AVRUPA İNSAN HAKLARI MAHKEMESİ
İKİNCİ BÖLÜM
KABUL EDİLEBİLİRLİK HAKKINDA KARAR
Başvuru No. 17820/11
Erol Volkan İLDEM ve diğerleri / Türkiye
Başkan,
Robert Spano,
Yargıçlar,
Paul Lemmens,
Ledi Bianku,
Işıl Karakaş,
Nebojša Vučinić,
Jon Fridrik Kjølbro,
Stéphanie Mourou-Vikström,
ve Bölüm Yazı İşleri Müdürü Stanley Naismith’in katılımıyla 16 Ocak 2018 tarihinde Daire olarak toplanan Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (İkinci Bölüm), 27 Aralık 2010 tarihli yukarıda belirtilen başvuruyu, davalı Hükümet tarafından sunulan görüşleri ve başvuranların cevaben sunduğu görüşleri göz önünde bulundurarak gerçekleştirdiği kapalı oturumdaki müzakereler sonucunda aşağıdaki kararı vermiştir:
OLAYLAR Başvuranlar, Erol Volkan İldem ("birinci başvuran"), Fevzi Oğuz Arslan ("ikinci başvuran") ve Cengiz Kahraman ("üçüncü başvuran"), sırasıyla 1982, 1975 ve 1974 doğumludurlar ve İstanbul’da ikamet etmektedirler. Başvuranlar, İstanbul Barosuna bağlı Avukatlar, H. Karakuş ve G. Altay tarafından temsil edilmişlerdir. Türk Hükümeti ("Hükümet") ise kendi görevlisi tarafından temsil edilmiştir.
A. Davanın koşulları
Davanın kendine özgü koşulları, taraflarca ifade edildiği şekliyle, aşağıdaki gibi özetlenebilmektedir.
1. Başvuranların yakalanması
25 Nisan 2001 tarihinde, saat 12.20 sularında, İstanbul’un Bahçelievler Mahallesi’nde bir polis memuru tarafından yapılan kimlik kontrolü sırasında, birinci başvuran, bu polis memurunun silahını ele geçirmiş, üzerine ateş etmeye çalışmış ve ardından ikinci başvuranla birlikte kaçmıştır.Daha sonra meydana gelen kovalamaca sırasında, başvuranlar ile hem polis memuru hem de kendilerini yakalamaya çalışan vatandaşlar ve ikinci polis memuru arasında birçok fiziksel arbede yaşanmıştır. Bu arbedelerden biri sırasında, bir aracı ele geçiren birinci başvuran, bu aracın camını kıran ve kendisine vuran bir kişiyi ateş ederek öldürmüştür. Bir kalabalık toplanmış ve bu kişinin öldürülmesi nedeniyle öfkelenen kalabalık, ilk iki başvuranı darp etmiştir. İkinci polis memuru, kalabalığı dağıtmak için havaya dokuz el ateş etmiştir. Daha sonra takviye polis kuvvetleri gelmişler ve iki başvuranı yakalamış ve linç edilmekten kurtarmışlardır. İki başvuran, saat 14.00’te Tozkoparan Karakolu’na sevk edilmişlerdir.Sorgulanması sırasında, üzerinde Yasin Kurtoğlu adına düzenlenen sahte bir kimlik kartıyla yakalanan ikinci başvuran, yasadışı bir örgüt olan TKP/ML-TIKKO’nun (Türkiye Komünist Partisi/Marksist-Leninist-İşçi Köylü Kurtuluş Ordusu) üyesi olduğunu kabul etmiş ve ertesi gün bu örgütün bir başka üyesiyle randevusu olduğunu belirtmiştir. Polis, bu kişinin yakalanması amacıyla 26 Nisan 2001 tarihinde Maltepe Mahallesi’nde bir operasyon düzenlemiştir. Beklenen kişi olan üçüncü başvuran, randevu yerine gelmiş, ardından polisin müdahalesi sırasında kaçmıştır. Yaşanan kovalamaca ve fiziksel arbedenin ardından, üçüncü başvuran yakalanmıştır. Akabinde, diğer iki kişi, bu operasyon kapsamında yakalanmıştır. Birçok kamp malzemesi, sahte belge iletme ve üretme malzemeleri, farklı türlerde ateşli silahlar, roketatarlar ve el bombaları, mühimmatlar ve patlayıcılar, başvuranlar tarafından belirtilen adreslerde ve gizli yerlerde bulunmuştur. Başvuranlar hakkında terör faaliyetleri nedeniyle soruşturma açılmıştır.
2. Tıbbi muayeneler
Başvuranların yakalanmasıyla sonuçlanan olayların ardından farklı tıbbi muayeneler yapılmış ve özellikle yakalamalara katılan iki polis memurunda yaralanmaların bulunduğunu belirten birçok tıbbi rapor düzenlenmiştir.Bu raporlardan ikisine göre, ilk iki başvuranın yakalanması sırasında yaralanan polis memurlarından biri, kürek kemiğindeki ağrılardan şikâyet etmiş, ilgilinin dudaklarında, baldırlarında ve sol dizinde lezyonlara rastlanmış ve bu durum ilgiliye beş gün iş göremezlik raporu verilmesine yol açmıştır. Bir başka rapora göre, üçüncü başvuranın yakalanması sırasında yaralanan ikinci polis memurunun sağ dirseğinde lezyonlara ve sağ elinde bir yırtığa rastlanmıştır. Başvuranlar, birçok tıbbi muayeneye tabi tutulmuşlardır: Yakalanmalarının ardından (25 ve 26 Nisan 2001 tarihli tıbbi raporlar); gözaltı sürecinin sonunda (29 Nisan 2001 tarihli tıbbi raporlar); kendilerini dinleyen savcının talimatı üzerine ifadelerinin alınmasının ardından (1 Mayıs 2001 tarihli tıbbi raporlar) ve ikinci başvuranla ilgili olarak, sekel (işlev ya da doku bozukluğu) iddiaları nedeniyle Ağır Ceza Mahkemesinde yürütülen dava sırasında (21 Şubat 2005 tarihli tıbbi rapor). Başvuranlara ilişkin raporlar, aşağıda ayrıntılı olarak belirtilmektedir.
a) Birinci başvuran
Haseki Hastanesinde 25 Nisan 2001 tarihinde saat 17.20’de düzenlenen raporda, birinci başvuranın burnu, iki zigoması, sol elinin orta parmağı ve sol kaşının üzerinde ekimozların ve ilgilinin göğsü, kafatasının yan kemiği, sağ dirseği, sağ dizi, sağ uyluğu ile kafatası derisinin üzerinde ve iki kulağının arkasında geniş ekimozların bulunduğu belirtilmiştir. Aynı kurum bünyesinde 29 Nisan 2001 tarihinde saat 14.30’da düzenlenen raporda, bu başvuranın parietal bölgesinde, kafatası derisinde 2 x 2 cm, sol kaşının üzerinde 1 cm, her iki gözünün altında 1 cm, karnının üst kısmında 1 cm, göğsünün sol yan kısmında 1 cm, omurgasının sağ tarafında 1 x 1 cm ve sağ uyluğunda 1 x 1 cm çapında ekimozların bulunduğu belirtilmiştir. Adli Tıp Kurumu tarafından 1 Mayıs 2001 tarihinde saat 10.30’da hazırlanan raporda, birinci başvuranın her iki gözünün altında ekimozların, alnında bir ekimozun ve bir yırtığın, göğüs ve sırt bölgesinde farklı küçük yırtıkların ve hassasiyetin, her iki dirseğinde kabuk bağlamış yırtıkların ve elleri ile bileklerinde yırtıkların bulunduğu belirtilmiştir. Raporda, 29 Nisan 2001 tarihli tıbbi raporun dikkate alınmasının ardından saptanan, yedi gün iş göremezlik durumundan söz edilmiştir.
b) İkinci başvuran
Yasin Kurtoğlu adına Haseki Hastanesinde 25 Nisan 2001 tarihinde saat 16.45’te düzenlenen raporda (bakınız yukarıda 5. paragraf), ikinci başvuranın zigomaları üzerinde ve gözlerinin çevresinde geniş ekimoz ve yırtıklara, oksipital bölgesinde 1,5 cm çapında üst deriye ait bir kesiğe ve şişliklere, kürek kemiklerinin, sırtının ve bel bölgesinin üzerinde ekimozlara ve sağ dizinin üzerinde yırtıklara rastlandığı ifade edilmiştir. Aynı kurum bünyesinde 29 Nisan 2001 tarihinde saat 14.30’da hazırlanan raporda, bu başvuranın sol gözü ve sol kaşının üzerinde ekimozların bulunduğu belirtilmiştir. Adli Tıp Kurumu tarafından 1 Mayıs 2001 tarihinde, saat 10.30’da düzenlenen raporda, yukarıda belirtilen başvuranın sol gözünün altında 1,5 x 2 cm çapında bir ekimozun, sağ omzunda 3 x 4 cm ve 6 x 7 cm çapında sarımsı ekimozların ve sol koltukaltına doğru göğsün sol tarafında 2 x 4 cm çapında açık sarı bir ekimozun bulunduğu belirtilmiştir. Raporda, 29 Nisan 2001 tarihli tıbbi raporun dikkate alınmasının ardından tespit edilen, yedi gün iş göremezlik durumundan bahsedilmiştir. Adli Tıp Kurumu tarafından 21 Şubat 2005 tarihinde hazırlanan raporda, bu başvuranda herhangi bir patolojinin bulunmadığı ifade edilmiştir.
c) Üçüncü başvuran
Haseki Hastanesinde 26 Nisan 2001 tarihinde saat 18.40’ta düzenlenen raporda, üçüncü başvuranın yüzünün sağ tarafında, sırtının tamamında ve sağ dizinde çok sayıda yırtığın bulunduğu belirtilmiştir. Aynı kurum tarafından 29 Nisan 2001 tarihinde saat 14.30’da hazırlanan raporda, bu başvuranın sol uyluğunun yan kısmında 1 x 2 cm, sol omzunda 1 x 1 cm ve sağ dirseğinde 1 x 1 cm çapında ekimozların ve bel bölgesinde ve sağ dizinde hassasiyetin bulunduğu ifade edilmiştir. 1 Mayıs 2001 tarihinde saat 10.30’da üçüncü başvuranı muayene eden Adli Tıp Kurumu doktoru, düzenlediği raporda, söz konusu başvuranın bel ağrıları hissetmesinden ve sağ bacağına dayanamamaktan şikâyet ettiğini ifade etmiştir. Ardından, Adli Tıp Kurumu doktoru şu lezyonların bulunduğunu belirtmiştir: Sol omuzda 1 x 2 cm çapında bir yırtık, her iki dizin altında yırtıklar, sol kasıkta 2 x 2 cm çapında bir yırtık ve zigoma bölgesinde hassasiyet. Doktor, bel ağrıları şikâyeti ve sağ bacakta sorun olması nedeniyle, Devlet Hastanesinde ek bir muayene yapılmasını talep ettiğini eklemiştir. Etfal Devlet Hastanesi tarafından 1 Mayıs 2001 tarihinde saat 14.30’da düzenlenen tıbbi raporda, üçüncü başvuranda nörocerrahi bir müdahaleyi gerektiren herhangi bir patolojinin bulunmadığı, ilgiliye ilaç tedavisi verildiği ve ilgilinin tavsiyelerden yararlandığı belirtilmiştir. Aynı gün saat 15.00’te tamamlanan ve Adli Tıp Kurumu tarafından düzenlenen yukarıda belirtilen raporda, Etfal Hastanesi tarafından 29 Nisan 2001 tarihinde düzenlenen tıbbi raporun dikkate alınmasının ardından saptanan, yedi gün iş göremezlik durumundan söz edilmiştir.
3. Kötü muamele şikâyetleri hakkında soruşturma
1 Mayıs 2001 tarihinde, İstanbul Devlet Güvenlik Mahkemesi Cumhuriyet Savcısı, başvuranların ifadelerini almıştır. Başvuranlar, kendilerine atfedilen olay ve olgulara itiraz etmişlerdir. Ayrıca, başvuranlar bilhassa, dövülmelerinden, ayakta tutulmalarından, yüksek basınçlı soğuk su püskürtülmesinden, ardından soğuk bir sıcaklığa ayarlanmış klimanın önünde tutulmalarından şikâyet ederek, gözaltında işkenceye uğradıklarını iddia etmişlerdir. Yine 1 Mayıs 2001 tarihinde, İstanbul Devlet Güvenlik Mahkemesi hâkimi, başvuranların ifadelerini almıştır. Başvuranlar, kendi ifadelerinde, terör örgütüne yardım ve destek suçlamalarına itiraz etmişler ve işkence iddialarını tekrarlamışlardır. Hâkim, başvuranların tutuklanmasına karar vermiştir. Fatih Cumhuriyet Savcısı ("savcı"), derhal bir soruşturma başlatmıştır. 14 Haziran 2001 tarihli yazıyla, İstanbul Emniyet Müdürlüğü, savcı tarafından yapılan talebe cevap olarak, savcıya, başvuranların yakalanmasına katılan memurların altı kişilik isim listesini ve ilgililerin sorgulanmasına katılan memurların yedi kişilik isim listesini bildirmiştir. Savcı, tüm bu memurların ve başvuranların ifadelerini almıştır. Yakalamaya katılan memurlar, olayların seyrini ayrıntılı şekilde anlatmışlardır. Bütün memurlar, hem yakalama sırasında hem de başvuranların gözaltında bulundukları sırada kötü muamele uygulandığı iddialarını kabul etmemişlerdir. 24 Nisan 2002 tarihinde, savcı kovuşturmaya yer olmadığına karar vermiştir. 2 Ocak 2003 tarihinde, başvuranların itirazı üzerine, Beyoğlu Ağır Ceza Mahkemesi bu kararı bozmuştur. 31 Mart 2003 tarihli iddianameyle, Beyoğlu Ağır Ceza Mahkemesinin kararının ardından, savcı, işkence nedeniyle, başvuranların gözaltına alınmasından sorumlu olan yedi polis memuru hakkında ceza davası açmıştır. Duruşmalar sırasında, Ağır Ceza Mahkemesi, polis memurlarını sorgulamış ve 25 Nisan 2001 tarihli olaylara tanık olan üç vatandaşı dinlemiştir. Söz konusu vatandaşlar, bir toplanmanın meydana geldiği ve polisin ilk iki başvuranı linç edilmekten kurtardığı yönünde olaylara ilişkin anlatımı doğrulamışlardır. Ayrıca, teşhis amacıyla polis memurları sıraya dizilmişlerdir. İkinci başvuran, sıralanan polislerden ikisinin kendisini karakola geldiği sırada darp ettiğini ifade etmiştir. Başvuranlar, olaya karışan bütün memurları tanıyamadıklarını belirtmişlerdir. Aynı zamanda fotoğraflar üzerinden de kimlik teşhisi yapılmış, ancak bu durumun sonuçsuz kaldığı ortaya çıkmıştır. Dahası, Ağır Ceza Mahkemesi, gözaltında bulunduğu sırada oğullarını ziyaret eden, birinci başvuranın anne ve babasını dinlemiştir. 19 Ocak 2005 tarihli duruşma sırasında, ikinci başvuran, maruz kaldığını belirttiği kötü muameleler nedeniyle oluşan sekellerin kendisinde halen bulunduğunu iddia etmiş ve yeniden muayene edilmeyi talep etmiştir. Ağır Ceza Mahkemesi, söz konusu başvuranın yeniden muayene edilmesine karar vermiş ve bu muayene sonucunda başvuranda herhangi bir patolojinin bulunmadığı tespit edilmiştir (yukarıda 16. paragraf). 27 Aralık 2007 tarihli kararla ve yirmi duruşmanın sonunda, İstanbul Ağır Ceza Mahkemesi, suçlanan polis memurlarının beraatına karar vermiştir. Ağır Ceza Mahkemesi, gerekçesinde, söz konusu polis memurlarının ilgililere kötü davranarak atfedilen suçları itiraf ettirmeye çalıştıkları yönündeki başvuranların iddialarını desteklemek için belirleyici ve ikna edici herhangi bir delil unsurunun bulunmadığını ve ilgililerin vücudunda tespit edilen yaralanmaların bu polislerin davranışlarından kaynaklandığını belirtmiştir. Ağır Ceza Mahkemesi aynı zamanda, başvuranların yakalandıkları koşulları ve özellikle, bir vatandaşın öldürülmesi nedeniyle öfkelenen kalabalığın müdahalesini özetlemek için yakalama tutanaklarına ve farklı ifadelere atıfta bulunmuştur. 1 Kasım 2010 tarihli kararla, Yargıtay bu kararı onamıştır.
B. İlgili iç hukuk kuralları ve uygulaması
34. İşkence ve Diğer Zalimane, İnsanlık Dışı, Aşağılayıcı Muamele veya Cezaların Etkili Biçimde Soruşturulması için El Kılavuzu’nda ("İstanbul Protokolü") belirtilen işkence ve diğer zalimane, insanlık dışı ya da aşağılayıcı muamelelerle bulunup bulunulmadığının tespit edilmesine yönelik ilkelerin bir özeti Batı ve diğerleri/Türkiye (No. 33097/96 ve 57834/00, § 100, AİHM 2004‑IV) kararında yer almaktadır.
ŞİKÂYETLER
35. Başvuranlar, Sözleşme’nin 3. maddesine dayanarak, gözaltında bulundukları süre boyunca işkence gördüklerini iddia etmektedirler. Başvuranlar aynı zamanda, tıbbi muayenelerinin, İstanbul Protokolü’ne uygun olarak yapılmadığı kanısındadırlar. Başvuranlar, Sözleşme’nin 6. maddesine dayanarak, polisler hakkında açılan ceza yargılamasının süresinden de şikâyet etmektedirler; söz konusu sürenin aşırı uzun olduğunu ve bu yargılamanın hakkaniyetten yoksun olduğunu iddia etmektedirler.
36. Başvuranlar, Sözleşme’nin 3. maddesiyle birlikte 13. maddesine dayanarak, tazminat davası açmalarına imkân verecek etkin bir hukuk yolu bulunmadığından yakınmaktadırlar.
37. H. Karakuş Ceylan 16 Nisan 2012 tarihinde, ikinci başvuran adına, aynı olay ve olgular ile şikâyetlerle ilgili olarak bir dilekçe sunmuştur.
HUKUKİ DEĞERLENDİRME
38. Başvuranlar, gözaltında bulundukları sırada işkence gördüklerini ve tıbbi muayenelerinin, İstanbul Protokolü’ne uygun olarak yapılmadığını ileri sürmektedirler. Başvuranlar ayrıca, polisler hakkında yürütülen yargılamanın hakkaniyetten yoksun olduğu ve süresinin aşırı uzun olduğu kanaatindedirler.
39. Hükümet, başvuranların iddialarına karşı çıkmaktadır.
40. Mahkeme, söz konusu şikâyetlerin, Sözleşme’nin yalnızca bir bütün olarak 3. maddesi açısından incelenmesi gerektiğini değerlendirmektedir. Konuyla ilgili genel ilkeler için, El-Masri/Eski Yugoslav Makedonya Cumhuriyeti ([BD], No. 39630/09, §§ 182-185 ve 195-198, AİHM 2012), Mocanu ve diğerleri/Romanya ([BD], No.10865/09, 45886/07 ve 32431/08, §§ 314-326, AİHM 2014 (özetler)) ve Bouyid/Belçika ([BD], No. 23380/09, §§ 81-90 ve 114-123, AİHM 2015) kararlarına atıfta bulunmaktadır.
41. Mahkeme öncelikle, İstanbul Protokolü’nde belirtilen muayene ile ilgili koşullara riayet edilmediğine ilişkin şikâyetle ilgili olarak, başvuranların, söz konusu Protokol’e hangi bakımdan riayet edilmediği konusunda bir açıklama yapmadıklarını kaydetmektedir. Mahkeme aynı zamanda, başvuranların, yapılan muayeneler sonrasında düzenlenen farklı tıbbi raporlarda, vücutlarında bulunan lezyonlardan bahsedilmediği iddiasında bulunmadıklarını kaydetmektedir. Mahkeme ayrıca, söz konusu tıbbi iddialarla ilgili olarak yürütülen yargılamanın hakkaniyetten yoksun olduğu yönündeki şikâyetin herhangi bir dayanağı olmadığını gözlemlemektedir. Netice itibarıyla, Mahkeme, başvurunun bu kısmının, Sözleşme’nin 35. maddesinin 3. fıkrasının a) bendi ve 4. fıkrası uyarınca, dayanaktan yoksun olduğu gerekçesiyle kabul edilemez olduğuna karar vermiştir.
42. İşkence iddialarıyla ilgili olarak yürütülen yargılama hususunda ise Mahkeme, soruşturma yükümlülüğünün, sonuç yükümlülüğü değil, uygun araçların kullanılması yükümlülüğü olduğunu hatırlatmaktadır. Soruşturma, kural olarak, olayın gerçekleştiği koşulların belirlenmesini ve iddiaların doğru olduğunun kanıtlanması halinde sorumluların tespit edilerek cezalandırılmasını sağlayacak nitelikte olmalıdır (Mikheïev/Rusya, No. 77617/01, § 107, 26 Ocak 2006).
43. Somut olayda, Mahkeme, soruşturmanın doğrudan savcı tarafından yürütüldüğünü ve savcının, davayla ilgili tüm unsurlara hızlıca eriştiğini gözlemlemektedir. Savcı derhal, başvuranları yakalayan ve sorguya çeken polis memurlarının kimliklerinin tespit edilmesini talep etmiştir (yukarıda 24. paragraf).
44. Mahkeme aynı zamanda, ilgililerin, gözaltına alınırken ve gözaltından çıkarken doktorlar tarafından muayene edildiklerini ve savcının talebi üzerine, Adli Tıp Kurumu tarafından ek raporlar düzenlendiğini de kaydetmektedir. Mahkeme, bu raporlarda varılan tespitler ile gözaltına ilişkin ilk raporlarda varılan sonuçların birbirleriyle oldukça tutarlı olduklarını tespit etmektedir (yukarıda 9 ila 21. paragraflar)
45. Öte yandan, Mahkeme, ilk iki başvuranın kaçtıkları sırada bir kalabalık oluştuğunu ve bir vatandaşın hayatını kaybetmesine öfkelenen bu kalabalık tarafından ilgili şahıslara fiziksel saldırıda bulunulduğu yönündeki açıklamayı kabul etmemeye imkân verecek herhangi bir belgeye sahip değildir. Bu koşullarda, bu başvuranların vücudunda tespit edilen yaralardan bazılarının, gözaltı sırasında maruz kalınan herhangi bir kötü muameleye dayandırılabilir olduğu sonucuna varmak mümkün değildir. Mahkeme aynı zamanda, bu başvuranların yakalanmaları sırasında, bir polis memurunun da yaralandığını kaydetmektedir (yukarıda 8. paragraf).
46. 26 Nisan 2001 tarihinde yakalanan üçüncü başvuranla ilgili olarak, Mahkeme, bu başvuranın yakalanması, diğer başvuranların yakalanmasından kendi bağlamında farklılık gösterse bile, bu durumdan farklı olarak, daha öncesinde herhangi bir kalabalığın oluşmadığını, ilgilinin kaçtığını ve daha sonra yakalanması sırasında bir polis memurunu yaraladığını gözlemlemektedir (yukarıda 5 ve 8. paragraflar). Mahkeme, gözaltına alınırken ve gözaltından çıkarken bu başvuranla ilgili olarak düzenlenen tıbbi raporların da birbirleriyle oldukça tutarlı olduklarını tespit etmektedir.
47. Mahkeme daha sonra, başvuranları yakalayan ve gözaltına alan sorumlu polis memurlarının kimliklerinin derhal tespit edilerek mahkemeye sevk edildiklerini kaydetmektedir. Aynı zamanda, fotoğraf üzerinden kimlik teşhisi ve seçimlik teşhis de yapılmış; başvuranlar teşhis işlemlerine bilfiil katılabilmişlerdir.
48. Nitekim, Mahkeme, Ağır Ceza Mahkemesi tarafından, kovalamaca ve birinci başvuran tarafından işlenen cinayet sonrasında oluşan kalabalığın neden olduğu olayların boyutunu tespit etmek amacıyla, ilk iki başvuranın yakalanmasına sebep olan olaylara tanıklık eden üç vatandaşın da ifadelerinin alındığını tespit etmektedir.
49. Mahkeme aynı zamanda, Ağır Ceza Mahkemesinin, ikinci başvuran tarafından dile getirilen sekel iddialarının gerçekliğini teyit etmek amacıyla 2005 yılında ek bir tıbbi muayene yapılması talebinde bulunduğunu ve yapılan muayenenin, ilgilide herhangi bir patoloji bulunmadığını saptamaya imkân verdiğini de tespit etmektedir (yukarıda 31. paragraf).
50. Yukarıda belirtilen hususlar göz önüne alındığında, Mahkeme, adli makamların, kötü muamele iddiaları karşısında uygun şekilde hareket ettikleri kanaatine varmaktadır.
51. Mahkeme, Ağır Ceza Mahkemesinin, başvuranların yakalanmasıyla ilgili koşullar göz önüne alındığında, kendileri tarafından ileri sürülen lezyonların, gözaltı sırasında maruz kalmış olabilecekleri kötü muamelelerle bağlantılı olduğu tespitine varmak için yeterli delil bulunmadığı kanaatine vardığını kaydetmektedir. Bu bağlamda, Mahkeme, görevinin ikincil niteliğinin farkında olarak, incelediği davaya ilişkin koşullar kaçınılmaz kılmadığı takdirde, haklı sebepler bulunmaksızın ilk derece mahkemesi hâkiminin görevini üstlenemeyeceğini hatırlatmaktadır. Mahkeme, yerel yargılamalar yürütülürken, olaylara ilişkin kendi değerlendirmesini, topladıkları delillere dayanarak olayları tespit etmekle yükümlü ulusal mahkemelerin değerlendirmelerinin yerine koymakla görevli değildir. Her ne kadar ulusal mahkemelerin bulguları, elindeki tüm bilgi ve belgeler ışığında kendi değerlendirmesini yapmakta özgür olan Mahkeme’yi bağlamasa da, Mahkeme, kural olarak, yalnızca bu yönde ikna edici verilere sahip olması durumunda, ulusal hâkimlerce varılan olgusal tespitleri reddedecektir (Mustafa Tunç ve Fecire Tunç/Türkiye [BD], No. 24014/05, § 182, 14 Nisan 2015).
52. Böylelikle, Mahkeme, ulusal adli mercilerin, şüphelilerin, tanıkların ve son olarak başvuranların beyanlarının güvenilirlik derecesini (Aksin ve diğerleri/Türkiye, No. 4447/05, §§ 38-42, 1 Ekim 2013) ve davanın özel koşulları bakımından, tıbbı raporların önemini değerlendirme konusunda daha iyi konumda oldukları sonucuna varmaktadır.
53. Mahkeme öte yandan, başvuranların hiçbirinin, yakalanmaları sırasında aşırı ve yersiz güç kullanıldığı iddiasında bulunmadıklarının altını çizmektedir. Tespit edilen yaralar ile başvuranlar tarafından, genel ve yüzeysel bir şekilde, işkence olarak nitelendirilen polislerin eylemleri arasında herhangi bir bağlantı kurulamamıştır.
54. Tüm bu hususlar değerlendirildiğinde, Mahkeme, somut olayda, yetkililerin, kötü muamele iddialarını aydınlatmak için kendilerinden makul olarak beklenebilecek tüm tedbirleri almadıklarını söylemeye ve polislerin beraatına karar vermek için vardıkları tespitlerin yeniden incelenmesine imkân verecek herhangi bir unsur ya da argümanın bulunmadığı kanaatine varmaktadır.
55. Dolayısıyla, işbu şikâyet açıkça dayanaktan yoksun olup, Sözleşme’nin 35. maddesinin 3. fıkrasının a) bendi ve 4. fıkrası uyarınca reddedilmelidir.
56. Geriye, somut olayda yürütülen soruşturmanın süresini değerlendirmek kalmaktadır. Bu konuyla ilgili olarak, Mahkeme şu gözlemlerde bulunmaktadır. Söz konusu soruşturma 2001 yılının Mayıs ayında başlamıştır. Savcı 24 Nisan 2002 tarihinde kovuşturmaya yer olmadığına dair karar vermiştir. Başvuranların itirazı üzerine, 2 Ocak 2003 tarihinde, Beyoğlu Ağır Ceza Mahkemesi bu kararı bozmuştur. Savcı 31 Mart 2003 tarihinde, işkence nedeniyle çok sayıda polis memuru hakkında iddianame hazırlamıştır. Yapılan yirmi duruşma sonunda, 27 Aralık 2007 tarihinde verilen kararla, Ağır Ceza Mahkemesi, başvuranların yakalanmasına ilişkin koşulları göz önünde bulundurarak ve işkence iddialarını destekleyen delillerin yetersiz olduğu gerekçesiyle, bu polis memurları hakkında beraat kararı vermiştir. Yargıtay 1 Kasım 2010 tarihinde bu kararı onamıştır.
57. Soruşturma ve ardından, kovuşturmaya yer olmadığına dair kararın bozulmasını izleyen ceza yargılaması, toplamda yaklaşık dokuz yıl sürmüştür. Bu bağlamda, Mahkeme, "usulü gerekliliğe riayet etmenin, birçok önemli parametreye dayanarak değerlendirildiğini hatırlatmanın gerekli olduğu kanısındadır: Soruşturma tedbirlerinin yeterliliği, soruşturmanın hızlılığı, [mağdurların] katılımı ve soruşturmanın bağımsızlığı. Bu parametreler, birbirleriyle bağlantılı olup, ayrı ayrı ele alındıklarında, her biri tek başına bir amaç teşkil etmemektedir (...). Söz konusu parametreler, hep birlikte ele alındıklarında soruşturmanın etkinlik düzeyinin değerlendirilmesine olanak sağlamaktadır. (...) Herhangi bir mevzunun, soruşturmanın etkinliğine ilişkin bu amaç ışığında değerlendirilmesi gerekmektedir" (yukarıda anılan Mustafa Tunç ve Fecire Tunç kararı, § 225 (Sözleşme’nin 2. maddesi hakkında)).
58. Ancak, somut olayda, Mahkeme daha önce, soruşturmanın derhal başlatıldığını, başvuranların iddialarını incelemek amacıyla imkân dahilinde tüm tedbirlerin alındığını ve polis memurlarının kimliklerinin teşhis edilmesi sonrasında suçlandıklarını saptamıştır. Bunun yanı sıra, yargılama, örneğin iddia edilen olayların zamanaşımına uğraması nedeniyle sonuçlanmamıştır (bk. diğer kararlar arasında, Dağabakan ve Yıldırım/Türkiye, No. 20562/07, §§ 28 ve 63‑65, 9 Nisan 2013). Aynı zamanda, başvuranların yakalanmasının olaylı koşullarını ve ilgililerin gözaltında kötü muameleye maruz kalmış olabileceklerini tespit etmeye imkân veren deliller bulunmamasını göz önünde bulundurarak, Mahkeme, ceza yargılamasının süresinin tek başına, söz konusu soruşturmanın etkinlikten yoksun olduğunu söylemek için yeterli olamayacağı sonucuna varmaktadır.
59. Son olarak, başvuranların, tazminat davası açma imkânı veren etkin bir hukuk yolu bulunmaması bağlamındaki, Sözleşme’nin 3. maddesiyle birlikte 13. maddesine dayalı şikâyetini incelemek Mahkeme’ye düşmektedir.
60. Mahkeme, başvuranların iddiasına karşı çıkan ve suçlanan polis memurlarının delil yetersizliği nedeniyle beraat etmelerine rağmen kötü muamelelerden şikâyet eden kişilerin tazminat aldıkları idari mahkemelerince verilen iki karar örneği sunan Hükümetin görüşünü kaydetmektedir.
61. Mahkeme, iç hukukta Sözleşme’nin hak ve özgürlüklerinden yararlanmaya imkân veren bir hukuk yolunun varlığını güvence altına alan Sözleşme’nin 13. maddesinin, Sözleşme’ye dayalı "savunulabilir bir şikâyetin" içeriğini inceleme ve uygun telafi sunma konularında yetkili ulusal makama yetki veren bir iç hukuk yolu gerektirdiğini hatırlatmaktadır (bk. diğer birçok karar arasında, yukarıda anılan El-Masri kararı, § 255). Ancak, somut olayda, Mahkeme, başvuranların Sözleşme’nin 3. maddesi bağlamındaki şikâyetinin kabul edilemez olduğuna karar vermiştir (yukarıda 55. paragraf). Netice itibarıyla, Sözleşme’nin 13. maddesi bağlamındaki şikâyet de açıkça dayanaktan yoksun olup, Sözleşme’nin 35. maddesinin 3. fıkrasının a) bendi ve 4. fıkrası uyarınca reddedilmelidir.
62. Mahkeme öte yandan, aynı olay ve olgular ile şikâyetlerin de 16 Nisan 2012 tarihinde ikinci başvuran adına dosyaya konulduğunu gözlemlemektedir. Mahkeme, yukarıda açıklanan aynı gerekçelerden ötürü bunların kabul edilemez olduğuna karar vermektedir.
Bu gerekçelerle, Mahkeme, oybirliğiyle,
Başvurunun kabul edilemez olduğuna karar vermiştir.
İşbu karar Fransızca dilinde tanzim edilerek, 15 Şubat 2018 tarihinde yazılı olarak tebliğ edilmiştir.
Stanley NaismithRobert Spano
Yazı İşleri MüdürüBaşkan
Full & Egal Universal Law Academy