AVRUPA İNSAN HAKLARI MAHKEMESİ
İKİNCİ BÖLÜM
KABUL EDİLEBİLİRLİK HAKKINDA KARAR
Başvuru No. 9763/12
Nurettin KURT / Türkiye
Başkan,
Paul Lemmens,
Yargıçlar,
Valeriu Griţco,
Stéphanie Mourou-Vikström,
ve Bölüm Yazı İşleri Müdür Yardımcısı Hasan Bakırcı’nın katılımıyla Komite olarak toplanan Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (İkinci Bölüm), 26 Aralık 2011 tarihli yukarıda belirtilen başvuruyu, davalı Hükümet tarafından sunulan görüşleri ve başvuranın cevaben sunduğu görüşleri göz önünde bulundurarak gerçekleştirdiği kapalı oturumdaki müzakereler sonucunda aşağıdaki kararı vermiştir:
OLAYLAR
1. Başvuran Nurettin Kurt, Türk vatandaşı olup, 1963 doğumludur ve Ankara’da ikamet etmektedir. Başvuran, Mahkeme önünde, Ankara Barosuna bağlı Avukat S.E. İnal tarafından temsil edilmiştir.
2. Türk Hükümeti (“Hükümet”) ise kendi görevlisi tarafından temsil edilmiştir.
A. Davanın Koşulları
3. Davanın kendine özgü koşulları, taraflarca ifade edildiği şekliyle, aşağıdaki gibi özetlenebilir.
4. Olayların meydana geldiği dönemde, başvuran Hürriyet gazetesinde gazeteci olarak görev yapmaktaydı.
5. Başvuran tarafından imzalanan iki haber yazısı, 24 ve 25 Şubat 2008 tarihlerinde söz konusu gazetede yayımlanmıştır. Haberler, Ankara Belediyesine bağlı bir şirketin Genel Müdürü olan Y.B. tarafından eski sevgilisi B.C. hakkında yapılan şikâyetin ardından açılan ceza soruşturmasıyla ilgilidir. Haberlerde özellikle, Y.B.nin memur maaşıyla B.C.ye birden fazla ev aldığı iddia edilmiştir. Haberlerde ayrıca, bu ceza soruşturması kapsamında makamlar tarafından alınan, Y.B., B.C. ve Y.B.nin şoförü F.Ö.nün ifadelerinin içeriklerine yer verilmiştir.
6. Y.B. ve B.C., 26 Şubat 2008 tarihinde, söz konusu haberlerin soruşturmanın gizliliğini ihlal ettiğini ileri sürerek, başvuran hakkında suç duyurusunda bulunmuşlardır.
7. Bakırköy Cumhuriyet Savcısı, 22 Nisan 2008 tarihli iddianameyle, başvuranı soruşturmanın gizliliğini ihlal etmekle ve adil yargılamanın yürütülmesini etkilemeye teşebbüs etmekle suçlamıştır. Cumhuriyet Savcısı bu bağlamda, ihtilaf konusu haberlerde Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından yürütülen ceza soruşturması dosyasında yer alan bilgi, belge ve ifadelere yer verildiğini belirtmiştir.
8. Bakırköy Asliye Ceza Mahkemesi (“Asliye Ceza Mahkemesi”), 15 Ekim 2008 tarihinde, başvuranın adil yargılamayı etkilemeye teşebbüs suçundan beraatine karar vermiş, ancak ilgiliyi soruşturmanın gizliliğini ihlal suçundan suçlu bulmuştur. Asliye Ceza Mahkemesi bu bağlamda, 24 ve 25 Şubat 2008 tarihli haberlerin, Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından yürütülen ceza soruşturmasına ilişkin gizli işlemlerin netice ve içeriklerini ifşa ettiğini ve bu soruşturma kapsamında alınan ifadelerin içeriklerini yayımladığını tespit etmiştir. Dolayısıyla, Asliye Ceza Mahkemesi, başvuran hakkında Türk Ceza Kanunu’nun 285. maddesi uyarınca bir yıl altı ay yirmi iki gün hapis cezasına hükmetmiş ve hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına karar vermiştir.
9. Bakırköy Ağır Ceza Mahkemesi (“Ağır Ceza Mahkemesi”), 28 Şubat 2011 tarihinde, hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına karar vermeden önce sanığın rızasının alınması gerektiği gerekçesiyle Asliye Ceza Mahkemesinin kararını kaldırmıştır.
10. Asliye Ceza Mahkemesi, 2 Mayıs 2011 tarihinde, yeniden başvuran hakkında Türk Ceza Kanunu’nun 285. maddesi uyarınca bir yıl altı ay yirmi iki gün hapis cezasına hükmetmiş ve daha önce olduğu gibi aynı gerekçelerle hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına karar vermiştir.
11. Ağır Ceza Mahkemesi, 28 Haziran 2011 tarihinde, başvuran tarafından Asliye Ceza Mahkemesinin kararına karşı yapılan itirazı reddetmiştir.
B. İlgili İç Hukuk Kuralları
12. Ceza Muhakemesi Kanunu’nun (1 Haziran 2005 tarihinde yürürlüğe giren 4 Aralık 2004 tarihli 5271 sayılı Kanun) 157. maddesine göre, ceza soruşturması evresindeki usul işlemleri soruşturmanın gizliliği kapsamına girmektedir.
13. Olayların meydana geldiği dönemde yürürlükte olduğu şekliyle, Türk Ceza Kanunu’nun (1 Haziran 2005 tarihinde yürürlüğe giren 26 Eylül 2004 tarihli 5237 sayılı Kanun) “Gizliliğin İhlali” başlıklı 285. maddesi aşağıdaki gibidir:
“Soruşturmanın gizliliğini alenen ihlâl eden kişi, bir yıldan üç yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır.
(...) "
ŞİKÂYET
14. Başvuran, Sözleşme’nin 10. maddesine dayanarak, hakkında verilen mahkûmiyet kararının ifade özgürlüğüne müdahale teşkil ettiğini iddia etmektedir.
HUKUKİ DEĞERLENDİRME
15. Başvuran, hakkında mahkûmiyet kararı verilmesinden şikâyet etmektedir. Başvuran bu bağlamda, Sözleşme’nin 10. maddesini ileri sürmektedir.
16. Hükümet, başvuranın mağdur sıfatı taşımadığı yönünde kabul edilemezlik itirazı ileri sürmektedir. Hükümet bu bağlamda, ceza davasının sonunda verilen hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararını dikkate alarak, ilgilinin bu dava nedeniyle herhangi bir zarara maruz kalmadığını ileri sürmektedir. Esas hakkında, Hükümet, başvuranın ifade özgürlüğüne bir müdahalede bulunulduğu varsayıldığında, bu müdahalenin Türk Ceza Kanunu’nun 285. maddesiyle öngörüldüğünü ve gizli bilgilerin ifşasını önleme, yargı gücünün otoritesini ve tarafsızlığını sağlama ve başkalarının itibarını ve haklarını koruma yönünde meşru amaçlar izlediğini ileri sürmektedir. Son olarak, Hükümet, ceza soruşturmasının gizliliğini sağlama gerekliliğini dikkate alarak, ihtilaf konusu müdahalenin zorunlu bir sosyal ihtiyaca karşılık geldiği ve izlenen meşru amaçlarla orantılı olduğu kanaatine varmaktadır.
17. Başvuran, haberlerinin evliliğe ilişkin bir tartışmayla ilgili olmadığını, ancak bu tartışmayla ortaya çıkan yolsuzluk şüpheleriyle ilgili olduğunu ileri sürmektedir. Başvuran, somut olayda, toplumun bir yolsuzluk davası hakkında bilgi edinme menfaati nedeniyle, basın özgürlüğünün ihtilaf konusu diğer menfaatlerden üstün geldiğini ifade etmektedir. Dolayısıyla başvuran, Asliye Ceza Mahkemesi kararının ifade özgürlüğünü ihlal ettiği kanaatindedir.
18. Mahkeme, aşağıda açıklanan sebeplerle başvurunun kabul edilemez olması sebebiyle, Hükümetin itirazı hakkında karar verilmesinin gerekli olmadığı kanısına varmaktadır.
19. Mahkeme, somut olayda, başvuranın Hürriyet gazetesinde yayımladığı haberler sebebiyle soruşturmanın gizliliğinin ihlalinden dolayı mahkûm edildiğini kaydetmektedir (yukarıda 5-10. paragraflar). Mahkeme, başvuranın mahkûm edilmesinin ve hakkında hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına karar verilmesinin, bu durumun yaratabileceği caydırıcı etki dikkate alındığında, ilgilinin ifade özgürlüğü hakkına müdahale teşkil ettiği kanısına varmaktadır (Erdoğdu/Türkiye, No. 25723/94, § 72, AİHM 2000‑VI; ayrıca bakınız, aksi yönde bir karar için (“a contrario”), Otegi Mondragon/İspanya, No. 2034/07, § 60, AİHM 2011). Ardından Mahkeme, Türk Ceza Kanunu’nun 285. maddesinin bu müdahalenin yasal dayanağını teşkil ettiğini ve başkalarının itibar ve haklarını koruma, gizli bilgilerin ifşa edilmesini önleme ve yargı gücünün otoritesini ve tarafsızlığını güvence altına alma yönünde meşru amaçlar izlediğini tespit etmektedir.
20. Müdahalenin gerekliliğine ilişkin olarak, Mahkeme, bir yandan, Sözleşme’nin 10. maddesi tarafından korunan hakların ve diğer yandan, yargı gücünün otoritesi ve tarafsızlığı ve ceza soruşturmasının etkinliği şeklinde, soruşturmanın gizliliğiyle korunan genel ve özel menfaatlerin dengelenmesi çerçevesinde Sözleşme’ye Taraf Devletlerin ulusal makamlarına yol göstermesi gereken kriterlere atıfta bulunmaktadır (Bédat/İsviçre [BD], No. 56925/08, §§ 48-81, AİHM 2016).
21. Mahkeme, davalı Devletin bu tür koşullarda yararlandığı takdir yetkisini dikkate alarak, ulusal makamların söz konusu haberlerin yer aldığı olgusal bağlamı değerlendirmek için en iyi konumda bulundukları kanaatindedir. Bu bağlamda, Mahkeme, yerel makamların Mahkemenin içtihadıyla düzenlenen kriterlerle bağdaşmayan bir incelemede bulunmuş olarak değerlendirilemeyecekleri kanısına varmaktadır. Gerçekte, Bakırköy Asliye Ceza Mahkemesi, ihtilaf konusu haberlerin Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından yürütülen soruşturmaya ilişkin gizli işlemlerin netice ve içeriklerini ifşa ettiğini ve bu soruşturma kapsamında alınan ifadeleri yayımladığını tespit etmesinin ardından, bu haberlerin içeriklerinin soruşturmanın gizliliğine ihlal teşkil ettiği kanısına varmıştır (yukarıda 8 ve 10. paragraflar).
22. Mahkeme, öte yandan, ceza yoluna başvurulmasının ve başvuranın bir yıl altı ay yirmi iki gün hapis cezasına mahkûm edilmesi ve hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına karar verilmesinin, ilgilinin ifade özgürlüğü hakkını kullanmasına yönelik orantısız bir müdahale olarak kabul edilemeyeceği kanaatine varmaktadır. Gerçekte, bu ceza, ceza soruşturmasının gizliliğinin ihlalini cezalandırmış ve bu durumda yargının iyi işleyişinin yanı sıra, sanığın adil yargılanma ve özel hayatına saygı haklarını da korumuştur (yukarıda anılan Bédat kararı, § 81).
23. Dolayısıyla Mahkeme, ulusal makamların başvuranın ifade özgürlüğü hakkı ile soruşturmanın gizliliğiyle korunan genel ve özel menfaatler arasında kurulması gereken dengeye ilişkin ayrıntılı bir değerlendirme yaptıkları kanısına varmaktadır. Farklı menfaatlere ilişkin yapılan bu değerlendirme çerçevesinde, yerel makamların kendilerine tanınan takdir yetkisini aştıkları sonucuna varılmasını sağlayacak herhangi bir unsur bulunmamaktadır.
24. Mahkeme, yukarıda belirtilenleri dikkate alarak, başvurunun Sözleşme’nin 35. maddesinin 3. fıkrasının (a) bendi ve 4. fıkrası uyarınca açıkça dayanaktan yoksun olduğu gerekçesiyle kabul edilemez olduğuna karar verilmesi gerektiği sonucuna varmaktadır.
Bu gerekçelerle, Mahkeme, oybirliğiyle,
Başvurunun kabul edilemez olduğuna
karar vermiştir.
İşbu karar, Fransızca dilinde tanzim edilerek, 11 Ekim 2018 tarihinde yazılı olarak bildirilmiştir.
Hasan Bakırcı Paul Lemmens
Yazı İşleri Müdür Yardımcısı Başkan
Full & Egal Universal Law Academy