T.C. KONYA BAM 6. HUKUK DAİRESİ
T.C.
KONYA
BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ
6. HUKUK DAİRESİ
DOSYA NO:
KARAR NO:
T Ü R K M İ L L E T İ A D I N A
İ S T İ N A F K A R A R I
BAŞKAN: ... (...)
ÜYE: ... (...)
ÜYE: ... (...)
KATİP: ... (...)
İNCELENEN KARARIN
MAHKEMESİ: KONYA. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ
TARİHİ: 19/01/2023
NUMARASI: Esas Karar
İSTİNAF EDEN DAVACI: ...
VEKİLİ: Av. ... -
İSTİNAF EDEN DAVALI:
VEKİLİ: Av. ... -
DAVA: İtirazın İptali
İSTİNAF KARARININ
KARAR TARİHİ: 24/01/2024
YAZIM TARİHİ: 25/01/2024
Davacı tarafından davalı aleyhine Konya .. Asliye Ticaret Mahkemesi'nin .. Esas sayılı dosyası ile açılan itirazın iptali davasında 19/01/2023 tarihinde tesis edilen davanın kısmen kabulüne ilişkin karara karşı, tarafların istinaf kanun yoluna başvurmaları üzerine, üye hakimin görüşleri alındıktan sonra dosya incelendiğinde;
DAVA: Davacı vekili dava dilekçesinde özetle; davalı şirket hakkında Konya .. İcra Dairesi'nin .. Esas sayılı dosyası ile ilamsız icra takibi başlatıldığını, davalı şirket tarafından takibe, borca, yetkiye ve ferilerine itiraz edildiğini ve takibin durdurulduğunu, müvekkili şirketin davalı şirketten alacaklı bulunduğunu, taraflar arasında ticari ilişkinin bulunduğunu, ticari defter kayıtlarında bu hususun belli olduğunu, davalı borçlunun takas talebinde bulunduğu İstanbul .. Asliye Ticaret Mahkemesi'nin .. Esas .. Karar sayılı ilamının gerek davalı borçlu şirket gerekse müvekkili şirket tarafından temyiz edildiğini ve henüz kesinleşmediğini, bu nedenle takas talebinin reddinin gerektiğini, takas talebinin haksız ve yersiz olduğunu, açıklanan nedenlerle itirazın iptali ile alacağın %20'sinden az olmamak üzere tazminata hükmedilmesine karar verilmesini talep ve dava etmiştir.
CEVAP: Davalı vekili cevap dilekçesinde özetle; müvekkili şirket tarafından takip ve davalarda İstanbul Anadolu İcra Müdürlüğü ve Mahkemelerinin yetkili olduğunu, müvekkili şirketin davaya konu edilen tutarda bir borcunun bulunmadığını, aksine müvekkili şirketin davacıdan alacaklı olduğunu, taraflar arasında akdedilen İşleticilik Anlaşması'nın 19.maddesi uyarınca ticari münasebet nedeni ile borç ve alacak durumunun BP'nin defter ve kayıtları esas alınarak belirleneceğinin kabul edildiğini, bu kapsamda davacının sadece kendi defter ve kayıtlarına dayalı olarak alacağını ispatlamasının mümkün olmadığını, İstanbul . Asliye Ticaret Mahkemesi'nin...Esas ... Karar sayılı ilamı ile hüküm altına alınmış alacağından bu kısmın takası/mahsubu neticesinde alacaklı görünen tarafın müvekkilinden alacağının bulunmadığının sabit olduğunu ve açıkladığı nedenlerle davanın reddi ile %20'den aşağı olmamak üzere tazminata mahkum edilmesine karar verilmesini talep etmiştir.
İlk derece mahkemesince 18/06/2020 tarihinde verilen karar Dairemizin 21/11/2022 tarih .. Esas ..Karar sayılı ilamı ile eksik inceleme ile kaldırılarak ilk derece mahkemesine gönderilmiştir.
İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI ÖZETİ: İlk derece mahkemesince; "...Tüm dosya kapsamı ve toplanan deliller bir bütün halinde değerlendirildiğinde; her iki tarafın usulüne uygun tutulan ticari defterlerine göre davacının takip tarihi itibariyle 37.352,41 TL alacaklı olduğu, her ne kadar takip tarihinden sonraki süreçte davalı defterlerinde davacının borçlu olduğuna yönelik kayıt bulunmakta ise de bu kaydın İstanbul.. Asliye Ticaret Mahkemesi'nin.. Esas, .. Karar sayılı dosyasına konu ihtilafa ilişkin olduğu, bu dosyanın infaz edilmesi karşısında davalı defterlerindeki bu kayda itibar edilmesinin mümkün olmadığı, dolasıyla davacının takip tarihi itibariyle davalıdan 37.352,41 TL alacaklı olduğu sonucuna varıldığından davalının takibe itirazının bu tutar üzerinden iptaline karar vermek gerekmiştir. Davacının işlemiş faiz talebi yönünden yapılan incelemede; davalının takipten önce usulünce temerrüde düşürülmediği, her ne kadar davacı tarafça cari hesap sözleşmesi gereğince işlemiş faiz alacağının da hüküm altına alınması gerektiği iddia edilmiş ise de taraflar arasında yazılı bir cari hesap sözleşmesinin bulunmadığı, cari hesap sözleşmelerinin yazılı şekilde yapılması gerektiği ve bu şartın geçerlilik şartı olduğu, taraflar arasında imzalanan 23/02/2006 tarihli sözleşmenin de cari hesap sözleşmesi niteliğinde olmadığı anlaşılmakla davacının işlemiş faiz alacağı talebinin reddine karar vermek gerekmiştir.
Davacı feri nitelikte icra inkar tazminatına hükmedilmesini de talep etmiştir. 2004 sayılı İKK'nin 67. Maddesi uyarınca icra inkar tazminatına hükmedilebilmesi için takibe itirazın haksız olması tek başına yeterli olmayıp, aynı zamanda alacağın da likit nitelikte olması gerekmektedir. Mahkememizce takibe konu alacak likit nitelikte kabul edildiğinden hükmedilen alacağın %20'si oranında davacı lehine icra inkar tazminatına hükmedilmiştir.
Her ne kadar davalı vekili 19/01/2023 tarihli celsede müvekkilinin dava tarihi ve önceki karar tarihi olan 18/06/2020 tarihinde davacıdan alacaklı olduğunu ifade ederek, icra inkar tazminatına hükmedilmesinin mümkün olmadığını savunmuş ise de belirtildiği üzere icra inkar tazminatına hükmedilebilmesi için takibe itirazın haksız olması gerekmekte olup, somut olayda takibe itiraz tarihi itibariyle davacının alacaklı olduğunun sabit olması karşısında davalı vekilinin bu savunmalarına itibar edilmemiştir.
Davalının tazminat istemi yönünden yapılan değerlendirmede ise takibin haksız ve kötü niyetli olduğunun kabulü mümkün olmadığından davalının tazminat isteminin yerinde olmadığı sonucuna varılmış ve davalının tazminat isteminin reddine karar verilmiştir..." gerekçesiyle davanın kısmen kabul kısmen reddi ile; Konya ... İcra Müdürlüğü'nün .. E sayılı takibine davalı tarafından yapılan itirazın iptali ile takibin 37.352,41 TL asıl alacağın davalıdan tahsili yönüyle aynen devamına, fazlaya ilişkin talebin reddine, 37.352,41 TL'nin % 20'si oranında hesaplanan 7.470,48 TL icra inkar tazminatının davalıdan alınarak davacıya verilmesine, davalının tazminat talebinin reddine karar verilmiştir.
İSTİNAF SEBEPLERİ: Davacı vekili istinaf dilekçesinde özetle; dosya kapsamında alınan bilirkişi raporunda müvekkili ile davalı şirket arasındaki ticari ilişkinin 06.07.2011 tarihinde sona erdiğini, müvekkilinin, davalıdan 24.06.2011 tarihi itibariyle nihai olarak alacağının 37.352,41 TL olduğunun tespit edildiğini, yapılan bu tespit bizzat davalı yanın defter kayıtları ile de ortaya çıktığını, davalı şirketin mahsup talebinin yerinde olmadığının sabit olduğunu, davalı hiçbir aşamada mahsup talebini kabul etmemiş, ancak mahkemede zaman kazanma adına ilk aşamadan başlayarak sürekli mahsup söyleminde bulunmuş, fiiliyatta ise hiçbir ödemeden mahsubu kabul etmemiş, İstanbul .Ticaret Mahkemesi dosyasının tüm ödemelerini havale suretiyle nakden aldığını, yerel mahkeme müvekkilinin işlemiş faiz alacağını hususunda ret kararının yerinde olmadığını, taraflar arasında yapılan yazılı bayilik sözleşmesinde belirlenen cari hesap usulünün, yazılı bir cari hesap anlaşması vasfında olduğunu, bu sebeple müvekkilinin cari hesaba dayalı surette talep ettiği faiz alacağının yerinde olduğunu, davalının takipten önce temerrüde düşürülmediği gerekçesi mevcut cari hesap anlaşması gereği yerinde olmadığını, taraflar arasında ticari ilişkinin sona ermesine müteakip davalı yan müvekkilinin alacaklı olduğuna yönelik mutabakat mahiyetli muavin defter kaydını müvekkili şirkete fax suretiyle gönderilmiş, bu durumda davalı iradesini ortaya koyarak müvekkile 24.06.2011 tarihi itibariyle borçlu olduğunu kabul ve ikrar ettiğini, taraflar arasında yazılı cari hesap sözleşmesi bulunmadığı gerekçesiyle işlemiş faiz alacağı yönünden kurulan ret kararının yerine olmadığını, işlemiş faiz başlangıç tarihinin 24.06.2011 olarak belirlenmesi talepleri baki kalmak kaydıyla, takip tarihi dikkate alınmaksızın işlemiş faiz kaleminin tümü yönünden ret kararı verilmesinin hukuka aykırı olduğunu, öncelikle davanın tam kabulü gerekirken verilen kararın hatalı olduğunu, taraflar arasına yazılı bir cari hesaplama ilişkisi anlaşmasının bulunduğu gerçeğini belirterek, kısmen redde ilişkin davalı vekili lehine hükmedilen ücretin yerinde olmadığını, izah edilen sebeplerle taraflar arası sözleşme ile cari hesap ilişkisi yazılı sözleşme halinde bulunduğundan, ayrıca bir temerrüt şartı aranmaksızın müvekkilinin faiz alacağına da hükmedilmesi gerektiği, mahsup talebinin haksız kötüniyetli olduğunu, davanın tam kabulü gerekirken verilen kararın hatalı olduğunu, kararın düzeltilerek taleplerinin tümden kabulüne karar verilmesini talep etmiştir.
Davalı vekili istinaf dilekçesinde özetle; yerel mahkeme itirazın iptaline karar vermesinin ertesinde, alacağı kabul anlamına gelmemek kaydıyla haciz tehdidi nedeniyle müvekkili şirketin icra dosyasına konu borcu 28.07.2020 tarihinde icra müdürlüğüne ödendiğini, dosyanın infazla kapatıldığını, taraflar karara karşı istinaf yoluna başvurmuş olup, Konya BAM . Hukuk Dairesi'nin .. E. ..K. sayılı ilamında "....davalının takas talebinin incelenmemesi usul ve yasaya uygun olmadığı ...." gerekçesiyle müvekkili şirketin istinaf başvurusunun kabulüne ve yerel mahkeme kararın kaldırılmasına karar verildiğini, kaldırma kararı sonrası davanın kısmen kabulüne, davalı tarafından yapılan itirazın iptali ile takibin 37.352,41 TL asıl alacağın davalıdan tahsili yönüyle aynen devamına, 7.470,48 TL icra inkar tazminatının davalıdan alınarak davacıya verilmesine karar verildiğini, yerel mahkemece, kaldırma kararının gerekleri yerine getirilmeden karar tarihinden önce icra dosya borcunun ödendiği hususu dahi gözetilmeksizin davanın kısmen kabulüne dair karar verilmesinin usul ve yasaya aykırı olduğunu, işbu davayı görmeye yetkili yer İstanbul Anadolu Asliye Ticaret Mahkemesi olduğundan Konya.. Asliye Ticaret Mahkemesi kararının kaldırılması gerektiğini, yerel mahkemenin, müvekkili şirketin dava tarihi itibariyle davacıdan işbu davaya konu alacak tutarının çok üstünde alacaklı olduğu kesinleşmiş mahkeme kararıyla sabit olmasına rağmen takas-mahsup savunmasının reddine karar vermesinde hukuka uyarlık bulunmadığını, hal böyle iken müvekkili şirket tarafından yapılan ödeme neticesinde davanın konusuz kaldığı değerlendirilmeksizin itirazın iptaline karar vermesinde de hukuka uyarlık bulunmadığını, davacı tarafın iddiasının aksine müvekkilinin takipten önce temerrüde düşürülmediğini, davacının taraflar arasında cari hesap kullanımının söz konusu olduğu ve alacak sütununa kaydolundukları tarihten itibaren faiz işleyeceği iddiasının gerçek dışı olduğunu, davacı tarafın hukuki ve maddi dayanaktan yoksun istinaf taleplerinin reddi ile davanın kabulüne dair kısmın kaldırılarak davanın tümden reddine; aksi kanaatte olunması halinde konusuz kalan dava hakkında karar verilmesine yer olmadığına dair karar verilmesini talep etmiştir.
DELİLLERİN DEĞERLENDİRİLMESİ VE GEREKÇE:
Dava; itirazın iptali istemine ilişkindir.
İstinaf incelemesi; Kamu düzenini ilgilendiren konularda resen, diğer yönlerden HMK'nın 355.maddesi gereğince istinaf sebepleriyle sınırlı olarak yapılmıştır.
İspat yükü ile ilgili genel kuralı düzenleyen TMK’nın 6. maddesine göre; “Kanunda aksine hüküm bulunmadıkça taraflardan her biri dayandırdığı olguların varlığını ispatla yükümlüdür.” İspat yükü kenar başlıklı HMK’nın 190. maddesine göre; “İspat yükü, kanunda özel bir düzenleme bulunmadıkça, iddia edilen vakıaya bağlanan hukuki sonuçtan kendi lehine hak çıkaran tarafa aittir.Kanuni bir karineye dayanan taraf, sadece karinenin temelini oluşturan vakıaya ilişkin ispat yükü altındadır. Kanunda öngörülen istisnalar dışında, karşı taraf, kanuni karinenin aksini ispat edebilir.”
Belirtilen yasa hükümleri karşısında, alacağın tahsili için girişilen icra takibine itiraz üzerine açılan itirazın iptali davasında kural olarak ispat yükü davacı alacaklıya aittir. Bununla birlikte itirazın iptali davasında davalı borçlunun ödeme savunmasında bulunması ya da borcu ortadan kaldıran diğer itirazları ileri sürmesi halinde ispat yükü yer değiştirecek ve davalıya geçecektir.
6100 sayılı HMK'nın 222.maddesinde "(1) Mahkeme, ticari davalarda tarafların ticari defterlerinin ibrazına kendiliğinden veya taraflardan birinin talebi üzerine karar verebilir.(2) Ticari defterlerin, ticari davalarda delil olarak kabul edilebilmesi için, kanuna göre eksiksiz ve usulüne uygun olarak tutulmuş, açılış ve kapanış onayları yaptırılmış ve defter kayıtlarının birbirini doğrulamış olması şarttır. (3) İkinci fıkrada belirtilen şartlara uygun olarak tutulan ticari defter kayıtlarının sahibi ve halefleri lehine delil olarak kabul edilebilmesi için, diğer tarafın aynı şartlara uygun olarak tutulmuş ticari defterlerindeki kayıtların bunlara aykırı olmaması veya diğer tarafın ticari defterlerini ibraz etmemesi yahut defter kayıtlarının aksinin senet veya diğer kesin delillerle ispatlanmamış olması gerekir. (Ek cümle:22/7/2020-7251/23 md.) Diğer tarafın ikinci fıkrada yazılan şartlara uygun olarak tutulan ticari defterlerinin, ilgili hususta hiçbir kayıt içermemesi hâlinde ticari defterler, sahibi lehine delil olarak kullanılamaz. Bu şartlara uygun olarak tutulan defterlerdeki sahibi lehine ve aleyhine olan kayıtlar birbirinden ayrılamaz. (4) Açılış veya kapanış onayları bulunmayan ve içerdiği kayıtlar birbirini doğrulamayan ticari defter kayıtları, sahibi aleyhine delil olur.(5) Taraflardan biri tacir olmasa dahi, tacir olan diğer tarafın ticari defterlerindeki kayıtları kabul edeceğini belirtir; ancak, karşı taraf defterlerini ibrazdan kaçınırsa, ibrazı talep eden taraf iddiasını ispat etmiş sayılır...." hükmünün yer aldığı,
Türk Ticaret Kanunu'nun 21. maddesine göre fatura düzenlenmesi için öncelikle taraflar arasında akdi bir ilişkinin bulunmasının gerekli olduğu olgusudur. Madde hükmüne göre faturanın bir alacağın mevcudiyetine delil teşkil etmesi, karşı tarafa tebliğinden itibaren sekiz gün içinde hiçbir itiraza uğramamış olması koşuluna bağlıdır. Bunun için de öncelikle taraflar arasındaki sözleşme ilişkisinin varlığı gerekir.
Bir başka anlatımla, faturaya tebliğ tarihinden itibaren sekiz gün içinde (mücerret) itiraz edilmemiş olması hâli, sadece o faturanın -miktar ve fiyat yönünden- münderecatını kabul anlamını taşır, yoksa o faturada yazılı malın alıcıya mutlaka, daha önce teslim edilmiş olduğu anlamına gelmez; satıcının faturada yazılı malı alıcıya veya kanuni temsilcisine teslim ettiğini ayrıca ispat etmesi zorunludur (Doğanay, İ.: Ticari Alım-Satım Akdi ve Nevileri, Ankara 2003, s:52, Doğanay,İ: Faturanın Kapatılması, Delil Olma Özelliği ve Faturaya İtiraz Aylık Yaklaşım Dergisi Sayı 4, Nisan 1993, s:8-13).
6098 sayılı TBK’nın 102. maddesinde “Kanunen geçerli bir açıklama yapılmadığı veya makbuzda bir açıklık bulunmadığı durumda ödeme,muaccel borç için yapılmış olur. Birden çok borç muaccel ise ödemenin, borçluya karşı ilk olarak takip edilen borç için yapılmış olduğu kabul edilir. Takip yapılmamış ise ödeme, vadesi ilk önce gelmiş olan borç için yapılmış olur.” hükmünün yer aldığı,
Yargıtay Hukuk Genel Kurulu'nun 17/09/2019 tarih 2017/19-824 Esas 2019/885 Karar sayılı ilamında; "... Direnme yolu ile Hukuk Genel Kurulu önüne gelen uyuşmazlık; eldeki itirazın iptali davasında incelemenin takip ve dava konusu faturalarla sınırlı olarak mı yoksa taraflar arasındaki tüm ticari ilişki değerlendirilerek mi yapılması gerektiği noktasında toplanmaktadır.
Uyuşmazlığın çözümü bakımından öncelikle konu ile ilgili kavramların ve yasal düzenlemelerin incelenmesinde fayda bulunmaktadır.
6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu’nun (TTK) 89 ve 6762 sayılı TTK’nın 87. maddesine göre iki kişinin herhangi bir hukuki sebep veya ilişkiden doğan alacaklarını teker teker ve ayrı ayrı istemekten karşılıklı olarak vazgeçip bunları kalem kalem alacak ve borç şekline çevirerek hesabın kesilmesinden sonra çıkacak artan tutarı isteyebileceklerine ilişkin sözleşme cari hesap sözleşmesi olarak tanımlanmıştır. Aynı maddelerde cari hesap sözleşmelerinin yazılı yapılmadıkça geçerli olmayacağı belirtilmiştir. Buna göre, taraflar arasında yazılı bir cari hesap sözleşmesi bulunmadıkça TTK’nın cari hesaba ilişkin hükümleri uygulanamayacaktır.
Açık hesap ilişkisi ise önceki borçlar tahsil edilmemesine rağmen taraflar arasındaki ticari ilişkinin devam etmesi durumudur. Açık hesap ilişkisinde taraflar tek taraflı ya da karşılıklı olarak alacaklarını hesaba kaydedip belirli hesap dönemlerine bağlı kalmaksızın hesaplaşma yaptıklarından, bu ilişkiye TTK’daki cari hesaba ilişkin hükümleri uygulanamaz.
İtirazın iptali davası ise 2004 sayılı İcra ve İflas Kanunu’nun 67 ve devamı maddelerinde düzenlenmiştir.
Bu davanın açılabilmesi için gereken şartlar anılan Kanun'un 67. maddesinde gösterilmiş olup, buna göre ;
1-İlamsız takip yapılmış olması
2-Borçlunun bu takibe itiraz etmesi
3-Alacaklının, itirazın kaldırılması için İcra mahkemesine başvurmaması.
4-İtirazın alacaklıya (davacıya) tebliğinden itibaren alacaklının, 1 yıl içinde mahkemeye başvurmuş olması yasal koşullarının gerçekleşmesi gerekir.
Takip alacaklısı tarafından ödeme emrine süresi içinde itiraz etmiş olan takip borçlusuna karşı açılan itirazın iptali davasının konusu, icra takibi konusu edilen alacaklar olup, davanın amacı itirazla duran takibin devamını sağlamaktır. İtirazın iptali davası, yargılama usulü bakımından genel hükümlere tabidir. Davalı borçlunun icra dosyasında ileri sürdüğü itirazlar dışındaki itirazlarını da bu dava içinde ancak cevap süresi içinde ileri sürmesi olanaklıdır. Eğer cevap süresi içinde davalı/borçlu diğer itirazlarını ileri sürmezse mahkeme bunları kendiliğinden göz önüne alamaz, takibe itiraz edilirken bildirilen sebeplerle sınırlı araştırma yapmak durumunda kalır.
Dava yargılama usulü bakımından genel hükümlere tabi olduğundan; ispat külfeti normal bir alacak davasındaki ile aynıdır. Ancak her iki dava ispat yöntemleri ve hukuki sonuçları bakımından farklılıklar göstermektedir. Bu bağlamda belirtmek gerekirse; 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun 190. maddesi gereğince ispat yükü, kanunda özel düzenleme bulunmadıkça, iddia edilen vakıaya bağlanan hukuki sonuçtan kendi lehine hak çıkaran tarafa aittir. Bu genel kuralın dışında bazı hâllerde ispat yükü yer değiştirerek davalı tarafa geçer. Davacı ya da davalı iddiasını ya da savunmasını HMK’da belirtilen hükümlere göre ispat etmelidir. Buna göre yapılacak yargılama sonunda mahkemece verilecek karar ya davanın kabulü ya da reddine yönelik olacak; ancak takibin iptali ya da devamı hükmünü de içerecektir. Bu açıklamalar da göstermektedir ki, itirazın iptali davası, icra takibine sıkı sıkıya bağlı; itiraz üzerine duran icra takibinin devam edebilmesini sağlayan ve takip hukuku içinde olmakla birlikte, maddi hukuk ilişkisinin incelenerek uyuşmazlığı kesin hükümle sonuçlandıran bir davadır. Davanın takibe bağlılığı alacağın miktarı bakımından söz konusu olduğu gibi alacağın kaynağı bakımından da geçerlidir.
Kısmi ifaya ilişkin kurallar da (icra takibinin yapıldığı tarihte yürürlükte bulunan) 818 sayılı Borçlar Kanunu’nun 84 ve devamı maddelerinde düzenlenmiştir. Kanunun 85. maddesinin birinci fıkrasına göre birden fazla borcu bulunan borçlu, ödeme zamanında bu borçlardan hangisini tediye etmek istediğini alacaklıya beyan etme hakkını haizdir. Aynı Kanun’un 86. maddesine göre de yasal olarak geçerli bir beyan vaki olmadığı yahut makbuzda ödemenin hangi borca mahsup edileceği gösterilmediği takdirde, tediye muaccel olan borca mahsup edilir. Birden çok borç muaccel ise tediye, borçlu aleyhinde birinci olarak takip edilen borca mahsup edilir. İcra takibi yapılmamış ise tediye, vadesi daha önce gelmiş olan borca mahsup edilir. Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 03.05.2006 tarihli ve 2006/19-260 E., 2006/251 K., 09.06.2010 tarihli ve 2010/19-262 E. 2010/304 K, 27.01.2016 tarihli ve 2015/15-1830 E.,2016/98 K., 25.04.2018 tarihli ve 2017/19-903 E., 2018/974 K. sayılı kararlarında da bu yönde açıklamalar yer almaktadır.
Somut olayda, davacı yan, takip talebinde borcun dayanağı (borcun sebebi) olarak 16 adet fatura göstermiş ve alacaklı olduğunu bildirmiştir. Davalı yan ise takibe, borca ve yetkiye itiraz ettiğini, alacaklıya takip talebinde belirtilen faturalardan kaynaklanan borcunun bulunmadığını, alınan tüm malların bedelinin ödendiğini savunmuştur.
Yukarıdaki bilgiler ışığında takibe sıkı sıkıya bağlı olduğu özellikle vurgulanan itirazın iptali davasında, mahkemece, tarafların iddia, savunma ve delillerinin yalnızca takibe konu faturalar çerçevesinde değerlendirilip incelenerek varılacak uygun sonuç dairesinde bir karar verilmesinin gerektiği, aksi yönde yapılacak araştırmanın ise itirazın iptali davasının niteliği ile bağdaşmayacağı, ödeme defi nedeniyle ispat yükünün davalı tarafta bulunduğu, belirtilen usule göre yapılacak incelemede, davalının sunduğu ödeme belgelerinin takip konusu edilen faturalara ilişkin olup olmadığı hususunun ise BK’nın 85, 86. (TBK’nın 101, 102.) maddeleri uyarınca tayin edilmesi gerektiği, takibe sıkı sıkıya bağlı olma kuralı ile genel ispat kurallarının ve ispat yöntemlerinin birbiriyle karıştırılmaması gerektiği, bu maddelere göre tespit yapılacak olmasının takibe konu edilmeyen faturalar ve taraflar arasındaki tüm ilişki değerlendirilmesi anlamına gelmeyeceği hususları açık olduğundan, mahkemece önceki kararda direnilmesi doğru değildir.
Hukuk Genel Kurulunda yapılan görüşmeler sırasında itirazın iptali davasında alacağın varlığını ispatta genel hükümlerin uygulanacağı, açılan itirazın iptali davasında faturaların yanında ticari defterlere ve aralarındaki hesap ilişkisine de dayanıldığı, öte yandan davalının da borca itiraz ederek ödeme savunmasında bulunduğu, ancak ödemelerin hangi mallara ve hangi faturalara ilişkin olduğunun belirtilmediği, somut olay bakımından uygulanması gereken 818 sayılı BK’nın 85. vd. maddeleri uyarınca alacaklının ödemeleri önceki muaccel alacaklarına sayma hakkı bulunduğundan zorunlu olarak taraflar arasındaki açık hesap ilişkisinin başından itibaren değerlendirilmesi ve dava konusu ödemelerin yapılmış olup olmadığının, yapıldı ise ödemelerin tamamen mi kısmen mi yapıldığının, hangi borca ilişkin olduğunun tespit edilmesinin gerektiği, bu nedenle taraflar arasındaki tüm ticari ilişki değerlendirilmek suretiyle inceleme yapılarak sonuca ulaşan yerel mahkeme direnme hükmünün onanması gerektiği görüşü ileri sürülmüş ise de; bu görüş yukarıda açıklanan gerekçelerle Kurul çoğunluğu tarafından benimsenmemiştir.
O hâlde Hukuk Genel Kurulunca da benimsenen Özel Daire bozma kararına uyulmak gerekirken, önceki kararda direnilmesi usul ve yasaya aykırıdır. Bu nedenle direnme kararı bozulmalıdır..." hususlarının belirtildiği,
Davacının istinaf başvuru talebinin incelenmesinde; taraflar arasında yazılı bir cari hesap sözleşmesinin bulunmadığı, davacının davalıyı takip tarihinden önce temerrüde düşürdüğünü ispat edemediği anlaşıldığından davacının istinaf başvuru talebinin HMK'nın 353/1.b.1 maddesi gereğince esastan reddi gerekmiştir.
Davalının istinaf başvuru talebinin incelenmesinde; taraflar arasında akdi ilişki bulunduğundan davalının yetki itirazının yerinde olmadığı, somut olayda davacının açık hesaptan kaynaklanan alacağın tahsili için Konya ... İcra Müdürlüğü'nün... (önceki esası: ...) Esas sayılı dosyasında yaptığı takibe davalının yaptığı itirazın iptalini talep ettiği, incelenen taraf defterlerine göre davacının davalıdan 37.352,41 TL alacaklı olduğu, davalının defter kayıtlarının aleyhine delil olduğu, davalının borçlu olmadığını yazılı delille ispat edemediği, davalının takas talebinde bulunduğu İstanbul ..Asliye Ticaret Mahkemesi'nin... Esas .. Karar sayılı ilamının daha önce infaz edildiği, davalının ilk derece mahkemesince 18/06/2020 tarihinde verilen karardan sonra icra dosyasına ödeme yaptığı, Yargıtay ..Hukuk Dairesi'nin 17/04/2013 tarih... Esas .. Karar sayılı ilamında da belirtildiği gibi davanın konusuz kaldığından söz edilemeyceği, bu nedenle ilk derece mahkemesi kararının usul ve yasaya uygun olduğu anlaşıldığından davalının istinaf başvuru talebinin HMK'nın 353/1.b.1 maddesi gereğince esastan reddine ilişkin aşağıdaki şekilde hüküm kurulmuştur.
HÜKÜM: Gerekçesi yukarıda açıklandığı üzere;
1-Tarafların istinaf başvuru taleplerinin ESASTAN REDDİNE,
2-Alınması gereken 427,60 TL harçtan peşin alınan 179,90 TL harcın mahsubu ile bakiye 247,70 TL karar ve ilam harcının davacıdan tahsili ile hazineye irad kaydına,
3-Alınması gereken 2.551,54 TL harçtan peşin alınan 637,89 TL harcın mahsubu ile bakiye 1.913,65 TL karar ve ilam harcının davalıdan tahsili ile hazineye irad kaydına,
4-İstinaf incelemesi duruşmalı yapılmadığından ücret-i vekalet ile ilgili hüküm kurulmasına yer olmadığına,
5-İstinafa başvuranlar tarafından yapılan istinaf yargılama giderlerinin üzerlerinde bırakılmasına,
6-Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun 359/4. maddesi gereğince; kararın tebliği işlemlerinin ilk derece mahkemesi tarafından yapılmasına,
7-Dava dosyasının ilk derece mahkemesine gönderilmesine,
Dair, dosya üzerinde yapılan inceleme sonucunda 24/01/2024 tarihinde oybirliği ile HMK'nın 362/1-a maddesi gereğince kesin olarak karar verildi.
Başkan ...
e-imzalıdır
Üye ...
e-imzalıdır
Üye ...
e-imzalıdır
Katip ...
e-imzalıdır