AVRUPA İNSAN HAKLARI MAHKEMESİ
İKİNCİ BÖLÜM
KABUL EDİLEBİLİRLİK HAKKINDA KARAR
Başvuru No. 21094/11
Çilem İLASLAN/Türkiye
7 Eylül 2021 tarihinde,
Başkan
Carlo Ranzoni
Hâkimler
Valeriu Griţco,
Marko Bošnjak
ve Bölüm Yazı İşleri Müdür Yardımcısı Hasan Bakırcı’nın katılımıyla komite olarak toplanan Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (“İkinci Bölüm”), 12 Ocak tarihinde yukarıda belirtilen başvuruyu ve davalı Hükümet tarafından sunulan görüşler ve başvuran tarafından bu görüşlere verilen yanıtlar dikkate alınarak, gerçekleştirilen müzakerelerin ardından aşağıdaki kararı vermiştir:
OLAY VE OLGULAR
1. Başvuran Çilem İlaslan, Türk vatandaşı olup, 1984 doğumludur ve İstanbul’da ikâmet etmektedir. Başvuran, Mahkeme önünde, İstanbul Barosuna bağlı Avukatlar G. Altay ve H. Karakuş tarafından temsil edilmiştir. Türk Hükümeti (“Hükümet”), kendi görevlisi tarafından temsil edilmiştir.
Davanın Koşulları2. Davanın kendine özgü koşulları, taraflarca ifade edildiği şekliyle, aşağıdaki gibi özetlenebilir:
3. Başvuran, olay tarihinde, Demokratik Halk İktidarı İçin İşçi - Köylü adlı haftalık bir gazetenin genel yayın yönetmeni ve sahibiydi.
4. 23 Haziran 2010 tarihinde, başvuranın yukarıda belirtilen gazetenin 68. sayısında bir terör örgütü olan TIKKO TKP-ML örgütünün propagandasını yapan bir haber yaptığı gerekçesiyle, Terörle Mücadeleye İlişkin 3713 Sayılı Kanun’un 7. maddesinin 2. fıkrası gereğince (“3713 Sayılı Kanun”), ilgili hakkında bir ceza soruşturması başlatılmıştır.
5. Cumhuriyet Savcısının talebi üzerine, aynı gün, İstanbul Ağır Ceza Mahkemesi nezdinde Nöbetçi Hâkim (“Nöbetçi Hâkim”), Basın Kanunu’nun 25. maddesine dayanarak, gazetenin söz konusu sayısına el konulmasına karar vermiştir.
6. Başvuran, 30 Haziran 2010 tarihinde, bu karar hakkında itirazda bulunmuştur. Başvuran, mevcut durumda Nöbetçi Hâkimin, kendi görüşlerini almaksızın kararı verdiğini belirtmiştir.
7. İstanbul 13. Ağır Ceza Mahkemesi, 2 Temmuz 2010 tarihinde, verilen tedbir kararının kanuna uygun olduğu kanaatine vararak, başvuranın talebini reddetmiştir.
8. İstanbul Savcılığı, 16 Temmuz 2010 tarihinde, ceza davasının açılması için, gazetenin genel yayın yönetmeni ve sahibi olarak başvuran hakkında bir iddianame sunmuştur. İstanbul Başsavcılığı, başvuranı TIKKO TKP/ML adlı terör örgütünün propagandasını yapmaktan suçlamış ve gazetenin 15. sayfasında yayımlanan ilgili kısımları belirtmiştir:
“ (başlık altında) Virtinik'in kıvılcımını ateşe çevireceğiz: TIKKO, savaşı TKP-ML’ nin siyasi ve ideolojik liderliği altında sürdüren bir örgüttür (...) gerillayı geliştirme zorunluluğumuz var ve bu yönde atılan adımlar hızlandırılmalıdır (...) Halkımızın zavallı ve gururlu gençlerini başlarına bir musibet gelmeden dağa çıkmaya çağırıyoruz... Onları özgür ve dürüst bir yaşam için dürüst ve militan bir savaşa davet ediyoruz... Onları TİKKO Halk Kurtuluş Ordusu'na katılmaya davet ediyoruz... Onları halkla kaynaşmaya [vicdanını] uyandırmaya ve ellerinde silahlarla savaşmaya davet ediyoruz (...) “
9. İddianamede, başvuranın çağırılmasına rağmen, dinlenmek için mahkemeye gitmediği belirtilmekteydi.
10. Cumhuriyet Savcısı, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesinin içtihadına atıfta bulunmuş ve ihtilaf konusu sözlerin şiddete çağrı olduğu kanaatine varmıştır.
11. Dosyada, başvuran hakkında açılan ceza davasına ilişkin hiçbir belge bulunmamaktadır.
İlgili İç Hukuk12. 3713 Sayılı Kanun’un 7. maddesinin 2. fıkrasına belirtilenler, Mart ve diğerleri/Türkiye kararında bulunmaktadır (No. 57031/10, §§ 10-13, 19 Mart 2019).
13. “El koyma, dağıtım ve satış yasağı” başlıklı 9 Haziran 2004 tarihli Basın Kanunu’nun 25. maddesinin somut olayla ilgili kısımları aşağıdaki gibidir:
“(...)
Soruşturma veya kovuşturmanın başlatılmış olması şartıyla (...), 3713 sayılı Terörle Mücadele Kanunu’nun 7. maddesinin 2 ve 5. fıkralarında öngörülen suçlarla (terör örgütü lehinde propaganda) ilgili olarak basılmış eserlerin tamamına hâkim kararıyla el konulabilir.(...)”
ŞİKÂYETLER
14. Başvuran Sözleşme’nin 10. maddesini ileri sürerek, gazeteye el konulmasının ifade özgürlüğünü ihlal ettiği kanaatine varmaktadır. Başvuran, Sözleşme’ye Ek 1 No.lu Protokolün 1. maddesinin de ihlal edildiği kanaatine varmaktadır.
15. Başvuran, Sözleşme’nin 6. maddesi açısından, görüşlerini sunamaması nedeniyle, Nöbetçi Hâkimin kararının hakkaniyete uygun olmadığından şikâyet etmektedir.
16. Başvuran son olarak, Sözleşme’nin 6. ve 10. maddeleri tarafından güvence altına alınan haklarının ihlal edildiğini ileri sürmeye imkân veren iç hukukta etkin hiçbir başvuru yolundan yararlanmadığını iddia etmektedir.
HUKUKÎ DEĞERLENDİRME
Sözleşme’nin 10. maddesinin ve Sözleşme’ye Ek 1. No.’lu Protokolün 1. maddesinin ihlal edildiği iddiası hakkında17. Başvuran, gazeteye el konulmasının haber ve görüş alma ve de verme özgürlüğü hakkını ihlal ettiğini iddia etmektedir. Başvuran ayrıca, mülkiyetlerine saygı hakkının, gazeteye el konulması nedeniyle ihlal edildiğini iddia etmektedir. Başvuran bu bağlamda, somut olayda ilgili kısımların aşağıda yer aldığı Sözleşme’ye Ek 1. No.’lu Protokolün 1. maddesini ileri sürmektedir.
Madde 10
“1. Herkes ifade özgürlüğüne sahiptir. Bu hak, kamu makamlarının müdahalesi olmaksızın ve ülke sınırları gözetilmeksizin, kanaat özgürlüğünü ve haber ve görüş alma ve de verme özgürlüğünü de kapsar. (...)
2. Kullanılması görev ve sorumluluk yükleyen bu özgürlükler, demokratik bir toplumda, zorunlu tedbirler niteliğinde olarak, ulusal güvenliğin, toprak bütünlüğünün veya kamu emniyetinin korunması, kamu düzeninin sağlanması ve suç işlenmesinin önlenmesi, sağlığın veya ahlakın, başkalarının şöhret ve haklarının korunması veya yargı gücünün otorite ve tarafsızlığının sağlanması için yasayla öngörülen bazı biçim koşullarına, sınırlamalara ve yaptırımlara bağlanabilir.”
Sözleşme’ye Ek 1. No.’lu Protokolün 1. Maddesi
“Her gerçek ve tüzel kişinin mal ve mülk dokunulmazlığına saygı gösterilmesini isteme hakkı vardır (...)”
18. Hükümet, müdahalenin yasal bir dayanağının olduğunu ve ceza davasının açılması durumunda gerekli bir tedbirin söz konusu olduğunu iddia etmektedir. Hükümet, bu tedbirin Sözleşme’nin 10. maddesinin 2. fıkrasının gerekliliklerine uygun olduğunu değerlendirmektedir. Hükümet, müdahalenin gerekli olduğu sonucuna varmıştır.
19. Mahkeme, başvuran hakkında açılan ceza davasıyla ilgili olarak, dosyada yalnızca İstanbul Savcılığı tarafından sunulan iddianamenin bir örneğinin bulunduğunu gözlemlemektedir. Mahkeme esasen, başvuranın sahibi ve Genel Yayın Yönetmeni olduğu haftalık gazetenin 68. sayısının örneklerine el konulduğunu tespit etmektedir.
20. Mahkeme, mevcut davada gazeteye el konulmasını içeren Devlet müdahalesinin, Basın Kanunu'nun 25. maddesi olan kanunla öngörüldüğünü ve meşru bir amaç izlediğinin yani Sözleşme'nin 10. maddesinin 2. fıkrası anlamında kamu güvenliğinin korunması, düzenin korunması ve suçun önlenmesi olduğunu ve taraflar arasında tartışma konusu olmadığını kaydetmiştir. İhtilaf konusu tedbirin “demokratik bir toplumda gerekli” olup olmadığı henüz belirlenmemiştir.
21. Bu bağlamda, ifade özgürlüğüne getirilen kısıtlamayı haklı gösterebilecek zorunlu bir toplumsal ihtiyacın olup olmadığını değerlendirmek, öncelikle ulusal makamların görevidir ve bu kısıtlama, söz konusu makamların belirli bir takdir yetkisine sahip oldukları bir uygulamadır. İhtilaf konusu ifadelerin bir bireye, Devletin temsilcisine veya nüfusun bir kısmına karşı şiddet kullanımını teşvik etmesi durumunda, ulusal makamlar, ifade özgürlüğünün kullanılmasına müdahale gerekliliğine ilişkin değerlendirmelerinde daha geniş bir takdir yetkisine sahiptir (Sürek/Türkiye (No.1) [BD], No. 26682/95, § 62, AİHM 1999‑IV).
22. Mahkeme özellikle, söz konusu haberde kullanılan ifadeleri dikkate sunmaktadır. İddianameden, yayımlanan kısımların şiddet kullanımını, silahlı direnişi veya ayaklanmayı teşvik ettiği şeklinde değerlendirilebilir olduğu anlaşılmaktadır (yukarıda 8. paragraf). Bu, Mahkemenin nazarında dikkate alınması gereken temel bir unsurdur (Halis Doğan/Türkiye (No.3), No. 4119/02, § 34, 10 Ekim 2006).
23. Mahkeme el koyma kararıyla ilgili olarak, şiddeti teşvik ettiği varsayılan bir haberin dolaşımının kaldırılmasını amaçlayan önleyici bir tedbirin söz konusu olduğunu gözlemlediğini hatırlatmaktadır (bk. mutatis mutandis (bu davaya uygulanabildiği ölçüde), Kaya/Türkiye (kk.), No. 6250/02, 22 Mart 2007).
24. Böylelikle gazeteye el konulması, başvuran hakkında açılan ceza davası çerçevesinde haklı gösterilmekteydi. Başvuranın ihtilaf konusu kitapta ifade edilen açıklamalarla kişisel olarak bağlantı kurmadığı doğru olsa da, başvuran yine de yazarı için bir platform sağlamış ve bu kitabın ilgili kısımlarının yayımlanmasına izin vermiştir. Hâlbuki, söz konusu gazetenin sahibi ve genel yayın yönetmeni olarak, başvuran terör örgütlerinin açıklamalarını yayımlamak için bir mazeret veya bahane teşkil etmeyen bilgileri iletme hakkı konusunda (Gürbüz ve Bayar/Türkiye, No. 8860/13, § 44, 23 Temmuz 2019, Sürek/Türkiye (No. 3) [BD], No. 24735/94, § 41 8 Temmuz 1999) kendisini tüm sorumluluktan muaf tutamaz (Falakaoğlu ve Saygılı/Türkiye, No. 11461/03, § 30, 19 Aralık 2006, Erdal Taş/Türkiye (No. 3), No.17445/02, § 23, 20 Eylül 2007, yukarıda belirtilen Kaya).
25. Bu tür durumda ulusal makamların sahip olduğu takdir yetkisini dikkate alarak (yukarıda belirtilen Gürbüz ve Bayar, 45, yukarıda belirtilen Sürek (No.1), § 65, Bayar/Türkiye (kk.), No. 47098/11, § 16, 4 Temmuz 2017), Mahkeme ihtilaf konusu el koymanın izlenen meşru amaçlara göre, orantısız olarak değerlendirilemeyeceği kanaatine varmaktadır.
26. Sonuç olarak bu şikâyet açıkça dayanaktan yoksundur ve Sözleşme’nin 35. maddesinin 3 ve 4. fıkraları uyarınca, reddedilmelidir.
27. Mahkeme, Sözleşme’ye Ek 1. No.’lu Protokolün 1. maddesine ilişkin başvuranın şikâyetleriyle ilgili olarak, bu şikâyetlerin desteklendiği ölçüde, incelemelerinin, Sözleşme'nin 10. maddesine ilişkin şikâyetler konusundaki sonuçların ilke olarak özümsendiği ve her halükarda ileri sürülen hükmün hiçbir şekilde ihlal edilmediği kanaatine varmaktadır (Metis Yayıncılık Limited Şirketi ve Sökmen/Türkiye (kk.), No. 4751/07, § 38, 20 Haziran 2017).
28. Sonuç olarak bu şikâyetler ayrıca, Sözleşme’nin 35. maddesinin 3. fıkrasının a) bendi ve 4. fıkrası uyarınca açıkça dayanaktan yoksun olmaları nedeniyle, reddedilmelidir.
Sözleşme’nin 6. maddesinin ihlal edildiği iddiası hakkında29. Başvuran, Nöbetçi Hâkim önünde görüşlerini sunamaması nedeniyle, adil yargılanma hakkının ihlal edildiğini iddia etmektedir. Başvuran bu bağlamda, Sözleşme’nin 6. maddesini ileri sürmektedir. Bu maddenin ilgili kısımları aşağıdaki gibidir:
“1 Herkes, gerek medeni hak ve yükümlülükleriyle ilgili nizalar, gerek cezai alanda kendisine yöneltilen suçlamalar konusunda karar verecek olan, yasayla kurulmuş bağımsız ve tarafsız bir mahkeme tarafından davasının makul bir süre içinde, hakkaniyete uygun ve açık olarak görülmesini istemek hakkına sahiptir.”
30. Mahkeme, çekişmeli yargılama hakkının ilke olarak, yargılamanın taraflarının birbirlerine iletilme ve kararını etkilemek amacıyla hâkime sunulan herhangi bir belge veya görüşü tartışma hakkını içerdiğini hatırlatmaktadır (bk. diğer birçok karar arasında, Meftah ve diğerleri/Fransa [BD], No. 32911/96 ve diğer 2 başvuru, § 51, AİHM 2002‑VII). Bu hak bununla birlikte, mutlak değildir ve kapsamı, özellikle söz konusu yargılamaların özelliklerine bağlı olarak değişebilmektedir (bk. örneğin Baccichetti/Fransa, No. 22584/06, § 30, 18 Şubat 2010). Mahkeme öte yandan, aynı hüküm anlamında, silahların eşitliği ilkesinin, tarafların her birine karşı tarafa kıyasla kendilerini belirgin bir dezavantaja sokmayan koşullar altında davalarını sunmaları için makul bir imkân verilmesini gerektirdiğini hatırlatmaktadır (bk. diğer kararlar arasında Regner/Çek Cumhuriyeti [BD], No. 35289/11, §§ 146-149, 19 Eylül 2017).
31. Mahkeme somut olayda, söz konusu yargılamanın birbirinden ayrılamayan iki aşamadan oluştuğunu kaydetmektedir. İlgili mahkemenin, savcılığın talebi üzerine, gazeteye el konulması tedbirine "süresiz" karar verdiği bir acil durum ön aşaması ve yetkili mahkemenin başvuranın ihtilaf konusu tedbire karşı olan argümanlarını incelediği çekişmeli bir aşama. İstanbul Ağır Ceza Mahkemesi, bu son aşamada, gerekçeli bir şekilde yanıt vermeden önce, gazeteye el konulmasının uygunluğu bakımından, başvuran tarafından ileri sürülen argümanları incelemiştir. Mahkeme dolayısıyla, başvuranın özellikle çekişmeli yargılama çerçevesinde, savunma imkânlarını ileri sürebilmesi nedeniyle, yerel yargılamaların bütününde hakkaniyete uygun oldukları kanaatine varmaktadır (bk. Tuğluk ve diğerleri ve Aslan/Türkiye (kk.), No. 30687/05 ve 45630/05, § 43, 4 Eylül 2018).
32. Sonuç olarak, bu şikâyetler açıkça dayanaktan yoksun olup, Sözleşme’nin 35. maddesinin 3 ve 4. fıkraları uyarınca reddedilmelidirler.
Sözleşme’nin 13. maddesine ilişkin şikâyet hakkında33. Başvuran, Sözleşme’nin 13. maddesi açısından, burada sunulan önemli şikâyetleri ileri sürebileceği bir başvuru yolunun bulunmadığından şikâyet etmektedir.
34. Mahkeme, Sözleşme’nin 13. maddesinin yalnızca bir bireyin Sözleşme tarafından korunan bir hakkın ihlalinin mağduru olduğunu savunulabilir şekilde iddia edebildiği durumlarda geçerli olduğunu hatırlatmaktadır (bk. diğer birçok karar arasında, De Tommaso/İtalya [BD], No. 43395/09, § 180, 23 Şubat 2017).
35. Mahkeme, davanın koşullarını dikkate alarak, başvuranın Sözleşme’nin 13. maddesi bakımından, hiçbir ”savunulabilir bir şikâyet” ileri sürmediği ve dolayısıyla uygulanabilir olmadığı kanaatine varmaktadır. Sonuç olarak, başvurunun bu kısmı kabul edilemez olup Sözleşme’nin 35. maddesinin 3 ve 4. fıkraları uyarınca reddedilmelidir.
Bu gerekçelerle, Mahkeme, Oy Birliğiyle,
Başvurunun kabul edilemez olduğuna karar vermiştir.
İşbu karar, Fransızca dilinde tanzim edilmiş olup 30 Eylül 2021 tarihinde yazılı olarak bildirilmiştir.
{signature_p_2}
Hasan Bakırcı Carlo Ranzoni
Bölüm Yazı İşleri Müdür Yardımcısı Başkan