AVRUPA İNSAN HAKLARI MAHKEMESİ
İKİNCİ DAİRE
KABUL EDİLEBİLİRLİK HAKKINDA KARAR
Başvuru no: 12988/05
Nuran KIZILKAYA KARSLI v. Türkiye
17 Nisan 2012 tarihinde,
Başkan
Françoise Tulkens,
Yargıçlar
Danute Jociene,
Isabelle Berro-Lefèvre,
Andras Sajo,
Işıl Karakaş,
Paulo Pinto de Albuquerque,
Helen Keller,
ve Daire yazı işleri müdürü Stanley Naismith’in katımıyla oluşturulan Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (İkinci Dairesi) Heyeti, 10 Şubat 2005 tarihli başvuru ile ilgili yapılan müzakereler ile Davalı Hükümetin görüşleri ve bu görüşler doğrultusunda başvuranın verdiği cevapları da dikkate alarak aşağıdaki kararı vermiştir:
OLAY VE OLGULAR
1. Başvuran Nuran Kızılkaya Karslı, T.C. vatandaşı olup 1973 doğumludur ve İstanbul’da ikamet etmektedir. Başvuran, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi [AİHM veya Mahkeme olarak anılacaktır] önünde, İstanbul’da görev yapan Avukat B. Tansen tarafından temsil edilmektedir. Türk Hükümeti [Hükümet olarak anılacaktır] ise kendi görevlisi tarafından temsil edilmektedir.
A. Davanın Koşulları
1. Erdem Kızılkaya’nın ölümü ile cezai ve idari soruşturmalar
2. Başvuran, zorunlu askerlik görevinin ifası sırasında 11 Eylül 2000 tarihinde vefat eden Erdem Kızılkaya’nın [Erdem olarak anılacaktır] kız kardeşidir.
3. 2000 yılında gerçekleştirilen askeri sayımla Erdem birliğe katılmıştır.
4. Erdem, Askerlik Şubesine kaydını yaptırmış ve 25 Mayıs 2000 tarihinde askeri eğitimine başlamadan önce Kayseri Askeri Hastanesi’nde, olağan prosedüre göre, psikolojik muayene de dahil olmak üzere bir dizi sağlık kontrolünden geçmiştir.
5. Doktorlar, Erdem’in askerlik yapmaya elverişli olduğuna karar vermişlerdir.
6. 27 Mayıs 2000 tarihinde, Isparta’da komando olarak askerlik görevine başlamıştır.
7. Erdem, bilgi formunu şu şekilde doldurmuştur:
Medenî hali: Bekâr
Erkek kardeş sayısı: 5
Aylık gelir: 20 000 000 eski Türk lirası (yaklaşık 35 Euro’ya tekabül etmektedir)
Sağlık sorunları: yok
Uyuşturucu bağımlılığı: yok
Geleceğe dair umut: iyi
Geçmişte yaşanan psikolojik sıkıntılar: yok
İntihar teşebbüsü: yok
8. Erdem, acemi eğitimini tamamladıktan sonra Onbaşı olarak Şırnak Piyade Tabur Komutanlığı’na gönderilmiştir.
9. 80 sorudan oluşan bir anket formu doldurmuştur. İlgili bölüm şu şekildedir:
Sinirlilik: 4 üzerinden 2
Kötümserlik: 4 üzerinden 2
Göğüs ağrısı: 4 üzerinden 2
İntihar eğilimi: 4 üzerinden 2
Uyku bozuklukları: 4 üzerinden 2
10. 360 (üç yüz altmış) üzerinden 45 (kırk beş) puan almıştır. Bu ankete göre, alınan puan ne kadar yüksekse, ilgilinin psikolojik sorun yaşama olasılığı da o kadar yüksektir.
11. Askeri birlik/bölük anket dosyasında, Erdem hakkında aşağıdaki bilgi yer almaktadır:
“Tarih 7 Eylül 2000 Saat 20:42. Erdem Kızılkaya: Taburun takdimi. Bir problem olup olmadığını öğrenmek için soru soruldu. İlgili hiçbir sorun olmadığını ifade etti.”
12. Erdem, 11 Eylül 2000 tarihinde, sabah saatlerinde, garnizon revirinde zorunlu sağlık muayenesinden geçmiştir. Erdem, Doktor A.S. tarafından muayene edilirken, sivil hayattayken akciğerinden bir ameliyat geçirdiğini (21 Eylül 1998 tarihinde) ve böbrek taşı nedeniyle sıkıntı yaşadığını ifade etmiştir.
13. Bölük Komutanı Yüzbaşı S.G., 11 Eylül 2000 tarihinde, akşam saatlerinde, Erdem’in de aralarında bulunduğu yirmi beş (25) askeri “Pusu Görevi” isimli operasyonu icra etmek amacıyla görevlendirmiş; bu askerler 10 (on) kg ağırlığında bir çantayla, yürüyerek kışlaya iki kilometre uzaklıkta bulunan Kelesilip tepesine varmışlar ve gece orada nöbet tutmuşlardır. Takım Komutanı Asteğmen E.Y. dir
14. Takım, saat 19.00’a doğru kışladan ayrılmıştır. Erdem’in saat 20.30’a doğru intihar etmesine kadar süregelen olaylar, akabinde adli soruşturma çerçevesinde toplanan tanık ifadelerinde belirtilmektedir.
15. Erdem, yürüyüş sırasında yorulduğu için takımın hızına ayak uyduramamıştır. Yolun yarısında, takıma verilen mola esnasında, arkadaşlarından birine yorulduğunu söylemiştir. Tekrar yürümeye başladıklarında, Erdem’in de aralarında bulunduğu üç kişi takımın gerisinde kalmışlardır. Astsubay çavuş I.A. bu askerlerden ikisinin tüfeğini taşımaya karar vermiştir. Takımın bir üyesi Erdem’e tüfeğini taşımayı önermiş ama Erdem bunu kesin olarak reddetmiştir. Erdem, tepenin zirvesine varmadan önce, saat 20.00 ile 20.30 arası dinlenmek için durmuştur. Takımın bir kısmıyla birlikte biraz daha yukarıda bulunan Astsubay çavuş I.A., Erdem’den yola koyulmasını istemiş, Erdem de onlara daha sonra katılacağını ve sigara içmek istediğini söylemiştir. I.A., Erdem’in takıma katılması için ısrar etmiş ve onunla beraber sigara içmeyi teklif etmiştir. Erdem kızgın bir şekilde askerliğe küfür ederek onlara daha sonra katılacağını yinelemiştir. Birkaç dakika sonra, takım silah sesi duymuştur. Askerler ne olup bittiğini öğrenmek amacıyla aşağıya inmiş ve Erdem’i yüzü kana bulanmış ve tüfeğinin yanında yatar vaziyette bulmuşlardır. Erdem, başından yaralanmış ve kısa bir süre sonra vefat etmiştir.
16. Cezai ve idari olarak derhal soruşturma açılmıştır.
17. Olay yeri tespit tutanağı düzenlenmiştir.
18. Olay yerinin krokisi çizilmiştir.
19. Olay yerinde fotoğraflar çekilmiştir.
20. Cumhuriyet Savcısı, bir doktor eşliğinde, ceset üzerinde harici incelemeler yapmış ve Erdem’in karnında ve sol göğsünde jiletle yapılmış eski kesik izlerinin bulunduğunu tespit etmişlerdir. Doktor, Erdem’in çene altından giren ve kafatasının üzerinden çıkan mermiyle dokuların tahribatı neticesinde beyin içi kanamasına bağlı olarak beyin fonksiyonlarının durması sonucu öldüğünü saptamıştır. Ölüm nedeni kesin olarak saptandığından klasik bir otopsi yapılmasına gerek duyulmamıştır.
21. Balistik inceleme gerçekleştirilmiştir. Bilirkişiler, Erdem’in ölümüne neden olan G-3 tüfeğini incelemişler ve söz konusu silahın çalışır durumda (sağlam ve arızasız) olduğu sonucuna varmışlardır. Bilirkişiler, tek bir kurşun sıkıldığını ve kovanın makroskopla incelenmesinin ardından, ölüme neden olan ateşin Erdem’e emanet edilen silahtan ileri geldiği kanaatine imkân verdiğini kaydetmişlerdir.
22. Aynı zamanda, özellikle Doktor A.S., askeri hiyerarşi ile pusu görevine katılan takım üyeleri de dahil olmak üzere birçok kişinin ifadesi alınmıştır.
23. Doktor A.S. ifadesinde, müteveffanın zorunlu sağlık muayenesi sırasında aralarında geçen konuşmada, kendisine, birliğe katılmadan önce bıçakla yaralandığını ve bu yüzden akciğer ameliyatı geçirdiğini ve böbrek taşı nedeniyle de sıkıntı yaşadığını söylediğini beyan etmiştir. Bu yüzden, ilgilinin daha detaylı muayene edilmesi amacıyla Diyarbakır Askeri Hastanesi’ne sevkine karar vererek revir muayene defterine kaydetmiştir. Öte yandan, durumdan kendisini haberdar etmek ve Erdem’in tıbbi incelemeler yapılıncaya ve hastanede kesin tanı konuluncaya kadar operasyonlardan muaf tutulmasını talep etmek için bölük komutanı Yüzbaşı S.G. ile görüşmüş, S.G. ise böyle bir özel muameleyi kabul etme yetkisi olmadığını ve bu hususta tabur komutanıyla yani Binbaşı N.B. ile görüşmesi gerektiğini söylemiştir. Bunun üzerine Doktor A.S. konuyla alakalı endişelerini bildirmek konusunda tabur komutanıyla görüşmüştür. Binbaşı N.B.’nin kendisine -bu durumu yakından takip edeceği- hususunda teminat vermiştir. A.S. ayrıca, muayeneler sırasında Erdem’in diğer askerlere kıyasla/nazaran daha gergin olduğunu ifade etmiştir.
24. Yüzbaşı S.G. yukarıda açıklanan ve Doktor A.S ye atfedilen ifadeyi inkâr etmiştir:
“(...) Doktor A.S. beni telefonla arayarak Onbaşı Erdem Kızılkaya’nın ciğerlerinden ameliyat olduğunu, böbreklerindeki ağrı nedeniyle sıkıntı yaşadığını söyledi. Hastaneye sevkinin gerekip -gerekmediğini sordu. Bu durumu kendisinin acemiliğine vererek, bu konuda karar vermeye yetkili şahsın kendisi olduğunu söyledim.
(...) Doktor, bir askeri, hastaneye sevk ettiğinde, ayrıca istirahat raporu yazmalıdır, aksi takdirde asker, hastaneye sevk edileceği tarihe kadar görevlerini olağan şekilde yerine getirmelidir.
(...) Erdem’i pek tanımam zira katılalı henüz bir hafta olmuştu, ancak olay sonrası yaptığım araştırmalarda askerliği benimseyememiş gibi geldi. Ancak neden kendini vurduğunu bilmiyorum...”
25. Doktor A.S.’nin ifadesi konusunda sorulan soruya cevaben Yüzbaşı S.G. şunları eklemiştir:
“Olay günü doktorun bana, Erdem’i hastaneye sevk ettiğini söylediği sırada, operasyona çıkmasının sakıncalı olduğuna dair herhangi bir şeyi kesinlikle söylemedi.”
26. Tabur Komutanı N.B.’nin de ifadesi alınmıştır:
“(...) Saat 19.00’a doğru, revir tabibi A.S. yanıma geldi, günlük vizite durumunu anlattı; Onbaşı Erdem Kızılkaya ile alakalı özel olarak bir şey söylemedi; sadece böbreklerindeki taş nedeniyle sıkıntı yaşayan bir askeri, hastaneye sevk etmeye karar verdiğini söyledi; ben de iyi etmişsin, ilgilinin durumunu yetkili subay ile takip edin dedim.
(...) Yüzbaşı S.G.’nin, doktorun ikazına rağmen Erdem’i göreve gönderdiği yönünde bir bilgim yoktur, Doktor bana da özel olarak Erdem’in operasyona ya da göreve gitmemesi, nöbet tutmamasına dair herhangi bir şey söylememiştir, Daha önce de belirttiğim gibi, sadece günlük son raporu olarak bir askeri, Hastaneye sevk ettiğini bildirmiştir, Eğer doktor bana Erdem’in rahatsızlığı hususunda göreve gitmesi ve nöbet tutmasının uygun olmayacağını, özellikle de bölük komutanının göndermek istediğini söylemiş olsaydı ben de mutlaka askerin göreve gidişine mani olurdum.”
27. Diğer askerlerinde tanık sıfatıyla ifadelerine başvurulmuştur. Bu ifadelerin, somut olayla ilgili bölümleri şu şekildedir:
R.A.: “Erdem’i iyi tanırım. Aynı birlikte görev yapıyorduk. Şu anki atamamızdan önce dış dünyaya dönük biriydi. Daha sonra, içine kapandı. Az konuşuyordu. Bir gün, sohbetimiz esnasında bana bir sırrını vermiş ve sivildeyken kız yüzünden kavga ettiğini ve bıçaklandığını söylemişti. Karnında bir bıçak izi vardı. Vücudunda jiletle yapılmış kesik izleri de vardı. Bunu neden yaptığını sorduğumda, morali bozuk olduğunda böyle davrandığını söyledi. Kendisini kesip yaraladığını, çünkü nişanlısından ayrıldığını belirtti. (...) Olay günü, zorunlu muayeneden geçtik. Duyduklarıma göre doktor, Erdem’in operasyona katılamayacağı görüşündeydi.”
M.A.: “Erdem tabura katılmıştı. Geleli henüz bir hafta olmuştu. Daha önce Erdem’den sivildeyken bıçaklandığını ve ameliyat olduğunu duymuştum. Sabah koşu sporlarında Erdem geride kalıyordu, çabucak yoruluyordu. Pusu görevine çıkmadan önce, kantinin önünde bana bir kıza evlenme teklif ettiğini söyledi ama bu konuda daha fazla konuşmak için zamanımız olmadı.”
T.D.: “Erdem’i Kayseri’den tanıyorum. Sık sık aynı yerlere giderdik. Isparta’da askerlik koşullarından şikâyet etmemiştir. Şırnak Piyade Tabur Komutanlığı’na katılacağını öğrendiğinde beni aramıştı. Ona kafana takma ve orada askerlik yapan başka pek çok asker olduğunu söylediğimi hatırlıyorum.”
N.A.: “Erdem’i tanıyorum. Çok yakın olmasak da, zaman zaman muhabbet ediyorduk. Canı sıkılıyordu. Bize çok kez taburdan kaçmak istediğini söylüyordu. Belki şakaydı ama bunu sık sık tekrar ediyordu. Aslında bölgeyi sevmiyordu. Çöle benzettiğini ve yapılacak hiçbir şey olmadığını söylüyordu. Spor sırasında, üstçavuş, herkesten daha kuvvetli ve yapılı olmasına rağmen Erdem’in bazı hareketleri yapmakta zorlandığını görünce şaşırmıştı. Erdem ise, sivil hayattayken kavga sırasında bıçakla yaralandığını ve bu yüzden bazı hareketleri yapmakta zorlandığını söylemişti.”
H.F.D.: “Onu Isparta’da askerliğimizi yaparken tanıdım. Erdem kantinde çalışıyordu. Neşeli biriydi. Şırnak’ta aynı taburda olmaktan memnunduk. Bir gün, gözünü ayırmadan bir süre dağlara baktığını gördüm. Ona, başlangıçta onun gibi yaptığımı ama daha sonra alıştığımı söyledim. Taburdaki yaşam koşullarından memnun olduğunu, istirahat zamanlarına riayet edildiğini ve sorunsuzca yıkanabildiğini söylemişti.”
28. İdari soruşturmanın sonunda, 12 Eylül 2000 tarihinde, ilgili komisyon iç rapor düzenlemiş ve intihar edildiği sonucuna varmıştır. Raporda, Erdem’in tabi tutulduğu testlerde, psikolojik durumunda hiçbir karışıklık söz konusu olmadığı sonucuna varılmaktadır. Oysa farklı tanık ifadeleri ile müteveffanın bedeninin harici incelenmesi sayesinde, ilgilinin kendisini kesip yaraladığı tespit edilmiştir zira vücudunun farklı yerlerinde jiletle yapılmış kesik izleri bulunmaktaydı. Soruşturmayı yapan kişilere göre, cilde zarar veren bu izler Erdem’in gerçekte böyle bir davranışta bulunmaya “yatkınlık” sergileyen bir kişiliğe sahip olduğunu düşündürmektedir. Erdem, bölgeye adapte olmakta güçlük çekmiş ve bu yüzden sıkıntı yaşamıştır; büyük olasılıkla bu zorlukların moralindeki etkileri neticesinde hayatına son vermiştir. Soruşturmayı yapan kişiler, benzer olayların yaşanmasını ve bu tür kazaların tekrarlanmasını önlemeye dair eğitim verilmesini ve personelden, askerlerle ilgili ahlaki ve ailevi düzene dair tüm sorunlar hakkında amirlerinin bilgilendirmenin talep edilmesini tavsiye etmişlerdir.
29. Başvuran 13 Ekim 2000 tarihinde, askeri makamlara bir mektup yazmış ve özellikle kardeşinin intihar etmesi için hiçbir gerekçesi olmadığını ileri sürmüş ve hiçbir sorunu olmayan yaşam dolu bir kişiliğe sahip olduğunu ifade etmiştir. Erdem, başvurana, üç mektup yazmıştır ve bu mektuplarda mutlu olduğunu anlaşılmaktadır. Başvuran, akciğerlerinden ameliyat geçirmiş olan kardeşinin fiziki sağlık durumunun dikkate alınmadığı için üzülmekte ve operasyonlara katılmaması gerektiğini ancak geri hizmette görevlendirilmiş olması gerektiğini ileri sürmektedir.
30. Öte yandan, 22 Kasım 2000 tarihinde, Mehmetçik Vakfı (askerlik hizmeti sırasında ölen ya da yaralan askerlerin ailelerine yardım etme amacı olan vakıf) Erdem’in ailesine 1 265 000 000 eski Türk lirası (olayların meydana geldiği dönemde yaklaşık 2 165 Euro’ya tekabül etmektedir) para yardımında bulunmuştur.
31. Ceza soruşturmasının sonucu 19 Mart 2001 tarihinde, Diyarbakır Askeri Savcısı, Erdem’in kendisine emanet edilen silahla intihar ettiği sonucuna vararak, takipsizlik kararı vermiştir. Kararında, Yüzbaşı S.G.’nin -ertesi gün Erdem’in hastaneye sevkinin öngörüldüğü halde- operasyona katılmakla görevlendirdiğini not etmiştir. Bununla birlikte, mevcut durum ile intihar arasında (savcıya göre) hiçbir nedensellik bağı bulunmamaktadır.. Bu itibarla, Yüzbaşı S.G.’nin, Onbaşı Erdem’in ölümünde hiçbir sorumluluğu bulunmamaktadır. Oysa, savcıya göre, Erdem’in böyle bir göreve/eğitime gönderilmesi, görevi kötüye kullanma suçunu teşkil etmekte ve Yüzbaşı S.G aleyhine ayrı kovuşturmalar açılmasına mahal vermektedir; çünkü Doktor A.S. tarafından belirtildiği gibi, Yüzbaşı S.G., Erdem’in sağlık durumunu dikkate alarak eğitimden muaf tutmak için gerekli tedbirleri almayı ihmal etmiştir.
32. Bu karar başvurana tebliğ edilmiştir. İlgili, söz konusu takipsizlik kararına karşı itirazda bulunmamıştır.
2. Komutan S.G.’nin suçlanması
33. Daha önceki iddialarına uygun olarak, 20 Nisan 2001 tarihinde, askeri savcı, görevini kötüye kullandığı gerekçesiyle Komutan S.G.’yi suçlamıştır. Doktorun tavsiyesine ve sağlık durumuna rağmen eğitime/göreve dâhil etmekle suçlamıştır. Başvuran davaya müdahil olarak katılmıştır.
34. Dava sırasında, revirin muayene defteri kayıtlarında grafolojik bilirkişi incelemesi yapılmıştır. Bilirkişi raporu, Erdem’le ilgili kayıtlarda değişiklik yapıldığını ortaya koymaktadır: İlk hali “sağlıklı” olarak geçen ifade “acilen” olarak değiştirilmiş ve “daha önce gel .... (okunaksız) ameliyat böbreklerden” gibi bir cümle daha sonradan eklenmiş. Ayrıca, “destek kıtalarına sevki uygundur” ifadesi de değiştirilmiştir: “Diyarbakır Askeri Hastanesi” anlamına gelen “D A H” kısaltması, “Diyarbakır Asker Hastanesi’ne sevki uygundur” olarak görünmesi amacıyla “destek kıtaları”nın üstüne yazılmış. Kısacası, kayıt Askeri Doktor A.S.’nin ifadelerini desteklemek/doğrulamak amacıyla tahrif edilmiştir.
35. Diyarbakır Askeri Mahkemesi, 5 Kasım 2003 tarihinde, dosyada Erdem’in Diyarbakır Hastanesi’ne sevki için belirlenen güne kadar olağan şekilde faaliyetleri sürdürecek durumda olmadığını göstermeye imkân veren hiçbir tıbbi belge veya veri bulunmaması nedeniyle Yüzbaşı S.G.’nin rahat davrandığını ifade etmiştir. Hâkimler aynı zamanda, Erdem’in ölümünün hastaneye sevk edilmesini öngören hastalıktan kaynaklanmadığını düşünmektedirler.Mahkemeye göre, Yüzbaşı S.G., Onbaşı Erdem’in ihtilaf konusu eğitime/göreve dahil ederek basit bir hata işlemiş gibi görünmemektedir.
36. Askeri Yargıtay, 13 Temmuz 2005 tarihinde itiraz edilen kararın usul kurallarına ve kanun hükümlerine uygun olduğu gerekçesiyle başvuran tarafından yapılan başvuruyu reddetmiştir.
3. Tazminat davası
37. Anılan davalardan başka, Erdem’in ailesi Savunma Bakanlığı aleyhine, tazminat alabilmek amacıyla idari dava açmıştır.
38. Erdem’in ailesi, Yüzbaşı S.G.’nin Erdem’in sağlık durumunu göz önünde bulundurmayarak ihmalkâr davrandığını ve bu ihmalkârlıktan ötürü Erdem’in intiharından idarenin sorumlu olduğunu ileri sürmektedir.
39. Genel avukat, zararların ve faizlerin tazmin edilmesini talep etmiştir. Zira öncelikle Erdem’in vücudundaki mevcut bıçak izlerinin askerlikten muaf tutulmasını gerektirir ya da bir kısım askeri hizmetlerden geri bırakılmasını gerektirip gerektirmediği hususunda herhangi bir veri bulunmadığını gözlemlemektedir. Bundan sonra askeri yetkililerin Erdem’in sağlık durumunu dikkate almaksızın pusu görevine katılması kararı ile ilgilinin hayatına son vermesi kararı arasında nedensellik bağı olmadığını düşünmektedir; şüphesiz bu karar askerlik hizmetinin şartlarının Erdem üzerindeki olumsuz etkisi neticesinde alınmıştır. Bu itibarla, Erdem’in intiharı salt idari bir eylemin neticesi olmasa bile, ilgilinin birliğe katıldığı sırada ve devamında askerlik hizmeti konusundaki yeteneklerine bakılmaksızın hastane yerine eğitime gönderilmesi bir hizmet kusurudur, dolayısıyla, bu durum Erdem’i intihara sürükleyecek huzursuzluk meydana getirmeye dolaylı bir katkıdır. Genel avukata göre, idare –sorumluluğunda olan- gözetim ve denetim yükümlülüğünü yerine getirmemiştir.
40. Askeri Yüksek İdare Mahkemesi [AYİM olarak anılacaktır], Erdem’in ailesinin talebi üzerine açılan davayı 13 Ekim 2004 tarihinde davayı reddetmiştir. AYİM, Erdem’in intiharının askeri makamlara yüklenemeyeceği kanaatine varmıştır. Hâkimlere göre, Erdem’in intiharı ile askeri idarenin herhangi bir tutumu veya askeri idarenin ihmali arasında hiçbir illiyet bağı kurulamaz. Bu bağlamda, hâkimler, Erdem’in ölümünün ne operasyonlara katılmasına ne de 11 Eylül 2000 tarihinde sağlık muayenesinde Doktor A.S. tarafından saptanan sağlık sorunlarına bağlı olmadığı fakat “organik kökenli ruhsal bunalım”a bağlı olduğunu açıklamışlardır.
41. AYİM, 15 Aralık 2004 tarihinde kararın düzeltilmesi isteminin reddine karar vermiştir.
B. İlgili iç hukuk kuralları ve uygulamaları
42. İlgili iç hukuk kuralları ve uygulamaları diğerleri arasından Abdullah Yılmaz v. Türkiye (no. 21899/02, §§ 32-39, 17 Haziran 2008) kararında tasvir edilmiştir.
HUKUKÎ DEĞERLENDİRME
Tarafların iddiaları
43. Başvuran, Sözleşme’nin 2. maddesini ileri sürerek, erkek kardeşinin sağlığının, askerlik görevini -üstelik askerlik şartlarının çok güç olduğu coğrafi bir bölgede-icra edebilme hususunda elverişsiz kıldığını iddia etmektedir. Başvurana göre, Erdem, Diyarbakır Askeri Hastanesi’nde sağlık durumu hakkında teşhis konuluncaya kadar operasyonlara katılmamalıydı. Bu bağlamda, ağır egzersiz/çalışmalara katılmasının erkek kardeşini intihara sürüklediği kanısındadır.
44. Sözleşme’nin 6.maddesini ileri süren başvuran, kardeşinin ölümüyle ilgili olarak ulusal yargı organlarında yürütülen davaların adil nitelikte olmamasından da şikâyet etmektedir.
45. Hükümet, AİHM’in konuyla ilgili içtihadına atıfta bulunarak başvuranın iddiasına karşı çıkmakta ve Erdem’in ölümünde hiçbir sorumluluğu olmadığını savunmaktadır. Hükümet öncelikle, askerlerin ruhsal ve fiziksel bütünlüğünü korumak amacıyla öngörülen mekanizmanın nasıl işlediğini açıkça belirtmek istemektedir.
46. Hükümet’e göre, askerler -aynı dönemde askere alınanların tümünü birliklerinde birleştirmeden evvel- fiziksel ve psikolojik yeteneklerinin tespitiyle alakalı tıbbi muayenelerden geçerler. Sağlık sorunları risklerini ortaya çıkarmak için tedbirler alınır. Askerlik şubeleri, yetenek muayeneleri sırasında bir psikiyatri hizmetinden de faydalanır. Kırsal bölgede, köy muhtarları, ilgili şahısların karakter ve geçmişlerini yetkili makamlara bildirmekle ve şayet gerekliyse, ilgili şahısların özel sorunları olup olmadığını tespit etmekle yükümlüdürler. Savunma Bakanlığı ile Sağlık Bakanlığı arasındaki protokol gereğince, hastaneler, 17 yaşından büyük kişilerin sağlık sorunlarına dair bilgileri içeren dosyalarını askerlik şubelerine bildirmek zorundadırlar. Psikolojik sorun yaşadığını söyleyen ya da bu yönde sağlık raporu olan asker adayları psikiyatrik muayeneden geçirilmek üzere askeri hastanelere gönderilmektedir.
47. Askerler, birliğe katılmalarını müteakip, on beşinci gün, davranış analizi testine tabi tutulurlar; sorunları olan personel sağlık merkezlerine sevk edilir ve sağlık durumları takip edilir. Askerlerin dışarıyla ilişkileri teşvik edilir ve kendilerine iletişim araçları verilir. Karşılaşılan ailevi ve kişisel sorunlar sürekli olarak değerlendirilir ve buna bağlı olan çevresel faktörler durumdan duruma iyileşir. Askerlere bir görev yüklendiğinde, psikolojik durumlarını önceden sezebilen kişilerin denetimi altına yerleştirilirler.
48. Askeri birliklerde acemi erlerin birliklere katılmalarından sonra, tıbbi muayeneler ve düzenli psikolojik kontroller yapılır ve ayrıca her asker, doktora görünmeyi isteme hakkına sahiptir. Psikolojik yardım hizmetleri garnizon ve kışlalarda yapılır. Bu merkezler, psikolojik sorun nedeniyle acı çeken kişilere sürekli olarak yardımda bulunurlar. Acemi erlerin bu merkezlerin yardımdan faydalanmalarını kolaylaştırmak amacıyla ücretsiz telefon hatları kurulur. Askerlere, kişisel ihtiyaçları ve sorunları için yardım amaçlı birlik bünyesinde kadrolu danışma mekanizması sunulmuştur. Bu mekanizma, kriz durumlarına mahal vermeden evvel sorunları çarçabuk çözmeyi amaçlamaktadır. Görevlerin ağır yüküne bağlı olarak baskı altında olan kişiler gibi, orduya katılmadan evvel, şizofreni, depresyon hastası ya da uyuşturucu madde bağımlısı olan kişiler de yakından ve periyodik olarak izlenirler. Gerekirse bu kişiler, görevleri boyunca ya da görevleri bittikten sonra psikolojik rehabilitasyon merkezlerine gönderilirler. Psikolojik sorunları bulunan ve bu rahatsızlığı kesin olan kişiler, görevlerini icra ederken yardım alırlar. Gerektiği takdirde, askerlik hizmetini yerine getirme konusunda, ilgilinin ruhsal yeterliliğini belirlemek amacıyla askerin yakınlarına başvurulur.
49. Öte yandan, personel ile askerlerin duyarlılığını artırmak amacıyla, “Kadrolu personel rehberi”, “Güvenlik ve kazalarının önlenmesi” ve “Adlî yardım” gibi birçok broşür kullanıma sunulmaktadır. Silahlı Kuvvetler, düzenli olarak, psikolojik sorunları olan askerler hususunda izlenilecek prosedüre ilişkin talimatlar yayınlamaktadır. Son olarak, 19 Ocak 2005 tarihli yönetmelik gereğince, tıbbi raporlarla psikolojik sorunları olduğu kesinleşmiş olan askerler silah taşımamakta ve bu askerler idari ya da benzer görevlere verilmektedirler. Meslekten olan subay ve astsubaylar çeşitli karışıklıkların ve kazaların önlenmesi konusunda usulüne göre bir araya gelirler. Komutanlar uygun kadro sağlamak ve askerleri emirleri altına almakla görevlidirler. Birlikler bünyesinde, diyalog ve işbirliği teşvik edilir ve askerlerin disiplinini ve moralini yükseltmek amacıyla önlemler alınır ve ödüllendirilirler. İzin öngörülmekte ve dinlendirici faaliyetler önerilmektedir. Askerlere hakaret etmek ve kötü davranmak yasak olup bu anlamdaki davranışlar cezalandırılır. Askerlerin intihar etmek için kullanabilecekleri silahlar ve ilaçlar kontrol altında tutulmaktadırlar. Askeri birlikteki tutarlılık gereği, yapılan her işlem kişinin yalnızlık ve sosyal destek eksikliği hissini önlemek amacıyla yapılmaktadır.
50. Hükümet, daha sonra Kılınç ve diğerleri v. Türkiye (no. 40145/98, 7 Haziran 2005) kararına uyum çerçevesinde genel önlemler alındığını hatırlatmakta ve Bakanlar Kurulu’nun 20 Haziran 2007 tarih ve CM/ResDH(2007)99 sayılı kararına atıfta bulunmaktadır.
51. Hükümet, ayrıca mevcut davada, askerlik hizmeti sırasında uyulması gereken kurallar ile yaşanabilecek kazalara mahal vermemek için veya kaza anında uygulanacak davranış biçimlerinin başvuranın kardeşi de dâhil tüm askerlere bildirildiğini ve kanıt olarak imzalarının alındığını belirtmektedir.
52. Hükümet, mevcut davada, Erdem’in intiharıyla ilgili olarak makamlara hiçbir sorumluluk atfedilemeyeceği görüşündedir. Hükümet, dava olaylarına atıfta bulunarak, askeri makamların Erdem’in hayatını korumak amacıyla kendilerinden makul derecede beklenen her şeyi yaptıklarını ileri sürmektedir.
53. Hükümet aynı zamanda, olaydan sonra iç hukukta cezai ve idari soruşturmalar yürütüldüğünü hatırlatmakta (Hükümet bu soruşturmaların titizlikle yürütüldüğü görüşündedir) ve bunların etkinliğinin hiçbir şekilde eleştiriye açık olmadığını da ileri sürmektedir.
54. Başvuran, Hükümet’in görüşüne karşı çıkmakta ve iddialarını yinelemektedir. Başvuran, kardeşinin ölümünün mecburi askerlik hizmetini yaptığı sırada –yani devletin sorumluluğu altındayken- vuku bulduğunu ileri sürmektedir. Bu bağlamda kardeşinin intihar etmesine engel olabilecek önleyici tedbirlerin bulunmamasından şikâyet etmekte ve özelikle askeri makamların, kardeşinin sağlık durumunu göz önünde bulundurmamış olmalarından üzüntü duymaktadır. İlgili aynı zamanda, bu kazanın ardından yürütülen ceza soruşturmasında, davanın olay ve olgularını aydınlatmayı engelleyen ve sorumlulukların saptanmasında eksiklikler olduğunu ileri sürmektedir. Bu bağlamda, başvuran özellikle klasik otopsi yapılmamış olmasını eleştirmekte ve yetkilileri intihardan başka hiçbir varsayımda bulunmamakla suçlamaktadır.
AİHM’in değerlendirmesi
55. AİHM başvuran tarafından dile getirilen bu şikâyetlerin AİHS’nin 2. maddesi kapsamında incelenmesinin yerinde olacağı kanaatine varmaktadır (Yürekli v. Türkiye, no. 48913/99, § 33, 17 Temmuz 2008 ve Salgın v. Türkiye, no. 46748/99, §§ 55-56, 20 Şubat 2007).
56. Mahkeme, Sözleşme’nin 2. maddesiyle ilgili olarak, konuyla ilgili genel ilkeler için kendi yerleşik içtihadına başvurmaktadır (bkz., diğerleri arasından, Kılınç ve diğerleri v. Türkiye, no. 40145/98, §§ 40-42, 7 Haziran 2005; Ataman v. Türkiye, no. 46252/99, §§54-56 ve 63-65, 27 Nisan 2006; Salgın v. Türkiye, no. 46748/99, §§ 76-78, 20 Şubat 2007; Abdullah Yılmaz v. Türkiye, no. 21899/02, §§ 55-58, 17 Haziran 2008 ve Ömer Aydın v. Türkiye, no. 34813/02, §§ 46-48, 25 Kasım 2008). Mahkeme, Sözleşme’nin bu hükmü gereği, devletin pozitif yükümlülüğü alanında, böyle davalarda yorumlama konu olduğunda, insani tutumların kestirilemezliğini gözden kaçırılmaması gerektiğini de hatırlatmaktadır (Keenan v. Birleşik Krallık, no. 27229/95, § 90, AİHM 2001-III).
57. Mevcut davada, ölüm nedenlerini, inceleme sırasında toplanan verileri ve taraflarca sunulan görüşleri göz önünde bulundurduğunda Mahkeme öncelikle, ulusal yetkililer tarafından ileri sürülen intihar iddiasını konu etmek için herhangi bir neden görmemektedir.
58. Askeri yetkililerin Erdem’in yaşam hakkını korumaya ilişkin pozitif yükümlülüklerini yerine getirmediği iddiası karşısında AİHM, yerleşik içtihadına uygun olarak, mevcut davada askeri yetkililerin, ilgili şahısın intihar etmesi için ortada gerçek ve dolaysız bir risk olduğunu bilip bilmediklerini ya da bilmeleri mi gerektiğini; şayet ilk sorunun cevabı olumlu ise, bu riskin önlenmesi için söz konusu yetkililerin kendilerinden makul olarak beklenen her şeyi yerine getirip getirmediklerini araştırmalıdır (Tanrıbilir v. Türkiye, no. 21422/93, § 72, 16 Kasım 2000; Keenan, yukarıda anılan, § 93 ve Kılınç ve diğerleri, yukarıda anılan, § 43).
59. Mahkeme, bu araştırmada, ordunun kendi mensuplarına yüklenebilir basit bir karar hatası mı yoksa ihmalkârlık mı olup olmadığını incelemelidir (Abdullah Yılmaz, yukarıda anılan, § 57). Aslında bu gibi davalarda, aşırı veya dayanılmaz yükü kişiye zorla kabul ettirmemek amacıyla devletin pozitif yükümlülüğü açıklanmalıdır (Keenan, yukarıda anılan, § 90).
60. Somut olayda, Mahkeme, başvuranın, özellikle kardeşinin fiziksel sağlık durumuna rağmen operasyonlara dâhil edilmesi nedeniyle şikâyetçi olduğunu ve söz konusu eğitime katıldığı için intihar ettiğini iddia ettiğini saptamıştır. Başvuran, askerlik hizmetini yapması için Erdem’in ruhsal yeteneğini söz konusu etmemektedir.
61. Aslında, Mahkeme dosyadaki verileri göz önünde bulundurarak somut olayda, hiçbir şeyin başvuranın kardeşinin intihara eğilimin belirtisi olabilecek zihinsel bunalım yaşadığını ifade etmeye imkân vermediği kanısındadır. Her şey, kazaya değin, Şırnak’taki hayat şartlarından şikâyet etmesi dışında, gerçek ve dolaysız bir risk gösterme ve hayatına son verme noktasında asker normal olmayan bir tutum sergilememiş olduğunu düşündürmektedir. İlgilinin sol göğsü ve karnı üzerinde jiletle yapılmış kesik izleri olduğu doğrudur; fakat mevcut durumda, tek başına bu olay, amirlerinin fark etmesi gereken yakın bir intihar riskinin habercisi/işareti olarak kabul edilemez. Erdem’in duygusal çatışmalara bağlı sıkıntıları konusunda, bunlar ile intiharı arasındaki muhtemel nedensellik bağı hiç de önceden sezilebilir değildir (Ayan v. Türkiye (kabul edilebilirlik kararı), no. 6376/10, 4 Ekim 2011).
62. Buna karşılık, Erdem sivil hayatında bıçakla yaralanma nedeniyle akciğer ameliyatı geçirmiş ve 11 Eylül 2000 tarihinde garnizondaki son tıbbi muayenesi sırasında, doktor A.S., ilgilinin böbrek taşı nedeniyle sıkıntı yaşadığını da tespit etmiştir (bkz. yukarıdaki 12. paragraf). Bu tespite ve mevcut sağlık durumuna rağmen, başvuranın kardeşi aynı akşam, on kg ağırlığında bir çantayla, kışlaya iki km uzaklıkta bulunan Kelesilip tepesine kadar yürüyerek gidilecek bir askeri eğitime dâhil edilmiştir (bkz. yukarıdaki 13. paragraf). Bu eğitim esnasında -varış noktasına yakın bir yerde takımın mola vermesinden sonra- intihar etmiştir. Bu noktada, Mahkeme, fiziksel olarak zayıf bir kimseden böyle bir eğitime katılmasını talep etmek, emirleri altında bulunan askerlerin ruhsal ve fiziksel bütünlüğünü korumak yükümlülüğü bulunan farklı askeri hiyerarşi üyelerinin ihmalkârlığı gibi değerlendirilebileceği görüşündedir. Buna rağmen, Mahkeme profesyonellere yüklenebilir böyle bir yanlışlığın, somut olayda sadece ihtiyatsızlık ya da kararla ilgili basit bir hatadan kaynaklanabileceği kanısındadır. Bu yüzden, askeri yetkililerin bu olayı önlenmek amacıyla önlem almamakla suçlanmaları (Kılınç ve diğerleri, yukarıda anılan, §§ 43 ve 54) Sözleşme’nin 2. maddesinden ileri gelen yükümlülükler bağlamında onlara aşırı bir yük dayatılması anlamına gelmektedir (Salgın v. Türkiye, no. 46748/99, §§ 11-50 ve 79-84, 20 Şubat 2007; Seyfi Karan v. Türkiye (kabul edilebilirlik kararı), no. 20192/04, 23 Şubat 2010; Çevik ve diğerleri v. Türkiye (kabul edilebilirlik kararı), no.19676/10, 7 Haziran 2011).
63. Sözleşme’nin 2. maddesinin usul yönüyle ilgili olarak, Mahkeme, mevcut davaya benzer davalarda, hatırlatmaktadır. Yaşam hakkının usul açısından korunması, ölümün meydana geliş şeklini tespit etmeye ve sorumlulukları düzenlemeye elverişli tarafsız bir soruşturmayı kapsamaktadır (Çiçek v. Türkiye (kabul edilebilirlik kararı), no. 67124/01, 18 Ocak 2005). Somut olayda, Mahkeme, Erdem’in öldüğü gün resen ceza soruşturması açıldığını ve bunun idari soruşturma ile tamamlandığını saptamaktadır. Dosyada yer alan veriler karşısında, AİHM, mahkemelerin olayların seyrini aydınlatmak istediğinden şüphe duymamaktadır. Mahkeme, başvuranın kardeşinin ölümünün ardından yürütülen soruşturmaların Erdem’in ölüm nedenlerini kesin olarak saptamaya imkân verdiği kanısındadır. Onlar, yetersiz veya çelişkili olduklarını iddia ederek suçlanamazlar. Mahkeme’ye göre, askerin ölümü konusunda yürütülen davaların ve soruşturmanın derinliği ve ciddi niteliği üzerinde etki gösterecek nitelikte hiçbir kusur bulunmamaktadır. Olayların yeniden meydana gelmesi ve bedenin harici incelemesi sonucu göz önüne alındığında, klasik otopsi yapılmaması, davanın koşullarında araştırma mekanizmasının etkinliğini azaltan bir unsur gibi görülemez. Bu yüzden Mahkeme, ulusal makamlar tarafından ortaya konulan olayların safahatını ve bu konuda vardıkları sonucu söz konusu etmek için herhangi bir neden görmemektedir.
64. Bu itibarla, yukarıda belirtilenler ışığında, Mahkeme başvuranın Sözleşme’nin 2. maddesinin usul ve esas yönüyle ilgili olarak ifade edilen şikâyetlerinin, açıkça dayanaktan yoksun olduğu ve Sözleşme’nin 35. maddesinin 3 ve 4. paragrafları gereğince reddedilmesi gerektiği kanısındadır.
Bu gerekçelere dayanarak, AİHM oybirliğiyle,
Başvurunun kabul edilemez olduğuna karar vermiştir.
Stanley Naismith Françoise Tulkens
Yazı İşleri Müdürü Başkan
Full & Egal Universal Law Academy