AVRUPA İNSAN HAKLARI MAHKEMESİ
İKİNCİ BÖLÜM
KABUL EDİLEBİLİRLİK HAKKINDA KARAR
Başvuru no. 25480/07
Sevim MERİÇ / TÜRKİYE
Başkan
Ledi Bianku,
Yargıçlar
Valeriu Griţco,
Stéphanie Mourou-Vikström,
ve Yazı İşleri Müdür Yardımcısı Hasan Bakırcı’nın katılımıyla 3 Ekim 2017 tarihinde komite halinde toplanan Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (İkinci Bölümü), 11 Haziran 2007 tarihli başvuru ile davalı Hükümet tarafından sunulan görüşler ve başvuran tarafın bu görüşlere verdiği cevaplar dikkate alınarak, yapılan müzakere sonrasında aşağıdaki kararı vermiştir:
OLAYLAR
1. Başvuran Sevim Meriç, 1959 doğumlu Türk vatandaşı olup, İzmir’de ikamet etmektedir. Mahkeme önünde, İzmir Barosuna bağlı Avukat S. Çağıral tarafından temsil edilmiştir.
Türk Hükümeti ("Hükümet") kendi görevlisi tarafından temsil edilmiştir.
2. Başvurunun kendine özgü koşulları, taraflarca ifade edildiği şekilde, aşağıdaki gibi özetlenebilir.
3. Başvuran, 13 Mart 1995 tarihinde 36 yaşında iken, boynu ve sol omuzu arasındaki sinirlerin ve kan damarlarının sıkışmasının neden olduğu bir hastalık nedeniyle (torakobraşial geçit sendromu), Devlet hastanesi olan Ege Üniversitesi Tıp Fakültesinin Kalp ve Damar Cerrahisi Bölümünde ("Kalp ve Damar Cerrahisi Bölümü") ameliyat edilmiştir.
4. Başvuran, ameliyattan önce, yapılacak olan cerrahi müdahaleden kaynaklanabilecek komplikasyon riskleri hakkında cerrah tarafından bilgilendirildiğini ve bu ameliyata onay verdiğini belirtilen bir formu imzalamıştır.
5. Başvuran, ameliyattan sonra, sol kolunun işlevlerinin bir kısmını kaybetmesi nedeniyle oluşan sekellerden muzdarip olmuştur. Başvuran, bu sekellerin cerrahi müdahale esnasında yapılan tıbbi hatadan kaynaklandığını ileri sürerek, İzmir İdare Mahkemesi ("İdare Mahkemesi") önünde tazminat davası açmıştır.
6. Aynı mahkemenin talebi üzerine, Kalp ve Damar Cerrahisi Bölümündeki doktorlar tarafından sunulan 16 Ağustos 1999 tarihli birinci bilirkişi raporunda, başvuranın ilk kaburgasından parça alınırken sol kolunda oluşan brakiyal pleksus[1] lezyonuna maruz kaldığı, ancak kolun ameliyat esnasında derhal tedavi edildiği belirtilmiştir. Dolayısıyla bu sorun olağan prosedürlere göre doğru şekilde teşhis ve tedavi edilmiştir. Doktorlar, bu tür bir müdahale esnasında bölgede bulunan sinirlerden birinin zarar görmesinin, birçok siniri kaplamakta olan ameliyat edilen bölgede oluşabilecek muhtemel komplikasyonların bir parçası olduğunu da belirtmektedirler.
7. Nöroloji alanında uzman olan ve Ege Üniversitesi Tıp Fakültesinde profesör olan iki doktor ile fizyoterapi ve rehabilitasyon alanında uzmanlaşmış bir doktor tarafından 16 Kasım 1999 tarihinde sunulan başka bir bilirkişi raporunda, başvuranın kolundaki sekellerin cerrahi müdahale esnasında meydana gelen brakiyal pleksus lezyonuna atfedildiği tespit edilmiştir.
8. İzmir İdare Mahkemesi, 28 Aralık 1999 tarihinde, bu son rapora dayanarak, idareye atfedebilecek bir hatanın var olduğu kanısına varmış ve idareyi başvurana tazminat ödemeye mahkûm etmiştir.
9. Danıştay, 21 Mart 2002 tarihinde bu kararı bozmuştur. Danıştay, kararının gerekçesinde, bilhassa sağlık hizmetlerinin belirli risklere tabi olan faaliyetler kategorisine girdiğini belirtmiştir. Danıştay ayrıca, ihtilaf konusu kararın dayandığı 16 Kasım 1999 tarihli raporun, idareye atfedilebilir ağır bir kusurun varlığının kesin olarak tespit edilmesine imkân vermediğini değerlendirmiştir.
10. İzmir İdare Mahkemesi, bozma kararının ardından, dosyayı yeni bir bilirkişi raporunun hazırlanması için Adli Tıp Kurumu’na göndermiştir. İki adli tıp doktoru, bir genel cerrah, bir nörolog ve bir solunum hastalıkları uzmanından oluşan Adli Tıp Kurumu’nun 3 No’lu İhtisas Kurulunun ("3 No’lu İhtisas Kurulu") 8 Ağustos 2003 tarihli raporunda, sinire bağlı bir lezyonun söz konusu ameliyat türünde ortaya çıkabilecek bir komplikasyon olduğu belirtilmektedir. Dolayısıyla, 3 No’lu İhtisas Kurulu oy birliğiyle, Kalp ve Damar Cerrahisi Bölümüne atfedilebilecek hiçbir tıbbi hata olmadığına karar vermiştir.
11. Başvuran, avukatı aracılığıyla bu rapora itiraz etmiş ve başvurana göre bu rapor ile 16 Kasım 1999 tarihli rapor arasında var olan çelişkinin çözülmesi için, dosyanın Adli Tıp Kurumu Genel Kuruluna gönderilmesini talep etmiştir. İzmir İdare Mahkemesi, davanın esasına ilişkin bir karara varması için 8 Ağustos 2003 tarihli bilirkişi raporunun yeterli olması nedeniyle bu talebi reddetmiştir.
12. Söz konusu mahkeme, 3 Mart 2004 tarihinde, Adli Tıp Kurumu’nun 8 Ağustos 2003 tarihli raporu ışığında, idarenin bir kusurunun bulunmadığı sonucuna varmıştır. Dolayısıyla, başvuranın tazminat talebini reddetmiştir.
13. Danıştay, 23 Ocak 2006 tarihinde, usul kurallarına ve yasal hükümlere uygun olması sebebiyle bu kararı onamıştır.
14. Danıştay, 21 Kasım 2006 tarihinde, başvuran tarafından talep edilen karar düzeltme başvurusunu reddetmiştir. Bu karar, başvurana 12 Ocak 2007 tarihinde tebliğ edilmiştir.
ŞİKÂYETLER
15. Başvuran, Sözleşme’nin herhangi bir hükmünü ileri sürmeden, sol kolunda muzdarip olduğu sekellerin oluşmasına sebep olan bir tıbbi hatanın olmasından şikâyetçidir. Başvuran ayrıca, İdare Mahkemesinin başvurusunu reddetmek için öncelikli olarak, mahkemenin kanaatine göre, söz konusu alanda uzman olmayan doktorlar tarafından düzenlenen Adli Tıp Kurumu’nun raporuna dayanmış olmasını ileri sürerek, davanın hakkaniyetten yoksun olmasından şikâyetçidir. Başvuran, maruz kaldığı kanaatine vardığı zararlara ilişkin kendi lehine herhangi bir yargı kararı elde edememesinden şikâyet etmekte ve bu bağlamda, etkin bir hukuk yoluna başvurma hakkının ihlal edildiğini ileri sürmektedir.
HUKUKİ DEĞERLENDİRME
16. Başvuran, sol kolundaki sekellerden dolayı yerel makamları sorumlu tutmaktadır. Başvuran ayrıca, idare mahkemesi önündeki davanın adil olmadığını ve haklarını savunabilmek için etkin bir hukuk yolundan yararlanamadığını ileri sürmektedir.
17. Hükümet, bu iddiaya itiraz etmektedir.
18. Mahkeme, başvuranın, bilhassa kişilerin ruhsal ve fiziki bütünlüğünün uygulama alanına giren şikâyetlerinin, Sözleşme’nin 8. maddesi uyarınca incelenmesi gerektiği kanaatindedir (Trocellier/Fransa (kabul edilebilirlik hakkında karar), No. 75725/01, 5 Ekim 2006).
19. Mahkeme, başvuranın, ameliyatından önce, riskler hakkında bilgilendirildiğini ve maruz kaldığı torakobraşial geçit sendromunu tedavi etmeye yönelik cerrahi müdahaleye onay verdiğini gözlemlemektedir (yukarıda 4. paragraf).
20. Ameliyattan sonra, cerrahi müdahalede meydana gelen brakiyal pleksus nedeniyle ilgilinin sol kolunda sekel oluşmuştur. İlgili, gördüğü zarar nedeniyle idare mahkemesinde tazminat davası açmıştır (yukarıda 5. paragraf).
21. Mevcut başvurunun konusu, yargı sisteminin somut olayda sağlık ekibinin mesleki yükümlülüklerine riayet etme kapasitesini kontrol etmeyi hedeflemesi ve olası bir riayetsizlik durumunu cezalandırması ile ilgilidir.
22. Dolayısıyla Mahkeme’nin görevi, başvuranın başvurduğu hukuk yollarının etkinliğini denetlemek ve dolayısıyla yargı sisteminin, hastaların fiziki bütünlük haklarını korumak için öngörülen yasal ve düzenleyici çerçeveyi uygun şekilde uygulayıp uygulamadığını belirlemektir. Bu durum, söz konusu başvurunun gerçekte başvurana, iddialarının incelenmesini ve gerektiğinde doktorların mevzuata uymadıkları zaman cezalandırılmalarını sağlama imkânı verip vermediğinin denetlenmesini gerektirmektedir.
23. Somut olayda Mahkeme, yargı sisteminin gerçekte başvurana idare mahkemeleri önünde tazminat davası açma imkânı verdiğini kaydetmektedir.
24. Mahkeme, yargılama sonucunda, mahkemelerin üç bilirkişi raporuna dayanarak başvuranın tazminat davasını reddettiklerini gözlemlemektedir. Ulusal mahkemeler, başvuranı ameliyat eden devlet hastanesi doktorlarının mesleklerinin icrasında herhangi bir hata yapmadıkları kanısına varmışlardır.
25. Elinde bulundurduğu tıbbî bilgilerden hareketle, tahminlere dayalı fikir yürütmek suretiyle bilirkişilerin vardıkları sonuçların bilimsel açıdan doğruluğu hakkında karar vermek Mahkeme’nin görevi değildir (Tysiąc/Polonya, No. 5410/03, 119. paragraf, AİHM 2007-I, ve Yardımcı/Türkiye, No. 25266/05, 59. paragraf, 5 Ocak 2010). Mahkeme, bununla birlikte, neticelendireceği karar, bilirkişilerin ele alması gerektiği ana konudan uzak kalan veya yeteri kadar ana konuya değinilmeyen bilirkişi raporlarına dayandırıldığında ve en azından, belirleyici olmasa da başvuranların başlıca iddialarına açık ve net bir şekilde cevap verilmediğinde, bir davanın usule ilişkin yükümlülükler bakımından etkili olamayacağına daha önce de karar verdiğini hatırlatmaktadır (Altuğ ve diğerleri/Türkiye, No. 32086/07, 77 ila 86. paragraflar, 30 Haziran 2015). Bu durumda, her ne kadar bilirkişi raporundaki bulgular hâkimi bağlamasa da, söz konusu bulguların, hâkimin bilgisi dışındaki teknik bir konuyla ilgili olduğunda hâkimin değerlendirmesi üzerinde belirleyici bir etkiye sahip olabileceğini kabul etmek gerekir.
26. Mevcut davanın koşullarında, başvuranın tespitinin aksine, farklı bilirkişi raporlarının sonuçlarında herhangi bir çelişki ortaya çıkmamaktadır. Bu raporlar öncelikle, brakiyal pleksus lezyonunun ilgilinin maruz kaldığı ameliyat esnasında ortaya çıkma riski olan bir komplikasyon olduğunun ve doktorların müdahale esnasında zarar gören siniri derhal tedavi ettiklerinin anlaşılmasını sağlamaktadırlar. 3 No’lu İhtisas Kurulunun adli tıp doktorları, başvuranı ameliyat eden doktorlara bu komplikasyon nedeniyle sorumluluk yüklenip yüklenemeyeceği hususuna değinmişlerdir. Bu doktorlar, söz konusu tıbbi personellerin bir hatasının, dolayısıyla sorumluluğunun bulunmadığı sonucuna varmışlardır. İdare mahkemesi, bu koşullarda başvuranın tazminat talebini reddetmiştir.
27. Mahkeme, mahkemelerin dayandıkları raporların bilimsel olarak desteklendiklerini ve somut olayda ileri sürülen sorulara cevap verdiklerini dikkate alarak, başvuranın fiziki bütünlük hakkının korunmasına bağlı gerekliliklere riayet eden uygun bir yargılamadan yararlanmış olduğu kanısına varmaktadır.
28. Bu nedenle Mahkeme, Sözleşme’nin 35. maddesinin 3 fıkrasının a) bendi ve 4. fıkrası uyarınca, açıkça dayanaktan yoksun olduğu gerekçesiyle, başvurunun kabul edilemez olduğu sonucuna varmaktadır.
Bu gerekçelerle, Mahkeme, oy birliğiyle,
Başvurunun kabul edilemez olduğuna karar vermiştir.
İşbu karar, Fransızca dilinde tanzim edilerek, 26 Ekim 2017 tarihinde yazılı olarak tebliğ edilmiştir.
Hasan Bakırcı Ledi Bianku
Yazı İşleri Müdür Yardımcısı Başkan
[1]. Brakiyal pleksus, elin üst kısmını tedarik eden büyük gövdeleri oluşturmak için bir pleksus ağında buluşan servikal omurga seviyesindeki omuriliğe ait tüm sinir köklerine verilen addır.
Full & Egal Universal Law Academy