görülmeyeceği kabul edilmektedir (Danıştay 4. Dairesi. 09.05.2011 tarih ve 2011/2546 E., 2011/3384 K. sayılı kararı).
Bu konudaki Anayasa Mahkemesinin 12.12.1989 tarih ve 1989/11-48 sayılı kararında;“Anayasanın 152. maddesine göre, itiraz yoluna başvuran mahkemeler, Anayasa Mahkemesi'nce verilecek kararlara uymak zorundadırlar. Bu durumda, itiraz eden mahkeme, elinde bulunan ve Anayasa Mahkemesi'nin iptal kararından önce açılmış olan bir davayı Anayasa Mahkemesi kararına göre çözecek ve doğrudan iptal kararının etkisini önceye uygulayacaktır. Ayni durum, itiraz yoluna başvurmayan mahkemeler yönünden de geçerlidir. İptal davası veya itiraz üzerine bir kuralın iptali sonucu, Mahkemeler bakmakta oldukları davaları bu karara göre çözmekle yükümlüdürler. Bu sonuç Anayasa'nın, "Anayasa Mahkemesi kararları Resmi Gazete’de hemen yayımlanır ve yasama, yürütme ve yargı organlarını, idare makamlarını, gerçek ve tüzel kişileri bağlar." yolundaki 153. Maddesinin altıncı fıkrasında yer alan kuralın sonucudur. …” gerekçesine yer verilmiştir.
Yine, 09.05.1960 tarihli ve 21/9 sayılı Yargıtay İçtihadı Birleştirme Kararında da;“Sonradan çıkan içtihattı birleştirme kararının, Temyiz Mahkemesinin bozma kararına uyulmakla meydana gelen usule ait müktesep hak esasının istisnası olarak henüz mahkemede veya Temyiz Mahkemesinde bulunan işlere tatbiki gereklidir. Anayasa Mahkemesi iptal kararlarında da aynı ilke geçerlidir.” şeklinde açıklama yapılmış, Yargıtay Hukuk Genel Kurulu’nun 13.07.2011 tarihli ve 2011/1-421 Esas, 2011/524 K. Sayılı kararında da “Eldeki dava sonuçlanıp kesinleşmeden o davaya uygulanabilecek olan yasa metni Anayasa Mahkemesince iptal edilip, yürürlüğün durdurulmasına karar verildiğine göre, iptal kararı sonucu oluşan durumun 05.09.1960 tarihli, 21/9 sayılı YİBK'da da belirtildiği üzere maddi anlamda kesinleşmemiş olup, derdest olan eldeki davaya da uygulanması zorunludur.” denilmiş, aynı yöndeki içtihat, Yargıtay Hukuk Genel Kurulu’nun 21.03.2012 tarihli ve 2012/20-12 E., 2012/232 K. sayılı kararında da oy birliği ile kabul edilmiştir. Keza 21.01.2004 tarihli ve 2004/10-44 E., 2004/19 K. sayılı ve 03.02.2010 tarihli ve 2010/4-40 E., 2010/54 K. sayılı kararlarında da: “Uygulanması gereken bir kanun hükmü, hüküm kesinleşmeden önce Anayasa Mahkemesince iptaline karar verilirse, usulî kazanılmış hakka göre değil, Anayasa Mahkemesi'nin iptal sonrası oluşan yeni duruma göre karar verilebilecektir.” yönünde değerlendirme ve açıklama yapılmıştır.
Görüldüğü üzere, Anayasa Mahkemesi’nin somut norm denetimi neticesinde verdiği iptal kararlarının Resmî Gazete’de yayımlanması ile sonuç doğuracağı ve bu durumun da bozma kararına uyulmakla meydana gelen usulî müktesep hakkın istisnası olduğu ve eldeki tüm uyuşmazlıklara uygulanması gerektiği uyulması zorunlu yargısal içtihatlar ile kabul edilmiştir.
Anayasa’nın 153. maddesinin birinci fıkrasında herhangi bir denetim yolu tanınmamış ve Anayasa Mahkemesi kararlarının kesin olduğu belirtilmiş, beşinci fıkrada "İptal kararları geriye yürümez" kuralına yer verilmiştir.
Türk Anayasal sisteminde, "Devlete güven" ilkesini sarsmamak ve ayrıca devlet yaşamında bir kargaşaya neden olmamak, kazanılmış hakları korumak için iptal kararlarının geriye yürümezliği kuralı kabul edilmiştir. Böylece hukuksal ve nesnel alanda etkilerini göstermiş, sonuçlarını doğurmuş bulunan durumların, iptal kararlarının yürürlüğe gireceği güne kadarki dönem için geçerli sayılması sağlanmıştır. Bir kural işlemle kurulan statünün Anayasa Mahkemesi'nin iptal kararıyla ya da bir başka kural işlemle kaldırılması durumunda, bu statüye bağlı öznel (sübjektif) işlemlerin de geçersiz duruma düşmesi doğaldır. Dolayısıyla bu öznel işlemlerle, ortadan kalkan statüye dayanarak ileriye dönük haklar elde edilemez. Anayasa'nın bağlayıcılığı, Anayasa Mahkemesi kararlarına tüm devlet organlarının uyma zorunluluğu ve Anayasa'nın üstünlüğü ilkesi, Anayasa'ya aykırı bir kuralın aykırılığının saptanmasından sonra uygulama alanı bulmasını kesinlikle önler. Anayasa Mahkemesi iptal kararlarının zaman içerisindeki etkisi böylece çıkmakta ve "İptal kararlan geriye yürümez" kuralı belirtilen anlamı taşıyarak geçerli olmaktadır. Anayasa’nın 153. maddesindeki “İptal kararları geriye yürümez” kuralının, geriye yürümezlik kuralının, yalnız lafza bağlı kalınarak yorumlanması hukuk devleti ilkesine ve bu ilke içinde var olan adalet ve eşitlik ilkelerine aykırı sonuçlar doğurabileceği gibi itiraz yoluyla yapılacak denetimin amacına da ters olduğu aşikârdır. Ayrıca iptal kararının geriye yürümezliği kuralı çoğu zaman iptal kararlarını işlevini ve etkinliğini azaltmaktadır.
Yukarıda yapılan tespit, açıklama ve değinilen uyulması zorunlu yargısal içtihatlara göre somut uyuşmazlık ele alındığında;
AYM nin 09/10/2020 tarihli resmi gazetede yayınlanan 17/07/2020 tarihli ve 2019/40 esas 2019/40 sayılı kararına göre Karayolları Trafik Kanunu'nun zorunlu trafik sigortasına ilişkin 90 ve 92. maddelerinde yer alan, "Trafik Sigortası Genel Şartları" ifadelerini iptal ettiği,iptal kararı içerine göre sigorta şirketlerinin trafik kazalarından doğan tazminat sorumluluğunun öncelikle Karayolları Trafik Kanunu,Türk Borçlar Kanunu'nun haksız fiillere ilişkin hükümlerinin uygulanacağı, dolayısıyla trafik sigortası kapsamındaki tazminatların belirlenmesinde artık 'Genel Şartlar'ın kural olarak belirleyici olmayacağı, genel Şartlar"ın sadece Karayolları Trafik Kanunu ve Borçlar Kanunu'na aykırı olmayan hükümlerinin uygulanabileceği, dolayısıyla bu karardan sonra sigorta şirketlerinin tazminat sorumluluğunu azaltan 'Genel Şartlar'ın birçok hükmünün uygulanamaz hale geldiği görülmektedir.
Bu kapsamda açılan davalarda TBK nın haksız fiile ilişkin hükümleri,KTK kanunu hükümleri ile genel şartların bunlara aykırı olmayan hükümleri ile bu doğrultuda yeni genel şartlarla çeliştiği durumda Yargıtay'ın genel şartların yürürlüğe girmesinden önceki yerleşmiş içtihatları doğrultusunda uygulama yapılması gerekecektir.
Zorunlu mali sorumluluk sigortası sözleşmesinin konusu, karayolunda motorlu taşıt işletenin, motorlu taşıtın işletilmesi sebebiyle üçüncü kişilerin uğrayabileceği destekten yoksun kalma zararını, bedensel zararı ve/veya eşya zararını tazmin yükümlülüğünü teminat altına almaktır. Başka bir ifadeyle sigorta şirketinin bu sözleşme ile yüklendiği borç, işletenin motorlu taşıtın işletilmesi sebebiyle üçüncü kişilere zarar vermesi hâlinde doğacak tazminat borcunu sigorta teminat limiti dâhilinde ödeme borcudur. Sigorta şirketinin zorunlu mali sorumluluk sigortası sözleşmesinden doğan sorumluluğunun kapsamı düzenlenmemiş olup bu kapsamın idarenin düzenleyici nitelikte işlemi olan genel şartlar ile belirlenmesi öngörülmüştür. Böylece sigorta şirketinin zorunlu mali sorumluluk sigortası sözleşmesinden doğacak borcu, idare tarafından her zaman değiştirilebilir nitelikteki kurallar olan genel şartlara göre belirlenecektir. Borcun kapsamının tespiti hususunda temel çerçeve ve ilkelerin kanunda belirlenmediği, idareye geniş bir takdir yetkisinin tanındığı anlaşılmaktadır.
Mali sorumluluk sigortası sözleşmesinin içeriğine ilişkin düzenleme öngören itiraz konusu kuralların, sözleşmenin tarafları olarak motorlu taşıt işleten ile sigorta şirketinin yanında motorlu taşıt işletilmesi sebebiyle zarara uğrama riskine maruz kalan üçüncü kişilerin menfaatleri arasındaki dengenin dikkate alınarak değerlendirilmesi gerekmektedir. Motorlu taşıt işletilmesi sebebiyle üçüncü kişilerin zarara uğraması hâlinde işletenin tazminat borcunun kapsamı 6098 sayılı Kanun’un gerçek zararın tazminini öngören kurallarına göre belirlenmektedir. Bu tazminat borcunun ödenmesini teminat altına almak amacıyla zorunlu kılınan mali sorumluluk sigortası uyarınca sigorta şirketinin borcunun kapsamı ise itiraz konusu kurallarda atıf yapılan genel şartlara göre belirlenmektedir. Bu da zarar gören üçüncü kişi ve işleten aleyhine buna karşılık sigorta şirketi lehine menfaat dengesinin bozulmasına yol açabileceği gibi aksi durum da söz konusu olabilecektir. İşleten sorumluluk sigortası yaptırmış olmasına rağmen sigorta şirketi tarafından ödenen tazminat ile gerçek zarara karşılık gelen tazminat arasındaki farktan zarar görene karşı sorumlu olmaya devam edecektir. Zarar görenin sigorta şirketi tarafından tazmin edilmeyen zararı ise ancak işletenin ekonomik durumunun bu zararın karşılanması için yeterli olması hâlinde tazmin edilebilecektir. Şeklinde tezahür eden AYM İPTAL GERKÇESİNDE VURGULANDIĞI ÜZERE AYNI KAZA İLE İLGİLİ OLMAK ÜZERE İŞLETEN VE FİİLİ YAPAN KİŞİYE YÖNELİK AÇILAN DAVA İLE SİGORTANIN DAVALI OLMASI DURUMUNDA UYGULANACAK Yönetmelik ve hesaplama tablolarındaki farklılık sorumlular arasında eşitsizliğe ve idarenin tek taraflı olarak düzenleyici olan işlemlerin sonucunda sorumlu olacak tazminat miktarlarında farklılık oluşturacaktır.
Bu halde Aym'ce verilen iptal kararı sonrası düzenlenecek maluliyet raporlarında 01/06/2015 tarihinden itibaren uygulanan genel şartların bu halde genel şartlarla belirlenen özürlülük ölçütü yönetmeliği ile engelliler yönetmeliğinin uygulanma imkanı kalmadığından;
Adli Tıp Kurumu İhtisas Dairesi veya Üniversite Hastanelerinin Adli Tıp Anabilim Dalı bölümleri gibi kuruluşlardan, çalışma gücü kaybı olduğu iddia edilen kişide bulunan şikayetler dikkate alınarak oluşturulacak uzman doktor heyetinden, haksız fiilin gerçekleştiği tarihte yürürlükte olan hükümlere göre ,haksız fiil tarihi 11/10/2008 tarihinde önce ise Sosyal Sigortalar Sağlık İşlemleri Tüzüğü, 11/10/2008 tarihi ile 01/09/2013 tarihleri arasında ise Çalışma Gücü ve Meslekte Kazanma Gücü Kaybı Oranı Tespit İşlemleri Yönetmeliği, 01/09/2013 tarihinden sonra ise Maluliyet Tespiti İşlemleri Yönetmeliği (ancak Maluliyet Tespiti İşlemleri Yönetmeliği hükümlerine göre rapor düzenlenmesi teknik olarak mümkün olmadığı bu dönem için de yine 11 Ekim 2008 tarih ve 27021 sayılı Resmi Gazetede yayımlanan Çalışma Gücü ve Meslekte Kazanma Gücü Kaybı Oranı Tespit İşlemleri Yönetmeliği uygulanacak) hükümlerine uygun olarak düzenlenmesi gerekir.Kökleşmiş Yargıtay 17. HD uygulaması ve içtihatlarına göre maluliyet raporlarının düzenlenmesinde haksız fiilin gerçekleştiği tarihte yürürlükte olan yönetmelik ve yasa hükümlerine göre değerlendirme yapılması gerekmektedir.Nitekim Yargıtay 17 HD nin 2016/16240 esas 2019/7273 karar 2016/15369 esas 2019/6853 karar sayılı ilamları.
Keza Düzenlenecek aktüerya raporlarına ilişkin olarak da genel şartlar ile getirilen TRH 2010 ve 1,8 teknik faizin ve bu genel şartlarla belirlenen vergilendirilmiş belgeli gelir, olmadığı takdirde asgari ücretin kazanç olarak nazara alınacağı düzenlemesinin uygulanma ihtimali kalmadığı gözetilerek ;
Yargıtay Hukuk Genel Kurulu'nun 1989/4-586 Esas,1990/199 K sayılı kararı ve Yargıtay 17. Hukuk ve 4 Hukuk dairesinin yerleşik içtihatları gereği, Population Masculine Et – Feminine (PMF 1931) Tablosu esas alınarak davacının veya müteveffanın muhtemel yaşam süresinin belirlenmesi; davacının veya müteveffanın muhtemel gelirinin her yıl için % 10 artırılıp % 10 iskonto edilmesi ile belirlenecek peşin değeri esas alınıp işleyecek dönem tazminat hesabı yapılması , davacının veya müteveffanın asgari ücret üstünde kazancı olduğunun iddia edilmesi durumunda kaza tarihindeki gelirine dair delillerini ibrazının sağlanması, varsa; ilgili meslek odaları ve meslek kuruluşlarından,vergi dairesinden ,işyerinden kaza tarihindeki sürekli ve net kazanç durumunun sorulması, geriye doğru maaş bordrosu ve sosyal güvenlik kayıtlarının getirtilmesi, davacının veya müteveffanın kaza tarihinde fiili olarak çalışmadığının belirlenmesi halinde asgari ücretin gözönüne alınacağının düşünülmesi gerekmektedir.
Bu halde, mahkemece AYM iptal kararı doğrultusunda belirlenen esaslara göre PMF yaşam tablosu ve Progressif Rant sistemine, Çalışma Gücü Kaybı Yönetmeliğine göre alınan raporların hükme esas alınmasında bir isabetsizlik bulunmamakla, buna yönelik itirazların reddi gerekmiştir.
4-Davalı sigorta vekilinin geçici iş göremezliğin ve tedavi giderlerinin teminat dışı olduğuna ilişkin yapılan istinaf incelemesinde:
01.06.2015 tarihinde yürürlüğe giren Zorunlu Sigorta Mali Sorumluluk Sigortası Genel Şartları A.5 maddesinin "Sağlık Giderleri teminatı" başlıklı (b) maddesinde " Kaza nedeniyle mağdurun tedavisine başlanmasından itibaren mağdurun sürekli sakatlık raporu alana kadar tedavi süresince ortaya çıkan bakıcı giderleri, tedaviyle ilgili diğer giderler ile trafik kazası nedeniyle çalışma gücünün kısmen veya tamamen azalmasına bağlı giderler sağlık gideri teminatı kapsamındadır. Sağlık giderleri teminatı Sosyal Güvenlik Kurumunun sorumluluğunda olup ilgili teminat dolayısıyla sigorta şirketinin ve Güvence Hesabının sorumluluğu 2918 sayılı Karayolları Trafik Kanununun 98.maddesi hükmü gereğince sona ermiştir." ifadesi ile mağdurun tedavisine başlanmasından itibaren mağdurun sürekli sakatlık raporu alana kadar tedavi süresince ortaya çıkanı bakıcı giderleri, tedaviyle ilgili diğer giderler ile trafik kazası nedeniyle çalışma gücünün kısmen veya tamamen azalmasına bağlı giderler sağlık gideri teminatı kapsamında saymıştır. Bir başka ifade ile mağdurun tedavisine başlanmasından itibaren mağdurun sürekli sakatlık raporu alana kadar,
1-Tedavi süresince ortaya çıkan bakıcı giderleri,
2-Tedaviyle ilgili diğer giderler,
3-Çalışma gücünün kısmen veya tamamen azalmasına bağlı giderler,
Sağlık giderleri kapsamında sayılarak Sosyal Güvenlik Kurumunun sorumluluğunda olduğu düzenlenmiştir.
Oysa 6111 sayılı kanunun 59.maddesi ile değişik Karayolları Trafik Kanununun 98.maddesinde Sosyal Güvenlik Kurumu'nun sorumluluğu üniversite hastaneleri ile resmi ve özel sağlık kurumları tarafından trafik kazası sonucu yaralanan kişilerin tıbbi tedavi ile sınırlı sağlık hizmeti giderleri ile sınırlandırılmıştır.
Bu düzenleme gereği ZMSS Genel Şartlar A.5 (b) maddesi ile yaralının tedavisine başlanmasından maluliyet raporu alınıncaya kadarki süre içindeki;
1-Bakıcı giderleri
2-Çalışma gücünün kısmen veya tamamen azalmasına bağlı giderler (geçici iş göremezlik kayıpları)
3-Sağlık hizmeti giderleri kapsamında sayılarak 6111 sayılı torba Kanunun 59.maddesi ile değişik Karayolları Trafik Kanunu'nun 98.maddesi ile sınırları belirlenen sağlık giderleri teminatı kapsamını genişletmiştir.
Bu nedenle bir kanun maddesinin kapsamı idarenin bir düzenlemesi olan genel şartlar ile genişletmesi ve daraltması düşünülemez.
Böyle bir durum varsa kanuna aykırı genel şart maddesi, tebliğ vs uygulanması kanunun ilgili maddesine aykırılık teşkil eder. (Trafik kazalarından doğan cismani zararlar ve tazmini- Konya barosu yayınları. Shf 7-8 ,Yargıtay üyesi: Hüseyin TUZTAŞ)
Yine taraflar arasında düzenlenmiş olan 18/06/2016 tanzim tarihli Zorunlu Sigorta Mali Sorumluluk Sigortası poliçesinin bir anlamda mütemmim cüzü olan eki niteliğindeki genel şartların, hazırlanma ve bağıtlanmada taraf olmayan Sosyal Güvenlik Kurumu'na İdari bir düzenleme ile kanuni düzenlemesinin aksine bir sorumluluk yüklenmesi de düşünülemez.
ZMMS SÖZLEŞMESİNDEKİ ŞARTLARIN DAVACI AÇISINDAN BAĞLAYICI OLMAMASI VE ANAYASA MAHKEMESİNİN 09/10/2020 TARİHLİ RESMİ GAZETDE YAYINLANA 17/07/2020 TARİHLİ VE 2019/40 E 2019/40 K SAYILI KARARINA GÖRE 6704 SAYILI KANUNU 3.MADDESİYLE DEĞİŞTİRİLEN 90. MADDESİNN BİRİNCİ CÜMLESİNDE YERALAN "VE BU KANUN ÇERÇEVESİNDE HAZIRLANAN GENEL ŞARTLARDA" İBARESİNİN VE İKİNCİ CÜMLESİNDE YERALAN "VE GENEL ŞARTLARDA" İBARESİNİN İPTAL EDİLMİŞ OLMASI SEBEBİYLE UYGULANMAYACAKTIR.
Bu halde davalı vekilinin geçici işgörmezlik, tedavi giderlerinin teminat dışı olduğuna yönelik istinaf itirazları yerine değildir.
5-Davalı vekilinin belirsiz alacak davası açmada hukuki yararın olmadığı itirazın incelemesinde;
HMK 107.maddede belirsiz alacak davası düzenlenmiş olup, 107/2.fıkrada "Karşı tarafın verdiği bilgi veya tahkikat sonucu alacağın miktarı veya değerinin tam ve kesin olarak belirlenebilmesinin mümkün olduğu anda davacı, iddianın genişletilmesi yasağına tabi olmaksızın davanın başında belirtmiş olduğu talebini artırabilir." esası kabul edilmiştir. Buna göre davacı taraf talep artırım dilekçesi ile talebini artırabilecektir. Talep artırım, niteliği itibari ile davalı taraf aleyhine esaslı bir değişiklik olup, davalı tarafın, duruşmada bulunmadığı durumlarda tebligat yolu ile bu istemden haberdar edilmesi zorunludur.
Belirsiz alacak davası olarak açılan davalarda davacı talep sonucunun belirlenmesi talep sonucunun artırılması şeklinde olmaktadır. Belirsiz alacak davasında talebin belirlenmesinde karşı tarafın iznine veya ıslah yoluna başvurulmasına gerek bulunmaz. Ancak davacı tarafından talep sonucu belirlendikten sonra alacağının daha fazla olması halinde davacının talep sonucunu artırmak için ıslah yoluna başvurması yani ıslah suretiyle talep sonucunu artırması mümkün olacaktır.
6100 sayılı HMK'nın 176 ve devamı maddelerinde ıslah kurumu ayrıntılı şekilde düzenlenmiştir. Buna göre tarafların, yargılama usulüyle ilgili bir işlemini kısmen veya tamamen ıslah edebileceği ancak aynı dava içerisinde bu yola sadece bir kez başvurabileceği belirtilmiştir.
Bu açıklamalara göre davanın belirsiz alacak davası olarak açılması halinde davacının öncelikle talep sonucunu belirlemesi, talebin belirlenmesinden sonra alacağın belirlenen miktardan daha fazla olduğunun anlaşılması halinde davacının ıslah yolu ile dava değerini arttırması gerekecektir. Yargıtay uygulamalarına göre trafik kazalarında yaralanmadan kaynaklanan tazminat davalarının belirsiz alacak davası olarak açılmasının mümkün olduğu kabul edilmiştir. (Yargıtay 17 HD 2015/14980 E 2018/8201 K ), itiraz yerinde değildir.
6-Davalının ceza dosyası sonucunun beklenilmesi ve Uzlaşma bulunup bulunmadığının araştırılması itirazının incelenmesinde:
Soruşturma dosyası içerisinde uzlaşmanın sağlandığına dair onaylanmış uzlaşma raporunun bulunmadığı, buna göre 5271 sayılı CMK'nun 253 üncü maddesi uyarınca usulüne uygun şekilde sonuçlandırılmış bir uzlaşmanın varlığından bahsedilemeyeceği, ...... CBS'nın ..... sayılı soruşturma dosyası kapsamında 18.10.2021 tarihli karar ile tarafların birbirinden şikayetçi olmadıkları gerekçesiyle şüpheliler hakkında kamu adına kovuşturmaya yer olmadığına karar verildiği anlaşılmıştır.
Bununla birlikte, 18.10.2023 tarihli ve 32343 sayılı Resmi Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe giren Anayasa Mahkemesinin 26.07.2023 tarihli ve 2023/43 Esas, 2023/141 Karar sayılı kararı ile 04.12.2004 tarihli ve 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 06.12.2006 tarihli ve 5560 sayılı Kanun’un 24 üncü maddesiyle değiştirilen 253 üncü maddesinin (19) numaralı fıkrasının beşinci cümlesinin “Uzlaşmanın sağlanması halinde, soruşturma konusu suç nedeniyle tazminat davası açılamaz;…” bölümünün Anayasa’ya aykırı olduğuna ve iptaline karar verilmiştir. Şu durumda yukarıda açıklanan nedenler ve iptal hükmü uyarınca, davalının itirazı yerinde olmayıp, reddi gerekmiştir.
7-Dava tarihinden ve ıslah edilen kısım yönünden ıslah tarihinden itibaren yasal faiz işletilmesi gerektiği, davalı sigorta şirketinin sorumluluğunun poliçe limiti ile sınırlı olduğu istinafı yönünden,
2918 sayılı KTK.’nun 99/1. maddesi ve Zorunlu Mali Sorumluluk Sigortası Genel Şartları’nın uyarınca, rizikonun bilgi ve belgeleri ile birlikte sigortacıya ihbar edildiği tarihten itibaren 8 iş günü içinde sigortanın tazminatı ödeme yükümlülüğü bulunmakta, bu sürenin sonunda ödememe halinde temerrüt gerçekleşmektedir. Sigortaya başvurulmadan dava açılması veya icra takibi başlatılması halinde ise bu tarihlerde temerrüt gerçekleşir.
Aynı zamanda zarar gören, gerek kısmi davaya, gerekse sonradan açtığı ek davaya veya ıslaha konu ettiği kısma ilişkin olarak temerrüt tarihinden itibaren temerrüt faizi isteme hakkına sahiptir.
Somut olayda uyuşmazlık, haksız eylemden kaynaklanmaktadır. Buna göre davalı sigorta şirketi de dava dilekçesi ile talep edilen ve ıslaha konu edilen miktarlar yönünden daha önce kendisine başvurulduğu ve temerrüde düştüğü için sigorta şirketi yönünden faiz başlangıcının temerrüt tarihi olan 02/06/2022 tarihten itibaren faiz işletilmesi doğru olması, hükümde kabul edilen tazminata yasal faiz işletilmiş olmasına, davalı sigorta şirketi yönünden poliçe limiti gözetilerek karar verilmiş olmasına göre, itirazlar yersizdir.
8-Arabuluculuk ücretine ilişkin itirazın incelenmesinde;
HUAK 18/A-14 : " Bu madde uyarınca arabuluculuk bürosu tarafından yapılması gereken zaruri giderler; arabuluculuk faaliyeti sonunda anlaşmaya varılması hâlinde anlaşma uyarınca taraflarca ödenmek, anlaşmaya varılamaması hâlinde ise ileride haksız çıkacak taraftan tahsil olunmak üzere Adalet Bakanlığı bütçesinden karşılanır." hükümleri gereğince Arabuluculuk gideri olarak Arabuluculuk Dava Şartı Dosya No: ...... sayılı dosyasından arabulucuya 1560 TL tarife bedeli ödeme yapıldığı tespit edilerek arabuluculuk giderleri de yargılama giderlerinden sayıldığından bu giderlerin de arabuluculuk giderinin kabul/ret oranına göre taraflar arasında paylaştırılması gerektiğininden, itirazın reddi gerekmiştir.
9-Manevi tazminatın az taktir edildiği istinafı yönünden;
Hakimin özel halleri göz önünde tutarak manevi zarar adı ile hak sahibine verilmesine karar vereceği bir para tutarı adalete uygun olmalıdır. Hükmedilecek bu para, zarara uğrayanda manevi huzuru doğurmayı gerçekleştirecek tazminata benzer bir fonksiyonu olan özgün bir nitelik taşır. Bir ceza olmadığı gibi, mamelek hukukuna ilişkin zararın karşılanmasını da amaç edinmemiştir.
O halde, bu tazminatın sınırı onun amacına göre belirlenmelidir. Takdir edilecek miktar, mevcut halde elde edilmek istenilen tatmin duygusunun etkisine ulaşmak için gerekli olan kadar olmalıdır. 22.06.1966 günlü ve 7/7 sayılı Yargıtay İçtihadı Birleştirme Kararı'nın gerekçesinde takdir olunacak manevi tazminatın tutarını etkileyecek özel hal ve şartlar da açıkça gösterilmiştir. Bunlar her olaya göre değişebileceğinden hakim bu konuda takdir hakkını kullanırken ona etkili olan nedenleri de karar yerinde objektif ölçülere göre isabetli bir biçimde göstermelidir.
Hakimin bu takdir hakkını kullanırken, ülkenin ekonomik koşulları, tarafların sosyal ve ekonomik durumları, paranın satın alma gücü, olayın ağırlığı, olay tarihi gibi özellikleri göz önünde tutması ve buna göre manevi tazminat takdir edilmesi gerektiği açıkça ortadadır. (HGK 23/06/2004, 13/291-370)
Yukarıda belirtilen manevi tazminat kriterleri,davacının tespit edilen sosyal ve ekonomik durumuna, davacının kaza nedeniyle iyileşmesinin 1 aya kadar uzayabileceği, sürekli iş görememezlik oranının %2.1 olduğu gözetilip, davalının kusur durumu (%25) ve olayın oluş şekli dikkate alındığında, takdir olunan manevi tazminatın az olduğu, manevi tazminatın 25.000,00 TL üzerinden kısmen kabulünün gerektiğinin dosya kapsamına ve hakkaniyete uygun olacağı bu itibarla davacı vekilinin istinaf itirazlarının yerinde olduğu, anlaşılmıştır.
HMK'nin 355. maddesinde, “İnceleme, istinaf dilekçesinde belirtilen sebeplerle sınırlı olarak yapılır. Ancak, bölge adliye mahkemesi kamu düzenine aykırılık gördüğü takdirde bunu resen gözetir.” 353. maddesinde, “ (1) Ön inceleme sonunda dosyada eksiklik bulunmadığı anlaşılırsa; ... b) Aşağıdaki durumlarda davanın esasıyla ilgili olarak; 1)..., 2) Yargılamada eksiklik bulunmamakla beraber, kanunun olaya uygulanmasında hata edilip de yeniden yargılama yapılmasına ihtiyaç duyulmadığı takdirde veya kararın gerekçesinde hata edilmiş ise düzelterek yeniden esas hakkında, ... duruşma yapılmadan karar verilir.” düzenlemelerini içermektedir.
Bu nedenle, davalı ...... A.Ş. vekilinin istinaf başvurusunun reddine, davacı vekilinin istinaf başvurusunun manevi tazminat açısından kabulüne, ilk derece mahkemesi kararının kaldırılmasına, ancak mahkemece yapılan yanlışlık yeniden yargılamayı gerektirmediğinden HMK 353/1/b.2 maddesi gereğince esas hakkında yeniden hüküm kurularak, karar verilmesi gerektiği sonuç ve kanaatiyle aşağıdaki şekilde hüküm kurulmuştur.
H Ü K Ü M : Gerekçesi yukarıda açıklandığı üzere;
Davalı ...... A.Ş. vekilinin istinaf başvurusunun REDDİ,
Davacı vekilinin istinaf başvurusunun KABULÜ ile; ilk derece mahkemesi kararın KALDIRILMASINA,
HMK.nın 353/1-b-2.maddesi gereğince YENİDEN ESAS HAKKINDA HÜKÜM KURULMASINA,
DAVANIN KISMEN KABULÜ ile;
1-Davacının cismani zarar talepleri yönünden dava dilekçesi ve harç tamamlama dilekçesine bağlı kalınarak davanın kısmen kabulü ile;
Sürekli iş göremezlik süresinde uğradığı maddi zararı için 49.216,21 TL, geçici iş göremezlik süresinde uğradığı maddi zararı için 457,26 TL ve tedavi giderinden doğan maddi zararı için 250,00 TL olmak üzere toplam: 49.923,47 TL maddi tazminatın (tüm davalılar bakımından müştereken ve müteselsilen olmak üzere) davalı ......'A.Ş.'den temerrüt tarihi olan 02/06/2022 tarihinden itibaren (poliçe kişi başı daimi sakatlık klozu ve kişi başı tedavi klozu limit dahilinde ve tahsilde tekerrür olmamak kaydıyla) işleyecek yasal faiz ile birlikte, diğer davalılar ...... ve ...... yönünden ise kaza tarihi olan 23/03/2019 tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte tahsili ile davacıya verilmesine, fazlaya ilişkin talebin reddine,
2-Davacının manevi zararı bakımından talebi yönünden davasının kısmen kabulü ile; 25.0000 TL manevi tazminatın kaza tarihi olan 23/03/2019 tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte davalılar ...... ve ......'den müştereken ve mütelselsilen tahsili ile davacıya verilmesine, fazlaya ilişkin talebin reddine,
İlk Derece Yargılaması Yönünden;
3-Harçlar kanunu gereğince alınması gereken 5.118,02 TL karar ve ilam harcından peşin ve tamamlama harcı olarak alınan toplam 512,15 TL harcın mahsubu ile bakiye 4.605,87 TL harcın davalılardan müştereken ve müteselsilen tahsili ile hazineye irad kaydına, (Davalı ...... A.Ş.'nin 3.067,50 TL'sinden diğer davalılar ile birlikte sorumlu tutulmasına)
4-Davacının bu dava için yapmış olduğu 80,70 TL başvurma harcı, 341,90 TL peşin harç ve 170,25 TL tamamlama harcı olmak üzere toplam 592,85 TL harç giderinin davalılardan müştereken ve müteselsilen alınarak davacıya verilmesine,
5-Davacı tarafça yapılan 6.891,25 TL yargılama giderinin kabul/ret oranına göre 3.438,73 TL'sinin tüm davalılardan müştereken ve müteselsilen alınarak davacıya verilmesine, (davalı ...... A.Ş.nin 1.141,65 TL'sinden diğer davalılarla birlikte sorumlu tutulmasına) bakiye kısmın davacı üzerinde bırakılmasına,
6-Davalı ...... tarafından yapılan 3.480,00 TL yargılama giderinin kabul/ret oranına göre 1.743,48 TL'sinin davacıdan alınarak bu davalıya verilmesine, bakiye miktarın anılan davalı üzerinde bırakılmasına,
7-Davalı ...... A.Ş. tarafından yapılan 30,00 TL yargılama giderinin kabul/ret oranına göre 20,04 TL'sinin davacıdan alınarak bu davalıya verilmesine, bakiye miktarın anılan davalı üzerinde bırakılmasına,
8-Davacı kendisini vekille temsil ettirdiğinden maddi tazminat yönünden kabul edilen miktar üzerinden AAÜT'ne göre hesaplanan 30.000,00 TL vekalet ücretinin davalılardan (poliçe limiti ile sınırlı olmak üzere) müştereken ve müteselsilen alınarak davacıya verilmesine,
9-Davacı kendisini vekille temsil ettirdiğinden manevi tazminat yönünden kabul edilen miktar üzerinden AAÜT'ne göre hesaplanan 25.000,00 TL vekalet ücretlarinin davalılar ...... ve ......'en müştereken ve müteselsilen alınarak davacıya verilmesine,
10-Davalı taraf kendisi vekil ile temsil ettirdiğinden maddi tazminat yönünden reddedilen miktar üzerinden AAÜT'ne göre hesaplanan 25,00 TL vekalet ücretinin davacıdan alınarak eşit oranda davalılara verilmesine,
11-Davalı taraf kendisi vekil ile temsil ettirdiğinden manevi tazminat yönünden reddedilen miktar üzerinden AAÜT'ne göre hesaplanan 25.000,00 TL vekalet ücretinin davacıdan alınarak davalılar ...... ve ......'e verilmesine,
12-Arabuluculuk faaliyeti sonunda taraflara ulaşılamaması, taraflar katılmadığı için görüşme yapılamaması veya iki saatten az süren görüşmeler sonunda tarafların anlaşamamaları hâllerinde iki saatlik ücret tutarı tarifenin birinci kısmına göre Adalet Bakanlığı bütçesinden ödendiğinden ve bu ücret ve ayrıca adliye arabuluculuk bürosu tarafından yapılmış zaruri giderler de Adalet Bakanlığı bütçesinden karşılandığından ve bu giderler de yargılama gideri sayıldığından buna göre 1.560,00 TL arabuluculuk ücretinin (kabul/talep oranına göre) 1.559,22 TL'sinin davalı ...... A.Ş.'den; 0,78 TL'sinin davacıdan alınarak Hazine’ye gelir kaydına (harç tahsil müzekkeresi yazılmasına),
13-Artan gider/delil avansının karar kesinleştiğinde taraflara iadesine,
İstinaf Yargılaması Yönünden;
14-İstinaf başvurma harcı dışında istinaf peşin harcı olarak alınan istinaf karar harcının talep halinde davacıya iadesine,
15-İstinaf eden davalı ...... Anonim Şirketi'nden alınması gereken 3.410,27 TL karar ve ilam harcından istinaf aşamasında yatırılan 853,00 TL'nin mahsubu ile bakiye 2.557,27 TL eksik harcın bu davalıdan tahsili ile hazineye gelir kaydına,
16-Davacı tarafından istinaf başvuru gideri olmak üzere yapılan 1.169,40 TL yargılama giderinin davalılardan müştereken ve müteselsilen tahsili ile davacıya ödenmesine,
17-İstinaf aşamasında davalı ...... A.Ş. tarafından yapılan masrafların üzerinde bırakılmasına,
18-İstinaf incelemesi sırasında duruşma açılmadığından vekalet ücreti takdirine yer olmadığına,
19-HMK'nın 359/3. fıkra gereği kararın tebliği ile 302/5. fıkrası gereği harç tahsil müzekkeresi yazılması ve tebliğ işlemlerinin İLK DERECE MAHKEMESİ tarafından yapılmasına
Dair, 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun 362. maddesi gereğince; (378.290,00) Türk Lirasını geçmeyen davalara ilişkin kararlar hakkında temyiz yoluna başvurulamayacağından miktar itibari ile KESİN olmak üzere dosya üzerinde yapılan inceleme sonunda oy birliği ile karar verildi.26/11/2024
.....
Başkan
......
e-imzalı
.....
Üye
......
e-imzalı
.....
Üye
......
e-imzalı
.....
Katip
......
e-imzalı
Bu evrak 5070 sayılı Yasa kapsamında elektronik imza ile imzalanmıştır.