AVRUPA İNSAN HAKLARI MAHKEMESİ
İKİNCİ BÖLÜM KAYITTAN DÜŞME KARARIVE KABUL EDİLEBİLİRLİK HAKKINDA KARAR
Başvuru No. 59194/10
KİREÇTEPE ve diğerleri / TÜRKİYE
Başkan,
Egidijus Kūris,
Hakimler;
Ivana Jelić
Darian Pavli,
ve Bölüm Yazı İşleri Müdür Yardımcısı Hasan Bakırcı’nın katılımıyla, 14 Ocak 2020 tarihinde, Daire olarak toplanan Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (İkinci Bölüm), 11 Eylül 2010 tarihinde yapılan yukarıda belirtilen başvuruyu ve Hükümet tarafından sunulan, Mahkemeyi başvuruyu kayıttan düşürmeye davet eden 11 Eylül 2019 tarihli deklarasyonu ve bu deklarasyona başvuran tarafından verilen cevabı dikkate alarak, gerçekleştirilen müzakerelerin ardından aşağıdaki kararı vermiştir:
OLAY VE USUL
1. Başvuranlar Ercan Kireçtepe, Eren Günay ve Emre Onat, sırasıyla 1967, 1970 ve 1971 doğumlu Türk vatandaşları olup, İstanbul’da ikamet etmektedirler. Başvuranlar, Mahkeme önünde İstanbul Barosuna kayıtlı Avukat M.S. Gemalmaz tarafından temsil edilmişlerdir.
2. Türk Hükümeti (“Hükümet”) ise kendi görevlisi tarafından temsil edilmiştir.
3. Davanın kendine özgü koşulları, taraflarca ifade edildiği şekliyle, aşağıdaki gibi özetlenebilir:
4. Başvuranlar Kireçtepe ve Onat, 24 Nisan 2009 tarihinde ve başvuran Günay, 27 Nisan 2009 tarihinde terör örgütü üyesi oldukları ve bu örgüt adına faaliyette bulundukları şüphesiyle yakalanmış ve gözaltına alınmışlardır. Başvuranların yakalandıkları tarihte, İstanbul Cumhuriyet Savcısı, başvuranları dinledikten sonra Özel Yetkili Ağır Ceza Mahkemesi’nde görevli sorgu hakimine sevk etmiştir. Sorgu hâkimi, ilgililerin tutuklanmasına karar vermiştir.
5. Cumhuriyet Savcısı, 13 Ocak 2010 tarihinde başvuranlar hakkında, terör örgütü yapısı içindeki paramiliter eylem hücresinin parçası olmak, ormanlık alana ağır silahlar ve patlayıcılar depolamak ve söz konusu terör örgütünün emrinde hareket etmek suçlarından iddianame düzenlemiştir.
6. İstanbul Ağır Ceza Mahkemesi 27 Ocak 2014 tarihinde, başvuranların serbest bırakılmasına karar vermiştir.
7. Taraflar, ceza yargılamalarının sonucu hakkında Mahkeme’ye herhangi bir belge sunmamıştır.
8. Başvuranlar, Sözleşme’nin 5 §§ 3 ve 5. maddesine dayanarak, yargılama öncesi tutukluluk sürelerinin uzunluğundan ve aşırı uzun ve yasa dışı olduğu kanısına vardıkları tutuklulukları bakımından tazminat için başvurabilecekleri bir hukuk yolunun bulunmamasından şikâyetçi olmuşlardır.
9. Başvuranlar ayrıca, Sözleşme’nin 5 § 4 maddesine dayanarak, özgürlüklerinden yoksun bırakılmalarının hukuka uygunluğuna itiraz edebilecek etkili bir hukuk yolunun bulunmamasından şikâyetçi olmuşlardır.
HUKUKİ DEĞERLENDİRMEA. Sözleşme’nin 5 § 4 Maddesine İlişkin Şikâyet Hakkında
10. Başvuranlar Sözleşme’nin 5 § 4. maddesine dayanarak, iç hukukta tutukluluklarının devamına yönelik verilen karara karşı başvurabilecekleri etkili bir hukuk yolunun bulunmamasından şikâyetçi olmuşlardır.
11. Dostane çözüm amacıyla yapılan girişimlerin başarısızlıkla sonuçlanmasının ardından, Hükümet, 12 Eylül 2019 tarihli yazıyla, Mahkemeyi, söz konusu başvurunun bu kısmında ileri sürülen sorunun çözüme kavuşturulması amacıyla tek taraflı bir deklarasyon metni sunmayı tasavvur ettiği hakkında bilgilendirmiştir. Hükümet ayrıca, Mahkemeyi, Sözleşme’nin 37. maddesi uyarınca, başvuruyu kayıttan düşürmeye davet etmiştir.
12. Deklarasyon metni şu şekildedir:
“Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti, mevcut davada, Sözleşme’nin 5 § 4. maddesi uyarınca başvuranların haklarının ihlal edildiğini kabul etmektedir.
Hükümet, ayrıca, 11 Nisan 2013 tarihli 6459 sayılı Kanun’un 20. maddesinin, savcının mütalaasının şüphelilere tebliğ edilmemesine ilişkin sistematik sorunları düzelttiğini hatırlatmaktadır.
Bununla beraber, Hükümet, değişiklikle birlikte, savcının mütalaasının şüpheliye, davalıya veya yasal temsilciye tebliğ edileceğini vurgulamaktadır. Sonuç olarak, Hükümet, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi önünde derdest olan, yukarıda anılan davanın çözüme kavuşturulması amacıyla başvuranlara yansıtılabilecek olan vergiler hariç olmak üzere, tüm maddi ve manevi zarar ve aynı zamanda masraflar ve giderler karşılığında başvuranlar Ercan Kireçtepe, Emre Onat ve Eren Günay’ın her birine 450 avro (dört yüz elli avro) ödemeyi önerdiğini beyan eder.
Bu meblağ, ödeme tarihinde geçerli olan döviz kuru üzerinden Türk lirasına çevrilecek ve Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin 37. maddesinin 1. fıkrasına uygun olarak, Mahkeme tarafından kabul edilen kayıttan düşürme kararının tebliğini müteakip üç ay içerisinde ödenecektir.
Söz konusu meblağların belirtilen üç ay içerisinde ödenmemesi durumunda, Hükümet, bahsi geçen sürenin sona erdiği tarihten itibaren ödeme gününe kadar geçen sürede, yukarıda bahsedilen miktara, Avrupa Merkez Bankasının söz konusu dönem için geçerli olan marjinal faiz oranına üç puan eklenmek suretiyle elde edilecek oran üzerinden basit faiz ödemeyi taahhüt etmektedir. Bu ödeme, davanın nihai çözüme kavuşturulduğu anlamına gelecektir.”
13. Başvuran, 15 Ekim 2019 tarihli yazıyla, tek taraflı deklarasyon metninde önerilen şartlardan memnun olmadığını belirtmiştir.
14. Mahkeme, Sözleşme’nin 37. maddesi uyarınca, yargı sürecinin her aşamasında dava koşullarının bu maddenin 1. fıkrasının (a), (b) veya (c) bentlerinde yer alan durumlardan biri ile sonuçlanması durumunda, davanın kayıttan düşürülmesine karar verebileceğini hatırlatmaktadır. Sözleşme’nin 37. maddesinin 1. fıkrasının (c) bendi, davanın kayıttan düşürülmesine şu durumda imkân vermektedir:
“(...) Mahkeme’nin saptadığı herhangi bir başka nedenden ötürü, başvurunun incelenmesinin sürdürülmesini haklı kılan bir neden görülmezse.”
15. Mahkeme ayrıca, başvuran, başvurunun incelenmesinin sürdürülmesini talep etse bile, davalı Hükümetin tek taraflı deklarasyonuna dayalı olarak 37. maddesinin 1. fıkrasının (c) bendi gereğince, bazı koşullarda, davanın kayıttan düşürülebileceğini hatırlatmaktadır.
16. Mahkeme bu amaçla, deklarasyon metnini, özellikle Tahsin Acar kararında (Tahsin Acar/Türkiye (öncelikli sorun) [BD], No. 26307/95, §§ 75‑77, AİHM 2003-VI, WAZA Sp. z o.o./Polonya (k.k.) No. 11602/02, 26 Haziran 2007 ve Sulwińska/Polonya (k.k.), No. 28953/03, 18 Eylül 2007)) ortaya konulan içtihadında yer alan ilkeler ışığında incelemiştir.
17. Mahkeme, Türkiye aleyhinde açılanlar da dâhil olmak üzere bazı davalarda, tutuklamalara itiraz hakkında etkili bir hukuk yolunun bulunmamasına ilişkin şikâyetler hakkında yerleşik bir içtihada sahiptir (bk. örneğin, Cahit Demirel / Türkiye no. 18623/03, §§ 29-34, 7 Haziran 2009, ve Altınok / Türkiye, no. 31610/08, §§ 34-61, 29 Kasım 2011).
18. Mahkeme, Hükümetin deklarasyonunda yer alan imtiyazların niteliğini ve tazminat olarak önerilen ve benzer davalarda ödenen meblağlara uygun düşen bu meblağı göz önünde bulundurarak, başvurunun incelenmesinin sürdürülmesini haklı kılan bir neden bulunmadığı kanaatine varmaktadır (Sözleşme’nin 37 § 1. (c) maddesi).
19. Ayrıca yukarıda belirtilen değerlendirmeler ışığında ve bu yönde açık ve çok sayıda içtihadın bulunduğu göz önünde alındığında, Mahkeme, Sözleşme ve Protokolleri tarafından güvence altına alınan insan haklarına saygının, başvurunun bu kısmının incelenmesini gerekli kılmadığı kanaatindedir (Sözleşme’nin 37. maddesinin 1. fıkrasının son cümlesi (in fine)).
20. Mahkeme son olarak, Hükümet’in tek taraflı deklarasyonundaki taahhütleri yerine getirmemesi halinde, Sözleşme’nin 37. § 2. maddesi uyarınca başvurunun yeniden kayıt altına alınabileceğinin altını çizmektedir (Josipović/Sırbistan, (kabul edilebilirlik hakkında karar) no.18369/07, 4 Mart 2008).
21. Sonuç olarak, yukarıda belirtilen şikâyete ilişkin olarak davanın kayıttan düşürülmesi uygundur.
B. Sözleşme’nin 5 § 3 Maddesine İlişkin Şikâyet Hakkında
22. Başvuranların tutukluluk sürelerinin uzunluğuna ilişkin şikâyet ile ilgili olarak Hükümet, başvuranların iç hukuk yollarını tüketmediklerini bildirmiştir. Bu noktada, Mahkeme, başvuranların Anayasa Mahkemesine bireysel başvuruda bulunmadığını gözlemlemiştir.
23. Başvuranlar Sözleşme’nin 5 § 3 maddesinin ihlal edildiğine yönelik iddialarını yinelemişlerdir.
24. Mahkeme, 23 Eylül 2012 tarihinde yürürlüğe giren Anayasa değişikliklerinin ardından, Türk Anayasa Mahkemesine bireysel başvuru yolunun, ulusal Hukuk Sisteminde kullanılmaya başlandığını dikkate almaktadır. Mahkeme, bu yeni hukuk yolunu Hasan Uzun / Türkiye davası kapsamında incelemiştir ((k.k), no. 10755/13, §§ 25-27, 30 Nisan 2013). Mahkeme, bu yeni hukuk yolunun temel yönlerini inceledikten sonra, söz konusu başvuru yolunun, ilke olarak, Sözleşme’ye ilişkin şikâyetler hakkında uygun bir telafi imkânı teşkil etmediği sonucuna varmasına yol açacak herhangi bir unsur bulunmadığı kanaatine varmıştır. Dolayısıyla Mahkeme, bu korumanın sınırlarını denetlemenin, mağdur olduğunu iddia eden kişiye düştüğü sonucuna varmıştır (aynı kararda, § 69). Sözleşme’nin 5. maddesi kapsamındaki şikâyetlere ilişkin olarak Mahkeme, Koçintar/Türkiye davasında ((k.k), no. 77429/12, §§ 44, 1 Temmuz 2014) vardığı şu sonucu hatırlatır: Mahkeme, Anayasa Mahkemesine yapılan başvurunun, tutuklu kişinin serbest bırakılması ile sonuçlanabildiğini kaydettikten sonra, tutukluluğun süresi göz önüne alındığında, bu hukuk yolunun Sözleşme’nin 5 § 3. maddesine yönelik bir şikâyete ilişkin uygun tazmin sunma kabiliyetini haiz ve makul bir başarı imkânı sunan bir hukuk yolu olduğuna kanaat getirmiş ve bu yeni hukuk yolunun tüketilmemesi nedeniyle şikâyetin kabul edilemez bulunmasına karar vermiştir. Buna ek olarak, Mahkeme, Sözleşme’nin 5 §§ 1, 2, 3 ve 4 maddesine ilişkin şikâyetler bakımından, Anayasa Mahkemesi nezdinde yapılan bireysel başvuru hukuk yolunun, Sözleşme’nin 35 § 1 maddesi anlamında tüketilmesi gereken bir hukuk yolu olarak görülmesi gerektiğini defaaten kabul etmiştir (bk. diğerleri arasında, Hebat Aslan ve Firas Aslan / Türkiye, no. 15048/09, § 50, 28 Ekim 2014, Iğsız / Türkiye (k.k.), no. 16086/12, §§ 24-28, 3 Mart 2015 , Levent Bektaş / Türkiye, no. 70026/10, §§ 42-44, 16 Haziran 2015, Sakkal ve Fares / Türkiye (k.k.), no. 52902/15, §§ 45-64, 7 Haziran 2016 ve Mercan / Türkiye (k.k.), no. 56511/16, §§ 17-30, 8 Kasım 2016).
25. Yukarıda belirtilenler ışığında, Mahkeme, söz konusu başvuru yolunun, başvuranların tutukluluğunun süresine ilişkin şikâyetine uygun bir tazmin imkânı sağlamadığı ve makul bir başarı imkânı sunmadığı sonucuna varmasını gerektirecek bir unsur bulunmadığı kanaatindedir. Sonuç olarak Mahkeme, başvuranların Anayasa Mahkemesine bireysel başvuruda bulunmuş olması gerektiği, ancak bu hukuk yolunu tüketmedikleri kanısındadır.
26. Dolayısıyla, Mahkeme, Sözleşme’nin 35 §§ 1 ve 4. maddesi uyarınca, başvurunun bu kısmının, iç hukuk yollarının tüketilmediği gerekçesiyle, kabul edilemez olduğuna karar vermiştir.
C. Sözleşme’nin 5 § 5 Maddesine İlişkin Şikâyet Hakkında
27. Başvuranlar Sözleşme’nin 5 § 5. maddesine dayanarak, yasa dışı ve aşırı gördükleri tutukluluk süreleri nedeniyle ortaya çıkan ihlale yönelik kendilerine tazmin imkânı sunacak bir hukuk yolunun bulunmamasından şikâyetçi olmuşlardır.
28. Hükümet, bu iddiaya itiraz etmektedir.
29. Başvuranların şikâyetlerini dile getirme şeklini göz önünde bulunduran Mahkeme, başvuranların Sözleşme’nin 5 §§ 1 ve 3 maddesinin ihlaline yönelik bir tazmin yolunun bulunmamasından şikâyetçi oldukları kanaatindedir.
30. Mahkeme, Sözleşme’nin 5. maddesinin 1, 2, 3 veya 4. fıkralarında belirtilen hükümlere aykırı koşullarda kişinin özgürlüğünden yoksun bırakıldığı durumlarda tazminat talep edilebildiğinde, Sözleşme’nin 5. maddesinin 5. paragrafına riayet edildiği kanaatine varıldığını hatırlatmaktadır (Wassink / Hollanda, 27 Eylül 1990, § 38, Seri A no. 185-A ve Paşa Bayraktar ve Aydınkaya v Türkiye, No. 38337/12, § 35, 16 Mayıs 2017). Dolayısıyla, 5. paragrafta belirtilen tazminat hakkı, diğer paragraflardan birinin ihlal edildiğinin, ulusal bir makam veya Mahkeme tarafından tespit edildiği varsayımına dayanır (N.C. / İtalya [BD], No. 24952/94, § 49 AİHM 2002-X ve Balta / Türkiye (k.k.), no. 51359/09, 9 Aralık 2014).
31. Mahkeme, Sözleşme’nin 5 § 1 maddesine ilişkin olarak yapılan şikâyetin başvurunun bildirildiği tarihte (bk. Kireçtepe ve diğerleri / Türkiye (k.k.), no. 59194/10, 7 Şubat 2012) ve bu maddenin 3. paragrafına ilişkin şikâyetin, yukarıdaki 26. paragrafta kabul edilemez olduğuna karar vermiş olması sebebiyle, Sözleşme’nin 5 § 5 maddesi kapsamında incelenen şikâyetin, Sözleşme hükümleri ile konu bakımından (ratione materiae) bağdaşmadığı ve Sözleşme’nin 35 §§ 3 a) ve 4 maddesi uyarınca reddedilmesi gerektiği kanaatindedir (Çavuş / Türkiye (k.k), no 24296/06, §§ 35-37, 31 Mayıs 2016 ve yukarıda anılan Paşa Bayraktar ve Aydınkaya, § 36).
Bu gerekçelerle, Mahkeme, oy birliğiyle,
Davalı Hükümetin deklarasyonunda, Sözleşme’nin 5 § 4 maddesi ile ilgili açıklamaların ve verilen taahhütlere riayet edilmesini sağlamak için öngörülen koşulların dikkate alınmasına;
Sözleşme’nin 37. maddesinin 1. fıkrasının c) bendi uyarınca, başvurunun bu kısmının kayıttan düşürülmesine;
Başvurunun geri kalan kısmının kabul edilemez olduğuna karar vermiştir.
İşbu karar, Fransızca dilinde tanzim edilmiş olup, 6 Şubat 2020 tarihinde yazılı olarak bildirilmiştir.
Hasan BakırcıEgidijus Kūris
Bölüm Yazı İşleri Müdür YardımcısıBaşkan
Full & Egal Universal Law Academy