AVRUPA İNSAN HAKLARI MAHKEMESİ
İKİNCİ BÖLÜM
KABUL EDİLEBİLİRLİK HAKKINDA KARAR
Başvuru No. 24067/05
Gülabi KÖSEOĞLU / TÜRKİYE
Başkan
Robert Spano,
Yargıçlar
Paul Lemmens,
Ledi Bianku,
Işıl Karakaş,
Nebojša Vučinić,
Valeriu Griţco,
Jon Fridrik Kjølbro,
ve İkinci Bölüm Yazı İşleri Müdürü Stanley Naismith’in katılımıyla, 10 Nisan 2018 tarihinde, Daire olarak toplanan Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (İkinci Bölüm), yukarıda belirtilen 1 Temmuz 2005 tarihinde yapılan başvuruyu ve davalı Hükümet tarafından sunulan görüşler ile bunlara cevaben başvuran tarafından sunulan görüşleri de dikkate alarak, gerçekleştirdiği müzakerelerin ardından aşağıdaki kararı vermiştir:
OLAY VE OLGULAR
1. Başvuran Gülabi Köseoğlu, Türk vatandaşı olup 1954 doğumludur ve Adana’da ikamet etmektedir. Başvuran, Mahkeme önünde Adana Barosuna kayıtlı Avukat M. Özberk tarafından temsil edilmiştir.
2. Türk Hükümeti (‘‘Hükümet’’), kendi yetkilisi tarafından temsil edilmiştir.
A. Davanın Koşulları
3. Davaya konu olaylar, taraflarca ifade edildiği şekliyle, aşağıdaki gibi özetlenebilir.
1. Başvuran hakkında açılan ceza davası
4. Başvuran, olayların meydana geldiği tarihte Adana’da bir devlet okulunda öğretmen olarak çalışmaktadır. Başvuran, 5 Eylül 1996 tarihinde Adana’da düzenlenen ‘‘Dünya Barış Günü’’ isimli gösterinin tertip komitesi üyesi olarak görev almıştır.
5. Adana Devlet Güvenlik Mahkemesi (‘‘Devlet Güvenlik Mahkemesi’’) nezdinde görevli Cumhuriyet savcısı, 11 Haziran 1998 tarihli iddianameyle, söz konusu gösteride yapılan ve komite üyeleri tarafından da imzalan bir konuşma nedeniyle, başvuran da dâhil olmak üzere gösteriyi düzenleyenler hakkında kamu davası açmıştır.
6. Devlet Güvenlik Mahkemesi, 16 Şubat 1999 tarihinde, Türkiye Cumhuriyeti Devletinin ülkesi ve milletiyle bölünmez bütünlüğünü bozmayı amaçlayan propaganda suçu işledikleri gerekçesiyle, söz konusu gösterinin düzenleme komitesinin bir üyesi olan başvuranın suçlu olduğuna karar vermiş ve başvuranı, bir yıl hapis cezasına mahkûm etmiştir.
7. Bu karar, 20 Haziran 2000 tarihinde kesinleşmiştir.
8. Devlet güvenlik mahkemesi, 7 Kasım 2001 tarihinde, 22 Aralık 2000 tarihinde yürürlüğe giren 4616 sayılı Kanun uyarınca başvuranın cezasının beş yıl boyunca ertelenmesine karar vermiştir.
2. Başvuranın kamu görevinden ihraç edilmesi ve buna ilişkin idari soruşturma
9. Başvuran bu zaman zarfında, bir yıl hapis cezasına çarptırılmış olması sebebiyle 657 sayılı Devlet Memurları Kanunu’nun 48. maddesinde sıralanan devlet memurluğu statüsünün şartlarını artık karşılamadığı gerekçesiyle, Milli Eğitim Bakanlığı’ın (‘‘bakanlık’’) 28 Ağustos 2001 tarihli kararnamesiyle, aynı Kanunu’nun 98. maddesinin (b) bendi uyarınca kamu görevinden ihraç edilmiştir.
10. Başvuran, belirtilmeyen bir tarihte, bakanlık kararının iptal edilmesi talebinde bulunmuştur. Başvuran, hapis cezasının infazının ertelendiği gerekçesiyle, devlet memurluğu statüsünden yararlanmak için gerekli şartları halen karşıladığını ileri sürmüştür.
11. Ordu İdare Mahkemesi, 19 Haziran 2002 tarihinde, başvuranın ceza mahkûmiyeti almış olması dolayısıyla devlet memurluğu statüsünden faydalanmak için gerekli vasıflardan birini kaybetmiş olması sebebiyle, bakanlığın ihraç kararının, 657 sayılı Kanun’un 98. maddesinin (b) bendine uygun olduğu kanaatine vararak başvuranın talebini reddetmiştir. İdare mahkemesi ayrıca, başvuranın cezasının infazının ertelenmesinin mahkûmiyet kararını ortadan kaldırmadığını belirtmiştir.
12. Danıştay, 4 Kasım 2005 tarihinde, başvuran tarafından yapılan temyiz başvurusunu reddetmiş ve Ordu İdare Mahkemesi’nin kararını onamıştır. Bu karar, başvurana 18 Mart 2005 tarihinde tebliğ edilmiştir.
B. İlgili İç Hukuk
13. 657 sayılı ve 14 Temmuz 1965 tarihli Devlet Memurları Kanunu’nun 48. maddesi aşağıdaki gibidir:
‘‘ Devlet memurluğuna alınacaklarda aşağıdaki genel ve özel şartlar aranır:
A) Genel Şartlar
(...)
5. (...) kasten işlenen bir suçtan dolayı bir yıl veya daha fazla süreyle hapis cezasına ya da affa uğramış olsa bile devletin güvenliğine karşı suçlar, Anayasal düzene ve bu düzenin işleyişine karşı suçlardan (...) mahkûm olmamak. ‘‘
14. Aynı kanunun 98. maddesi aşağıdaki gibidir:
’’ Devlet memurlarının
(...)
b) Memurluğa alınma şartlarından her hangi birini taşımadığının sonradan anlaşılması veya memurlukları sırasında bu şartlardan her hangi birini kaybetmesi (...) ’’
ŞİKÂYETLER
15. Başvuran, Sözleşme’nin 10 ve 11. maddelerini ileri sürerek, hakkında verilen mahkûmiyet kararı sebebiyle, kamu görevinden ihraç edilmesinden şikâyet etmektedir.
HUKUKİ DEĞERLENDİRME
A. İhtilaf Konusu Hakkında
16. Mahkeme öncelikle, davaya konu olaylar ve başvuran tarafından ileri sürülen şikâyet bakımından, mevcut başvurunun konusunu sınırlandırmak gerektiği kanaatine varmaktadır. Mahkeme bu bağlamda, bireysel başvuru hakkının kullanımında kendisine ‘‘sunulan’’ bir davanın konusunun, başvuranın şikâyetiyle sınırlandırıldığını hatırlatmaktadır. Dolayısıyla Mahkeme, şikâyetin içermediği olaylara dayanarak karar veremez, zira bu şekilde karar vermek, dava konusunun ötesinde karar vermek veya başka bir deyişle, Sözleşme’nin 32. maddesi anlamında kendisine ‘‘sunulmayan’’ konuları incelemek anlamına gelecektir (Radomilja ve diğerleri/Hırvatistan [BD], No. 37685/10, § 126, 20 Mart 2018).
17. Mahkeme, somut olayda başvuranın, düzenleme komitesi üyesi olarak katıldığı bir gösteride yapılan bir konuşma nedeniyle, Türkiye Cumhuriyeti Devletinin ülkesi ve milletiyle bölünmez bütünlüğünü bozmayı amaçlayan propaganda suçu işledikleri gerekçesiyle, bir yıl hapis cezasına mahkûm edildiğini kaydetmektedir (yukarıdaki 5 ve 6. paragraflar). Mahkeme ardından, başvuranın bir yıl hapis cezasına çarptırılmış olması sebebiyle, devlet memurluğu statüsünün şartlarını artık karşılamadığı gerekçesiyle (yukarıdaki 14. paragraf), 657 sayılı devlet Memurları Kanunu’nun 98. maddesinin (b) bendi uyarınca, kamu görevinden ihraç edildiğini kaydetmektedir (yukarıdaki 9. paragraf).
18. Mahkeme, mevcut başvuru kapsamında başvuranın cezaya mahkûm edilmiş olmasından değil, kamu görevinden ihraç edilmesinden şikâyet ettiğinin altını çizme gereği duymaktadır. Şüphesiz, başvuranın ihraç edilmesinin esas sebebi, ihtilaf konusu gösteri sırasında yapılan bir konuşma nedeniyle, bir yıl hapis cezasına çarptırılmasıdır. Bununla birlikte, mevcut başvuruya konu olan –sadece başvuranın ihraç edilmesine ilişkin- şikâyet, ilgilinin cezaya mahkûm edilmesinin sözleşme hükümlerine uygun olup olmadığı hakkında da incelenecektir. Mahkeme bu bağlamda başvuran tarafından kendisine sunulmayan bir şikâyeti inceleme yetkisi bulunmadığını hatırlatmaktadır (Powell ve Rayner/Birleşik Krallık, 21 Şubat 1990, § 29, A Serisi No. 172). Mahkeme ayrıca, mevcut davada başvuranın, mahkûmiyet kararının kesinleştiği 20 Haziran 2000 tarihinden sonra altı ay içerisinde, cezaya mahkûm edilmesi sebebiyle Sözleşme hükümlerinden birinin ihlal edildiğine ilişkin bir iddiayı kendisine sunmadığını kaydetmektedir.
19. Mahkeme bu sebeple, somut olayda kendisine sunulan şikâyetin, sadece başvuranın kamu görevinden 657 sayılı Kanun’un 98. maddesinin b) bendi uyarınca ihraç edilmesinin, Sözleşme hükümlerine uygun olup olmadığına ilişkin bir inceleme gerektirdiği kanaatindedir.
B. Sözleşme’nin 10 ve 11. maddelerinin ihlal edildiği iddiası hakkında
20. Başvuran, bir gösterinin düzenleme komitesine katılması sebebiyle, hakkında verilen mahkûmiyet kararı sonucunda kamu görevinden ihraç edilmesinin, Sözleşme’nin 10 ve 11. maddeleri tarafından güvence altına alınan ifade özgürlüğü ve barışçıl olarak toplanma haklarını ihlal ettiğini iddia etmektedir.
21. Hükümet, başvuranın Türkiye Cumhuriyeti Devletinin ülkesi ve milletiyle bölünmez bütünlüğünü bozmayı amaçlayan propaganda suçu işlediği gerekçesiyle cezaya mahkûm edilmesinin, ilgilinin devlet memurluğu statüsünden faydalanmasına bağlı şartlardan birini artık karşılamadığı sonucuna varılmasına ve 657 sayılı Kanun’un 48 ve 98. maddeleri uyarınca kamu görevinden çıkarılmasına sebep olduğunu belirtmektedir.
22. Mahkeme, bir kişinin devlet memuru olarak atanmasının reddedilmesinin, Sözleşme kapsamında kendi başına bir şikâyet oluşturamasa da, kamu görevlisi olarak tayin edilen bir kişinin, ihraç edilmesi sebebiyle bu statüyle güvence altına alınan haklardan birinin ihlal edilmesi durumunda, görevden alınmasını reddedebileceğini hatırlatmaktadır (Wille/Linştenştayn [BD], No. 28396/95, § 41, AİHM 1999‑VII ve Kayasu/Türkiye, No. 64119/00 ve 76292/01, § 79, 13 Kasım 2008). Mahkeme ayrıca, devlet memurlarıyla ilgili disiplin soruşturmalarına, görevden çıkarılmalara veya göreve atanmalara ilişkin davalarda, öncelikle ihtilaf konusu tedbirin, Sözleşme ile korunan haklardan birinin ilgili tarafından kullanımına ihlal teşkil edip etmediğini – ya da sadece Sözleşme ile güvence altına alınmayan bir hak olan kamu görevinde bulunma hakkını kısıtlayıp kısıtlamadığını araştırması gerektiğini hatırlatmaktadır. Bu sorulara cevap vermek için, ihtilaf konusu tedbiri davaya konu olaylar ve ilgili mevzuat bağlamında değerlendirerek, bu tedbirin kapsamının belirlenmesi gerekmektedir (Glasenapp/Almanya, 28 Ağustos 1986, § 50, A Serisi No. 104, Kosiek/Almanyag, 28 Ağustos 1986, § 36, A Serisi No. 105, yukarıda anılan Wille, § 43 ve Baka/Macaristan [BD], No. 20261/12, § 140, AİHM 2016).
23. Mahkeme diğer taraftan, iç hukuku yorumlamanın, öncelikle ulusal makamların ve özellikle ulusal mahkemelerin görevi olduğunu hatırlatmaktadır. Ulusal mahkemeler tarafından yapılan yorum, keyfi veya mantıksız olmadıkça, Mahkeme’nin görevi, söz konusu yorumun etkilerinin Sözleşme ile uyumlu olup olmadığını tespit etmekle sınırlıdır (daha önce anılan Radomilja ve diğerleri, § 149).
24. Mahkeme, somut olayda başvuranın, devlet memurluğu statüsünden faydalanmasına bağlı ve 657 sayılı Kanun’un 48. maddesinde sıralanan şartlardan birini, yani belirli suçlardan dolayı bir yıl veya daha fazla süreyle hapis cezasına mahkûm olmamak şartını artık karşılamadığı gerekçesiyle (yukarıdaki 13. paragraf), Milli Eğitim Bakanlığı’nın bir kararnamesiyle kamu görevinden ihraç edildiğini kaydetmektedir. Mahkeme ardından, ihraç tedbirinin iptaline ilişkin olarak başvuran tarafından idare mahkemeleri önünde yapılan başvurunun, sadece kamu görevinden ihraç edilmesinin, hakkında verilen hapis cezasının infazının ertelenmiş olması bakımından iç hukuka, yani 657 sayılı Kanun’un 98. maddesinin (b) bendine uygun olup olmadığı hususuyla ilgili olduğunu kaydetmektedir (yukarıdaki 10 ve 11. paragraflar). Ulusal mahkemeler, ihtilaf konusu görevden ihracın iç hukukun ilgili hükümlerine uygun olduğu kanaatine vararak, bu başvuruyu reddetmiştir (yukarıdaki 11 ve 12. paragraflar).
25. Mahkeme ayrıca, başvuranın görevden ihraç edilmesinin, Sözleşme’nin 10 ve 11. Maddeleriyle güvence altına alınan hakların başvuran tarafından kullanımına değil, başvuranın devlet memurluğu statüsünden faydalanmak için gerekli olan vasıflardan birini kaybetmiş olmasına bağlı olduğunu gözlemlemektedir. Mahkeme diğer taraftan, ulusal mahkemelere sunulan iddiaların, esasen başvuranın kamu görevine kabul edilebilirlik ve kamu görevini sürdürebilme kriterlerine uygun olup olmadığı hususuyla ilgili olduğunu gözlemlemektedir (aksi yönde bir karar için (a contrario) bk. Koudechkina/Rusya, No. 29492/05, § 79, 26 Şubat 2009). Mahkeme ayrıca, somut olayda ulusal mahkemeler tarafından verilen kararlarda olay ve olguların değerlendirilmesi ile iç hukukun yorumlanması ve uygulanmasının keyfi ya da açıkça mantıksız görünmediği kanaatindedir.
26. Mahkeme, yukarıda belirtilenler bakımından, ihtilaf konusu tedbirin, bu şekliyle, Sözleşme tarafından güvence altına alınan bir hakkı teşkil etmeyen, kamu görevinin icrası alanında alındığını tespit etmektedir (gerekli değişikliklerin uygulanması koşuluyla (mutatis mutandis) bk. Harabin/Slovakya (k.k.), No. 62584/00, AİHM 2004‑VI). Mahkeme bu sebeple, bu tedbirin, Sözleşme’nin 10 ve 11. maddeleriyle korunan hakların başvuran tarafından kullanımına yapılmış bir müdahale teşkil etmediği kanaatine varmaktadır.
27. Sonuç olarak Mahkeme, bu başvurunun, açıkça dayanaktan yoksun olduğu gerekçesiyle, Sözleşme’nin 35. maddesinin 3. fıkrasının (a) bendi ve 4. fıkrası uyarınca kabul edilemez olduğuna karar verilmesi gerektiği kanaatindedir.
Bu gerekçelerle, Mahkeme, oy birliğiyle,
Başvurunun kabul edilemez olduğuna karar vermiştir.
İşbu karar Fransızca dilinde tanzim edilmiş olup, 17 Mayıs 2018 tarihinde tebliğ edilmiştir.
Stanley NaismithRobert Spano
Yazı İşleri MüdürüBaşkan
Full & Egal Universal Law Academy