Marro ve Diğerleri/İtalya - 29100/07 - 08.04.2014 tarihli Karar [II. Bölüm]
Olaylar — Başvuranlar, cezaevinde aşırı dozdan ölen uyuşturucu bağımlısı bir tutuklunun yakınlarıdır. Başvuranlar, yakınlarının, vaktini geçirdiği uyuşturucu bağımlılarından uzaklaştırılması amacıyla bizzat şikâyet ettiklerini ileri sürmüşlerdir. Başvuranların yakını, Ağustos 1995’te cezaevine girdiğinde, yakalanmadan iki gün önce uyuşturucu kullandığını ifade etmiştir. Üç hafta sonra, cezaevi doktoruna yaklaşık iki yıldır uyuşturucu kullanmadığını söylemiş, sekiz gün sonra da hayatını kaybetmiştir. Adli tıp raporunda, ölüm sebebinin aşırı dozda uyuşturucu kullanımı olduğu belirtilmiştir.
Başvuranlar, Sözleşme’nin 2. maddesine dayanarak, yetkilileri, yakınlarının ölümüne neden olan maddeleri temin etmesine engel olmamakla suçlamışlardır.
Hukuki Değerlendirme — Madde 2: Başvuranlar, yetkililerin, yakınlarının uyuşturucu bağımlısı diğer mahkûmlara kıyasla daha tehlikeli bir durumda olduğuna ve uyuşturucu kullanması halinde bu durumun ölümcül sonuçlarıyla karşı karşıya kalma riskinin artacağına dair bilgilerden haberdar olduğu gibi bir iddiada bulunmamışlardır. Bu nedenle, burada söz konusu olan, bir veya birden fazla kişinin yaşamının tehlikeye girebileceğinin önceden tespit edilmesi ve söz konusu kişi ya da kişilerin bireysel olarak korunmalarının sağlanması gerekliliğinden ziyade, savunmasız durumda olan bir grup insanın, yani cezaevindeki uyuşturucu bağımlılarının genel olarak korunmalarının sağlanması yükümlülüğüdür. Bu durum, özellikle de somut davada geçerlidir; zira başvuranların yakını, ölümünden bir hafta önce, uzun süredir uyuşturucu almadığını bizzat kendisi söylemiş ve kendisinde, psikolojik sorunlar olduğuna veya özel bir hassasiyetinin bulunduğuna dair herhangi bir belirti de gözlenmemiştir. Bu tür durumlarda, ölen bir tutuklunun yasadışı uyuşturucu maddeleri temin edebildiği şeklindeki nesnel gerçeklik, Devletin Sözleşme’nin 2. maddesi kapsamındaki pozitif yükümlülüklerini yerine getirmediğinin söylenebilmesi için tek başına yeterli değildir. Yetkililerin, vatandaşların sağlığını ve yaşamını korumak için, uyuşturucu ticaretiyle mücadeleye yönelik tedbirler almaları gerektiği kabul edilmelidir. Ayrıca, söz konusu eylemin, cezaevi gibi ortamlarda gerçekleştirildiği veya gerçekleştirilebileceği hallerde daha fazla tedbir alınması gerektiği de doğrudur. Ancak, yetkililer, uyuşturucu maddelerin dağıtımının yapılmayacağının kesin garantisini veremezler ve kullanılacak yöntemleri seçme konusunda da geniş bir takdir yetkisine sahiptirler. Dolayısıyla bu anlamda, sonuç değil, araç yükümlülüğü söz konusudur.
Somut davada, başvuranlar, yakınlarının bulunduğu cezaevinde, söz konusu tarihte, sadece uyuşturucu maddelerin değil aynı zamanda çeşitli ürünlerin de (özellikle toz halinde veya tanecikli ürünler, sabun ve şırınga) içeri sokulmasının yasak olduğu ve ayrıca cezaevine giren herkesin arandığı, tüm paketlerin kontrol edildiği, ziyaretçilerin, cezaevi görevlilerinin ve mahkûmların elektronik bir detektörden geçmeleri gerektiği şeklindeki Hükümet beyanlarına itiraz etmemişlerdir. Devlet, söz konusu tedbirleri uygulayarak, cezaevlerinde uyuşturucu ticaretini önlemeye yönelik gerekli tedbirlerin alınması konusundaki yükümlülüğünü yerine getirmiştir. Buna karşın, yetkililere tanınan takdir yetkisi dikkate alındığında, Sözleşme’nin 2. maddesi, Devlete, uyuşturucu madde dağıtımının yapılabileceği cezaevi gibi yerlerde narkotik köpeği bulundurma yükümlülüğü yüklediği şeklinde yorumlanamaz. Uyuşturucu bağımlısı olduğu yetkililerce bilinen başvuranların yakını, uyuşturucu ticareti yapmakla suçlanan ve uyuşturucu testi pozitif çıkan başka bir mahkûmla aynı hücreye yerleştirilmiştir. Başvuranlar, bu husus üzerinde durmakta haklı olmakla birlikte, bu durum, yakınlarının ölümüne neden olan bir etken olarak kabul edilemez. Aslında, başvuranların yakınının uyuşturucu maddeleri nasıl temin ettiği halen belirsizliğini koruduğundan, söz konusu maddelerin cezaevine sokulmasına ve dağıtımının yapılmasına imkân veren yasal boşluğun ne olduğu ve başvuranların yakınının hücre arkadaşının olaylarla herhangi bir ilgisinin bulunup bulunmadığı tam olarak tespit edilememiştir. Ayrıca, İtalya’da uyuşturucu bağımlısı olan mahkûm sayısı göz önüne alındığında, uygulamada, uyuşturucu madde bağımlılarını ara sıra uyuşturucu kullanan kişilerden ve uyuşturucu kaçakçılarından sistematik olarak ayırmak yetkililer açısından zorluk teşkil edebilecektir. Bunun yanı sıra, cesedin bulunmasının hemen ardından ceza ve disiplin soruşturmaları başlatılmış ve zamanında otopsi yapılmıştır. Başvuranlar, söz konusu soruşturmalarda eksiklik olduğu gibi bir iddiada bulunmamışlardır. Mahkeme, yukarıdaki hususlar ışığında, başvuranların yakınının, cezaevinde bulunduğu halde uyuşturucu maddeleri temin edebilmiş ve kullanabilmiş olmasının, Devleti söz konusu ölüm olayından sorumlu tutmak için tek başına yeterli olmadığı kanaatine varmıştır. Bu koşullarda, Sözleşme’nin 2. maddesinin ihlal edildiğine dair herhangi bir bulguya rastlanılmamıştır.
Sonuç: kabul edilemez (açıkça dayanaktan yoksun).
Full & Egal Universal Law Academy