AVRUPA İNSAN HAKLARI MAHKEMESİ
İKİNCİ BÖLÜM
KABUL EDİLEBİLİRLİK HAKKINDA KARAR
Başvuru no. 62616/11
Ajda İNCİ / TÜRKİYE
Başkan
Julia Laffranque,
Yargıçlar
Jon Fridrik Kjølbro,
Stéphanie Mourou-Vikström,
ve Yazı İşleri Müdür Yardımcısı Hasan Bakırcı’nın katılımıyla 17 Ekim 2017 tarihinde komite halinde toplanan Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (İkinci Bölümü), 24 Ağustos 2011 tarihli başvuruyu göz önünde bulundurarak, yapılan müzakereler neticesinde aşağıdaki kararı vermiştir:
OLAYLAR
1. Başvuran Ajda İnci, 1983 doğumlu Türk vatandaşı olup, Diyarbakır’da ikamet etmektedir. Mahkeme önünde, Ankara Barosuna bağlı Avukat F. B. Baba tarafından temsil edilmiştir.
2. Başvurunun kendine özgü koşulları, başvuran tarafından ifade edildiği şekilde aşağıdaki gibi özetlenebilir.
3. Ankara’da bulunan Sincan Cezaevinde tutuklu olan başvuran, 14 Mayıs 2009 tarihinde, karın ağrısı şikâyeti nedeniyle hastaneye kaldırılmayı talep etmiştir.
4. Başvuran, 15 Mayıs 2009 tarihinde, üç jandarma, bir gardiyan ve bir hücre arkadaşı eşliğinde cezaevi minibüsü ile Sincan Devlet Hastanesine götürülmüştür.
5. Başvuran, G.K. isimli pratisyen doktor tarafından muayene edildiği sırada jandarmaların odadan çıkmayı reddettiklerini belirtmektedir; ilgili kıyafetlerini çıkarmadan muayene edildiğini ileri sürmektedir. Kan vermek için hastanenin laboratuarına geçtiği esnada hem fiziksel hem de sözlü olarak kendisine kötü davranıldığını ve rahatsız edildiğini ileri sürmektedir. Başvuran, Sincan Cezaevine döndüğünde, kendi talebi üzerine kurumun doktoru tarafından muayene edilmiştir.
6. Başvuran, yine 15 Mayıs 2009 tarihinde öğleden sonra, jandarmaların kendisini tekrar hastaneye götürmek için ısrar ettiklerini, ancak hayatı için endişe etmesi nedeniyle reddettiğini ileri sürmektedir. Rütbeli bir jandarmanın kendisini sözlü olarak tehdit ettiğini ileri sürmektedir. Başvuran daha sonra hücresine götürülmüştür.
7. Aynı tarihli bir rapor, dava dosyasında yer alan bilgilere göre, başvuranın vücudunda herhangi bir darp ya da cebir izine rastlanmadığını tespit etmektedir.
8. Başvuran, yine aynı gün akşam vakti, ortaya çıkan şişme ve morluklar nedeniyle kolunda oluşan ağrılardan şikâyetçi olmuştur.
9. Başvuran, 16 Mayıs 2009 tarihinde yeniden Sincan Devlet Hastanesine götürülmüş ve orada ilgilinin röntgenleri çekilmiştir. Başvuranı muayene eden doktor, kolunda kırık olmadığını bildirmiş ve ilgiliye ilaç yazmıştır. Hastane tarafından aynı gün sunulan bir raporda yumuşak dokularda travma olduğu belirtilmiştir.
10. Başvuran, 18 Mayıs 2009 tarihinde, aynı kolundaki ağrılar nedeniyle cezaevinin doktoru tarafından yeniden muayene edilmiş ve inceleme için Adli Tıp Kurumu’na sevk edilmesi talebinde bulunmuştur. Yukarıda anılan doktor, söz konusu sevki gerekli görmemesi sebebiyle başvuranın sevk edilmesini reddetmiştir.
11. Başvuran, aynı tarihli bir mektupla, Sincan Cezaevi personelinden şikâyetçi olmuştur.
12. Dosyayı tıbbi olarak gözlemlemesi için başvurulan Adli Tıp Kurumu, 1 Temmuz 2009 tarihli bir raporuyla, 16 Mayıs 2009 tarihli raporda bahsedilen yumuşak dokulardaki travmaya atıfta bulunmuştur ve basit bir tıbbi müdahaleyle tedavi edilebilecek hafif yaralanmalar olduğunu belirtmiştir. Adli Tıp Kurumu, hayati bir tehlike bulunmadığı sonucuna varmıştır.
13. Belirlenmemiş bir tarihte Parlamentonun İnsan Hakları Komisyonu, Sincan savcısını ("Savcı") başvuranın iddiaları hakkında soruşturma açmaya davet etmiştir.
14. Başvuran, M.D.K., M.İ. ve H.D isimli jandarmalar ile cezaevi personelinin hem davacı hem de şüpheli oldukları bir soruşturma başlatılmıştır. Savcı, yukarıda anılan bütün kişileri ve başvuranla Sincan Devlet Hastanesine gelen hücre arkadaşını sorgulamıştır. Hapishanedeki Y.E. ve H.P isimli iki gardiyan, G.K. ve D.K.Z. isimli doktorlar ve C.A. isimli hemşire de tanık olarak dinlenmiştir.
15. Başvuran, 2 Temmuz 2009 tarihinde, 15 Mayıs 2009 tarihinde bir tutanakta belirtilmekte olduğu üzere kendisine uygulanmak istenen tıbbi tedaviyi reddettiği ve jandarmalara hakaret ettiği gerekçesiyle Savcı tarafından şüpheli olarak sorgulanmıştır. Bu tutanakta jandarmalar, başvuranın tutanak belgesini imzalamayı reddettiğini de belirtmişlerdir. Başvuran, sorgusu esnasında tutanağın hiçbir zaman bilgisine sunulmadığını beyan etmiş ve olayları kendi açısından ifade etmiştir.
16. Savcı, 29 Aralık 2010 tarihinde, şüpheliler hakkındaki suçlamalara dair delil yetersizliği sebebiyle takipsizlik kararı vermiştir. Savcı kararını verirken, diğerleri arasında, ilgilinin sağlık muayenesinin, odayı terk etmeyi reddettikleri için jandarmalar eşliğinde, perde arkasında, gerçekleştiğini ileri süren G.K. isimli doktor ve Y.E. isimli gardiyanın tanıklıklarına başvurmuştur. Savcı; jandarmaların, 30 Ekim 2003 tarihinde İçişleri Bakanlığı, Sağlık Bakanlığı ve Adalet Bakanlığı tarafından imzalanan, tutukluların sağlık hizmetlerine erişimlerinde güvenliğin korunmasına ilişkin Protokol’ün 61. maddesine uygun olarak hareket ettiklerini belirtmektedir. Jandarmaların, bu hükme göre, güvenlik önlemleri olmayan muayene odalarında bulunmaları gerekmektedir ve varlıkları her halükarda, Terörle Mücadele Kanunu çerçevesinde terör ile ilgili suçlardan tutuklu kişiler için zorunludur.
17. Savcı ayrıca, sorgu sırasında üç jandarma tarafından verilen ifadelere atıfta bulunmuş ve aşağıdaki açıklamalara yer vermiştir: Jandarmalar kendilerine yönelik yapılan suçlamaları reddetmişler ve başvuranın Sincan Devlet Hastanesinde bulunduğu muayene odasının penceresinde parmaklık bulunmadığından, herhangi bir kaçma riskini önlemek ve orada bulunan kişilerin güvenliğini sağlamak için odayı terk etmeyi reddettiklerini ileri sürmüşlerdir. Jandarmalar, doktorun başvuranı, görüş alanlarının dışında, bir perdenin arkasında muayene ettiğini ve başvuranın dermatoloji bölümüne sevk edildiğini ifade etmişlerdir. Jandarmalar, ilgilinin kan örneği alınırken kelepçelerini çıkardıklarını ve yavaş hareket ettiğini görünce, acele etmesini söylediklerini, bunun sonrasında başvuranın onlara hakaret ettiğini de belirtmişlerdir. Jandarmalar, başvuranı sakinleştirmek için kollarından tutup cezaevi minibüsüne götürmek zorunda kaldıklarını ve tedavisini sürdürmeyi reddettiği için yeniden cezaevine götürdüklerini ifade etmişlerdir. Jandarmalar, cezaevine döndüklerinde, başvuranın, raporunda hiçbir darbe veya yara izi fark etmediğini belirten kurum doktoru tarafından muayene edildiğini eklemişlerdir.
18. Savcı, başvuranı zapt etmek için kullanılan gücün orantılı olup olmadığını belirlemek için Sincan Devlet Hastanesinin ve Adli Tıp Kurumu’nun raporlarının sonuçlarını da incelemiştir. Savcı, olayların akışı ve ilgilinin tedaviyi sürdürmek istememesi bakımından, jandarmaların güvenliği sağlamak adına güç kullanımına ilişkin yasa tarafından verilen sınırları aşmadıkları ve ilgilinin sağlık hizmetlerine erişme hakkına engel olmadıkları sonucuna varmıştır.
19. Ankara Ağır Ceza Mahkemesi, 9 Şubat 2011 tarihinde, savcılık tarafından verilen takipsizlik kararını onamıştır. Bu karar, başvurana 24 Şubat 2011 tarihinde tebliğ edilmiştir.
ŞİKÂYETLER
20. Başvuran, Sözleşme’nin 1 ve 3. maddelerini ileri sürerek, Sincan Devlet Hastanesindeki muayenesi esnasında hem fiziki hem sözlü olarak kötü muamele gördüğünü iddia etmektedir. Başvuran aynı zamanda etkili soruşturma yokluğundan ve söz konusu memurların yetkili makamlar tarafından cezasız bırakılmalarından da şikâyetçidir.
HUKUKİ DEĞERLENDİRME
21. Mahkeme, şikâyetleri yalnızca Sözleşme’nin 3. maddesi kapsamında incelemeye karar vermiştir. Bu madde aşağıdaki şekildedir:
"Hiç kimse işkenceye veya insanlık dışı ya da aşağılayıcı muamele veya cezaya tabi tutulamaz."
22. Mahkeme, söz konusu yasak ve usuli yükümlülükler ile ilgili olarak, Bouyid/Belçika ([BD], No. 23380/09, 81 ila 90. ve 114 ila 123. paragraflar, AİHM 2015) kararında açıklandığı şekliyle, genel ilkelere atıfta bulunmaktadır.
23. Mahkeme ayrıca, Sözleşme’nin 3. maddesine aykırı olan kötü muamele iddialarının uygun delil unsurlarıyla desteklenmeleri gerektiğini hatırlatmaktadır (Klaas/Almanya, 22 Eylül 1993, 30. paragraf, Seri A No. 269, Erdagöz/Türkiye, 22 Ekim 1997, 40. paragraf, Hüküm ve Kararlar Raporları 1997 VI, ve Jalloh/Almanya [BD], No. 54810/00, 67. paragraf, AİHM 2006 IX).
24. Mahkeme, somut olayda, Türk Parlamentosu İnsan Hakları Komisyonu’nun talebi üzerine, soruşturmadan sorumlu yetkililerin başvuran tarafından bildirilen olayları tespit etmek için hemen harekete geçmiş olduklarını gözlemlemektedir.
25. Mahkeme, Savcının, başvuranın ve hücre arkadaşının ifadelerini aldığını, suçlamaya konu edilen M.D.K., M.İ. ve H.D. isimli jandarmaların sorgulandığını ve aynı şekilde Y.E. ve H.P. isimli gardiyanlar, G.K. ve D.K.Z. isimli doktorlar ile C.A. isimli hemşirenin tanık olarak sorgulandıklarını tespit etmektedir. Mahkeme, başvuranın, 16 ve 18 Mayıs 2009 tarihlerinde en az iki kez muayene edildiğini ve Adli Tıp Kurumu tarafından tıbbi görüş verildiğini kaydetmektedir. Mahkeme, yalnızca hafif bir yaralanmanın tespit edildiğini ve Adli Tıp Kurumu’nun bunun tedavi edilmesi için basit bir tıbbi müdahalenin yeterli olduğunu değerlendirdiğini tespit etmektedir. Mahkeme, Savcının, başvuranın ifadelerini dosyadaki sağlık raporlarının sonuçlarıyla karşılaştırdığını gözlemlemektedir.
26. Mahkeme ayrıca, başvuranın, G.K. isimli pratisyen doktor tarafından tedavi edildiği koşullar ile ilgili olarak, Savcının bu doktoru, bir gardiyanı ve jandarmaları sorguladığını ve muayenenin güvenlik güçlerinin eşliğinde, ancak bir perdenin arkasında başvuranın mahremiyetine riayet edilerek ve tutukluların sağlık hizmetlerine erişimlerinde güvenliğin sürdürülmesine ilişkin Protokol’ün hükümlerine uygun olarak gerçekleştiğini gözlemlemektedir (yukarıda 16. paragraf).
27. Mahkeme, yukarıda anılan unsurlar dikkate alınarak, Savcının, başvuranın iddialarını destekleyecek delil olmamasından dolayı takipsizlik kararı verdiğini ve jandarmaların somut olayda ilgiliyi zapt etmek için kullandıkları güç ile alakalı yasa tarafından koyulan sınırları aşmadıklarını değerlendirdiğini kaydetmektedir. Mahkeme, bu kararın Ankara Ağır Ceza Mahkemesi tarafından onandığını belirtmektedir.
28. Mahkeme bu durumda, şüpheliler, tanıklar, başvuran ve başvuranın hücre arkadaşının beyanlarının inandırıcılık derecesi ve davaya özgü koşullar dikkate alındığında, sağlık raporlarının önemini değerlendirmek için ulusal adli makamların daha iyi bir konumda olduğunun altını çizmektedir (Aksin ve diğerleri/Türkiye, No. 4447/05, 38 ila 40. paragraflar, 1 Ekim 2013).
29. Mahkeme, yukarıda anılanlar göz önünde bulundurulduğunda, başvuranı sevk edildiği ve yattığı Sincan Devlet Hastanesine götüren jandarmalardan “her türlü makul şüphenin ötesinde” 3. maddeye aykırı olarak kötü muamele gördüğü iddiaları hakkında bir sonuca varmak için (Hüsniye Tekin/Türkiye, No. 50971/99, 50. paragraf, 25 Ekim 2005, ve Erdagöz, yukarıda anılan, 42. paragraf) veya yetkililerin bu konuda uygun bir soruşturma yürütmediklerini desteklemek için uygun unsur ve iddialara sahip değildir.
30. Bu nedenle, Mahkeme, Sözleşme’nin 35. maddesinin 3 fıkrasının a) bendi ve 4. fıkrası uyarınca, açıkça dayanaktan yoksun olduğu gerekçesiyle, başvurunun kabul edilemez olduğu sonucuna varmaktadır.
Bu gerekçelerle, Mahkeme, oy birliğiyle,
Başvurunun kabul edilemez olduğuna karar vermiştir.
İşbu karar, Fransızca dilinde tanzim edilerek, 16 Kasım 2017 tarihinde yazılı olarak tebliğ edilmiştir.
Hasan Bakırcı Julia Laffranque
Yazı İşleri Müdür Yardımcısı Başkan
Full & Egal Universal Law Academy