AVRUPA İNSAN HAKLARI MAHKEMESİ
İKİNCİ BÖLÜM
KABUL EDİLEBİLİRLİK HAKKINDA KARAR
Başvuru no. 75450/10
LM BASIN YAYIN LİMİTED ŞİRKETİ ve Mehmet ÇAĞÇAĞ / Türkiye
Başkan,
Robert Spano,
Yargıçlar,
Ledi Bianku,
Işıl Karakaş,
Paul Lemmens,
Valeriu Griţco,
Jon Fridrik Kjølbro,
Stéphanie Mourou-Vikström
ve Bölüm Yazı İşleri Müdürü Stanley Naismith’in katılımıyla 27 Haziran 2017 tarihinde Daire olarak toplanan Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (İkinci Bölüm), 3 Aralık 2010 tarihli yukarıda belirtilen başvuruyu, davalı Hükümet tarafından sunulan görüşleri ve başvuranların cevaben sundukları görüşleri göz önünde bulundurarak gerçekleştirdiği kapalı oturumdaki müzakereler sonucunda aşağıdaki kararı vermiştir:
OLAYLAR
Birinci başvuran Tuncay Akgün, olayların meydana geldiği dönemde, Leman isimli mizah dergisinin editörü ve genel merkezi İstanbul’da bulunan, bir yayın ve dağıtım şirketi olan LM Basın Yayın Limitet Şirketinin imtiyaz sahibi idi. İkinci başvuran Mehmet Çağçağ ise söz konusu derginin karikatüristi olarak görev yapmaktaydı.Başvuranlar, İstanbul Barosuna bağlı Avukat F. İlkiz tarafından temsil edilmektedirler. Türk Hükümeti ("Hükümet") kendi görevlisi tarafından temsil edilmektedir.25 Eylül 2014 tarihinde, Sözleşme’nin 10. maddesine ilişkin şikâyet Hükümete tebliğ edilmiş ve başvurunun geri kalan kısmının Mahkeme İçtüzüğü’nün 54. maddesinin 3. fıkrası uyarınca kabul edilemez olduğuna karar verilmiştir.
A. Davanın koşulları Davanın kendine özgü koşulları, başvuranlar tarafından ifade edildiği şekilde, aşağıdaki gibi özetlenebilir.5 Şubat 2008 tarihinde, olayların meydana geldiği dönemde Türkiye’nin Başbakanı olan Recep Tayyip Erdoğan’ın bir resmi, Leman isimli mizah dergisinde yayımlanmıştır. Söz konusu derginin kapağında, aslında 22 Temmuz 2007 tarihli seçimlerin ardından çekilen ve Erdoğan’ın orta parmağını gösterdiği bir fotoğrafı içeren fotomontajdan ibaret olan bir resim ve konuşma balonu bulunmaktaydı. Söz konusu balonda şu yazı yer almaktaydı:
"Batının ilmini bilimini değil, ahlaksızlığını aldık."Dosyadan, söz konusu resmin yayımlanmasından birkaç gün önce, Erdoğan’ın, diğer Avrupa ülkelerinde eğitimlerine devam etmek için burs alan öğrencilerin ayrılması dolayısıyla düzenlenen bir bilgi toplantısı sırasında yukarıda belirtilen sözlere benzer sözleri ifade ettiği anlaşılmaktadır.Söz konusu resmin yayımlanmasının ardından, Recep Tayyip Erdoğan, Başbakan olarak kendi şahsiyetine yönelik iftira ve hakaret nedeniyle, Borçlar Kanunu’nun 49. maddesinin 2. fıkrasına dayanarak, 20.000 Türk lirası (TRY - olayların meydana geldiği dönemde geçerli olan döviz kuruna göre yaklaşık 11.500 avro) tutarında tazminat talebiyle, başvuranlar hakkında tazminat davası açmıştır. Recep Tayyip Erdoğan, ihtilaf konusu resmin üzerinde, kendisi hakkında "çirkin, nezaketsiz, onur kırıcı, aşağılayıcı ve karalayıcı" nitelikte bir fotomontaj yapıldığını iddia etmiştir.Ankara Asliye Hukuk Mahkemesi, 21 Ekim 2008 tarihinde, başvuranları, "Başbakan’ı müstehcen bir hareket yaparak ahlaka aykırı şekilde davranan bir kişi olarak gösteren, ihtilaf konusu dergide kullanılan fotoğraf dikkate alındığında, davacı tarafın [Recep Tayyip Erdoğan] kişisel haklarının ihlal edildiğinin tespit edildiği" gerekçesiyle Recep Tayyip Erdoğan’a 4.000 TRY (olayların meydana geldiği dönemde yaklaşık 1.977 avro) tazminat ödemeye mahkûm etmiştir. Ankara Asliye Hukuk Mahkemesi, verdiği kararda, aynı zamanda, ihtilaf konusu resmin üzerinde kullanılan fotoğrafın dikkatli bir şekilde değiştirildiğini gösteren bilirkişi raporuna atıfta bulunmuştur.Başvuranlar, ifade özgürlüklerine saygı gösterilmediği gerekçesiyle, Asliye Hukuk Mahkemesinin kararına karşı temyiz başvurusunda bulunmuşlardır. 19 Ekim 2009 tarihinde verilen ve 22 Aralık 2009 tarihinde başvuranlara tebliğ edilen kararla, Yargıtay, ilk derece mahkemesinin kararını onamıştır. 30 Mart 2010 tarihinde, başvuranlar, mahkemelerce kendileri tarafından ödenmesine karar verilen tazminat miktarının son kısmını mahkeme kararlarının icrasından sorumlu makama ödemişlerdir. Bu meblağ, gecikme faizi ve yargılama masraflarıyla birlikte, toplam 6.345 TRY tutarına karşılık gelmiştir. Bu süre zarfında, kanun tarafından öngörülen sürelerde -ve en geç yukarıda belirtilen tarihte-, başvuranlar, temyiz argümanlarını yineleyerek, karar düzeltme talebinde bulunmuşlar ve Yargıtay’ın açıkça bu argümanların hiçbirine cevap vermediğini ileri sürmüşlerdir. 6 Temmuz 2010 tarihinde başvuranlara bildirilen 27 Mayıs 2010 tarihli kararla, Yargıtay, başvuranlar tarafından itiraz edilen meblağın (4.000 TRY) kanunla öngörülen prosedüre göre karar düzeltme talebine ilişkin olarak belirlenen eşiğin (yılın başında yayımlanan, 2009 yılı için belirlenen eşik - 8.510 TRY) altında olduğunu tespit etmesinin ardından söz konusu talebi incelemeyi reddetmiştir.
B. İlgili iç hukuk ve uygulaması
Hukuk Muhakemesi Kanunu’nun Ek 4. maddesine göre, başvuru için asgari eşikleri teşkil eden meblağlar, 213 sayılı Vergi Usul Kanunu’nun mükerrer (bis) 298. maddesi uyarınca belirlenen kriterlere göre, Maliye Bakanlığı tarafından yılın başında belirlenmekte ve açıklanmaktadır. Yılın başında yayımlanan, hukuk davasında karar düzeltme talebine ilişkin olarak asgari eşik miktarı, 2009 yılı için 8.510 TRY olarak belirlenmiştir.
ŞİKÂYETLER
Biri editör ve diğeri karikatürist olan başvuranlar, Sözleşme’nin 10. maddesine dayanarak bilhassa, mizah dergisinde dönemin Başbakanı’nın değiştirilen bir fotoğrafının yayımlanması sebebiyle, Başbakan’a tazminat ödemeye mahkûm edilmelerinin ifade özgürlüğü haklarını ihlal ettiğini ileri sürmektedirler.
HUKUKİ DEĞERLENDİRME Başvuranlar özellikle, dönemin Başbakanı’na tazminat ödemeye mahkûm edilmelerinin Sözleşme’nin 10. maddesiyle güvence altına alınan ifade özgürlüğü haklarını ihlal etmesinden şikâyetçi olmaktadırlar. Söz konusu madde aşağıdaki gibidir:
"1. Herkes ifade özgürlüğü hakkına sahiptir. Bu hak, kamu makamlarının müdahalesi olmaksızın ve ülke sınırları gözetilmeksizin, kanaat özgürlüğünü ve haber ve görüş alma ve de verme özgürlüğünü de kapsar. Bu madde, Devletlerin radyo, televizyon ve sinema işletmelerini bir izin rejimine tabi tutmalarına engel değildir.
2. Görev ve sorumluluklar da yükleyen bu özgürlüklerin kullanılması, yasayla öngörülen ve demokratik bir toplumda ulusal güvenliğin, toprak bütünlüğünün veya kamu güvenliğinin korunması, kamu düzeninin sağlanması ve suç işlenmesinin önlenmesi, sağlığın veya ahlakın, başkalarının şöhret ve haklarının korunması, gizli bilgilerin yayılmasının önlenmesi veya yargı erkinin yetki ve tarafsızlığının güvence altına alınması için gerekli olan bazı formaliteler, koşullar, sınırlamalar veya yaptırımlara tabi tutulabilir." Mahkeme, Sözleşme’nin 35. maddesinin 1. fıkrası uyarınca, ancak iç hukuk yollarının tüketilmesinin ardından ve iç hukukta kesinleşmiş kararın verildiği tarihten itibaren altı aylık bir süre içinde kendisine başvurulabileceğini hatırlatmaktadır. Mahkeme aynı zamanda, iç hukuk yollarının tüketilmesine ilişkin 35. maddenin 1. fıkrasında belirtilen kuralların ve altı aylık sürenin birbiriyle yakından ilişkili olduğunu hatırlatmaktadır. Böylelikle, bu hükmün gerekliliklerini karşılamayan bir hukuk yolunun kullanılması, "kesinleşmiş kararın" tarihini tespit etmek veya altı aylık sürenin başlangıç tarihini hesaplamak amacıyla Mahkeme tarafından dikkate alınmayacaktır. Başvuranın tarafın baştan beri bir sonuca ulaşmayacak bir hukuk yolunu kullanması halinde, bu hukuk yoluna başvurulması sonucunda verilen kararın altı aylık sürenin hesaplanması için dikkate alınamayacağı sonucuna varılmaktadır (bk., örnek olarak, Jeronovičs/Letonya [BD], No. 44898/10, § 75, AİHM 2016). Mahkeme ayrıca, karar düzeltme yolunun, kanunla öngörülen formalitelere uyulması çerçevesinde Yargıtay huzurunda yargılanabilir kişiler tarafından kullanılması koşuluyla, Türk hukukunda, Sözleşme’nin 35. maddesi anlamında altı aylık süreyi durduran yeterli bir başvuru yolu olduğunu hatırlatmaktadır. Mahkeme, somut olayda, 2009 yılını kapsayan süreç boyunca, bir hukuk davasında karar düzeltme yolunun, ihtilaf konusu meblağın 8.510 TRY olan başvurma eşiğinin üzerinde olması nedeniyle yargılanabilir kişilere açık olduğunu tespit etmektedir. Mahkeme yine, kanunla düzenlenen kriterlere göre Maliye Bakanlığı tarafından belirlenen bu eşiğin söz konusu sürecin başında açıklandığını kaydetmektedir. Böylelikle Mahkeme, başvuranların, başvuru için eşik sınırının altında olan ihtilaf konusu bir meblağa itiraz etmek amacıyla karar düzeltme talebinde bulunarak, olayların meydana geldiği dönemde yeterli olmayan ve dolayısıyla Sözleşme’nin 35. maddesinin 1. fıkrası uyarınca bir hukuk yolu olarak değerlendirilemeyecek bir başvuru yolunu kullandıkları kanaatine varmaktadır. Dolayısıyla, bu tür bir başvuru yolu, bu hükümle öngörülen altı aylık süreyi durduramayacaktır (bk., mutatis mutandis, Traina/Portekiz (kabul edilebilirlik hakkında karar), No. 59431/11, §§ 25‑30, 21 Mart 2017). Mahkeme bu nedenle, 19 Ekim 2009 tarihli Yargıtay kararının mevcut davada "kesinleşmiş" karar olduğu kanısına varmaktadır. Bu kararın başvuranlara 22 Aralık 2009 tarihinde, yani Mahkemeye başvurulmasından altı aydan fazla bir süre önce tebliğ edilmesi nedeniyle, başvuru vaktinden sonra sunulmuştur ve Sözleşme’nin 35. maddesinin 1 ve 4. fıkraları uyarınca reddedilmelidir.
Bu gerekçelerle, Mahkeme, oybirliğiyle,
Başvurunun kabul edilemez olduğuna karar vermiştir.
İşbu karar, Fransızca dilinde tanzim edilmiş olup, 20 Temmuz 2017 tarihinde yazılı olarak tebliğ edilmiştir.
Stanley NaismithRobert Spano
Yazı İşleri MüdürüBaşkan
Full & Egal Universal Law Academy