C O N S E I L D E L ' E U R O P E AVRUPA KONSEYĐ AVRUPA ĐNSAN HAKLARI MAHKEMESĐ MEDYA FM REHA RADYO VE ĐLETĐꢀĐM HĐZMETLERĐ A.ꢀ. - TÜRKĐYE DAVASI (Baꢁvuru no:32842/02) KABULEDĐLEMEZLĐK KARARININ ÖZET ÇEVĐRĐSĐ 14 KASIM 2006 OLAYLAR Baꢀvuran Medya FM Reha Radyo ve Đletiꢀim Hizmetleri A.ꢁ., radyo programları y a y ı n l a y a n a n o n i m b i r ꢀirkettir. Radyonun merkezi ꢁanlıurfa’da bulunmaktadır. Baꢀvuran, Avrupa Đnsan Hakları Mahkemesi (AĐHM) önünde Ankara Barosu avukatlarından H. Erdoğan tarafından temsil edilmektedir. Tarafların sunduğu üzere dava koꢀulları aꢀağıdaki gibi özetlenebilir. Radyo Televizyon Üst Kurulu (RTÜK) 22 Eylül 1998 tarihinde, 3984 sayılı Kanun’un 4 –a maddesi gereğince baꢀvuran hakkında bir karar vermiꢀtir. Verilen bu kararda, 11 Haziran 1998 tarihinde yapılan bir yayın sırasında sarf edilen sözler nedeniyle, baꢀvurana 180 gün süreyle yayın yasağı getirilmiꢀtir. Sözkonusu yayın sırasında, Türkiye Cumhuriyeti’nin bağımsızlığına, Devlet’in ve milletin bütünlüğüne ve ulusal toprakların bölünmezliğine saygı gösterilmemiꢀtir. Danıꢀtay, RTÜK tarafından alınan kararı iptal etmiꢀtir. Dolayısıyla verilen bu karar hiçbir zaman uygulanmamıꢀtır. RTÜK, 3984 sayılı Kanun’un 4 –a maddesi uyarınca baꢀvurana uyarı göndermiꢀtir. 1 Haziran 1998 tarihinde saat 13:15 sularında yapılan bir program sırasında, baꢀvuran tarafından Kürtler hakkında bazı sözler yayınlanmıꢀtır. RTÜK, bu sözlerin yayınlanmasının 3984 sayılı Kanun’un 4 –g maddesinde yer verilen ilkeyi ihlal ettiğine kanaat getirmektedir. Bu Kanuna göre, halkı ꢀiddete, teröre yada ırk ayrımcılığına teꢀvik eden yada kin uyandırıcı nitelikte olan programların yayınlanması y a s a k t ı r . R T Ü K , b u i l k e n i n i h l a l e d i l d i ğine dair 28 ꢁubat 1997 tarihinde baꢀvurana bir uyarı ______________________________________________________________________________________ © T.C. Dışişleri Bakanlığı, 2006. Bu gayrıresmi özet çeviri Dışişleri Bakanlığı Avrupa Konseyi ve İnsan Hakları Genel Müdür Yardımcılığı tarafından yapılmış olup, Mahkeme’yi bağlamamaktadır. Bu çeviri, davanın adının tam olarak belirtilmiş olması ve yukarıdaki telif hakkı bilgisiyle beraber olması koşulu ile Dışişleri Bakanlığı Avrupa Konseyi ve İnsan Hakları Genel Müdür Yardımcılığı’na atıfta bulunmak suretiyle ticari olmayan amaçlarla alıntılanabilir. gönderildiğini belirterek, radyonun yayın hakkının otuz gün süreyle durdurulmasına karar vermiꢀtir. Baꢀvuran, 19 Temmuz 1998 tarihinde din içerikli sözleri olan bir ꢀarkı yayınlamıꢀtır. RTÜK, 3984 sayılı Kanun’un 4 –g maddesine dayanarak, otuz gün süreyle baꢀvuranın yayın hakkının durdurulmasına karar vermiꢀtir. RTÜK verdiği kararda, baꢀvuranın 26 Ekim ve 2 Kasım 1996 tarihlerinde yaptığı iki yayının ardından, aynı dayanakla daha önce de uyarıldığını belirtmiꢀtir. Baꢀvuran, 27 Ekim 1999 tarihinde baꢀörtüsü temalı bir tartıꢀma programı yayınlamıꢀtır. RTÜK, baꢀvuran hakkında 6 Ocak 2000 tarihinde, 3984 sayılı Kanun’un 33 ve 4 –g maddelerine göre yeni bir karar daha vermiꢀtir. Bu karar, 27 Ekim 1999 tarihli program sırasında yayınlanan sözler ve ꢀarkılar nedeniyle 365 gün süreyle yayının yasaklanmasını öngörmekteydi. RTÜK, baꢀvuranın Radyo ve Televizyonların Kuruluꢀ ve Yayınları Hakkındaki Kanun’da yer verilen yayın ilkesini ihlal ettiğini tespit etmiꢀtir. Bu ilkeye göre, halkı ꢀiddete, teröre yada ırk ayrımcılığına teꢀvik edici yada kin uyandırıcı nitelikte olan programlar yayınlanamaz. Ayrıca RTÜK, 28 ꢁubat 1997 tarihinde, 26 Ekim ve 2 Kasım 1996 tarihlerinde yayınlanan diğer iki programlar nedeniyle 3984 sayılı Kanun’un aynı maddesine bağlı olarak baꢀvuranın uyarıldığını belirtmiꢀtir. RTÜK, suçun tekrarını gözönüne alarak, baꢀvurana, yayınlarının 365 gün süreyle durdurulması cezasının verilmesi gerektiği sonucuna varmıꢀtır. Bu karar, baꢀvurana 19 Ocak 2000 tarihinde tebliğ edilmiꢀ ve 11 ꢁubat 2000 ile 11 ꢁubat 2001 tarihleri arasında uygulanmıꢀtır. Baꢀvuran, RTÜK tarafından alınan kararın iptali için Ankara Đdare Mahkemesi’nde dava açmıꢀtır. Đdare Mahkemesi, 15 Haziran 2000 tarihli kararla baꢀvuranın talebini reddetmiꢀ. Mahkeme baꢀvuranın daha önce aynı dayanaktan ve aynı gerekçelerden uyarıldığını tespit etmiꢀtir. Mahkeme, edinilen bilgilere göre, baꢀvuranın 3984 sayılı Kanun’un 4 –g maddesinde yer verilen yayın ilkesini yeniden ihlal ettiğini ve bu suç tekrarının olaylar bakımından yayının 365 gün süreyle durdurulmasını gerektirdiği sonucuna varmıꢀtır. Danıꢀtay 5 ꢁubat 2002 tarihli kararla ilk derece mahkemesi kararını onamıꢀtır. Bu karar baꢀvurana 30 Mayıs 2002 tarihinde tebliğ edilmiꢀtir. ꢀĐKAYETLER Baꢀvuran, RTÜK’ün uyguladığı tedbirlerin AĐHS’nin 9 ve 10. maddelerini ihlal ettiğini iddia etmektedirler. 2 HUKUK AÇISINDAN Baꢀvuran, AĐHS’nin 9 ve 10. maddelerini ileri sürerek, RTÜK’ün aleyhinde verdiği yasaklama kararlarından dolayı, haber veya fikir verme özgürlüğünü ihlal ettiğini ileri sürmektedir. AĐHM, ꢀikayetin sadece AĐHS’nin 10. maddesi açısından incelenmesine karar vermiꢀtir. AĐHM, baꢀvuranın, Hükümet tarafından sunulan ve aꢀağıda da yer alan görüꢀlerine cevap olarak hiçbir görüꢀ bildirmediğini not etmektedir. A. Hükümet’in Đtirazları Hükümet, iç hukuk yollarının tüketilmediğine dair itirazda bulunmaktadır. Hükümet, Ahmet Sadık-Yunanistan kararına atıfta bulunarak, AĐHS’nin 35§1 maddesinin sadece yetkili ulusal mahkemelere baꢀvurulmasını değil, aynı zamanda, daha sonra AĐHM önünde dile getirilmesi düꢀünülen ꢀikayetlerin, bu mahkemeler önünde de sunulmasını gerektirdiğini ileri sürmektedir. Oysa mevcut davada baꢀvuran, ulusal düzeyde ꢀikayetlerini dile getirmemiꢀtir. AĐHM, baꢀvuranın AĐHM önünde dile getirmeyi düꢀündüğü ꢀikayetleri, “iç hukuk tarafından zorunlu kılınan koꢀullar ve sürelerde en azından özü bakımından” ulusal makamlar önünde ortaya koymasının yeterli olduğunu hatırlatmaktadır (Castells-Đspanya, 23 Nisan 1992 tarihli karar ve Akdıvar ve diğerleri-Türkiye, 16 Eylül 1996 tarihli karar). Bu davada, AĐHM, baꢀvuran tarafından iç hukuktaki farklı baꢀvurularına dayanak olarak sunulan araçlarda, AĐHS’nin 10§1 maddesi uyarınca haber ve fikir verme özgürlüğüne atıfta bulunulduğunu gözlemlemektedir. Buradan baꢀvuranın, AĐHM önünde dile getirdiği ꢀikayeti, ulusal mahkemeler önünde de özü itibariyle dile getirdiği yönünde değerlendirilmesi gerektiği sonucu ortaya çıkmaktadır. Dolayısıyla AĐHM, bu itirazı reddetmektedir. Ayrıca Hükümet, verilen kararın düzeltilmesi baꢀvurusunda bulunmadığı için baꢀvuranın iç hukuk yollarını tükettiğinin söylenemeyeceğini savunmaktadır. AĐHM, Türk hukukunda kararın düzeltilmesi baꢀvurusunun, sözkonusu kararın Yargıtay ve Danıꢀtay’ın yaptığı hata nedeniyle düzeltilmesi gerektiği konusunu içerdiğini not etmektedir. Sadece tarafların kararın düzeltilmesi baꢀvurusunda bulunmasıyla, mahkeme yeni unsurlara gerek olmadan aynı davayı ikinci kez incelemektedir (Đsmail Çınar-Türkiye (karar), no: 28602/95 ve mutatis mutandis Karaduman-Türkiye (karar), no: 16278/90). AĐHM, normal olarak baꢀvuranın, yeterli ve etkili olan iç hukuk yollarını kullanması gerektiğini hatırlatmaktadır. Bir iç hukuk yolu kullanıldığında, aynı amaçla baꢀka bir hukuk yolunu kullanmak zorunlu değildir (Bkz. örneğin, Patricia Raquel Real Alves-Portekiz (karar), No: 19485/02). Bu davada Đdare Mahkemesi’nin baꢀvuranın baꢀvurusunun reddedilmesine iliꢀkin verdiği kararı Danıꢀtay’ın nihai olarak onadığını ortaya koymak AĐHM için yeterli olacaktır. 3 AĐHM, yukarıda belirtilenleri gözönüne alarak, baꢀvuranın iç hukuk yollarını tüketmek amacıyla makul olarak kendisinden beklenebilecek her ꢀeyi yaptığını tespit etmektedir. Böylece AĐHM, Hükümet’in iç hukuk yollarının tüketilmemesine iliꢀkin itirazını reddetmektedir. B. AĐHS’nin 10. maddesine dayanan ꢁikayet 1. Müdahalenin olması hakkında Hükümet, radyo yayının 365 gün süreyle tamamen durdurulması nedeniyle baꢀvuranın ifade özgürlüğü hakkına bir müdahalenin olduğunu inkar etmemektedir. AĐHM, bu cezanın, AĐHS’nin 10§1 maddesi tarafından korunan baꢀvuranın ifade özgürlüğü hakkına müdahale oluꢀturduğunu onamaktadır. 2. “Kanun tarafından öngörülen” ve meꢀru amaçlar AĐHM, müdahalenin, kanun tarafından öngörüldüğünü ve AĐHS’nin 10§2 maddesi uyarınca ulusal güvenliğin ve kamu emniyetinin korunması yada düzenin sağlanması ve suçun önlenmesi gibi meꢀru amaçlar güttüğünü not etmektedir. Bu durumda, müdahalenin “demokratik toplumda gerekli olup olmadığı” sorusu ortaya çıkmaktadır. 3. “Demokratik toplumda gerekli olan” Hükümet, yayınlar halkı ꢀiddete, kine ve ırk ayrımcılığına teꢀvik ettiğinden ve Türkiye’nin ulusal ve toprak bütünlüğünü tartıꢀma konusu yaptığından dolayı, suç unsuru teꢀkil eden tedbirlerin gerekli olduğuna kanaat getirmektedir. AĐHM, 10. maddenin 1. paragrafında yer verilen ifade özgürlüğünün, demokratik toplumun geliꢀimi için baꢀlıca koꢀullardan biri olan temel dayanaklardan birini oluꢀturduğunu hatırlatmaktadır. 2. paragrafla beraber ifade özgürlüğü, saygınlıkla kabul edilen yada zararsız “haber” yada “fikirlerin” yanısıra, aykırı, ꢀok eden yada endiꢀe uyandıran haber yada fikirleri için de geçerlidir. Çoğulculuk, hoꢀgörü ve açık fikirlilik ilkeleri de bunu gerektirir, bu ilkeler olmadan “demokratik toplum” olmaz (Bkz. diğerleri arasında Handyside-Birleꢀik Krallık, 7 Aralık 1976 tarihli karar ve Castells). AĐHM, basının demokratik toplumdaki rolünün önemini bir çok kez vurgulamıꢀtır. Basının, düzenin korunmasına bağlı bazı sınırları aꢀmaması gerekse de, görev ve sorumluluklarına saygı çerçevesinde genel menfaate iliꢀkin sorunlar hakkındaki haber ve fikirleri verme sorumluluğunu üstlenmektedir. Basının bu haber yayma görevine, kamuoyunun haber alma hakkı eklenmektedir (Bkz. diğerleri arasında Thorgeir Thorgeirson- Đzlanda, 25 Haziran 1992 tarihli karar ve Colombani ve diğerleri-Fransa, no: 51279/99). Ayrıca AĐHM, demokratik bir sistemde, Hükümet’in faaliyetleri veya ihmallerinin, yasa koyucu ve yargı güçlerinin yanısıra, basın ve kamuoyunun da denetime tabi olmalarının gerektiğini hatırlatmaktadır (Bkz. Castell). AĐHM, bu ilkelerin, yazılı basının yanısıra radyo yayınları için de özel bir önem taꢀıdığına kanaat getirmektedir (Groppera Radio A.G. ve diğerleri, 28 Mart 1990 tarihli karar, Jersild-Danimarka, 23 Eylül 1994 tarihli karar ve Radio Fransa ve diğerleri-Fransa, no: 53984/00). 4 AĐHM, 10. maddenin 2. paragrafının yer verdiği ꢀekliyle ifade özgürlüğü sınırlı bir yoruma açık istisnaları da kapsadığını ve bu özgürlüğün sınırlandırma ihtiyacının, ikna edici bir ꢀekilde ortaya konulmasının gerektiğini hatırlatmaktadır. Ulusal makamların takdir payı, demokratik toplumun basının kaçınılmaz olan “bekçi köpeği” rolünü üstlenmesini sağlama amacı ile sınırlandırılmıꢀtır. Bu ilkeler yazılı basın için ifade edilse de, görsel iꢀitsel araçlara da uygulanmaktadır (Bkz. özellikle Jersild ve Radio Fransa ve diğerleri). Ancak suç unsuru teꢀkil eden sözlerin bir kimseyi, Devlet’in temsilcisini yada halkın bir bölümünü ꢀiddet kullanılmasına teꢀvik ettiği durumda, ulusal makamlar, ifade özgürlüğüne yapılacak müdahalenin gerekliliğinin incelenmesinde daha geniꢀ bir takdir payından faydalanmaktadırlar (Sürek-Türkiye (no:1), no: 26682/95). Bu bağlamda AĐHM, suç unsuru teꢀkil eden yayınlarda kullanılan terimlere ve yayınlandıkları bağlama özel bir itina göstermektedir. Öncelikle baꢀvuran, 22 Eylül 1998 tarihli Radyo Televizyon Üst Kurulu kararı konusunda, AĐHS’nin hükümlerinin ihlal edilmesinden mağdur olduğunu ileri süremez. Zira sözkonusu karar Danıꢀtay tarafından iptal edilmiꢀ ve hiçbir zaman uygulanmamıꢀtır. AĐHM, 365 gün süreyle getirilen yayın yasağı konusunda, baꢀvuranın halkı ꢀiddete, teröre, ırk ayrımcılığına teꢀvik edici ve kin uyandıran programların yayınlanamayacağına dair ilkenin ihlal edildiği gerekçesiyle, verilen sözkonusu ceza uygulanmadan önce RTÜK tarafından birçok kez uyarıldığını not etmektedir. Bu koꢀullarda AĐHM, bu davada verilen cezanın, 10§2 maddesi uyarınca makul olarak “kaçınılmaz bir sosyal ihtiyaca” cevap verip vermediği ve dolayısıyla “gerekli” olup olmadığını değerlendirmek için baꢀvuranın daha önce yayınladığı programları da gözönünde bulundurmalıdır. AĐHM, 27 Ekim 1999 tarihli program sırasında yayınlanan ꢀarkı ve kullanılan sözlerin özellikle sert, kıꢀkırtıcı ve hatta kin uyandırıcı bir anlam taꢀıdığını tespit etmektedir. AĐHM, baꢀvuranın yayınladığı farklı programlarda kullanılan sözlerin içeriğini ve tonlamasını gözlemleyerek, sözkonusu programlarda eylem araçları olarak ꢀiddet ve kuvvet kullanımına çağrı ve teꢀvik bulunduğunu not etmektedir. AĐHM, bu davada olduğu gibi, kin güden, ꢀiddeti öven yada ꢀiddete teꢀvik eden konuꢀmalar olarak değerlendirilebilecek beyanların hoꢀgörü anlayıꢀıyla bağdaꢀmayacağını ve AĐHS’nin önsözünde ifade edilen barıꢀ ve adalete iliꢀkin temel değerlere ters düꢀtüğünü hatırlatmaktadır (Sürek-Türkiye (no:1) ve Gündüz-Türkiye (karar), no: 59745/00). AĐHM, baꢀvuran aleyhinde verilen cezayı haklı göstermek için makamlar tarafından ileri sürülen gerekçelerin “yeterli ve uygun” olduğuna kanaat getirmektedir. Geriye, müdahalenin güdülen yasal amaçlarla orantılı olup olmadığı sorusu kalmaktadır. Kuꢀkusuz AĐHM, baꢀvurana verilen, iç hukuktaki en yüksek ceza olan 365 gün süreyle yayın yasağının getirilmesi cezasının ciddiyetini kabul etmektedir. Ancak AĐHM, bir tutumun yukarıda tespit edilen düzeye ulaꢀması durumunda ve çoğulcu demokrasinin temel ilkelerinin inkarını oluꢀturacak ꢀekilde hoꢀ görülemez hale geldiğinde, caydırıcı cezaların iç hukukta yer almasının gerekli olduğunun ortaya çıkacağına kanaat getirmektedir. 5 Sonuç olarak AĐHM, bu davada baꢀvurana verilen cezanın ciddiyeti, AĐHS’nin 10§2 maddesi uyarınca, güdülen milli güvenliğin ve kamu emniyetinin korunması ya da düzenin sağlanması ve suçun önlenmesi gibi yasal amaçlarla orantısız olduğunun düꢀünülemeyeceğine kanaat getirmektedir. Buradan baꢀvuranın ꢀikayetinin açıkça dayanaktan yoksun olduğu ve AĐHS’nin 35§3 ve 4 maddesi uyarınca reddedilmesi gerektiği sonucu ortaya çıkmaktadır. Böylelikle AĐHS’nin 29§3 maddesinin uygulanmasına son vermek uygun olacaktır. Bu gerekçelere dayalı olarak AĐHM, oybirliğiyle; Baꢀvurunun kabuledilemez olduğuna karar vermiꢀtir. 6
Full & Egal Universal Law Academy