AVRUPA İNSAN HAKLARI MAHKEMESİ
İKİNCİ BÖLÜM
KABUL EDİLEBİLİRLİK HAKKINDA KARAR
Başvuru No. 74127/10
Habib Bircan NACAR / Türkiye
Başkan
Valeriu Griţco,
Hâkimler
Branko Lubarda,
Pauliine Koskelo,
ve Bölüm Yazı İşleri Müdür Yardımcısı Hasan Bakırcı’nın katılımıyla, 16 Mart 2021 tarihinde Komite halinde toplanan Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (İkinci Bölüm), yukarıda belirtilen 24 Kasım 2010 tarihli başvuruyu, davalı Hükümet tarafından sunulan görüşleri ve başvuran tarafından bu görüşlere verilen cevapları dikkate alarak gerçekleştirilen müzakerelerin ardından aşağıdaki kararı vermiştir.
OLAY VE OLGULAR
1. Başvuran Habib Bircan Nacar, Türk vatandaşı olup, 1962 doğumludur ve İzmir’de ikamet etmektedir. Başvuran, Mahkeme önünde, İzmir Barosuna bağlı Avukatlar E. Katıman ve M.I. Katıman tarafından temsil edilmiştir.
Türk Hükümeti (“Hükümet”) kendi görevlisi tarafından temsil edilmiştir.Davanın Koşulları
2. Davanın kendine özgü koşulları, taraflarca ifade edildiği şekliyle, aşağıdaki gibi özetlenebilir.
3. Başvuranın babası H.B. Nacar, 5 Ağustos 1980 tarihinde, İzmir Fuarında bulunan bir taşınmazın kiralanması için Belediye ile bir kira sözleşmesi imzalamıştır.
4. Başvuranın babası, söz konusu Fuarda kiraladığı 30 m2’lik alanda başvuranla birlikte bir fast food büfesi inşa etmiş; inşaat masraflarının kendisine ait olacağına dair Belediye ile anlaşmaya varmıştır.
5. Başvuranın babasının hayatını kaybetmesinin ardından, İzmir Belediyesi, 22 Ocak 1997 tarihinde başvuran ile yeni bir kira sözleşmesi imzalamış ve 6 no.lu aynı fast food büfesini kendisine kiralamıştır. Söz konusu kira sözleşmesi, 31 Temmuz 1999 tarihinde, bir yıl süreyle uzatılmıştır.
6. Belediye, 2000 yılının Mayıs ayında, başvurana kira sözleşmesini feshedeceğini bildirmiş ve ilgilinin büfesinin İzmir Fuarı’na ilişkin yeniden düzenleme alanında bulunduğu gerekçesiyle, ilgilinin büfe alanını tahliye etmesini istemiştir.
7. Belediye, 7 Ağustos 2000 tarihinde, başvuranın büfe alanını tahliye etmediğini tespit ederek, başvuranın tahliyesi için İzmir Sulh Hukuk Mahkemesine dava açmıştır. Belediye, söz konusu mahkemeden, başvuranın 31 Temmuz 2000 tarihinde sona eren kira sözleşmesinin yenilenmemesine karar vermesi nedeniyle, büfe alanının tahliye edilmesine karar vermesini talep etmiştir. Belediye, 12 Kasım 1992 tarihli kararla, Kültür ve Tabiat Varlıklarını Koruma Kurulunun ihtilaf konusu mülkün bulunduğu alanın tamamını “ikinci derece doğal sit alanı” olarak sınıflandırmaya karar verdiğini ve bu karara ilişkin uygulama planının 2 Mayıs 2000 tarihinde Belediye Meclisi tarafından kabul edildiğini belirtmiştir. Belediye, fast food büfesinin yeniden düzenleme alanında kalması nedeniyle, başvuranın kira sözleşmesinin yenilenemeyeceğini eklemiştir.
8. İzmir Sulh Hukuk Mahkemesi, 12 Kasım 1992 tarihli kararla, Kültür ve Tabiat Varlıklarını Koruma Kurulunun İzmir Fuarını “ikinci derece doğal sit alanı” olarak sınıflandırdığını, İzmir Belediyesinin bu karara ilişkin uygulama planını 2 Mayıs 2000 tarihinde kabul ettiğini, Kültür ve Tabiat Varlıklarını Koruma Kurulunun 29 Mart 2001 tarihli kararında bu planı onayladığını ve İzmir Belediyesine yeniden düzenleme alanında kalan yapıların yıkımını hızlandırmasını tavsiye ettiğini gözlemlemiştir.
9. Söz konusu mahkeme, bu tespitlere dayanarak, 2 Mayıs 2001 tarihinde, Belediyenin lehinde bir karar vermiş ve başvuranın büfeyi tahliye etmesine hükmetmiştir.
10. Yargıtay, 26 Haziran 2001 tarihli kararla, başvuranın temyiz başvurusunda bulunduğu kararı onamıştır.
11. Yargıtay, 15 Ekim 2001 tarihinde, başvuranın sunduğu karar düzeltme talebini reddetmiştir.
12. Başvuran, 17 Ocak 2002 tarihinde, büfe alanını tahliye etmiştir.
13. Belediye, 8 Ekim 2003 tarihinde, fast food büfesinin de bulunduğu alanı bir lunapark şirketine kiralamıştır. Kiralanan taşınmazın toplam alanı 14.255 m2’dir. Söz konusu şirketin daha önce 1985 yılından beri fuarın başka bir yerinde lunaparkın yönetimini sağlaması nedeniyle, yer değişikliği kapsamında imzalanan bir kira sözleşmesi söz konusudur.Tespit Davası
14. Başvuran, 2006 yılında, eski fast food büfesinin bulunduğu alanın yeşil alan olarak düzenlendiğini düşünmekteyken , bu alanda bir lunapark şirketine ait çarpışan araba pistinin bulunduğunu fark etmiştir.
15. Başvuran, 5 Mayıs 2006 tarihinde, İzmir Sulh Hukuk Mahkemesinde tespit davası açmıştır.
16. Söz konusu mahkeme, bilirkişi incelemesinin yapılmasına karar vermiştir.
17. Mühendis bilirkişi, 15 Mayıs 2006 tarihinde raporunu sunmuştur. Söz konusu bilirkişi, daha önce fast food büfesinin bulunduğu yere, bundan böyle bir lunapark şirketi tarafından işletilen bir çarpışan araba pistinin kurulduğunu kaydetmiştir. Bilirkişi bununla birlikte 4 Eylül 2003 tarihli imar planında bu yerin, “Büyük çocuk parkı” olarak belirtildiğini eklemiştir.Tazminat Davası
18. Başvuran, 1 Haziran 2006 tarihinde, tazminat talebiyle, İzmir Asliye Hukuk Mahkemesine başvurmuştur. Başvuran, Belediyenin imar planına uymaksızın, taşınmazı bir lunapark şirketine yeniden kiraladığını ileri sürmüştür. Başvuran aynı zamanda, taşınmazın yeniden kiralanmasını sınırlandıran, 6570 sayılı Kanun’un 15. maddesinin korumasına dayanmıştır.
19. Aynı mahkeme, özellikle bilirkişilerin huzurunda mahallinde keşif yapılmasına karar vermesinin ardından, aşağıdaki tespitlerde bulunmuştur:
- İzmir Valiliği, 26 Ocak 2007 tarihli yazısında, ihtilaf konusu kiralamanın yeniden düzenleme projesine aykırı olmadığı kanısına varmıştır;
- Bilirkişiler, lunaparkın geçici yerinin imar planında öngörüldüğünü belirtmişler, ancak bu parkın sınırlarının daha önce üzerinde fast food büfesinin bulunduğu alanı kapsamaması gerektiği kanaatine varmışlardır;
- 9 Ocak 2007 tarihli keşif, bu durumun düzeltildiğinin ve ihtilaf konusu taşınmazın Belediye tarafından 116 m2’lik yeşil bir alana dönüştürüldüğünün tespit edilmesini sağlamıştır.
20. Söz konusu mahkeme, 27 Mart 2008 tarihinde kararını vermiştir. Aynı mahkeme, başvuranın talebini şu gerekçelerle reddetmiştir:
- İhtilaf konusu taşınmaz, fast food büfesi olarak hiçbir zaman yeniden kiralanmamıştır ve
- Lunaparkın sınırları değiştirilmiştir ve daha önce üzerinde fast food büfesinin bulunduğu taşınmaz yeşil alana dönüştürülmüştür.
21. Yargıtay, 8 Ekim 2009 tarihinde, bu kararın usul kurallarına ve yasal hükümlere uygun olduğu gerekçesiyle, kararı onamıştır.
22. Yargıtay, kendisine sunulan karar düzeltme talebinin ardından, 3 Mayıs 2010 tarihinde bu talebi reddetmiştir.
23. Söz konusu karar, 18 Mayıs 2010 tarihinde, tebliğ için gönderilmiştir. Başvuran, 25 Mayıs 2010 tarihinde bu kararı aldığını belirtmiştir.Şikâyet
24. Başvuran, 2 Nisan 2006 tarihinde, görevlerini ihmal ettikleri gerekçesiyle İzmir Belediyesi yetkilileri hakkında Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına şikâyette bulunmuştur. Başvuran, bir yandan, Belediyenin taşınmazı bir lunapark şirketine yeniden kiralayarak, 6570 sayılı Kanun’da belirtildiği üzere, tahliye edilen taşınmazın üç yıl boyunca üçüncü bir kişiye yeniden kiralama yasağını ihlal ettiğini ve diğer yandan, Belediye yetkililerinin, İzmir Fuarının on dört yıl önce kültürel ve tarihi miras olarak sınıflandırılmasına rağmen, İzmir Fuarını koruma planını henüz uygulamadıklarını iddia etmiştir.
25. Cumhuriyet Savcılığı, 2 Aralık 2005 tarihinde, 4483 sayılı Memurlar ve Diğer Kamu Görevlilerinin Yargılanması Hakkında Kanun uyarınca, dava dosyasını, suçlanan Belediye yetkilileri hakkında ceza soruşturması açılmasının uygun olup olmadığına karar vermek için yetkili makam olan İçişleri Bakanlığına göndermiştir.
26. İçişleri Bakanlığı, 21 Mayıs 2007 tarihinde, yalnızca, suçlanan Belediye yetkililerinin 12 Kasım 1992 tarihinde kültürel ve tarihi miras olarak sınıflandırılan İzmir Fuarını koruma planını henüz uygulamadıkları şikayetine binaen , söz konusu yetkililer hakkında soruşturma açılmasına izin vermiştir.
27. Belediyenin itirazı üzerine, Danıştay, bu kararı bozmuştur. Danıştay özellikle, İzmir fuarını korumaya yönelik bir planın uygulanmamasından doğan bir zararın varlığının kanıtlanamadığı kanısına varmıştır.
28. İzmir Cumhuriyet Savcısı, 27 Aralık 2007 tarihinde kovuşturmaya yer olmadığına karar vermiştir.İlgili İç Hukuk ve Uygulaması
29. Kiraya verenin hangi hallerde tahliye isteyebileceği 6570 sayılı Gayrimenkul Kiraları Hakkında Kanun’un 7. maddesinde belirtilmektedir:
a) Kiralanan gayrimenkulü belirli bir tarihte tahliye etme konusunda kiracı tarafından verilen taahhüt;
b) Kiraya verenin, eşinin ya da çocuklarının gayrimenkulde oturma ihtiyacı;
c) Kiraya verenin, eşinin veya çocuklarının bir mesleği icra etmek için kiralanan gayrimenkulü kullanma ihtiyacı;
d) Kiralanan gayrimenkulde yeniden inşa,esaslı bir surette tamir veya tadilat ihtiyacı;
e) Kiralanan gayrimenkulün satışı durumunda, yeni alıcının, eşinin veya çocuklarının burada oturma ya da bir mesleği icra etmek için bu gayrimenkulü kullanma ihtiyacı;
f) İki defa haklı olarak yapılan yazılı ihtara rağmen kiranın ödenmemesi;
g) Kiralanan gayrimenkulle aynı şehirde kiracıya veya eşine ait olan başka bir konutun varlığı.
30. Aynı Kanun’un 15. maddesine göre, 7.maddenin (b), (c) ve (d) fıkraları uyarınca kiracının kiralanan gayrimenkulü tahliye etmesi halinde, kiraya verene, mücbir sebepler dışında üç yıl boyunca mülkü üçüncü bir kişiye yeniden kiralama yasağı getirilmektedir.
31. Kiracının tahliyesinin sebebinin, yeniden inşa, esaslı bir tamir veya tadilat olması halinde, kiraya verenin, mülkü üçüncü bir kişiye yeniden kiralamadan önce, tahliye edilen kiracıya öncelikle yeni bir sözleşme teklif etme yükümlülüğü bulunmaktadır.
32. 6570 sayılı Kanun’un 16. maddesinde aynı zamanda, bu Kanun’un 15. maddesinin ihlali durumunda, altı aydan on iki aya kadar hapis cezası ve toplam üç yıllık kira bedeline eşdeğer bir para cezası öngörülmektedir.
33. Başvuran tarafından imzalanan kira sözleşmesinin 15. maddesinde şu koşul belirtilmiştir:
“Kiracı, büfenin şehrin imar planı uyarınca veya idari ihtiyaçlar açısından kaldırılması durumunda Belediyeden herhangi bir hak talep etmeyeceğini kabul ve taahhüt eder.”
ŞİKÂYETLER
34. Başvuran, Sözleşme’ye Ek 1 No.lu Protokol’ün 1. maddesini ileri sürerek, kendi ifadesine göre, sözleşme maddeleri ve yasal hükümler göz ardı edilerek, haksız bir şekilde, fast food büfesini tahliye etmeye zorlanmasından şikâyet etmektedir.
HUKUKİ DEĞERLENDİRME
35. Başvuran, davanın koşullarının Sözleşme’ye Ek 1 No.lu Protokol’ün 1. maddesini ihlal ettiğini ileri sürmektedir.Altı Aylık Süre Hakkında
36. Hükümet, Sözleşme’nin 35. maddesinin 1. fıkrasında öngörülen altı aylık süreye başvuran tarafından uyulmadığını ileri sürmektedir.
37. Başvuran, bu iddiayı reddetmektedir. Başvuran, 3 Mayıs 2010 tarihli Yargıtay kararından 25 Mayıs 2010 tarihinde haberdar olduğunu ifade etmektedir. 24 Kasım 2010 tarihinde Mahkemeye başvuruda bulunan başvuran, böylelikle altı aylık süreye riayet ettiğini belirtmektedir.
38. Mahkeme, somut olayda, iç hukukta kesinleşmiş kararın 3 Mayıs 2010 tarihli Yargıtay kararı olduğunu gözlemlemektedir. Söz konusu karar, tebliğ için 18 Mayıs 2010 tarihinde taraflara gönderilmiştir.
39. Mahkeme, dosyanın, başvuran tarafından kararın fiilen alındığı tarihi kanıtlayan herhangi bir belgeyi içermediğini tespit etmektedir.
40. Mahkeme, bu bağlamda, Sözleşme’nin 35. maddesinin 1. fıkrasında öngörülen altı aylık sürenin başvuranın ve/veya temsilcisinin iç hukukta kesinleşmiş karardan yeterince haberdar edildiği tarihten itibaren işlemeye başladığını, zira bu yöntem iç hukukta öngörülse bile, ilgililerin daha önce bu karardan haberdar edildikleri kanıtlanmadığı sürece, bu tarihin ilke olarak kararın tebliğ tarihi olduğunu hatırlatmaktadır (Koç ve Tosun/Türkiye (k.k.), No. 23852/04, 13 Kasım 2008).
41. Mahkeme ayrıca, başvuranın iç hukukta kesinleşmiş karardan haberdar edildiği tarihi tespit etme görevinin, altı aylık süreye uyulmadığını ileri süren Devlete ait olduğunu hatırlatmaktadır (Şahmo/Türkiye (k.k.), No. 37415/97, 1 Nisan 2003, ve Belozorov/Rusya ve Ukrayna, No. 43611/02, § 93‑97, 15 Ekim 2015). Oysa somut olayda, Hükümet, başvuranın bu tebligatı, örnek olarak, bir alındı belgesini fiilen aldığı tarihi kanıtlayan unsurlar aracılığıyla daha ayrıntılı bilgi vermeksizin, Yargıtay kararının 18 Mayıs 2010 tarihinde taraflara gönderildiğini iddia etmekle yetinmektedir.
42. Dolayısıyla, Hükümetin altı aylık süreye uyulmamasına ilişkin itirazı kabul edilemeyecektir.Esas Hakkında
43. Başvurunun esasına ilişkin olarak, Hükümet, 6570 sayılı Kanun’un 15. maddesine dayanan tazminat talebinin yersiz olduğunu, zira başvuranın büfesinin bulunduğu alanın Belediye tarafından büfe olarak yeniden kiralanmadığını ifade etmektedir. Söz konusu alan, daha önce fuarda, ancak farklı bir yerde faaliyet gösteren bir lunapark şirketine kiralanmıştır.
Hükümet, ulusal mahkemelerin tespit ettikleri üzere, fast food büfesinin eski yerini kapsayan lunapark sınırlarının Belediye tarafından düzeltildiğini ve söz konusu büfenin bulunduğu alanın 116 m2’lik yeşil bir alana dönüştürüldüğünü eklemektedir.
Hükümet, başvuranın ayrıca büfe alanını tahliye eden tek kişi olmadığını kaydetmektedir. Diğer kırk fast food büfesi, fuara ilişkin yeniden düzenleme planına uygun olarak kaldırılmıştır.
Dolayısıyla, Hükümetin ifadesine göre, başvuranın kira sözleşmesini feshetme ve başvuran hakkında tahliye prosedürünü başlatma kararı keyfi değildir, zira bu karar, yeniden düzenleme alanının doğal sit alanı olarak sınıflandırılmasına ve Belediye tarafından buna uygun olarak kabul edilen uygulama planına dayanmıştır.
Ayrıca Hükümet, büfenin, kiracının herhangi bir tazminat talep etmesi mümkün olmaksızın, imar planında bir değişiklik yapılması durumunda veya idari ihtiyaçlar açısından Belediye tarafından kaldırılabileceğini açıkça öngören, başvuran tarafından imzalanan kira sözleşmesinin 15. maddesini Mahkemenin dikkatine sunmak istemektedir.
Dahası Hükümet, başvuranın fuarda bulunan, 14 no.lu başka bir fast food büfesine ortak olduğunu ve böylelikle, bu büfede ticari faaliyette bulunmaya devam edebildiğini vurgulamaktadır.
Son olarak Hükümet, İzmir Fuarının yenilenmesine yönelik büyük bir projenin uygulanması nedeniyle ve bir mahkeme kararına istinaden büfesini tahliye eden başvuranın bir zarara uğradığını kanıtlayamadığı sonucuna varmaktadır. Dolayısıyla Hükümet, Mahkemeden başvurunun kabul edilemez olduğuna karar vermesini talep etmektedir.
44. Başvuran, büfesini tahliye etmesinin yasaya aykırı olduğunu ve Belediyenin, fast food büfesinin bulunduğu alanı üç yıllık kiralama yasağı süresi boyunca üçüncü bir kişiye kiralamaması gerektiğini ileri sürmektedir.
45. Başvuranın ifadesine göre, Belediyenin daha sonra yeşil bir alan yaratmak için lunaparkın sınırlarını değiştirmesi hususu, uzun yıllar boyunca, bu taşınmazın üzerinde, lunapark şirketi tarafından kurulan çarpışan araba pistinin bulunduğu yönündeki tespiti değiştirmemektedir.
46. Ayrıca, başvuranın görüşüne göre, Hükümet, Belediye tarafından alınan tedbirin yasaya uygunluğunu ve kamu yararı amacının varlığını ikna edici bir şekilde kanıtlayamamıştır. Her halükârda, Belediye, Sözleşme’ye Ek 1 No.lu Protokol’ün 1. maddesinin gerektirdiği adil dengeye riayet etmemiştir.
47. Mahkeme, başvuranın fast food büfesini tahliye etmesine ilişkin olarak, başvuranın kira sözleşmesinin, büfenin İzmir Fuarına ilişkin yeniden düzenleme alanında bulunduğu gerekçesiyle 2000 yılının Mayıs ayında Belediye tarafından feshedildiğini gözlemlemektedir.
48. Bu tedbirin yasaya uygunluğu İzmir Sulh Hukuk Mahkemesi tarafından incelenmiştir ve söz konusu mahkeme, başvuranın büfesinin bulunduğu alanın Kültür ve Tabiat Varlıklarını Koruma Kurulu tarafından “2. derece doğal sit alanı” olarak sınıflandırıldığını ve Belediyenin yalnızca bu kararın uygulanmasını sağladığını tespit etmiştir. Dolayısıyla aynı mahkeme, başvuranın büfesini tahliye etmesine karar vermiştir. Bu karar, Yargıtay tarafından onanmıştır.
49. Bu hususta, Mahkeme, iç hukuku yorumlama ve uygulama görevinin öncelikle ulusal makamlara ve özellikle mahkemelere ait olduğunu hatırlatmaktadır (Slivenko/Letonya [BD], No. 48321/99, § 105, AİHM 2003‑X, ve Jahn ve diğerleri/Almanya [BD], No. 46720/99 ve diğer 2 başvuru, § 86, AİHM 2005‑VI). Mahkeme, bilhassa dosyada yer alan herhangi bir unsurun, makamların söz konusu yasal hükümlere ilişkin açıkça yanlış veya keyfi sonuçlara götüren bir uygulama yaptıkları sonucuna varmasını sağlamaması halinde, iç hukuka saygı gösterilip gösterilmediğini tespit etmek için sınırlı bir yetkiye sahiptir (Beyeler/İtalya [BD], No. 33202/96, § 108, AİHM 2000‑I).
50. Mevcut davaya özgü koşullarda, Mahkeme, Belediye tarafından alınan tedbirin yasaya uygun olduğunu ve İzmir fuarına ilişkin imar planının değiştirildiği gerekçesiyle kira sözleşmesi feshedilen başvuranın büfe alanını tahliye etmesi gerektiğini belirten, İzmir Sulh Hukuk Mahkemesi kararının herhangi bir yasal dayanaktan yoksun olduğunun veya iç hukuktaki hükümlere aykırı olduğunun düşünülmesini sağlayacak nitelikte herhangi bir unsur görmemektedir.
51. Mahkeme, başvuranın tazminat talebine ilişkin olarak, ilgilinin, 6 no.lu fast food büfesindeki ticari faaliyetinin sona ermesinin ardından dört yıldan daha fazla bir süre sonra, Belediyenin taşınmazı bir lunapark şirketine yeniden kiralayarak, imar planına ve gayrimenkulün yeniden kiralanmasını sınırlandıran 6570 sayılı Kanun’da belirtilen şartlara uymadığını ileri sürerek, Belediye hakkında İzmir Asliye Hukuk Mahkemesinde tazminat davası açtığını tespit etmektedir.
52. Mahkemenin incelemeye davet edildiği husus, öncelikle, başvuranın Sözleşme’ye Ek 1 No.lu Protokol’ün 1. maddesi anlamında halen bir mülke sahip olup olmadığı hususudur. Bu bağlamda Mahkeme, bu hükmü düzenleyen genel ilkeleri hatırlatmak istemektedir. Sözleşme’ye Ek 1 No.lu Protokol’ün 1. maddesinin birinci kısmında belirtilen “mülk” kavramı, somut mülklerin mülkiyetiyle sınırlı olmayan ve ulusal hukukun biçimsel niteliklerine nazaran bağımsız olan özerk bir kapsama sahiptir: Varlıkları oluşturan diğer bazı hak ve menfaatler de, bu hüküm uyarınca “malvarlığı hakları” ve dolayısıyla “mülkler” olarak kabul edilebilmektedir. Her davada, bir bütün olarak değerlendirilen koşulların, başvuranı Sözleşme’ye Ek 1 No.lu Protokol’ün 1. maddesi tarafından korunan önemli bir menfaatin sahibi haline getirip getirmediğini incelemek önem taşımaktadır (Anheuser-Busch Inc./Portekiz [BD], No. 73049/01, § 63, AİHM 2007‑I).
53. Sözleşme’ye Ek 1 No.lu Protokol’ün 1. maddesi, yalnızca mevcut mülkler için geçerlidir. Gelecekteki bir gelir, ancak daha önce kazanılmış olması veya belirli bir alacağa konu olması halinde bir “mülk” olarak değerlendirilebilmektedir. Ayrıca, etkin bir şekilde kullanılamayacak olan bir mülkiyet hakkının tanınması beklentisi de bir “mülk” olarak değerlendirilemez.
54. Bununla birlikte, bazı koşullarda, bir malvarlığı değerini elde etme yönündeki “meşru beklenti”, aynı zamanda, Sözleşme’ye Ek 1 No.lu Protokol’ün 1. maddesinin korumasından yararlanabilmektedir. Böylelikle, malvarlığı menfaatinin alacak niteliğinde olması halinde, ilgilinin, bu türden bir menfaatin iç hukukta yeterli bir dayanağının bulunması, örnek olarak, mahkemelerin yerleşik bir içtihadıyla doğrulanması halinde meşru bir beklentiye sahip olduğu kanaatine varılabilmektedir (Kopecký/Slovakya [BD], No. 44912/98, § 52, AİHM 2004‑IX). Bununla birlikte, iç hukukun hangi şekilde yorumlanması ve uygulanması gerektiği konusunda bir tartışma söz konusu olduğunda ve başvuranın bu bağlamda ileri sürdüğü iddialar ulusal mahkemeler tarafından kesin olarak reddedildiğinde, “meşru bir beklentinin” bulunduğu sonucuna varılamayacaktır (ibidem, § 50).
55. Somut olayda Mahkeme, başvuranın İzmir Asliye Hukuk Mahkemesinde Belediye hakkında tazminat davası açtığı sırada, yani 1 Haziran 2006 tarihinde, bundan böyle bir mülkün sahibi olmadığını, zira İzmir Sulh Hukuk Mahkemesinin, 2 Mayıs 2001 tarihli kararla, ilgilinin fast food büfesini tahliye etmesine karar verdiğini gözlemlemektedir.
56. Mahkeme, davanın koşullarında, ilgilinin Belediye tarafından fast food büfesinin kaldırılması nedeniyle tazminat elde etme yönünde meşru bir beklentiye de sahip olmadığı kanısına varmaktadır. Nitekim Hükümetin de vurguladığı üzere, başvuran tarafından imzalanan kira sözleşmesinin 15. maddesi, kiracının fast food büfesinin şehrin imar planı uyarınca veya idari ihtiyaçlar açısından kaldırılması durumunda Belediyeden herhangi bir hak talep etmeyeceğini kabul ve taahhüt ettiğini açıkça belirtmektedir.
57. Ayrıca Belediyenin, 6570 sayılı Kanun’un hükümlerini ihlal edecek şekilde hareket ettiği, ulusal mahkemeler önünde tespit edilmemiştir. Yine Mahkeme, ulusal hukukun doğru bir şekilde yorumlanıp yorumlanmadığını ve uygulanıp uygulanmadığını tespit etmek için yalnızca sınırlı bir yetkiye sahip olduğunu hatırlatmaktadır; ulusal mahkemelerin kararlarının keyfi veya açıkça mantıksız olduğu anlaşılmadığı sürece, ulusal mahkemelerin yerine geçme görevi Mahkemeye ait değildir (Basa/Türkiye, No. 18740/05 ve 19507/05, § 97, 15 Ocak 2019). Oysa somut olayda Mahkeme, Belediyenin ihtilaf konusu taşınmazı fast food büfesi olarak yeniden kiralamadığını, imar planında bir lunaparkın öngörüldüğünü ve daha önce üzerinde 30 m2’lik bir fast food büfesinin bulunduğu alanı kapsayan lunapark sınırlarının, daha sonra imar planına uygun hale getirilmesi için 116 m2’lik yeşil bir alana dönüştürülmek suretiyle Belediye tarafından düzeltildiğini gözlemleyen ulusal mahkemeler tarafından yapılan değerlendirmede keyfi ya da açıkça mantıksız herhangi bir unsurun bulunmadığı kanısındadır.
58. Bununla birlikte, Hükümetin açıkladığı gibi, yeni imar planı hiçbir zaman, ihtilaf konusu alanda yeni büfelerin kurulmasını öngörmemiştir. İdare, aksine, İzmir Fuarının yeniden düzenlenmesi kapsamında, bu alanda bulunan diğer kırk büfeyi kaldırmıştır.
59. Bu hususta, şehir düzenlemesi kadar karmaşık ve zor bir alanda, Sözleşmeci Devletlerin imar politikalarını yürütmek için geniş bir takdir yetkisine sahip olduklarının altını çizmek gerekmektedir (Elia S.r.l./ İtalya, No. 37710/97, § 77, AİHM 2001‑IX, Terazzi S.r.l./İtalya, No. 27265/95, § 85, 17 Ekim 2002, ve Saliba/Malta, No. 4251/02, § 45, 8 Kasım 2005). Açıkça keyfi ya da mantıksız bir seçimin söz konusu olmaması nedeniyle, Mahkeme, bu politikayla hedeflenen sonuçlara ulusal düzeyde ulaşmak için en uygun yöntemlerle ilgili olarak ulusal mahkemelerin yaptığı değerlendirmenin yerine kendi değerlendirmesini koyamayacaktır (Galtieri/İtalya (k.k.), No. 72864/01, 24 Ocak 2006, ve Campanile ve diğerleri/İtalya (k.k.), No. 32635/05, 15 Ocak 2013).
60. Mahkeme aynı zamanda, imar veya arazi düzenleme konularında, mülk sahiplerinin haklarının esasen gelişmeye açık olduğunun hatırlatılmasının yararlı olacağını belirtmektedir. İmar ve arazi düzenleme politikaları, özellikle genel menfaat ya da kamu yararı amacıyla mülklerin düzenlenmesi yoluyla, bilhassa Devletin müdahale alanlarına girmektedir. Toplumun genel menfaatinin çok önemli bir yere sahip olduğu bu türden durumlarda, Devletin takdir yetkisi, yalnızca medeni hakların söz konusu olduğu durumlara nazaran daha fazladır (Chapman/Birleşik Krallık [BD], No. 27238/95, § 104, AİHM 2001‑I).
61. Böylelikle Mahkeme, yukarıda belirtilen hususlar bakımından, genel menfaat ile Sözleşme’ye Ek 1 No.lu Protokol’ün 1. maddesinin gerektirdiği, başvuranın mülkiyetine saygı hakkı arasındaki adil dengenin somut olayda bozulmadığı sonucuna varmaktadır.
62. Dolayısıyla, başvuranın şikâyetleri açıkça dayanaktan yoksundur ve Sözleşme’nin 35. maddesinin 3. fıkrasının (a) bendi ve 4. fıkrası uyarınca reddedilmelidir.
Bu gerekçelerle, Mahkeme, oy birliğiyle,
Başvurunun kabul edilemez olduğuna karar vermiştir.
İşbu karar, Fransızca dilinde tanzim edilmiş olup, 8 Nisan 2021 tarihinde yazılı olarak bildirilmiştir.
Hasan Bakırcı Valeriu Griţco
Yazı İşleri Müdür Yardımcısı Başkan
Full & Egal Universal Law Academy