AVRUPA İNSAN HAKLARI MAHKEMESİ
İKİNCİ BÖLÜM
KABUL EDİLEBİLİRLİK HAKKINDA KARAR
Başvuru No. 46852/09
Bahattin KÜÇÜK ve diğerleri / Türkiye
Başkan
Egidijus Kūris,
Hâkimler
Ivana Jelić,
Darian Pavli,
ve Bölüm Yazı İşleri Müdür Yardımcısı Hasan Bakırcı’nın katılımıyla, 16 Haziran 2020 tarihinde Komite halinde toplanan Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (İkinci Bölüm), 17 Ağustos 2009 tarihinde sunulan, yukarıda belirtilen başvuruyu, davalı Hükümet tarafından sunulan görüşleri ve başvuranlar tarafından bu görüşlere verilen cevapları dikkate alarak gerçekleştirilen müzakerelerin ardından aşağıdaki kararı vermiştir:
OLAY VE OLGULAR
1. İsim listesi ekte yer alan başvuran taraflar, Ankara Barosuna bağlı Avukatlar, E. Saraçoğlu, D. Şanlı ve M. Yavuz tarafından temsil edilmişlerdir.
Türk Hükümeti (“Hükümet”), kendi görevlisi tarafından temsil edilmiştir.Davanın Koşulları
2. Davanın kendine özgü koşulları, taraflarca ifade edildiği şekliyle, aşağıdaki gibi özetlenebilir.
3. 1944 tarihli tapu senedine göre, 1940 yılında hayatını kaybeden, başvuranların murisi (“de cujus”) Hüseyin Yaman, İzmir Çiğli’de bulunan, 4.766.400 m2’lik bir taşınmazın sahibidir.
4. Bakanlar Kurulu, Milli Savunma Bakanlığının talebi üzerine, 5 Nisan 1944 tarihinde, askeri bir havaalanının inşa edilmesi amacıyla bu taşınmaza ilişkin kamulaştırma prosedürü başlatmaya karar vermiştir.
5. Taşınmaz, 14 Ağustos 1959 tarihinde, tapu siciline Hazinenin mülkü olarak tescil edilmiştir.
6. Taşınmaz, parsel numarasının değiştirilmesinin ardından, 30 Aralık 1966 tarihinde, Hazinenin mülkü olarak tapu siciline yeniden tescil edilmiştir.
7. Başvuranlar, 30 Kasım ve 4 Aralık 1998 tarihlerinde, tapu sicilinde yer alan kamulaştırma kararına ilişkin ifadenin kaldırılmasını sağlamak veya aksi takdirde, taşınmazın değerine karşılık gelen kamulaştırma bedelini elde etmek amacıyla Hüseyin Yaman’ın mirasçıları olarak İdareye başvurmuşlardır. Başvuranlar, kamulaştırma kararına ilişkin herhangi bir tebligat almadıklarını ve kamulaştırılan mülkün 5 Nisan 1944 tarihli kamu yararı beyanında öngörülen kullanıma tahsis edilmediğini iddia etmişlerdir.
8. Milli Savunma Bakanlığı, 6 Ocak 1999 tarihinde, başvuranların talebini reddetmiştir. Milli Savunma Bakanlığı, taşınmazın hukuka uygun bir kamulaştırma prosedürüne konu edildiğini ve 1959 yılından beri Hazinenin mülkü olarak tapu siciline tescil edildiğini ve hava kuvvetlerinin bu taşınmazı uzun yıllar boyunca atış yeri olarak kullandığını, taşınmazın hâlihazırda hava kuvvetlerinin askeri okulu tarafından kullanıldığını ve Çiğli Havaalanı pistinin yönlü aydınlatma ışıklarının bu taşınmazın üzerinde bulunduğunu tespit etmiştir. Savunma Bakanlığı, her halükârda, başvuranlar tarafından sunulan talebin, Kamulaştırma Kanunu’nun 38. maddesinde öngörülen yirmi yıllık yasal sürenin dışında yapıldığını eklemiştir.
9. Başvuranlar, kendi avukatları aracılığıyla, kamulaştırma kararına ilişkin iptal davası açmışlardır.
10. Danıştay, 24 Mayıs 1999 tarihinde, ulusal savunmanın ihtiyaçları için savaş zamanında karar verilen kamulaştırmalara ilişkin 29 Haziran 1940 tarihli 3887 sayılı Kanun’u uygulayarak, davanın esası hakkında karar vermeksizin bu davayı reddetmiştir.
11. Danıştay Genel Kurulu, 4 Kasım 1999 tarihinde, 3887 sayılı Kanun’un bundan böyle yürürlükte olmadığı gerekçesiyle, 24 Mayıs 1999 tarihli kararı bozmuştur.
12. Danıştay, 10 Aralık 2001 tarihinde, söz konusu talebin Kamulaştırma Kanunu’nun 38. maddesinde öngörülen yirmi yıllık yasal sürenin dışında sunulduğu gerekçesiyle, başvuranların davasını yeniden reddetmiştir.
13. Danıştay Genel Kurulu, Anayasa Mahkemesinin 10 Nisan 2003 tarihinde Kamulaştırma Kanunu’nun 38. maddesinin anayasaya aykırı olduğuna karar verdiği gerekçesiyle, 27 Mayıs 2004 tarihinde, 10 Aralık 2001 tarihli kararı bozmuştur.
14. Danıştay, 27 Mart 2006 tarihinde, başvuranların olayların meydana geldiği dönemde yürürlükte olan, 2942 sayılı Kanun’un 38. maddesinde öngörülen süreye veya Kadastro Kanunu’nun 12. maddesinde öngörülen süreye uymamaları nedeniyle Hazinenin tapusunun iptalini talep etme hakkından yoksun bırakıldıkları gerekçesiyle, ilgililerin davasını reddetmiştir.
15. Danıştay Genel Kurulu, 24 Mayıs 2007 tarihinde, 27 Mart 2006 tarihli kararı onamıştır. Danıştay Genel Kurulu, davanın esası hakkında karar verilmesinin mümkün olmadığı kanısına varmıştır. Danıştay Genel Kurulu öncelikle, idare mahkemelerinin kamulaştırma bedelinin ödenmemesine ilişkin iddia hakkında karar vermeye yetkili olmadıklarını, ancak bu yetkinin adli mahkemelere ait olduğunu hatırlatmıştır. Danıştay Genel Kurulu ardından, elli yıldan daha fazla bir süre önce, yani 5 Nisan 1944 tarihinde kabul edilen Bakanlık Kararnamesi’nin iptali talebi hakkında karar verilmesinin yasal olarak mümkün olmadığı ve dolayısıyla, yasal sürenin aşılmasının dava hakkının düşmesine yol açtığı kanısına varmıştır. Bu bağlamda, Danıştay Genel Kurulu, söz konusu kamulaştırmaya konu edilen taşınmazın başvuranların murisine (“de cujus”) ait olan taşınmaz olup olmadığının kesin olarak belirlenmesinin mümkün olmadığını ve gerçekte bu türden bir durumun söz konusu olduğu varsayıldığında bile, taşınmazın yüzölçümünün kesin olarak belirlenemeyeceğini, böylelikle geçen süre dikkate alındığında, davanın esası hakkında karar verilmesinin yasal olarak mümkün olmadığını eklemiştir.
16. Danıştay Genel Kurulu, 18 Aralık 2008 tarihinde, başvuranlara 23 Şubat 2009 tarihinde tebliğ edilen bir kararla, karar düzeltme başvurusunu reddetmiştir. İlgili İç Hukuk Kuralları ve Uygulaması
17. İlgili iç hukuk kuralları ve uygulaması, I.R.S. ve diğerleri/Türkiye (No. 26338/95, §§ 21-28, 20 Temmuz 2004) kararında açıklanmaktadır.
ŞİKÂYETLER
18. Başvuranlar, mülklerine saygı haklarının ihlal edilmesinden şikâyetçi olmaktadırlar. Başvuranlar, Sözleşme’ye Ek 1 No.lu Protokol’ün 1. maddesini ileri sürerek, tazminat ödenmeksizin mülklerinden yoksun bırakıldıklarını iddia etmektedirler.
19. Başvuranlar, Sözleşme’nin 6. maddesi kapsamında, ayrıca ulusal mahkemeler tarafından verilen kararın adil olmadığını ileri sürmektedirler.
HUKUKİ DEĞERLENDİRMEHAYATInı KAYBEDEN BAŞVURANLARIN MİRASÇILARINIn mahkemeye başvurma hakkı (LOCUS STANDİ) HAKKINDA
20. Başvuranların avukatı, başvuranlardan bazılarının hayatını kaybettiği (Ekteki listeye bakınız) ve başvuranların mirasçılarının başvurularını takip etmek ve yargılamaya katılmak istedikleri hususunda Mahkemeyi bilgilendirmiştir.
21. Mahkeme, ilgililere, hayatını kaybeden başvuranların mirasçılarının yerine geçme imkânını tanımaktadır. SÖZLEŞME’YE EK 1 NO.LU PROTOKOL’ÜN 1. MADDESİNİN İHLAL EDİLDİĞİ İDDİASI HAKKINDA
22. Başvuranlar, davanın koşullarının Sözleşme’ye Ek 1 No.lu Protokol’ün 1. maddesini ihlal ettiğini ileri sürmektedirler.
23. Hükümet, bu iddiaya itiraz etmektedir. Hükümet özellikle, başvuranların şikâyetlerinin Sözleşme hükümleriyle zaman bakımından (ratione temporis) bağdaşmaz olduğunu ve öte yandan, ilgililerin mevcut iç hukuk yollarını tüketmediklerini ileri sürmektedir. Ayrıca, Hükümet, Mahkemenin bu konuya ilişkin içtihatlarına atıfta bulunarak, başvuranların Sözleşme’nin 34. maddesi anlamında mağdur sıfatına sahip olmadıklarını zira ilgililerin, kendi kanaatine göre, Sözleşme’ye Ek 1 No.lu Protokol’ün 1. maddesi anlamında bir mülk olarak değerlendirilebilecek nitelikte, mevcut ve istenilebilir herhangi bir alacağın somutlaştırılması yönünde, “mevcut bir mülke” ya da “meşru bir beklentiye” sahip olmadıklarını ileri sürmektedir.
24. Mahkeme, Hükümet tarafından ileri sürülen kabul edilemezlik itirazlarının tamamı hakkında karar vermesinin gerekli olmadığı kanaatine varmaktadır, zira şikâyetlerin aşağıda belirtilen gerekçelerle kabul edilemez olduğuna karar verilmesi gerekmektedir.
25. Başvuranların mülkiyet hakkına aykırı bir kamulaştırmaya maruz kaldıkları yönündeki iddiaya ilişkin olarak, Mahkeme, bir şikâyeti yalnızca ilgili Sözleşmeci Taraf bakımından Sözleşme’nin yürürlüğe girmesinin ardından meydana gelen olaylarla ilgili olması halinde inceleyebileceğini hatırlatmaktadır. Mahkeme aynı zamanda, yerleşik içtihatlarına göre, mülkiyet hakkından veya başka bir gerçek haktan yoksun bırakmanın, ilke olarak, anlık bir eylem teşkil ettiğini ve “bir haktan yoksun bırakılmaya” ilişkin devam eden bir durum oluşturmadığını hatırlatmaktadır (bk., örnek olarak, Malhous/Çek Cumhuriyeti (k.k.), No. 33071/96, AİHM 2000 XII). Bu nedenle, Mahkeme, Sözleşme’nin onaylanma tarihinden önceki olayları, bu tarihin ötesinde devam eden bir durumun nedeni olarak veya bu tarihten sonra meydana gelen olayların anlaşılması için önemli olarak değerlendirilebildiği sürece dikkate alabilmektedir (Broniowski/Polonya (k.k.) [BD], No. 31443/96, § 74, AİHM 2002‑X).
26. Somut olayda, Mahkeme, taşınmazın 14 Ağustos 1959 tarihinden itibaren, tapu siciline Hazinenin mülkü olarak tescil edildiğine itiraz edilmediğini gözlemlemektedir (yukarıda 5. paragraf).
27. Böylelikle, bu tarihten itibaren, kamulaştırma tarihi olan 5 Nisan 1944 tarihinden beri taşınmazı işgal eden İdare (4. paragraf), yasal olarak mülkün sahibi olmuştur.
28. Dahası, Türkiye Cumhuriyeti’nin, etkileri Mahkemenin geçici yetkisinin başlamasının ardından devam eden, Sözleşme’nin sürekli bir ihlalinden sorumlu olduğu iddia edilmemiştir. Uzun bir süreden beri taşınmazları kamulaştırılan ve Hüseyin Yaman’ın mirasçıları olan başvuranlar, son yarım yüzyıl boyunca söz konusu mülk üzerinde mülkiyet hakkını hiçbir zaman kullanamamışlardır (bk., benzer bir durumla ilgili olarak, Ekdal ve diğerleri/Türkiye, No. 6990/04, § 47, 25 Ocak 2011, ve, aksi yönde bir karar için (a contrario), I.R.S. ve diğerleri/Türkiye (k.k.), 28 Ocak 2003).
29. Dolayısıyla, Mahkeme, bu mülkün mülkiyetinin 14 Ağustos 1959 tarihinden beri, başka bir deyişle, Sözleşme’nin ve Sözleşme’ye Ek 1 No.lu Protokol’ün Türkiye Cumhuriyeti bakımından yürürlüğe girdiği, 28 Ocak 1987 tarihinden önce Hazineye devredilmesi nedeniyle, 29 Haziran 1940 tarihli 3887 sayılı Kanun uyarınca yapılan mülkiyetten yoksun bırakmanın koşullarını incelemeye zaman bakımından (ratione temporis) yetkili değildir (yukarıda anılan Malhous kararı, Prince Hans-Adam II de Liechtenstein/Almanya [BD], No. 42527/98, § 85, AİHM 2001‑VIII, ve La Compagnie des Filles de la Charité de Saint-Vincent-de-Paul/Türkiye (k.k.), No. 19579/07, § 51, 27 Ocak 2015).
30. Geriye, başvuranların, mülklerinin iade edilmesini veya mülkün gerçek değerine göre belirlenen meblağın tazminat olarak ödenmesini sağlayarak, mevcut ve istenebilir herhangi bir alacağı gerçekleştirme yönünde “meşru bir beklentiye” sahip olup olmadıklarının incelenmesi kalmaktadır.
31. Mahkeme bu bağlamda, Sözleşme’ye Ek 1 No.lu Protokol’ün 1. maddesinin mülk edinme hakkını güvence altına almadığını hatırlatmaktadır (Fener Rum Erkek Lisesi Vakfı/Türkiye, No. 34478/97, § 52, 9 Ocak 2007). Etkin bir şekilde kullanılması mümkün olmayan bir mülkiyet hakkının tanınması beklentisi, bu hüküm anlamında bir “mülk” olarak değerlendirilemez (yukarıda anılan Prince Hans-Adam II de Liechtenstein kararı, §§ 82-83, ve Gratzinger ve Gratzingerova/Çek Cumhuriyeti (k.k.) [BD], No. 39794/98, § 69, AİHM 2002-VII).
32. Somut olayda, Hazine, 29 Haziran 1940 tarihli 3887 sayılı Kanun uyarınca yapılan kamulaştırmanın sonunda yasal olarak söz konusu taşınmazın sahibi olmuştur ve Hazinenin mülkiyet hakkı 14 Ağustos 1959 tarihinden itibaren tapu siciline tescil edilmiştir. Başvuranlar yalnızca, kamulaştırma kararının kabul edilmesinin ardından yarım yüzyıl sonra, yani yasal sürenin sona ermesinin ardından idare mahkemeleri önünde bu karara itiraz etmişlerdir. Açıkçası, başvuranlar dolayısıyla, söz konusu mülkün iade edilmesini yasal olarak bekleyemezlerdi. Bu nedenle, başvuranların, Sözleşme’ye Ek 1 No.lu Protokol’ün 1. maddesi anlamında bir mülk olarak değerlendirilen, Mahkemenin içtihatları anlamında “meşru bir beklentiyi” sürdürdükleri kabul edilemez (bk., aynı doğrultuda, yukarıda anılan Ekdal ve diğerleri kararı, § 54). Dolayısıyla, başvuranların şikâyetleri, Sözleşme’nin 35. maddesinin 3. fıkrası anlamında Sözleşme hükümleriyle konu bakımından (ratione materiae) bağdaşmamaktadır ve Sözleşme’nin 35. maddesinin 4. fıkrası uyarınca reddedilmelidir.
33. Kamulaştırma bedelinin ödenmemesine ilişkin iddiayla ilgili olarak, Mahkeme, başvuranların talebinin, bu sorun hakkında karar vermeye yetkili mahkemelerin adli mahkemeler olduğu gerekçesiyle, Danıştay Genel Kurulu tarafından reddedildiğini gözlemlemektedir (yukarıda 15. paragraf). Bu nedenle, başvuranlar, bu iddiayla ilgili olarak, Sözleşme’nin 35. maddesinin 1. fıkrası anlamında iç hukuk yollarını tüketmemişlerdir.
34. Mahkeme, yukarıda belirtilen hususlar ışığında, Sözleşme’nin 35. maddesinin 1. ve 3. fıkraları uyarınca, Sözleşme’ye Ek 1 No.lu Protokol’ün 1. maddesi kapsamında sunulan şikâyetlerin kabul edilemez olduğuna karar vermektedir. SÖZLEŞME’NİN 6. MADDESİNİN İHLAL EDİLDİĞİ İDDİASI HAKKINDA
35. Başvuranlar aynı zamanda, yargılamanın ve ulusal mahkemeler tarafından verilen kararın adil olmamasından şikâyet etmektedirler.
36. Hükümet, bu iddiayı kabul etmemektedir.
37. Dosyada, yargılamanın adil olmadığının düşünülmesini sağlayacak herhangi bir unsur bulunmamaktadır. Özellikle, başvuranlar, bir avukat tarafından temsil edilmişler ve bütün iddialarını sunabilmişlerdir. Mahkeme, yargılamanın yürütülmesinde, keyfiliğe veya ilgililerin usul haklarının ihlaline dair herhangi bir belirti tespit etmemektedir. Ulusal mahkemeler, yalnızca Kanun hükümlerinin uygulanmasını sağlamışlar ve başvuranların taleplerini, ilgililerin dava haklarının düştüğü (yukarıda 15. paragraf) ve kendilerinin ilgililerin davalarını incelemeye konu bakımından (ratione materiae) yetkili olmadıkları gerekçesiyle reddetmişlerdir. Böylelikle, Danıştay Genel Kurulu, 24 Mayıs 2007 tarihli kararında, bilhassa elli yıldan daha fazla bir süre önce kabul edilen Bakanlık Kararnamesi’nin iptali talebinin esası hakkında karar veremeyeceğinin altını çizmiştir. Danıştay Genel Kurulu, tazminat taleplerinin her halükârda adli mahkemelerin yetkisi kapsamına girdiğini belirtmiştir.
38. Bu bağlamda, Mahkeme, iç hukuku yorumlama ve uygulama görevinin öncelikle ulusal makamlara ve özellikle mahkemelere ait olduğunu hatırlatmaktadır (Slivenko/Letonya [BD], No. 48321/99, § 105, AİHM 2003‑X, ve Jahn ve diğerleri/Almanya [BD], No. 46720/99, 72203/01 ve 72552/01, § 86, AİHM 2005‑VI).
39. Mahkeme, iç hukuka saygı gösterilip gösterilmediğini, özellikle dosyada makamların, söz konusu yasal hükümlere ilişkin açıkça yanlış ya da keyfi sonuçlara neden olan bir uygulama yaptıkları sonucuna varılmasını sağlayacak herhangi bir unsurun bulunup bulunmadığını denetlemek için sınırlı bir yetkiye sahiptir (Beyeler/İtalya [BD], No. 33202/96, § 108, AİHM 2000-I).
40. Oysa mevcut davaya özgü koşullarda, Mahkeme, ulusal mahkemelerin vardıkları sonucun, her türlü hukuki dayanaktan yoksun olduğu veya olayların meydana geldiği dönemde yürürlükte olan iç hukuk hükümlerine aykırı olduğunu düşündürecek nitelikte herhangi bir unsur tespit etmemektedir. Sonuç olarak, başvuranlar tarafından Sözleşme’nin 6. maddesi kapsamında sunulan şikâyetler, Sözleşme’nin 35. maddesinin 3. fıkrası anlamında açıkça dayanaktan yoksundur ve Sözleşme’nin 35. maddesinin 4. fıkrası uyarınca reddedilmelidir.
Bu gerekçelerle, Mahkeme, oy birliğiyle,
Başvurunun kabul edilemez olduğuna karar vermiştir.
İşbu karar, Fransızca dilinde tanzim edilmiş olup, 9 Temmuz 2020 tarihinde yazılı olarak bildirilmiştir.
Hasan Bakırcı Egidijus Kūris
Yazı İşleri Müdür Yardımcısı Başkan
EK
No.
Adı SOYADI
Doğum Yılı
İkamet Yeri
Mirasçılar
1.
Bahattin KÜÇÜK
1947
İzmir
2.
Melek AVCI
1950
İzmir
3.
Hacer BELHAN
1975
İzmir
4.
Mürüvet Şenay ÇINAROĞLU
1944
İzmir
5.
Orhan ERSANLI
1931
Ölüm Tarihi: 10/03/2011
İzmir
1) Yurdagül Ersanlı
2) Gülgün Ersanlı (Aydil)
3) Mustafa Ersanlı
6.
Emine GAYIR
1937
İzmir
7.
İsmet GÜLDEMIR
1950
Bolu
8.
Ayhan İZMİR
1939
Ölüm Tarihi: 09/08/2017
İzmir
1) Emine İzmir
2) Salise Kılıç
3) Deniz İzmir Karaduman
4) Mehmet İzmir
9.
Cengiz İZMIR
1957
İzmir
10.
Nursel KARA
1960
İzmir
11.
Havva KARADAĞ
1953
İzmir
12.
Fatma KAYA
1923
Ölüm Tarihi: 10/01/2014
İzmir
1) Uğur Kaya
2) Nurgül Güldoğuş
3) Gülseren Öztürk
4) İsmet Bilgi
5) Çağdaş Yaşamı Destekleme Derneği
13.
Ayten KAYAKUŞ
1941
İzmir
14.
Nesrin KOCAORMAN
1964
İzmir
15.
Hatice KÜÇÜK
1925
Ölüm Tarihi: 28/12/2009
İzmir
1) Melek Avcı
2) Bahattin Küçük
3) Nursel Küçük
4) Havva Karadağ
16.
Mehmet KÜÇÜK
1943
Ölüm Tarihi: 31/12/2012
İzmir
1) Şive Küçük
2) Gülçin Küçük (Özsönmez)
3) Kadri Küçük (Kırbıyık)
17.
Mehmet MERMERCIOĞLU
1977
İzmir
18.
Ayşe ÖNDER
1948
İzmir
19.
Mehmet SARGIN
1936
İzmir
20.
Şerefnaz SÖNMEZ
1953
İzmir
21.
Aligalip TUĞAN
1942
İzmir
22.
Nilgün TUĞAN
1947
İzmir
Full & Egal Universal Law Academy