AVRUPA İNSAN HAKLARI MAHKEMESİ
İKİNCİ BÖLÜM
KABUL EDİLEBİLİRLİK HAKKINDA KARAR
Başvuru no. 54748/09
LONCA ORGANİZASYON ELEKTRONİK GIDA MEDYA YAYINCILIK SANAYİ VE TİCARET A.Ş./Türkiye
Başkan,
Valeriu Griţco,
Hâkimler,
Egidijus Kūris,
Darian Pavli,
ve Yazı İşleri Müdür Yardımcısı Hasan Bakırcı’nın katılımıyla 26 Kasım 2019 tarihinde Komite halinde toplanan Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (İkinci Bölüm),
24 Eylül 2009 tarihinde yapılan yukarıda anılan başvuruyu göz önüne alarak,
Davalı Hükümet tarafından ibraz edilen görüşleri ve bu görüşlere cevaben başvuran tarafından ibraz edilen görüşleri dikkate alarak,
Gerçekleştirilen müzakerelerin sonucunda aşağıdaki kararı vermiştir:
OLAYLAR
1. Lonca Organizasyon Elektronik Gıda Medya Yayıncılık Sanayi ve Ticaret A.Ş. (“başvuran şirket”) Türkiye kanunları çerçevesinde kurulan bir anonim şirketidir. Başvuran şirket, Mahkeme önünde İstanbul barosuna bağlı Avukat H. Temeltaş tarafından temsil edilmiştir.
2. Türk Hükümeti (“Hükümet”) kendi görevlisi tarafından temsil edilmiştir.Davanın Koşulları
3. Dava konusu olaylar; taraflarca belirtildiği üzere ve taraflarca ibraz edilen belgelerden anlaşılacağı şekilde aşağıdaki gibi özetlenebilir.Davanın geçmişi
4. Hisselerinin çoğunluğunun İstanbul Büyükşehir Belediyesinde bulunan bir anonim şirket olan İstanbul Gaz Dağıtım Sanayi ve Ticaret A.Ş. – “İGDAŞ” 20 Kasım 2998 yılında başvuran şirket ile İstanbul’daki doğal gaz sayaçlarının uzaktan okumasını ve sonuçlarının elektronik olarak aktarmasını ve taşeron olarak kullanılmasını öngören beş yıllık bir sözleşme imzalamıştır (“Sözleşme”).
5. Söz konusu Sözleşmesi’nin 6. maddesi aşağıdaki gibidir:
Madde 6 - Ödemeler ve Ödüllendirme Primi
“... Aylık hakediş [raporları][1] bir sonraki ayın 10’una kadar hazırlanır ve varsa alınan avanslar ve kesintiler düşüldükten sonra İGDAŞ’ın ödeme günleri dikkate alınarak ayın 25’ine kadar ödenir.
6. Ek olarak, Sözleşme’nin 9. maddesinde başvuran şirketin çalışanlarının sahip olması gereken vasıflar listelenmiş ve İGDAŞ’ın başvuran şirketin işe alım politikalarında söz sahibi olabileceği belirtilmiştir.
7. Başvuran şirketin çalışanları 2003 yılının Ekim ve Kasım aylarında çeşitli tarihlerde diğerleri arasında kıdem tazminatlarını alabilmek adına başvuran şirket ve İGDAŞ aleyhinde dava açmışlardır.
8. Sözleşmesi’nin 20 Kasım 2003 tarihinde sona ermesinin ardından İGDAŞ ilk olarak başvuran şirkete 2003 yılının Ekim ve Kasım aylarında gerçekleştirdiği işler için son muhasebe hesapların hazırlanmaması gerekçesiyle ödeme yapmayı reddetmiştir.
9. Ardından, İGDAŞ, başvuran şirketin alacaklılarına bazı kısmi ödeme yapmıştır. Ancak, İGDAŞ başvuran şirketin çalışanlarının iş mahkemeleri nezdinde açtıkları davalarına ve başvuran şirkete Sözleşmesi’nin cezalar başlıklı maddesi kapsamında başvurana 328.997.369.400 eski Türk lirası (söz konusu zamanda yaklaşık 117.822 avro) miktarında verdiği cezaya atıfta bulunarak 1.422.962.699.273 eski Türk lirası(söz konusu zamanda yaklaşık 770.550 avro) tutarındaki ödenmemiş bakiyeyi bloke etmiştir.İGDAŞ aleyhinde açılan yargılamalar
10. Başvuran şirket, 28 Eylül 2004 tarihinde İGDAŞ aleyhinde icra takibi başlatarak ödeme emri çıkarttırmıştır. Başvuran şirket, 2003 yılının Ekim ve Kasım aylarında gerçekleştirdiği işler için göze çarpan bir meblağ olan 1.422.962.699.273 TL (söz konusu zamanda 770.550 avro) ödenmesini talep etmiştir. Başvuran şirket, ayrıca, Sözleşme kapsamında son ödeme günü olan 25 Aralık 2003 tarihi ile ödeme emrinin çıkartıldığı tarih olan 28 Eylül 2004 tarihi arasındaki süre zarfı için gecikme faizi olarak 576.670.253.360 TL (yaklaşık 312.263 avro) talep etmiştir.
11. İGDAŞ, 4 Ekim 2004 tarihinde son muhasebe hesapların halen hazırlanmadığını ve başvuran şirketin alacaklarının muayyen ve muaccel olmadığını ileri sürerek icra takibine karşı çıkmıştır.
12. Başvuran şirket, İGDAŞ’ın yaptığı itirazın iptal edilmesi ve icra takibi sürecine devam edilmesi talebiyle 11. İstanbul Asliye Ticaret Mahkemesi nezdinde 11 Ekim 2004 tarihinde dava açmıştır. Başvuran şirket, İGDAŞ’ın kendisine 2003 yılının Ekim ve Kasım aylarında gerçekleştirdiği işler için halen 1.422.962.699.273 TL lirası borçlu olduğunu iddia etmiştir. Başvuran şirket, İGDAŞ’ın borcu olduğunu kabul etmesine rağmen borcu ödemeyi önemsiz gerekçeler temelinde reddettiğini kaydetmiştir. Başvuran şirket, İGDAŞ’ın 328.997.369.400 TL (söz konusu zamanda 117.822 avro) miktarındaki bir ceza uygulamasının Sözleşme kapsamında herhangi geçerli bir gerekçesinin olmadığını öne sürmüştür. Ek olarak, başvuran şirket, çalışanlarının İGDAŞ aleyhinde dava açmasının İGDAŞ’a 1.093.975.329.874 TL (söz konusu zamanda yaklaşık 529.728 avro) miktarındaki ödemesini bloke etme hakkı tanımadığını savunmuştur. Başvuran şirket, 28 Eylül 2004 tarihli ödeme emrinde ödenmemiş bakiye üzerinden işlenmiş faizin ödenmesini de talep ettiğini not etmiştir. Başvuran şirket, İGDAŞ tarafından 25 Aralık 2003 tarihinden sonra ödenen meblağlar için ek gecikme faizi talep etme hakkını saklı tutmuştur.
13. Asliye Mahkemesi 7 Nisan 2005 tarihinde İGDAŞ’ın ceza uygulamaya ve çalışanların talep ettiği meblağ kadarına denk gelen ödenmesini durdurmaya hakkının olup olmadığını uzman bilirkişilerin değerlendirmesine kararvermiştir.
14. Bilirkişiler, 21 Haziran 2005 tarihli raporlarında İGDAŞ’ın uyguladığı cezanın Sözleşme’ye uymadığını belirtmişlerdir. Bilirkişiler, İGDAŞ’ın başvuran şirketin çalışanlarının aleyhinde dava açması dolayısıyla başvuran şirkete ödeme yapmayı durdurması gibi kanuni veya sözleşme kapsamında bir hakkının olmadığı sonucuna ulaşmışlardır.
15. Ardından, yerel mahkemeler 2005 yılının Temmuz ve Kasım aylarında çeşitli tarihlerde başvuran şirket aleyhinde ve çalışanlar tarafından açılan iş davalarında ise İGDAŞ’ın aleyhinde kararlar vermiştir. İGDAŞ, asıl işveren olarak, mahkeme tarafından hükmedilen meblağları çalışanlara ödemiştir.
16. İlk derece mahkemesi, başvuran şirketin çalışanları tarafından talep edilen miktarı ve İGDAŞ tarafından çalışanlara ödenen miktarı hesaplaması için 8 Aralık 2005 tarihinde bir muhasebeciyi görevlendirmiştir. Bilirkişi, sırasıyla 10 Temmuz 2006 ve 10 Nisan ile 5 Ekim 2007 tarihlerinde üç rapor hazırlamıştır.
17. Başvuran 10 Nisan 2007 tarihli bilirkişi raporu hakkında yazılı bir savunma ibraz etmiştir. Söz konusu savunmada, mahkemenin İGDAŞ’ın davanın açılmasından sonra gerçekleştirdiği ödemeleri dikkate almamasını ve 25 Aralık 2003 tarihinden itibaren ödenmemiş bakiyenin toplamı üzerinden gecikme faizi uygulaması talep edilmiştir.
18. Bilirkişi, 5 Ekim 2007 tarihli üçüncü raporunda, İGDAŞ’ın toplam 1.214.028,51 yeni Türk lirası ödeme yaptığını tespit etmiştir[2]. Bilirkişi, başvuran şirket tarafından talep edilen meblağın toplamını çıkardıktan sonra İGDAŞ’ın halen başvuran şirkete 208.934,18 yeni Türk lirası borçlu olduğuna karar vermiştir.
19. İlk derece mahkemesi, 8 Kasım 2007 tarihli kararı ile kısmen başvuran şirketin lehine hüküm vermiştir. ilk derece mahkemesi, başvuran şirketin ilk olarak 1.422.962,70 TRY ödenmemiş bakiyesini geri almak için İGDAŞ aleyhinde icra takibini başlattığını ve gecikme faizi olarak ise 567.670,25 TRY talep etmiştir. Davanın esasına ilişkin olarak ise mahkeme, İGDAŞ tarafından uygulanan cezanın Sözleşme şartları ile çeliştiğine hükmetmiştir. İşçilerin açtığı davalara ilişkin olarak ise, mahkeme, başvuran şirketin Sözleşmesi kapsamında çalışanları ile karşılıklı olarak bazı yükümlülükler üstlendiğini kaydetmiştir. Sözleşme’ye göre asıl işveren olan İGDAŞ başvuran şirketin çalışanlarının açtığı davalarda öne sürdükleri taleplere ilişkin olarak müştereken ve müteselsilen sorumludur. İlk derece mahkemesi, 5 Ekim 2007 tarihli bilirkişi raporuna dayanarak, İGDAŞ’ın gerçekleştirdiği toplam ödemelerin bloke edilen toplam meblağdan çıkardıktan sonra İGDAŞ’ın başvuran şirkete yaptığı işler için 208.934,18 yeni Türk lirası (yaklaşık 120.830 avro) borcu olduğuna karar vermiştir. Gecikme faizine ilişkin olarak, mahkeme başvuran şirketin alacaklarının ödeme emrinin verildiği veya davanın açıldığı tarihte muaccel olmadığını ve bu yüzden gecikme faizinin kararı verdiği tarihten itibaren avans faizinin serbest dalgalanan kur sistemi üzerinden işletilmesine karar vermiştir.
20. Başvuran şirket, bilinmeyen bir tarihte ilk derece mahkemesinin kararı aleyhinde Yargıtay’a temyiz başvurusunda bulunmuştur. Başvuran şirket, Yargıtay’ın bir kararına dayanarak, Sözleşme kapsamında 25 Aralık 2003 tarihinde son vadenin dolduğunu ve bu nedenle bu tarihten itibaren gecikme faizine hakkı olduğunu kaydetmiştir. Başvuran şirket, eğer bu tarih kabul edilebilir bulunmamış ise, ilk derece mahkemesi gecikme faizini ya ödeme emrinin çıkarıldığı tarih ya da davanın açıldığı itibaren işletilmesine karar vermesi gerektiğini kaydetmiştir. Dolayısıyla, başvuran şirket ilk derece mahkemesinin alacaklarının vadesinin gelmediğini belirterek mahkeme kararının verdiği tarihten itibaren gecikme faizinin işletilmesi gerektiğine karar vermesinin yanlış olduğunu öne sürmüştür. Başvuran şirket, İGDAŞ tarafından yapılan iki ödemeyi örnek olarak sunmuştur. Söz konusu ödemeler ilk derece mahkemesi önünde dava derdest iken 24 Mart 2005 tarihinde 51.146 TRY ve 31 Mart 2005 tarihinde 241.561 YTR şeklinde gerçekleştirilmiştir. Başvuran şirket, ilk derece mahkemesinin 25 Aralık 2003 tarihinden itibaren gecikme faizinin uygulanmamasına karar vermesinin İGDAŞ’ın yaklaşık on beş ay boyunca söz konusu meblağlar üzerinden faiz almasına yol açtığını iddia etmiştir.
21. Yargıtay, belirtilmeyen bir tarihte bir duruşma düzenlemiş ve ardından 3 Kasım 2008 tarihinde ilk derece mahkemesinin kararının yasalara ve usullere uygun olduğu gerekçesiyle başvuran şirketin temyiz başvurusunu reddetmiştir.
22. İGDAŞ, ilk derece mahkemesi tarafından ödenmesine hükmedilen 208.934 TRY (söz konusu zamanda yaklaşık 105.567 avro) miktarındaki meblağı 4 Aralık 2008 tarihinde başvuran şirkete ödemiştir. Ardından, İGDAŞ ilk derece mahkemesinin kararının verildiği tarihten itibaren işleyen gecikme faizi olarak 52.090 TRY (söz konusu zamanda yaklaşık 24.149 avro) miktarındaki meblağı 29 Aralık 2008 tarihinde başvuran şirkete ödemiştir. Hükümet, yapılan ödemeleri göstermek için İGDAŞ ve başvuran şirket arasında gerçekleştirilen banka işlemlerinin bir dökümünü ibraz etmiştir.
23. Başvuran şirket, Yargıtay’ın 3 Kasım 2008 tarihli kararına ilişkin olarak karar düzeltme talebinde bulunmuştur. Başvuran şirket, davanın mahkeme önünde derdest olduğu zaman zarfında, ilk derece mahkemesinin gecikme faizinin mahkeme kararının tarihinden itibaren işlenmesine hükmetmesi dolayısıyla uğradığı önemli derecedeki kayıpların telafi edilemediğini savunmuştur. Başvuran şirket, özellikle İGDAŞ’ın İş Sözleşmesi kapsamında uyguladığı cezanın kanuna aykırı olduğuna karar verilmesine rağmen mahkemenin İGDAŞ tarafından uygulanan cezanın miktarı üzerinden gecikme faizi uygulanmamasına hükmetmesinin adil olmadığına karar vermiştir.
24. Yargıtay, 20 Nisan 2009 tarihinde başvuran şirketin karar düzeltme taleplerini herhangi bir cevap vermeden reddetmiştir.Başvuran şirketin ihya davası
25. Hükümet, savunmasında, somut başvurunun yapılmasından sonra, 14 Şubat 2019 tarihinde yürürlüğe giren 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu’nun (TTK) 7 § 1 (d) geçici maddesi kapsamında başvuran şirketin beş yıl art arda genel kurul toplantılarına yapılmaması dolayısıyla 9 Ekim 2014 tarihinde ticaret sicilinden silindiğini konusunda Mahkemeyi bilgilendirmiştir.
26. Başvuran şirket, önceden hissedarları olan ve kurul başkanı olan H. Pınarcık’ın TTK’nın 7 § 15 geçici maddesi kapsamında İstanbul 4. Asliye Ticaret Mahkemesi önünde şirketin eski durumuna döndürülmesi için (ihya davası) bir dava açtığı hakkında Mahkemeyi bilgilendirmiştir. Başvuran şirket, söz konusu davanın açıldığını doğrulayan ve mahkeme yazı işleri tarafından imzalanan 8 Mayıs 2018 tarihli bir belgeyi ibraz etmiştir.
27. Hükümet, ayrıca, ihya davasının halen ilk derece mahkemesi önünde derdest olduğunu doğrulamış ve ilk duruşmanın 13 Eylül 2018 tarihinde gerçekleştireceğinin belirtildiği bir belgeyi Mahkemeye sunmuştur. Ek olarak, Hükümet, H. Pınarcık’ın yerel mahkeme’ye verdiği savunmaları Mahkemeye ibraz etmiştir. H. Pınarcık, savunmasında AİHM nezdinde somut davaya ilişkin yargılamaların halen sürdüğüne dair atıfta bulunmuş ve başvuran şirketin ismine bir arabanın kayıtlı olduğunu kaydetmiştir. H. Pınarcık, başvuran şirketin söz konusu yargılamalara taraf olabilmesi için ticaret sicilinin geri iade edilmesi gerektiğini öne sürmüştür.
28. Başvuran şirket, İstanbul 4. Asliye Ticaret Mahkemesinin 7 Ekim 2019 tarihinde şirketin ticaret sicilinin geri verilmesi hakkındaki taleplerini kabul ettiğine dair Mahkemeyi bilgilendirmişlerdir. İstanbul 4. Asliye Ticaret Mahkemesi, 15 Kasım 2018 tarihli kararı ile TTK’nun 547. maddesi uyarınca başvuran şirketin Mahkeme nezdindeki yargılamalara taraf olarak katılabilmesi ve ismine kayıtlı olan şirket aracını elden çıkarabilmesi amacıyla ticaret sicilini geri iade etmiştir. Ticaret Mahkemesi, H. Pınarcık’ı tasfiye memuru olarak atamıştır.
29. Karar, tarafların temyiz başvurusunda bulunmaması üzerine 15 Ocak 2019 tarihinde kesinleşmiştir.İlgili İç Hukuk ve UygulamaBorçlar Kanunu
30. Söz konusu zamanda yürürlükte olan mülga 818 sayılı Borçlar Kanunu’nun 101 § 2 maddesine göre, bir borçlu taraflarca kararlaştırılan veya bu amaçla taraflardan herhangi tarafından hazırlanan bir ihbar ile belirlenen tarihe kadar borcunu ödemez ise temerrütte düşmüş olduğu kabul edilir. Aynı Kanun’un 103. maddesi, bir borçlunun belirli bir meblağın ödemesine dair yükümlülüğüne ilişkin olarak temerrütte düşmesi halinde söz konusu bu meblağ üzerinden gecikme faizi ödemesi gerektiğini öngörmektedir.
2.Türk Ticaret Kanunu
31. TTK’nun 547. maddesi, yönetim kurulu üyelerine, pay sahiplerine veya alacaklılara, şirket merkezinin bulunduğu yerdeki asliye ticaret mahkemesinden şirketin yeniden tescilini isteyebilme hakkını tanımaktadır.
32. TTK’nun 7 § 1 (d) Geçici Maddesi uyarınca, sebebi ne olursa olsun 1 Temmuz 2015 tarihi itibari ile aralıksız son beş yıla ait olağan genel kurul toplantıları yapılmayan anonim şirketler ile kooperatiflerin ticaret sicili silinir.
33. Aynı Kanun’un 7 § 15 Geçici Maddesi, bir şirketin alacaklıları ile bu şirkette hukuki menfaatleri bulunanların şirketin ticaret sicilinden silinme tarihinden itibaren beş yıl içinde mahkemeye başvurarak şirketin ihyasını isteyebilir.
3.İcra İflas Kanunu
34. 2004 sayılı İcra İflas Kanunu’nun 62. maddesi bir borçluya ödeme emrinin iletildiği tarihten itibaren yedi gün içerisinde ödeme emrine karşı itirazda bulunma hakkı tanımaktadır. 67. madde ise borçlu tarafından yapılan itirazların iptaline ilişkin yargılamaları düzenlemekte olup bir alacaklının bir yıl içerisinde itirazın iptalini talep ederek dava açma hakkının olduğunu öngörmektedir.
4.3095 Sayılı Kanuni Faiz ve Temerrüt Faizine İlişkin Kanun
35. 3095 Sayılı Kanuni Faiz ve Temerrüt Faizine İlişkin Kanun’un 2 § 1 maddesi, bir miktar paranın ödenmesinde temerrütte düşen borçlunun, sözleşme ile aksi kararlaştırılmadıkça, söz konusu meblağ üzerinden temerrüt faizi ödemeye mecbur olduğunu belirtmektedir.
36. Aynı Kanun’un 2 § 2 maddesi uyarınca, bir alacaklı ticari nitelikteki banka işlemlerinde, genellikle avans faizi olarak anılan, Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankasının belirlediği kısa vadeli avanslar için belirlediği oran üzerinden faiz talep edebilir.
37. Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankasının internet sitesinde bulunan bilgiye göre, İş Sözleşmesi kapsamındaki ödenmemiş meblağların iddiaya göre vadesinin dolduğu tarih olan 25 Aralık 2003 tarihi ile İGDAŞ’ın ilk derece mahkemesi tarafından kararlaştırılan miktarları tam olarak ödemiş olduğu tarih olan 29 Aralık 2008 tarihi arasında uygulanan avans faiz oranları aşağıdaki gibidir:
Tarih
Avans Faiz Oranları
8 Ekim 2003 – 15 Haziran 2004
%48
15 Haziran 2004 – 13 Ocak 2005
%42
13 Ocak 2005 – 25 Mayıs 2005
%35
25 Mayıs 2005 – 20 Aralık 2005
%30
20 Aralık 2005 – 20 Kasım 2006
%25
20 Kasım 2006 – 28 Aralık 2007
%29
28 Aralık 2007 – 9 Nisan 2009
%27
5.Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu
38. Söz konusu zamanda yürürlükte olan 1086 sayılı mülga Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu’nun 74. maddesi bir hâkimin tarafların talepleri ve savunma beyanları ile bağlayıcı olduğunu ve hâkimlerin taraflar tarafından ileri sürülen meblağlar dışında başka bir meblağ ya da söz konusu meblağdan daha fazla ödeme yapılmasına karar veremeyeceğini öngörmektedir.
6.Yargıtay içtihatları
(a) Hükümetin ibraz ettiği kararlar
39. Hükümet, Yargıtay’ın gecikme faizine ilişkin konulardaki yaklaşımını gösteren yedi farklı kararı Mahkemeye sunmuştur.
40. Yargıtay (Hukuk) Genel Kurulu boşanma davasında tedbir nafakasını hakkındaki anlaşmazlığına ilişkin 5 Nisan 2000 tarihli kararında, gecikme faizlerinin ilk derece mahkemesinin kararının verildiği tarihten itibaren işlemeye başlaması gerektiğine hükmetmiştir (Esas no. E.2000/12-739 K. 2000/746).
41. Yargıtay, kalan kararlarda ise, taraflar arasındaki yasal ilişkinin niteliğine bağlı olarak, gecikme faizlerini davanın açıldığı tarih, ödeme emrinin verildiği tarih veya sözleşmelerde vade tarihi olarak belirtilen tarihten itibaren gecikme faizinin işlemesine karar vermiştir.
(b) Başvuran şirketin ibraz ettiği kararlar
42. Başvuran şirket, Mahkemeye Yargıtay’ın üç kararını sunmuştur.
43. İlk karar 1 Mayıs 2003 tarihinde 15. Yargıtay Dairesi tarafından verilen bir karar olup, başvuran şirket temyiz başvurusunda bu karara atıfta bulunmuştur. Bu kararda Yargıtay, ilk derece mahkemesinin vade sonu tarihi ile davanın açıldığı tarih arasında işlemiş olan faiz miktarını kesinleştirmesine ve davanın açıldığı tarihten itibaren ayrı bir gecikme faizi uygulanmasına karar vermesi gerektiğine hükmetmiştir (Esas no. E. 2003/1094 K. 2003/2348).
44. Kalan iki karar ise sırasıyla 12. ve 19. Yargıtay Daireleri tarafından 27 Nisan 1998 ve 16 Şubat 2009 tarihinde verilmiştir. Yargıtay, iki kararda da mülga Borçlar Kanunu’nun 101 § 2 maddesine atıfta bulunarak, iş sözleşmelerinin bir vade sonu tarihi belirlediği durumlarda, söz konusu tarihe kadar borçlu olduğu parayı ödemeyen borçluların söz konusu yükümlülüklerine ilişkin olarak temerrüte düşmüş olarak değerlendirileceğine ve alacaklı tarafından ek bir adım atılmasına gerek olmadığına karar vermiştir. İkinci kararda Yargıtay, bu tür davalarda gecikme faizinin sözleşmede vade tarihi olarak üstünde anlaşılan tarih üzerinden hesaplanması gerektiğini belirtmiştir. (Esas no. E. 1998/1486 K. 1998/2835 ve E. 2008/22469 K. 2009/2656).
ŞİKÂYETLER
45. Başvuran, Sözleşme’nin 6. maddesi kapsamında başvuran özellikle Yargıtay başta olmak üzere ulusal mahkemelerin ödenmemiş bakiye üzerinden uygulanan gecikme faizinin ilk derece mahkemesinin kararının verildiği tarihten itibaren işlemesine karar verirken yeterli gerekçe sunmadığı konusunda şikâyette bulunmuştur.
46. Başvuran şirket, Sözleşme’ye Ek 1 No.lu Protokol’ün 1. maddesinin esasına dayanarak, ulusal mahkemelerin gecikme faizinin ilk derece mahkemesinin verdiği tarihten itibaren uygulanmasına karar vermesi dolayısıyla kayba uğradığını öne sürmüştür.
HUKUKİ DEĞERLENDİRMEHükümetin başvuran şirketin ticaret sicilinden silinmesine ilişkin itirazı
47. Hükümet, başvuran şirketin ticaret sicilinden silinmesi ve bu nedenle hukuki bir oluşum olarak var olmayı kesmesi nedeniyle Sözleşme kapsamında güvence altına alınan haklarının ihlal edildiğini öne süren bir mağdur olduğunu iddia edemeyeceğini belirtmiştir. Ek olarak, Hükümet başvuran şirketin ticaret sicilinden silinmesi hakkında Mahkemeyi bilgilendirmemesinin bireysel başvuru hakkının kötüye kullanılmasını teşkil ettiği anlamına geldiğini savunmuştur.
48. Başvuran şirket, somut başvuruyu yaptığı tarihte Sözleşme ve Protokolleri kapsamında güvence altına alınan hakları ihlal edilen bir mağdur olduğunu iddia etmiştir. Başvuran şirket, Hükümetin savunmasının iletilmesinden önce eski hissedarı ve kurul başkanının ihya davası açtığını eklemiştir.
49. Mahkeme, Türk kanunu uyarınca ticaret sicilinden silinen bir şirketin, silinme tarihinden itibaren beş yıl içerisinde ihya davası açması halinde ticaret siciline yeniden tescil ettirebileceğini not etmektedir (bk. yukarıdaki 31 ve 33. parağraflar). Mahkeme, başvuran şirketin eski hissedarı ve kurul başkanı H. Pınarcık’ın İstanbul 4. Asliye Ticaret Mahkemesi nezdinde ihya davası açtığını gözlemlemektedir. H. Pınarcık, başvuran şirketin ticaret siciline yeniden tescil edilmesi gerekçesi olarak Mahkeme önündeki yargılamalara atıfta bulunmuştur (bk. yukarıdaki 27. parağraf).
50. Mahkeme, İstanbul 4. Ticaret Mahkemesinin başvuran şirketin Mahkeme önündeki yargılamalara taraf olabilmesi için verdiği 15 Kasım 2018 tarihli kararını dikkate almaktadır. Taraflar söz konusu bu karar aleyhinde temyiz başvurusunda bulunmaması dolayısıyla karar 15 Ocak 2019 tarihinde kesinleşmiştir (bk. yukarıdaki 28 ve 29. parağraflar). Dolayısıyla, Mahkeme, başvuran şirketin kesinleşmiş bir ulusal mahkeme kararı ile yasal kişiliğini geri kazandığını ve önündeki yargılamalara taraf olma hakkının olduğunu tespit etmiştir.
51. Yukarıdaki mülahazalar ışığında, Mahkeme, şirketin ticaret siciline yeniden tescil edilmemesinin davanın sonucuna belirleyici bir etkisi olmasına rağmen başvuran şirketin, Mahkemeyi ticaret sicilinden silinmesi hakkında bilgilendirmemesinin bireysel başvuru hakkının kötüye kullanımını ve dolayısıyla Mahkeme İç Tüzüğü’nün 44A ve 47. maddelerinin ihlalini teşkil ettiği şeklinde değerlendirilemeyeceği kanaatindedir. Bu maddeler uyarınca, başvuranlar yargılamaların yürütülmesinde tam işbirliği göstermek ve başvuruya ilişkin tüm şartlar konusunda Mahkemeyi bilgilendirmek zorundadır.Hükümetin kalan ilk itirazları
52. Hükümet, ilk derece mahkemesinin kararını vermesinin ardından İGDAŞ’ın kararlaştırılan meblağı faizi ile birlikte başvuran şirkete ödemesi nedeniyle şirketin mağdur sıfatını kaybettiğini ileri sürmüştür. Ek olarak, Hükümet, başvuran şirketin İGDAŞ tarafından gerçekleştirilen ödemeler hakkında ve 9 Ekim 2007 tarihinde gerçekleştirilen duruşmada 5 Ekim 2007 tarihli bilirkişi raporu hakkında itirazda bulunmadığı konusunda Mahkemeyi bilgilendirmeyerek bireysel başvuru hakkını kötüye kullandığını savunmuştur.
53. Mahkeme, ilk olarak başvuran şirketin şikâyetinin özünün ulusal mahkemelerce ödenmemiş bakiyeye ilişkin olarak yaptığı gecikme faizinin hesaplaması hakkında olduğunu not etmektedir. Ulusal mahkemece kararlaştırılan meblağın ödenmesi, başvuran şirketin Mahkeme nezdindeki yargılamalarda mağdur sıfatının kaldırılması için yeterli değildir. Aynı nedenden dolayı, başvuran şirketin söz konusu bu ödeme hakkında Mahkemeyi bilgilendirmemesi, bireysel başvuru hakkının kötüye kullanması olarak değerlendirilemez.
54. İkinci olarak, Mahkeme ilk derece mahkemesinin, bilirkişiden İGDAŞ tarafından başvuran şirket adına üçüncü taraflara yapılan ödemelerin miktarını hesaplamasını talep ettiğini gözlemlemektedir (bk. yukarıdaki 16. parağraf). Bilirkişi raporlarının hiçbiri İGDAŞ’ın borçlu olduğu meblağa uygulanacak olan gecikme faizinin hesaplamamıştır. Dolayısıyla, başvuran şirketin, gecikme faizi konusunda herhangi bir değerlendirme içermeyen bilirkişi raporuna itirazda bulunmadığını bildirmemesi, Mahkemenin incelemesi açısından ilişkilendirilemez ve dolayısıyla başvuran şirketin Mahkeme önündeki yargılamaları sürdürmede kötü bir niyet taşıdığını göstermemektedir.
55. Bu nedenle Mahkeme, Hükümetin kalan ilk itirazlarını reddetmiştir.Sözleşme’nin 6. maddesinin ihlal edildiği iddiası hakkında
56. Başvuran şirket, ulusal mahkemelerin gecikme faizinin hesaplamaları için yeterli gerekçeler sunmamasının Sözleşme’nin 6 § 1 maddesi kapsamındaki adil yargılanma hakkının ihlalini teşkil ettiğini öne sürmüştür. Söz konusu maddenin ilgili kısmı aşağıdaki gibidir:
“Herkes davasının, medeni hak ve yükümlülükleriyle ilgili uyuşmazlıklar ... konusunda karar verecek olan, ... bir mahkeme tarafından, adil bir şekilde ve ... görülmesini isteme hakkına sahiptir ...”
57. Hükümet, başvuran şirketin talep ettiği meblağın muayyen ve muaccel olmadığını savunmuştur. Hükümet, ulusal mahkemelerin kanunu davanın olgularına doğru bir şekilde uyguladığını kaydetmiştir. Ek olarak, Hükümet, Yargıtay’ın gecikme faizlerini her davanın kendine has koşulları çerçevesinde değerlendirdiğine ve 5 Nisan 2000 tarihli kararında ise gecikme faizinin mahkeme kararın verildiği tarihten itibaren uygulanmasına karar verdiğine dikkat çekmiştir.
58. Mahkeme, Sözleşme’nin 19. maddesi uyarınca, görevinin, Sözleşmeci Tarafların Sözleşme kapsamında üstlendiği taahhütlerin yerine getirilmesinin gözetilmesi olduğunu yinelemektedir. Özellikle, ulusal mahkemelerin davanın olgularını veya kanunu yanlış değerlendirip değerlendirilmediğinin incelemesini yapmak söz konusu bu değerlendirmeler Sözleşme tarafından güvence altına alınan hak ve özgürlükleri ihlal edecek nitelikte olmadıkça Mahkemenin görevi değildir (özellikle bk., García Ruiz/İspanya [BD], no. 30544/96, § 28, AİHM 1999‑I). Mahkeme, dördüncü derece bir mahkeme olarak hareket etmemelidir. Bu yüzden Sözleşme’nin 6 § 1 maddesi uyarınca bulgular keyfi ya da açıkça mantıksız olmadığı sürece ulusal mahkemelerin bu husustaki değerlendirmelerini sorgulamayacaktır (bk., en son örnek olarak, Moreira Ferreira/Portekiz (no. 2) [BD], no. 19867/12, § 83 , 11 Temmuz 2017).
59. Ek olarak, Mahkeme adaletin doğru tecelli ettirilmesine ilişkin ilke çerçevesinde yargı kararlarının temel aldıkları gerekçeler hakkında yeterli açıklamayı sunması gerektiğini doğrulamaktadır. Gerekçe verme yükümlülüğünün ne derece uygulanması gerektiği, kararın niteliğine göre değişebilmektedir ve her davanın kendine has koşulları kapsamında belirlenmelidir (bk., Hiro Balani/İspanya, 9 Aralık 1994, § 27, Seri A no. 303‑B). Sözleşme’nin 6 § 1 maddesi mahkemeleri verdikleri kararlarına ilişkin gerekçeleri sunmakla yükümlü tutmasına rağmen, bu durum her konuda ayrıntılı cevap verilmesi şeklinde anlaşılmaması gerekmektedir. Dolayısıyla, temyiz mahkemesi bir temyizi reddederken ilke olarak alt derece mahkemesinin kararında belirtilen gerekçeleri yinelemek ile yetinebilir.(bk., yukarıda anılan, García Ruiz, § 26). Ancak, adil yargılanma kavramı, kararları için az gerekçe sunan bir temyiz mahkemesinin, alt derece mahkemesinin gerekçelerine atıfta bulunmasıyla ya da başka bir yol ile önünde gündeme getirilen esas konulara değinmesini ve sadece alt derece mahkemesinin tespit ettiği bulguları üzerine daha fazla tartışmadan onaylamamasını gerektirmektedir. Bu şart , özellikle bir davalının ulusal yargılamalar sırasında sözlü olarak beyanda bulunamadığı durumlarda yüksek önemlilik arz etmektedir (bk., Ruminski/İsveç, no. 17906/15, § 30, 2 Mayıs 2017 ve buradaki ek atıflar ile birlikte).
60. Mahkeme, somut davada, İstanbul 11. Asliye Ticaret Mahkemesinin 8 Kasım 2007 tarihli kararı ile İGDAŞ’ın başvuran şirkete borçlu olduğu büyük miktardaki meblağa ilişkin olarak gecikme faizinin mahkeme kararının verildiği tarihten itibaren uygulanması gerektiğine hükmettiğini not etmektedir. Asliye Ticaret Mahkemesi başvuran şirketin alacaklarının, ödeme emrinin çıkarıldığı tarih veya davanın açıldığı tarihte vadesinin geldiğinin değerlendirilemeyeceğine karar vermiştir (bk. yukarıdaki 19. parağraf).
61. Mahkeme, Türk Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu’nun hâkimlerin davacılar tarafından öne sürülen talepler ile kısıtlı olduğunu ve davacılar tarafında açıkça talep edilen gecikme faizinden daha fazla meblağın ödenmesine karar veremeyeceğini öngördüğünü gözlemektedir (bk. yukarıdaki 38. parağraf). Başvuran şirketin ibraz ettiği belgeleri göz önünde bulunduran Mahkeme, başvuran şirketin dava dilekçesinde gecikme faizine ilişkin talepte bulunma hakkını saklı tuttuğunu belirttiğini not etmektedir (bk. yukarıdaki 12. parağraf). Ulusal mahkemece atanan bilirkişi yargılamalar devam ederken İGDAŞ tarafından yapılan ödemelerin tarihleri hakkında ayrıntılı detayları ve bu ödemelerin miktarlarını raporunda belirtmiştir. Ancak, başvuran şirket, Sözleşme’de belirtilen vade sonu tarihi ile ödeme tarihleri arasındaki sürede yapılan her ödeme için gecikme faizine ilişkin taleplerini yeterince net ve açık bir şekilde belirtmemiştir. Bunun yerine, başvuran şirket, ödeme emrine karşı yapılan itirazın iptal edilmesini ve alacaklarının tamamına faiz uygulanmasını talep etmiştir (bk. yukarıdaki 17. parağraf).
62. Mahkemeye göre, başvuran şirket, İGDAŞ tarafından gerçekleştirilen geciken ödemelere faiz uygulanması taleplerine dair çok fazla fırsatı olmasına rağmen ilk derece mahkemesine ibraz ettiği savunmalarında bu kapsamda bir beyan da bulunmamıştır. Bu şartlar altında Mahkeme, ilk derece mahkemesinin söz konusu gecikme faizinin karar tarihten itibaren uygulanmasına karar vermesi hakkında sunduğu gerekçelerin az olmasına ve Yargıtay’ın ilgili konudaki içtihadı uyarınca ek açıklamaların yapılmasının daha uygun olmasına rağmen, ilk derece mahkemesinin gecikme faizini karar tarihinden itibaren uygulaması nedeniyle eleştirilemeyeceği kanaatindedir.
63. Mahkeme, başvuran şirketin Yargıtay’ın kararında yeterli gerekçelerin sunulmadığını iddia eden şikâyetine ilişkin olarak, başvuran şirketin sadece Yargıtay nezdinde gecikme faizinin hesaplanmasına ilişkin detaylı iddialarını dile getirdiğini ve İGDAŞ tarafından ilk olarak ödenmeyen meblağlara açıkça gecikme faizi uygulanmasını istediğini not etmektedir (bk. yukarıdaki 20. parağraf). Ancak, Mahkeme’nin görüşüne göre, Yargıtay’ın incelemesinin kapsamı, ilk derece mahkemesinin kararına karşı temyiz başvurusunun olup olmadığını belirlemekle sınırlı olduğundan, söz konusu iddiaları bu aşamada dile getirmek için çok geç kalınmıştır. Tarafların temsilcilerini dinleyen Yargıtay, İstanbul 11. Asliye Ticaret Mahkemesi’nin kanunu doğru bir şekilde yorumladığına ve doğru bir karara ulaştığına hükmetmiştir (bk. yukarıdaki 21. parağraf). Mahkeme, Yargıtay’ın İstanbul 11. Asliye Ticaret Mahkemesi’nin bulgularını onaylamasının gerekçeli bir karar vermediği anlamına gelmediği kanaatindedir (bk., diğer kararlar arasında Helle/Finlandiya, 19 Aralık 1997, §§ 59-60, Karar ve Hükümler Derlemesi 1997‑VIII ve kıyaslayınız Deryan/Türkiye, no. 41721/04, § 41, 21 Temmuz 2015). Dolayısıyla, Mahkeme Yargıtay’ın gerekçe sunma yükümlülüğünü yerine getirmediğine dair herhangi bir belirtiye rastlamamıştır.
64. Mahkeme, başvuranın şikâyeti yargılamaların sonucuna itiraz etme olarak değerlendirilebileceği ölçüde ulusal mahkemelerin kararlarını kendi kararları ile değiştirmek için herhangi bir kuvvetli neden olmadığı kanaatindedir. Mahkeme ayrıca, ulusal mahkemelerin, gecikme faizini asliye mahkemesinin kararını verdiği tarihten itibaren uygulanmasına karar vermesinin keyfi ya da açıkça dayanaktan yoksun olmadığı kanaatindedir.
65. Dolayısıyla, başvuran şirketin bu başlık altında öne sürdüğü şikâyetleri açıkça dayanaktan yoksun olup, Sözleşme’nin 35 §§ 3 ve 4. maddesi uyarınca reddedilmesi gerekmektedir.Sözleşme’ye Ek 1 No.lu Protokol’ün 1 maddesinin ihlal edildiği iddiası hakkında
66. Başvuran şirket, Sözleşme’ye Ek 1 No.lu Protokol’ün 1. maddesinin esasına dayanarak, ulusal mahkemelerin gecikme faizinin ilk derece mahkemesinin verdiği tarihten itibaren uygulanmasına karar vermesinden şikâyetçi olmuştur. Söz konusu madde aşağıdaki gibidir:
“Her gerçek ve tüzel kişinin mal ve mülk dokunulmazlığına saygı gösterilmesini isteme hakkı vardır. Bir kimse, ancak kamu yararı sebebiyle ve yasada öngörülen koşullara ve uluslararası hukukun genel ilkelerine uygun olarak mal ve mülkünden yoksun bırakılabilir
Yukarıdaki hükümler, devletlerin, mülkiyetin kamu yararına uygun olarak kullanılmasını düzenlemek veya vergilerin ya da başka katkıların veya para cezalarının ödenmesini sağlamak için gerekli gördükleri yasaları uygulama konusunda sahip oldukları hakka halel getirmez.”
67. Hükümet, başvuran şirketin iddialarına itiraz etmiştir. Hükümet, başvuran şirketin Sözleşme’ye Ek 1 No.lu Protokol’ün 1. maddesi kapsamında “mülke” sahip olmadığını kaydetmiştir. Hükümet, Mahkemenin söz konusu hükmün uygulanabilir olduğunu tespit etmesi halinde de başvuran şirketinin mal ve mülk dokunulmazlığı hakkına bir müdahalede bulunulmadığını eklemiştir. Hükümet, İGDAŞ’ın söz konusu ödenmemiş bakiyenin ödemesini başvuran şirketin çalışanlarının aleyhinde açtığı davalarda hükmedilen meblağları ödemek için durdurduğunu ileri sürmüştür.
68. Mahkeme, başvuranın, davaya konu olan mahkeme kararlarının sadece söz konusu hüküm anlamında “mülkler” ile ilgili olduğu kadarıyla 1 No.lu Protokol’ün 1. maddesinin ihlal edildiğini iddia edebileceğini yinelemektedir. “Mülkler” kavramı, başvuranın bir mülkiyet hakkından etkili bir şekilde yararlanma hususunda en azından “meşru bir beklenti” içerisinde olduğu iddialarıyla “hâlihazırda mevcut olan mal ve mülkleri” veya varlıkları da içerebilir. Mülkiyet hakkının, bir talebin mahiyetini oluşturduğu durumlarda; bu talep ancak söz konusu mülkiyete ilişkin yasal hükümler veya hukuki bir tasarrufa dayanması gibi ulusal hukukta yeterli bir temel bulunması halinde “varlık” olarak değerlendirebilir. İç hukukun uygulanması ve doğru bir şekilde yorumlamasına ilişkin bir ihtilaf bulunduğunda ve başvuranın beyanlarının daha sonra ulusal mahkemelerce reddedildiğinde meşru bir beklentinin ortaya çıktığı söylenemez (bk., diğer kararlar arasında, Gratzinger ve Gratzingerova/Çek Cumhuriyeti (k.k.) [BD], no. 39794/98, § 69, ECHR 2002‑VII ve Kopecký/Slovakya [BD], no. 44912/98, §§ 50-52, AİHM 2004‑IX).
69. Mahkeme, somut davada başvuran şirket tarafından öne sürülen mülkiyet hakkının, ulusal mahkemelerin gecikme faizinin ödeme emrinin çıkarıldığı tarihten ya da iptal davasının açıldığı tarihten itibaren hesaplanmasına karar vermesi halinde alacağı meblağ ile ilişkili olduğunu gözlemlemektedir. Bu nedenle, söz konusu mülkiyet hakkı “mevcut bir mülk” ile ilgili olmayıp bir talep ile alakalıdır. Dolayısıyla, Mahkeme, ilk derece mahkemesinin önündeki yargılamaların devam ettiği süre zarfını kapsayan gecikme faizi için başvuran şirketin talebinin Sözleşme’ye Ek 1 No.lu Protokol’ün 1. maddesi kapsamında bir “mülk” teşkil edip etmediğini tespit etmelidir.
70. Mahkeme, İstanbul 11. Asliye Ticaret Mahkemesinin başvuran şirketin alacağının ödeme emrinin verildiği tarihte veya davanın açıldığı tarihte vadesinin gelmediğini ve bu nedenle gecikme faizinin kararın verildiği tarihte uygulanması gerektiğine karar verdiğini not etmektedir. Yargıtay, 3 Kasım 2008 tarihli kararıyla ilk derece mahkemesinin kararını kanun ve usullere uygun olduğu gerekçesiyle onamıştır.
71. Mahkeme, ulusal mahkemelerin kararlarını göz önünde bulundurarak, başvuran şirketin ilk derece mahkemesi önündeki yargılamaların sürdüğü süre zarfı için gecikme faizi uygulanması talebinin herhangi bir yasal temeli olmadığı sonucuna ulaşmıştır.
72. Yukarıdaki değerlendirmeler ışığında, Mahkeme, başvuran şirketin 1 no.lu Protokol’ün 1. maddesi anlamında bir “mülkiyete” sahip olmadığını tespit etmiştir. Bu nedenle söz konusu şikâyet, Sözleşme’nin 35 § 3 maddesi anlamında Sözleşme hükümleriyle konu bakımından (ratione materiae) bağdaşmamaktadır ve Sözleşme’nin 35 § 4 maddesi uyarınca reddedilmesi gerekmektedir.
Bu gerekçelerle, Mahkeme, oy birliğiyle,
Başvurunun kabul edilemez olduğuna karar vermiştir.
İşbu karar, İngilizce olarak tanzim edilmiş olup, 19 Aralık 2019 tarihinde yazılı olarak bildirilmiştir.
Hasan BakırcıValeriu Griţco
Yazı İşleri Müdür YardımcısıBaşkan
[1]. “Hakediş raporları” terimi Türk kanununda işveren veya hizmet sağlayıcı tarafından müşterisine işin nasıl ilerlediğine ilişkin olarak aralıklı gönderdiği ve hakediş ödemesi almaya hak kazandığı raporlara verilen isimdir.
[2]. 1 Ocak 2005 tarihinde yeni Türk lirası, eski Türk lirasının yerini alarak tedavüle çıkmıştır. TRY 1 = TRL 1.000.000.
Full & Egal Universal Law Academy