T.C. KONYA BAM 6. HUKUK DAİRESİ
T.C.
KONYA
BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ
6. HUKUK DAİRESİ
DOSYA NO : ...
KARAR NO : ...
T Ü R K M İ L L E T İ A D I N A
İ S T İ N A F K A R A R I
BAŞKAN : ... (...)
ÜYE : ... (...)
ÜYE : ... (...)
KATİP : ... (...)
İNCELENEN KARARIN
MAHKEMESİ: Konya .... ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ
TARİHİ : 04/12/2024
NUMARASI : ... Esas - ... Karar
DAVACILAR : ...'nun mirasçıları;
1- ...
2- ...
3- ...
4- ...
VEKİLLERİ : Av. ... Av. ...
İSTİNAF EDEN DAVALI : ...
VEKİLİ : Av. ...
TASFİYE MEMURLARI: 1- ...
2- ...
DAVA : Ticari Şirket (Fesih İstemli)
İSTİNAF KARARININ
KARAR TARİHİ: 30/04/2026
YAZIM TARİHİ: 04/05/2026
Davacılar tarafından davalı aleyhine Konya .... Asliye Ticaret Mahkemesi'nin ... Esas sayılı dosyası ile açılan ticari şirket davasında 04/12/2024 tarihinde tesis edilen davanın kabulüne ilişkin karara karşı davalının istinaf kanun yoluna başvurması üzerine, üye hakimin görüşleri alındıktan sonra dosya incelendiğinde;
DAVA: Davacı vekili dava dilekçesinde özetle; müvekkilinin davalı şirketin %33,33 (200/600) oranında ortağı olduğunu, müvekkilinin kardeşleri ...... ve ......'nun da şirket ortakları olduklarını, ......'nun 14/02/2007 tarihinden beri 20 yıllığına seçilmiş şirket müdürü olduğunu, büyük kardeş ......'nun şirket işlerini kendi yararları doğrultusunda ve keyfine göre idare etmeye başladığını, şirket toplantılarını yapmadığını, müvekkiline bilgi vermediğini, müvekkilini dışladığını, ortaklar arasında huzursuzluk ve güvensizlik ortamının geliştiğini, 2011 yılında ortakların şahitler huzurunda bir araya gelerek ortaklıklarının sonlandırılması konusunda karar aldıklarını, diğer ortakların müvekkiline yapması gereken ödemeleri yapmamaları nedeniyle sonlandırmanın gerçekleştirilemediğini, 2011 yılından beri müvekkilinin şirkete sokulmadığını, müvekkilinin oyalandığını, kar payı bile ödenmediğini, 20/02/2015 tarihli noter ihtarnamesi ile müvekkilinin güncel haklarının ödenmesini istediğini, 06/03/2015 tarihli cevabi ihtarname ile vergi cezası nedeniyle kar dağıtımı yapılamadığının ve cezanın ödenmesi için müvekkilinin şirkete ödeme yapmasının istenildiğini, diğer şirket ortaklarının bir takım usulsüz işler yaptıkları düşüncesinin doğmasına neden olduklarını, 30/07/2015 tarihli noter ihtarnamesi ile de çıkma payının ödenmesi ile şirket ortaklığından çıkma istediğini davalıya bildirdiğini, 06/08/2015 tarihli cevabi ihtarname ile müvekkilinin iddialarını doğrular mahiyette ve şirketin içinin boşaltılması amacı ile işlemler yapıldığının ortaya konulduğunu, benzer şartlarda diğer ortakların şirket paylarının müvekkili tarafından alınmasının teklif edildiğini, bu durumun şirket ortaklığının artık yürümeyeceğini iyice ortaya koyduğunu, şirketin kötü yönetildiğini, şirket kaynaklarının usulsüz şekilde sarf edildiğini, Yargıtay kararları gereği ortağın iş yerine sokulmamasının, kilitlerin değiştirilmesinin şirket hesap ve belgelerinin gizlenmesinin şirketin feshi için haklı neden oluşturduğunu, müvekkilinin bilgi almasının ve inceleme hakkının sürekli engellendiğini, şirket genel kurul toplantısının yapılmamasının, şirket paralarının başka şirketlere veya kişilere kaydırılmasının, limited şirketlerde kişisel ilişkilerin güven ve ortak amaç doğrultusunda olması gerektiğini aksi halde haklı sebeplerin varlığı nedeniyle davalı şirketin feshi koşullarının oluştuğunu, tüm bu nedenlerle davalı şirketin haklı nedenlerle fesih ve tasfiyesine ancak fesih yerine müvekkilinin ortaklıktan çıkma payının gerçek karşılığının müvekkiline ödenmesine ve müvekkilinin şirketin ortaklığından çıkarılmasına karar verilmesinin mahkemenin takdirinde olduğundan bahisle şirketin feshine ve tasfiyesine karar verilmesini talep etmiştir.
CEVAP: Davalı vekili cevap dilekçesi ile özetle; müvekkili şirketin ortaklarının 3 kardeş olduklarını, 2011 yılında şahitler huzurunda haricen tarafların sadece davalı şirketin ortaklar arasındaki ortaklığın sonlandırılması noktasında ortakların kararlar aldıklarını, müvekkilinin tüm edimleri yerine getirdiğini, davacının diğer ortaklara devretmesi gereken tapu devirlerini yapmadığından taraflar arasında çekişme çıktığını, yüklü miktarda vergi cezası kesildiği iddiasının doğru olmadığını, davacının şirkete sürekli gelip gittiğini, kendisine ait bir odayı kullandığını, muhasebe kayıtlarının kendisinden gizlenmediğini, davacının fahiş taleplerde bulunduğunu, şirketin diğer ortaklarının usulsüz işler veya şirket ve ortaklarının menfaatine aykırı işler yaptıkları iddialarının doğru olmadığını, davacıya pek çok taşınır ve taşınmaz kazandırıldığını, bu kazanımların çıkma payının belirlenmesinde nazara alınması gerektiğini, şirketin feshi için hiçbir haklı ve hukuki gerekçenin olmadığından bahisle davacının davasının reddine karar verilmesini talep etmiştir.
İLK DERECE MAHKEMESİNİN 28/10/2020 TARİHLİ KARARI: İlk derece mahkemesince; "....şirket ortakları arasında güven ilişkisinin tamamen ortadan kalktığı, birbirlerine karşı tecavüzkar hal ve hareketler içerisinde bulundukları, şirket genel kurul toplantılarının yapılamaz hale geldiği, küfürleşme ve silah çekme gibi eylemlerin olduğu, şirket ortaklığından çıkışmak için zaman içinde kararlar aldıkları ve değişik nedenlerle bunun iradi olarak gerçekleştirilemediği, ortaklar arasında 6-7 yıldır geçimsizlik ve soğukluk olduğu, şirket ortaklarının çocuklarının büyümesi nedeniyle ailevi sorunların da baş göstermeye başladığı, ortaklar arasındaki güven ve şirketin aynı amaç doğrultusunda faaliyetlerini gerçekleştirmesi ortamının zedelenmesi ve şirketin amaç birliğini kaybetmesi nedenleriyle ortaklardan şirket ortaklığını ve şirketin tüzel kişiliğini devam ettirmelerini beklemenin mümkün olmadığı, davalı şirketin feshi için haklı koşulların oluştuğu anlaşılmıştır. Ortaklık yapısı aynı olan dava dışı ...... hakkındaki davacının fesih davası sonunda fesih yerine davacının adı geçen şirket ortaklığından çıkarılmasına ve depo edilen çıkma payının karar kesinleştiğinde davacıya ödenmesine karar verildiği ve kararın kanun yoluna başvurulmaksızın 26/11/2019 tarihinde kesinleştiği ve ortaklık yapısı ve olayları aynı olan işbu karar nedeniyle taraflar arasında güçlü denebilecek derecede delilin olduğu da anlaşılmıştır. Ancak şirketin feshinin yerine başka bir makul seçeneğin aranıp bulunması ve şirketin feshi yerine o seçeneğin uygulanmasının TTK nun amir hükmü olduğu anlaşıldığından şirketin feshi yerine öncelikle davacının şirket ortaklığından çıkma payı verilerek çıkarılmasına karar verilmesi seçeneği üzerinde mahkememizce durulmuştur. Yargılama sırasında davalı vekiline bilirkişi raporunda geçen 7.735.523,06 TL yi depo etmesi için süre verilmiş ise de davalı vekili belirlenen miktarın rayicine uygun olmaması nedeniyle çıkma payını depo etmeyeceklerini bildirmiştir. Daha sonra bilirkişi kurulundan ikinci ek rapor temin edilmiş olup ikinci ek rapora göre karar tarihine yakın tarihteki verilere göre davacı şirketin öz sermayesi net 23.229.798,97 TL dir ve davacının %33,33 payına isabet eden miktar 7.735.523,06 TL dir. Rapor ve ek raporlar birbirleriyle uyumludur. Davalı vekilinin davacının çıkma payına karşılık bir çok taşınır ve taşınmaz veya para verilmediğine ilişkin davacıya yönelttiği yemini, davacı usulen eda ettiğinden davacının çıkma payı 7.735.523,06 TL nin davalı şirketin feshi yerine çıkma payının mahkememiz veznesine depo edilmesi için davalı vekiline uygun süre verilmiş olup davalı vekili bu miktarın fahiş olup depo etmelerinin mümkün olmadığını, usule uygun rapor ve değer takdiri için yeniden bilirkişi incelemesi yapılmasını aksi halde gerekiyorsa müvekkili şirketin feshine veya davanın reddine karar verilmesini talep etmiştir. Davacı da yargılama sırasındaki beyanları ile kendisi dışındaki ortakların çıkma paylarının ödenerek şirketin yaşatılması konusundaki mahkememizin yaklaşımına karşılık olarak ekonomik durumunun uygun olmaması nedeniyle bunun mümkün olmadığını bildirmiştir. Şirket ortaklığından davacının çıkarılarak şirketin yaşatılması seçeneğine taraflar yaklaşmadığından ve başkaca bir uygun seçenek olmadığından fesih koşulları oluşan davalı şirketin feshine karar verilmesi gerekmiş olup davanın kabulüne ilişkin aşağıdaki hükmün kurulması gerekmiştir." gerekçesiyle davanın kabulü ile; Konya Ticaret Sicili Müdürlüğünün ... sicil numarasında kayıtlı davalı ......'nin haklı nedenlerle fesih ve tasfiyesine, ...... TC Kimlik numaralı serbest muhasebeci ve mali müşavir ......'nin tasfiye memuru olarak atanmasına ve karar kesinleştiğinde mahkememizce kimlik ve yemini saptanarak görevine başlamasına, şirket kaynaklarından aylık 4.000,00 TL ücretin tasfiye memuruna ödenmesine ve tasfiye memurunun her ay aldığı bu ücretini mahkeme veznesine yatırarak gelir vergisi kesildikten sonra kalanının mahkememizce ücret olarak kendisine ödenmesine karar verilmiştir.
DAİREMİZİN 29/03/2023 TARİHLİ, ... ESAS, ... KARAR SAYILI KALDIRMA KARARI; İlk derece mahkemesinin 28/10/2020 tarihli kararına karşı taraflarca istinaf kanun yoluna başvurulmuş, Dairemizin 29/03/2023 tarihli ... Esas, ... Karar sayılı kararı ile; "...6102 sayılı TTK'nın 636/3. maddesinde haklı sebeplerin varlığında her ortağın mahkemeden şirketin feshini isteyebileceği, ancak aynı maddede belirtildiği üzere mahkemece, fesih yerine davacı ortağın payının gerçek değerinin ödenerek şirketten çıkarılmasına veya kabul edilebilir diğer bir çözüme hükmedilebileceği ifade edilmektedir.
Ayrılma payı, ayrılmayla ortaklık ilişkisinin kesilmesi ve ortağın ortaklıktaki katılımının sona ermesi sebebiyle, payının karşılığı olarak ortaklık mal varlığından payına düşen kısma ilişkin alacak hakkını ifade eder. Ayrılma payı hesaplanırken payın gerçek değeri esas alınır.( 6102 sayılı TTK’nın 636/3 ve 641/1. maddeleri) Ayrılma payının gerçek değer üzerinden belirlenmesi limited ortaklıklarda geçerli eşit işlem ilkesinin özel bir uygulaması niteliğindedir. Gerçek değer, iki aşamalı bir hesaplama yöntemiyle belirlenir. İlk olarak, işletmenin değerinin hesaplanması gerekir. Bu ilk aşama geçildikten sonra, ayrılan ortağın ortaklıktaki payının nominal değeri esas alınarak ayrılma payı hesaplanır. Ayrılma payının gerçek değeri hesaplanmadan önce işletmenin gerçek değerinin belirlenmesi gerekir. İşletmenin gerçek değeri; şirketin tüm aktif ve pasifleri, gelecek dönemde elde edeceği kazançlar ve karşılaşabileceği riskler, açık ve gizli yedekleri, depo malları ve müşteri çevresi, bulunduğu bölge sahip olduğu şöhret gibi goodwill faktörleri dikkate alınarak hesaplanacaktır. Yani işletmenin tümüyle satılması halinde şirketi almak için ödenecek değer, yaşayan şirket değeri olarak şirketin gerçek değerini yansıtacaktır. Ayrıca ayrılma akçesi karar tarihine en yakın tarihe göre hesaplanacaktır ( Yargıtay 11.Hukuk Dairesi'nin 19.06.2015 gün, 2014/18653 Esas-2015/8544 Karar ve 09.11.2015 tarih, 2015/4748 Esas-2015/11693 Karar sayılı ilamları) .
Somut olayda davacı davalı şirketin fesih ve tasfiyesi istemiyle dava açmış ise de yargılama esnasında talebini çıkma payının tahsili olarak değiştirmiş, ilk derece mahkemesince de bu yönde değerlendirme yapılarak davalıya bilirkişi raporu ile belirlenen 7.735.523,06 TL çıkma payını mahkeme veznesine depo etmek üzere süre verilmiş, davalı tarafça çıkma payı depo edilmediği için şirketin fesih ve tasfiyesine karar verilmiştir.
Davalı şirketin, davacının ortaklıktan çıkarılmasına bir itirazı olmadığı, davalı şirketin itirazının, davacının çıkma payının davadan önce taşınmaz, araç ve para verilerek ödendiği noktasında olduğu, bu durumda TTK'nın 636/3.maddesinde belirtilen haklı sebeplerin varlığını tartışmaya gerek olmadığı kanaatine varılmıştır.
Davalı tarafça, davacının çıkma payının davadan önce taşınmaz, araç ve para verilerek ödendiği savunulmuş ise de davacının davalı şirketteki payına karşılık bir çıkma bedeli ödendiğinin ispat edilemediği görülmüştür.
İlk derece mahkemesince depo kararı yerine getirilmediği için şirketin fesih ve tasfiyesine karar verilmiş ise de çıkma payı için depo kararına gerek yoktur. Bu sebeple bilirkişi raporlarına ciddi itirazlarda bulunulması göz önüne alınarak içlerinde sektörden bir bilirkişinin de bulunduğu başka bir bilirkişi heyetinin katılımıyla yeniden keşif yapılıp rapor alınarak TTK'nın 636. maddesi gereğince karar tarihine en yakın tarihteki davacının ayrılma payı belirlenerek davacının şirketten çıkarılmasına ve ayrılma payının ödenmesine karar verilmesi gerekirken şirketin fesih ve tasfiyesine karar verilmesi yerinde olmamıştır.
Bu itibarla yukarıda belirtilen ilkeler doğrultusunda içlerinde sektörden bir bilirkişinin de bulunduğu başka bir bilirkişi heyetinin katılımıyla yeniden keşif yapılıp davacının güncel ayrılma payının ne kadar olduğu konusunda rapor alınarak sonucuna göre davacının şirketten çıkarılmasına ve ayrılma payının ödenmesine karar verilmesi gerektiğinden tarafların istinaf taleplerinin kabulü ile HMK'nın 353/1.a.6 maddesi gereğince ilk derece mahkemesi kararının kaldırılmasına, dosyanın mahkemesine gönderilmesine..." şeklinde karar verilmiştir.
İLK DERECE MAHKEMESİNİN İSTİNAF İNCELEMESİNE KONU 04/12/2024 TARİHLİ KARARININ ÖZETİ: İlk derece mahkemesince; "...Mahkememizin önceki kararını kaldıran istinaf mahkemesi kararında davalı şirketin, davacının ortaklıktan çıkarılmasına bir itirazı olmadığı, davalı şirketin itirazının, davacının çıkma payının davadan önce taşınmaz, araç ve para verilerek ödendiği noktasında olduğu, bu durumda TTK'nın 636/3.maddesinde belirtilen haklı sebeplerin varlığını tartışmaya gerek olmadığı, davalı tarafça, davacının çıkma payının davadan önce taşınmaz, araç ve para verilerek ödendiği savunulmuş ise de davacının davalı şirketteki payına karşılık bir çıkma bedeli ödendiğinin ispat edilemediği, şeklindeki tespit ve değerlendirmeler sebebiyle kaldırma kararıyla bağlı olan mahkememizce bu konularda yeniden bir değerlendirme yapılamayacağı, kaldırma kararı gereğince icra edilen keşif sonrasında düzenlenen bilirkişi heyeti raporunda davacının çıkma payının güncel değerinin 133.506.043,04TL olduğunun tespit edildiği, bu itibarla davacının çıkma payının davalıdan tahsil edilerek davacının şirket ortaklığından çıkarılmasına dair karar verilmesi gerektiği anlaşılarak aşağıdaki hüküm tesis edilmiştir.
Yargıtay 11. Hukuk Dairesinin 12/06/2019 tarih ... esas, ... karar sayılı kararı; "...Yerel mahkemece, karşı davalı K. U.'in karşı-davacı limited şirket ortaklığından çıkarılmasına ve ortağın ayrılma akçesinin ödenmesine, ayrılma akçesi üzerinden nisbi karar ve ilam harcı ile nisbi vekalet ücretinin karşı davalıdan tahsiline karar verilmiştir.
Oysa, davanın niteliğine göre maktu karar ve ilam harcı ile maktu vekalet ücretine hükmedilmesi gerekmektedir. Ancak yapılan bu yanlışlığın giderilmesi yeniden yargılama yapılmasını gerektirmediğinden 6100 sayılı HMK Geçici 3/2 maddesi gereğince delaletiyle 1086 sayılı HUMK 438/7 maddeleri gereğince kararın düzeltilerek onanması gerekmiştir... " şeklindedir.
İstanbul BAM 13. Hukuk Dairesi ... esas, ... karar sayılı kararı ile;
"...Dava konusu ortaklıktan çıkarmadır. Limited şirket ortaklığından çıkarılma davası konusu para ile değerlendirilebilen nitelikte dava değildir. Ortaklıktan çıkarılma davası ile birlikte hüküm altına alınan ayrılma akçesi , ortaklıktan çıkarılma yönünde verilen kararın sonucu niteliğindedir. Değeri para ile ölçülemeyen dava ve işlerde, o tarihte yürürlükte bulunan Avukatlık Asgari Ücret Tarifesine göre ücret belirlenmesi gerekir..." şeklinde karar verilmiştir.
Mahkememizce de benimsenen yargıtay ilamı ile istinaf mahkemesi kararında belirtildiği üzere ortaklıktan çıkma hükmü kurulduğu takdirde çıkma payı üzerinden nispi harç ve nispi vekalet ücreti değil, maktu harç ve maktu vekalet ücretine hükmedilmesi gerektiğinden yargılama giderleri buna göre tayin edilmiştir." gerekçesiyle, davanın kabulüne, davacının, davalı ......'nin fesih ve tasfiyesine yönelik talebinin reddine, bunun yerine davacı ...'nun, Konya Ticaret Sicil Müdürlüğü'nün ... sicil sırasında kayıtlı ......'nin ortaklığından çıkarılmasına, karar kesinleştiğinde, davacı ...'nun, davalı ......'deki %33,33'luk sermaye payına isabet eden 200 adet hissesinin, davalı ......'ne devrine, davacı ...'nun, çıkma payı bedeli olarak 133.506.043,04TL. alacağın, karar tarihi olan 04/12/2024 tarihinden itibaren işleyecek avans faizi ile birlikte davalı ......'den alınarak davacı ...'ya verilmesine karar verilmiştir.
İSTİNAF SEBEPLERİ: Davalı vekili istinaf dilekçesinde özetle; dava konusu şirket ile ilgili olarak istinaf kaldırma kararından önce görülen ilk dava dosyasında ileri sürdükleri hususları tekrarla, öncelikle açılan davanın reddinin gerektiğini, şirket fesih davası sonrasında müvekkili şirketler tarafından davacıya karşı hisse karşılığı verilen taşımazlar için açılan davaların derdest olduğunu, bu aşamada şirket ortaklarının bir araya gelemez, şirket faaliyetleri devam edemez olduğunu, müvekkili şirketin petrol istasyonunun olduğu taşınmazından başka hiçbir varlığının bulunmadığını, mahkemece itirazlarının dikkate alınmadığını, hatalı bilirkişi raporu ve hesaplamalarına göre hüküm kurulduğunu, taşınmazın değerinin, taşınmaz üzerindeki yapıların değeri ve taşınmaz üzerindeki zirai ürünlerin değerinin gerçek değerlerin çok üzerinde gösterildiğini, bilirkişi kök raporunda dava konusu petrol istasyonunun değeri yanlış/hatalı hesaplama ve emsal olamayacak taşınmazlarla kıyaslanmak suretiyle tespitinin yapıldığını, kaldırma kararında bilirkişi raporlarına ciddi itirazlarda bulunulması göz önüne alınarak içlerinde sektörden bir bilirkişinin de bulunduğu başka bir bilirkişi heyetinin katılımıyla yeniden keşif yapılıp rapor alınması belirtilmesine rağmen mahkemece bu hususun yerine getirilmediğini, bilirkişi heyetinde sektörden bir bilirkişi atanmadığını, sektörel yöntemlerden uzak bilirkişi raporu ile hüküm kurulduğunu, dava konusu taşınmazın, imar planında petrol ve ürünleri tanzim ve satış ve LPG ikmal istasyonu sahası olduğunu, bu taşınmaz üzerinde faaliyet alanı dışında bir faaliyet bulunmadığını, emsal olarak gösterilen taşınmaz ticari nitelikte arsa olduğunun raporda açıkça belirtildiğini, bilirkişinin, ticari arsa ile dava konusu petrol istasyonu sahasını aynı değerlendirdiğini, emsal olarak sunduğu taşınmaz değerine göre hesaplama yaptığını, belediye tarafından 290.000.000,00 TL bedelle satıldığını belirttiği taşınmazın araştırması yapılması halinde 3 yıl ödemesiz olarak anılan bedelle satıldığının görüleceğini, bu nedenle emsal satış değerinin dava konusu taşınmaza ölçü alınamayacağını, emsal olarak sunulan ticari arsa üzerine kurulan devasa ofis, fitness, havuzlu yaşam alanları ve işyerlerinin değerinin petrol istasyonu değerlerine göre kıyaslanamayacak derecede büyük değere sahip olduğunun görüleceğini, dolayısıyla emsal değerlemeler ve müvekkilinin taşınmazına biçilen 400.000.000,00 TL değerin gerçek olmadığını, bu hesaplama üzerinden davacıya çıkarılan 133.500.000 TL değerinde çıkma payı ve karar tarihi itibariyle işleyecek avans faizinin hakkaniyete aykırı olduğunu, davanın reddi taleplerinin kabul edilmemesi üzerine verilmesi gereken kararın fesih ve tasfiye olması gerekirken davacının şirket ortaklığından çıkarılması ve çıkma payının verilmesi kararın usule, yasaya ve hakkaniyete olduğunu, davacının dava dilekçesinde şirket feshini talep ettiğini, davacı talebi ile bağlı olduğunu, ancak TTK ile hakime şirketin devamı için fesih yerine ortağın çıkma payının verilerek şirketin devamını sağlama açısından haklar verildiğini, ilk görülen davanın yargılaması sonucunda mahkeme heyeti şirketin devamı yönünden takdir yetkisini kullandığını ve şirketin devamını mümkün görmemesi üzerine gerekçeli kararında "... Şirket ortaklığından davacının çıkarılarak şirketin yaşatılması seçeneğine taraflar yaklaşmadığından ve başkaca bir uygun seçenek olmadığından fesih koşulları oluşan davalı şirketin feshine karar verilmesi gerekmiş olup davanın kabulüne ilişkin aşağıdaki hükmün kurulması gerekmiştir..." denilerek şirketin yaşatılması seçeneği artık kalmadığı tespiti ile müvekkili şirketin feshine karar verildiğini, mahkemece bu husus araştırılmadan ve şirketin devamının artık imkansız hale geldiğini görmezden gelerek hatalı karar verildiğini, davacının çıkma payının verilerek şirketin devamını sağlama imkanı bulunmadığını, eğer ki mahkemece davacıya hesap edilen çıkma payı avans faiziyle birlikte verilecek olursa petrol istasyonu arsasının satılması halinde ele geçecek para sadece davacıya çıkartılan bedeli karşılayacağını, diğer iki kardeş olan hissedarların haklarının kalmayacağını, bu durumun usule, yasaya ve hakkaniyete aykırı olduğunu beyan ederek ilk derece mahkemesi kararının kaldırılarak davanın reddine karar verilmesini talep etmiştir.
DELİLLERİN DEĞERLENDİRİLMESİ VE GEREKÇE:
Dava; davalı limited şirketin haklı sebeplerle fesih ve tasfiyesi istemine ilişkindir.
İstinaf incelemesi HMK 355. madde gereğince istinaf dilekçesinde ileri sürülen sebeplerle ve re'sen kamu düzenine aykırılık yönünden sınırlı olarak yapılmıştır.
İlk derece mahkemesince dairemiz kaldırma kararından sonra yeniden yapılan yargılama sonucunda 04/12/2024 tarihinde karar verildiği, karardan sonra dosya istinaf incelemesi için dairemizde iken davacı ...'nun 19/12/2025 tarihinde vefat ettiği, davacı vekili Av....'ın davacıya ait mirasçılık belgesini ve mirasçılarından aldığı vekaletnameyi dairemize sunarak mirasçıların davaya dahil edilmesini talep ettiği, Dairemizce mirasçıların taraf olarak dosyaya eklendiği anlaşılmıştır.
İlk derece mahkemesince dairemiz kaldırma kararının gerekleri yerine getirilerek, içlerinde sektörden bir bilirkişinin de bulunduğu başka bir bilirkişi heyetinin katılımıyla yeniden keşif yapılıp rapor alındığı ve TTK'nın 636. maddesi gereğince karar tarihine en yakın tarihteki davacının ayrılma payı belirlenerek davacının şirketten çıkarılmasına ve ayrılma payının ödenmesine karar verildiği, dairemiz kaldırma kararından sonra alınan bilirkişi heyeti raporunun gerekçeli ve açıklayıcı olduğu, hükme esas alınmasında bir isabetsizlik olmadığı, davalı şirketin, davacının ortaklıktan çıkarılmasına bir itirazının olmadığı, davalının baştan beri savunmasının, davacının çıkma payının davadan önce taşınmaz, araç ve para verilerek ödendiği noktasında olduğu, davalının şirketin feshine dair verilen ilk kararı istinafında da davacının dava konusu şirketteki ve diğer şirketlerdeki hisselerine karşılık davacının çıkma paylarının tamamının ödendiği, davanın reddi gerekirken şirketin feshine karar verilmesinin hatalı olduğu şeklinde istinaf talebinde bulunduğu, dairemiz kaldırma kararında davacının davalı şirketteki payına karşılık bir çıkma bedeli ödendiğinin ispat edilemediğinin belirtildiği buna göre şirketin feshi yerine davacının ortalıktan çıkartılarak ayrılma payının ödenmesine karar verilmesinde bir isabetsizlik olmadığı, ilk derece mahkemesi kararının usul ve yasaya uygun olduğu, davalı tarafından ileri sürülen istinaf sebeplerinin yerinde olmadığı anlaşıldığından davalının istinaf başvuru talebinin HMK'nın 353/1.b.1 maddesi gereğince esastan reddine ilişkin aşağıdaki şekilde hüküm kurulmuştur.
HÜKÜM : Gerekçesi yukarıda açıklandığı üzere;
1-Davalının istinaf başvuru talebinin ESASTAN REDDİNE,
2-Alınması gereken 732,00 TL harçtan, peşin alınan 615,40 TL harcın mahsubu ile bakiye 116,60 TL karar ve ilam harcının davalıdan tahsili ile hazineye irad kaydına,
3-İstinaf incelemesi duruşmalı yapılmadığından ücret-i vekalet ile ilgili hüküm kurulmasına yer olmadığına,
4-İstinafa başvuran davalı tarafından yapılan istinaf yargılama giderlerinin kendisi üzerinde bırakılmasına,
5-Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun 359/4. maddesi gereğince kararın tebliği işlemlerinin dairemiz tarafından yapılmasına,
6-Kararın temyiz edilmeden kesinleşmesi halinde dava dosyasının ilk derece mahkemesine gönderilmesine,
Dair, dosya üzerinde yapılan inceleme sonucunda verilen kararın HMK'nın 361/1 maddesi gereğince taraflara tebliğinden itibaren iki hafta içerisinde dairemize, temyiz edenin bulunduğu yer Bölge Adliye Mahkemesi Hukuk Dairesine veya İlk Derece Mahkemesine verilecek dilekçe ile temyiz kanun yoluna başvurma talebinde bulunulabileceğine 30/04/2026 tarihinde oy çokluğu ile karar verildi.
Başkan ... Üye ... Üye ... Katip ...
e-imzalıdır e-imzalıdır e-imzalıdır e-imzalıdır
(muhalif)
...
MUHALEFET ŞERHİ:Dava, davalı limited şirketin haklı nedenle fesih ve tasfiyesi istemine ilişkindir.
İstinaf incelemesi HMK 355. madde gereğince istinaf dilekçesinde ileri sürülen sebeplerle ve re'sen kamu düzenine aykırılık yönünden sınırlı olarak yapılmıştır
6102 sayılı sayılı TTK'nın 636/3 maddesinde ''Haklı sebeplerin varlığında, her ortak mahkemeden şirketin feshini isteyebilir. Mahkeme, istem yerine, davacı ortağa payının gerçek değerinin ödenmesine ve davacı ortağın şirketten çıkarılmasına veya duruma uygun düşen ve kabul edilebilir diğer bir çözüme hükmedebilir. '' hükmü yer almaktadır.
Haklı sebep kavramı yasada açıkça tanımlanmamış ise de, her davada, hukuki ve maddi olayların özelliği dikkate alınarak ileri sürülen nedenlerin haklı sebep teşkil edip etmeyeceği hususunun irdelenmesi gerekir. Şirketin devamlı olarak zarar etmesi, kuruluş ve gayesinin gerçekleşmesine imkan kalmaması, ortaklar arasındaki ciddi anlaşmazlıklar, ortağın bakiye sermaye borcunu ödemekte temerrüdü gibi sebepler haklı sebeplere örnek olarak sayılabilir. (Yargıtay 11. HD'nin 2014/17528 E-2015/12310 K., 2014/15623 E-2015/11122 K. )
Somut uyuşmazlıkta, ispat yükü davacı üzerinde olup, davacının haklı nedenlerin varlığını ispat etmesi gerekmektedir. (Yargıtay 11. HD'nin 2014/17605 E-2015/3484 K., 2015/15292 E-2017/2802 K.) Zira, TTK'nın 636/3 maddesinde ortağa haklı sebeplerin varlığı halinde dava açabilme olanağı tanınmıştır. Bu nedenle, davacı ortağın öne sürdüğü sebep veya sebeplerin gerçekten var olup olmadığı yahut haklı olup olmadığının mahkemece değerlendirilmesi,
Ayrıca, haklı nedenlere dayalı olarak dava açılabilmesi için, davacı ortağın haklı nedenlerin ortaya çıkmasında kendisinin eylem ve işlemlerinin katkısının bulunmaması, diğer bir anlatımla haklı nedenlerin diğer ortaklardan kaynaklandığının kanıtlanması gerekir. ( Yargıtay 11 HD.'nin 2012/19135 E- 2013/17081 K., 2010/15509 E- 2012/6565 K., 2012/17223 E- 2013/5621 K.)
Yukarıda yapılan açıklamalardan sonra somut olaya gelindiğinde, davacı tarafça davalı şirketin fesih ve tasfiyesi için dava açıldığı anlaşılmakla, ispat yükü davacı üzerinde olup, davacı haklı nedenlerin varlığını ispat etmesi gerektiği gibi, işbu haklı nedenlerin meydana gelmesinde kendisinin bir kusurunun bulunmadığını da ispat etmelidir.
Her ne kadar mahkemece, yukarıda özetlenen gerekçe ile karar verilmiş ise de, TTK'nın 636/3 maddesi uyarınca, haklı sebeplerin ve bu sebeplerin meydana gelmesinde davacının bir kusurunun bulunmadığının davacı tarafça ispatlanması gerektiğinden, somut uyuşmazlık yönünden haklı nedenlerin varlığının iddia ve deliller kapsamında araştırılması,
Haklı nedenlerin varlığı tespit edildikten sonra, mahkemece, yine anılan yasal düzenleme kapsamında, istem yerine, davacı ortağa payının gerçek değerinin ödenmesine ve davacı ortağın şirketten çıkarılmasına veya duruma uygun düşen ve kabul edilebilir diğer bir çözüme hükmedebileceği hususu ile şirketin devamlılığı asıl olup, 6102 sayılı TTK'nın 573. maddesi uyarınca, limited şirketlerin tek ortaklı olarak da tüzel kişiliğini ve ticari hayatlarını sürdürmelerinin mümkün hale geldiğinin de göz önünde bulundurulması, ayrılma payının da, şirketin faaliyet konusu gözetilerek alanında uzman bilirkişi kurulundan, karar tarihine en yakın rayiç değer verilerine göre şirketin reel özvarlığı hususunda rapor alınıp saptandıktan sonra hüküm altına alınması gerektiği gözetilmelidir. (Yargıtay 11. HD. 'nin 2014/18653 E-2015/8544 K.)
Bu itibarla, mahkemece öncelikle haklı nedenlerin varlığının ve bu haklı nedenlerin oluşmasında davacının kusurlu olup olmadığının araştırılması, haklı nedenlerin varlığının tespiti sonrasında, çıkma payının şirket faaliyet konusu da gözetilerek, alanında uzman bilirkişi kurulundan, karar tarihine en yakın rayiç değer verilerine göre, şirketin reel özvarlığı hususunda rapor alınıp, davalının; davacının çıkma payının davadan önce taşınmaz, araç ve para verilerek ödendiğine yönelik savunması da değerlendirilerek, sonucuna göre karar vermek gerekirken anılan hususların nazara alınmaması ve eksik inceleme yapılması yerinde olmadığı gibi, Daire çoğunluk görüşünde belirtilen; ''davalının baştan beri savunmasının, davacının çıkma payının davadan önce taşınmaz, araç ve para verilerek ödendiği noktasında olduğu, davalının şirketin feshine dair verilen ilk kararı istinafında da davacının dava konusu şirketteki ve diğer şirketlerdeki hisselerine karşılık davacının çıkma paylarının tamamının ödendiği, davanın reddi gerekirken şirketin feshine karar verilmesinin hatalı olduğu şeklinde istinaf talebinde bulunduğu...'' yönündeki görüşe de yukarıda açıklanan nedenlerle iştirak etmediğim ve her şeyden de önce, ispat yükü davacı üzerinde olup, davalı tarafça davanın reddi de istenilmekle ''çoğun içinde az da vardır kuralı'' dahi nazara alındığında, mahkemece eksik inceleme ve yanılgılı değerlendirmeye dayalı, yazılı şekilde hüküm tesisinin yerinde olmadığı ve ilk derece mahkemesi kararının belirtilen gerekçelerle kaldırılmasına karar verilmesi gerektiği kanaatinde olduğumdan, sayın heyetin aksi yöndeki çoğunluk görüşü ve gerekçesine katılmamaktayım.
Üye ...
e-imzalıdır