Avrupa Konseyi’nin insan haklarına destek Fonu’nun desteğiyle hazırlanmıştır (/humanrightstrustfund). Mahkeme’yi bağlamamaktadır. Daha fazla bilgi için, bu belgenin sonunda bulunan yazarın telif hakkı ile ilgili kısmı okuyabilirsiniz.
© Council of Europe/European Court of Human Rights, 2012. This translation was commissioned with the support of the Human Rights Trust Fund of the Council of Europe (/humanrightstrustfund). It does not bind the Court. For further information see the full copyright indication at the end of this document.
© Conseil de l’Europe/Cour européenne des droits de l’homme, 2012. La présente traduction a été effectuée avec le soutien du Fonds fiduciaire pour les droits de l’homme du Conseil de l’Europe (/humanrightstrustfund). Elle ne lie pas la Cour. Pour plus de renseignements veuillez lire l’indication de copyright/droits d’auteur à la fin du présent document.
AVRUPA KONSEYİ
AVRUPA İNSAN HAKLARI MAHKEMESİ
BİRİNCİ DAİRE
KARAR
KABULEDİLEBİLİRLİK ÜZERİNE
Başvuru no 25551/05
başvurucu Vladimir Petrovitch KOROLEV tarafından
Rusya’ya karşı
1 Temmuz 2010 tarihinde Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (Birinci Daire), aşağıdaki üyelerle toplanmıstır :
Christos Rozakis, Başkan,
Anatoly Kovler,
Elisabeth Steiner,
Dean Spielmann,
Sverre Erik Jebens,
Giorgio Malinverni,
George Nicolaou, hakimler,
ve Søren Nielsen, Daire Yazı İşleri Müdürü,
27 Temmuz 2004 tarihinde yapılan başvuruyu gören Mahkeme,
Müzakere yaptıktan sonra aşağıdaki kararı vermiştir :
OLAYLAR
Başvurucu, Sayın Vladimir Petrovitch Korolev, Rus vatandaşıdır, 1954 yılında doğmuştur ve Orenbourg’ta (Rusya Federasyonu) ikamet etmektedir.
Davanın koşulları
Başvurucu tarafından öne sürülen olaylar şu şekilde özetlenebilir.
Başvurucu yeni yurtdışı pasaportunun verilmesindeki geçikme nedeniyle kendisine gerekli belgeleri vermeyen, pasaport ve vizelerden sorumlu İçişleri Bakanlığı bölge kurumunun şefi hakkında dava açmıştır.
25 Eylül 2001 tarihinde, Ekaterinbourg’un Verkh‑Issetski ilçe mahkemesi başvurucunun davasını reddetmiştir. 13 Kasım 2001 tarihinde Sverdlovsk Bölge Mahkemesi, istinaf mahkemesi sıfatıyla kararı bozmuştur ve dosyayı ilçe mahkemesine geri göndermiştir.
16 Nisan 2002 tarihinde ilçe mahkemesi, başvurucunun davasını kabul etmiştir ve pasaport ve vizelerden sorumlu İçişleri Bakanlığı bölge kurumunun şefinin başvurucunun pasaportu ile ilgili tüm belgelere bakmasına izin vermesi gerektiğine karar vermiştir. Mahkeme ayrıca, pasaport ve vizelerden sorumlu servisin yargılama gideri olarak başvurucuya 22,50 Rus Rublesi (RUB) ödemesi gerektiğine karar vermiştir.
Bu karar, 4 Temmuz 2002 tarihinde istinaf önünde onanmıştur ve kesinleşmiştir. Dosyadan açıkça davalı makamın ilgili belgelerin gösterilmesi ile ilgili mahkeme kararına uyup uymadığını – ve uygulanmışsa ne zaman – bilinmemektedir. Başvurucu tarafından yargılamadan sonra yapılan tüm girişimler tamamen ilçe mahkemesi tarafından verilen 22,50 RUB’nin ödemesi ile ilgilidir.
22 Temmuz 2002 tarihinde bu yargı organı, sadece bu miktarın ödenmesi için bir ödeme emri hazırlamıştır. 28 Nisan 2003 tarihinde yazı işleri müdürü, bir icra prosedürü başlatmıştır.
15 Aralık 2003 tarihinde başvurucu ilçe mahkemesine başvurmuş ve icra müdürünün hareketsizliğinden dolayı şikayetçi olmuştur. 22 Aralık 2003 tarihinde hakim, bu şikayetin usul ile ilgili kuralları yerine getirmediğini ve bu kurallara uyması için başvurucuya 5 Ocak 2003 tarihine kadar süre vermiştir. Hakim başvurucudan özellikle icra müdürünün nasıl görevini ihmal ettiği konusundaki suçlamalarını açıklamasını sunmasını istemiştir.
31 Aralık 2003 tarihinde başvurucu dosyayı tamamlamıştır.
6 Ocak 2004 tarihinde mahkeme, başvurucunun belirtilen kurallara uymadığını ifade etmiştir ve davasını esasa girmeden reddetmiştir. 10 Şubat 2004 tarihinde, Sverdlovsk Bölge Mahkemesi bu kararı onamıştır.
ŞİKAYETLER
Başvurucu, ulusal yargı organları tarafından kendisine ödenmesine karar verilen miktarı, makamların ihmali nedeniyle alamamasının Sözleşme’nin 6. maddesi ve 1 Nolu Ptotokol’ün 1. maddesindeki haklarının ihlali olduğunu iddia etmektedir. 6. madde anlamında başvurucu ayrıca, ulusal mahkemelerin icra müdürünün hareketsizliği ile ilgili davasına eğilmediklerinden şikayet etmektedir.
Yine 6. madde kapsamında başvurucu, ulusal mahkemelerin özellikle de ulusal hukukta öngörülen sürelerle ilgili olarak, iç hukuktaki birçok prosedür kurallarını çiğnediklerini iddia etmektedir.
HUKUK AÇISINDAN
Mahkeme öncelikle başvurunun, 14 Nolu Protokol (1 Haziran 2010 tarihinde yürürlüğe giren) ile değiştirilen Sözleşme’nin 35. maddesi anlamında kabuledilebilir olup olmadığını inceleyecektir.
Bu Protokol 35. maddeye yeni kabuledilebilirlik kriteri koymuştur. Bu hükmün ilgili bölümleri şu şekildedir :
« 3. Asağıdaki hallerde Mahkeme, 34. madde uyarınca sunulan bireysel başvuruları kabul edilemez bulur :
(...)
b) başvurucunun önemli bir zarar görmemiş olması; meğer ki Sözleşme ve Protokolleri ile güvence altına alınan insan haklarına saygı ilkesi başvurunun esastan incelenmesini gerektirsin. Ancak ulusal bir mahkeme tarafından gereği gibi incelenmemiş hiçbir dava bu gerekçe ile reddedilemez ».
14 Nolu Protokol’ün 20. maddesi, yeni hükmün hükümlerinin yürürlüğe girdiği tarihten itibaren kabuledilebilir bulunmuş olan başvurular hariç olmak üzere, Mahkeme önünde görülmekte olan bütün başvurulara uygulanacağını öngörmektedir. Bu davanın şartları dikkate alındığında Mahkeme, başvurucunun şikayetlerinin yeni başvurulabilirlik kriterini yerine getirip getirmediğini incelemenin gerekli olduğu kanaatindedir.
Bunu yaparken Mahkeme, bu yeni kriterin amacının uzun vadede Mahkeme’ye esasa ilişkin bir incelemeyi haketmeyen davaları hızlı bir şekilde çözümleyip, kendi misyonu olan Avrupa çapında insan haklarının hukuki korumasını güvence altına almak olduğunu hatırlatmaktadır (14 Nolu Protokol’ün açıklayıcı notu, STCE no 194 (« açıklayıcı not »), §§ 39 ve 77-79). Yüksek Sözleşmeci Devletler açıkça, gerek başvurucunun bireysel hukuki faydası için olsun, gerekse Sözleşme hukukunun genel faydası için olsun ve gerekse Sözleşme’nin katıldığı Avrupa kamu düzeni için olsun, Mahkeme’nin esasa ilişkin inceleme gerektiren davalar üzerinde durmasını arzu etmişlerdir (açıklayıcı not, § 77). Yakın tarihte Yüksek Sözleşmeci Devletler, Mahkeme’yi yeni kabuledilebilirlik kriterine etki kazandırmak ve de minimis non curat praetor ilkesini uygulamak için başka ihtimalleri gözönünde bulundurmaya davet etmişlerdir (Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nin geleceği ile ilgili yapılan yüksek derecede Konferans sırasında kabul edilen eylem planı, İnterlaken, 19 Şubat 2010, § 9 c)).
A. Başvurucunun önemli zarara maruz kalıp kalmadığı noktası ile ilgili olarak
Yeni kabuledilebilirlik kriteri başvurucunun « önemli bir zarara » maruz kalıp kalmadığı sorunudur. Bu kavramların yorumlanması gerektiği ve daha önce varolan kabuledilebilirlik kriterlerinin yanında Mahkeme’ye biraz esneklik tanıdığı tartışmasızdır (açıklayıcı not, §§ 78 et 80).
Mahkeme’nin görüşüne göre, Sözleşme’de kullanılan diğer birçok ifade gibi, bu ifadeler kesin bir şekilde tanımlanamamaktadır. Dolayısıyla Yüksek Sözleşmeci Devletler Mahkeme’den bu kuralın uygulanması için ilerleyen içtihatlar yoluyla objektif kriterler belirlemesini beklemektedirler (açıklayıcı not, § 80).
Yukarıda belirtilen de minimis non curat praetor ilkesinden esinlenen yeni kriter, tamamen hukuki bir bakış açısıyla da olsa bir hakkın, bir uluslararası mahkeme tarafından incelenmeyi haketmesi için belli bir ağırlığa ulaşması fikrine dayanmaktadır. Bu minimumum taktiri doğası bakımdan görecelidir ; bu taktir davanın tüm şartlarına bağlıdır (bkz., mutatis mutandis, Soering/Birleşik Krallık, 7 Temmuz 1989, § 100, seri A no 161). Bir ihlalin ağırlığı, hem başvurucunun subjektif algılaması hem de belirli bir davanın objektif konusu dikkate alınarak değerlendirilmesi gerekmektedir.
Bu davanın şartlarında Mahkeme özellikle şaşırtan, başvurucuyu davasını kendi önüne getirmesine neden olan maddi kaybının anlamsızlığı ve hatta vazgeçilebilirliğidir. Başvurucu tarafından sunulan şikayetler açıkça, davalı makamların bir euro’dan aşağı olan bir miktarı kendisine verilmesi için hareketsiz kalmaları ile ilgilidir.
Mahkeme maddi zararın etkisinin soyut bir şekilde tanımlanmaması gerektiğinin farkındadır ; maddi bir zarar az da olsa, ilgili başvurucunun özel durumu ve ülkenin veya başvurucunun yaşadığı bölgenin ekonomik konjonktürü dikkate alındığında önem arzedebilir. Ancak, değişen ekonomik şartlar dikkate alınsa bile Mahkeme bu davada söz konusu olan anlamsız miktarın, başvurucu için de şüphesiz çok fazla anlam ifade etmediği kanaatindedir.
Mahkeme aynı zamanda, burada söz konusu olan maddi faydanın, başvurucunun önemli bir zarara maruz kalıp kalmadığını belirlemek için tek unsur olmadığını bilmektedir. Gerçekten de bir Sözleşme ihlali, önemli bir ilke sorunu ile ilgili olabilmektedir ve maddi bir zarar ortaya çıkarmadan önemli bir zarar doğurabilmektedir. Eğer başvurucu, örnek olarak, makamların kendi meşru olan hakkı olan dosyaları vize ve pasaport servisi nezdinde incelemesinden şikayet etseydi, bu durum söz konusu olabilirdi. Ancak başvurucu, bu konudaki kararın uygulanmasını söz konusu etmemiştir ve kendi şikayetlerini maddi zararlarla sınırlandırmıştır. Dolayısıyla Mahkeme, başvurucunun kendi dosyasına ulaşmasının her ne kadar ulusal anlamda uyuşmazlığın asıl konusunu oluştursa da, bu sorun için hiçbir engel olmadığını gözlemlemektedir.
Şüphesiz başvurucunun 22,50 RUB’u davalı makamdan istemekte diretmesi başvurucunun subjektif algılaması gereği bunun önemli bir ilke sorunu olduğunu ortaya koymaktadır. Her ne kadar bu unsur önemli olsa da, Mahkeme’yi başvurucunun önemli bir zarara maruz kaldığı sonucuna götürmeye yetmemektedir. İhlallerin sonuçları ile ilgili olarak başvurucunun subjektif algılaması, objektif nedenlerle haklı gösterilmesi gerekmektedir. Ancak Mahkeme bu davada benzer bir haklı gerekçenin varlığını tespit edememiştir çünkü asıl ilke sorunu, görünüşe bakılırsa başvurucu lehine pozitif bir şekilde çözümlenmiştir.
Yukarıdaki şartları dikkate alan Mahkeme, başvurucunun Sözleşme’nin ihlallerinden dolayı önemli bir zarara maruz kalmadığı kanaatine varmaktadır.
B. Sözleşme ve Protokolleri ile güvence altına alınan insan haklarına saygı ilkesi başvurunun esastan incelenmesini gerektirip gerektirmediği noktası ile ilgili olarak
Yeni kriterin içindeki ikinci unsur koruyucu hüküm olarak kabul edilmektedir (açıklayıcı not, § 81). Her ne kadar başvurucu önemli bir zarara maruz kalmamışsa da ve Sözleşme ve Protokolleri ile güvence altına insan haklarına saygı ilkesi bunu gerektiriyorsa, bu hüküm Mahkeme’yi başvurunun incelenmesi için mecbur kılmaktadır. Mahkeme bu formülün Sözleşme’nin 37 § 1 maddesinden esinlendiğini ve bu hüküm altında bu formülün bir başvurunun kayıttan silinme kararı için aynı işlevi gördüğünü belirtmektedir. Aynı ifadeler taraflar arasında yapılan dostane çözümle ilgili olarak 38 § 1 maddesinde de kullanılmıştır.
Mahkeme, Sözleşme organlarının devamlı bir şekilde bu hükümleri, taraflar arasında dostane çözüm veya başvurunun kayıttan düşürülmesini haklı gösteren bir neden olsa bile, başvurunun incelenmesinin dayatıldığı şeklinde yorumlandığını kaydetmektedir. Zaten bu nedenle, Sözleşme’ye saygıya dokunan genel nitelikte sorunları ortaya çıkaran bir davada derinlemesine bir incelemenin gerekli olduğu kanaatine varılmıştır (Tyrer/Birleşik Krallık, no 5856/72, 14 Aralık 1976 tarihli Komisyon raporu, § 2, seri B 24).
Örnek olarak, Sözleşme anlamında devletlerin yükümlülüklerini belirlemek veya başvurucu ile aynı durumda olan diğer şahısları etkileyen yapısal problemlerin çözümü konusunda savunmacı bir devletin yükümlülükleri belirtmek söz konusu olduğu zaman da, aynı şekilde genel nitelikteki sorunlar ortaya çıkmaktadır. Dolayısıyla Mahkeme, 37 ve 38. madde altında dava ile ortaya çıkan genel sorunun çözümlenip çözümlenmediğini veya çözümleniyor olduğunu ve başka davalarda ortaya çıkan hukuki sorunların Mahkeme tarafından çözümlenip çözümlenmediğini kontrol etmektedir (bkz., birçok karar arasından, Can/Avusturya, 30 Eylül 1985, § 15-18, serie A no 96, ve Léger/Fransa (kayıttan silme) [BD], no 19324/02, § 51, CEDH 2009-...)
Davayı bu kapsam altında dikkate alarak, yeni 35 § 3 b) maddeye uygun olarak ve Sözleşme’nin 19. maddesi anlamındaki sorumlulukları gözönüne alan Mahkeme, davanın esastan incelenmesini haklı kılacak kamu düzenine dokunan bir neden bulmamaktadır. Öncelikle Mahkeme’nin, bu davada ortaya çıkan soruna benzer sorunlar ile ilgili olarak beyanda bulunma ve bu konuda Sözleşme anlamında devletin yükümlülüklerini belirleme konusunda çok sayıda fırsatı olmuştur (bkz., birçok karar arasından, Hornsby/Yunanistan, 19 Mart 1997, Kararlar Dergisi 1997‑II, Bourdov/Rusya, no 59498/00, CEDH 2002‑III, ve BourdovRusya (no 2), no 33509/04, CEDH 2009-...). Bununla birlikte, gerek Mahkeme ve gerekse Bakanlar Komitesi, Rusya Federasyonu’nda iç hukuk mahkeme kararlarının yerine getirilmemesi ile ilgili olarak ortaya çıkan yapısal problemlerin çözümü konusuna ve yeni benzer ihlalleri engellemek için genel tedbirler alınması konusuna eğilmişlerdir (bkz., Bourdov (no 2), yukarıda adı geçen karar, ve Bakanlar Komitesi’nin geçici kararları 19 Mart 2009 tarihli M/ResDH(2009)43 ve 3 Aralık 2009 tarihli CM/ResDH(2009)158). Bu davanın esastan incelenmesi bu konuya yeni bir unsur eklemeyecektir.
Mahkeme Sözleşme ve Protokolleri ile güvence altına alınan insan haklarına saygı ilkesi başvurunun esastan incelenmesini gerektirmediği sonucuna varmaktadır.Dava ulusal bir mahkeme tarafından gereği gibi incelenip incelenmediği noktası ile ilgili olarak
Eger dava ulusal bir mahkeme tarafından gereği gibi incelenmemişse 35 § 3 b) madde, yeni kriter temelinde başvuruyu reddetmeye izin vermemektedir. Metni kaleme alanlar tarafından ikinci koruyucu hüküm olarak kabul edilen (açıklayıcı not, § 82) bu hüküm, tüm davaların gerek ulusal anlamda ve gerekse Avrupa çapında bir hukuki incelemeden geçmesini güvence altına alma amacındadır ; başka bir deyişle burada adaletin yokluğundan (déni de justice) kaçınma söz konusudur. Bu hüküm, ulusal alanda bir ihlalden şikayet etmeye imkan veren etkili bir yolun varlığını dayatan Sözleşme’nin 13. maddesinden çıkan ikincililik ilkesi ile de uyumludur.
Mahkeme’nin görüşüne göre, birlikte dikkate alınan bu davanın olayları ulusal anlamda adaletin yokluğu durumunu ortaya çıkarmamaktadır. Ulusal makamlara karşı başvurucunun şikayetleri iki derecedeki yargı organları tarafından incelenmiştir ve ilgilinin davası kabul edilmiştir. Başvurucunun yargı tarafından kendisine ödenen miktarın ödenmesi için icra müdürünün hareketsizliği ile ilgili sonraki şikayeti, ilçe mahkemesi tarafından iç hukukun prosedür kurallarına uyulmadığı için reddedilmiştir. Başvurucu bu kurallara uymamıştır çünkü, hakimin ondan istediği gibi, yeniden talebini yenilememiştir. Bu durum makamlara atfedilebilecek bir adalet yokluğu durumunu oluşturmamaktadır.
İç hukuktaki kurallara iki yargı organının saygılı olmaması ile ilgili olarak Sözleşme, bir başvurucuya, davası en son aşamada karar bağlandığı zaman iç hukukun yeni bir prosedüründen şikayet etme hakkı tanımamaktadır (Tregoubenko/Ukrayna (kabuledilebilirlik üzerine karar), no 61333/00, 21 Ekim 2003, ve Sitkov/Rusya (kabuledilebilirlik üzerine karar), no 55531/00, 9 Kasım 2004). Söz konusu şikayetlerin ulusal hukuka göre yeni hukuki incelemeye tabi tutulmamaları, Mahkeme’ye göre, yeni kriterin uygulanmasına engel değildir. Tersine bir yorum en son karar merciine atfedilen muhtemel ihlallere bağlı her şikayeti, anlamsız olsa bile, kapsam dışında bırakma konusunda Mahkeme’yi engelleyecektir. Mahkeme bu yaklaşımın yeni hükmün amacıyla ve konusu ile uyumlu ve gerekli olmayacağı kanaatindedir.
Mahkeme, başvurunun davasının ulusal bir mahkeme tarafından 35 § 3 b) anlamında usulüne uygun bir şekilde incelendiği sonucuna varmaktadır.Sonuç
Yukarıda belirtilenler ışığında Mahkeme, bu başvurunun 14 Nolu Protokol ile değişik Sözleşme’nin 35 § 3 b) maddesi anlamında kabuledilemez bulunması gerektiğine karar vermektedir. Bu sonuç dikkate alındığında başvurunun, diğer kabuledilebilirlik şartlarını yerine getirip getirmediğini incemeleye gerek yoktur.
Bu nedenlerle, Mahkeme, oybirliğiyle,
Başvurunun kabuledilemez olduğuna karar vermektedir.
Søren NielsenChristos Rozakis
Yazı İşleri MüdürüBaşkan
© Avrupa Konseyi/Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi, 2012. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nin resmi dilleri Fransızca ve İngilizce’dir. Bu çeviri, Avrupa Konseyi’nin insan haklarına destek Fonu’nun desteğiyle hazırlanmıştır (/humanrightstrustfund). Mahkeme’yi bağlamamaktadır ve Mahkeme, kalitesi konusunda herhangi bir sorumluluk kabul etmemektedir. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi içtihatlarının veritabanı olan HUDOC üzerinden () veya HUDOC’un bildirdiği başka veritabanları üzerinden yüklenebilir. Davanın isminin tamamen yazılması, yukarıdaki telif hakkıyla ilgili ifadeler kullanılması ve insan haklarına destek Fonu’na referans yapılması şartıyla ticari olmayan amaçlarla kullanılabilir. Bu çevirinin tamamını veya bir kısmını ticari amaçlarla kullanmak isteyen herkesin, bu durumu belirtilen adrese bildirmesi rica olunur: publishing@.
© Council of Europe/European Court of Human Rights, 2012. The official languages of the European Court of Human Rights are English and French. This translation was commissionned with the support of the Human Rights Trust Fund of the Council of Europe (/humanrightstrustfund). It does not bind the Court, nor does the Court take any responsibility for the quality thereof. It may be downloaded from the HUDOC case-law database of the European Court of Human Rights () or from any other database with which the Court has shared it. It may be reproduced for non-commercial purposes on condition that the full title of the case is cited, together with the above copyright indication and reference to the Human Rights Trust Fund. If it is intended to use any part of this translation for commercial purposes, please contact publishing@.
© Conseil de l’Europe/Cour européenne des droits de l’homme, 2012.
Les langues officielles de la Cour européenne des droits de l’homme sont le français et l’anglais. La présente traduction a été effectuée avec le soutien du Fonds fiduciaire pour les droits de l’homme du Conseil de l’Europe (/humanrightstrustfund) Elle ne lie pas la Cour, et celle-ci décline toute responsabilité quant à sa qualité. Elle peut être téléchargée à partir de HUDOC, la base de jurisprudence de la Cour européenne des droits de l’homme (), ou toute autre base de données à laquelle HUDOC l’a communiquée. Elle peut être reproduite à des fins non commerciales, sous réserve que le titre de l’affaire soit cité en entier et s’accompagne de l’indication de copyright ci-dessus ainsi que de la référence au Fonds fiduciaire pour les droits de l’homme. Tout personne souhaitant se servir de tout ou partie de la présente traduction à des fins commerciales est invitée à le signaler à l’adresse suivante : publishing@.
Full & Egal Universal Law Academy