AVRUPA İNSAN HAKLARI MAHKEMESİ
İKİNCİ BÖLÜM
KABUL EDİLEBİLİRLİK HAKKINDA KARAR
Başvuru no. 33300/10
Ercan NAZLIER / Türkiye
Başkan,
Julia Laffranque,
Hâkimler,
Paul Lemmens,
Valeriu Griţco,
ve Bölüm Yazı İşleri Müdür Yardımcısı Hasan Bakırcı’nın katılımıyla 5 Aralık 2017 tarihinde Komite halinde toplanan Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (İkinci Bölüm),
Yukarıda anılan 13 Mayıs 2010 tarihli başvuruyu göz önüne alarak,
Davalı Hükümet tarafından ibraz edilen görüşleri ve bu görüşlere cevaben başvuran tarafından ibraz edilen görüşleri dikkate alarak,
Gerçekleştirilen müzakerelerin sonucunda aşağıdaki kararı vermiştir:
OLAYLAR
1. Başvuran Ersan Nazlıer 1980 doğumlu bir Türk vatandaşıdır. Başvuranın hapis cezasının infazına Diyarbakır Ceza İnfaz Kurumunda devam edilmektedir. Başvuran Mahkeme önünde Diyarbakır Barosuna bağlı Avukat M. Beştaş tarafından temsil edilmiştir.
2. Türk Hükümeti (“Hükümet”) ise kendi görevlisi tarafından temsil edilmiştir.
3. Davanın konusu, taraflarca ifade edildiği şekliyle aşağıdaki gibi özetlenebilir:
4. Başvuran, 7 Haziran 2006 tarihinde terör örgütü üyesi olduğu şüphesiyle Diyarbakır’da gözaltına alınmıştır.
5. Başvuranın, Diyarbakır Ağır Ceza Mahkemesi ve Cumhuriyet savcısı tarafından sorgulanmasının ardından tutuklu olarak yargılanmasına karar verilmiştir.
6. Diyarbakır Cumhuriyet Savcısı, başvuranı terör örgütü üyesi olmakla ve sahte kimlik belgeleri taşımakla suçlayan bir iddianameyi 20 Haziran 2006 tarihinde Diyarbakır Ağır Ceza Mahkemesine sunmuştur.
7. Diyarbakır Ağır Ceza Mahkemesi 28 Haziran 2006 tarihinde iddianameyi kabul ederek başvuranın yargılama öncesi tutukluluğunun devamına karar vermiştir.
8. Diyarbakır Cumhuriyet Savcısı, 24 Kasım 2006 tarihinde, başvuran hakkında ikinci bir iddianame hazırlamış ve başvuranı Türk Ceza Kanunu’nun 302. maddesi kapsamında anayasal düzenini bozmaya teşebbüs etmekle itham etmiştir. Özellikle, başvuran bir askeri öldürmekle suçlanmıştır. İki dava birleştirilmiştir.
9. Diyarbakır Ağır Ceza Mahkemesi, 28 Haziran 2006 ve 12 Mart 2013 tarihleri arasında kırkaltı duruşma gerçekleştirmiştir. Her duruşmanın sonunda, mahkeme başvuranın yargılama öncesi tutukluluk halini incelemiştir. Diyarbakır Ağır Ceza Mahkemesi, başvurana isnat edilen suçun ciddiyetini ve delillerin durumunu göz önünde bulundurarak başvuranın tutukluluğunun devam etmesine karar vermiştir. Başvuran ve avukatı her duruşmada hazır bulunmuştur.
10. Diyarbakır Ağır Ceza Mahkemesi, 12 Mart 2013 tarihinde başvuranın suçunu sabit bulmuş ve başvuranı müebbet hapis cezasına mahkûm etmiştir. Aynı zamanda, mahkeme başvuranın tutukluluğunun devamına karar vermiştir. Başvuran temyiz başvurusunda bulunmuştur.
11. Yargıtay, 18 Mart 2014 tarihinde ilk derece mahkemesinin kararını onamıştır.
ŞİKÂYETLER
12. Başvuran, Sözleşme’nin 5 § 3 maddesi kapsamında yargılama öncesi tutukluluk süresinin aşırı derecede uzun olduğundan şikâyetçi olmuştur. Başvuran ayrıca, mahkemelerin, tutukluluk halinin devamına karar verirken hemen hemen aynı ve basmakalıp gerekçeler sunduklarını belirtmiştir. Bu bağlamda, başvuran ayrıca Sözleşme’nin 3, 6 § 2, 7 ve 8. maddelerine dayanarak, yargılama öncesi tutukluluk süresinin aşırı olmasının kötü muamele teşkil ettiğini ve masumiyet karinesi ile özel hayata saygı hakkını ihlal ettiğini ileri sürmüştür. Başvuran, tutukluluk süresinin mahkûmiyet kararı verilmeden bir cezaya döndüğünü iddia etmiştir.
13. Başvuran, Sözleşme’nin 5 § 4 ve 13. maddeleri kapsamında iç hukuk sisteminin kendisine yargılama öncesi tutukluluk halinin devamına etkin bir şekilde itiraz edebileceği etkili bir hukuk yolu sağlamadığını öne sürmüştür.
14. Başvuran, Sözleşme’nin 6 § 1 maddesine dayanarak, kendisi aleyhinde açılan ceza yargılamalarının makul bir süre içinde tamamlanmadığından şikâyet etmiştir.
15. Ek olarak, başvuran Sözleşme’nin 6. maddesi kapsamında yargılamayı yürüten mahkemenin kendisine ya da avukatına danışmadan Cumhuriyet savcılığının iddianamesini kabul etmesi dolayısıyla silahların eşitliği ilkesinin ihlal edildiğini belirtmiştir.
16. Son olarak, başvuran Sözleşme’nin 14. maddesine dayanarak kendisine isnat edilen suçun niteliği nedeniyle ayrımcılığa maruz kaldığını ileri sürmüştür.
HUKUKİ DEĞERLENDİRME
A. Sözleşme’nin 5 § 3 Maddesi
17. Başvuran Sözleşme’nin 3, 5 § 3, 6 § 2, 7 ve 8 maddeleri kapsamında tutuklu yargılanmasının uzunluğu hakkında şikâyette bulunmuştur.
18. Mahkeme, somut davanın koşulları çerçevesinde başvuranın şikâyetlerinin sadece Sözleşme’nin 5 § 3 maddesi kapsamında incelenmesinin daha uygun olduğunu düşünmektedir.
19. Hükümet, başvuranın iç hukuk yollarını tüketmemiş olduğunu belirtmiştir. Hükümet, başvuranın aleyhinde verilen ilk derece mahkemesinin kararının kesinleştiği tarihten itibaren Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 141. maddesi uyarınca ulusal mahkemeler nezdinde tazminat talep etmesi gerektiğini kaydetmiştir.
20. Mahkeme, Şefik Demir/Türkiye (no. 51770/07, §§ 17-35, 16 Ekim 2012) davasında verdiği kararda başvuranın Sözleşme’nin 5 § 3 maddesi kapsamındaki şikâyetini iç hukuk yollarının tüketilmemiş olması sebebiyle kabul edilemez olarak beyan ettiğini yinelemektedir.
21. Mahkeme somut davada, başvuranın tutukluluğunun 12 Mart 2013 tarihinde Diyarbakır Ağır Ceza Mahkemesinin mahkûmiyetine hükmetmesi ile sona erdiğini kaydetmektedir. Söz konusu bu karar Yargıtayın kararı (bk. yukarıdaki 11. paragraf) ile 18 Mart 2014 tarihinde kesinleşmiştir. Bu tarihten itibaren başvuran, CMK’nın 141. maddesi uyarınca tazminat talep etme hakkına sahip olmasına rağmen (bk. yukarıda anılan Şefik Demir, § 35), bu kanun yoluna başvurmamıştır.
22. Mahkeme, iç hukuk yollarının tüketilip tüketilmediğine ilişkin değerlendirmenin, normal şartlarda, Mahkemeye başvurunun yapıldığı tarih esas alınarak gerçekleştirildiğini hatırlatmaktadır. Ancak, Mahkemenin birçok kararında belirttiği üzere bu kural, her davanın kendine özgü koşullarıyla haklı kılınabilecek istisnalara tabidir (bk. İçyer/Türkiye (k.k.), no. 18888/02, § 72, AİHM 2006-I). Mahkeme geçmişte, ceza yargılamalarındaki nihai karardan sonra uygulanabilir olan, tutukluluğun uzunluğuna ilişkin yukarıda belirtilen hukuk yoluna ilişkin davalarda bu kuraldan ayrılmıştır (bk. diğer kararlar arasında, Tutal ve Diğerleri/Türkiye (k.k.), no. 11929/12, 28 Ocak 2014). Mahkeme, söz konusu istisnanın somut davada da uygulanması gerektiği kanaatindedir.
23. Sonuç olarak, Mahkeme, Hükümetin itirazını dikkate alarak, başvurunun bu kısmının, Sözleşme’nin 35 §§ 1 ve 4 maddesi uyarınca, iç hukuk yollarının tüketilmemiş olması nedeniyle reddedilmesi gerektiği kanaatine varmıştır.
B. Sözleşme’nin 6 § 1 maddesi
24. Başvuran, aleyhinde açılan ceza yargılamalarının uzunluğunun, Sözleşme’nin 6 § 1 maddesinde düzenlenen “makul süre” koşuluyla bağdaşmadığı konusunda şikâyette bulunmuştur.
25. Hükümet, yargılamaların uzunluğu ve kararların icra edilmemesiyle ilgili başvuruların incelenmesi için 6384 sayılı Kanun uyarınca yeni bir Tazminat Komisyonunun kurulduğunu kaydetmiştir. Hükümet başvuranın Tazminat Komisyonuna başvurmadığı için iç hukuk yollarını tüketmediğini ve bu gerekçenin Turgut ve Diğerleri ((k.k.), no. 4860/09, 26 Mart 2013) davasında Mahkeme tarafından tanındığını belirtmiştir.
26. Mahkeme, Hükümet tarafından belirtildiği üzere, Ümmühan Kaplan/Türkiye (no. 24240/07, 20 Mart 2012) davasında pilot karar usulünün uygulanmasının ardından Türkiye’de yeni bir iç hukuk yolunun uygulanmakta olduğunu dikkate alır. Daha sonra, Mahkeme, yukarıda anılan Turgut ve Diğerleri davasındaki kararında, başvuranın bu yeni hukuk yolunun yürürlüğe girmesi ile iç hukuk yollarını tüketmemiş olduğu gerekçesiyle, yeni bir başvurunun kabul edilemez olduğuna karar vermiştir. Bu kararı verirken Mahkeme özellikle, bu yeni hukuk yolunun muhtemel surette (a priori) erişilebilir olduğunu ve yargılamanın uzunluğuna ilişkin şikâyetler için makul bir tazmin imkânı sunabildiğini değerlendirmiştir.
27. Mahkeme, yukarıda anılan Ümmühan Kaplan ( § 77) davasındaki kararında, yeni hukuk yolunun yürürlüğe konmasından önce Hükümete hâlihazırda tebliğ edilmiş olan davalar kapsamındaki benzer şikâyetleri yine de normal usul doğrultusunda inceleyebileceğine vurgu yaptığına işaret etmektedir.
28. Ancak, Mahkeme, Hükümetin başvuranların 6384 sayılı Kanun ile tesis edilmiş olan yeni iç hukuk yoluna başvurmamış olmalarına ilişkin ilk itirazını göz önünde bulundurarak, yukarıda anılan Turgut ve Diğerleri davasında varmış olduğu sonucu yinelemektedir. Bu nedenle Mahkeme, ceza yargılamasının aşırı uzun sürmesine ilişkin şikâyetin, iç hukuk yollarının tüketilmediği gerekçesiyle Sözleşme’nin 35 §§ 1 ve 4 maddesi uyarınca reddedilmesi gerektiğine karar vermiştir (bk. Rifat Demir/Türkiye, no. 24267/07, § 35, 4 Haziran 2013 ve Yiğitdoğan/Türkiye (no. 2), no. 72174/10, § 59, 3 Haziran 2014).
C. Diğer Şikâyetler
29. Başvuran, Sözleşme’nin 5 § 4 ve 13. maddeleri uyarınca tutukluluğuna etkili bir şekilde itiraz edebileceği etkili bir hukuk yolu olmadığını ileri sürmüştür. Başvuran, ayrıca, Sözleşme’nin 6 § 1 maddesi kapsamında yargılamayı yürüten mahkemenin kendisine ya da avukatına danışmadan Cumhuriyet savcılığının iddianamesini kabul etmesi dolayısıyla silahların eşitliği ilkesinin ihlal edildiği hususunda şikâyetçi olmuştur. Ek olarak, başvuran Sözleşme’nin 14. maddesine dayanarak kendisine isnat edilen suçun niteliği nedeniyle ayrımcılığa maruz kaldığını ileri sürmüştür.
30. Mahkeme, mevcut bilgi ve belgeleri göz önünde bulundurarak ve şikâyet konusu hususları görev alanına girdiği ölçüde dikkate alarak, Sözleşme veya Ek Protokollerde belirtilen hak ve özgürlükler açısından herhangi bir ihlalin söz konusu olmadığı kanaatine varmıştır. Dolayısıyla, Mahkeme, başvurunun bu kısmının açıkça dayanaktan yoksun olduğu ve Sözleşme’nin 35. maddesinin 3 ve 4. fıkraları uyarınca reddedilmesi gerektiği sonucuna varmıştır.
Bu gerekçelerle, Mahkeme, oy birliğiyle,
Başvurunun kabul edilemez olduğuna karar vermiştir.
İşbu karar, İngilizce olarak tanzim edilmiş olup ve 11 Ocak 2018 tarihinde yazılı olarak bildirilmiştir.
Hasan BakırcıJulia Laffranque
Yazı İşleri Müdür YardımcısıBaşkan
Full & Egal Universal Law Academy