AVRUPA İNSAN HAKLARI MAHKEMESİ
İKİNCİ BÖLÜM
KABUL EDİLEBİLİRLİK HAKKINDA KARAR
Başvuru no. 4751/07
METİS YAYINCILIK LİMİTED ŞİRKETİ ve Hüseyin Semih SÖKMEN / TÜRKİYE
Başkan
Robert Spano,
Yargıçlar
Julia Laffranque,
Ledi Bianku,
Işıl Karakaş,
Valeriu Griţco,
Jon Fridrik Kjølbro,
Stéphanie Mourou-Vikström
ve Bölüm Yazı İşleri Müdürü Stanley Naismith'in katılımıyla 20 Haziran 2017 tarihinde Daire halinde toplanan Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (İkinci Bölüm), 23 Ocak 2007 tarihinde yapılan başvuruyu göz önünde bulundurarak, yapılan müzakerelerin ardından aşağıdaki kararı vermiştir:
OLAYLAR
1. Birinci başvuran, Metis Yayıncılık Limited Şirketi (başvuran şirket), binası İstanbul'da bulunan bir yayınevidir. Sahibi Hüseyin Semih Sökmen ("ikinci başvuran") tarafından temsil edilmektedir. İkinci başvuran Türk vatandaşı olup 1959 doğumludur ve İstanbul'da ikamet etmektedir. Başvuran şirket ve ikinci başvuran ("başvuran taraf") Mahkeme önünde, İstanbul Barosuna bağlı Avukatlar F. İlkiz ve H. F. Hasanoğlu tarafından temsil edilmektedirler.
A. Davanın Koşulları
2. Başvurunun kendine özgü koşulları, başvuran tarafça ifade edildiği şekilde, aşağıdaki gibi özetlenebilir.
3. Başvuran şirket 2006 yılının Mart ayında, Elif Şafak tarafından İngilizce olarak kaleme alınan ve A.B. tarafından Türkçeye çevirisi yapılan Baba ve Piç isimli bir roman yayımlamıştır. Başvuran tarafa göre, romanda, biri Ermeni olan ve Amerika Birleşik Devletlerine sürgüne gönderilen; diğeri ise Türk ve İstanbullu olan iki ailenin tarihi ve bu aileleri birleştiren gizli bağlar anlatılmaktadır. Ermeni ailenin en genç üyesi olan Amy, kökenlerini araştırma isteğiyle İstanbul'a, Türk olan üvey babasının anaerkil, sevgi dolu ve korumacı olan ailesinin yanına gider. Amy ile İstanbullu ailenin kendisiyle yaşıt genç kızları olan Asya "piç" arasında doğan dostluk, ailenin sırlarının açığa çıkmasında etken olacaktır. Dram ve komedi ile geçmiş ve şimdiki zamanı karıştıran romanda, diğerlerinin yanı sıra, önceki nesillerden hareketle kendilerini tanımlamaya çalışan ve gelenek ve milliyet temelinde kimlik arayışına düşen iki genç kızın ortak soruları ele alınmaktadır. Kitap, temelde, karakterler arasında geçen konuşmalar yoluyla, 1915-1916 olaylarının sonuçlarının yanı sıra çoğunun tamamen unutma yolunu tercih eden Türklerin ve Ermeni diasporasının ruh halini anlatmaktadır.
4. Aşırı milliyetçi bir gruba mensup bir Avukat olan K.K. 19 Nisan 2006 tarihinde, romanın yazarı, çevirmeni ve editörü hakkında İstanbul Zeytinburnu Savcılığında suç duyurusunda bulunmuştur. K.K., romanın bazı bölümlerinin (bilhassa, Amy'nin hikâyesine ayrılan ve 1915-1916 soykırımı konusunda Ermeni diasporasının beklentilerinin ve algılarının anlatıldığı bölümler), bir bütün olarak değerlendirildiğinde, Türkler bakımından aşağılayıcı olduğu iddiasında bulunmuştur. K.K. bu bağlamda, Türk Ceza Kanunu'nun, diğerlerinin yanı sıra Türklüğü aşağılamayı cezalandıran 301. maddesini ileri sürmüştür.
5. Zeytinburnu Cumhuriyet savcısı 21 Nisan 2006 tarihinde ratione loci (yer yönünden) yetkisizlik kararı vererek, dosyayı İstanbul Beyoğlu Savcılığına göndermiştir.
6. Beyoğlu Cumhuriyet savcısı 5 Mayıs 2006 tarihinde, romanın yazarı, çevirmeni ve başvuran şirketin sorumlusu (ikinci başvuran) hakkında ceza soruşturmaları başlatmıştır. İlgililer, sanık sıfatıyla ifadeleri alınmak üzere Beyoğlu Emniyet Müdürlüğü aracılığıyla savcılığa çağrılmışlardır.
7. İki polis memuru 15 Mayıs 2006 tarihinde başvuran şirketin binasına giderek, ilgilileri, ifade vermek üzere savcılığa çağrıldıklarından haberdar etmiştir.
8. İkinci başvuran, başvuran şirketin sorumlusu olarak, 31 Mayıs 2006 tarihinde, sanık sıfatıyla Beyoğlu Cumhuriyet savcısı önünde ifade vermiştir. İlgili, davacı tarafça yapılan suçlamaları reddetmiştir. İkinci başvuran, söz konusu kitabı yayımladığını; zira bu romanın, yalnızca etnik ve hümanist değerlerle dolu olmayıp aynı zamanda büyük bir edebi değer olduğu kanısında olduğunu ifade etmiştir. Davacı tarafın, romanın bazı kurgusal karakterleri tarafından ifade edilen ve kendisini rahatsız eden sözlere vurgu yaptığını belirtmiştir. Ayrıca, Türklüğü aşağılama suçlamasının yalnızca absürt ve ifade özgürlüğü hakkına aykırı olmakla kalmayıp fakat aynı zamanda ülkenin kültürel hayatını ve hatta bunun itibarını yurt dışında olumsuz olarak etkileme riski bulunduğunu da eklemiştir.
9. Bu ifadenin verildiği sırada, ikinci başvuranın avukatı, 5187 sayılı Basın Kanunu'nun, ancak süresiz yayınlarda eser sahibinin belli olmaması halinde, süresiz bir yayının yayımcısının veya yayınevinin sorumlusunun sorumlu tutulabileceklerine dair 11. maddesine dayanarak, müvekkili hakkında açılan ceza soruşturmasının kapatılmasını talep etmiştir.
10. İki polis memuru 1 Haziran 2006 tarihinde, romanın yazarının ve çevirmeninin adreslerini öğrenmek amacıyla yeniden başvuran şirkete gitmiştir.
11. Romanın yazarı 6 Haziran 2006 tarihinde Beyoğlu Savcılığına gitmiştir. Cumhuriyet savcısı tarafından alınan ifadesinde, ilgili, atılı suçlamalara itiraz etmiş ve hiçbir şekilde Türkleri aşağılama niyeti taşımadığını belirtmiştir. İlgili aynı zamanda, romandaki kurgusal karakterlerinin, bazı tarihsel olaylarla ilgili farklı bakış açılarını savunduklarını ve bu karakterlerin anlatımlarının hiçbir şekilde kendi görüşünü yansıtmadığını iddia etmiştir. İlgili son olarak, roman bir bütün olarak değerlendirildiğinde, Türk-Ermeni ilişkilerinin iyileşmesine katkıda bulunma amacı taşıdığını belirtmiştir.
12. Beyoğlu Cumhuriyet savcısı 7 Haziran 2006 tarihinde, tüm şüpheliler hakkında kovuşturmaya yer olmadığına dair karar vermiştir. Cumhuriyet savcısı öncelikle, 5187 sayılı Kanun'un 11. maddesi uyarınca, ikinci başvuranın, yayınevinin sahibi olarak, bu davada herhangi bir ceza sorumluluğu bulunmadığını belirtmiştir. İhtilaf konusu kitabın içeriğini inceleyerek, romandaki karakterlerin, 1915 olaylarıyla ilgili olarak, Türklerin lehinde olduğu kadar aleyhinde de bir dizi fikir sunduğunu keşfetmiştir. Beyoğlu Cumhuriyet savcısı, yazarın ifadesine, kitabın içeriğine ve ifade özgürlüğünü koruyan normlara atıfta bulunarak, yazarın Türklüğü aşağılama niyeti taşıdığını gösteren herhangi bir delil unsuru bulunmadığı sonucuna varmıştır.
13. İstanbul 7. Ağır Ceza Mahkemesi Başkanı, davacı taraf olan K.K.nın itirazı ile İstanbul Savcılığını mütalaası üzerine, ihtilaf konusu kitabın içeriğini değerlendirmenin Asliye Ceza Mahkemesinin görevi olduğu kanaatiyle yapılan itirazı kabul etmiş ve 27 Haziran 2006 tarihinde, kovuşturmaya yer olmadığına dair kararı kaldırmıştır.
14. Beyoğlu Cumhuriyet savcısı 24 Temmuz 2006 tarihinde, 5187 sayılı Kanun'un 11. maddesi uyarınca, yayınevinin sahibi olarak, ikinci başvuranın, bu davada herhangi bir ceza sorumluluğu bulunmadığı kanaatiyle yeni bir kovuşturmaya yer olmadığına dair karar vermiştir.
15. Öte yandan, Beyoğlu Savcılığı, aynı tarihli iddianame ile Ağır Ceza Mahkemesi Başkanının 27 Haziran 2006 tarihli kararına uygun olarak, Türk Ceza Kanunu'nun 301. maddesinin 1. fıkrasına dayanarak, Türklüğü aşağılama nedeniyle, Beyoğlu Asliye Ceza Mahkemesi önünde romanın yazarı hakkında ceza davası açmıştır. Beyoğlu Savcılığı, dosyada yer alan delil unsurlarını değerlendirmenin mahkemenin görevi olduğunu belirtmiştir.
16. Beyoğlu Savcılığı, iddianamelerinde, romanın yazarı olan sanığın, mahkeme huzuruna çıkarılmadan, doğrudan beraatini istemiştir.
17. Beyoğlu Asliye Ceza Mahkemesi 21 Eylül 2006 tarihli kararla, sanığı huzuruna çağırmadan, savcılığın iddianamelerine uygun olarak beraatine karar vermiştir. Mahkeme, romanda değinilen konuyla ilgili olarak kurgusal karakterler tarafından ifade edilen tez ve antitezlerden hareketle, ifade özgürlüğü hakkı ihlal edilmeden romanın yazarının ceza sorumluluğu olduğu sonucuna varılamayacağı kanaatine varmıştır.
B. İlgili İç Hukuk Kuralları
18. 1 Haziran 2005 tarihinde yürürlüğe giren Türk Ceza Kanunu'nun 301. maddesi olayların meydana geldiği dönemde aşağıdaki şekildedir:
"Türklüğü, Cumhuriyeti veya Türkiye Büyük Millet Meclisini alenen aşağılayan kişi, altı aydan üç yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır.
Türkiye Cumhuriyeti Hükümetini, Devletin yargı organlarını, askeri veya emniyet teşkilatını alenen aşağılayan kişi, altı aydan iki yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır.
Türklüğü aşağılamanın yabancı bir ülkede, bir Türk vatandaşı tarafından işlenmesi halinde, verilecek ceza üçte bir oranında artırılır.
Eleştiri amacıyla yapılan düşünce açıklamaları suç oluşturmaz."
19. 30 Nisan 2008 tarihli 5759 sayılı Kanun'la değiştirildiği şekliyle, Türk Ceza Kanunu'nun 301. maddesi aşağıdaki şekildedir:
"(1) Türk Milletini, Türkiye Cumhuriyeti Devletini, Türkiye Büyük Millet Meclisini, Türkiye Cumhuriyet Hükümetini ve Devletin yargı organlarını alenen aşağılayan kişi, altı aydan iki yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır.
(2) Devletin askerî veya emniyet teşkilatını alenen aşağılayan kişi, birinci fıkra hükmüne göre cezalandırılır.
(3) Eleştiri amacıyla yapılan düşünce açıklamaları suç oluşturmaz.
(4) Bu suçtan dolayı soruşturma yapılması, Adalet Bakanının iznine bağlıdır."
20. 5187 sayılı Basın Kanunu'nun 11. maddesinin 3. fıkrası aşağıdaki şekildedir:
"Süresiz yayınlarda, eser sahibinin belli olmaması (...) hallerinde, yayımcı (...) sorumlu olur."
21. Ceza Muhakemesi Kanunu'nun 193. maddesinin 2. fıkrası uyarınca, davanın esasına bakan hâkim, sanığın derhal beraatine karar verebileceği kanaatine vardığında, ilgilinin ifadesini almadan kararını verebilir.
ŞİKÂYETLER
22. Başvuran taraf, Sözleşme'nin 10. maddesine dayanarak, söz konusu ceza soruşturmaları kapsamında gerçekleştirilen hukuki işlemlerin, kendilerini, yayın faaliyetlerinde otosansüre yöneltmesi nedeniyle, Sözleşme'nin 10. maddesiyle güvence altına alınan ifade özgürlüğü hakkına haksız bir müdahale teşkil ettiğini iddia etmektedir.
23. Başvuran taraf, Sözleşme'nin 6. maddesine dayanarak, İstanbul Ağır Ceza Mahkemesi Başkanının, kovuşturmaya yer olmadığına dair kararın iptali talebinin incelenmesi sırasında duruşma düzenlememesinden yakınmaktadır. Başvuran taraf ayrıca, Ağır Ceza Mahkemesi Başkanının, davacı tarafın gerekçelendirmesini geçerli sayması nedeniyle, bu davada tarafsız olmadığını iddia etmektedir.
24. Başvuran taraf aynı olay ve olgulara dayanarak, Sözleşme'nin 13 ve 14. maddeleri ile Sözleşme'ye Ek 1 No.lu Protokolün 1. maddesinin ihlal edildiğinden yakınmaktadırlar.
HUKUKİ DEĞERLENDİRME
25. Başvuran şirket ve ikinci başvuran, Sözleşme'nin 10. maddesini tek başına ve 13 ve 14. maddeleri ile birlikte ileri sürerek, söz konusu ceza soruşturmalarının, kendilerini, yayın faaliyetlerinde otosansüre yönelttiğinden şikâyet etmektedirler.
26. Olay ve olguların hukuki tavsifini kendisi takdir eden Mahkeme (bk. örneğin, Söderman/İsveç [BD], No. 5786/08, § 57, AİHM 2013 ve Tarakhel/İsviçre [BD], No. 29217/12, § 55, AİHM 2014 (özetler)), söz konusu şikâyetlerin Sözleşme'nin yalnızca 10. maddesi açısından incelenmesi gerektiği kanaatine varmaktadır. İşbu maddenin somut olayla ilgili bölümleri aşağıdaki şekildedir:
“1. Herkes ifade özgürlüğü hakkına sahiptir. Bu hak, kamu makamlarının müdahalesi olmaksızın ve ülke sınırları gözetilmeksizin, kanaat özgürlüğünü ve haber ve görüş alma ve de verme özgürlüğünü de kapsar. Bu madde, Devletlerin radyo, televizyon ve sinema işletmelerini bir izin rejimine tabi tutmalarına engel değildir.
2. Görev ve sorumluluklar da yükleyen bu özgürlüklerin kullanılması, yasayla öngörülen ve demokratik bir toplumda ulusal güvenliğin, toprak bütünlüğünün veya kamu güvenliğinin korunması, kamu düzeninin sağlanması ve suç işlenmesinin önlenmesi, sağlığın veya ahlakın, başkalarının şöhret ve haklarının korunması, gizli bilgilerin yayılmasının önlenmesi veya yargı erkinin yetki ve tarafsızlığının güvence altına alınması için gerekli olan bazı formaliteler, koşullar, sınırlamalar veya yaptırımlara tabi tutulabilir.”
27. Mahkeme öncelikle, somut olayda, başvuran tarafın ifade özgürlüğüne bir müdahalenin söz konusu olup olmadığı sorununu incelemeye davet edilmektedir.
28. Başvuran taraf, ikinci başvuranın, söz konusu ceza yargılaması çerçevesinde, başvuran şirketin sahibi olarak savcılık önünde ifade vermek zorunda kalması nedeniyle mağdur sıfatına sahip olduğu kanısındadır. Başvuran taraf, başvuran şirket tarafından yayımlanan romanın yazarı hakkındaki yargılama işlemlerinden de şikâyet etmektedir. Mahkeme, ikinci başvuran hakkında başlatılan ceza yargılamasının savcılık tarafından verilen iki kovuşturmaya yer olmadığına dair kararla kapandığını gözlemlemektedir; bu kararlardan ikincisi, ilkinin, itiraz merci tarafından iptal edilmesi sonrasında verilmiştir (İstanbul 7. Ağır Ceza Mahkemesi Başkanı). Bahse konu romanın yazarının, mahkeme huzuruna çıkmadan ilk derece mahkemesi tarafından beraatine karar verilmiştir.
29. Mahkeme bu bağlamda, bilhassa Dilipak/Türkiye kararının (No. 29680/05, 15 Eylül 2015) 44-47. paragraflarında açıklanan ve ifade özgürlüğü üzerinde caydırıcı bir etkiye sahip olan bazı koşulların -kesinleşmiş bir karar ile mahkûm olmamış- ilgililerin, söz konusu özgürlüğe yapılan bir müdahale nedeniyle mağdur sıfatını haiz olduğuna ilişkin içtihadını hatırlatmaktadır.
30. Mahkeme bunun yanı sıra, somut olayda başvuran tarafça sözü edilen olay ve olguların, geçmişte, mahkûmiyet olmamasına rağmen bir müdahalenin var olduğu sonucuna vardığı davalardaki olay ve olaylarla karşılaştırılabilir olduğunu gözlemlemektedir.
31. Nitekim, ikinci başvuran, mevcut davada konu edilen ceza soruşturması kapsamında hiçbir zaman tutuklanmamıştır (bk. a contrario (aksi yönde bir karar için), Nedim Şener/Türkiye, No. 38270/11, §§ 94-96, 8 Temmuz 2014 ve Şık/Türkiye, No. 53413/11, §§ 83 85, 8 Temmuz 2014).
32. Öte yandan, ne ikinci başvuran ne de başvuran şirket tarafından yayımlanan romanın yazarı uzun yıllar sürebilecek bir ceza davasına konu olmamışlardır (bk. a contrario (aksi yönde bir karar için), yukarıda anılan Dilipak kararı, §§ 48‑51 ve Yaşar Kaplan/Türkiye, No. 56566/00, § 35, 24 Ocak 2006): Nitekim, ilk olarak, ikinci başvuran hakkında herhangi bir iddianame hazırlanmamış; yalnızca hazırlık soruşturması kapsamında sanık olarak savcılıkta ifade vermeye çağrılmıştır; söz konusu soruşturma yaklaşık üç ay sürmüş olup, bu, (yukarıda anılan) Dilipak kararındakiyle kıyaslandığında oldukça kısa bir zamandır. İkinci olarak, söz konusu romanın yazarı başvuranlar arasında yer almasa bile, Mahkeme, ilgilinin suçlanması sonrasında, beş ay sonunda, yani yine bir ceza yargılaması için nispeten kısa sayılacak bir süre sonunda, hâkim huzuruna çıkmadan ilk derece mahkemesinde beraat etmesine belli bir önem vermektedir.
33. Somut olayda belirtilen ceza yargılamasının, aynı konuyla ilgili olarak kaleme alınan yazılar nedeniyle açılan cezai veya hukuki soruşturmalarla birlikte, başvuran şirket ve ikinci başvuran üzerinde, Türk-Ermeni ilişkilerinin tarihiyle ilgili olarak eserler yayımlamaktan onları alıkoyacak bir etkiye sahip olduğu da söylenemez (bk. a contrario (aksi yönde bir karar için), Altuğ Taner Akçam/Türkiye, No. 27520/07, §§ 70‑75, 25 Ekim 2011).
34. Mahkeme ayrıca, olayların meydana geldiği dönemde uygulanabilir ulusal mevzuatın, yayınevinin sahibi olarak ikinci başvuranın cürüm teşkil eden haksız fiil nedeniyle ortaya çıkan sorumluluğunu kaldırdığını gözlemlemektedir. Mahkeme bunun yanı sıra, ilk derece mahkemesinin, başvuran şirket tarafından yayımlanan romanın yazarının beraatine karar verirken, büyük oranda, Mahkeme'nin içtihadıyla düzenlenen ifade özgürlüğünün ilkelerine dayandığını kaydetmektedir.
35. Bu koşullarda, Mahkeme, mevcut davada açılan ve oldukça kısa bir süre içerisinde ya kovuşturmaya yer olmadığına dair kararla ya da beraat kararıyla sonuçlanan ceza soruşturmalarının, başkaca işlemler olmaksızın, başvuran şirketin yayınevinin ve ikinci başvuranın, Sözleşme'nin 10. maddesi anlamında ifade özgürlüğü haklarıyla güvence altına alınan faaliyetleri üzerinde caydırıcı bir etkiye sahip olamayacakları ya da gerçek ve etkin baskılar teşkil edemeyecekleri kanaatine varmaktadır.
36. Mevcut davadaki ceza soruşturmalarının, başvuran şirket ve ikinci başvuran tarafından Sözleşme'nin 10. maddesiyle güvence altına alınan ifade özgürlüğü haklarının kullanılmasında bir "müdahale" teşkil etmediği sonucuna varılmaktadır. Başvuranların mağdur sıfatı bulunmaması nedeniyle, Sözleşme'nin 10. maddesi bağlamındaki şikâyetler açıkça dayanaktan yoksun olup, Sözleşme'nin 35. maddesinin 3. fıkrasının a) bendi ve 4. fıkrası uyarınca reddedilmelidir.
37. İkinci başvuranın (Hüseyin Semih Sökmen) Sözleşme'nin 6. maddesi bağlamındaki şikâyetleriyle ilgili olarak, Mahkeme, ihtilaf konusu ceza soruşturmalarının, kovuşturmaya yer olmadığına dair kararla kapandığını kaydetmektedir. Mahkûmiyetin ve dolayısıyla ikinci başvuran tarafından yukarıda bahsedilen şikâyetlerde ileri sürülen savunma haklarının kullanmasına müdahale olmaması nedeniyle, Mahkeme, başvurunun bu kısmının, Sözleşme'nin 35. maddesinin 3. fıkrasının a) bendi ve 4. fıkrası uyarınca açıkça dayanaktan yoksun olduğu gerekçesiyle reddetmiştir (bk. Eğinlioğlu/Türkiye, No. 31312/96, 21 Ekim 1998 tarihli Komisyon kararı, Stamoulakatos/Yunanistan (kabul edilebilirlik hakkında karar), No. 42155/98, 9 Kasım 1999 ve Osmanov ve Husseinov/Bulgaristan (kabul edilebilirlik hakkında karar), No. 54178/00 ve 59901/00, 4 Eylül 2003).
38. Başvuran tarafın, Sözleşme'ye Ek 1 No.lu Protokolün 1. maddesi bağlamındaki şikâyetleriyle ilgili olarak, Mahkeme, bunların belgelere dayandırılarak desteklenmiş olmaları durumunda, ilke olarak, Sözleşme'nin 10. maddesi bağlamındaki şikâyetlerle ilgili vardığı sonuçları kapsamında incelenecekleri ve bu incelemenin her ne olursa olsun ileri sürülen maddenin ihlalini ortaya koymayacağı kanaatindedir. İşbu şikâyetlerin de açıkça dayanaktan yoksun olduğu ve Sözleşme'nin 35. maddesinin 3. fıkrasının a) bendi ve 4. fıkrası uyarınca reddedilmesi gerektiği sonucuna varılmaktadır.
Bu gerekçelerle, Mahkeme, oybirliğiyle,
Başvurunun kabul edilemez olduğuna karar vermiştir.
İşbu karar Fransızca dilinde tanzim edilerek, 13 Temmuz 2017 tarihinde yazılı olarak tebliğ edilmiştir.
Stanley NaismithRobert Spano
Yazı İşleri MüdürüBaşkan
Full & Egal Universal Law Academy