T.C. KONYA BAM 6. HUKUK DAİRESİ Esas-Karar No: ... - ...
T.C.
KONYA
BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ
6. HUKUK DAİRESİ
DOSYA NO: ...
KARAR NO: ...
T Ü R K M İ L L E T İ A D I N A
İ S T İ N A F K A R A R I
BAŞKAN: ... (...)
ÜYE: ... (...)
ÜYE: ... (...)
KATİP: ... (...)
İNCELENEN KARARIN
MAHKEMESİ: Konya.... ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ
TARİHİ: 26/06/2024
NUMARASI: ... Esas- ... Karar
İSTİNAF EDEN
DAVACILAR :1-...
2-...
3-...
4-...
VEKİLİ:Av...
İSTİNAF EDEN DAVALI: ...
VEKİLLERİ: Av...& Av...
DAVA: Şirket Ortağı Olunmadığının Tespiti ve Alacak
İSTİNAF KARARININ
KARAR TARİHİ: 22/05/2025
YAZIM TARİHİ: 23/05/2025
Taraflar arasında görülen davada Konya.... Asliye Ticaret Mahkemesi'nin ... Esas- ... Karar sayılı kararın Dairemizce incelenmesi taraf vekillerince istenmiş ve istinaf dilekçesinin süresi içerisinde verildiği anlaşılmış olmakla, dosya içerisindeki dilekçe, layihalar, duruşma tutanakları ve tüm belgeler okunup, incelendikten ve üye hakimin görüşleri alındıktan sonra işin gereği görüşülüp, düşünüldü:
DAVA: Davacı vekili, davalının yurt dışında bulunan binlerce kişinin milli ve dini duygularını sömürerek yürürlükte bulunan tüm yasa ve mevzuatlara aykırı bir şekilde mevduat topladığını, şirkket yöneticileri hakkında ceza davaları da açıldığını, ceza ve hukuk mahkemelerince alınan birçok raporda davalının kar etmemesine rağmen kar payı dağıttığı ve bunun ancak siSteme yeni giriş yapan kişilerden alınan paralarla mümkün olabileceğinin tespit edildiğini, davalının kar payı dağıtımı yapacağını ileri sürerek yurt dışında yaşayan vatandaşlardan para topladığını, toplanan paraları şirketin resmi kayıtlarına almayıp gizli bankacılık faaliyeti yaptığını, müvekkilinin mevduatını geri istediğinde de vermediğini, davalı tarafından SPK'na sunulan listeler incelendiğinde müvekkilinden tahsilat yapıldığının açıkça anlaşılacağını, müvekkillerinin murisinin 31/12/1999 tarihinde 40.716 Euro ve 06/03/2000 tarihinde 84 Euro yatırdığını, davalıdan hamiline yazılı 1020 adet hisse senedi aldığını, müvekkilinin iradesinin hileli hareketlerle fesada uğratıldığını, davalının istenildiği an yatırılan paranın kendisine geri ödeneceği garantisi ile müvekkilinden en az 40.800,00 Euro tahsil ettiğini, davalının bir banka gibi usulsüz mevduat toplamasına rağmen anonim şirket tüzel kişiliğinin arkasına saklanarak hisse senetleri ve ortaklık belgeleri çıkardığını, böylece MK'nın 2.maddesine de aykırı hareket ettiğini, davalının Bankalar Kanunu'na aykırı olarak mevduat topladığını, müvekkiline verilen hisse senetlerinin de geçersiz olduğunu, müvekkilinin şirket ortağı olmadığını, davalının hukuka aykırı davranışlarının hem SPK'nın, hem diğer resmi kurum ve kuruluşların raporlarında hem de mahkemelerce bilirkişiler tarafından hazırlanan raporlarda tespit edildiğini, davalı ile müvekkili arasında kanunlara uygun bir şekilde hukuki bir ilişki kurulmadığını, şirket yöneticilerinin de sorumlu olduklarının tespit edildiğini, faizin başlangıç tarihinin haksız fiilin gerçekleştiği tarih olduğunu ileri sürerek, fazlaya ilişkin hakları saklı kalmak kaydıyla şimdilik davalı tarafa verilen 1.000 EURO'nun tahsil edildiği tarihlerden itibaren 3095 sayılı Yasa'nın 4/a maddesi uyarınca devlet bankalarının yabancı para ile açılmış 1 yıl vadeli mevduat hesabına ödediği en yüksek faizi ve faizle karşılanamayan aşkın zararı ile birlikte davalıdan tahsiline karar verilmesini talep ve dava etmiştir.
CEVAP: Davalı vekili, husumet itirazında bulunmuş, davacının teminat yatırması gerektiğini, davacının taleplerinin zamanaşımına uğradığını, zamanaşımı def'i kabul görmediği takdirde davanın TTK'nın 329. ve 405. maddeleri uyarınca esastan reddi gerektiğini, davacının bir miktar paranın şimdilik 1.000 Eurosu'nun döviz faizi ile birlikte tahsili talebinin de hukuki dayanağının bulunmadığını savunarak, davanın reddini istemiştir.
İLK DERECE MAHKEMESİ KARARININ ÖZETİ : Mahkemece, "..Mahkememizce yapılan yargılama ve değerlendirmede; davacı vekilince davalı şirket aleyhine açılan bu davada taraflar arasında geçerli şekilde ortaklık ilişkisinin kurulmadığının tespiti ve bu amaçla davalı tarafa verilen paranın haksız fiil hükümlerine göre davalıdan tazmini talep etmiş olup; davalı vekilince verilen cevap dilekçesiyle öncelikle aktif husumet ehliyeti yokluğundan davanın usulden reddi talep edilmiş ise de; dosyaya ibraz edilen ......' in veraset belgesi ve ortaklık durum belgesine göre; davacıların Murisi ...... ile davalı Holding bünyesinde bulunan ...... A.Ş.' nin bir kısım hisselerinin alımına ilişkin 02/05/2003 tarihinde anlaşma yapılarak Ortaklık Durum Belgesi düzenlendiği, ......' in 04/10/2003 yılında ölümü ile davacıların mirasen hak sahibi konumuna geldikleri, dava dilekçesinde ismi geçen murisin oğlu ......' in babasından evvel 08/03/2003 tarihinde ölümü nedeniyle mirasçılık sıfatının bulunmadığı bu kapsamda dava dilekçesinde isminin yer almasının maddi hatadan kaynaklandığı anlaşıldığından, HMK 124/3 maddesi gereğince maddi hata düzeltilerek davalı vekilinin husumet ehliyeti yokluğu itirazının reddine karar vermek gerekmiştir.
Esastan da davalı vekilince davacının davalı şirkete her hangi bir bedel ödemediği, davacının hisse senetlerini davalı ile ilgisi bulunmayan üçüncü kişilerden devren iktisap ettiği, davacının hata ve hile iddialarının BK' nun 31. maddesinde belirtilen bir yıllık hak düşürücü süresinin geçmiş olması nedeniyle dinlenemeyeceği, davada haksız fiil hükümlerinin uygulanamayacağı, ayrıca BK' nun 125. maddesine göre davacının taleplerinin zaman aşımına uğradığı, hatta olayda uygulanması mümkün olmayan sebepsiz zenginleşme ile ilgili BK' nun 66. maddesinde belirtilen on yıllık zaman aşımı sürelerinin de dolduğundan davalı aleyhine ikame edilen davanın reddi talep edilmiştir.
Somut uyuşmazlıkta davacı tarafça davalı şirketin Türk Ticaret Kanununa, Bankacılık Kanununa, Sermaye Piyasası Kanuna, Borçlar Kanuna aykırı şekilde faaliyet yürüterek davacı ve birlerce yatırımcıdan yürürlükte bulunan kanunların ve emredici kuralları ihlal edilmek suretiyle haksız fiil neticesiyle para toplandığı ve bu şekilde davacının zarar uğratıldığı iddialarına karşılık davalı tarafça cevap dilekçesiyle davada 1 yıllık (alt) hak düşürücü ve 10 yıllık (üst) zamanaşımı sürelerinin dolduğu yönünde ilk itirazda bulunulduğu anlaşılmıştır.
Dosyaya ibraz edilen Ortaklık Durum Belgesi ve davacılar vekilinin iddiaları doğrultusunda taraflar arasındaki hukuki ilişkinin 02/05/2003 tarihinde başladığı ve davacı tarafça davaya konu edilen paranın o tarihte davalı şirkete teslim edildiği bildirilmiş olduğundan mevcut uyuşmazlıkta davalı savunmaları değerlendirilirken o tarihte yürürlükte bulunan 818 sayılı borçlar kanunun haksız fiile ilişkin 60.maddesindeki hak düşürücü süre ve zamanaşımı sürelerinin nazara alınması gerekmektedir.
Özel hukukta teknik bir kavram olan zamanaşımı, bir hakkın kazanılmasında veya kaybedilmesinde yasanın kabul etmiş olduğu sürenin tüketilmesi anlamına gelmektedir.
Zamanaşımı, kanunun belirlediği süreler içerisinde hakkın kullanılmaması sebebiyle dava ve icra kabiliyetini, karşı tarafın defi ile kaybettiren ve hak üzerinde etki yapan kanuni bir sukut sebebidir.
Öteki deyişle, borcun zamanaşımına uğramasıyla alacak sona ermemekte, alacaklının dava yolu ile alacağını elde etme imkanı ortadan kalkmaktadır. Kısaca zamanaşımına uğrayan bir borç eksik borç (doğal borç=obligtio naturals) haline gelmektedir. (M. Serhat Şen Zamanaşımı ve Uygulamaları)
818 sayılı Borçlar Kanunun madde 60'daki süreler mahkemece doğrudan doğruya nazara alınamaz. Davalı tarafça süresi içerisinde ileri sürülmelidir. Süresi içerisinde ileri sürülmezse davacı tarafından savunmasının genişletilmesi itirazında bulunulabilir. (HUMK 202)
818 sayılı Borçlar Kanunun 60. maddesinde haksız fiilden kaynaklı maddi ve manevi tazminat istemleri için 1 yıllık ve 10 yıllık ve ayrıca tazminat cezayı gerektiren bir fiilden doğmuş ise uzamış ceza zamanaşımı süreleri öngörülmüştür. Yani tazminat davasının kural olarak, zarar ve tazminat borçlusunun öğrenilmesinden (bilinmesinden) başlayarak 1 yıl içinde açılması gerekir. Ayrıca ilgili kanun maddesi dava açılabilmesi için yasal bir üst sınır belirlemiştir ki, bu üst sınır yasada 10 yıl olarak düzenlenmiştir. 10 yıllık sürenin başlangıcı eylem günü, sonu ise 10 yılın tamamlanmasıdır. Ayrıca tazminata ilişkin eylem, ceza kanunlarında suç oluşturuyorsa ve daha uzun bir zamanaşımı süresini öngörüyorsa, tazminat talep süresi de ceza kanunundaki öngörülen zamanaşımına kadar uzamış kabul edilir.
818 sayılı Borçlar Kanunundaki zamanaşımına ilişkin genel açıklamalardan eldeki somut uyuşmazlığa dönülecek olursa; öncelikle zamanaşımı süresinin başlangıcının tespiti önem arz etmektedir. Yargıtay 11. Hukuk Dairesinin 13.03.2023 tarih ve 2022/2012 Esas, 2023/1479 Karar sayılı emsal ilamında Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 22.04.2022 tarih ve 2021/7 Esas, 2022/2 Karar sayılı İçtihadı Birleştirme kararına atıf yapılıp emsal kabul edilerek paranın davalı hesabına aktarılması tarihi bir yıllık zamanaşımı süresinin başlangıcı olarak kabul edilmiştir. Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun İçtihadı Birleştirme Kararları yerel mahkemeler için bağlayıcı nitelikte olduğundan davacı tarafça davalıya para verildiği iddiasının delili olarak dosyaya ibraz edilen Ortaklık Durum Belgesinin düzenleme tarihi olan 02/05/2003 tarihi mahkememizce de zamanaşımı başlangıç süresi olarak kabul edilmiştir. Eldeki bu davanın açılış tarihi 05/02/2024 olduğundan bu tarih itibariyle 818 sayılı Borçlar Kanunu madde 60'daki zamanaşımı süresinin üst sınırı olan 10 yıllık sürenin de dolduğu anlaşılmıştır.
Her ne kadar 818 sayılı Borçlar Kanunu madde 60'da tazminat sorumluluğuna neden olan fiil ceza kanunlarına göre suç oluşturması ve bu suçun ceza zamanaşımı süresinin daha uzun olması halinde tazminat sorumluluğu için uzamış ceza zamanaşımı süresinin uygulanacağı yönünde düzenleme mevcut ise de; Konya Adliyesinde Ceza Mahkemelerinde açılan ve yargılaması tamamlanan hiç bir davada davalı şirket yetkililerinin mahkumiyetine dair bir karar verilmemiştir.
Davalı şirketin yetkilileri aleyhinde Konya.... Ağır Ceza Mahkemesinin ... Esas sayılı dosyasıyla açılan en son kamu davasında ise; mahkemenin 25.03.2011 tarih ve 2011/127 Karar sayılı ilamıyla "Örgüt Kurma ve Örgüte Üye Olma, Hizmet nedeniyle Görevi kötüye Kullanma, Nitelikli Dolandırıcılık" suçlamaları nedeniyle tüm sanıklar (davalı şirket yetkilileri) hakkında açılan davalarının 765 sayılı TCK'nun 102/4. ve 104/2. maddelerinde öngörülen zamanaşımı süresinin dolduğundan bahis ile CMK'nun 223/8 maddesi gereğince ayrı ayrı düşürülmesine karar verildiği, bu kararın Yargıtay 15. Ceza Dairesinin 12.11.2012 tarih ve ... Esas, ... Karar sayılı ilamı ile onanarak kesinleştiği anlaşılmıştır.
765 sayılı TCK'nun 102. ve 104. maddelerinde bahsi geçen suçlara ilişkin öngörülen zamanaşımı süresi 5 yıl, uzamış ceza zamanaşımı süresi ise 7,5 yıldır. Davacının 02/05/2003 tarihinde davalı şirkete para yatırdığı anlaşıldığından eldeki davanın 7,5 yıllık uzamış zamanaşımı süresinden sonra açıldığının kabulü gerekmiştir. Açıklanan nedenlerle dava tarihi itibariyle 10 yıllık üst zamanaşımı süresinin dolduğu anlaşıldığından davalı tarafın zamanaşımı definin kabulü ile davacının davasının zamanaşımı nedeniyle reddine; ancak Yargıtay' ın çok uzun süren ve istikrar kazanan uygulamaları doğrultusunda ilk derece mahkemelerince daha önce davalı tarafça ileri sürülen zamanaşımı def' i reddedilirken, Yargıtay ve Bölge Adliye Mahkemesi Hukuk Dairesinin zamanaşımı hususunda görüş değişikliği yapması nedeniyle mahkememizce de görüş değişikliğine gidilmiş olduğundan, adalet ve hakkaniyet prensipleri ile hukuki güvenirlik ve öngörülebilirlik prensipleri nazara alınarak davalı taraf lehine vekalet ücreti ve yargılama giderlerine hükmedilmemesi gerektiği yönünde vicdani kanaate varıldığından, davalı taraf lehine yargılama gideri ve vekalet ücreti takdirine yer olmadığına dair aşağıdaki hükmün kurulmasına karar vermek gerekmiştir. (Yargıtay 11. HD nin 29.04.2024 T. 2024/1802 E., 2024/3297 K. Sayılı ilamı ve Konya BAM 6. HD 16.01.2024 T., 2023/1561 E, 2024/124 K. Sayılı İlamı)" gerekçesiyle, davanın zamanaşımı nedeniyle reddine karar verilmiştir.
İSTİNAF SEBEPLERİ : Davacılar vekili, mahkeme kararının eksik inceleme sonucu deliller toplanmadan verildiğini, davanın emsal Yargıtay içtihatlarına dayanılarak açılmış olup, içtihadı birleştirme kararında da zamanaşımı def'ini ileri süren tarafın bu hakkını dürüstlük kuralına aykırı olarak kullanmasının hakkın kötüye kullanılması anlamına geleceğine dikkat çekildiğini, Yargıtay'ın son dönemde benzer dosyalarda vermiş olduğu zamanaşımı kararlarının hukuk güvenliği ilkesi ile MK'nın 2. maddesindeki dürüstlük kuralına aykırı olduğunu, yerleşik içtihattan dönülmeden verilen kararın Anayasa'da belirtilen birçok temel hakkın da ihlalini oluşturduğunu, zamanaşımını durduran ve kesen sebeplerin dikkate alınmadığını, kararın Anayasa, AİHS ve ek protokollerine aykırı olup, yok hükmünde olduğunu, kanun önünde eşitlik ilkesi, adil yargılanma hakkı ile mülkiyet hakkını ihlal ettiğini, kararın kesinleşmesi durumunda müvekkilinin mahkemeye erişim hakkı engellenerek hak arama özgürlükleri engellenmiş dolayısıyla adil yargılanma hakkının da bu bağlamda ihlal edilmiş olacağını, mahkeme kararı ve dayanak İBK'nın hukuk devleti, hukuk güvenliği ve belirlilik ilkesini ihlal ettiğini, kanunların bile geriye yürümesi söz konusu değilken İBK'nın geriye yürütülmesinin mümkün olmadığını, üstelik bu İBK'nın, bu dosyanın konusundan farklı olup, müvekkilinin kazanılmış hakkının söz konusu olduğunu, müvekkili aleyhine yargılama giderine hükmedilmesinin mahkemeye erişim hakkının ihlalini teşkil ettiğini ileri sürerek, mahkeme kararının kaldırılmasına karar verilmesini talep etmiştir.
Davalı vekili, mahkemenin zamanaşımın başlangıç tarihini, ortaklık durum belgesi adlı belgeye hukuken geçerlilik atfederek bu belgedeki tarihi dikkate alarak belirlemesinin hatalı olduğunu, SPK listesinde tahsilat tarihi olarak belirtilen 31.12.1999 tarihinin baz alınması gerektiğini, uygulanacak zamanaşımı süresinin tespitinin de hatalı olduğunu, Yargıtay'ın emsal içtihadında belirttiği görüşün aksine BK'nın 60. maddesinde belirtilen 1 ve 10 yıllık zamanaşımı sürelerinin uygulanması gerektiğini, bir an için BK'nın 60/2 maddesinin uygulanması gerektiği düşünüldüğünde de yine kabul edilen görüşün aksine davanın 7,5 yıllık zamanaşımı süresine değil, 5 yıllık zamanaşımı süresine tabi olması gerektiğini, BK'nın 60/2 maddesinin sadece ceza davasının zamanaşımı süresi olduğu, zamanaşımının durması ve kesilmesine ilişkin ceza hukuku hükümleri değil, BK'nın 137 ve 138. maddelerinin uygulanacağının tartışmasız olduğunu, mahkeme kararının yargılama gideri ve vekalet ücreti yönünden hatalı olduğunu, içtihadın değişmiş olmasının başlangıçta davacının dava açmakta haklı olduğunu göstermeyeceği gibi, içtihat değişikliği ile davacının mağduriyet yaşadığının da söylenemeyeceğini, bu nedenle müvekkili lehine nisbi vekalet ücretine hükmedilmesine karar verilmesi gerektiğini ileri sürerek, mahkeme kararının kaldırılmasına karar verilmesini talep etmiştir.
DELİLLERİN DEĞERLENDİRİLMESİ VE GEREKÇE :
Dava, şirket ortağı olunmadığının tespiti ve alacak istemine ilişkindir.
İstinaf incelemesi HMK 355. madde gereğince istinaf dilekçesinde ileri sürülen sebeplerle ve re'sen kamu düzenine aykırılık yönünden sınırlı olarak yapılmıştır.
Mahkemece yapılan yargılama sonucunda yazılı gerekçe ile davanın zamanaşımı nedeniyle reddine karar verilmiştir.
Somut olayda, davalı tarafça süresi içerisinde zamanaşımı def'inde bulunulduğu, zamanaşımı def'i yönünden davacı taraf lehine usuli kazanılmış bir hakkın söz konusu olmadığı, davalının eyleminin haksız fiil niteliğinde olup, haksız fiilin işlendiği tarihin tespitinin önem arz ettiği, haksız fiilin meydana geldiği tarih ile davanın açıldığı tarih nazara alındığında, davalı tarafın zamanaşımı def'inin 818 sayılı Borçlar Kanunu ve 765 sayılı TCK hükümlerine göre değerlendirilmesi gerektiği, buna göre, 818 sayılı Yasada genel zamanaşımı süresinin 10 yıl olduğu, 765 sayılı Yasa'nın 102/4 ve 104/2. maddelerinde ise, eyleme uyan zamanaşımı süresinin 5 yıl, uzamış zamanaşımının 7,5 yıl olduğu, davacının davalı şirkete, dosya içerisindeki belgeler ve beyanı da nazara alındığında 31/12/1999 ve 06/03/2000 tarihlerinde para yatırdığı, buna karşın eldeki davanın ceza zamanaşımı süresi olan 7,5 yıllık süre geçtikten sonra 05/02/2024 tarihinde açıldığı anlaşılmıştır.
Bu durum karşısında, ilk derece mahkemesince davanın zamanaşımı nedeniyle reddine karar verilmesinde herhangi bir isabetsizliğin bulunmadığı ve bu itibarla, taraf vekillerinin bu yöne ilişkin istinaf istemlerinin yerinde olmadığı gibi, sonuca da bir etkisinin bulunmadığı kanaatine varılmıştır.
Davalı vekilinin yargılama giderlerine yönelik istinaf istemlerinin incelenmesine gelince ise; Her ne kadar mahkemece, Yargıtay'ın çok uzun süren ve istikrar kazanan uygulamaları doğrultusunda ilk derece mahkemelerince daha önce davalı tarafça ileri sürülen zamanaşımı def' i reddedilirken, Yargıtay ve Bölge Adliye Mahkemesi Hukuk Dairesinin zamanaşımı hususunda görüş değişikliği yapması nedeniyle mahkemece de görüş değişikliğine gidilmiş olduğundan, adalet ve hakkaniyet ile hukuki güvenirlik ve öngörülebilirlik prensipleri nazara alınarak, davalı taraf lehine vekalet ücreti ve yargılama giderlerine hükmedilmemesi gerektiği gerekçesiyle hüküm tesisi cihetine gidilmiş ise de, davanın Yargıtay İçtihadı Birleştirme Hukuk Genel Kurulu'nca verilen 22.04.2022 tarih, 2021/7 Esas- 2022/2 Karar sayılı kararından sonra açılması nedeniyle, davalı lehine yargılama gideri ve işbu giderlerden olan vekalet ücretine hükmedilmesi gerekirken anılan husus nazara alınmaksızın yanılgılı değerlendirme ve yazılı şekilde karar verilmesi yerinde görülmemiştir.
Bu itibarla, dosya kapsamı, mevcut delil durumu ve ileri sürülen istinaf istemleri nazara alındığında, davacılar vekillinin tüm istinaf istemleri ile davalı vekilinin sair istinaf istemlerinin HMK'nın 353/1.b.1 maddesi uyarınca esastan reddine, davalı vekilinin yargılama giderleri ve vekalet ücretine yönelik istinaf istemlerinin kabulü ile ilk derece mahkemesi kararının bu yönden HMK'nın 353/1.b.2 maddesi uyarınca kaldırılmasına ve aşağıda yazılı şekilde yeniden hüküm kurulmasına karar vermek gerekmiştir.
HÜKÜM: Gerekçesi yukarıda açıklandığı üzere;
A)Davacılar vekilinin istinaf başvuru taleplerinin ESASTAN REDDİNE,
1-Alınması gereken 615,40 TL harçtan, peşin alınan 427,60 TL harcın mahsubu ile bakiye 187,80 TL karar ve ilam harcının davacılardan tahsili ile Hazineye irad kaydına,
2-İstinaf başvurusunda bulunan davacılar tarafından yapılan istinaf yargılama giderlerinin kendi üzerinde bırakılmasına,
B)Davalı vekilinin istinaf başvuru talebinin KABULÜ ile; Konya.... Asliye Ticaret Mahkemesi'nin 26/06/2024 tarih, ... Esas - ... Karar sayılı KARARININ KALDIRILMASINA,
1-İstinaf başvurusunda bulunan davalı tarafından yatırılan 427,60 TL istinaf karar harcının karar kesinleştiğinde ve talep halinde davalıya iadesine,
2-İstinaf başvurusunda bulunan davalı tarafından yatırılan 1.169,40 TL istinaf yoluna başvuru harcının davacılardan alınarak davalıya verilmesine,
3-İstinaf incelemesi duruşmalı yapılmadığından ücret-i vekalet ile ilgili hüküm kurulmasına yer olmadığına,
C)Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 353/1-b.2 maddesi gereğince davacı talebi ile ilgili YENİDEN HÜKÜM KURULMASINA,
1-Davanın ZAMANAŞIMI NEDENİYLE REDDİNE.
2-Alınması gereken 615,40 TL harçtan, peşin alınan 427,60 TL harcın mahsubu ile bakiye 187,80 TL karar ve ilam harcının davacılardan tahsili ile Hazineye irad kaydına,
3-Davacılar tarafından yapılan yargılama giderlerinin kendi üzerinde bırakılmasına,
4-Davalı tarafından yapılan yargılama gideri bulunmadığından bu konuda karar verilmesine yer olmadığına,
5-Davalı davada kendisini vekil ile temsil ettirdiğinden karar tarihinde yürürlükte bulunan A.A.Ü.T uyarınca takdir edilen 30.000,00 TL ücret-i vekaletin davacılardan alınarak davalıya verilmesine,
6-Arabuluculuk dosyası için mevcut suçüstü ödeneğinden karşılanan 3.800,00 TL arabuluculuk ücretinin davacılardan tahsili ile Hazineye irad kaydına,
7-Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 333 ve HMKGAT'nin 5/1. maddeleri gereğince yatırılan gider avansının kullanılmayan kısmının karar kesinleştiğinde gider avansını yatıran tarafa iadesine,
D)İlk derece mahkemesince yazılan 26/08/2024 tarihli harç tahsil müzekkeresinin bila infaz iadesinin istenmesine, iade işleminin ilk derece mahkemesince yapılmasına,
E)Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun 359/4. maddesi gereğince kararın tebliği işlemlerinin Dairemiz tarafından yapılmasına,
F)Kararın temyiz edilmeden kesinleşmesi halinde dava dosyasının İlk Derece Mahkemesine gönderilmesine,
Dair, dosya üzerinde yapılan inceleme sonucunda verilen kararın HMK'nın 361/1 maddesi gereğince taraflara tebliğinden itibaren iki hafta içerisinde Dairemize, temyiz edenin bulunduğu yer Bölge Adliye Mahkemesi Hukuk Dairesine veya İlk Derece Mahkemesine verilecek dilekçe ile temyiz kanun yoluna başvurma talebinde bulunulabileceğine 22/05/2025 oybirliği ile karar verildi.
Başkan ...
e-imzalıdır
Üye ...
e-imzalıdır
Üye ...
e-imzalıdır
Katip ...
e-imzalıdır
...