AVRUPA İNSAN HAKLARI MAHKEMESİ
İKİNCİ BÖLÜM
KABUL EDİLEBİLİRLİK HAKKINDA KARAR
Başvuru No. 56840/08
Ali Osman KISAER ve diğerleri / Türkiye
Başkan
EgidijusKūris,
Hâkimler
IvanaJelić,
DarianPavli
Ve Bölüm Yazı İşleri Müdür Yardımcısı Hasan Bakırcı’nın katılımıyla 12 Mayıs 2020 tarihinde komite halinde toplanan Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (“İkinci Bölüm”) 12 Kasım 2008 tarihinde yapılan başvuruyu ve davalı Hükümet tarafından sunulan görüşler ile başvuranların cevap olarak sunduğu görüşleri göz önünde bulundurarak, gerçekleştirilen müzakerelerin ardından aşağıdaki kararı vermiştir:
OLAY VE OLGULARDavanın Koşulları
1. Başvuran tarafların listesi ekte yer almaktadır.
2. Türk Hükümeti (“Hükümet”) kendi görevlisi tarafından temsil edilmiştir.
3. İmar ve İskân Bakanlığı 18 Nisan 1978 tarihinde Balgat-Çankaya’da bulunan 2096 adanın bir kısmını imar planında “kamu yararına kullanılmak üzere ayrılmış yer” olarak sınıflandırmıştır.
4. Ankara Ticaret Odası (“ATO”), 11 Mayıs 1982 tarihinde, kongre ve sergi sarayı inşa etmek amacıyla 2096 adaya dâhil olan 33, 34 ve 2916 no.lu parsellerin kamulaştırılması talebinde bulunmuştur.
5. Yukarıda belirtilen araziler, İmar ve İskân Bakanlığının 21 Aralık 1982 tarihli oluru ile Arsa Ofisi tarafından kamulaştırmıştır.
6. Ankara Asliye Hukuk Mahkemesinin 29 Şubat 1984 tarihli kararıyla, başvuranlara ait olan 34 no.lu parsel, tapu kütüğüne Arsa Ofisi adına tescil edilmiştir.
7. 1/1000 ölçekli uygulama imar planı 19 Eylül 1984 tarihinde Belediye Meclisi tarafından onaylanmış ve 34 no.lu parsel, 26246 ada 1 parsele dönüşmüştür.
8. 26246 ada 1 parselin, Ankara Ticaret Odası Sarayı alanı olmasına karar verilmiştir.
9. Başvuranlar, kamulaştırma işleminin iptali istemiyle idare mahkemelerine başvurmuşlardır. Başvuranların talepleri 18 Aralık 1984 tarihinde kesinleşen bir kararla reddedilmiştir.
10. Başvuranlar ayrıca, adli mahkemeler önünde kamulaştırma tazminatlarının artırılması yönünde talepte bulunmuşlar ve bu talepleri kabul edilmiştir.Bu sebeple İdare, 25 Ekim 1985 tarihinde, ilgililerin adına açılan bir banka hesabına 116.781.762 Türk Lirası (TRL) yatırmıştır.
11. Kamulaştırılan araziler 2 Ekim 1987 tarihinde, tapu kütüğüne ATO adına kaydedilmiştir.
12. Başvuranlar 21 Temmuz 2003 tarihinde, ATO’nun tapusunun iptali ve ihtilaf konusu arazinin tapu kütüğüne yeniden kendi adlarına kaydedilmesi istemiyle Ankara Asliye Hukuk Mahkemesinde dava açmışlardır. Başvuranlar, kamulaştırılan arazinin 17.250 m2’lik bir kısmının, İdare tarafından, kamulaştırma kararı ile onaylanan kamu yararı amacına uygun olarak kullanılmadığını ve bu sebeple ihtilaf konusu arazinin kendilerine iade edilmesi gerektiğini ileri sürmüşlerdir.
13. Başvuranlar 26 Eylül 2005 tarihinde davadan vazgeçmişler ve ATO’nun tapusunun iptali ve arazinin tapu kütüğüne yeniden kendi adlarına kaydedilmesi taleplerini, tazminat davasına dönüştürmüşlerdir. Başvuranlar bu bağlamda, 17.250 m2’lik bir alanın fazladan kamulaştırıldığını ve 2.344 m2’lik bir alanın ise hizmet binalarının inşası için kullanıldığını, bu hizmet binalarının sonradan özel bir şirkete kiraya verildiğini belirtmişlerdir.
14. Ankara Asliye Hukuk Mahkemesi 5 Haziran 2007 tarihli kararla, İdarenin, ihtiyaçtan fazla araziyi kamulaştırıp kamulaştırmadığının tespit edilmesine ilişkin meselenin idare mahkemeleri tarafından daha önceden incelendiği, bu mahkemeler tarafından verilen kararın 18 Aralık 1984 tarihinde kesinleştiği (yukarıda 9. paragraf), Kamulaştırma Kanunu’nda mülkiyet hakkı talebi için öngörülen sürenin dolduğu (aşağıda 29. paragraf) ve ne dosyada ne de bilirkişi raporlarında, vatandaşların kamulaştırma bedeli ve temerrüt faizleriyle karşılanmayan ek bir zarara maruz kaldıklarını gösteren delil unsurları bulunmadığı gerekçeleriyle başvuranların davasının reddine karar vermiştir.
15. Yargıtay, başvuranlar tarafından itiraz edilen 5 Haziran 2007 tarihli kararı, 18 Mart 2008 tarihinde yapılan açık duruşma sonunda onamıştır. Yargıtay, söz konusu kararın usul kurallarına ve yasal hükümlere uygun olduğu değerlendirmesinde bulunmuştur.
16. Yargıtay, 30 Haziran 2008 tarihinde, ilgililer tarafından yapılan karar düzeltme talebinin reddine karar vermiştir.
17. Kamulaştırılma sonrası taşınmaz mal ile ilgili olarak yürütülen işlemler hususunda, Hükümet, görüşlerinde şu açıklamalarda bulunmaktadır.
18. ATO, söz konusu arazinin tapusunun alınmasına ve ölçülü çapının çıkarılmasına yönelik işlemlere 1985 yılının ilk aylarından itibaren başlamıştır.ATO, arazinin etrafını çevrelemiş ve ilgili bölgenin, Ankara’nın “ticaret sarayı” olacağını belirten bir levha koymuştur.
19. Taşınmaz malikleri tarafından açılan davalar nedeniyle, kamulaştırılan araziler 2 Ekim 1987 tarihine kadar ATO’ya devredilememiştir.
20. Kamulaştırılan arazinin, ATO Ticaret Sarayının inşasına tahsisini öngören mevzi imar planı 16 Eylül 1988 tarihinde Resmi Gazetede yayımlanmıştır.
21. İnşaat çalışmalarına yasal olarak ancak mevzi imar planının Resmi Gazetede resmi olarak yayımlanması sonrasında başlanabilecek olması sebebiyle, ATO 30 Aralık 1988 tarihinde, söz konusu çalışmalara başlamak için İmar Bakanlığından ek süre talebinde bulunmuştur. Bakanlık bu talebi kabul etmiştir.
22. ATO’nun ana binasının inşaatı 1995 yılında tamamlanmıştır.
23. ATO Yönetim Kurulu 23 Temmuz 1996 tarihli kararla, kamulaştırılan arazi üzerine inşa edilmesi gereken sosyal tesis binasının tasarım ve onayı konusunda Orta Doğu Teknik Üniversitenin Eğitim ve Araştırma Vakfı (“ODTÜ”) ile anlaşmıştır.
24. ATO ve özel bir şirket (SPORMED) 30 Nisan 2001 tarihinde, ATO üyelerine hizmet vermesi öngörülen sosyal tesis işletme sözleşmesi imzalamışlardır.
25. ATO, 15 Şubat 1999 tarihli Yönetim Kurulu kararıyla, inşa edilmesi planlanan Fuar ve Sergi Sarayı için bir araştırma komisyonu kurmuştur.
26. A.T. firması tarafından sunulan proje 21 Ağustos 2001 tarihinde araştırma komisyonu tarafından kabul edilmiş ve ATO Yönetim Kurulu tarafından uygun bulunmuştur.
27. Kongre ve Sergi Merkezi, 2003 ve 2010 yılları arasında inşaatı aşamalı olarak tamamlanarak hizmete açılmıştır.
28. ATO 19 Nisan 2011 tarihinde, Kültür ve Sanat Merkezinin işletmesini özel bir şirkete vermiştir.İlgili İç Hukuk Kuralları
29. 2942 Sayılı Kamulaştırma Kanunu’nun 23. maddesinin somut olay ile ilgili bölümleri aşağıdaki şekildedir:
“Kamulaştırma bedelinin kesinleşmesi tarihinden itibaren beş yıl içinde, kamulaştırmayı yapan idarece veya (...) devir veya tahsis yapılan idarece; kamulaştırma ve devir amacına uygun hiç bir işlem veya tesisat yapılmaz veya kamu yararına yönelik bir ihtiyaca tahsis edilmeyerek taşınmaz mal olduğu gibi bırakılırsa, mal sahibi veya mirasçıları kamulaştırma bedelini aldıkları günden itibaren işleyecek kanuni faiziyle birlikte ödeyerek, taşınmaz malını geri alabilir (...)
Doğmasından itibaren bir yıl içinde kullanılmayan geri alma hakkı düşer.
Aynı amacın gerçekleşmesi için birden fazla taşınmaz mal birlikte kamulaştırıldığı takdirde bu taşınmaz malların durumunun bir bütün oluşturduğu kabul edilerek yukarıdaki fıkralar buna göre uygulanır. (...)”
ŞİKÂYETLER
30. Başvuranlar, kamulaştırılan arazinin bütünüyle kamu yararı nedenleriyle kullanılmadığını ifade etmektedirler. Bu durumun, Sözleşme’ye Ek 1 No.lu Protokol’ün 1. maddesi anlamında, mülkiyetlerine saygı haklarını ihlal ettiğini düşünmektedirler.
HUKUKİ DEĞERLENDİRME
31. Hükümet, bu iddiaya itiraz etmektedir. Hükümet özellikle başvuranların şikâyetlerinin Sözleşme hükümlerine zaman bakımından (rationetemporis) uygun olmadığını ileri sürmektedir. Diğer taraftan, ilgililerin, mevcut iç hukuk yollarını tüketmediklerini iddia etmektedir. Hükümet bu bağlamda, 2942 sayılı Kanun’un 23. maddesinde, kamulaştırma bedelinin kesinleşmesi tarihinden itibaren beş yıl içinde, öngörülen kamulaştırma amacına uygun hiçbir işlem yapılmaması durumunda, eski mal sahibinin veya mirasçılarının söz konusu sürenin dolduğu tarihten itibaren bir yıl içinde geri alma talebinde bulunabileceklerinin öngörüldüğünü açıklamaktadır. Hükümet, somut olayda kamulaştırma işleminin, kamulaştırılan taşınmazın ATO’ya devredilmesiyle, 1987 yılında kesinleştiğini belirtmekte ve dolayısıyla başvuranların, en geç 1993 yılında, mülkü geri alma istemiyle dava açmış olmaları gerektiği kanaatine varmaktadır. Hâlbuki başvuranlar bu davayı, yasal süre sona erdikten sonra 2003 yılında açmışlar ve talepleri, ulusal mahkemeler tarafından makul olarak reddedilmiştir. Başvuranlar, davanın görüldüğü sırada geri alma taleplerini tazminat talebine dönüştürmüşler, ancak kamulaştırma bedeli ve temerrütfaizlerinin kapsamadığı ek bir zarara maruz kaldıklarını ispatlayamamışlardır. Hükümet, bu taşınmazın yasal hükümlere uygun şekilde kamulaştırıldığı kanaatine vararak, ilgililerin, her hâlükârda, Sözleşme’ye Ek 1 No.lu Protokol’ün 1.maddesi anlamında “bir mülke” sahip olmadıklarını ve söz konusu arazinin mülkiyet hakkından etkin şekilde yararlanmalarına ilişkin “meşru bir beklentileri” bulunduğunu da ileri süremeyeceklerini belirtmektedir. Bu bağlamda Hükümet, başvuranların mülkünün kamulaştırılması işleminin, bir kamu yararı kararı gereğince gerçekleştirildiğini ve ilgililere, haklarına riayet edilerek tazminat ödendiğini açıklamaktadır. Hükümet, ATO’nun söz konusu araziyi amacına uygun şekilde kullandığını ve bazı faaliyetlerin işletmesinin üçüncü şahıslara (şirketler) bırakılmasının, projenin kamu yararını kaybetmesine sebep olmadığını eklemektedir. Hükümet son olarak, Sözleşme’ye Ek 1 No.lu Protokol’ün 1. maddesinin, bu konuda Devletlere verdiği takdir yetkisi dikkate alındığında, söz konusu menfaatler arasında gözetilmesi gereken dengeye somut olayda riayet edildiği kanaatine varmaktadır.
32. Başvuranlar, Mahkemeden, Hükümetin iddialarını reddetmesini talep etmektedir. Başvuranlar, iç hukukta öngörülen hukuk yollarını tükettiklerini ileri sürmekte ve öngörülen kamulaştırma amacına riayet edilmediği ve sonuç olarak, kamulaştırılan mülkün, kendilerine iade edilmiş olması veya zararlarının kamulaştırma bedelinden bağımsız olarak tazmin edilmiş olması gerektiği kanısına varmaktadırlar. İlgililer ayrıca, davanın koşullarının Sözleşme’ye Ek 1 No.lu Protokol’ün 1. maddesini ihlal ettiğini ileri sürmektedirler.
33. Mahkeme, Hükümet tarafından ileri sürülen kabul edilemezlik itirazlarının tamamı hakkında karar vermesinin gerekli olmadığı kanaatine varmaktadır, zira şikâyetlerin aşağıda belirtilen gerekçelerle kabul edilemez olduğuna karar verilmesi gerekmektedir.
34. Mahkeme öncelikle, kamulaştırma işleminin hukuka uygunluğu hakkında şüpheli bir durum bulunmadığını kaydetmektedir. Nitekim Mahkeme, ihtilaf konusu arazinin ilgili hukuk kurallarına uygunolarak kamulaştırıldığını ve bu kurallara uygun şekilde, adli bir yargılama sonucunda başvuranlara uygun bir tazminat ödendiğini gözlemlemektedir (yukarıdaki 10. paragraf). Mahkeme, temel şikâyetin, arazinin kamulaştırılma amacının gerçekleştirilmesiyle ilgili olduğunu vurgulamaktadır.
35. Mahkeme ardından, kamulaştırılan mülklerin, yasa tarafından belirlenen süre içerisinde öngörülen amaca uygun şekilde kullanılmamaları durumunda, iç hukukta bu mülklerin iadesinin öngörüldüğünü tespit etmektedir (yukarıdaki 29. paragraf).
36. Mahkeme, kamu yararı gerekçesiyle kamulaştırılan ve daha sonra kullanılmayan taşınmaz mülklerle ilgili daha önce görülen davalarda, Sözleşme’ye Ek 1 No.lu Protokol’ün 1.maddesinin ihlal edildiği sonucuna varmıştır. Mahkeme, bir mülkün kamulaştırılmasına ilişkin kararın verildiği tarihten mülkiyetten yoksun bırakmaya yol açan kamu yararı gözetilen bir projenin somut olarak gerçekleştirildiği tarihe kadar kayda değer bir süre geçmesi durumunda, kamulaştırmanın, mülkü kamulaştırılan kişiyi, söz konusu mülkün sağladığı artı değerden yoksun bırakma etkisi doğurabileceğini hatırlatmaktadır; bu spesifik yoksun bırakmanın bizzat bir kamu yararı gerekçesine dayanmaması durumunda, ilgili, Sözleşme’ye Ek 1 No.lu Protokol’ün 1.maddesinin gereklerine uygun olmayan ek bir yüke maruz kalabilir (Motais de Narbonne/Fransa, No.48161/99, 2 Temmuz 2002, § 19, BeneficioCappellaPaolini /San Marino, No. 40786/98, 13 Ekim 2004, § 33 ve Keçecioğlu ve diğerleri/Türkiye, No. 37546/02, § 29, 8 Nisan 2008).
37. Mahkeme, somut olayda durumun bu şekilde olmadığını, zira kamu hukukuna tabi tüzel bir kişi olan Ankara Ticaret Odası’nın, ihtilaf konusu arazi üzerine, genel merkez binası ve bir kongre ve sergi sarayı inşa etmiş olması sebebiyle, kamulaştırmaya sebep olan kamu yararı ilkesine uygun şekilde hareket etmediği sonucuna varılamayacağı kanaatine varmaktadır.
38. Mahkeme diğer taraftan, ihtilaf konusu arazinin kendilerine iadesine ilişkin davayı geç bir tarihte açan başvuranların, ulusal mahkemeler önünde, mülkü geri alma hakkını kullanmak için yasal kriterleri taşıdıklarını kanıtlayamadıklarını kaydetmektedir. Hükümetin de vurguladığı gibi, şayet ilgililer, kamulaştırılan mülklerinin kamulaştırma kararından itibaren beş yıl içerisinde öngörülen amaca uygun kullanılmadığı kanaatine varmışlarsa, bu mülkün iadesini bir yıl içerisinde talep etmeleri gerekirdi. Kamulaştırma işleminin 1982 yılında yapılmış olması, arazinin tapu kütüğüne idare adına 1984 yılında kaydedilmiş olması ve mülkiyet devrinin 1987 yılında ATO yararına gerçekleşmiş olması sebebiyle, başvuranların, en geç 1993 yılında ulusal mahkemeler önünde davalarını açmış olmaları gerekirdi. Hâlbuki başvuranlar, Asliye Hukuk Mahkemesine 2003 yılında, yani 2942 sayılı Kamulaştırma Kanunu’nun 23. maddesinde öngörülen yasal süre geçtikten sonra başvurmuşlardır (yukarıdaki 14 ve 29. paragraflar).
39. Mahkeme son olarak, ilgililerin ilk taleplerini değiştirdiklerini ve yargılama sırasında bu talebi bir tazminat davasına dönüştürdüklerini kaydetmektedir (yukarıdaki 13. paragraf). Başvuranlar, tazminat davası kapsamında, arazinin ihtiyaçtan fazlasının kamulaştırıldığını ve arazinin bir kısmının özel bir şirkete kiraya verildiğini ileri sürmüşlerdir. Adli makamlar, öncelikle arazinin ihtiyaçtan fazlasının kamulaştırılıp kamulaştırılmadığı hususunun, daha önce idare mahkemelerince incelenmiş olduğunu, idare mahkemelerinin durumun iddia edildiği şekilde olmadığı kanaatine vardığını ve idare mahkemelerinin kararının 18 Aralık 1984 tarihinde kesinleştiğini tespit etmişlerdir. Adli makamlar, başvuranların, dosyada yer alan verilere ve bilirkişi raporlarınagöre kamulaştırma bedeli ve temerrüt faizlerini kapsamayan ek bir zarara maruz kaldıklarını kanıtlamamışoldukları kanaatine varmıştır. Mahkeme, bu noktada, iç hukuku yorumlamanın ve uygulamanın, öncelikle ulusal makamların ve özellikle mahkemelerin görevi olduğunu hatırlatmaktadır (Slivenko/Letonya [BD], No. 48321/99, § 105, AİHM 2003-X ve Jahn ve diğerleri/Almanya [BD], No. 46720/99, 72203/01 ve 72552/01, § 86, AİHM 2005-VI). Mahkeme, özellikle dosyada yer alan hiç bir unsurun, ulusal makamların söz konusu yasal hükümleri açıkça yanlış veya keyfi sonuçlar doğuran bir uygulama yaptıkları sonucuna varmaya imkân vermemesi durumunda, iç hukuka riayet edilip edilmediği konusunda sınırlı bir yetkiye sahiptir (Beyeler/İtalya [BD], No.33202/96, § 108, AİHM 2000-I). Mahkeme, mevcut davanın özel koşullarında, ulusal makamların vardığı sonucun, hukuki dayanaktan tamamen yoksun veya olayların meydana geldiği dönemde yürürlükte olan iç hukukun uygulanabilir hükümlerine aykırı olduğunu düşündürecek nitelikte hiçbir unsurun bulunmadığı kanaatindedir. Başvuranların iddia ettiğinin aksine, Ticaret Odasının bazı faaliyetlerinin işletmesinin üçüncü şahıslara (şirketler) bırakılması, tek başına, Kongre ve Sergi Sarayı’nın kamu yararı niteliğinin sorgulanması için yeterli değildir. Diğer taraftan, sosyal kuruluşun ATO mensuplarına hizmet etmekle görevli özel bir şirket tarafından işletilmesi de, esas faaliyeti tamamlayıcı bir faaliyettir. Nitekim bu tür kuruluşlar, bünyesinde çok sayıda kamu menfaatine hizmet barındırır ( (mutatismutandis) bk. Bilici/Türkiye(k.k.), No. 49025/06, § 31, 5 Aralık 2017).
40. Bu sebeple Mahkeme, yukarıda belirtilenler bakımından, başvuranların, kamulaştırılan mülkü geri almayı, kanunla öngörülen yasal süre içerisinde talep etmemiş olmalarının yanında (yukarıdaki 29. paragraf), kamulaştırılan arazinin, idare tarafından, Sözleşme’ye Ek 1 No.lu Protokol’ün 1.maddesi anlamında, kamu yararına ilişkin bir kullanıma tahsis edilmiş olması sebebiyle, başvuranların, ihtilaf konusu arazinin kendilerine iadesini meşru olarak bekleyemeyeceği veya kamulaştırma sırasında alınandan başka bir tazminat elde edemeyeceği kanaatine de varmaktadır.
41. Sonuç olarak, bu şikâyetler, açıkça dayanaktan yoksundur ve Sözleşme’nin 35. maddesinin 3 ve 4. fıkraları uyarınca reddedilmelidir.
Bu gerekçelerle, Mahkeme, oy birliğiyle,
Başvurunun kabul edilemez olduğuna karar vermiştir.
İşbu karar, Fransızca dilinde tanzim edilmiş olup, 11 Haziran 2020 tarihinde yazılı olarak bildirilmiştir.
Hasan BakırcıEgidijusKūris
Bölüm Yazı İşleri Müdür YardımcısıBaşkan
EK
Başvuranlar Listesi:
No.
Ad Soyad
Doğum Tarihi
Uyruğu
İkamet Yeri
1.
Ali Osman KISAER
1936
Türk
Ankara
2.
Nejla BENLI
1963
Türk
Ankara
3.
Leyla BÜYÜKCIVELEK
1967
Türk
Ankara
4.
Atilla KISAER
1955
Türk
Ankara
5.
Halide KISAER
1935
Türk
Ankara
6.
Abdülkerim KISAER
1952
Türk
Ankara
7.
Gülseren KISAER
1938
Türk
Ankara
8.
Ibrahim Ethem KISAER
1959
Türk
Ankara
9.
Noman KISAER
1954
Ölüm
5 Eylül 2017
Varisler
Mehmet Ali KISAER (1982 doğumlu)
2) Fatma Gamze KISAER
(1992 doğumlu)
3)Yurdanur KISAER
(1960 doğumlu)
Türk
Ankara
10.
Remziye KISAER
1933
Türk
Ankara
11.
Süheyla KISAER
1960
Türk
Ankara
12.
Sabiha ULAŞ
1958
Türk
Ankara
13.
Fatma URHAN
1959
Türk
Ankara
14.
Zübeyde YILDIRIM
1957
Türk
Ankara
Full & Egal Universal Law Academy