T.C. KONYA BAM 3. HUKUK DAİRESİ Esas-Karar No: .....
T.C.
KONYA
BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ
3. HUKUK DAİRESİ
DOSYA NO: .....
KARAR NO: .....
KARAR TARİHİ: 22/05/2025
T Ü R K M İ L L E T İ A D I N A
İ S T İ N A F K A R A R I
BAŞKAN: ... (...)
ÜYE: ..... (...)
ÜYE: ..... (...)
KATİP: ..... (...)
İNCELENEN KARARIN
MAHKEMESİ: Konya.... ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ
TARİHİ: 06/03/2025
NUMARASI: ... Esas ... Karar
ANA DAVADA;
DAVACI: ........
VEKİLİ: Av.....
DAVALI : ........
VEKİLİ: Av.....
BİRLEŞTİRİLEN Konya.... ASLİYE TİCARET MAHKEMESİNİN ... ESAS
SAYILI DOSYADAKİ DAVADA:
DAVACI: ........
VEKİLİ: Av......
DAVALI : ........
VEKİLİ: Av.....
DAVA: Tazminat (Haksız Fiilden Kaynaklanan)
İSTİNAF KARAR TARİHİ: 22/05/2025
İSTİNAF KARAR YAZIM TARİHİ: 22/05/2025
Yukarıda bilgileri yazılı mahkemece verilen karara ilişkin istinaf talebi üzerine mahkemece dosya istinaf incelemesi yapılmak üzere dairemize gönderildiğinden yapılan ön inceleme ve incelemeyle heyete tevdi olunan dosyanın gereği görüşülüp aşağıdaki karar verilmiştir.
TARAFLARIN İDDİA VE SAVUNMALARININ ÖZETİ :
Asıl dosya davacı vekilinin sunmuş olduğu dava dilekçesinde özetle; Dava konusu 05.04.2024 tarihinde saat 22.03 saati sularında ........ idaresindeki ........ plakalı aracın Beyşehir ilçesinden Derbent ilçesi istikametinde seyir ederken yolun virajlı kısmına geldiğinde karşı şeride geçip karşıdan gelen ........ plakalı ........ idaresindeki aracın sol ön kısmından çarpması sonucu meydana geldiğini, soruşturma dosyasından alınan bilirkişi raporuna göre müteveffanın bulunuduğu aracın kusursuz, davalının sorumluluğundaki aracın tam kusurlu olduğunu, meydana gelen kazada tam kusurlu olan ........ 'in kullanmakta olduğu aracın sigortasının bulunmadığını, davalı sigorta şirketinin meydana gelen zarardan arttırılmış poliçe limiti ile sınırlı olmak kaydıyla sorumluluğunun bulunduğunu, müvekkilinin söz konusu kaza neticesinde manevi olarak yıkıldığının ve eşinin maddi desteğinden de yoksun kaldığını, yapılacak tazminat hesabının asgari ücret dikkate alınmasını, arabuluculuğa başvuru yapıldığını anlaşma sağlanamadığını, bu nedenlerle; fazlaya ilişkin talep ve dava haklarının saklı kalması kaydıyla; HMK 107 gereği yargılama aşamasında zararın tam ve net olarak belirlenmesinin ardından ileride arttırılmak üzere; davanın kabulünü, destekten yoksun kalınma tazminatı için şimdilik 500,00TL'nin hasar ihbarına ilişkin başvurularının sigorta şirketine ulaştığı tarihten, mahkememiz aksi kanaatte olması durumunda ise arabuluculuk son oturum tutanağının düzenlendiği tarih olan 22.07.2024 tarihinden itibaren işleyecek yasal faiziyle birlikte davalıdan tahsilini (Sigorta şirketi yönünden poliçe limiti ile sınırlı olmak kaydıyla ve temerrüt tarihinden itibaren işleyecek yasal faiziyle), yargılama giderleri ile vekâlet ücretinin davalı tarafa tahmiline karar verilmesini talep ve dava etmiştir.
Birleşen dosya davacı vekili dava dilekçesinde özetle; Dava konusu kazanın 05.04.2024 tarihinde saat 22.03 saati sularında ........'in idaresindeki ........ plakalı aracın Beyşehir ilçesinden Derbent ilçesi istikametinde seyir ederken yolun virajlı kısmına geldiğinde karşı şeride geçip , karşıdan gelen ........ plakalı ........ idaresindeki aracın sol ön kısmından çarpması sonucunda olduğunu, Konya Cumhuriyet Başsavcılığının ... Soruşturma No'lu dosyasında bilirkişi tarafından hazırlanan raporda da müteveffanın bulunduğu aracın kusursuz olduğunu, davacının söz konusu kaza neticesinde manevi olarak yıkılmasının yanı sıra eşinin maddi desteğinden de yoksun kaldığı gibi nedenlerle fazlaya ilişkin talep ve dava hakkı saklı kalmak kaydıyla, HMK 107 gereği yargılama aşamasında zararın tam ve net olarak belinlenmesinin ardından ileride arttırılmak üzere davanın kabulünü, destekten yoksun kalınma tazminatı için şimdilik 500,00TL'nin hasar ihbarına ilişkin başvurumuzun sigorta şirketine ulaştığı tarihten, mahkeme aksi kanaatte olması durumunda ise arabuluculuk son oturum tutanağının düzenlendiği tarih olan 22.07.2024 tarihinden itibaren işleyecek yasal faiziyle birlikte davalıdan tahsilini (Sigorta şirketi yönünden poliçe limiti ile sınırlı olmak kaydıyla ve temerrüt tarihinden itibaren işleyecek yasal faiziyle), yargılama giderleri ile vekâlet ücretinin davalı tarafa tahmiline karar verilmesini talep ettiği görülmektedir.
Asıl dosya davalı vekili cevap dilekçesinde özetle; Davacının davalıdan talep ettiği destekten yoksun kalma tazminatı hususunda taraflarına usulüne uygun bir başvurusu bulunmadığını, davalı ........'nın mesuliyeti kusur oranı ve teminat limitleriyle sınırlı olduğunu, kazaya karışan davacının desteği olduğu iddia edilen mütevaffa ........'in yolcu olarak bulunduğu ........ plakalı araç sürücüsü olan ........'in kusur durumunun araştırılmasının gerektiğini, davaya konu olayda vefat eden ve ........ plakalı araçta yolcu olarak bulunan davacının desteği olduğu iddia olunan ........'in emniyet kemerinin takılı olmayıp, zararın artmasına sebebiyet verdiğinden müterafik kusur teşkil ettiğini, hatır taşıması hallerinin mevcut olduğunu, davalı güvence hesabının başvuru tarihinde temerrüde düşmediğini, dava haksız fiilden kaynaklı tazminat istemine ilişkin olup, davacının avans faizi talebi haksız olduğunu, davanın sigortasız olduğu ileri sürülen ........ plakalı araç sürücüsüne ve araç sahibine ihbarını talep ettikleri gibi nedenlerle davanın zamanaşımı ve dava şartı yokluğu sebebiyle usulden reddini, mahkeme aksi kanaatte ise esastan reddi ile vekalet ücreti ve yargılama giderlerinin davacı tarafa yükletilmesine karar verilmesini talep etmiştir.
Birleşen dosya davalı vekili cevap dilekçesinde özetle; Davacının davalıdan talep ettiği destekten yoksun kalma tazminatı hususunda taraflarına usulüne uygun bir başvurusu bulunmadığını, davalı ........'nın mesuliyeti kusur oranı ve teminat limitleriyle sınırlı olduğunu, kazaya karışan davacının desteği olduğu iddia edilen mütevaffa ........'in yolcu olarak bulunduğu ........ plakalı araç sürücüsü olan ........'in kusur durumunun araştırılmasının gerektiğini, davaya konu olayda vefat eden ve ........ plakalı araçta yolcu olarak bulunan davacının desteği olduğu iddia olunan ........'in emniyet kemerinin takılı olmayıp, zararın artmasına sebebiyet verdiğinden müterafik kusur teşkil ettiğini, davalı güvence hesabının başvuru tarihinde temerrüde düşmediğini, dava haksız fiilden kaynaklı tazminat istemine ilişkin olup, davacının avans faizi talebi haksız olduğunu, davanın sigortasız olduğu ileri sürülen ........ plakalı araç sürücüsüne ve araç sahibine ihbarını talep ettikleri gibi nedenlerle davanın zamanaşımı ve dava şartı yokluğu sebebiyle usulden reddini, mahkeme aksi kanaatte ise esastan reddi ile vekalet ücreti ve yargılama giderlerinin davacı tarafa yükletilmesine karar verilmesini talep etmiştir.
İLK DERECE MAHKEMESİ KARARININ ÖZETİ :
İlk Derece Mahkemesince verilen kararda özetle; " Tescil bilgileri incelemesinde; ........ plakalı aracın kaza tarihinde dava dışı Zekeriya KÖÇER'e ait olduğu, ........ plakalı aracın ise ........'e ait olduğu anlaşılmıştır.
Mahallinde 07/10/2024 tarihinde keşfin icra edildiği, dosya tarafların kusurunun tespiti için Adli Trafik Bilirkişisine tevdi edilmiş olup, 15/11/2024 havale tarihli kusur raporunda neticeten; ........ plakalı Otomobil Sürücüsü ........'in bu kazanın oluşumunda 2918 sayılı KTK nun asli kurallardan kod no: 84/g denk gelen (Şeride tecavüz etme), Madde-56/1-a (Şerit izleme ve değiştirme kurallarına riayet etmemek) kurallarını ihlalden Asli/Tali kuşurlu olup % 100 (yüzde yüz) oranında kusurlu olduğu; ........ plakalı Otomobil Sürücüsü ........' in ise bu kazanın oluşumunda her hangi bir kural ihlali yapmadığı % 0 (Yüzde Sıfır) olduğu tespit edilmiştir. Ayrıntılı, gerekçeli, denetlenebilir kusur bilirkişi raporu mahkememizce yargılamaya esas alınmıştır.
Dosya tazminat hesabı için aktüerya bilirkişisine tevdii edilmiş, bilirkişi 03/01/2025 tarihli aktüerya raporunda neticeten; asıl dosyada 04.05.2024 günü meydana gelen trafik kazasında vefat eden ........’in, davacı eşi ........’in Destekten Yoksun Kalma Tazminatının; TRH-2010 Erkek Mortalite Tablosuna göre hesaplama sonucu ; 2.096.688,77 TL, PMF-1931 Yaşama Tablosuna göre hesaplama sonucu; 1.599.930,52 TL olduğu, birleşen dosyada 04.05.2024 günü meydana gelen trafik kazasında vefat eden ........’in, davacı eşi ........’in Destekten Yoksun Kalma Tazminatının; TRH-2010 Erkek Mortalite Tablosuna göre hesaplama sonucu; 2.391.023,50 TL, PMF-1931 Yaşama Tablosuna göre hesaplama sonucu ; 1.934.421,70 TL olduğu tespit edilmiştir. Yargıtay 4. Hukuk Dairesinin 2021/17154 Esas 2021/4325 Karar; Yargıtay 4. Hukuk Dairesinin 2021/9650 Esas 2021/4317 Karar; Yargıtay 4. Hukuk Dairesinin 2021/9713 Esas 2021/3855 Karar; Yargıtay 4. Hukuk Dairesinin 2021/25348 Esas 2024/46 Karar; Yargıtay 4. Hukuk Dairesinin 2021/927 Esas 2021/3588 Karar ; Yargıtay (Kapatılan) 17. Hukuk Dairesinin 2020/6113 Esas 2021/3121 Karar; Yargıtay (Kapatılan) 17. Hukuk Dairesinin 2020/2628 Esas 2021/2552 Karar sayılı içtihatları ile Yargıtay 4. Hukuk Dairesinin 2024/3323 Esas, 2024/5474 Karar (Konya BAM 3. Hukuk Dairesi ile bir kısım diğer BAM daireleri arasındaki uyuşmazlığın giderilmesine ilişkin karar) ve benzer mahiyetteki Yerleşik içtihatları nazara alınarak; Erişkinler...Yönetmeliği esaslarına göre tespit edilen maluliyet oranı da nazara alınarak TRH 2010 tablosuna göre hesaplamaların yapıldığı 03/01/2025 tarihli aktüerya bilirkişi raporu mahkememizce yargılamaya esas alınmıştır.
Davacılar vekilinin 17/02/2025 tarihli ıslah dilekçesi ile; destekten yoksun kalma tazminatını asıl ve birleşen davalar yönünden her bir davacı için ayrı ayrı 1.800.000,00 TL olarak arttırdığını beyan etmiştir.
6098 sayılı TBK'nın 53. maddesi gereğince, Ölüm hâlinde ölenin desteğinden yoksun kalan kişilerin bu sebeple uğradıkları kayıpları zarar sorumlularından tahsilini talep edebilir. Destekten yoksun kalma tazminatının konusu, desteğin yitirilmesi nedeniyle yoksun kalınan zarardır. Buradaki amaç, destekten yoksun kalanların, desteğin ölümünden önceki yaşamlarındaki sosyal ve ekonomik durumlarının korunmasıdır. Olaydan sonraki dönemde de, destek olmasa bile, onun zamanındaki gibi aynı şekilde yaşayabilmesi için muhtaç olduğu paranın ödettirilmesidir. Haksız bir eylem sonucu desteğini yitiren kimse TBK'nın 53. Maddesine dayanarak uğradığı zararın ödettirilmesini isteyebilir.
Ancak, destekten yoksun kalma tazminatına hükmedilmesi için öncelikle ölen ile destekten yoksun kalan arasında maddi yönden düzenli ve eylemli bir yardımın varlığı gerekir. Hukuk Genel Kurulu'nun 21.04.1982 gün, 979/4-1528 E., 412 K. sayılı kararında da belirtildiği gibi; destek kavramı hukuksal bir ilişkiyi değil, eylemli bir durumu hedef tutar ve ne hısımlığa ne de yasanın nafaka hakkındaki hükümlerine dayanır, sadece eylemli ve düzenli olarak geçimini kısmen veya tamamen sağlayacak şekilde yardım eden ve olayların olağan akışına göre eğer ölüm vuku bulmasaydı, az çok yakın bir gelecekte de bu yardımı sağlayacak olan kimse destek sayılır. O halde destek sayılabilmek için yardımın eylemli olması ve ölümden sonra da düzenli bir biçimde devam edeceğinin anlaşılması yeterli görülür. Bununla birlikte destekten yoksun kalan kimse devamlı ve gerçek bir ihtiyaç içerisinde bulunmalıdır.
Tüm dosya muhtevası birlikte değerlendirildiğinde; yargılamaya esas alınan kusur ve aktüerya raporları ile birlikte davacı vekilinin 17/02/2025 tarihli ıslah dilekçesi de nazara alınarak; Asıl davanın kabulü ile; 1.800.000,00 TL destekten yoksun kalma tazminatının davalıdan sigorta limitleri dahilinde ve 22/06/2024 temerrüt tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte tahsili ile davacıya ödenmesine; Birleşen davanın kabulü ile; 1.800.000,00 TL destekten yoksun kalma tazminatının davalıdan sigorta limitleri dahilinde ve 04/06/2024 temerrüt tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte tahsili ile davacıya ödenmesine karar verilerek aşağıdaki şekilde hüküm kurulmuştur.
Dava konusu kaza kapsamında düzenlenen kaza tespit tutanağının incelenmesinde; vefat eden yolcularının emniyet kemerinin takılı olup olmadığı hususunda belirsiz durum işaretlemesinin yapılması ve müteveffaların emniyet kemerlerinin takılı olmadığına dair dosya da muteber herhangi bir delil bulunmadığından müterafik kusur indirimi yapılmamıştır. " şeklinde asıl davanın kabulü ile; 1.800.000,00 TL destekten yoksun kalma tazminatının davalıdan sigorta limitleri dahilinde ve 22/06/2024 temerrüt tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte tahsili ile davacıya ödenmesine,
birleşen davanın kabulü ile; 1.800.000,00 TL destekten yoksun kalma tazminatının davalıdan sigorta limitleri dahilinde ve 04/06/2024 temerrüt tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte tahsili ile davacıya ödenmesine,
dair hükmün kurulduğu anlaşılmıştır.
İLERİ SÜRÜLEN İSTİNAF SEBEPLERİ :
Davalı vekili sunduğu istinaf başvuru dilekçesinde özetle; davacıların müvekkiline usulüne uygun başvurusunun bulunmadığını, bu nedenle davanın usulden reddinin gerektiğini, müvekkilinin mesuliyetinin kusur oranı ve teminat limitleriyle sınırlı olduğunu, hesaplama tablosu olarak TRH 2010 ve %1,65 iskonto oranının baz alınması gerektiğini, müvekkiline uygun bir başvurunun bulunmadığından dolayı temerrüte de düşürülmediklerini, davaya konu kazada hatır taşıması ve müterafik kusur durumunun söz konusu olduğunu, bu hususlara değinilmemesinin usul ve yasaya aykırı olduğunu, ayrıca davanın sigortasız olduğu ileri sürülen ........ plakalı araç sürücüsü olan ........ ve araç sahibi olan ........'e ihbar edilmediğini, bu durumun da usuli bir eksiklik olduğunu beyan ederek Yerel Mahkemece verilen kararın ortadan kaldırılması ile yargılama giderleri ve vekalet ücretinin karşı tarafa yükletilmesine karar verilmesini talep etmiştir.
DELİLLERİN DEĞERLENDİRİLMESİ VE GEREKÇE :
6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 341 ve devamı maddeleri uyarınca ve özellikle istinaf incelemesinin kapsamının öngörüldüğü 355. maddeye göre re'sen gözetilecek kamu düzenine aykırılık halleri dışında istinaf incelemesi istinaf dilekçesinde belirtilen sebeplerle sınırlı olarak yapılır.
Kusura itiraz
Adli Trafik Bilirkişi ........'ün mahkememize sunmuş olduğu 15/11/2024 havale tarihli raporunda özetle; ........ plakalı Otomobil Sürücüsü ........'in bu kazanın oluşumunda 2918 sayılı KTK nun asli kurallardan kod no: 84/g denk gelen (Şeride tecavüz etme), Madde-56/1-a (Şerit izleme ve değiştirme kurallarına riayet etmemek) kurallarını ihlalden Asli/Tali kuşurlu olup % 100 (yüzde yüz) oranında kusurlu olduğu; ........ plakalı Otomobil Sürücüsü ........'in ise bu kazanın oluşumunda her hangi bir kural ihlali yapmadığı % 0 (Yüzde Sıfır) olduğu görüş ve kanaatini bildirmekle ve ceza dosyası ile de uyumlu olmakla itiraz yersizdir.
Hatır iddiası
araçta hatır yolcusu olarak taşındığı iddia edildiğine göre hatır indiriminden sadece hatır için taşıyan yararlanabilir; hatır taşıması ile ilgisi bulunmayan diğer araç sürücüsü, maliki ve sigortacısı olan davalı hatır indiriminden yararlanamaz. İtiraz yersizdir.
Kaldı ki
yerleşik Yargıtay uygulamasına göre eş, çocuk veya yakın akrabanın bir yere götürülmesi veya bunlardan birine aracın kullandırılması hatır işlemi olarak kabul edilemez. Çünkü aracın işletilmesinden kim yararlanıyorsa işletme tehlikesi de ona ait olur. Yakın akrabanın taşınmasında ahlaki bir ödev söz konusu olup bu nedenle hatır indirimi yapılamaz.
Güvence hesabına davadan önce usulüne uygun başvuru yapılmadığı istinafı;
2918 sayılı KTK'nın 97.maddesinde, 6704 Sayılı Kanunun 5.maddesi ile yapılan değişiklik neticesinde, 97.maddenin eski metninde, zarar görenin zorunlu mali sorumluluk sigortasında ön görülen sınırlar içinde doğrudan doğruya sigortacıya karşı talepte bulunabileceği gibi, dava açabilme hakkı mevcut iken 6704 Sayılı Kanunun 5.maddesi ile yapılan değişiklik sonucunda madde hükmü "Zarar görenin Zorunlu Mali Sorumluluk Sigortasında öngörülen sınırlar içinde dava yoluna gitmeden önce ilgili sigorta kuruluşuna yazılı başvuruda bulunması gerekir. Sigorta kuruluşunun başvuru tarihinden itibaren en geç 15 gün içinde başvuruyu yazılı olarak cevaplamaması veya verilen cevabın talebi karşılamadığına ilişkin uyuşmazlık olması halinde, zarar gören dava açabilir veya 5684 Sayılı Kanun çerçevesinde tahkime başvurabilir" denilmiştir.
Yukarıda maddede yapılan değişiklikle, zarar gören hak sahipleri ZMMS sigortacısına veya poliçenin olmaması durumunda bu sorumluluğu üstlenen güvence hesabına yasa gereği karşı artık doğrudan dava açamayacaklardır. Öncelikle sigortacıya veya güvence hesabına tazminatın ödenmesi için genel şartlarda belirtilen belgeler ile yazılı olarak başvuracaklar ve yazılı başvurudan itibaren 15 gün içinde kendilerine cevap verilmez ya da verilen cevap hak sahibinin talebini karşılamaz ise, hak sahibi tazminat için dava açabileceği gibi tahkime de başvurabileceklerdir. Bu hali ile trafik kazaları nedeniyle zarara uğrayanlar sigortaya davadan açmadan önce mutlaka sigortacıya veya güvence hesabına yazılı başvuruda bulunmak zorundadırlar. Dava açabilmeleri için yazılı başvurudan itibaren 15 günlük sürenin dolmuş olması gerekmektedir. Bu sebeplerle davadan önce yazılı başvuruda bulunmak ve başvurudan itibaren 15 günlük sürenin geçmesi ZMMS sigortacısına ve güvence hesabına tazminat davası açılmasının ön şartıdır. Bu husus anılan maddenin değişiklik gerekçesinde vurgulanmıştır.
6100 sayılı HMK'nın dava şartlarının düzenlendiği 114.maddesinin 2.fıkrasındaki düzenlemeye göre "Diğer kanunlarda yer alan dava şartlarına ilişkin hükümler saklıdır".
HMK 115. maddenin 1.fıkrasında ise, "Mahkeme, dava şartlarının mevcut olup olmadığını, davanın her aşamasında kendiliğinden araştırır. Taraflar da dava şartı noksanlığını her zaman ileri sürebilirler." denilmiş,
2.fıkrada ise, "Mahkeme, dava şartı noksanlığını tespit ederse davanın usulden reddine karar verir." düzenlemesi mevcut olup
Somut olayda 6407 sayılı Kanunla değişik 2918 sayılı KTK'nın 97. maddesinde zarar görenin, zorunlu mali sorumluluk sigortasında öngörülen sınırlar içinde dava yoluna gitmeden önce ilgili sigorta kuruluşuna ve güvence hesabını yazılı başvuruda bulunması gerektiği, sigorta kuruluşunun başvuru tarihinden itibaren en geç 15 gün içinde başvuruyu yazılı olarak cevaplamaması veya verilen cevabın talebi karşılamadığına ilişkin uyuşmazlık olması hâlinde, zarar görenin dava açabileceği veya 5684 sayılı Kanun çerçevesinde tahkime başvurabileceği düzenlenmiştir.
Somut uyuşmazlıkta, meydana gelen trafik kazasında dava tarihinden önce davalıya belgeler ile birlikte başvurdukları, sigorta şirketin tazminat talebini değerlendireceğini bildirilerek yasal süre içerisinde talebin karşılanmayarak sonuçsuz bırakıldığının sabit bulunduğu, bilahare eldeki davanın açıldığı anlaşılmıştır.
Davalı sigortanın istediği belgeler maluliyet tazminat talebi için Karayolları Zorunlu Mali Sorumluluk Sigortası Genel Şartları ekinde belirtilen belgelerden ise de dava açmadan önce sigorta şirketine başvuru yapılmasına dair adı geçen yasanın 97. maddesinde bu belgelere yer verilmediği gibi davacının başvuru dilekçesinde eklenmesi gereken diğer tüm belgeleri ekleyerek başvuru yaptığı,davalı sigortanın cevabi ile dava tarihi arasında geçen süre de gözetildiğinde davalı sigortanın davacıya verdiği cevabın talebi karşılamadığı dolayısıyla davacının dava açmadan önce yasada öngörülen sigortaya başvuru koşulunu yerine getirdiği sonucuna ulaşıldığı,bu halde yasada belirtilen başvuruya ilişkin ön koşulun yerine getirildiği de açıktır. İstinaf itirazları yerinde değildir.
Keza Somut olayda uyuşmazlık, haksız eylemden kaynaklanmaktadır. Haksız eylem faili, ihtar ve ihbara gerek olmaksızın, zararın doğduğu anda, başka bir anlatımla haksız eylem tarihinden itibaren zararın tamamı için temerrüde düşmüş sayılır. Dolayısıyla, zarar gören, gerek kısmi davaya, gerekse sonradan açtığı ek davaya veya ıslaha konu ettiği kısma ilişkin olarak haksız eylem tarihinden itibaren temerrüt faizi isteme hakkına sahiptir.
Davalının poliçe kapsamında sorumlu olduğu tazminatı 2918 sayılı KTK 99. maddesi gereğince başvuru tarihinden itibaren 8 iş günü içerisinde ödemesi gerekmektedir. Bu süre içinde ödeme yapılmaz ise bu süre sonra erdikten sonra 9.gün sigorta şirketinin temerrüde düştüğü kabul edilir.
Davacı tarafın davadan önce davalıya bir başvuruda bulunmaması halinde yada başvuru ispatlanmadığı hallerde davalının dava tarihi itibari ile temerrüte düştüğü kabul edilerek bu tarihten itibaren faize hükmolunması gerekmektedir.
Davacının dava açmadan önce davalı güvence hesabına başvuruda bulunduğu anlaşılmakla davalı için temerrüt faizinin temerrüt tarihinden işletilmesini talep edebilir. İtirazlar yersizdir.
Davalı sigorta vekilinin olayda müterafik kusur bulunduğu kemer kullanmama nedeniyle indirim yapılması gerektiği istinafı
6098 sayılı Borçlar Kanun’un, "Tazminatın belirlenmesi" üst başlıklı 51/1 maddesi ile (818 sayılı Borçlar Kanunu'nun 43.maddesi); Hâkimin, tazminatın kapsamını ve ödenme biçimini, durumun gereğini ve özellikle kusurun ağırlığını göz önüne alarak belirleyeceği hükme bağlanmıştır.
Zararın meydana gelmesinde veya artmasında zarar görenin de kusurunun bulunması halinde söz konusu olan müterafik kusur 6098 sayılı Borçlar Kanun’un 52.maddesinde (818 sayılı Borçlar Kanunu'nun 44.maddesi) düzenlenmiştir. Buna göre zarara uğrayan, zarar doğuran eyleme razı olmuş veya kendisinin sebep olduğu hal ve şartlar zararın meydana gelmesine etki yapmış veya tazminat ödevlisinin durumunu diğer bir surette ağırlaştırmış ise, hakim tazminat miktarını hafifletebilir.
Müterafik kusur indiriminde her somut olayın özelliğine göre olayın meydana geliş tarzı ve zararın artmasında zarar görenin kusurlu davranışının sonuca etkisi değerlendirilerek uygun oranda bir indirim yapılmasını gerektirir ve zarar görenin müterafik kusurunun tespiti halinde TBK.nun 52.maddesi uyarınca tazminattan uygun bir indirim yapılması, gerek öğretide gerekse Yargıtay İçtihatlarında benimsenmiş ve yerleşmiş bulunmaktadır.
Davalı tarafın müterafik kusur yönünden yaptığı itirazlar bakımından ise; dosya içerisinde bulunan kaza tespit tutanağına göre, takılı olup olmadığı "belirsiz" olarak işaretlenmiştir. kemerin takılı olmadığına dair dosya kapsamında herhangi bir delil olmayıp, takılı olmadığının ispatı davalı üzerindedir. Davalı tarafça, yargılama aşamasında sunulmuş herhangi bir delil bulunmadığından,aslolan kemerin takılması olup ,bu hususun aksinin davalı tarafça da ispatlanamadığından
KALDI Kİ
Müteveffanın, kazanın akabinde düzenlenen ölü muayene raporunda ölümüne neden olan temel husus multi travmaya bağlı solunum ve dolaşım yetmezliği olup, somut olayda kemer kullanılsa dahi aynı sonuç meydana geleceğinden ve bu durum müteveffanın ölümüne etken bir husus olmadığından indirim uygulanmaması kararı yerinde olup istinaflar yersizdir.
ANCAK
Aktüeryaya itiraz ve Kamu düzeni yönünden yapılan incelemede;
AYM nin 09/10/2020 tarihli resmi gazetede yayınlanan 17/07/2020 tarihli ve 2019/40 esas 2019/40 sayılı kararına göre Karayolları Trafik Kanunu'nun zorunlu trafik sigortasına ilişkin 90 ve 92. maddelerinde yer alan, "Trafik Sigortası Genel Şartları" ifadelerini iptal ettiği anlaşılmakta olup bu iptal kararının somut davada uygulanabilirliğinin tespiti gerekmektedir
Anayasa'nın 153.maddesi uyarınca, Anayasa Mahkemesinin iptal kararları gerekçesi yazılmadan açıklanamamakta ve ancak Resmi Gazetede yayımlandıktan sonra yürürlüğe girmektedir. Anayasa Mahkemesinin iptal kararlarının yasama,yürütme ve yargı organları,idari makamlar,gerçek ve tüzel kişileri bağlayacağı açıktır.
Diğer taraftan HMK 33 maddesinde “Hakim Türk hukukunu resen uygulanır.” şeklinde ifadesini bulan yasal ilke gözetildiğinde; Anayasa Mahkemesi'nin iptal kararlarının bu gibi kesin hüküm halini almamış derdest dosyalar yönünden uygulanmasının zorunluluğu ortadadır.
Zira, Anayasa Mahkemesinin iptal kararları usulü kazanılmış hakların istisnasını teşkil ederler.
T.C. Anayasası’nın 153 üncü maddesinin 6 ncı fıkrasında, “Anayasa Mahkemesi kararları Resmî Gazetede hemen yayımlanır ve yasama, yürütme ve yargı organlarını, idare makamlarını, gerçek ve tüzelkişileri bağlar.” düzenlemesi mevcut olup, bu düzenlemenin doğal sonucu olarak Anayasa Mahkemesi’nce bir kanun veya kanun hükmünde kararnamenin tümünün ya da bunların belirli hükümlerinin Anayasa’ya aykırı bulunarak iptal edildiğinin bilindiği halde görülmekte olan davaların Anayasa’ya aykırılığı saptanan kurallara göre görüşülüp çözümlenmesi, Anayasa’nın üstünlüğü prensibine ve hukuk devleti ilkesine aykırı düşeceği için uygun görülmeyeceği kabul edilmektedir (Danıştay 4. Dairesi. 09.05.2011 tarih ve 2011/2546 E., 2011/3384 K. sayılı kararı).
Bu konudaki Anayasa Mahkemesinin 12.12.1989 tarih ve 1989/11-48 sayılı kararında;“Anayasanın 152. maddesine göre, itiraz yoluna başvuran mahkemeler, Anayasa Mahkemesi'nce verilecek kararlara uymak zorundadırlar. Bu durumda, itiraz eden mahkeme, elinde bulunan ve Anayasa Mahkemesi'nin iptal kararından önce açılmış olan bir davayı Anayasa Mahkemesi kararına göre çözecek ve doğrudan iptal kararının etkisini önceye uygulayacaktır. Ayni durum, itiraz yoluna başvurmayan mahkemeler yönünden de geçerlidir. İptal davası veya itiraz üzerine bir kuralın iptali sonucu, Mahkemeler bakmakta oldukları davaları bu karara göre çözmekle yükümlüdürler. Bu sonuç Anayasa'nın, "Anayasa Mahkemesi kararları Resmi Gazete’de hemen yayımlanır ve yasama, yürütme ve yargı organlarını, idare makamlarını, gerçek ve tüzel kişileri bağlar." yolundaki 153. Maddesinin altıncı fıkrasında yer alan kuralın sonucudur. …” gerekçesine yer verilmiştir.
Yine, 09.05.1960 tarihli ve 21/9 sayılı Yargıtay İçtihadı Birleştirme Kararında da;“Sonradan çıkan içtihattı birleştirme kararının, Temyiz Mahkemesinin bozma kararına uyulmakla meydana gelen usule ait müktesep hak esasının istisnası olarak henüz mahkemede veya Temyiz Mahkemesinde bulunan işlere tatbiki gereklidir. Anayasa Mahkemesi iptal kararlarında da aynı ilke geçerlidir.” şeklinde açıklama yapılmış, Yargıtay Hukuk Genel Kurulu’nun 13.07.2011 tarihli ve 2011/1-421 Esas, 2011/524 K. Sayılı kararında da “Eldeki dava sonuçlanıp kesinleşmeden o davaya uygulanabilecek olan yasa metni Anayasa Mahkemesince iptal edilip, yürürlüğün durdurulmasına karar verildiğine göre, iptal kararı sonucu oluşan durumun 05.09.1960 tarihli, 21/9 sayılı YİBK'da da belirtildiği üzere maddi anlamda kesinleşmemiş olup, derdest olan eldeki davaya da uygulanması zorunludur.” denilmiş, aynı yöndeki içtihat, Yargıtay Hukuk Genel Kurulu’nun 21.03.2012 tarihli ve 2012/20-12 E., 2012/232 K. sayılı kararında da oy birliği ile kabul edilmiştir. Keza 21.01.2004 tarihli ve 2004/10-44 E., 2004/19 K. sayılı ve 03.02.2010 tarihli ve 2010/4-40 E., 2010/54 K. sayılı kararlarında da: “Uygulanması gereken bir kanun hükmü, hüküm kesinleşmeden önce Anayasa Mahkemesince iptaline karar verilirse, usulî kazanılmış hakka göre değil, Anayasa Mahkemesi'nin iptal sonrası oluşan yeni duruma göre karar verilebilecektir.” yönünde değerlendirme ve açıklama yapılmıştır.
Görüldüğü üzere, Anayasa Mahkemesi’nin somut norm denetimi neticesinde verdiği iptal kararlarının Resmî Gazete’de yayımlanması ile sonuç doğuracağı ve bu durumun da bozma kararına uyulmakla meydana gelen usulî müktesep hakkın istisnası olduğu ve eldeki tüm uyuşmazlıklara uygulanması gerektiği uyulması zorunlu yargısal içtihatlar ile kabul edilmiştir.
Anayasa’nın 153. maddesinin birinci fıkrasında herhangi bir denetim yolu tanınmamış ve Anayasa Mahkemesi kararlarının kesin olduğu belirtilmiş, beşinci fıkrada "İptal kararları geriye yürümez" kuralına yer verilmiştir.
Türk Anayasal sisteminde, "Devlete güven" ilkesini sarsmamak ve ayrıca devlet yaşamında bir kargaşaya neden olmamak, kazanılmış hakları korumak için iptal kararlarının geriye yürümezliği kuralı kabul edilmiştir. Böylece hukuksal ve nesnel alanda etkilerini göstermiş, sonuçlarını doğurmuş bulunan durumların, iptal kararlarının yürürlüğe gireceği güne kadarki dönem için geçerli sayılması sağlanmıştır. Bir kural işlemle kurulan statünün Anayasa Mahkemesi'nin iptal kararıyla ya da bir başka kural işlemle kaldırılması durumunda, bu statüye bağlı öznel (sübjektif) işlemlerin de geçersiz duruma düşmesi doğaldır. Dolayısıyla bu öznel işlemlerle, ortadan kalkan statüye dayanarak ileriye dönük haklar elde edilemez. Anayasa'nın bağlayıcılığı, Anayasa Mahkemesi kararlarına tüm devlet organlarının uyma zorunluluğu ve Anayasa'nın üstünlüğü ilkesi, Anayasa'ya aykırı bir kuralın aykırılığının saptanmasından sonra uygulama alanı bulmasını kesinlikle önler. Anayasa Mahkemesi iptal kararlarının zaman içerisindeki etkisi böylece çıkmakta ve "İptal kararlan geriye yürümez" kuralı belirtilen anlamı taşıyarak geçerli olmaktadır. Anayasa’nın 153. maddesindeki “İptal kararları geriye yürümez” kuralının, geriye yürümezlik kuralının, yalnız lafza bağlı kalınarak yorumlanması hukuk devleti ilkesine ve bu ilke içinde var olan adalet ve eşitlik ilkelerine aykırı sonuçlar doğurabileceği gibi itiraz yoluyla yapılacak denetimin amacına da ters olduğu aşikârdır. Ayrıca iptal kararının geriye yürümezliği kuralı çoğu zaman iptal kararlarını işlevini ve etkinliğini azaltmaktadır.
Yukarıda yapılan tespit, açıklama ve değinilen uyulması zorunlu yargısal içtihatlara göre somut uyuşmazlık ele alındığında;
AYM nin 09/10/2020 tarihli resmi gazetede yayınlanan 17/07/2020 tarihli ve 2019/40 esas 2019/40 sayılı kararına göre Karayolları Trafik Kanunu'nun zorunlu trafik sigortasına ilişkin 90 ve 92. maddelerinde yer alan, "Trafik Sigortası Genel Şartları" ifadelerini iptal ettiği,iptal kararı içerine göre sigorta şirketlerinin trafik kazalarından doğan tazminat sorumluluğunun öncelikle Karayolları Trafik Kanunu,Türk Borçlar Kanunu'nun haksız fiillere ilişkin hükümlerinin uygulanacağı,dolayısıyla trafik sigortası kapsamındaki tazminatların belirlenmesinde artık 'Genel Şartlar'ın kural olarak belirleyici olmayacağı, genel Şartlar"ın sadece Karayolları Trafik Kanunu ve Borçlar Kanunu'na aykırı olmayan hükümlerinin uygulanabileceği, dolayısıyla bu karardan sonra sigorta şirketlerinin tazminat sorumluluğunu azaltan 'Genel Şartlar'ın birçok hükmünün uygulanamaz hale geldiği görülmektedir.
Zorunlu mali sorumluluk sigortası sözleşmesinin konusu, karayolunda motorlu taşıt işletenin, motorlu taşıtın işletilmesi sebebiyle üçüncü kişilerin uğrayabileceği destekten yoksun kalma zararını, bedensel zararı ve/veya eşya zararını tazmin yükümlülüğünü teminat altına almaktır. Başka bir ifadeyle sigorta şirketinin bu sözleşme ile yüklendiği borç, işletenin motorlu taşıtın işletilmesi sebebiyle üçüncü kişilere zarar vermesi hâlinde doğacak tazminat borcunu sigorta teminat limiti dâhilinde ödeme borcudur. Sigorta şirketinin zorunlu mali sorumluluk sigortası sözleşmesinden doğan sorumluluğunun kapsamı düzenlenmemiş olup bu kapsamın idarenin düzenleyici nitelikte işlemi olan genel şartlar ile belirlenmesi öngörülmüştür. Böylece sigorta şirketinin zorunlu mali sorumluluk sigortası sözleşmesinden doğacak borcu, idare tarafından her zaman değiştirilebilir nitelikteki kurallar olan genel şartlara göre belirlenecektir. Borcun kapsamının tespiti hususunda temel çerçeve ve ilkelerin kanunda belirlenmediği, idareye geniş bir takdir yetkisinin tanındığı anlaşılmaktadır.
Mali sorumluluk sigortası sözleşmesinin içeriğine ilişkin düzenleme öngören itiraz konusu kuralların, sözleşmenin tarafları olarak motorlu taşıt işleten ile sigorta şirketinin yanında motorlu taşıt işletilmesi sebebiyle zarara uğrama riskine maruz kalan üçüncü kişilerin menfaatleri arasındaki dengenin dikkate alınarak değerlendirilmesi gerekmektedir. Motorlu taşıt işletilmesi sebebiyle üçüncü kişilerin zarara uğraması hâlinde işletenin tazminat borcunun kapsamı 6098 sayılı Kanun’un gerçek zararın tazminini öngören kurallarına göre belirlenmektedir. Bu tazminat borcunun ödenmesini teminat altına almak amacıyla zorunlu kılınan mali sorumluluk sigortası uyarınca sigorta şirketinin borcunun kapsamı ise itiraz konusu kurallarda atıf yapılan genel şartlara göre belirlenmektedir. Bu da zarar gören üçüncü kişi ve işleten aleyhine buna karşılık sigorta şirketi lehine menfaat dengesinin bozulmasına yol açabileceği gibi aksi durum da söz konusu olabilecektir. İşleten sorumluluk sigortası yaptırmış olmasına rağmen sigorta şirketi tarafından ödenen tazminat ile gerçek zarara karşılık gelen tazminat arasındaki farktan zarar görene karşı sorumlu olmaya devam edecektir. Zarar görenin sigorta şirketi tarafından tazmin edilmeyen zararı ise ancak işletenin ekonomik durumunun bu zararın karşılanması için yeterli olması hâlinde tazmin edilebilecektir. Şeklinde tezahür eden AYM İPTAL GEREKÇESİNDE VURGULANDIĞI ÜZERE Aynı kaza ile ilgili olmak üzere İŞLETEN VE FİİLİ YAPAN KİŞİYE YÖNELİK AÇILAN DAVA İLE SİGORTANIN DAVALI OLMASI DURUMUNDA UYGULANACAK Yönetmelik ve hesaplama tablolarındaki farklılık sorumlular arasında eşitsizliğe ve idarenin tek taraflı olarak düzenleyici olan işlemlerin sonucunda sorumlu olacak tazminat miktarlarında farklılık oluşturacaktır.
Bu kapsamda açılan davalarda TBK'nın haksız fiile ilişkin hükümleri,KTK kanunu hükümleri ile genel şartların bunlara aykırı olmayan hükümleri ile bu doğrultuda yeni genel şartlarla çeliştiği durumda Yargıtay'ın genel şartların yürürlüğe girmesinden önceki yerleşmiş içtihatları doğrultusunda uygulama yapılması gerekecektir.
AYM'ce verilen iptal kararı sonrası düzenlenecek aktüerya raporlarına ilişkin olarak 01/06/2015 tarihli genel şartlar ile getirilen TRH 2010 ve 1,8 teknik faizin ve bu genel şartlarla belirlenen vergilendirilmiş belgeli gelir, olmadığı takdirde asgari ücretin kazanç olarak nazara alınacağı düzenlemesinin uygulanma ihtimali kalmadığı gözetilerek ;
Yargıtay Hukuk Genel Kurulu'nun 1989/4-586 Esas,1990/199 K sayılı kararı ve Yargıtay 17. Hukuk ve 4 Hukuk dairesinin yerleşik içtihatları gereği, Population Masculine Et – Feminine (PMF 1931) Tablosu esas alınarak davacının veya müteveffanın muhtemel yaşam süresinin belirlenmesi; davacının veya müteveffanın muhtemel gelirinin her yıl için % 10 artırılıp % 10 iskonto edilmesi ile belirlenecek peşin değeri esas alınıp işleyecek dönem tazminat hesabı yapılması , davacının veya müteveffanın asgari ücret üstünde kazancı olduğunun iddia edilmesi durumunda kaza tarihindeki gelirine dair delillerini ibrazının sağlanması, varsa; ilgili meslek odaları ve meslek kuruluşlarından,vergi dairesinden ,işyerinden kaza tarihindeki sürekli ve net kazanç durumunun sorulması, geriye doğru maaş bordrosu ve sosyal güvenlik kayıtlarının getirtilmesi, davacının veya müteveffanın kaza tarihinde fiili olarak çalışmadığının belirlenmesi halinde asgari ücretin gözönüne alınacağının düşünülmesi gerekmektedir.
Bu halde mahkemece AYM verilen iptal kararı doğrultusunda PMF 1931'a göre KARAR verilmesi gerekerken TRH 2010 uygulanması yanlış olup itirazlar yerindedir.
04.05.2024 tarihinde meydana gelen trafik kazasında vefat eden ........'in davacı eşi ........'in Destekten Yoksun Kalma Tazminatı:
1)TRH-2010 Yaşam Tablosuna göre: 2.096.688,77 TL
2)PMF 1931 Yaşam Tablosuna göre: 1.599.930,52 TL olduğu
04.05.2024 tarihinde meydana gelen trafik kazasında vefat eden ........'in davacı eşi ........'in Destekten Yoksun Kalma Tazminatı:
1)TRH-2010 Yaşam Tablosuna göre: 2.391.023 TL
2)PMF 1931 Yaşam Tablosuna göre: 1.934.421,70 TL olduğu
HESAPLANMAKLA PMF 1931 GÖRE HESAP YAPAN RAPORA GÖRE KARAR VERİLMELİDİR.
HMK'nin 355. maddesinde, “ İnceleme, istinaf dilekçesinde belirtilen sebeplerle sınırlı olarak yapılır. Ancak, bölge adliye mahkemesi kamu düzenine aykırılık gördüğü takdirde bunu resen gözetir.” 353. maddesinde, “ (1) Ön inceleme sonunda dosyada eksiklik bulunmadığı anlaşılırsa; ... b) Aşağıdaki durumlarda davanın esasıyla ilgili olarak; 1)..., 2) Yargılamada eksiklik bulunmamakla beraber, kanunun olaya uygulanmasında hata edilip de yeniden yargılama yapılmasına ihtiyaç duyulmadığı takdirde veya kararın gerekçesinde hata edilmiş ise düzelterek yeniden esas hakkında, ... duruşma yapılmadan karar verilir.” düzenlemelerini içermektedir.
Yukarıda yapılan açıklamalar çerçevesinde, ilk derece mahkemesinin kararında yukarıda belirtilenler dışında HMK'nın 355. Maddesi gereği, kamu düzenine aykırılık teşkil eden herhangi bir yanlışlığın da bulunmadığı gözetilerek davalı sigorta vekilinin istinaf başvurusunun yukarıda belirtilen gerekçeler doğrultusunda kabulü ile incelenen kararın HMK’nin 353/1-b maddesinin (2) numaralı alt bendi uyarınca düzeltilmek üzere kaldırılması ve yeniden hüküm tesis edilmesine dair aşağıdaki hükmün kurulmasına karar vermek gerekmiştir.
H Ü K Ü M : Gerekçesi yukarıda açıklandığı üzere;
Davalı vekilinin istinaf başvurusunun yukarıda belirtilen gerekçeler doğrultusunda kabulü ile incelenen kararın HMK’nin 353/1-b maddesinin (2) numaralı alt bendi uyarınca düzeltilmek üzere KALDIRILMASI VE DÜZELTİLEREK YENİDEN ESAS HAKKINDA HÜKÜM KURULMAK suretiyle;
Asıl Davanın KISMEN KABULÜ İLE;
1- 1.599.930,52 TL TL destekten yoksun kalma tazminatının davalıdan sigorta limitleri dahilinde ve 22/06/2024 temerrüt tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte tahsili ile davacıya ÖDENMESİNE,
FAZLAYA İLİŞKİN (200.069,48 TL) TALEBİN REDDİNE,
Birleşen Davanın KISMEN KABULÜ İLE;
1- 1.800.000,00 TL destekten yoksun kalma tazminatının davalıdan sigorta limitleri dahilinde ve 04/06/2024 temerrüt tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte tahsili ile davacıya ÖDENMESİNE,
İlk Derece Yargılaması Yönünden;
Asıl Dava Yönünden;
2-Alınması gereken 109.291,25 TL harçtan peşin alınan 38.598,60 TL harcın mahsubu ile bakiye 70.692,65 TL harcın davalıdan tahsili ile hazineye gelir kaydına,
3-Davacı tarafından yatırılan 427,60 TL başvurma harcı, 60,80 vekalet harcı, 5.721,00 TL tamamlama harcı, 427,60 TL peşin harç, 3.030,30 TL keşif harcı ve 32.450,00 TL ıslah harcı olmak üzere toplam 42.117,30 TL'nin davalıdan (teminat limiti dahilinde sorumlu tutularak) alınarak davacıya verilmesine,
4-Davacı kendisini bir vekille temsil ettirdiğinden Avukatlık Asgari Ücret Tarifesine göre belirlenen 235.990,27 TL vekalet ücretinin davalıdan alınarak davacıya verilmesine,
5-Davalı kendisini bir vekil ile temsil ettirdiğinden Avukatlık Asgari Ücret Tarifesine göre belirlenen 32.011,12 TL vekalet ücretinin davacıdan tahsili ile davalıya ödenmesine,
6-Davacı tarafından yatırılan ve dosyada bakiye kalan gider avansının karar kesinleştiğinde davacıya iadesine,
Birleşen Dava Yönünden;
7-Alınması gereken 122.958,00 TL harçtan peşin alınan 38.598,60 TL harcın mahsubu ile bakiye 84.359,40 TL harcın davalıdan tahsili ile hazineye gelir kaydına,
8-Davacı tarafından yatırılan 427,60 TL başvurma harcı, 60,80 vekalet harcı, 5.721,00 TL tamamlama harcı, 427,60 TL peşin harç ve 32.450,00 TL ıslah harcı olmak üzere toplam 39.087,00 TL'nin davalıdan ( teminat limiti dahilinde sorumlu tutularak) alınarak davacıya verilmesine,
9-Davacı kendisini bir vekille temsil ettirdiğinden Avukatlık Asgari Ücret Tarifesine göre belirlenen 258.000,00 TL vekalet ücretinin davalıdan alınarak davacıya verilmesine,
10-Davacılar tarafından yatırılan 7.000,00 TL bilirkişi ücreti, 3.675,00 TL keşif araç ücreti, 336,00 TL posta tebligat gideri olmak üzere toplam 11.011,00 TL'nin davalıdan alınarak davacılara verilmesine,
11-Arabuluculuk faaliyeti sonunda taraflara ulaşılamaması, taraflar katılmadığı için görüşme yapılamaması veya iki saatten az süren görüşmeler sonunda tarafların anlaşamamaları hâllerinde iki saatlik ücret tutarı tarifenin birinci kısmına göre Adalet Bakanlığı bütçesinden ödendiğinden ve bu ücret ve ayrıca adliye arabuluculuk bürosu tarafından yapılmış zaruri giderler de Adalet Bakanlığı bütçesinden karşılandığından ve bu giderler de yargılama gideri sayıldığından buna göre 4.000,00 TL arabuluculuk ücretinin davalıdan alınarak Hazine’ye gelir kaydına (harç tahsil müzekkeresi yazılmasına),
12-Davacı tarafından yatırılan ve dosyada bakiye kalan gider avansının karar kesinleştiğinde davacıya iadesine,
İstinaf Yargılaması Yönünden;
13-İstinaf başvurma harcı dışında istinaf peşin harcı olarak alınan istinaf karar harcının talep halinde davalı tarafa iadesine,
14-Davalı tarafından yapılan 3.366,20 TL yargılama giderinin davacı ........'den tahsili ile davalıya ödenmesine,
15-İstinaf incelemesi sırasında duruşma açılmadığından vekalet ücreti takdirine yer olmadığına,
Dair, 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun 362. maddesi gereğince; asıl dava için reddedilen miktar yönünden; (544.000,00) Türk Lirasını geçmeyen davalara ilişkin kararlar hakkında temyiz yoluna başvurulamayacağından miktar itibari ile KESİN olmak üzere, ana dava ve birleşen dava açısından kabul edilen miktarlar yönünden; HMK'nun 361 maddesi gereğince kararın taraflara tebliğ tarihinden itibaren İKİ HAFTA içinde temyiz yolu açık olmak üzere OYBİRLİĞİ ile karar verildi.22/05/2025
... ... ..... .....
Başkan Üye Üye Katip
... ... ... ...
E imza E imza E imza E imza
Bu evrak 5070 sayılı Yasa kapsamında elektronik imza ile imzalanmıştır.