AVRUPA İNSAN HAKLARI MAHKEMESİ
İKİNCİ BÖLÜM
KABUL EDİLEBİLİRLİK HAKKINDA KARAR
Başvuru No. 15391/19
Utku KULLU/TÜRKİYE
Başkan
Egidijus Kūris
Hâkimler
Pauliine Koskelo,
Frédéric Krenc
ve Bölüm Yazı İşleri Müdür Yardımcısı Dorothee von Arnim’in katılımıyla, 6 Haziran 2023 tarihinde komite halinde toplanan Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (İkinci Bölüm),
1984 doğumlu bir Türk vatandaşı olan, İzmir’de ikamet eden ve İzmir Barosuna kayıtlı Avukat D. Yiğitceoğlu tarafından temsil edilen Utku Kullu’nun (“başvuran”), 5 Mart 2019 tarihinde, Türkiye Cumhuriyeti aleyhine, İnsan Hakları ve Temel Özgürlüklerin Korunmasına İlişkin Sözleşme’nin (“Sözleşme”) 34. maddesi uyarınca Mahkemeye yapmış olduğu 15391/19 no.lu başvuruyu,
Sözleşme’nin 8. maddesi bağlamındaki şikâyetin, Türkiye Cumhuriyeti Adalet Bakanlığı İnsan Hakları Dairesi Başkanı Hacı Ali Açıkgül tarafından temsil edilen Türk Hükümetine (“Hükümet”) bildirilmesine ve başvurunun geri kalan kısmının kabul edilemez olduğuna dair kararı,
Tarafların görüşlerini dikkate alarak,
Gerçekleştirilen müzakerelerin ardından aşağıdaki kararı vermiştir:
DAVANIN KONUSU
Dava, bir ceza soruşturması kapsamında başvuranın, telefon ve e-posta iletişiminin tespit edilmesi ve teknik araçlarla izlenmesi tedbirleriyle ilgilidir.Başvuran hakkında iletişimin tespiti ve teknik araçlarla izleme tedbirlerinin uygulanması Olayların meydana geldiği dönemde başvuran, yetkili makamlar tarafından, gündemi meşgul eden bir ceza davasının konusu olan, "Ergenekon" olarak adlandırılan bir örgütle bağlantılı bir sivil toplum kuruluşu olduğundan şüphelenilen Türkiye Gençlik Birliği/Tüm Gençlik Birliği’nin ("TGB") üyesiydi (Ergenekon davası için bk. diğer birçok karar arasında, Özkan/Türkiye (k.k.), no. 15869/09, 13 Aralık 2011). İzmir Emniyet Müdürlüğüne gönderilen bir ihbar e-postasının ardından, başvuran hakkında yasa dışı bir örgüte üye olmak suçundan ceza soruşturması başlatılmıştır. İzmir Cumhuriyet Başsavcılığı 12 Aralık 2012 tarihinde, başvuranın telefon görüşmelerinin ve e-postalarının üç ay süreyle tespitine ve de başvuranın dört hafta süreyle iş yerleri ve kamuya açık yerlerde teknik araçlarla gizli olarak izlenmesi ve ses-görüntü kayıtlarının alınmasına ilişkin bir tedbirin uygulanmasına yönelik talebini İzmir Sulh Ceza Hâkimliğine sunmuştur. Sulh Ceza Hâkimliği, 13 ve 14 Aralık 2012 tarihlerinde, Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 135 ve 140. maddeleri uyarınca Cumhuriyet Başsavcılığının taleplerini kabul etmiştir. Sulh Ceza Hâkimliği, başvuranın, TGB ile olan bağlantısı nedeniyle yasa dışı bir örgüte üye olma suçunu işlediğine dair kuvvetli ve yeterli şüphelerin varlığı/bulunması ve ilgili kişi hakkında başka suretle delil elde etme imkânının bulunmaması nedeniyle, önerilen tedbirlerin kamu düzeninin sağlanması açısından gerekli olduğu kanaatine varmıştır. Ocak 2013 ve Şubat 2014 tarihleri arasında verilen kararlarla, başvuran hakkında alınan iletişimin tespiti ve izleme tedbirleri, Cumhuriyet savcısının talebi üzerine önceki karardaki aynı gerekçelerle birçok kez uzatılmıştır. İzmir Cumhuriyet Savcılığı 6 Mart 2014 tarihinde, Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 135 ve 140. maddelerinde yapılan ve söz konusu tedbirlere ilişkin daha sıkı bir süre kısıtlaması öngören ve aynı gün yürürlüğe giren yasal değişiklikler uyarınca ilgili kişiye atılı suçun –yasa dışı bir örgüte üye olmak- niteliği ve sınıflandırmasını ve söz konusu tedbirlerin uygulanma süresinin sona erdiğini göz önünde bulundurarak, başvuran hakkında bugüne kadar uygulanan tüm iletişimin tespiti ve izleme tedbirlerinin kaldırılmasına karar vermiştir. İzmir Cumhuriyet Savcılığı 20 Şubat 2015 tarihinde, başvurana isnat olunan eylemlerin düşünce, vicdan ve din özgürlüğü, ifade özgürlüğü, barışçıl toplanma özgürlüğü ve örgütlenme özgürlüğü haklarının kullanımı kapsamında olduğuna karar vererek başvuran hakkındaki ceza soruşturmasıyla ilgili olarak kovuşturmaya yer olmadığına karar vermiştir. Bu kararın ardından, iletişimin tespiti ve izleme tedbirleri sonucunda elde edilen tüm bilgi ve belgeler imha edilmiş ve başvuran bu durumdan 27 Şubat 2015 tarihinde haberdar edilmiştir.Başvuran tarafından açılan tazminat davasıBaşvuran 8 Nisan 2015 tarihinde, kendisine uygulanan telefon görüşmelerinin ve e-postalarının tespitine ve teknik araçlarla izlenmesine yönelik tedbirler nedeniyle Hazine aleyhine tazminat davası açmış ve bu tedbirlerin kişilik haklarını ihlal ettiğini iddia etmiştir. Karşıyaka Ağır Ceza Mahkemesi 4 Haziran 2015 tarihinde, başvuranın davasını reddetmiştir. Mahkeme, başvuranla ilgili iletişimin tespiti, dinlenmesi ve teknik araçlarla izleme tedbirlerinin kabul edildiği ve uzatıldığı kararların, verildikleri tarih itibari ile yürürlükte olan usul ve yasa hükümlerine uygun olduklarını ve bu kararları veren hâkim ve savcıların bu konuda herhangi bir kusur veya sorumlulukla suçlanamayacağına ve de ölçülülük sınırlarının aşılmadığına kanaat getirmiştir. Yargıtay, 5 Şubat 2018 tarihinde söz konusu kararı yerinde bularak başvuranın bu karara karşı yaptığı temyiz başvurusunu reddetmiştir.Başvuran tarafından Anayasa Mahkemesine yapılan bireysel başvuru Başvuran 7 Mart 2018 tarihinde Anayasa Mahkemesine bireysel başvuruda bulunarak, diğer hususların yanı sıra, kendisine uygulanan iletişimin tespiti ve teknik araçlarla izleme tedbirleri nedeniyle özel hayata ve aile hayatına ve haberleşmesine saygı gösterilmesi hakkının ihlal edildiğinden şikâyetçi olmuştur. Anayasa Mahkemesi, 20 Şubat 2019 tarihinde, başvuranın bireysel başvurusunun, açıkça dayanaktan yoksun olduğu gerekçesiyle kabul edilemez olduğuna karar vermiştir. Anayasa Mahkemesi, somut olayda Anayasa ile korunan hak ve özgürlüklere herhangi bir müdahalede bulunulmadığına ve her hâlükârda bu tür bir müdahalenin ihlal teşkil etmediğine karar vermiştir.Mahkemenin Değerlendirmesi
15. Başvuran, Sözleşme’nin 8. maddesini ileri sürerek, hakkında iletişimin tespiti ve teknik araçlarla izleme tedbirlerinin uygulanmasından şikâyetçi olmaktadır.
16. Hükümet, bir kabul edilemezlik itirazı ileri sürmüştür. Hükümet, başvuranın şikâyetlerini ve iddialarını, bunları usulüne uygun olarak inceleyen ulusal makamlar huzurunda sunabildiğini ve söz konusu makamların bu tedbirlerin usul ve yasaya uygun olduğu sonucuna vardıklarını ileri sürmektedir. Hükümet mevcut davada farklı bir sonuca varmak için hiçbir bir neden bulunmadığını kaydederek, Mahkemeyi başvurunun açıkça dayanaktan yoksun olduğu gerekçesiyle kabul edilemez olduğuna karar vermeye davet etmiştir.
17. Başvuran, Hükümetin itirazına karşı çıkmaktadır.
18. Mahkeme, iletişimin tespitine ilişkin genel ilkeler ve özellikle “öngörülebilirlik” kriterinin yerine getirilmesi için kanunun içermesi gereken güvenceler ile müdahalenin, meşru bir amacın gerçekleştirilmesi için “demokratik bir toplumda gerekli” olması için gerekli görülen kötüye kullanıma karşı yeterli ve etkili güvenceler ile ilgili olarak, Roman Zakharov/Rusya([BD], no. 47143/06, §§ 227-234, AİHM 2015) ve Karabeyoğlu/Türkiye (no. 30083/10, §§ 65-73, 7 Haziran 2016)kararlarına atıfta bulunmaktadır.
19. Mahkeme, başvuranın iletişiminin tespit edilmesinin ve teknik araçlarla izlenmesinin, ilgilinin özel hayatına ve haberleşmesine saygı gösterilmesi hakkını kullanmasına yönelik bir müdahale teşkil ettiği kanaatindedir (bk. ayrıca yukarıda anılan Karabeyoğlu, § 76).
20. Bu tedbir, Ceza Muhakemeleri Usulü Kanunu’nun 135 ve 140. maddeleri uyarınca, olayların meydana geldiği tarihte yetkililer tarafından yasa dışı bir örgüte üye olduğundan şüphelenilen (bk. yukarıdaki 5. paragraf) ilgili kişiye karşı yürütülen bir ceza soruşturması bağlamında uygulanmıştır (bk. ilgili hükümler için, Karabeyoğlu, yukarıda anılan, § 39). Mahkeme, ihtilaf konusu müdahalenin söz konusu hükümler ile öngörüldüğünü kaydetmektedir. Mahkeme, özellikle Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 135. maddesinin, izleme tedbirlerinin uygulanmasına ve yetkili makamların takdir yetkilerini kullanma usullerine ve bu tedbirler doğrultusunda toplanan verilerin kullanılmasına ilişkin katı koşullar getirdiği ve kanunun “öngörülebilirlik” kriterini karşıladığı yönündeki tespitini hatırlatmaktadır (bk. Karabeyoğlu, yukarıda anılan, §§ 82-96). Müdahale, ulusal güvenliğin, kamu güvenliğinin korunması ve suç işlenmesinin önlenmesi gibi Sözleşme’nin 8. maddesinin 2. fıkrasında öngörülen meşru amaçları izlemektedir.
21. Müdahalenin gerekliliğine ilişkin olarak Mahkeme, mevcut davada, başvuranın, bir ceza soruşturması bağlamında, ulusal güvenliğinin korunması, kamu düzenin sağlanması ve suç işlenmesinin önlenmesi amacıyla yetkili bir mahkeme tarafından verilen bir kararla iletişimin denetlendiği ve teknik araçlarla izleme altına alındığını kaydetmektedir (bk. yukarıdaki 5. paragraf). İç hukuktaki ceza davası dosyasının, tarafsız bir gözlemciyi başvuranın teknik takip altına alınmasına neden olan suçu işlemiş olabileceğine ikna etmek için yeterli bilgi içermediğini söyleyebilecek hiçbir husus bulunmamaktadır. Bu tedbir sırasında elde edilen bilgiler, başka herhangi bir disiplin veya ceza soruşturması kapsamında başvuran aleyhine kullanılmamıştır (aksi yönde bir karar için (a contrario) bk. yukarıda anılan Karabeyoğlu, §§ 112-121). Söz konusu veriler, daha sonra ceza soruşturması sonucunda kovuşturmaya yer olmadığına karar verilmesinin hemen ardından imha edilmiş ve ilgili kişi bu konuda bilgilendirilmiştir (bk. yukarıdaki 9. paragraf).
22. Başvuran, ulusal makamların söz konusu tedbiri uygulamak için başvurdukları yasal hükümlerin yorumlanması ve uygulanmasının, itiraz edilen tedbiri usulsüz ve dolayısıyla orantısız kılacak şekilde keyfi veya açıkça makul olmadığını gösterecek herhangi bir kanıt sunmamıştır (ayrıca karşılaştırınız İrfan Güzel/Türkiye, no. 35285/08, § 87, 7 Şubat 2017).
23. Mahkeme, yukarıdaki değerlendirmeler doğrultusunda, mevcut davanın koşullarında, başvuranın Sözleşme’nin 8. maddesinin 1. fıkrası kapsamındaki hakkına yapılan müdahalenin, Sözleşme’nin 8 maddesinin 2. fıkrasında belirtildiği üzere ulusal güvenliğin korunması, kamu düzenin sağlanması ve suç işlenmesinin önlenmesi için demokratik bir toplumda gerekli olduğu sonucuna varmaktadır (ayrıca bk. Aalmoes ve diğerleri/Hollanda (k.k.), no. 16269/02, 25 Kasım 2004 ve yukarıda anılan Karabeyoğlu, § 110).
24. Sonuç olarak Mahkeme, Hükümetin itirazını kabul etmekte ve başvurunun Sözleşme’nin 35. maddesinin 3. fıkrasının (a) bendi ve 4. fıkrası uyarınca, açıkça dayanaktan yoksun olduğu gerekçesiyle kabul edilemez olduğuna karar vermektedir.
Bu gerekçelerle, Mahkeme, oy birliğiyle,
Başvurunun kabul edilemez olduğuna karar vermiştir.
İşbu karar, Fransızca dilinde tanzim edilmiş olup 29 Haziran 2023 tarihinde yazılı olarak bildirilmiştir.
Dorothee von Arnim Egidijus Kūris
Yazı İşleri Müdür Yardımcısı Başkan