AVRUPA İNSAN HAKLARI MAHKEMESİ
İKİNCİ BÖLÜM
KABUL EDİLEBİLİRLİK HAKKINDA KARAR
Başvuru no. 21421/11
Ali Hakan KUTLAY / Türkiye
Başkan
Ledi Bianku,
Yargıçlar
Paul Lemmens,
Jon Fridrik Kjølbro
ve Bölüm Yazı İşleri Müdür Yardımcısı Hasan Bakırcı’nın katılımıyla 16 Mayıs 2017 tarihinde komite halinde toplanan Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (İkinci Bölüm), 12 Ocak 2011 tarihinde yapılan başvuruyu göz önünde bulundurarak, yapılan müzakerelerin ardından aşağıdaki kararı vermiştir:
OLAYLAR
Başvuran Ali Hakan Kutlay, Türk vatandaşı olup 1964 doğumludur ve Mersin’de ikamet etmektedir. Mahkeme önünde İstanbul Barosuna bağlı Avukatlar K. Bozkurt ve A. Kaya tarafından temsil edilmiştir.
Başvurunun kendine özgü koşulları, başvuran tarafından ifade edildiği şekliyle, aşağıdaki gibi özetlenebilir.
Başvuran, elektrik ve elektronik mühendisidir. Mersin Karayolları Genel Müdürlüğünde memur olarak çalışmaktadır. Parkinson hastasıdır.
Başvuran 6 Mayıs 2003 tarihinde geçici olarak Gaziantep’e atanmıştır. Başvuran, evinin şehir merkezinden uzakta olduğu, civarında restoran bulunmadığı ve işvereni tarafından sağlanan nakil aracının her zaman kullanılabilir olmadığı gerekçesiyle, bu şehirdeki barınma koşullarının, tıbbi tedavisine uygun bir beslenme rejimi izlemesine imkân vermediğini ifade ederek bu atamaya itiraz etmiştir. Başvuran bu sorunların, uygun şekilde beslenmesine mani olduğunu, tedavisinin etkinliğini azalttığını ve sağlık durumunu daha da kötüleştirdiğini eklemiştir.
İdare, Gaziantep’te ihtiyaç olduğu gerekçesiyle, ilgilinin başka bir göreve atanmasını reddetmiş ve Mersin’de boş görev yeri olmadığı bilgisini vermiştir.
Başvuran bunun üzerine 2 Mayıs 2004 tarihinde, söz konusu ret kararının iptali istemiyle İdare Mahkemesine başvuruda bulunmuştur. Başvuran aynı zamanda atama tazminatı da talep etmiştir.
Mahkeme 25 Eylül 2009 tarihinde, itiraz edilen atamanın kanuna uygun olduğu gerekçesiyle başvuranın talebini reddetmiştir. Ancak İdare Mahkemesi idareyi, tayin işlemiyle bağlantılı olarak ilgiliye tazminat ödemeye mahkûm etmiştir.
Başvuran bunun üzerine, iş yerinin değişmesi nedeniyle maruz kaldığını ifade ettiği zararın tazmin edilmesi amacıyla İdare Mahkemesine başvuruda bulunmuştur. Bu kapsamda, başka bir şehre atanması nedeniyle hastalığının olumsuz biçimde etkilendiğini ileri sürmüştür.
İdare Mahkemesi 19 Ekim 2007 tarihinde, başvuranın Gaziantep’e atanmasının, hastalığı üzerindeki etkilerinin tespit edilmesi amacıyla Adli Tıp Kurumundan bilirkişi incelemesi yapılmasını istemiştir.
Adli Tıp Kurumu 21 Mayıs 2008 tarihinde raporunu sunmuştur. Raporda, parkinson hastalığı için uygun ekipmanların bulunduğu bir hastanede nörolog tarafından ömür boyunca izlenmesi gerektiğini belirtilerek, başvuranın bu kriterleri karşılayan bir sağlık kurumu bulunan başka bir şehre atanmasının ilgilinin sağlığı üzerinde ehemmiyeti bulunmadığı sonucuna varmıştır.
İdare Mahkemesi 10 Eylül 2008 tarihinde, Adli Tıp Kurumu tarafından düzenlenmiş olan bilirkişi raporu sonuçlarına dayanarak ve Mersin’de olduğu gibi Gaziantep’te de tedavi görmesine imkân verecek nitelikte çok sayıda sağlık kuruluşu bulunduğu tespitinde bulunarak ilgilinin sağlığının kötüye gitmesinin atanmasına bağlı olduğunun kanıtlanmadığı sonucuna varmıştır.
Danıştay 25 Eylül 2009 tarihinde bu kararı onamıştır.
14 Temmuz 2010 tarihinde tebliğ edilen 28 Mayıs 2010 tarihli kararla, Danıştay karar düzeltme talebini reddetmiştir.
ŞİKÂYETLER
Başvuran, Sözleşme’nin 2, 4 ve 6. maddelerinin ihlal edildiğinden yakınmaktadır. Başvuran, Devletin, sağlık durumunun gerektirdiği korumayı kendisine sağlamadığını iddia etmektedir. Mersin’deki görevine yeniden alınmaya yönelik talebinin reddedilmesinin kendisini zorla çalışmaya zorunlu kıldığını iddia etmektedir. Başvuran son olarak, davasının ulusal mahkemeler önünde hakkaniyete uygun olarak görülmediği kanısındadır.
HUKUKİ DEĞERLENDİRME
Mahkeme, başvuranın Sözleşme’nin 2. maddesi tarafından güvence altına alınan yaşam hakkının hiçbir şekilde ihlal edilmemiş olması sebebiyle, söz konusu hüküm açısından herhangi bir sorun bulunmadığı kanaatine varmaktadır. Sözleşme’nin 3 ve 8. maddeleri açısından, dosyadaki unsurlar göz önünde bulundurularak bir inceleme yapılmalıdır. Bu bağlamda, başvuranın, tedavi yokluğundan ya da yetersizliğinden değil, Gaziantep’e atanmasından şikâyetçi olduğunu kaydetmek uygun olacaktır. Başvuran, hastalığının kötüleşmesinin Mersin’den başka bir şehre atanmış olmasına bağlı olduğunu ileri sürmektedir. Ancak, ulusal mahkemeler Adli Tıp Kurumu tarafından düzenlenmiş olan tıbbi bilirkişi raporlarına dayanarak değerlendirmede bulundukları gibi, başvuranın Gaziantep’e atanmasının, hastalığının seyri üzerinde olumsuz bir etkiye sahip olduğu tespit edilmemiştir; zira bu şehirde de tedavi olmasına imkân veren hastaneler bulunmaktaydı. Başvuranın hastalığın seyri ile başka bir şehre atanması arasında herhangi bir ilişkinin ortaya konulmamış olması nedeniyle, Mahkeme, ilgilinin şikâyetinin, Sözleşme’nin 35. maddesinin 3. fıkrasının a) bendi anlamında açıkça dayanaktan yoksun olduğu kanaatine varmaktadır.
Sözleşme’nin 4. maddesi ihlal edilerek zorla çalışma iddiasıyla ilgili şikâyet, ulusal yargı organları önüne taşınmamış olmakla birlikte Mahkeme önünde de hiçbir surette desteklenmemiştir. Başvuran, başka bir şehre atanmasının, Sözleşme anlamında ne sebepten dolayı zorla çalışma olarak incelenebileceği konusuna açıklık getirmemiştir. Bu nedenle, Mahkeme, işbu şikâyetin de, Sözleşme’nin 35. maddesinin 3. fıkrasının a) bendi anlamında açıkça dayanaktan yoksun olduğu kanaatine varmaktadır.
Sözleşme’nin 6. maddesiyle ilgili olarak, ulusal mahkemelerin kararlarının olay ve olgular ile hukuk açısından gerekçelendirildiklerini ve bu mahkemelerin, incelenmek üzere kendilerine sunulan koşullarla ilgili değerlendirmelerinin keyfi ve açıkça makul dışı olarak görülemeyeceğini gözlemlemek uygun olacaktır (García Ruiz/İspanya [BD], No. 30544/96, § 28, AİHM 1999‑I). Bu nedenle, Mahkeme, somut olayda yürütülen yargılamanın, Sözleşme’nin 6. maddesine aykırı olarak hakkaniyetten yoksun olmadığı kanaatindedir. Netice itibarıyla, işbu şikâyet, Sözleşme’nin 35. maddesinin 3. fıkrasının a) bendi anlamında açıkça dayanaktan yoksundur.
Bu gerekçelerle, Mahkeme, oybirliğiyle,
Başvurunun kabul edilemez olduğuna karar vermiştir.
İşbu karar Fransızca dilinde tanzim edilerek 15 Haziran 2017 tarihinde yazılı olarak tebliğ edilmiştir.
Hasan BakırcıLedi Bianku
Yazı İşleri Müdür YardımcısıBaşkan
Full & Egal Universal Law Academy