İKİNCİ BÖLÜM
KABUL EDİLEBİLİRLİK HAKKINDA KARAR
Başvuru no. 35726/20
Burak İNAN / Türkiye
Başkan
Jovan Ilievski,
Hâkimler
Lorraine Schembri Orland,
Diana Sârcu,
ve Bölüm Yazı İşleri Müdür Yardımcısı Dorothee von Arnim’in katılımıyla 11 Nisan 2023 tarihinde Komite olarak toplanan Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (İkinci Bölüm),
1991 yılında doğan ve Manisa’da ikamet eden ve Ankara Barosuna kayıtlı Avukat Y. Torun tarafından temsil edilen Burak İnan (“başvuran”) adlı bir Türk vatandaşı tarafından, İnsan Hakları ve Temel Özgürlüklerin Korunmasına ilişkin Sözleşme’nin (“Sözleşme”) 34. maddesi uyarınca, 6 Ağustos 2020 tarihinde, Türkiye Cumhuriyeti Devleti aleyhine Mahkemeye yapılmış olan başvuruyu (no. 35726/20) dikkate alarak,
Gerçekleştirilen müzakereler sonucunda aşağıdaki kararı vermiştir:
DAVA KONUSU
1. Başvuru, başvuranın olağanüstü hal sırasında astsubay olarak atanmasının iptal edilmesine ilişkindir.
2. Mevcut başvuruya sebebiyet veren olayların yaşandığı sırada, başvuran Jandarma Meslek Yüksek Okulundaki eğitimini bitirmiş ve 30 Ağustos 2016 tarihinde astsubay olarak atanmasının onaylanmasını bekliyordu.
3. 15 Temmuz 2016 darbe girişiminin ardından 20 Temmuz 2016 tarihinde olağanüstü hal ilan edilmiştir. Olağanüstü hâl sırasında, Bakanlar Kurulu, Anayasa’nın 121. maddesi uyarınca birçok kanun hükmünde kararname (KHK) çıkarmıştır. Bu metinler arasında, 669 ve 675 sayılı kanunnameler sırasıyla 31 Temmuz ve 29 Ekim 2016 tarihlerinde kabul edilmiş ve daha sonra Meclis tarafından onaylanmıştır. 669 sayılı KHK ile tüm askeri eğitim kurumlarının faaliyetlerine son verilmiş ve buradaki öğrencilerin sivil okullara nakli sağlanmıştır (bk., Yıldız ve Diğerleri / Türkiye (k.k.) [Komite] no. 13510/19 ve diğer 18 başvuru, 22 Şubat 2022). 675 sayılı KHK ile de, söz konusu kararnamenin Resmi Gazete’de yayınlanması itibariyle astsubay adayları ve atamaları kesinleşmemiş sözleşmeli ordu mensuplarına ilişkin işlemler iptal edilmiştir. 675 sayılı KHK’nın 6. maddesinin sonuçlarından biri 30 Temmuz 2016 tarihinde yapılması beklenen atamaların iptal edilmesiydi.
4. Başvuran, 30 Temmuz 2016 tarihinde astsubay olarak atanmasının iptal edilmesi hakkında idare mahkemesi nezdinde dava açmıştır. İdari mahkeme, başvuranın atanmasının iptalinin kanun hükmünde kararnameye dayandığı ve idari bir tedbir olmaksızın kanun hükmünde bir kararnameyi iptal etme veya bozma yetkisi olmadığı gerekçesiyle davanın kabul edilemez olduğuna karar vermiştir. Bölge İdare Mahkemesi ve Danıştay da başvuranın temyiz başvurularını aynı gerekçelerle reddetmiştir.
5. Başvuran, 4 Şubat 2019 tarihinde Anayasa Mahkemesine bireysel başvuruda bulunmuştur. Anayasa Mahkemesi 18 Şubat 2020 tarihinde, bir kabul edilemezlik karar özeti vasıtasıyla başvuranın Sözleşme’nin 6 ve 8. maddeleri kapsamındaki şikâyetlerinde herhangi bir ihlalin söz konusu olmadığına hükmederek başvuruyu kabul edilemez bulmuştur.
6. Sonuç olarak Genel Kurul olarak karar veren Anayasa Mahkemesi, 29 Eylül 2021’de benzer bir durumla ilgili Ömer Kılınç davasında karar verdi. Başvuranın eğitimini tamamladıktan sonra bir astsubay olarak atanmasını meşru olarak bekleyebileceğini ve atanmanın onaylanmasının idari makamların takdir yetkisi sınırlarına girmediğini kaydederek Sözleşme’nin 6 § 1 maddesinin uygulanabilir olduğunu tespit etmiştir. Astsubay adaylarının atanmalarının, kendilerine bir kanun yolu sunulmadan 657 sayılı KHK ile iptal edilmesinin, mahkemeye erişim hakkına yönelik bir ihlal teşkil ettiğini ve bu müdahalenin normal koşullar altında orantılı olmayacağını kaydetmiştir. Bununla birlikte, Anayasa Mahkemesi başvuruyu olağanüstü hallerde askıya almaya ilişkin Anayasanın 15. maddesi kapsamında incelemiş ve 16 Temmuz 2016 darbe girişiminin yol açtığı istisnai koşulları göz önünde bulundurarak ve başvuranın bir sonraki yıl astsubay olarak atanmasını da özellikle dikkate alarak, başvuranın mahkemeye erişim hakkına yönelik müdahalenin, orduda düzenin yeniden tesis edilmesi şeklinde gözetilen meşru amaç dâhilinde orantılı olduğuna hükmetmiştir.
7. Başvuran, astsubay olarak atanmasının 675 sayılı KHK sebebiyle iptal edilmesine itiraz etmek için Olağanüstü Hal Komisyonu dahil mahkemeye erişemediğine ilişkin Sözleşme’nin 6. maddesi kapsamında şikayette bulunmuştur (Komisyona ilişkin daha fazla bilgi için bk., Köksal / Türkiye (k.k.) no. 70478/16 § 16, 6 Haziran 2017). Ayrıca aleyhinde herhangi bir soruşturma veya kovuşturma olmaksızın uygulanan tedbirin Sözleşme’nin 6. maddesinin cezai yönü kapsamında masumiyet karinesine aykırı olduğundan şikâyetçi olmuştur. Sözleşme’nin 6 § 1 maddesi kapsamındaki silahların eşitliği ilkesine dayanarak, 675 sayılı kararnamenin kendisinin beklediği atamadan sonra geriye dönük biçimde kabul edildiğinden de şikâyetçi olmuştur.
MAHKEME’NİN DEĞERLENDİRMESİ
Sözleşme’nin 6. maddesi kapsamında mahkemeye erişim hakkına ilişkin şikâyetler8. Sözleşme’nin 6 § 1 maddesinin “medeni hukuk” yönünden uygulanabilir olması hakkında Mahkeme, Sözleşme kapsamında korunup korunmadığına bakılmaksızın, en azından savunulabilir gerekçelerle, iç hukuk uyarınca tanınabilen bir “hak” ile ilgili bir uyuşmazlığın söz konusu olması gerektiğini yinelemektedir. Mahkeme ayrıca, ne Sözleşme ne de Sözleşme’ye ek İhtiyari Protokollerde kamu hizmetine atanma hakkının güvence altına alınmadığını kaydeder (Vogt / Almanya, 26 Eylül 1995, § 43, Seri A no. 323, ve Vilho Eskelinen ve Diğerleri / Finlandiya [BD], no. 63235/00, § 57, AİHM 2007‑II).
9. Mahkeme, Anayasa Mahkemesinin, Ömer Kılınç başvurusunda Sözleşme’nin 6 § 1 maddesindeki güvencelerin uygulandığına hükmettiğini kaydeder. Bu tespite ulaşan Mahkeme “medeni hak ve yükümlülükler” kavramının özerk anlamı olduğunu ve yalnızca davalı Devletin iç hukukuna atıfta bulunarak yorumlanamayacağını yineler (bk., König / Almanya, 28 Haziran 1978, § 88, Seri A no. 27). Dolayısıyla Mahkeme, söz konusu hükmün bahsedilen tartışmaya konu bakımından uygulanabilir olduğu varsayılsa dahi, yukarıda belirtilen türden bir kısıtlamanın meşru bir amaç gütmesi ve kullanılan araçlar ile ulaşılmak istenen amaç arasında makul bir orantılılık ilişkisi bulunması halinde, Sözleşme’nin 6. maddesi anlamında mahkemeye erişimde bir aksaklık olmayacağı için mevcut davada Sözleşme’nin 6 § 1 maddesinin uygulanabilirliği hususunu açık bırakabileceği kanısındadır (örneğin, bk., Bilan / Hırvatistan (k.k.), no. 57860/14, § 27, 20 Ekim 2020).
10. Mahkeme, bir mahkemeye erişimi kapsam dışında bırakan ulusal mevzuatın, Sözleşme’nin 6 § 1 maddesi kapsamında herhangi bir etki sahibi olabilmesi için hukukun üstünlüğü ilkesi ile uyumlu olması gerektiğini yineler. Ön sözde açıkça belirtilen ve Sözleşme’nin tüm maddelerinde yerleşik halde bulunan bu kavram, diğerlerinin yanı sıra, her türlü müdahalenin, ilke olarak, genel başvuru araçlarına dayanmasını gerektirir (bk., Baka / Macaristan [BD], no. 20261/12, § 117, 23 Haziran 2016 ve Grzęda / Polonya [BD], no. 43572/18, § 299, 15 Mart 2022).
11. Mahkeme, 675 sayılı kararnamenin 6. maddesi ile başvuranın atanmasının iptaline karşı bir kanun yolunun bulunmamasının darbe girişimi sonrasında 16 Temmuz 2016 tarihinde gerçekleştirilen kanun reformunun bir sonucu olduğunu ve askeri hareketliliği kontrol etme, askeri ayaklanmanın olası tekrarını önleme ve orduda düzeni yeniden tesis etme meşru amaçlarını izlediğini kaydeder. Mahkeme, kararname ile benimsenen tedbirlerin bir grup tanımlanabilen kişiyi hedefleyen kişiye özel (ad hominem) bir yapı (her ikisi de yukarıda anılan, Baka, § 117 ve Grzęda, § 299 aksine) sergilemediğini fakat OHAL’in ilk aşamalarına denk gelen astsubay adaylarının atamalarının iptal edilmesinin amaçlandığını gözlemler. Mahkeme bu bağlamda, 675 sayılı kararnamenin 6. Maddesinin, başlığından da anlaşılacağı üzere ve yalnızca 30 Temmuz 2016’da yapılması beklenen atamaları iptal ettiği gerekçesiyle geçici bir hüküm olduğunu tespit etmektedir. Diğer bir deyişle, atamaları iptal edilen astsubay adaylarının bir sonraki yıl eğitime yeniden başvurmalarını ve eğitimi tamamlamalarının ardından atanmamaları durumunda, ilgili tedbirlere idare mahkemeleri nezdinde itiraz etmelerini engelleyen herhangi bir şey bulunmamaktaydı. Bu durum Anayasa Mahkemesinin Ömer Kılınç (bk., yukarıda 6 paragraf) davasında kısıtlamayı orantılı bulan değerlendirmesine ilişkin bir faktördür.
12. Yukarıdaki bilgiler ışığında, Mahkeme, belirli bir alanda ve kısa bir zaman zarfı için mahkemeye erişim hakkına uygulanan kısıtlamanın bu tür koşullar altında orantısız olmayacağı kanısındadır.
13. Dolayısıyla, başvurunun bu kısmı açıkça dayanaktan yoksun olup, Sözleşme’nin 35 §§ 3 (a) ve 4 maddesi uyarınca reddedilmesi gerekmektedir.
Masumiyet karinesine ilişkin şikâyet14. Başvuran, aleyhinde bir cezai suçlama olmaksızın asker olarak atanmasının iptalinin masumiyet karinesi ilkesi ile uyumlu olmadığını ileri sürmektedir.
15. Mahkeme, doğrudan askeri düzenin yeniden tesis edilmesini öngören bir yasama eyleminden kaynaklanan söz konusu tedbirin “cezai suçlamanın” belirlenmesine ilişkin olmaması sebebiyle, Sözleşme’nin 6. maddesinin ceza yönü açısından uygulanamayacağı kanısındadır (bk., örneğin, Pişkin / Türkiye, no. 33399/18, § 108, 15 Aralık 2020). Dolayısıyla, Sözleşme’nin 6. maddesinin ceza yönü anlamında mevcut başvuruya uygulanamayacağını düşünmektedir.
675 sayılı KHK’nın geriye dönük uygulanmasına ilişkin şikâyetler16. Başvuran, söz konusu KHK 29 Ekim 2016 tarihinde kabul edilirken beklediği atamanın 30 Ağustos 2016 tarihinde gerçekleşmesi gerektiğini, dolayısıyla kanunun geriye dönük uygulanması sebebiyle Devletin karşısında olumsuz bir pozisyona düşürülerek adil yargılanma hakkının ihlal edildiğini ileri sürmüştür.
17. Mahkeme hâlihazırda, Sözleşme’nin 6. maddesinde güvence altına alınan hukukun üstünlüğü ilkesi ve adil yargılanma hakkı kavramının, yasa koyucunun, adaletin tecelli etmesine yönelik, söz konusu tartışmanın hukuki sonucunu etkilemek üzere tasarlanmış herhangi bir müdahalede bulunmasının önüne geçtiğine hükmetmiştir. Benzer sorunlara yol açan davalarda Mahkeme, Devletin taraflardan biri olduğu yargılamalar henüz mahkemeler önünde derdest durumdayken yasa koyucunun müdahale ettiğini tespit etmiştir. Dolayısıyla, Devletin taraf olduğu yargılamalara sonucu etkilemek amacıyla belirleyici bir şekilde müdahale ederek başvuranların Sözleşme’nin 6. maddesi tarafından güvence altına alınan haklarını ihlal ettiğine hükmetmiştir (Stran Greek Refineries ve Stratis Andreadis / Yunanistan, 9 Aralık 1994, §§ 49-50, Seri A no. 301-B; Papageorgiou / Yunanistan, 22 Ekim 1997, § 37, Karar ve Hükümler Derlemesi 1997‑VI; ve Organisation nationale des syndicats d’infirmiers libéraux (ONSIL) / Fransa (k.k.), no. 39971/98, AİHM 2000-IX).
18. Mahkeme, yukarıda bahsedilen durumun aksine, mevcut davada,yasa koyucunun müdahalesi sırasında adli makamlarına yapılmış herhangi bir yargı denetimi bulunmadığını kaydeder. Mevcut davadaki hiçbir unsur, söz konusu KHK’nın geriye dönük uygulanmasının hâlihazırda devam eden hukuki yargılamaları etkileme amacında olduğunu göstermemektedir.
Dolayısıyla, başvurunun bu kısmı açıkça dayanaktan yoksun olup, Sözleşme’nin 35 §§ 3 (a) ve 4 maddesi uyarınca reddedilmesi gerekmektedir.
Bu gerekçelerle, Mahkeme, oy birliğiyle,
Başvurunun kabul edilemez olduğuna karar vermiştir.
İşbu karar İngilizce olarak tanzim edilmiş olup, 11 Mayıs 2023 tarihinde yazılı olarak bildirilmiştir.
Dorothee von Arnim Jovan Ilievski
Yazı İşleri Müdür Yardımcısı Başkan