T.C. KONYA BAM 6. HUKUK DAİRESİ
T.C.
KONYA
BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ
6. HUKUK DAİRESİ
DOSYA NO: ...
KARAR NO: ...
T Ü R K M İ L L E T İ A D I N A
İ S T İ N A F K A R A R I
BAŞKAN: ... (...)
ÜYE: ... (...)
ÜYE: ... (...)
KATİP: ... (...)
İNCELENEN KARARIN
MAHKEMESİ: Konya.... ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ
TARİHİ: 25/12/2024
NUMARASI: ... Esas- ... Karar
İSTİNAF EDEN DAVACI: ...
VEKİLLERİ: Av. ... & Av. ...
DAVALI: ...
VEKİLİ: Av. ...
DAVA: Menfi Tespit
İSTİNAF KARARININ
KARAR TARİHİ: 08/05/2025
YAZIM TARİHİ: 08/05/2025
Taraflar arasında görülen davada Konya.... Asliye Ticaret Mahkemesi'nin ... Esas - ... Karar sayılı kararın Dairemizce incelenmesi davacı vekili tarafından istenmiş ve istinaf dilekçesinin süresi içerisinde verildiği anlaşılmış olmakla, dosya içerisindeki dilekçe, layihalar, duruşma tutanakları ve tüm belgeler okunup, incelendikten ve üye hakimin görüşleri alındıktan sonra işin gereği görüşülüp, düşünüldü:
DAVA: Davacı vekili, davalının müvekkilinin kızı olduğunu, davalı tarafından müvekkili aleyhine Akşehir İcra Müdürlüğü'nün ... Esas sayılı dosyasından 53.000 EURO bedelli bonoya istinaden icra takibi başlatıldığını, müvekkilinin icra takibine konu bonoya ilişkin bir borcunun bulunmadığını, taraflar arasında bu bono bedeline ilişkin bir ticari ilişkinin de söz konusu olmadığını, takibe konu bono üzerindeki imzanın müvekkiline ait olmadığını, bono üzerindeki imzanın incelenmesi ile bu durumun ortaya çıkacağını, müvekkilinin ve davalının Almanya'da yaşadığını, müvekkilinin hastalığı sebebiyle Almanya'da hastanede yattığı dönemde davalı tarafından resmi işlemlerini yapmak ve evine bakmak bahanesi ile bir takım evraklar imzalattırıldığını, bu imzalanan evraklar içerisinde takibe konu bononun da bilinmeden imzalanmış olabileceğini, müvekkilinin bonodan icra takibi ile haberdar olduğunu, müvekkilinin mal varlığının ve maddi durumunun iyi olduğunu, davalıdan borç alması gibi bir durum da söz konusu olamayacağını, davalı hakkında Akşehir C. Başsavcılığının ... Soruşturma sayılı dosyası ile suç duyurusunda bulunulduğunu, davalının anlaşmazlığı bulunan diğer aile üyelerine karşı benzer yöntemlerle icra takipleri başlattığını ileri sürerek, müvekkilinin borçlu olmadığının tespiti ile takibin iptaline, davalının %20'den aşağı olmamak üzere kötü niyet tazminatına mahkum edilmesine karar verilmesini talep ve dava etmiştir.
CEVAP: Davalı vekili, davaya konu edilen Akşehir İcra Müdürlüğü'nün ... Esas sayılı dosyasına konu bononun müvekkili adına kayıtlı olan taşınmazın davacıya satılmasına karşılık verilmiş bir bono olduğunu, müvekkili adına kayıtlı taşınmazın 53.000 EURO bedelle davacıya satılarak tapu devrinin yapıldığını, davacının müvekkilinin babası olduğunu, hastane işlerinden dolayı hastaneye yakın bir ev almak istediğini, müvekkiline ait olan taşınmazın davacıya satış suretiyle verildiğini, söz konusu taşınmazın tapu kayıtlarının incelenmesinde müvekkili tarafından davacıya satışının yapıldığının tespit edilebileceğini, davacının Almanya'da çalışmış ve emekli olmuş biri kişi olduğunu, emeklilik sonrası Akşehir'e yerleştiğini, davacının Almanya'daki işlerinin halen vekalet verilmek suretiyle müvekkili tarafından idare edildiğini, davacının müvekkili dışındaki diğer çocuklarına taşınmaz devirleri yaptığını, aile arasında bu taşınmaz devirlerindeki adaletsiz tutumlar nedeniyle huzursuzluk olduğunu, müvekkilinin kardeşlerinin davacıyı etkilemeye çalıştığını, bonoya ilişkin Akşehir İcra Hukuk Mahkemesinde açılan davada alınan rapor ile bono üzerindeki imzanın davacıya ait olduğunun tespit edildiğini, icra hukuk mahkemesinde verilen ret kararının kesinleştiğini, müvekkilinin hakkı olan satmış olduğu dairenin bedelini talep ettiğini, davacının kendi üzerine tapuda tescil edilen taşınmaz bedelini ödeyip ödemediğine ilişkin bir beyanda bulunmadığını, senede karşılık senetle ispat zorunluluğunun olduğunu savunarak, davanın reddine ile davacı aleyhine kötü niyet tazminatına mahkum edilmesini talep etmiştir.
İLK DERECE MAHKEMESİ KARARININ ÖZETİ: Mahkemece "...Dava bonodan ve bonoya dayalı olarak başlatılan icra takibinden borçlu olunmadığının tespiti istemine ilişkindir.
Davalı tarafından davacı aleyhine Akşehir İcra Müdürlüğünün ... esas sayılı dosyası ile, keşidecisinin davacı ..., lehtarının davalı ... olduğu, 27/12/2020 tanzim ve 30/06/2022 vade tarihli, 53.000EURO bedelli bonoya dayalı olarak icra takibi başlatıldığı, davacı vekilince, söz konusu bonodaki keşideci imzasının müvekkiline ait olmadığı, müvekkiline hile yoluyla bu bononun imzalatılmış olabileceği, müvekkilinin davalıya borcunun olmasını gerektirir bir hukuki ilişkinin bulunmadığı hususlarını ileri sürülerek menfi tespit talebinde bulunulduğu, davalının ise vekili marifetiyle sunduğu dilekçelerinde yukarıda özetlendiği gibi davanın reddini savunduğu anlaşılmıştır.
İcra ve İflas Kanunu'nun 72.maddesi gereğince borçlu icra takibinden önce veya takip sırasında borçlu olmadığını ispat için menfî tespit davası açabilir. Kural olarak, bir vakıadan kendi lehine haklar çıkaran/iddia eden taraf, o vakıayı ispat etmeye mecburdur (4721 sayılı Türk Medeni Kanunu’nun 6.maddesi).
İspat yüküne ilişkin bu genel kural, menfi tespit davaları için de geçerlidir. Yani, menfi tespit davalarında da, tarafların sıfatları değişik olmakla beraber, ispat yükü bakımından bir değişiklik olmayıp, bu genel kural uygulanır. Bu davalarda da bir vakıadan kendi lehine haklar çıkaran (iddia eden) taraf o vakıayı ispat etmelidir.
Menfi tespit davasında borçlu ya borçlanma iradesinin bulunmadığını ya da borçlanma iradesi bulunmakla birlikte daha sonra ödeme gibi bir nedenle borcun düştüğünü ileri sürebilir. Borçlu borcun varlığını inkar ediyorsa, bu durumlarda ispat yükü davalı durumunda olmasına karşın alacaklıya düşer. Borçlu varlığını kabul ettiği borcun ödeme gibi bir nedenle düştüğünü ileri sürüyorsa, bu durumda doğal olarak ispat yükü kendisine düşecektir.
Menfi tespit davasında kural olarak, hukuki ilişkinin varlığını ispat yükü davalı/alacaklıdadır ve alacaklı hukuki ilişkinin (borcun) varlığını kanıtlamak durumundadır. Borçlu bir hukuki ilişkinin varlığını kabul etmiş, ancak bu hukuki ilişkinin senette görülenden farklı bir ilişki olduğunu ileri sürmüşse bu kez, hukuki ilişkinin kendisinin ileri sürdüğü ilişki olduğunu ispat külfeti davacı borçluya düşmektedir. Zira, davacı borçlu senedin bir hukuki ilişkiye dayanmadığını değil, başka bir hukuki ilişkiye dayandığını ileri sürmekte; temelde bir hukuki ilişkinin varlığını kabul etmektedir (Hukuk Genel Kurulu’nun 17.12.2003 gün ve E:2003/19-781, K:2003/768; 12.10.2011 gün ve E:2011/19-473, K:2011/607; 04.12.2013 gün ve E:2013/19-89, K:2013/1645; 14.05.2014 gün ve E:2013/19-1155, K:2014/660; 17.04.2015 gün ve E:2013/19-1622, K:2015/1238 sayılı ilamları).
Davacı vekili tarafından imza inkarında bulunulduğundan sahtecilik ve grafoloji uzmanlarından oluşturulan üç kişilik bilirkişi heyetinden rapor aldırılması lüzumlu olmuştur. Bilirkişi heyete tarafından İstanbul Anadolu...Asliye Ticaret Mahkemesinin ... talimat sayılı dosyası aracılığıyla Mahkememize sunulan 13/05/2024 tarihli raporda, dava konusu bonodaki keşideci imzasının davacının eli ürünü olduğu tespit edilmiştir. Söz konusu raporun bilimsel verilere dayalı, gerekçeli ve denetlenebilir nitelikte olduğu anlaşılmakla hükme esas alınmış ve davacının imza sahteliği iddiası yerinde görülmemiştir.
Yargıtay 19. Hukuk Dairesinin 2017/220 esas, 2019/448 karar sayılı ilamında ve yine 2014/8135 esas, 2014/11787 karar sayılı ilamında uyguladığı üzere, bononun boş olarak verildiği ve sonradan anlaşmaya aykırı doldurulduğu yönündeki iddialar ile bononun aslında hatır senedi olduğuna yönelik iddiaların yazılı delille ispatı gerekmektedir. Davacı vekili tarafından her ne kadar müvekkili ile davalı arasında borç doğurucu bir işlem bulunmadığı iddia edilmiş ise de, bononun illetten mücerret borç ikrarı niteliğini haiz alacağı kanıtlayan belge niteliğinde olması ve aksinin ancak yazılı delille ispatının gerekmesi karşısında söz konusu iddia yerinde görülmemiştir.
Davacının iş bu davadaki ile benzer iddiaları üzerine başlatılan Akşehir Cumhuriyet Başsavcılığının ... soruşturma sayılı dosyasının takipsizlik kararı ile neticeye bağlanması sebebiyle ceza soruşturmasından da davacının iddialarını destekleyici bir neticenin çıkmadığı anlaşılmıştır.
Davaya emsal Konya Bölge Adliye Mahkemesi...Hukuk Dairesi'nin 10/03/2023 tarih ve ... Esas ... Karar sayılı kararı: "... HMK 226. Maddesi gereğince konusu suç teşkil eden vakıalar yemine konu olamayacağından bu hususta davalıya yemin teklif edilmesi de mümkün değildir. Ayrıca kambiyo senetlertinin ticari defterlere kayıt edilmesi zorunluluğu bulunmadığından dava konusu çekin davalı defterine kaydedilmemiş olması davalının çekten alacaklı olmadığı anlamına gelmez. Tüm bu hususlar birlikte değerlendirilerek mahkemece davanın reddine karar verilmesinde usul ve yasaya aykırı bir yön bulunmadığı, davacı vekilinin istinaf taleplerinin yerinde görülmeyen istinaf taleplerinin HMK'nın 353/1.b.1. maddesi gereğince esastan reddi gerektiği sonuç ve kanaatiyle aşağıdaki şekilde hüküm kurulmuştur..." şeklindedir.
Davacı vekili yemin deliline dayanmış ise de, yukarıda yer verilen İstinaf Mahkemesi kararında belirtildiği üzere bedelsiz senet veya kötü niyetli iktisap iddiaları taraf yemini deliliyle ispata elverişli olmadığından yemin delili hatırlatılmasına lüzum görülmemiştir. Ayrıca bono bedelinin senetle ispat kuralının üzerinde olması, davalının açık rıza göstermemesi, yazılı delil başlangıcı mahiyetinde bir belge bulunmaması hususları karşısında davacının tanık dinletme talepleri kabul edilmemiştir.
Bu itibarla sübut bulmayan davanın reddi gerekmiştir.
Dava konusu icra takibinin tedbiren durdurulmadığı ve böylece İİK 72. Maddesinde belirtilen şartların oluşmadığı anlaşılmakla davacı aleyhine tazminata hükmedilmemiş..." gerekçesiyle, davanın reddine, yasal şartları oluşmadığından davacı aleyhine kötü niyet tazminatına hükmedilmesine yer olmadığına karar verilmiştir.
İSTİNAF SEBEPLERİ: Davacı vekili dava dilekçesini tekrarla, davalının cevap dilekçesinde de zaten müvekkilinin vekaletinin kendisinde olduğunu ve Almanya'daki tüm işlerini kendisinin yaptığını ikrar ettiğini, dolayısıyla bu durumun senedin hile yoluyla alındığını gösterdiğini, davalının müvekkilinin alt soyu olması sebebiyle tanık dinlenmesi gerekirken mahkemece tanık dinletme taleplerinin reddedilmesinin usul ve yasaya aykırı olduğunu, davaya konu senetten dolayı müvekkili borçlu olmadığı gibi, bahse konu senette bulunan imzanın da müvekkiline ait olmadığını, mahkemece alınan imza incelemesine esas rapora taraflarınca itiraz edildiğini ancak, mahkemece eksik inceleme ile rapor aldırılmadığını ileri sürerek, mahkeme kararının kaldırılmasına karar verilmesini talep etmiştir.
DELİLLERİN DEĞERLENDİRİLMESİ VE GEREKÇE:
Dava, menfi tespit istemine ilişkindir.
İstinaf incelemesi HMK 355. madde gereğince istinaf dilekçesinde ileri sürülen sebeplerle ve re'sen kamu düzenine aykırılık yönünden sınırlı olarak yapılmıştır.
Her ne kadar ilk derece mahkemesince verilen karara karşı yukarıda yazılı gerekçelerle davacı vekili tarafından istinaf kanun yoluna başvurulmuş ise de, davacı asilin 29/04/2025 tarihli dilekçesi ile davadan feragat ettiğini bildirdiği anlaşılmıştır.
Davaya son veren taraf işlemleri olan feragat, kabul ve sulh, 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun 307 ilâ 315. maddeleri arasında düzenlenmiştir. Tasarruf ilkesinin bir sonucu olarak davaya son veren taraf işlemleri hüküm kesinleşinceye kadar yapılabilir. Bir başka ifade ile taraflar davayı kabul ederek ya da davadan feragat ederek veya sulh sözleşmesi yaparak yargılamanın her aşamasında ve hatta kanun yollarında herhangi bir hükme gerek kalmaksızın davayı sona erdirebilirler.
Davadan feragat, davayı kabul ve sulh, içerikleri itibariyle birer maddi hukuk işlemi olmakla birlikte, yapılış şekli itibariyle birer usulü işlemdir. Bu nedenle söz konusu işlemler bir taraftan maddi hukuk anlamında uygulama imkânı bulan iradeyi bozan hâllere dayanılarak iptal edilebilirken, diğer taraftan kesin hüküm gibi sonuç doğurmaktadır.
Davadan feragat, davacının talep sonucundan kısmen veya tamamen vazgeçmesidir (HMK m. 307). Davadan feragat eden davacı, bununla dava dilekçesinin talep sonucu bölümünde istemiş olduğu haktan kısmen veya tamamen vazgeçer. Feragat, davayı kesin olarak sonuçlandıran bir hukuki neden olup, yapıldığı anda kesin hükmün sonuçlarını doğurur.
Yukarıda yapılan açıklamalardan sonra somut olaya gelindiğinde ise, davacı tarafından ibraz edilen 29/04/2025 tarihli dilekçenin davadan feragat dilekçesi olduğu, HMK'nın 310. maddesi gereğince karar kesinleşinceye kadar davadan feragat mümkün olduğundan ve Dairemizce henüz davacı tarafın istinaf sebepleri esastan incelenip karara bağlanmadığından, davacının, davadan feragat beyanı nazara alınarak ilk derece mahkemesi kararının kaldırılması ve HMK'nın 353/1.b.2 maddesi gereğince yeniden karar verilmesine ilişkin aşağıdaki şekilde hüküm kurulmuştur.
HÜKÜM: Gerekçesi yukarıda açıklandığı üzere;
A)Davacının davadan feragat beyanı nazara alınarak davacı vekilinin istinaf talebine ilişkin dilekçesinin REDDİNE,
1-Davacı tarafından yatırılan 615,40 TL istinaf karar harcının karar kesinleştiğinde ve talep halinde davacıya iadesine,
2-Davacının istinaf aşamasında yaptığı yargılama giderlerinin üzerinde bırakılmasına,
3-İstinaf incelemesi sırasında duruşma açılmadığından ücret-i vekalet ile ilgili hüküm kurulmasına yer olmadığına,
B)Davacının davadan feragat beyanı nazara alınarak, Konya.... Asliye Ticaret Mahkemesi'nin 25/12/2024 tarih, ... Esas- ... Karar
sayılı KARARININ KALDIRILMASINA,
C) Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 353/1.b.2 maddesi gereğince davacı talebi ile ilgili YENİDEN HÜKÜM KURULMASINA,
1-Davanın FERAGAT nedeniyle REDDİNE,
2-Davacı tarafından dava açılırken yatırılan 27.293,06 TL peşin harçtan, karar tarihi itibariyle alınması gereken 615,40 TL harcın mahsubu ile fazla yatırıldığı anlaşılan 26.677,66 TL harcın karar kesinleştiğinde ve talep halinde davacıya iadesine,
3-Davacı tarafından yapılan yargılama giderlerinin üzerinde bırakılmasına,
4-Davalı tarafından yapılan herhangi bir yargılama gideri bulunmadığından bu konuda karar verilmesine yer olmadığına,
5-Davalı davada kendisini vekil ile temsil ettirdiğinden karar tarihinde yürürlükte bulunan A.A.Ü.T. uyarınca takdir edilen 168.193,23 TL vekalet ücretinin davacıdan alınarak davalıya verilmesine,
6-Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 333 ve HMKGAT'nin 5/1. maddeleri gereğince yatırılan gider avansının kullanılmayan kısmının karar kesinleştiğinde ve talep edildiğinde yatıran tarafa iadesine,
D)Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 359/4. maddesi gereğince kararın Dairemiz tarafından tebliğe çıkarılmasına,
E)Dava dosyasının temyiz edilmeden kesinleşmesi halinde İlk Derece Mahkemesine gönderilmesine,
Dair, dosya üzerinde yapılan inceleme sonucunda verilen kararın HMK'nın 361/1 maddesi gereğince, taraflara tebliğinden itibaren iki hafta içerisinde Dairemize, temyiz edenin bulunduğu yer Bölge Adliye Mahkemesi Hukuk Dairesine veya İlk Derece Mahkemesine verilecek dilekçe ile temyiz kanun yoluna başvurma talebinde bulunulabileceğine 08/05/2025 tarihinde oy birliği ile karar verildi.
Başkan ...
e-imzalıdır
Üye ...
e-imzalıdır
Üye ...
e-imzalıdır
Katip ...
e-imzalıdır
...