AVRUPA İNSAN HAKLARI MAHKEMESİ
İKİNCİ BÖLÜM
KABUL EDİLEBİLİRLİK HAKKINDA KARAR
Başvuru No. 53335/08
LAMBDAISTANBUL LGBTI - DAYANIŞMA DERNEĞİ/TÜRKİYE
Başkan
Aleš Pejchal,
Hâkimler
Egidijus Kūris,
Carlo Ranzoni,
ve Yazı İşleri Müdür Yardımcısı Hasan Bakırcı’nın katılımıyla, 19 Ocak 2021 tarihinde Komite halinde toplanan Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (İkinci Bölüm),
Yukarıda belirtilen 22 Ekim 2008 tarihli başvuruyu,
Davalı Hükümet tarafından sunulan görüşleri ve başvuran tarafından bu görüşlere verilen cevapları dikkate alarak, gerçekleştirilen müzakerelerin ardından aşağıdaki kararı vermiştir:
OLAY VE OLGULAR
1. Başvuran LambdaIstanbul LGBTI Dayanışma Derneği (LambaIstanbul Lezbiyen Gey Biseksüel Travesti Transseksüel Kadın ve Erkekler Arası Dayanışma Derneği), 2006 yılında kurulmuştur ve genel merkezi İstanbul’da yer almaktadır. Başvuran, Mahkeme önünde İstanbul Barosuna bağlı Avukat F. Söyle ve B. Akyüz tarafından temsil edilmiştir.
2. Türk Hükümeti (“Hükümet”) kendi görevlisi tarafından temsil edilmiştir.Davanın Koşulları
3. Davanın kendine özgü koşulları, taraflarca ifade edildiği şekliyle, aşağıdaki gibi özetlenebilir:
4. Başvuran derneği, travesti tabir edilen kişilere, fuhuş amacıyla dernek binasını para karşılığı kullandırmakla suçlayan bir şahsın şikâyeti, 2008 yılının Mart ayında, e-mail olarak İstanbul Valiliğine ve emniyet birimlerine iletilmiştir. Diğer taraftan, başvuran derneğin yöneticileri de, bu kişileri pazarlamakla ve karşılığında para almakla suçlanmışlardır. Bunun üzerine, emniyet birimleri başvuran derneğin binasını ön izlemeye almıştır. Ön izleme tutanağında, travesti tabir edilen kişilerin, binaya sıklıkla girip çıktıkları tespit edilmiştir.
5. Ardından Emniyet Müdürlüğü, başvuran derneğin binasında gündüz ve gece arama işlemi gerçekleştirilmesine yönelik bir karar verilmesi için Beyoğlu Cumhuriyet Savcılığına (“Cumhuriyet savcılığı”) başvurmuştur. Cumhuriyet savcılığı da, 48 saat içerisinde, gündüz ve gece bir defaya mahsus olmak üzere arama yapılmasına karar verilmesi için Beyoğlu nöbetçi Sulh Ceza Mahkemesine (“Sulh Ceza Mahkemesi”) başvurmuştur. Cumhuriyet savcılığı ayrıca, başvuran derneğin bilgisayarlarının incelenmesine ve içeriklerinin kopyalanmasına da izin verilmesini talep etmiştir. Sulh Ceza Mahkemesi, bu talebi kısmen kabul etmiş ve Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 116 ve 119. maddeleri gereğince 24 saat içerisinde bir defaya mahsus olmak üzere arama izni verilmesine karar vermiştir.
6. Polis memurları, aynı gün içerisinde aramayı gerçekleştirmek için başvuran derneğin binasına gitmişlerdir. Polis memurları tarafından düzenlenen tutanaktan, arama işleminin, söz konusu adrese çağrılan dernek başkanının ve bir dernek çalışanının refakatinde saat 17.15’te başlatıldığı ve arama sonucunda suç teşkil eden herhangi bir unsur bulunmadığı anlaşılmaktadır. Arama işlemi, saat 18.30’da sonlandırılmıştır. Arama sırasında orada bulunan İl Dernekler Müdürlüğü görevlileri tarafından, bir evrak kayıt defteri, bir karar defteri, bir demirbaş defteri, bir gider defteri, bir gider makbuzu, bir alındı belgesi kayıt defteri, bir üye kayıt defteri, bir adet dernek belgelerinin bulunduğu klasör ve bir hesap cüzdanı olmak üzere birçok belgeye el konulmuştur. Tutanakta ayrıca, dernek başkanına, arama sırasında herhangi bir zarar veya hasara sebep olunup olunmadığı sorulmuş, ilgilinin bu soruya hayır cevabını verdiği belirtilmiştir. Bu tutanak, başvuran derneğin başkanı ve çalışanı tarafından imzalanmıştır.
7. Emniyet Müdürlüğü, 11 Nisan 2008 tarihinde, Cumhuriyet savcılığına, arama sırasında, başvuran derneğe isnat edilen fiillerle ilişkili herhangi bir suç unsuru bulunmadığını bildirmiştir.
8. Başvuran dernek, aynı tarihte, İl Dernekler Müdürlüğüne, görevlileri tarafından el konulan belgelerin kendilerine iade edilmesi talebini içeren bir yazı göndermiş, bu yazıda kendisine göre, el koyma işleminin, Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 121 ve 122. maddelerini ihlal ettiğini belirtmiştir.
9. İzmir Valiliğine bağlı İl Dernekler Müdürlüğü, 14 Nisan 2008 tarihinde, bütün belgelerin, Dernekler Kanunu’nun 19. maddesinin 2. fıkrasına ve İçişleri Bakanlığı İller İdaresi Genel Müdürlüğü Dernekler Daire Başkanlığı Merkez ve Taşra Teşkilatı Kuruluş, Görev, Çalışma ve Denetim Usul ve Esaslarına Dair Yönetmeliğin 69. maddesine uygun şekilde incelendikten sonra, istisnasız olarak başvuran derneğe iade edildiğine dair bir tutanak düzenlemiştir. Bu tutanak, başvuran derneğin başkanı tarafından imzalanmıştır.
10. Başvuran dernek aynı tarihte, Asliye Ceza Mahkemesine itirazda bulunmuş ve dernek binasında yapılan arama işleminin hukuka aykırı olduğuna karar verilmesini talep etmiştir. Başvuran dernek, bu arama sırasında, suç teşkil eden bir unsur bulunmaması sebebiyle, İl Dernekler Müdürlüğü görevlileri tarafından gerçekleştirilen belgelere el koyma işleminin, Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 121 ve 122. maddelerine aykırı olduğunu ileri sürmüştür. Ayrıca başvuran dernek, amacı dikkate alındığında, dernek binasına travesti ve transseksüellerin girip çıkmasının normal bir durum olduğunu ileri sürmüştür. Asliye Ceza Mahkemesi, arama kararının usule ve yasaya uygun olduğu kanaatine vararak, bu başvuruyu reddetmiştir. Bu karar, başvuran derneğe 30 Nisan 2008 tarihinde tebliğ edilmiştir.
11. Cumhuriyet savcılığı, 29 Nisan 2008 tarihinde, başvuran dernek hakkında yapılan suçlamalarla ilgili olarak kovuşturmaya yer olmadığına karar vermiştir.
12. Başvuran dernek, 5 Eylül 2008 tarihinde, Cumhuriyet savcılığına, soruşturma dosyasına erişim talebini sunmuştur. Başvuran dernek, belgelerine el koyan görevlilere karşı dava açmak istediğini, zira söz konusu el koymanın, Dernekler Kanunu’na aykırı gerçekleştirildiğini belirtmektedir. İçişleri Bakanlığının 4 Ocak 2019 tarihli bir yazısından, bu bağlamda herhangi bir şikâyet sunulmadığı anlaşılmaktadır.
B. İlgili İç Hukuk
13. Ceza Muhakemesi Kanunu’nun (5271 sayılı Kanun) arama ve el koyma işlemlerine ilişkin olarak somut olayla ilgili hükümleri aşağıdaki gibidir:
“ Şüpheli veya sanıkla ilgili arama
Madde 116: Yakalanabileceği veya suç delillerinin elde edilebileceği hususunda makul şüphe varsa; şüphelinin veya sanığın üstü, eşyası, konutu, iş yeri veya ona ait diğer yerler aranabilir. ”
(...)
“ Arama kararı
Madde 119: (1) Hâkim kararı üzerine veya gecikmesinde sakınca bulunan hâllerde Cumhuriyet savcısının, Cumhuriyet savcısına ulaşılamadığı hallerde ise kolluk amirinin yazılı emri ile kolluk görevlileri, el koyma işlemini gerçekleştirebilir. Ancak, konutta, iş yerinde ve kamuya açık olmayan kapalı alanlarda arama, hâkim kararı veya gecikmesinde sakınca bulunan hallerde Cumhuriyet savcısının yazılı emri ile yapılabilir. Kolluk amirinin yazılı emri ile yapılan arama sonuçları Cumhuriyet Başsavcılığına derhal bildirilir.
(2) Arama karar veya emrinde;
a) Aramanın nedenini oluşturan fiil,
b) Aranılacak kişi, aramanın yapılacağı konut veya diğer yerin adresi ya da eşya,
c) Karar veya emrin geçerli olacağı zaman süresi, açıkça gösterilir
(3) Arama tutanağına işlemi yapanların açık kimlikleri yazılır.
(4) Cumhuriyet savcısı hazır olmaksızın konut, iş yeri veya diğer kapalı yerlerde arama yapabilmek için o yer ihtiyar heyetinden veya komşulardan iki kişi bulundurulur.
(5) (...)
(...)
Arama sonunda verilecek belge
Madde 121: (1) Aramanın sonunda hakkında arama işlemi uygulanan kimseye istemi üzerine aramanın 116 ve 117. maddelere göre yapıldığını ve 116. maddede gösterilen durumda soruşturma veya kovuşturma konusu fiilin niteliğini belirten bir belge ve istemi üzerine el konulan veya koruma altına alınan eşyanın listesini içeren bir defter ve eğer şüpheyi haklı kılan bir şey elde edilmemiş ise bunu belirten bir belge verilir
(2) Birinci fıkrada belirtilen belgelerde, hakkında arama işlemi uygulanan kimsenin, el konulan eşyanın mülkiyetine ilişkin görüş ve iddialarına da yer verilir.
(3) Koruma altına alınan veya el konulan eşyanın tam bir defteri yapılır ve bu eşya resmi mühürle mühürlenir veya bir işaret konulur (...) ”
(...)
Eşya veya kazancın muhafaza altına alınması ve bunlara el konulması
Madde 123: (1) İspat aracı olarak yararlı görülen ya da eşya veya kazanç müsaderesinin konusunu oluşturan mal varlığı değerleri, muhafaza altına alınır.
(2) Yanında bulunduran kişinin rızasıyla teslim etmediği bu tür eşyaya el konulabilir.
(...)
El koyma kararını verme yetkisi
Madde 127: (1) Hâkim kararı üzerine veya gecikmesinde sakınca bulunan hâllerde Cumhuriyet savcısının, Cumhuriyet savcısına ulaşılamadığı hallerde ise kolluk amirinin yazılı emri ile kolluk görevlileri, el koyma işlemini gerçekleştirebilir.
(2) Kolluk görevlisinin açık kimliği, el koyma işlemine ilişkin tutanağa geçirilir.
(3) Hâkim kararı olmaksızın yapılan el koyma işlemi, yirmi dört saat içinde görevli hâkimin onayına sunulur. Hâkim, kararını el koymadan itibaren kırk sekiz saat içinde açıklar; aksi hâlde el koyma kendiliğinden kalkar.
(4) Zilyetliğinde bulunan eşya veya diğer mal varlığı değerlerine el konulan kimse, hâkimden her zaman bu konuda bir karar verilmesini isteyebilir.
(5) El koyma işlemi, suçtan zarar gören mağdura gecikmeksizin bildirilir.
(...).
El konulan eşyanın iadesi
(1) Şüpheliye, sanığa veya üçüncü kişilere ait el konulmuş eşyanın, soruşturma ve kovuşturma bakımından muhafazasına gerek kalmaması veya müsadereye tabi tutulmayacağının anlaşılması halinde, re’sen veya istem üzerine geri verilmesine Cumhuriyet savcısı, hâkim veya mahkeme tarafından karar verilir. İstemin reddi kararlarına itiraz edilebilir.
(...). ”
14. Ceza Muhakemesi Kanunu’nun tazminat istemine ilişkin 141. maddesinin, somut olayla ilgili kısımları, Aksoy/Türkiye ((k.k.) [Komite], no. 47585/16, 5 Mart 2019) kararında açıklanmıştır.
15. 23 Kasım 2004 tarihli Resmi Gazete’de yayımlanan 5253 sayılı ve 4 Kasım 2004 tarihli Dernekler Kanunu’nun 19. maddesi aşağıdaki şekildedir:
“ Beyanname verme yükümlülüğü ve denetim
Madde 19- Dernekler, yılsonu itibarıyla faaliyetlerini, gelir ve gider işlemlerinin sonuçlarını düzenleyecekleri beyanname ile her yıl Nisan ayı sonuna kadar mülkî idare amirliğine vermekle yükümlüdürler. Beyannamenin düzenlenmesine ilişkin esas ve usuller yönetmelikte düzenlenir.
Gerekli görülen hallerde, derneklerin tüzüklerinde gösterilen amaçlar doğrultusunda faaliyet gösterip göstermedikleri, defterlerini ve kayıtlarını mevzuata uygun olarak tutup tutmadıkları İçişleri Bakanı veya mülkî idare amiri tarafından kamu görevlilerine denetletilebilir.
Bu denetimlerde kolluk kuvveti mensupları görevlendirilemez.
İçişleri Bakanlığı ve mülkî idare amirlerinin yapacağı denetimler mesai saatleri içerisinde yapılır. Bu denetimler en az yirmi dört saat önce derneklere bildirilir. Denetim sırasında görevli memurlar tarafından istenecek her türlü bilgi, belge ve kayıtların, dernek yetkilileri tarafından gösterilmesi veya verilmesi, yönetim yerleri, müesseseler ve eklentilerine girme isteğinin yerine getirilmesi zorunludur. Denetim sırasında, suç teşkil eden fiillerin tespit edilmesi hâlinde, mülkî idare amiri durumu derhal Cumhuriyet savcılığına ve derneğe bildirir. ”
(...). ”
16. 15 Ekim 2002 tarihli İçişleri Bakanlığı İller İdaresi Genel Müdürlüğü Dernekler Daire Başkanlığı Merkez ve Taşra Teşkilatı Kuruluş, Görev, Çalışma ve Denetim Usul ve Esaslarına Dair Yönetmeliğin 69. maddesi, 4 Eylül 2003 tarihinde değiştirildiği haliyle, aşağıdaki gibidir:
“ Denetim
Gerek görülen hallerde, dernek ve birliklerin yönetim yerleri, müesseseleri ve her çeşit eklentileri, defterleri, hesap ve işlemleri, İçişleri Bakanlığı veya bulundukları yerin en büyük mülki idare amiri tarafından denetlenebilir. İçişleri Bakanlığı, bu denetlemeyi dernekler denetçileri, mülkiye müfettişleri veya valilikler aracılığıyla yapar. En büyük mülki idare amirleri ise bizzat veya görevlendirecekleri memur veya memurlar aracılığıyla yapar.
Denetleme sırasında görevli memurlar tarafından istenecek her türlü bilgi, belge ve kayıtların, dernek yetkilileri tarafından gösterilmesi veya verilmesi, yönetim yerleri, müesseseler ve eklentilerine girme isteğinin yerine getirilmesi zorunludur.
Denetim sırasında suç teşkil eden fiillerin tespit edilmesi halinde ilgili mülki idare amirliği tarafından durum derhal Cumhuriyet Savcılığına bildirilir. ”
Bu yönetmelik, 27 Nisan 2019 tarihinde kaldırılmıştır.
ŞİKÂYETLER
17. Başvuran dernek, Sözleşme’nin 8. maddesini ileri sürerek, hukuki bir gerekçe bulunmaksızın bir arama işlemine tabi tutulmaktan ve belgelerine el konulmasından şikâyet etmektedir. Başvuran dernek, kendisinin yasa dışı olarak nitelendirdiği bu işlemler sebebiyle, LGBT kişilerin dernek binasına girmekten çekindiğini ileri sürmektedir.
18. Başvuran dernek, Sözleşme’nin 11. maddesini ileri sürerek, tabi tutulduğu arama işleminin ve belgelerine el konulmasının faaliyetlerine zarar verdiğini iddia etmektedir. Başvuran, üyelerinin endişelerinin arttığını ve dolayısıyla faaliyetlerinin engellendiğini iddia etmektedir.
19. Başvuran dernek, Sözleşme’nin 14. maddesini ileri sürerek, diğer taraftan, travesti ve transseksüel kişilerin dernek binasına girip çıkmasına dayanan arama gerekçesinin ayrımcı olduğunu iddia etmektedir.
HUKUKİ DEĞERLENDİRME
20. Başvuran Sözleşme’nin 8, 11 ve 14. maddelerinin ihlal edildiğini ileri sürmektedir.Tarafların İddialarıHükümetin İddiaları
21. Hükümet, başvuran derneğin mağdur sıfatına sahip olduğunu iddia edemeyeceğini ileri sürmekte ve Mahkemeyi, Sözleşme’nin 8 ve 11. maddelerine ilişkin şikâyetleri, kişi yönünden yetkisizlik gerekçesiyle reddetmeye davet etmektedir. Hükümet başvuran dernek hakkında herhangi bir kovuşturma başlatılmadığını ve arama tutanağında, başvuranın herhangi bir zarara maruz kalmadığının belirtildiğini ileri sürmektedir. Hükümet ayrıca, başvuran derneğin, Sözleşme’nin 8. maddesi bağlamında konuta saygı hakkının ihlalinden hiçbir şekilde şikâyetçi olmadığını iddia etmektedir. Hükümet, Sözleşme’nin 11. maddesi bakımından el konulan belgelerin yedi gün sonra iade edildiğini ve başvuran derneğin faaliyetlerine devam etmesinin engellenmediğini ileri sürmektedir. Hükümet, başvuran derneğin, faaliyetlerinin ne şekilde engellendiğini ve kişilerin dernek binasına girmekten neden çekindiğini açıklamadığını belirtmektedir.
22. Hükümet ayrıca, Sözleşme’nin 8 ve 11. maddeleri bakımından, iç hukuk yollarının tüketilmediğine dair itirazda bulunmaktadır. Hükümet, başvuran derneğin Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 141. maddesi bağlamında tazminat davası açma olanağına sahip olduğunu iddia etmektedir. Hükümet ayrıca, Anayasa’nın 125. maddesinin 8. fıkrası ile 129. maddesinin 5. fıkrası uyarınca başvuranların tazminat talebinde bulunabileceklerini ileri sürmektedir.
23. Hükümet ardından, başvuran derneğin iddialarını açıklamalarla desteklemeden Sözleşme maddelerine atıfta bulunmakla yetinmiş olması sebebiyle, başvurunun açıkça dayanaktan yoksun olduğunu ileri sürmektedir (Trofimchuk/Ukrayna (k.k.), no. 4241/03, 28 Ekim 2010 ve Baillard/Fransa (k.k.), no. 51575/99, 26 Mart 2002). Hükümet özellikle başvuran derneğin, el konulan bazı belgelerin özel hayat kapsamında olduğunu söylemekle yetindiğini ve bu bağlamda açıklama yapmadığını iddia etmektedir. Hükümet diğer taraftan, başvuran derneğin, konuta saygı hakkının ihlalinden şikâyetçi olmadığını, sadece belgelere el konulmasından şikâyetçi olduğunu ileri sürmektedir. Hükümet, Mahkeme’nin yine de bu konuyla ilgili karar vermesi durumunda, ihtilaf konusu arama işleminin kanunla öngörüldüğünü ve kamu ahlakını koruma ve suçun önlenmesi meşru amacını taşıdığını belirtmektedir. Arama sırasında, dernek başkanı ve derneğin bir üyesi de orada olup, herhangi bir zarara maruz kalınmadığını belirten arama tutanağını imzalamışlardır. Ulusal makamlar diğer taraftan, arama işlemi için ilgili ve yeterli gerekçeler sunma yükümlülüğünü yerine getirmiştir. Hükümet, söz konusu arama işleminin herhangi bir sonuç doğurmadığı gerekçesiyle, müdahalenin, izlenen meşru amaçla orantılı olduğu ve Sözleşme’nin 8. maddesini ihlal etmediği sonucuna varmaktadır.
24. Hükümet diğer taraftan, somut olayda dernek kurma özgürlüğüne saygı hakkına müdahalede bulunulmadığını, zira itiraz edilen arama işleminin, yürütülen ceza soruşturması kapsamında gerçeğin ortaya çıkarılması için gerekli olduğunu ileri sürmektedir. Ayrıca dernek üyelerinin endişelerinin arttığını gösteren hiçbir unsur bulunmamaktadır. Başvuran dernek, söz konusu soruşturmalar sırasında ve daha sonra da faaliyetlerini sürdürmeye devam etmiştir. Bununla birlikte, Mahkeme somut olayda bir müdahalenin söz konusu olduğu kanaatine varsa bile, bu müdahale zorunlu bir sosyal ihtiyaca cevap vermektedir. Arama işleminin sınırları, bağımsız bir mahkeme tarafından açıkça tanımlamış olup, sadece ilgili belgelere el konulmuş ve ardından bu belgeler iade edilmiştir.
25. Hükümet son olarak, başvuran derneğin, ihtilaf konusu arama ve el koyma işlemlerinin, LGBT kişilerin haklarını savunan kişilerin arama konusu binaya girip çıktığı hususuna dayandırıldığını kanıtlayabilecek herhangi bir unsur ibraz etmediğini ileri sürmektedir. Başvuran derneğin iddiaları, bu bağlamda soyut, spekülatif ve açıkça dayanaktan yoksundur. Hükümete göre, başvuran dernek Sözleşme ile güvence altına alınan haklarla ilgili olarak herhangi bir ayrımcılığa maruz kalmamıştır. Hükümet, Cumhuriyet savcısının bir suç duyurusu karşısında, bu suçlamaya cevap vermekle ve soruşturma açmakla yükümlü olduğunu, aramanın bu bağlamda ayrımcılık yapılmadan gerçekleştirildiğini vurgulamaktadır.Başvuran Derneğin İddiaları
26. Hükümetin, Sözleşme’nin 11. maddesi bağlamında iç hukuk yollarının tüketilmediğine dair ilk itirazıyla ilgili olarak, başvuran dernek, ulusal makamların herhangi bir ihmal bulunmadığı sonucuna varmış olması sebebiyle, tazminat davasının başarısızlıkla sonuçlanacağını ileri sürmektedir. Başvuran dernek diğer taraftan, tazminat yolunun, tüketilmesi gereken bir iç hukuk yolu olmadığını iddia etmektedir.
27. Başvuran dernek ayrıca, üyelerinin, ihtilaf konusu aramanın yapılmasının ardından belirli bir süre boyunca binasına giremediklerini, zira LGBT olarak tanımlanan kişilerin polisten korktuğunu belirtmektedir. Bu kişiler diğer taraftan, üyelerle ilgili bilgileri içeren belgelere el konulmasının ardından daha da endişe duymaya başlamış, dolayısıyla derneğin faaliyetleri de azalmıştır. Bu durum, telafi edilemez bir zarara yol açmıştır. Başvuran dernek ayrıca, büyük ihtimal ile el konulan belgelerin içerdiği bilgilerin (dernek üyelerinin isim, e-mail, telefon numarası ve adresleri) kopyalandığını iddia etmektedir. Bu olasılık tek başına, Sözleşme’nin 8. maddesinin ihlalini teşkil etmektedir. Başvuran derneğe göre, arama işlemi bir yargı kararına dayandırılmış olsa bile, başvuran derneğe karşı yapılan asılsız suçlamalara ilişkin herhangi bir unsur tespit edilmemiş ve başvuran derneğe ait belgelere el konulması hiçbir şekilde haklı gösterilmemiştir. Başvuran dernek ayrıca, yargı kararının sadece arama işlemiyle ilgili olduğunu, el koyma işlemiyle ilgili olmadığını iddia etmektedir.
28. Başvuran dernek, bu söylemlere dayanak olarak, ayrıca ihtilaf konusu dönemde kapatılması için kendisine karşı bir dava açıldığını ve ihtilaf konusu arama işleminin bir baskı yöntemi olduğunu ileri sürmektedir. Başvuran dernek, devlet memurları da dâhil olmak üzere, Türkiye’de yaşayan kişilerde homofobi ve transfobi bulunduğunu ileri sürmektedir. Başvuran dernek, LGBT kişilerin Türkiye’de şiddet ve ayrımcılık mağduru olduğunu ileri sürmekte ve ulusal makamların bu şiddete ortak olduğunu iddia etmektedir. Başvuran derneğe göre, Hükümet, LGBT bireylerin bir bütün olarak görünürlüğünü bastırmayı amaçlayan bir kampanya yürütmektedir ve mevzuat da bu anlamda daha katı bir hale getirilmiştir. Ayrıca, olaylardan on bir yıl sonra, LGBT kişilere karşı bir mevzuat kabul edilmiş ve onur yürüyüşleri de dâhil olmak üzere LGBT kişilerin birçok faaliyeti yasaklanmıştır. Başvuran dernek bu bağlamda, bazı faaliyetlerin yasaklanmasına ilişkin (2016-2019 tarihli) belgeleri de sunmaktadır.Mahkemenin Değerlendirmesi
29. Mahkeme, öncelikli olarak, kendisine sunulan davanın konusunun, başvuran tarafından açıklanan olaylarla sınırlı olduğunu hatırlatmaktadır. Mahkeme’nin şikâyetin kapsamadığı olaylar temelinde karar vermesi, dava konusunun dışında yorumda bulunması ve Sözleşme’nin 32. maddesi anlamında kendisine “sunulmamış” konuları inceleyerek yetkisini aşması anlamına gelecektir (Radomilja ve diğerleri/Hırvatistan [BD], no. 37685/10 ve 22768/12, § 123, 20 Mart 2018). Mahkeme’nin kendisine sunulanın ötesinde (ultra petita) veya dışında (extra petita) bir karar vermek için jura novit curia (hâkim hukuku kendiliğinden uygular) ilkesine başvuramayacağı açıktır (ibidem, § 125). Bu sebeple, bireysel başvuru hakkının kullanımında, Mahkeme’ye “sunulmuş” olan davanın konusu, başvuranın sunduğu şikâyetle sınırlıdır. Mahkeme, şikâyetin kapsamadığı olaylara dayanarak karar veremez, zira bu, dava konusunun ötesinde karar vermek, başka bir deyişle Sözleşme’nin 32. maddesi anlamında kendisine “sunulmamış” konuları incelemek anlamına gelecektir (idem, § 126).
30. Mahkeme, bu değerlendirmelere dayanarak, somut olayın koşullarını inceleyecektir. Mahkeme bu bağlamda, başvuran derneğin avukatlarının, iddialarını desteklemek amacıyla, başvuru formunda Mahkeme’ye sunulan şikâyetlerin kapsamadığı fiillere ve olaylara atıfta bulunduklarını, bu olaylardan bazılarının şikâyetin sunulduğu tarihten birkaç yıl sonra meydana geldiğini tespit etmektedir (yukarıdaki 28. paragraf). Bununla birlikte, Mahkeme, yukarıda belirtilen içtihadi ilkeler bakımından, değerlendirmesini sadece kendisine sunulan şikâyetle ilgili olaylarla, yani başvuran derneğin binasında gerçekleştirilen arama ve el koyma işlemleri ile bu işlemlerin, Sözleşme’nin 8, 11 ve 14. maddeleri ile güvence altına alınan haklar bakımından olası etkileriyle sınırlı tutacağını vurgulamaktadır.
31. Bu bağlamda Mahkeme, daha önce, bir derneğin, sadece tüzel kişilik olması dolayısıyla Sözleşme’nin 8. maddesinin sağladığı korumadan tamamıyla yoksun bırakılmadığına hükmettiğini hatırlatmaktadır (Association pour l’intégration européenne et les droits de l’homme ve Ekimdjiev/Bulgaristan, no. 62540/00, § 59, 28 Haziran 2007). Şüphesiz, başvuran derneğin bu türden bir kişi olması sebebiyle, bu hüküm anlamında bir “özel hayatı” olup olamayacağından şüphelenilmesi mümkündür (Scientologie Kirche Deutschland/Almanya, no. 34614/96, 7 Nisan 1997 tarihli Komisyon kararı ve Herbecq ve "Ligue des droits de l’homme" Derneği/Belçika, no. 32200/96 ve 32201/96, 14 Ocak 1998 tarihli Komisyon kararı ile karşılaştırınız). Dolayısıyla, mevcut davanın özel koşullarında, Mahkeme, bu konunun incelenmesine gerek olmadığı, zira 8. maddenin uygulanabilir olduğu kanaatine varılsa bile, aşağıda açıklanan sebeplerle, başvurunun, her halükarda açıkça dayanaktan yoksun olduğu kanaatindedir (32-36. paragraflar). Mahkeme diğer taraftan, yine bu gerekçelerle, Hükümet tarafından ileri sürülen ön itirazların her biri hakkında ayrı ayrı karar vermenin gerekli olmadığı kanısındadır.
32. Mahkeme yine, suçla mücadele kapsamında, Devletlerin, suçlara ilişkin somut delillerin tespit edilmesi ve gerektiği takdirde failler hakkında kovuşturma başlatılması amacıyla konut arama ve el koyma gibi bazı tedbirlere başvurmanın gerekli olduğu kanaatine varabileceklerini vurgulamaktadır. Bu sebeple, Devletlerin bu alandaki mevzuat ve uygulamasının, kötüye kullanımlara karşı uygun ve yeterli güvenceler sunması gerekmektedir (özellikle bk. Klass ve diğerleri/Almanya, 6 Eylül 1978 tarihli karar, A Serisi no. 28, s. 23, § 50 ve Miailhe/Fransa (no. 1), 25 Şubat 1993 tarihli karar, A Serisi no. 256‑C, s. 89‑90, § 37). Mahkeme, somut olayda, bir suç duyurusunun ardından karar verilen ihtilaf konusu arama işleminin, 5271 sayılı Kanun ile öngörüldüğünü ve Sözleşme’nin 8. maddesinin 2. fıkrası anlamında meşru bir amaç, yani ceza gerektiren suçların önlenmesi amacını taşıdığını tespit etmektedir. Arama kararı, bir hâkim tarafından verilmiştir ve bu işlemle, başvuran derneğin yöneticilerine karşı, yasa dışı faaliyetlere katıldıklarına ilişkin olarak yapılan suçlamalar bakımından delil unsurlarının toplanması amaçlanmıştır. Arama işleminin gerçekleştiği koşullarla ilgili olarak, arama tutanağında, arama işleminin saat 17.15’te başlatıldığı ve saat 18.30’da sonlandırıldığı, başvuran derneğin başkanı ve bir çalışanının, polislerin ve İl Dernekler Müdürlüğünden iki görevlinin arama sırasında orada bulunduğu ve hiçbir hasar veya zarara neden olunmadığı belirtilmektedir. Dosyaya eklenen belgelerden, başvuran derneğin daha sonra bu tutanağın doğruluğuna ulusal makamlar önünde itiraz ettiği anlaşılmamaktadır.
33. Somut olayda, söz konusu arama işleminin, hedeflenen meşru amacın izlenmesiyle makul şekilde orantılı bir yöntem teşkil etmediğini düşündürecek hiçbir unsur bulunmamaktadır. Mahkeme, özellikle başvuran derneğin ihtilaf konusu arama işlemine hukuki olarak itiraz edebildiğini ve iddialarını ileri sürebildiğini tespit etmektedir. Bu arama sonucunda herhangi bir ceza kovuşturması başlatılmamış ve İl Dernekler Müdürlüğü’nün görevlileri tarafından el konulan bütün belgeler, başvuran derneğe iade edilmiştir (yukarıdaki 9. paragraf). Diğer taraftan, başvuran derneğin, el konulan belgelerin veya içeriğinin kopyalandığına dair iddialarını destekleyebilecek herhangi bir unsur bulunmamaktadır. Bununla birlikte, başvuran dernek, bu konuyu ulusal mahkemeler önünde ne kendi adına ne de kişisel verilerinin ilgili olabileceği üyeleri adına hiçbir şekilde ileri sürmemiştir. Ayrıca, bu bağlamda Mahkeme önünde yalnızca kendi adına başvuruda bulunan derneğin kendisinin değil, sadece bu belgelerde kişisel verileri yer alan şahısların etkilenmiş olması mümkündür. Ayrıca, başvuran derneğin, davranışlarını sorguladığı İl Dernekler Müdürlüğü görevlilerine karşı bir davada açmadığı görülmektedir.
34. Mahkeme diğer taraftan, dosyada yer alan belgeleri ve taraflarca sunulan bilgileri dikkate alarak, başvuran derneğin, ileri sürdüğü gibi, ihtilaf konusu arama işlemi sebebiyle, dernek faaliyetlerinin etkin şekilde ne ölçüde etkilendiğine veya engellendiğine dair hiçbir dayanak göstermediğini gözlemlemektedir. Başvuran dernek, genel anlamda ileri sürdüğü söylemleri dışında, LGBT kişilerin binasına girmekten çekindiğini, üyelerinin sayısının azaldığını, bazı faaliyetlerini ertelemek zorunda kaldığını veya başka bir yere taşınmasının, bir şekilde, ihtilaf konusu arama işlemiyle ilgili olduğunu destekleyebilecek ya da kanıtlayabilecek herhangi bir belge veya kesin bilgi ibraz etmemektedir. Dolayısıyla, başvurunun bu kısmının, genel olarak sunuluş şekli ve dayanaktan yoksun niteliği dikkate alındığında, açıkça dayanaktan yoksun olduğu gerekçesiyle reddedilmesi gerekmektedir.
35. Son olarak, yukarıda varılan sonuçlar bakımından ve somut olayda başvuran derneğin ayrımcı bir muameleye maruz bırakıldığına ilişkin iddialarını yeterince destekleyebilecek herhangi bir unsur bulunmaması sebebiyle, Sözleşme’nin 14. maddesine ilişkin bu şikâyetin de, açıkça dayanaktan yoksun olduğu gerekçesiyle reddedilmesi gerekmektedir.
Bu gerekçelerle, Mahkeme, oy birliğiyle,
Başvurunun kabul edilemez olduğuna karar vermiştir.
İşbu karar, Fransızca dilinde tanzim edilmiş olup, 11 Şubat 2021 tarihinde yazılı olarak bildirilmiştir.
Hasan BakırcıAleš Pejchal
Yazı İşleri Müdür Yardımcısı Başkan
Full & Egal Universal Law Academy