T.C. KONYA BAM 3. HUKUK DAİRESİ Esas-Karar No: ....
T.C.
KONYA
BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ
3. HUKUK DAİRESİ
DOSYA NO: ....
KARAR NO: ....
KARAR TARİHİ: 11/04/2025
T Ü R K M İ L L E T İ A D I N A
İ S T İ N A F K A R A R I
BAŞKAN : .... (...)
ÜYE : .... (...)
ÜYE : .... (...)
KATİP : .... (...)
İNCELENEN KARARIN
MAHKEMESİ: Konya.... ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ
KARAR TARİHİ: 19/09/2024
NUMARASI: ... Esas ... Karar
DAVACI : .....
VEKİLİ: Av....
DAVALI : 1- .....
VEKİLİ:Av....
DAVALI : 2- .....
VEKİLİ:Av...
DAVALI : 3- .....
VEKİLİ: Av....
DAVALI : 4- .....
DAVA:Tazminat (Ölüm Ve Cismani Zarar Sebebiyle Açılan Tazminat)
İSTİNAF KARAR TARİHİ: 11/04/2025
İSTİNAF KARAR YAZIM TARİHİ:11/04/2025
Yukarıda bilgileri yazılı mahkemece verilen karara ilişkin istinaf talebi üzerine mahkemece dosya istinaf incelemesi yapılmak üzere dairemize gönderildiğinden yapılan ön inceleme ve incelemeyle heyete tevdi olunan dosyanın gereği görüşülüp aşağıdaki karar verilmiştir.
TARAFLARIN İDDİA VE SAVUNMALARININ ÖZETİ :
Davacı vekilinin sunmuş olduğu dava dilekçesinde özetle; Dava konusu kazaya karışan ..... Plakalı araç için, Davalı Sigorta Şirketi ..... A.Ş.'den , ..... nolu poliçe ile kasko sigortası yapıldığını ve davalı ..... A.Ş.'den,..... poliçe numarası ile Z.M.M.Sigortası yapıldığını, 06.07.2021günü meydana gelen trafik kazasında, davalı .....'ın sevk ve idaresindeki ..... plakalı aracın müvekkilinin murisi .....'in motosikleti ile çarpışması sonucu trafik kazası meydana geldiğini, kaza nedeniyle Akşehir Devlet Hastanesine kaldırıldığını, akabinde Konya Şehir Hastanesine sevk edildiğini ve orada 07/07/2021 tarihinde vefat ettiğini, kaza ile ilgili Akşehir....Asliye Ceza Mahkemesi'nin ... Esas .... Karar, 03.03.2022 tarihli ilamı ile sanık ..... hakkında Taksirle ölüme Neden Olma suçundan ceza verildiğini ve cezanın kesinleştiğini, murisin eşi davacı .....'in murisin desteğinden yoksun kaldığını, davacının başkaca bir desteği ve geliri bulunmadığını, murisin eşinin ev hanımı olduğunu, murisin eşinin ev hanımı olduğunu, murisin sağlığındaki aylık geliri ise asgari ücretin üzerinde olduğunu, arabuluculuğa başvurulduğunu ancak anlaşma sağlanamadığını, bu nedenlerle; fazlaya ilişkin haklarının saklı kalması kaydıyla davalı Sigorta şirketlerinin poliçe limitleri dahilinde tazminattan sorumlu olmak kaydıyla, diğer davalı ..... ve ..... San. Ve Tic.Ltd.Şti yönünden tüm tazminattan sorumlu olmak kaydıyla muris .....'in desteğinden yoksun kalan davacı müvekkili ..... lehine, kaza tarihinden itibaren işleyecek en yüksek oranda faizi ile birlikte şimdilik 1.000,00 TL Tazminat ve cenaze-defin giderlerinin, müştereken ve müteselsilen davalılardan alınarak müvekkiline verilmesini, dava neticesinde hak kaybına uğramamak için davalılardan .....'ın taşınmaz ve taşıtlarına , ..... San. Ve Tic.Ltd.Şti'nin ..... plaka sayılı araç üzerine bedelsiz olarak ihtiyati tedbir konulmasını, yargılama gideri ve vekalet ücretinin davalı tarafa yükletilmesine karar verilmesini talep ve dava etmiştir.
Davalı ..... A.Ş. vekilinin sunmuş olduğu cevap dilekçesinde özetle; zorunlu arabuluculuk yolu tüketilmediğini, bu yönüyle HMK 114/2 hükmü gereğince dava şartı yokluğundan davanın reddinin gerektiğini, müvekkili şirkete başvuru yapılmadığından dava şartı yoluğundan davanın reddinin gerektiğini, mağdurun kaza tarihinde zararı ve tazminat yükümlüsünün kim olduğu hakkında bilgi sahibi olduğunu, zamanaşımı itirazları doğrultusunda davanın usulden reddinin gerektiğini, açılan davanın haksız ve hukuka aykırı olduğunu, dava konusu kazanın 06/07/2021 tarihinde ..... plakalı aracın karıştığı kaza neticesinde müteveffanın vefat ettiği ve davacıların destekten yoksun kaldığı iddia edildiğini, kazaya karışan aracın 05/05/2021-2022 tarihleri arasında sigortalı olduğunu, müvekkilinin sorumluluğunun poliçe limitleri ile sınırlı olduğunu, müvekkili şirketin davacıya herhangi bir tazminat ödeme yükümlülüğünün bulunmadığını, geçici iş göremezlikten doğan teminatların SGK sorumluluğuna geçtiğini, davacılar ile müteveffa arasında desteklik ilişkisi bulunup bulunmadığının ve davacıların destekten yararlanma sürelerinin dolup dolmadığının araştırılmasını talep ettiklerini, davaya konu kazada müteveffanın kendi can güvenliği korumak için gerekli güvenlik tedbirleri alıp almadığının tespitinin gerektiğini, almamış ise hesaplanacak tazminattan olay tarihinde yürürlükte bulunan yasaya uygun bir hakkaniyet indirimi yapılması gerektiğini, davacının sigortalı araçta yolcu konumunda bulunması halinde hatır taşıma indirimi yapılması gerektiğini, bu nedenlerle; davanın reddini, masraf ve vekalet ücretinin karşı tarafa tahmiline karar verilmesini talep etmiştir.
Davalı ..... A.Ş. vekilinin sunmuş olduğu cevap dilekçesinde özetle; Zamanaşımı süresinin dolması sebebiyle davanın zamanaşımı yönünden reddi gerektiğini, 06.07.2021 tarihinde, meydana gelen trafik kazasına kazaya karışan ..... plakalı araç müvekkili şirkete 15.11..2020 başlangıç, 15.11.2021 .2021 bitiş tarihli ve ..... numaralı Kasko sigortası ile poliçe konusu edildiğini, İhtiyari Mali Mesuliyet Sigortası Genel Şartları Madde 1’e göre müvekkili şirketin sorumluluğu aracın ZMM Sigortasını yapan şirket olan diğer davalı ..... Sigortanın teminat limitinin dolması halinde başlayacağını, davacı lehine hükmedilecek tazminat miktarımın ZMM Sigorta limitleri içinde kalması halinde sıralı sorumluluk ilkesi gereğince müvekkili şirket açısından davanın reddine karar vermek gerektiğini, KTK.90. maddesi gereği ZMMS genel şartlarının uygulanmasının zorunlu olduğunu, müvekkili şirketin sorumluluğunun ..... plakalı sigortalı araç sürücüsünün kusuru oranında ve poliçe limiti ile sınırlı olduğunu, ayrıca kazaya karışan motosikleti kullanan Müteveffa .....'ın kask, dizlik ve koruyucu ekipmanları bulunmadığından müterafik tazminat indirimi yapılması gerektiğini, sigortacının gerçek zarardan kusur oranında sorumlu olduğunu, davacılara SGK tarafından yapılan ödemelerinin tazminat miktarından mahsup edilmesi gerektiğini, müvekkili şirketin davanın açılmasına sebebiyet vermediğinden temerrüde düşmediğini, faiz ve mahkeme masrafları yönünden sorumluluğunun bulunmadığını, bu nedenlerle; davanın öncelikle usulden, her halükarda esastan reddini, mahkeme masrafları ve vekalet ücretinin davacı tarafa yükletilmesine karar verilmesini talep etmiştir.
Davalı ..... San. ve Tic. Ltd. Şti. Vekilinin sunmuş olduğu cevap dilekçesinde özetle;kazanın oluşumu neticesinde alınan 11/10/2021 tarihli son raporda; sürücü .....’ın tali kusurlu olduğunu, sürücü .....’in asli kusurlu olduğunu, karşı tarafın ağır kusuru kazanın oluşumuna sebebiyet verdiğinden müvekkili şirket ile illiyet bağı kesildiğini, zararın tazmininin müvekkilinden beklenemeyeceğini, bu nedenlerle; davacının haksız tazminat taleplerinin reddini,yargılama giderleri ve vekalet ücretinin karşı tarafa tahmiline karar verilmesini talep etmiştir.
Davalı .....'ın sunmuş olduğu cevap dilekçesinde özetle;kazanın oluşumu neticesinde alınan 11/10/2021 tarihli son raporda; sürücü .....’ın tali kusurlu olduğunu, sürücü .....’in asli kusurlu olduğunu, karşı tarafın ağır kusuru kazanın oluşumuna sebebiyet verdiğinden sorumluluğunun ortadan kalktığını, tarafından talep edilecek herhangi bir tazminat miktarını kabul etmediğini, bu nedenlerle; davacının haksız tazminat taleplerinin reddini talep etmiştir.
İLK DERECE MAHKEMESİ KARARININ ÖZETİ :
Konya.... Asliye Ticaret Mahkemesi ... Esas ... Karar sayılı gerekçeli kararında özetle; "6098 sayılı TBK'nın 53. maddesi gereğince, Ölüm hâlinde ölenin desteğinden yoksun kalan kişilerin bu sebeple uğradıkları kayıpları zarar sorumlularından tahsilini talep edebilir. Destekten yoksun kalma tazminatının konusu, desteğin yitirilmesi nedeniyle yoksun kalınan zarardır. Buradaki amaç, destekten yoksun kalanların, desteğin ölümünden önceki yaşamlarındaki sosyal ve ekonomik durumlarının korunmasıdır. Olaydan sonraki dönemde de, destek olmasa bile, onun zamanındaki gibi aynı şekilde yaşayabilmesi için muhtaç olduğu paranın ödettirilmesidir. Haksız bir eylem sonucu desteğini yitiren kimse TBK'nın 53. Maddesine dayanarak uğradığı zararın ödettirilmesini isteyebilir.
Ancak, destekten yoksun kalma tazminatına hükmedilmesi için öncelikle ölen ile destekten yoksun kalan arasında maddi yönden düzenli ve eylemli bir yardımın varlığı gerekir. Hukuk Genel Kurulu'nun 21.04.1982 gün, 979/4-1528 E., 412 K. sayılı kararında da belirtildiği gibi; destek kavramı hukuksal bir ilişkiyi değil, eylemli bir durumu hedef tutar ve ne hısımlığa ne de yasanın nafaka hakkındaki hükümlerine dayanır, sadece eylemli ve düzenli olarak geçimini kısmen veya tamamen sağlayacak şekilde yardım eden ve olayların olağan akışına göre eğer ölüm vuku bulmasaydı, az çok yakın bir gelecekte de bu yardımı sağlayacak olan kimse destek sayılır. O halde destek sayılabilmek için yardımın eylemli olması ve ölümden sonra da düzenli bir biçimde devam edeceğinin anlaşılması yeterli görülür. Bununla birlikte destekten yoksun kalan kimse devamlı ve gerçek bir ihtiyaç içerisinde bulunmalıdır.
İzah edilen hususlar nedeniyle tüm dosya muhtevası birlikte değerlendirildiğinde; 06/07/2021 tarihinde gerçekleşen trafik kazası neticesinde vefat eden .....'in hayatını kaybetmesi nedeniyle, yargılamaya esas alınan 01/04/2024 tarihli bilirkişi raporuna göre hesaplanan ve müteveffanın desteğinden yoksun kalan davacı ..... için; her ne kadar davacı vekili ıslah dilekçesinde 203.124,13 TL'ye dava değerini yükselttiğini beyan etmiş ise de; 04/07/2024 tarihli açıklama dilekçesinde; dava dilekçesindeki 1.000,00 TL'lik taleplerinin 995,00 TL'sinin destekten yoksun kalma tazminata ilişkin olduğu açıklanmış olup, ıslah dilekçesinde de bu tazminat kaleminin 202.124,13 TL ıslah ettiğini beyan ettiğinden taleple bağlı kalınarak 203.119,13 TL destekten yoksun kalma tazminatının davalılar sürücü ve işleten yönünden kaza tarihi olan 06/07/2021 tarihinden, davalı ..... şirketi yönünden sigorta limitleri dahilinde ve 16/11/2021 temerrüt tarihinden, Davalı ..... şirketi yönünden sigorta limitleri dahilinde ve dava tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte davalılardan müştereken ve müteselsilen tahsili ile davacıya ödenmesine karar verilmiştir.
Her ne kadar davacı vekilince cenaze ve defin giderlerine ilişkin tazminat talebinde bulunulmuş ise de; Konya Büyükşehir Belediye Başkanlığının 02/07/2024 tarihli yazısı ve Akşehir Belediye Başkanlığının 19/07/2024 tarihli yazısının aksini gösterecek şekilde cenaze ve defin giderlerine ilişkin dosya kapsamında muteber herhangi bir delil sunulmadığından bu yöndeki taleplerinin reddine karar verilmiştir.
Her ne kadar davalılar vekilleri müterafik kusur itirazında bulunmuş ise de; kaza neticesinde düzenlenen kaza tespit tutanağında müteveffaya ilişkin olarak koruyucu tertibatların bulunup bulunmadığına dair tespit yapılmadığı anlaşılmakla müteveffanın müterafik kusurunun bulunduğuna dair dosya kapsamında muteber herhangi bir delil sunulmadığından soyut davalı savunmalarına itibar edilmeyerek ;
Davanın KISMEN KABULÜ İLE;
Taleple bağlı kalınarak 203.119,13 TL destekten yoksun kalma tazminatının davalılar sürücü ve işleten yönünden kaza tarihi olan 06/07/2021 tarihinden, davalı ..... şirketi yönünden sigorta limitleri dahilinde ve 16/11/2021 temerrüt tarihinden, Davalı ..... şirketi yönünden sigorta limitleri dahilinde ve dava tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte davalılardan müştereken ve müteselsilen tahsili ile davacıya ödenmesine,
Cenaze ve defin giderlerine ilişkin talebin REDDİNE," şeklinde hüküm kurulmuştur.
İLERİ SÜRÜLEN İSTİNAF SEBEPLERİ :
Davalı ..... A.Ş vekili sunduğu istinaf dilekçesinde özetle; davacının dava konusu kaza sebebiyle desteklerinin vefat ettiği iddiasına istinaden müvekkilden talep ettiği bedensel zararı tazminatı hususunda müvekkiline usulüne uygun bir başvurunun bulunmadığını, müvekkil şirketin kazaya karışan aracın kasko sigortacısı olup sıralı sorumluluk ilkesi gereği zarardan sorumluluğu bulunmamasına rağmen hükmedilen tazminattan diğer davalılar ile birlikte sorumlu tutulmuş olup bu durumun hukuka aykırı olduğunu, müvekkil şirketin sorumluluğu,..... plakalı sigortalı araç sürücüsünün kusuru oranında ve poliçe limiti ile sınırlı olduğunu, sigortalı araç sürücüsünün kusur durumunun mahkemece yeterince araştırılmadığını, ayrıca kazaya karışan motosikleti kullanan müteveffa .....'in kask, dizlik ve koruyucu ekipmanlarının bulunmadığını, dolayısıyla davaya konu kazada müteveffanın müterafik kusurunun bulunduğu açık olup bu durumun kabul anlamına gelmemekle birlikte hesaplanacak tazminattan indirimi yapılmasını gerektirmekteyken mahkemenin bu indirimi yapmamasının hukuka aykırı olduğunu, davacının tazminat hesaplamasında esas alınan yaşam tablosu yasa, usul ve içtihatlar gereği hatalı olduğunu, TRH 2010 yaşam tablosu ve 1,65 teknik faiz dikkate alınarak tekrar rapor aldırılmasının gerektiğinden verilen hükmün istinaf incelemesi sonucunda kaldırılmasının gerektiğini, tüm bu nedenlerle Konya.... Asliye Ticaret Mahkemesi’nin ... Esas ...Karar sayılı davanın kabulüne ilişkin kararının istinaf incelemesi neticesinde kaldırılmasını, yargılama giderleri ve ücreti vekaletin karşı tarafa yükletilmesini talep ve beyan etmiştir.
Davalı ..... A.Ş vekili sunduğu istinaf dilekçesinde özetle; müteveffanın tescilsiz araç kullanması, motosiklet ehliyetinin bulunmaması ve koruyucu ekipman kullanmaması müterafik kusur hallerinden olup mahkemece bu hususta yeterli araştırma yapılmadan hüküm verildiğini, her ne kadar istinafa konu kararda esas hesap bilirkişi raporunda TRH 2010 ve PMF 1931 yaşam tabloluları uyarınca hesaplama yapılmışsa da davacı vekili tarafından açıkça PMF 1931 yaşam tablosu esas alınarak hesaplanan tutar üzerinden ıslah dilekçesi sunulmuş olup fazlaya ilişkin hakların saklı tutulmadığını, bu nedenle HMK da açıkça düzenlenen taleple bağlılık ilkesi gereğince hesaplanan ve istinaf başvurusu akabinde hesaplanacak bilirkişi raporlarında davacının talebi üzerine PMF 1931 yaşam tablosunun esas alınması gerektiğini, müvekkil şirketin davacının zararını gidermiş olduğundan davanın reddinin gerektiğini, müvekkil şirketin ödeme tarihi olan 05/11/2021 tarihine göre %20 kusur, PMF 1931 ve %0 teknik faiz üzerinden yaptırdığı aktüer hesaplamada davacının gerçek zararının 40.921,44 tl olduğu hesaplanmış olup müvekkil şirketçe 40.984,98 tl tutarında ödeme yapıldığı göz önüne alındığında davacının zararının karşılandığının açıkça ortada olduğunu, SGK tarafından davacı tarafa rücuya tabi ödeme yapılıp yapılmadığının mahkemece araştırılmasının gerektiğini, davayı kabul anlamına gelmemek kaydıyla, hükmedilecek tazminata dava tarihinden itibaren faiz işletilmesinin gerektiğini, gerekçeli kararda iddia, savunma ve itirazlarının değerlendirilmeksizin hüküm verilmesinin bozma sebebi olduğunu, tüm bu nedenlerle Konya.... Asliye ticaret Mahkemesinin ... Esas ... Karar sayılı kararının istinaf sebepleri doğrultusunda kaldırılmasını ve başvuru nedenleri uyarınca yeniden yargılama yapılarak talepleri doğrultusunda karar verilmesini talep ve beyan etmiştir.
DELİLLERİN DEĞERLENDİRİLMESİ VE GEREKÇE :
6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 341 ve devamı maddeleri uyarınca ve özellikle istinaf incelemesinin kapsamının öngörüldüğü 355. maddeye göre re'sen gözetilecek kamu düzenine aykırılık halleri dışında istinaf incelemesi istinaf dilekçesinde belirtilen sebeplerle sınırlı olarak yapılır.
Dava, trafik kazası nedeniyle desteğin vefatı nedeniyle davacının destekten yoksun kalmaya ilişkin maddi tazminat istemine ilişkindir.
Mahkemece verilen karar, davalı sigortalarca ayrı ayrı, aşağıda belirtilen sebeplerle istinaf edilmiştir.
- Davalıların kusura yönelik itirazında;
Türk Borçlar Kanunun 49.maddesinde, "Kusurlu ve hukuka aykırı bir fiille başkasına zarar veren, bu zararı gidermekle yükümlüdür", yine aynı kanunun 50.maddesinde, "Zarar gören, zararını ve zarar verenin kusurunu ispat yükü altındadır" denilmektedir.
Karayolları Trafik Kanunun 86/1 maddesinde, "İşleten veya araç işleticisinin bağlı olduğu teşebbüs sahibi, kendisinin veya eylemlerinden sorumlu tutulduğu kişilerin kusuru bulunmaksızın ve araçtaki bir bozukluk kazayı etkilemiş olmaksızın, kazanın bir mücbir sebepten veya zarar görenin veya bir üçüncü kişinin ağır kusurundan ileri geldiğini ispat ederse sorumluluktan kurtulur" denilmektedir.
Birbirini teyit eden nitelikteki kaza tespit tutanağı, gerek istinaf kararı ile kesinleşen ceza ilamındaki kabul ile de desteklenen ceza soruşturma dosyalarında alınan bilirkişi raporları gerekse Mahkemece ATK'dan alınan kusur raporuna göre, davalı sürücünün tali derecede yüzde yirmi, desteğin asli olarak yüzde seksen kusurlu olduğu dosya kapsamınca sabit bulunduğundan, hükme esas alınan raporun dosya kapsamına ve oluşa uygun, ayrıntılı ve gerekçeli, hükme elverişli bulunması nedeniyle davalıların bu hususlara yönelik itirazlarının reddine karar verilmiştir.
-Kamu düzeni yönünden ve davalıların aktüer hesaplamasına itirazlarına yönelik yapılan incelemede;
AYM nin 09/10/2020 tarihli resmi gazetede yayınlanan 17/07/2020 tarihli ve 2019/40 esas 2019/40 sayılı kararına göre Karayolları Trafik Kanunu'nun zorunlu trafik sigortasına ilişkin 90 ve 92. maddelerinde yer alan, "Trafik Sigortası Genel Şartları" ifadelerini iptal ettiği anlaşılmakta olup bu iptal kararının somut davada uygulanabilirliğinin tespiti gerekmektedir.
Anayasa'nın 153.maddesi uyarınca, Anayasa Mahkemesinin iptal kararları gerekçesi yazılmadan açıklanamamakta ve ancak Resmi Gazetede yayımlandıktan sonra yürürlüğe girmektedir.Anayasa Mahkemesinin iptal kararlarının yasama,yürütme ve yargı organları,idari makamlar,gerçek ve tüzel kişileri bağlayacağı açıktır.
Diğer taraftan HMK 33 maddesinde “Hakim Türk hukukunu resen uygulanır.”
Şeklinde ifadesini bulan yasal ilke gözetildiğinde; Anayasa Mahkemesi'nin iptal kararlarının bu gibi kesin hüküm halini almamış derdest dosyalar yönünden uygulanmasının zorunluluğu ortadadır.
Zira Anayasa Mahkemesinin iptal kararları usulü kazanılmış hakların istisnasını teşkil ederler.
T.C Anaysası’nın 153 üncü maddesinin 6 ncı fıkrasında, “Anayasa Mahkemesi kararları Resmî Gazetede hemen yayımlanır ve yasama, yürütme ve yargı organlarını, idare makamlarını, gerçek ve tüzelkişileri bağlar.” düzenlemesi mevcut olup, bu düzenlemenin doğal sonucu olarak Anayasa Mahkemesi’nce bir kanun veya kanun hükmünde kararnamenin tümünün ya da bunların belirli hükümlerinin Anayasa’ya aykırı bulunarak iptal edildiğinin bilindiği halde görülmekte olan davaların Anayasa’ya aykırılığı saptanan kurallara göre görüşülüp çözümlenmesi, Anayasa’nın üstünlüğü prensibine ve hukuk devleti ilkesine aykırı düşeceği için uygun görülmeyeceği kabul edilmektedir (Danıştay 4. Dairesi. 09.05.2011 tarih ve 2011/2546 E., 2011/3384 K. sayılı kararı).
Bu konudaki Anayasa Mahkemesinin 12.12.1989 tarih ve 1989/11-48 sayılı kararında;“Anayasanın 152. maddesine göre, itiraz yoluna başvuran mahkemeler, Anayasa Mahkemesi'nce verilecek kararlara uymak zorundadırlar. Bu durumda, itiraz eden mahkeme, elinde bulunan ve Anayasa Mahkemesi'nin iptal kararından önce açılmış olan bir davayı Anayasa Mahkemesi kararına göre çözecek ve doğrudan iptal kararının etkisini önceye uygulayacaktır. Ayni durum, itiraz yoluna başvurmayan mahkemeler yönünden de geçerlidir. İptal davası veya itiraz üzerine bir kuralın iptali sonucu, Mahkemeler bakmakta oldukları davaları bu karara göre çözmekle yükümlüdürler. Bu sonuç Anayasa'nın, "Anayasa Mahkemesi kararları Resmi Gazete’de hemen yayımlanır ve yasama, yürütme ve yargı organlarını, idare makamlarını, gerçek ve tüzel kişileri bağlar." yolundaki 153. Maddesinin altıncı fıkrasında yer alan kuralın sonucudur. …” gerekçesine yer verilmiştir.
Yine, 09.05.1960 tarihli ve 21/9 sayılı Yargıtay İçtihadı Birleştirme Kararında da;“Sonradan çıkan içtihattı birleştirme kararının, Temyiz Mahkemesinin bozma kararına uyulmakla meydana gelen usule ait müktesep hak esasının istisnası olarak henüz mahkemede veya Temyiz Mahkemesinde bulunan işlere tatbiki gereklidir. Anayasa Mahkemesi iptal kararlarında da aynı ilke geçerlidir.” şeklinde açıklama yapılmış, Yargıtay Hukuk Genel Kurulu’nun 13.07.2011 tarihli ve 2011/1-421 Esas, 2011/524 K. Sayılı kararında da “Eldeki dava sonuçlanıp kesinleşmeden o davaya uygulanabilecek olan yasa metni Anayasa Mahkemesince iptal edilip, yürürlüğün durdurulmasına karar verildiğine göre, iptal kararı sonucu oluşan durumun 05.09.1960 tarihli, 21/9 sayılı YİBK'da da belirtildiği üzere maddi anlamda kesinleşmemiş olup, derdest olan eldeki davaya da uygulanması zorunludur.” denilmiş, aynı yöndeki içtihat, Yargıtay Hukuk Genel Kurulu’nun 21.03.2012 tarihli ve 2012/20-12 E., 2012/232 K. sayılı kararında da oy birliği ile kabul edilmiştir. Keza 21.01.2004 tarihli ve 2004/10-44 E., 2004/19 K. sayılı ve 03.02.2010 tarihli ve 2010/4-40 E., 2010/54 K. sayılı kararlarında da: “Uygulanması gereken bir kanun hükmü, hüküm kesinleşmeden önce Anayasa Mahkemesince iptaline karar verilirse, usulî kazanılmış hakka göre değil, Anayasa Mahkemesi'nin iptal sonrası oluşan yeni duruma göre karar verilebilecektir.” yönünde değerlendirme ve açıklama yapılmıştır.
Görüldüğü üzere, Anayasa Mahkemesi’nin somut norm denetimi neticesinde verdiği iptal kararlarının Resmî Gazete’de yayımlanması ile sonuç doğuracağı ve bu durumun da bozma kararına uyulmakla meydana gelen usulî müktesep hakkın istisnası olduğu ve eldeki tüm uyuşmazlıklara uygulanması gerektiği uyulması zorunlu yargısal içtihatlar ile kabul edilmiştir.
Anayasa’nın 153. maddesinin birinci fıkrasında herhangi bir denetim yolu tanınmamış ve Anayasa Mahkemesi kararlarının kesin olduğu belirtilmiş, beşinci fıkrada "İptal kararları geriye yürümez" kuralına yer verilmiştir.
Türk Anayasal sisteminde, "Devlete güven" ilkesini sarsmamak ve ayrıca devlet yaşamında bir kargaşaya neden olmamak, kazanılmış hakları korumak için iptal kararlarının geriye yürümezliği kuralı kabul edilmiştir. Böylece hukuksal ve nesnel alanda etkilerini göstermiş, sonuçlarını doğurmuş bulunan durumların, iptal kararlarının yürürlüğe gireceği güne kadarki dönem için geçerli sayılması sağlanmıştır. Bir kural işlemle kurulan statünün Anayasa Mahkemesi'nin iptal kararıyla ya da bir başka kural işlemle kaldırılması durumunda, bu statüye bağlı öznel (sübjektif) işlemlerin de geçersiz duruma düşmesi doğaldır. Dolayısıyla bu öznel işlemlerle, ortadan kalkan statüye dayanarak ileriye dönük haklar elde edilemez. Anayasa'nın bağlayıcılığı, Anayasa Mahkemesi kararlarına tüm devlet organlarının uyma zorunluluğu ve Anayasa'nın üstünlüğü ilkesi, Anayasa'ya aykırı bir kuralın aykırılığının saptanmasından sonra uygulama alanı bulmasını kesinlikle önler. Anayasa Mahkemesi iptal kararlarının zaman içerisindeki etkisi böylece çıkmakta ve "İptal kararlan geriye yürümez" kuralı belirtilen anlamı taşıyarak geçerli olmaktadır. Anayasa’nın 153. maddesindeki “İptal kararları geriye yürümez” kuralının, geriye yürümezlik kuralının, yalnız lafza bağlı kalınarak yorumlanması hukuk devleti ilkesine ve bu ilke içinde var olan adalet ve eşitlik ilkelerine aykırı sonuçlar doğurabileceği gibi itiraz yoluyla yapılacak denetimin amacına da ters olduğu aşikârdır. Ayrıca iptal kararının geriye yürümezliği kuralı çoğu zaman iptal kararlarını işlevini ve etkinliğini azaltmaktadır.
Yukarıda yapılan tespit, açıklama ve değinilen uyulması zorunlu yargısal içtihatlara göre somut uyuşmazlık ele alındığında;
AYM nin 09/10/2020 tarihli resmi gazetede yayınlanan 17/07/2020 tarihli ve 2019/40 esas 2019/40 sayılı kararına göre Karayolları Trafik Kanunu'nun zorunlu trafik sigortasına ilişkin 90 ve 92. maddelerinde yer alan, "Trafik Sigortası Genel Şartları" ifadelerini iptal ettiği,iptal kararı içerine göre sigorta şirketlerinin trafik kazalarından doğan tazminat sorumluluğunun öncelikle Karayolları Trafik Kanunu,Türk Borçlar Kanunu'nun haksız fiillere ilişkin hükümlerinin uygulanacağı, dolayısıyla trafik sigortası kapsamındaki tazminatların belirlenmesinde artık 'Genel Şartlar'ın kural olarak belirleyici olmayacağı, genel Şartlar"ın sadece Karayolları Trafik Kanunu ve Borçlar Kanunu'na aykırı olmayan hükümlerinin uygulanabileceği, dolayısıyla bu karardan sonra sigorta şirketlerinin tazminat sorumluluğunu azaltan 'Genel Şartlar'ın birçok hükmünün uygulanamaz hale geldiği görülmektedir.
Bu kapsamda açılan davalarda TBK nın haksız fiile ilişkin hükümleri,KTK kanunu hükümleri ile genel şartların bunlara aykırı olmayan hükümleri ile bu doğrultuda yeni genel şartlarla çeliştiği durumda Yargıtay'ın genel şartların yürürlüğe girmesinden önceki yerleşmiş içtihatları doğrultusunda uygulama yapılması gerekecektir.
Zorunlu mali sorumluluk sigortası sözleşmesinin konusu, karayolunda motorlu taşıt işletenin, motorlu taşıtın işletilmesi sebebiyle üçüncü kişilerin uğrayabileceği destekten yoksun kalma zararını, bedensel zararı ve/veya eşya zararını tazmin yükümlülüğünü teminat altına almaktır. Başka bir ifadeyle sigorta şirketinin bu sözleşme ile yüklendiği borç, işletenin motorlu taşıtın işletilmesi sebebiyle üçüncü kişilere zarar vermesi hâlinde doğacak tazminat borcunu sigorta teminat limiti dâhilinde ödeme borcudur. Sigorta şirketinin zorunlu mali sorumluluk sigortası sözleşmesinden doğan sorumluluğunun kapsamı düzenlenmemiş olup bu kapsamın idarenin düzenleyici nitelikte işlemi olan genel şartlar ile belirlenmesi öngörülmüştür. Böylece sigorta şirketinin zorunlu mali sorumluluk sigortası sözleşmesinden doğacak borcu, idare tarafından her zaman değiştirilebilir nitelikteki kurallar olan genel şartlara göre belirlenecektir. Borcun kapsamının tespiti hususunda temel çerçeve ve ilkelerin kanunda belirlenmediği, idareye geniş bir takdir yetkisinin tanındığı anlaşılmaktadır.
Mali sorumluluk sigortası sözleşmesinin içeriğine ilişkin düzenleme öngören itiraz konusu kuralların, sözleşmenin tarafları olarak motorlu taşıt işleten ile sigorta şirketinin yanında motorlu taşıt işletilmesi sebebiyle zarara uğrama riskine maruz kalan üçüncü kişilerin menfaatleri arasındaki dengenin dikkate alınarak değerlendirilmesi gerekmektedir. Motorlu taşıt işletilmesi sebebiyle üçüncü kişilerin zarara uğraması hâlinde işletenin tazminat borcunun kapsamı 6098 sayılı Kanun’un gerçek zararın tazminini öngören kurallarına göre belirlenmektedir. Bu tazminat borcunun ödenmesini teminat altına almak amacıyla zorunlu kılınan mali sorumluluk sigortası uyarınca sigorta şirketinin borcunun kapsamı ise itiraz konusu kurallarda atıf yapılan genel şartlara göre belirlenmektedir. Bu da zarar gören üçüncü kişi ve işleten aleyhine buna karşılık sigorta şirketi lehine menfaat dengesinin bozulmasına yol açabileceği gibi aksi durum da söz konusu olabilecektir. İşleten sorumluluk sigortası yaptırmış olmasına rağmen sigorta şirketi tarafından ödenen tazminat ile gerçek zarara karşılık gelen tazminat arasındaki farktan zarar görene karşı sorumlu olmaya devam edecektir. Zarar görenin sigorta şirketi tarafından tazmin edilmeyen zararı ise ancak işletenin ekonomik durumunun bu zararın karşılanması için yeterli olması hâlinde tazmin edilebilecektir. Şeklinde tezahür eden AYM İPTAL GERKÇESİNDE VURGULANDIĞI ÜZERE AYNI KAZA İLE İLGİLİ OLMAK ÜZERE İŞLETEN VE FİİLİ YAPAN KİŞİYE YÖNELİK AÇILAN DAVA İLE SİGORTANIN DAVALI OLMASI DURUMUNDA UYGULANACAK Yönetmelik ve hesaplama tablolarındaki farklılık sorumlular arasında eşitsizliğe ve idarenin tek taraflı olarak düzenleyici olan işlemlerin sonucunda sorumlu olacak tazminat miktarlarında farklılık oluşturacaktır.
Bu halde Aym'ce verilen iptal kararı sonrası düzenlenecek maluliyet raporlarında 01/06/2015 tarihinden itibaren uygulanan genel şartların bu halde genel şartlarla belirlenen özürlülük ölçütü yönetmeliği ile engelliler yönetmeliğinin uygulanma imkanı kalmadığından;
Adli Tıp Kurumu İhtisas Dairesi veya Üniversite Hastanelerinin Adli Tıp Anabilim Dalı bölümleri gibi kuruluşlardan, çalışma gücü kaybı olduğu iddia edilen kişide bulunan şikayetler dikkate alınarak oluşturulacak uzman doktor heyetinden, haksız fiilin gerçekleştiği tarihte yürürlükte olan hükümlere göre ,haksız fiil tarihi 11/10/2008 tarihinde önce ise Sosyal Sigortalar Sağlık İşlemleri Tüzüğü, 11/10/2008 tarihi ile 01/09/2013 tarihleri arasında ise Çalışma Gücü ve Meslekte Kazanma Gücü Kaybı Oranı Tespit İşlemleri Yönetmeliği, 01/09/2013 tarihinden sonra ise Maluliyet Tespiti İşlemleri Yönetmeliği (ancak Maluliyet Tespiti İşlemleri Yönetmeliği hükümlerine göre rapor düzenlenmesi teknik olarak mümkün olmadığı bu dönem için de yine 11 Ekim 2008 tarih ve 27021 sayılı Resmi Gazetede yayımlanan Çalışma Gücü ve Meslekte Kazanma Gücü Kaybı Oranı Tespit İşlemleri Yönetmeliği uygulanacak) hükümlerine uygun olarak düzenlenmesi gerekir.Kökleşmiş Yargıtay 17. HD uygulaması ve içtihatlarına göre maluliyet raporlarının düzenlenmesinde haksız fiilin gerçekleştiği tarihte yürürlükte olan yönetmelik ve yasa hükümlerine göre değerlendirme yapılması gerekmektedir.Nitekim Yargıtay 17 HD nin 2016/16240 esas 2019/7273 karar 2016/15369 esas 2019/6853 karar sayılı ilamları.
Keza Düzenlenecek aktüerya raporlarına ilişkin olarak da genel şartlar ile getirilen TRH 2010 ve 1,8 teknik faizin ve bu genel şartlarla belirlenen vergilendirilmiş belgeli gelir, olmadığı takdirde asgari ücretin kazanç olarak nazara alınacağı düzenlemesinin uygulanma ihtimali kalmadığı gözetilerek ;
Yargıtay Hukuk Genel Kurulu'nun 1989/4-586 Esas,1990/199 K sayılı kararı ve Yargıtay 17. Hukuk ve 4 Hukuk dairesinin yerleşik içtihatları gereği, Population Masculine Et – Feminine (PMF 1931) Tablosu esas alınarak davacının veya müteveffanın muhtemel yaşam süresinin belirlenmesi; davacının veya müteveffanın muhtemel gelirinin her yıl için % 10 artırılıp % 10 iskonto edilmesi ile belirlenecek peşin değeri esas alınıp işleyecek dönem tazminat hesabı yapılması , davacının veya müteveffanın asgari ücret üstünde kazancı olduğunun iddia edilmesi durumunda kaza tarihindeki gelirine dair delillerini ibrazının sağlanması, varsa; ilgili meslek odaları ve meslek kuruluşlarından,vergi dairesinden ,işyerinden kaza tarihindeki sürekli ve net kazanç durumunun sorulması, geriye doğru maaş bordrosu ve sosyal güvenlik kayıtlarının getirtilmesi, davacının veya müteveffanın kaza tarihinde fiili olarak çalışmadığının belirlenmesi halinde asgari ücretin gözönüne alınacağının düşünülmesi gerekmektedir.
Bu halde, mahkemece AYM iptal kararı doğrultusunda belirlenen esaslara göre PMF yaşam tablosu ve Progressif Rant sisteminin esas alındığı aktüer raporunun yerine TRH yaşam tablosunun esas alınması hatalı olmakla birlikte davacının ıslahında PMF yaşam tablosuna göre yapılan hesabının esas alındığı ve buna göre hüküm kurulduğu anlaşılmakla neticeten, bu sebeple kaldırma yapılmasına gerek kalmamış, ancak hatalı gerekçe nedeniyle tarafların istinafının kabulü gerekmiştir.
- Davalıların, sorumluluğa ve sigorta ödemelerine yönelik itirazının incelenmesinde;
ZMSS yasaca yapılması zorunlu kılınan bir sorumluluk sigortası türüdür. Bu sebepledir ki, sigorta şirketinin sorumluluğu, sigortalı araç sürücüsünün kusuru oranında ve poliçe limitiyle sınırlıdır.Yine benzer düzenleme İMM için de bulunmaktadır.
Zorunlu Karayolu Taşımacılık Mali Sorumluluk Sigortası Genel Şartları'nın "Tazminat Ödemesinde Öncelikli Sigorta" başlığını taşıyan B.8. maddesinde ise; "Meydana gelen zarar, öncelikle bu sigortadan karşılanır. Sigorta sözleşmesinin hiç yapılmamış olması, yapılmış fakat geçersiz hale gelmiş olması, süresinin bitmiş olması veya meydana gelen zararın bu sigorta teminatlarının üzerinde bulunması halinde teminatların üzerinde kalan kısım için; sırasıyla 13/10/1983 tarih ve 2918 sayılı Karayolları Trafik Kanunu'na göre yapılması zorunlu olan mali sorumluluk sigortasına ve varsa ihtiyari mali sorumluluk sigortasına başvurulur" denilmektedir.
Yukarıda izah edilen sıralı sorumluluk esasına göre, davalı ihtiyari mali mesuliyet sigortacısına, ancak zorunlu mali sorumluluk sigortası limitinin üzerinde bir zararın tespiti halinde, limitin üzerinde kalan kısım yönünden başvurulabileceği, başka bir anlatımla, davalının uğradığı bedeni zararlar, kazaya karışan aracın zorunlu mali sorumluluk sigortası kapsamında ise, bu aracın ihtiyari mali mesuliyet sigortacısının sorumluluğunun doğmayacağı gözetilmelidir.(YARGITAY 17. Hukuk Dairesi2016/19863 E 2019/8406 K)
Somut olayda Mahkemece, ZMMS olan davalı .....'nın kaza tarihindeki teminat limitinin 430.000-TL olduğu, gerek davadan önce yapmış olduğu ödeme gerekse Mahkemece hükmedilen tazminat miktarı nazara alındığında belirtilen teminat limitini aşmadığı nazara nazara alınarak, davalı İMMS olan .....'ya yönelmeye gerek kalmamış bulunduğundan, onun yönünden davanın reddi gerekirken Mahkemece, davalının itirazlarına rağmen bu yönde herhangi bir inceleme ve değerlendirme yapılmaksızın onun yönünden de diğer trafik sigortacı ile birlikte müteselsilen kabul karar verilmesi usul ve yasaya, yukarıda yazılı ilkeye açık ihlal niteliği taşıdığından, davalı .....'nın istinafının kabulü ile davalı ... bakımından davanın reddine dair aşağıda yeniden hüküm tesisi gerekmiştir.
Ayrıca; davalı ..... ödemelerine yönelik itirazda;
2918 sayılı KTK'nun 111. maddesi uyarınca, tazminat miktarlarına ilişkin olup da yetersiz veya fahiş olduğu açıkça belli olan anlaşmalar veya uzlaşmalar yapıldıkları tarihten itibaren 2 yıl içinde iptal edilebilirler. Yasa’nın bu hükmünden yararlanmak için ibra belgesinin iptalinin açıkça ve ayrıca istenmesine gerek olmayıp, dava sırasında bu husus ileri sürülebileceği gibi, yapıldığı tarihten itibaren 2 yıl içinde hükümlerinin kabul edilmediğine ilişkin bir irade açıklaması da yeterlidir. Yasada belirtilen 2 yıllık süre, hak düşürücü süre olup mahkemece re'sen dikkate alınması gerekir.
Somut olayda, her ne kadar davalı sigorta tarafından daha önce yapıldığı, borcun kalmadığından ve ödeme tarihine göre ayrıca hesap yapılması gerektiği ileri sürülmüş ise de, yapılan ödeme sonucunda gelen hasar dosyalarında herhangi bir ibraname bulunmadığı gibi davalı sigortanın da bu yönde herhangi bir iddiası da bulunmadığından bu haliyle karşı taraftan ibraname alındığı iddia ve ispat edilmediğinden yapılan ödemelerin makbuz hükmünde olup ödeme tarihinden itibaren yasal faiz işletilerek bakiye tazminat alacağı belirlenmesi yerinde olup, buna yönelik davalı itirazının reddi gerekmiştir.
-Davalı ..... Sigortanın, usulüne uygun başvuru yapılmadığı ve temerrüt istinafında;
2918 sayılı KTK'nın 97.maddesinde, 6704 Sayılı Kanunun 5.maddesi ile yapılan değişiklik neticesinde, 97.maddenin eski metninde, zarar görenin zorunlu mali sorumluluk sigortasında ön görülen sınırlar içinde doğrudan doğruya sigortacıya karşı talepte bulunabileceği gibi, dava açabilme hakkı mevcut iken 6704 Sayılı Kanunun 5.maddesi ile yapılan değişiklik sonucunda madde hükmü "Zarar görenin Zorunlu Mali Sorumluluk Sigortasında öngörülen sınırlar içinde dava yoluna gitmeden önce ilgili sigorta kuruluşuna yazılı başvuruda bulunması gerekir. Sigorta kuruluşunun başvuru tarihinden itibaren en geç 15 gün içinde başvuruyu yazılı olarak cevaplamaması veya verilen cevabın talebi karşılamadığına ilişkin uyuşmazlık olması halinde, zarar gören dava açabilir veya 5684 Sayılı Kanun çerçevesinde tahkime başvurabilir" denilmiştir.
Yukarıda maddede yapılan değişiklikle, zarar gören hak sahipleri ZMMS sigortacısına karşı artık doğrudan dava açamayacaklardır. Öncelikle sigortacıya tazminatın ödenmesi için genel şartlarda belirtilen belgeler ile yazılı olarak başvuracaklar ve yazılı başvurudan itibaren 15 gün içinde kendilerine cevap verilmez ya da verilen cevap hak sahibinin talebini karşılamaz ise, hak sahibi tazminat için dava açabileceği gibi tahkime de başvurabileceklerdir. Bu hali ile trafik kazaları nedeniyle zarara uğrayanlar sigortaya davadan açmadan önce mutlaka sigortacıya yazılı başvuruda bulunmak zorundadırlar. Dava açabilmeleri için yazılı başvurudan itibaren 15 günlük sürenin dolmuş olması gerekmektedir. Bu sebeplerle davadan önce yazılı başvuruda bulunmak ve başvurudan itibaren 15 günlük sürenin geçmesi ZMMS sigortacısına tazminat davası açılmasının ön şartıdır. Bu husus anılan maddenin değişiklik gerekçesinde vurgulanmıştır.
6100 sayılı HMK'nın dava şartlarının düzenlendiği 114.maddesinin 2.fıkrasındaki düzenlemeye göre "Diğer kanunlarda yer alan dava şartlarına ilişkin hükümler saklıdır".
HMK 115. maddenin 1.fıkrasında ise, "Mahkeme, dava şartlarının mevcut olup olmadığını, davanın her aşamasında kendiliğinden araştırır. Taraflar da dava şartı noksanlığını her zaman ileri sürebilirler." denilmiş,
2.fıkrada ise, "Mahkeme, dava şartı noksanlığını tespit ederse davanın usulden reddine karar verir." düzenlemesi mevcut olup;
6407 sayılı Kanunla değişik 2918 sayılı KTK'nın 97. maddesinde zarar görenin, zorunlu mali sorumluluk sigortasında öngörülen sınırlar içinde dava yoluna gitmeden önce ilgili sigorta kuruluşuna yazılı başvuruda bulunması gerektiği, sigorta kuruluşunun başvuru tarihinden itibaren en geç 15 gün içinde başvuruyu yazılı olarak cevaplamaması veya verilen cevabın talebi karşılamadığına ilişkin uyuşmazlık olması hâlinde, zarar görenin dava açabileceği veya 5684 sayılı Kanun çerçevesinde tahkime başvurabileceği düzenlenmiştir.
Somut uyuşmazlıkta, davalı nezdinde zorunlu mali sorumluluk poliçesiyle sigortalı araç nedeniyle meydana gelen trafik kazasın nedeniyle davacıların, dava tarihinden önce davalı sigorta şirketine belgeler ile birlikte başvuru dilekçesi ile başvurdukları, sigorta şirketinin hasar dosyası açtığı ancak belirttiği biçimde alınmasını istediği maluliyet raporu nedeniyle ödeme yapmadığı, bilahare eldeki davanın açıldığı anlaşılmıştır.
Dava açmadan önce sigorta şirketine başvuru yapılmasına dair adı geçen yasanın 97. maddesinde bu belgelere yer verilmediği gibi davacının başvuru dilekçesinde eklenmesi gereken diğer belgeleri ekleyerek başvuru yaptığı, buna ilişkin hasar dosyası da oluşturularak ödeme dahi yapıldığı, davacının dava açmadan önce yasada öngörülen sigortaya başvuru koşulunu yerine getirdiği gibi ödemeden itibaren sekiz günlük süre de gözetilerek faiz başlangıç tarihinin usule uygun belirlendiği sonucuna ulaşıldığı, bu halde yasada belirtilen başvuruya ilişkin ön koşulun yerine getirildiği açıktır. Bu sebeplerle, davalı tarafın itirazı yerinde değildir.
-Davalı .....'ın, SGK ödemesi araştırılmadığı itirazında;
Davacının gelen SGK yazı cevaplarına göre herhangi bir ödeme almadığı bildirildiğinden buna yönelik itirazlar yersizdir.
-Davalı Sigortanın, müterafik kusura ilişkin itirazında;
Trafik Tespit Tutanağı'nda davacının kaskının takılı olup olmadığı belirli olmamakla birlikte ölüm muayene tutanağında ölüm sebebinin ağırlıklı olarak künt göğüs travması ve göğüs kemik kırıkları olduğu belirtilmekle kask ve koruyucu ekipman takılmaması durumunda dahi kask ve koruyucu ekipmanın takılmamasının ölümde etken olmadığı anlaşılmakla, buna ilişkin itirazların reddi gerekmiştir.
Bu nedenle, davalılar ..... ve ..... vekilinin istinaf başvurusunun KABULÜNE, ilk derece mahkemesi kararının kaldırılmasına, HMK.nın 353/1-b.2. maddesi gereğince yeniden esas hakkında hüküm kurulmasına karar vermek gerekmiştir.
H Ü K Ü M : Gerekçesi yukarıda açıklandığı üzere;
Davalı ..... ve ..... A.Ş vekilinin istinaf başvurusunun yukarıda belirtilen gerekçeler doğrultusunda kabulü ile incelenen kararın HMK’nin 353/1-b maddesinin (2) numaralı alt bendi uyarınca düzeltilmek üzere KALDIRILMASI VE DÜZELTİLEREK YENİDEN ESAS HAKKINDA HÜKÜM KURULMAK suretiyle; (İnfazda tereddüt oluşmaması için itiraz edilmeyen ve kesinleşen kısımlar korunmak suretiyle)
Davanın KISMEN KABULÜ İLE;
1-Taleple bağlı kalınarak 203.119,13 TL destekten yoksun kalma tazminatının davalılar sürücü ve işleten yönünden kaza tarihi olan 06/07/2021 tarihinden, davalı ..... Şirketi yönünden sigorta limitleri dahilinde ve 16/11/2021 temerrüt tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte davalılar ....., ..... San.Tic. Ltd. Şti ve .....'dan müştereken ve müteselsilen tahsili ile davacıya ödenmesine,
2-Cenaze ve defin giderlerine ilişkin talebin REDDİNE,
3-Davalı ..... A.Ş yönünden davanın reddine,
İlk Derece Yargılaması Yönünden;
4-Alınması gereken 13.875,06 TL karar ve ilam harcına karşılık peşin alınan 179,90 TL harç, 3.452,00 TL ıslah harcının mahsubu ile 10.243,16 TL'nin davalılar ....., ..... San.Tic. Ltd. Şti ve .....'dan müştereken ve müteselsilen tahsili ile hazineye irat kaydına,
5-Davacı tarafından yatırılan 179,90 TL başvurma harcı, 25,60 vekalet harcı, 179,90 TL peşin harç, 3.452,00 TL ıslah harcı olmak üzere toplam 3.837,40 TL'nin davalılar ....., ..... San.Tic. Ltd. Şti ve .....'dan müştereken ve müteselsilen alınarak davacıya verilmesine,
6-Davacı tarafından yapılan yargılama gideri 3.000,00 TL bilirkişi ücreti, 2.940,00 TL Adli Tıp rapor ücreti ile posta tebligat gideri 1.112,25 TL toplamı olan 7.052,25 TL 'den kabul red oranına göre hesaplanan 6.981,72 TL'nin davalılar ....., ..... San.Tic. Ltd. Şti ve .....'dan müştereken ve müteselsilen alınarak davacıya verilmesine, bakiye giderin davacı üzerinde bırakılmasına,
7-Davacı kendisini bir vekille temsil ettirdiğinden Avukatlık Asgari Ücret Tarifesine göre belirlenen 32.467,87 TL vekalet ücretinin davalılar ....., ..... San.Tic. Ltd. Şti ve .....'dan müştereken ve müteselsilen alınarak davacıya verilmesine,
8-Davalılar ..... A.Ş., Ve ..... Şti. kendisini bir vekil ile temsil ettirdiğinden yürürlükteki Avukatlık Ücret Tarifesi gereğince reddedilen kısma göre takdir edilen 5,00 TL ücreti vekaletin davacıdan alınarak davalılara verilmesine,
9-Davalı ..... A.Ş kendisini vekil ile temsil ettirdiğinden yürürlükte bulunan AAÜT gereğince takdir edilen 30.000 TL vekalet ücretinin davacıdan alınarak bu davalıya verilmesine,
10-Davacı tarafından yatırılan ve dosyada bakiye kalan gider avansının karar kesinleştiğinde davacıya iadesine,
11-6325 sayılı Hukuk Uyuşmazlıklarında Arabuluculuk Kanunu'nun 18/A maddesinin 13. Bendine göre; arabuluculuk faaliyeti sonunda taraflara ulaşılamaması, taraflar katılmadığı için görüşme yapılamaması veya iki saatten az süren görüşmeler sonunda tarafların anlaşamamaları hâllerinde iki saatlik ücret tutarı tarifenin birinci kısmına göre Adalet Bakanlığı bütçesinden ödendiğinden ve bu ücret ve ayrıca adliye arabuluculuk bürosu tarafından yapılmış zaruri giderler de Adalet Bakanlığı bütçesinden karşılandığından ve bu giderler de yargılama gideri sayıldığından buna göre hazineden ödenen toplam 3.280,00 TL arabuluculuk ücretinin 3.247,20 TL'si davalılar ....., ..... San.Tic. Ltd. Şti ve .....'dan müştereken ve mütesilsilen, 32,80 TL'sinin davacıdan alınarak Hazine’ye gelir kaydına (harç tahsil müzekkeresi yazılmasına).
İstinaf Yargılaması Yönünden;
12-İstinaf başvurma harcı dışında istinaf peşin harcı olarak alınan istinaf karar harcının talep halinde davalılar ..... ve ..... A.Ş'ye iadesine,
13-Davalı ..... A.Ş tarafından yapılan 1.169,40 TL istinaf başvuru giderinin davacıdan tahsili ile bu davalıya ödenmesine,
14-Davalı ..... A.Ş tarafından yapılan 1.169,40 TL istinaf başvuru giderinin davacıdan tahsili ile bu davalıya ödenmesine,
15-Davacılar tarafından istinaf aşamasında yapılan yargılama giderlerinin davacılar üzerinde bırakılmasına,
16-İstinaf incelemesi sırasında duruşma açılmadığından vekalet ücreti takdirine yer olmadığına,
17-HMK'nın 359/3. fıkra gereği kararın tebliği ile 302/5. fıkrası gereği harç tahsil müzekkeresi yazılması ve tebliğ işlemlerinin İLK DERECE MAHKEMESİ tarafından yapılmasına,
Dair, 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun 362. maddesi gereğince; (544.000,00) Türk Lirasını geçmeyen davalara ilişkin kararlar hakkında temyiz yoluna başvurulamayacağından miktar itibari ile KESİN olmak üzere dosya üzerinde yapılan inceleme sonunda oy birliği ile karar verildi.11/04/2025
....
Başkan
...
e-imzalı
....
Üye
...
e-imzalı
....
Üye
...
e-imzalı
....
Katip
...
e-imzalı
Bu evrak 5070 sayılı Yasa kapsamında elektronik imza ile imzalanmıştır.